Faith
67 theses under this subject heading
Muhyiddin İbnü'l Arabî'de akıl iman ilişkisi
Akıl iman ilişkisi konusunda tarih boyunca bir çatışma olduğu görülmektedir. Farklı din mensubu taraftarları, imanı tereddütsüz kabul edilmesi gereken bir unsur olarak gördüğünden, akıl kavramı yeri imana göre oluşturulmaya çalışılan ya tamamen dışlanan ya da tedbirli yaklaşılan bir kavram olmuştur. Aklın imanla ilişkisi dini epistemolojide bakıldığında ise, imanı önermelerin temellerinin kaynağı ve bu kaynakların doğrulanabilir olup olmadığı soruları gündeme gelmiş ve bu soruların temelini ise; hem iman kavramının farklı şekillerde anlaşılması hem de imanın temeli ve mahiyetiyle ilgili farklı düşüncelerin bulunması oluşturmuştur. İmanın temelinde kimilerine göre akli süreçler bulunurken kimilerine göre ise akli süreçlerle temellendirilemeyen unsurlar bulunmaktadır. Muhyiddin İbnü'l Arabî İslam düşünce tarihinde ortaya koyduğu düşünce sistemiyle çok tartışılmış, doğuda ve batıda hala isminden söz edilen ve hakkında birçok eser yazılan, önemli bir sûfî-filozoftur. İbnü'l Arabî'ye göre akıl, insanı Allah'ın vahdet bilgisine selbi olarak götüren bir araç olmakla birlikte marifet bilgisine yani O'nun Zâti bilgisini idrak etmesinde yetersiz kalır. Aklın idrak alanı gayb âlemi değildir çünkü akıl metafizik âlemin bilgisine ulaşamaz. Akıl sınırlıdır ve aklın üstünde olan bilgi kaynağı ise keşftir. Keşf ise bizi marifetin bilgisine ulaştırır. İnsanın amacı da marifetullaha erişmektir. Marifetullah ise Allah'ın Zâti bilgisine erişmek demektir. Marifetullaha erişmek ise keşf ile olur. Akıl bize Allah'ın varlığını gösterir, keşf ise Allah'ın bilgisine ulaştırır iman ise bize Allah'ın Zatını tanıttırır. Bundan dolayı akıl ve iman birbirini tamamlar ve kuvvetlendirir. Akıl imanın nuruyla aydınlanmalıdır ve imana tabi olmuş akıl gereklidir. İbnü'l Arabî ilmin rütbesinin, imandan daha üstün olduğunu belirterek ilme ulaşmada temel kaynak olan aklın önemini vurgulamış ve akılsız gerçekleşmeyecek olan imanın vurgusunu yapmış böylelikle de akıl ve imanın bütünlüğünü vurgulamıştır. Anahtar Kavramlar: İbnü'l Arabî, Akıl, Keşf, İman
Ebü'l Muîn en-Nesefî ile Ebû İshak es-Saffâr'ın iman anlayışlarının mukayesesi
Bu çalışmada, Hanefî-Mâtürîdî kelâm anlayışının önemli temsilcilerinden kabul edilen Ebü'l-Muîn en-Nesefî (öl. 508/1115) ile Ebû İshak es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) iman anlayışları incelenmiştir. Nesefî'nin Tebsıratü'l-edille fi usûli'd-dîn ve Saffâr'ın Telhîsü'l-edille li-kavâidi't-tevhîd adlı hacimli kelâm eserleri bulunmaktadır. Çalışma, Nesefî ve Saffâr'ın iman anlayışlarını bu eserler kapsamında tespit etmeyi, incelemeyi ve mukayese etmeyi amaçlamıştır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Nesefî ile Saffâr'ın hayatları ve ilmî kişilikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde iman konusuyla ilgili imanın tanımı, iman-amel ilişkisi, imanın artıp-azalması, iman-islâm münasebeti ve imanın mahlukiyeti gibi kelâmî tartışmalara değinilmiş ve kelâm mezheplerinin bu konulardaki görüşleri incelenmiştir. Son bölümde Nesefî ile Saffâr'ın iman anlayışları günümüze ulaşan eserleri üzerinden tespit edilmiş, irdelenemiş ve görüşlerindeki benzerlik ve varsa farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde ulaşılan bilgiler paylaşılmıştır.
Hud suresinde akîdenin terbiyesine dair örnekler
The research dealt with the Doctrinal Educational Signs in Surat Hud, an Objective Study. The research showed the importance of faith in God Almighty and the emphasis on the pillars of faith, including faith in the previous messages, its prophets, and the miracles performed by God Almighty at the hands of these prophets. The study also referred to the end of oppression and tyrants, as well as to the end of Pharaoh. Among the topics covered by the research is trust in God Almighty, which was referred to by some verses of the blessed surah. If trust is achieved with the servant, then he has gained tranquility in his heart and lived free, not deceived by money or worldly gains. The study also showed that the prophets showed miracles, and that God Almighty did not send a messenger except that he supported him with something that proves his sincerity, or incapacitates his challengers, and miracles differ from people to people, according to what that people are famous for. The study also indicated that whoever follows the oppressor will perish with his destruction, and in all his affairs and linking the causes to God,s will, which is complete trust in God Almighty. The researcher also referred to the prominent feature of the prophets, peace be upon them, and the preachers after them, which is the great function for which God sent the messengers and revealed the books, namely the call to unite God Almighty, reform the nations and lift injustice from people, and the greatness and sanctity of the call; It was purely for God Almighty, and introducing people to their Lord without return, which is what the prophets have always stated: I do not ask you for a reward for it. Likewise, pointing out that reform saves nations from destruction, and that injustice destroys them. Because reform is a safety valve for nations, and injustice is the key to their destruction. The study touched on signs related to the remembrance of God Almighty, on top of which is seeking forgiveness; Because of his great virtues and abundant blessings; Because it works to free the heart from sins, so that it is pure in the future of acts of worship. Where blessing and facilitation, and reconciliation with the name of God. Among the educational references in this surah is the command to maintain prayer. And that egoism is one of the attributes of obedient believers, and it is a sign that accompanies the true believer, so he is humble and reassuring, and he follows the path of humility towards the believers. Among the most important findings of the researcher are: that the faith bond takes precedence over the blood bond, so the principle here is belief in God Almighty and good deeds, without being deceived by what is less than that, such as the clan bond, the blood bond, or the national bond, and this is apparent in the story of our master Shuaib, peace be upon him. Among the educational signs mentioned in the surah is the call to uprightness and steadfastness in religion, that is the verse that grayed the Prophet. Keywords: Interpretation. Surat Hud. Educational Signs. Doctrine. Faith. Straightforwardness. Ask Forgiveness.
Mevlana ve Kierkegaard'da Fideizm
Din, insanoğlunun varoluşundan itibaren tartışılagelen ve günümüzde de çözüme kavuşmamış olan, içinde gizem barındıran bir olgudur. İnsan hayatında oldukça önemli yer kaplayan din kavramının -bilhassa dini dogma ve öğretilerin- çözümlenememiş yönlerinin hakikati yansıtıp yansıtmadığı, epistemolojik olarak temellendirilebilir olup olmadığı, iman-akıl ilişkisinin ne düzeyde ve ne şekilde olması gerektiği gibi sorunlar hayatın amacını anlamlandırma çabası içinde olan insanlar için geçmişten bu yana hep ilgi odağı olmuştur. Akıl ile iman arasındaki ilişkinin tam olarak ortaya konulmaması bu ilgi odağını bir çatışma haline büründürmüştür. Antik çağ filozoflarından bu yana tartışılagelen bu durum günümüzde de devam etmektedir. Fideizm bu süreğen tartışmaya açıklık getirmek için çeşitli görüşler sunmuştur. Bu bağlamda Fideizm ile ilgilenen filozofların hem İslam felsefesinde (Mevlana) hem de Hristiyan Felsefesinde (Kierkegaard) yaptıkları çalışmalar, fideizmin karanlık yönüne ışık tutmaktadır. Mevlâna ve Kierkegaard, Tanrı'nın kanıtlanmasının imkânsız olduğu hususunda benzer fikirlere sahiptirler. Onlara göre Tanrı'ya iman etmek için kanıt aramak, inanç açısından istenilen bir durum değildir. Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizm ile ilgili görüşlerinin incelendiği bu çalışmada iki temel hedef üzerinde durulmaktadır. Öncelikle Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizmini daha anlaşılır kılmak için: fideizm açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber elde edilen fideizm çerçevesinde bu iki filozofun eserlerinden hareketle inanç konusunda ki benzer ve farklı görüşlerini ortaya koymak amaçlanmaktadır.
Din psikolojisi açısından Kur'an'da imanın oluşum süreci
Bu çalışma Kur'an'da imanın oluşum süreci ile ilgili ayetleri din psikolojisi açısından incelemeyi konu edinmiştir. Burada Kur'an ayetlerinin imanın oluşumunu nasıl ve hangi süreçlerden geçerek gerçekleştirdiği araştırılacaktır. Özellikle bu süreci yaşayan bireyin hangi duyguları yaşadığı ve imanın onun hayatında meydana getirdiği değişiklikler ortaya koyulmaya çalışılmakta ve aynı zamanda Kur'an ayetleri ile desteklenmeye gayret edilmektedir.
Kur'an'ın inanç ve inançsızlığa bakışı: Psikolojik bir yaklaşım
Bu çalışma, Kur'an'ın inanç ve inançsızlığa bakışını, psikolojik yönden incelemeyi konu edinmiştir. Burada, inancın tanımlanması, gelişimi ve evreleri, inancı besleyen kaynaklar, iman, imanın gelişim süreci, boyutları, kişiliğe yansıması, inanç ve iman ayırımı, inançsızlık, inançsızlığın tanımlanması, şekilleri, inançsızlıkta etken faktörler, dinsel şüphenin tanımlanması, çeşitleri, Kur'an-ı Kerim'in inanç ve inançsızlığa bakışı psikolojik yönden araştırılmıştır. Bireyin yaşamında, inanç ile inançsızlığın nasıl, ne şekilde psikolojik ve dinî değişiklikler meydana getirdiği ortaya konulmuş, aynı zamanda bu konular Kur'an ayetleri ile açıklanmaya gayret edilmiştir.Anahtar Kelimeler: İnanç, İman, İnançsızlık, Dinsel Şüphe, Kur'an, Din Psikolojisi
Bilgi ve iman problemi bağlamında Kur'an'da delillendirme yöntemleri ve kelâmî yansımaları
"Bilgi ve İman Problemi Bağlamında Kur'an'da Delillendirme Yöntemleri ve Kelâmi Yansımaları" adlı çalışmamız Kur'an'da belirlenen İslam inançlarının örneklem metoduyla, akla ve hislere hitap ederek bireyin imanını oluşturma yöntemleri etrafında şekillenmektedir. Bu bağlamda öncelikle Kur'an'ın bunlara hangi kavramlarla işaret ettiğinin tespit edilmesi önem arz etmektedir Her ne şekilde olursa olsun Kur'an'ın ortaya koyduğu delillerin zihni kabulü, onların çağrıştırdıkları anlamları kavramaya ve bunun bir sonucu olarak iradi tasdike ulaşmaya bağlıdır. Bu süreçte delili kabule götüren bilginin ve Tanrı katında kabul görecek imanî hasletin nasıl olması gerektiği de araştırmamızda temas edilmesi gereken diğer bir husustur. Kur'an, özellikle Allah'ın varlığının ve birliğinin ispatının insan tasavurrunda gerçekleşmesi için bir bütün olarak evreni ve içindekileri delil olarak göstermektedir. İnsanın içerisinde yaşadığı dünyanın ona örnek gösterilmesi önemlidir. Ayrıca insanın Tanrıyı kabule hazırlanması açısından Kur'an'ın ortaya koyduğu delillerin kesin bilgi oluşturması da manidardır. Kur'an'daki delillendirme yöntemlerinin bilhassa inanç ilkeleri olan tevhid, nübüvvet ve ahiret konularına yoğunlaşmakta olması bilgiye dayanan imanın algısı açısından önemlidir.
Kur'an'da Allah'a iman edenler için kullanılan kavramlar
Bu çalışmamızda Kur'ân'da mü'minleri ifade eden kavramları işledik. Araştırmamız sonucunda, Kur'ân'da mü'min kavramıyla beraber Yüce Allâh'a îmân edenleri ifade etmek üzere toplam 13 tane kavram olduğunu tespit ettik. Bu kavramlar şunlardır: mü'min, müslim, muhsin, mûkin, müttakî, sâdık, şâhid, muhlis, muhtedî, âbid, şâkir, sâlih ve hâşi'. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, îmân, İslâm ve ihsân kavramlarının birlikte geçtiği meşhur Cibrîl hadisinden yola çıkarak mü'min, müslim ve muhsin maddelerini ele aldık. İkinci bölümde, Kur'ân'da mü'minleri ifade eden diğer kavramları inceledik. Çalışmamızda, mü'minleri ifade eden her kavramın; kelime anlamını, îmân ile olan ilişkisini ve Kur'ân'daki kullanımını ele aldık. Daha sonra da kavramın geçtiği âyetleri müfessirlerin yorumlarıyla değerlendirerek ilgili kavramın mü'min anlamına geldiğini ortaya koymaya çalıştık.
Kur'an'da imani konuların aklen delillendirilmesi
Akıl, dinen sorumlu olabilmenin ilk şartıdır. Bunun gereği olarak Kur'ân, muhataplarına hitap ederken aklı ön plana çıkaran bir delillendirme yöntemi benimsemiştir. Bu durumun, akletmeye vurgu yapan muhtelif kavramlarla olması, akletmenin önemini ve değerini göstermektedir. Zira Kur'ân'da aklın kullanılmaması durumunda kişinin, pislik içinde kalacağı belirtilmiştir. Bütünüyle hidayet rehberi ve kaynağı olan bu Kitap, birçok yerde karanlıklar içinde olan insanlığı, akletmesi durumunda aydınlığa çıkaracağını da bildirmiştir. Akletmek suretiyle yaratılanların en üstünü ve şereflisi olan insanın, bu fıtrî durumuna uygun hareket etmemesi, muhakkak ki zulüm olacaktır. Bu sebeple başta akıl ve delil ile ilgili konuların genişçe ele alınması ve ardından insanlığın en önemli ihtiyacı olan iman ile ilgili esasların aklen delillendirilmesi önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra insanlığın güncel problemleri olan maddeyi esas alan akımların naklen gelen bilgileri kabul etmemesi, onlara karşı aklen delillendirmeyi gerekli kılmaktadır. Tahkîkî iman konusu da aklen delillendirme ile bir bütün mesabesindedir. Bilindiği üzere taklîdi iman, geçerli olmasıyla beraber bir geçiş aşaması konumundadır. Kur'ân'ın, akletmeye ilişkin ayetleri, tahkîkî imanı mümkün kılmakta ve böylece Kur'ân, muhataplarından tahkîkî iman ile tahkik üzere düşünce ve yaşamayı talep etmektedir. Bu sebeple bunların hangi ayetlerde yer aldığı ve uygulanabilirlik durumunun bilinmesi, fiiliyata geçirilmesi açısından önem taşımaktadır. Akla vurgu yapan ayetleri temel alan bir bakış açısının, aklın öncülüğünde naklî hakikatlerin özüne vâkıf olacağı kanaatindeyiz. Bu çalışmada da akıl ve delil kavramları, Kur'ân perspektifinde tahlil edilecek, ayetler ile örnekleme ve pekiştirme yapılarak, Allah, peygamber, kitap ve âhiret inancı gibi iman esasları ile imanın tahkîkî olması gibi konular ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'ân, İman, Akıl, Delil, Tahkîkî İman.
Kur'ân-ı Kerîm'de kalplerin mühürlenmesi ile ilgili âyetlerin tefsiri
Kalp, sadece kan pompalayan bir organ değildir. İnsanın anlama, kavrama ve idrak etme merkezidir. Kalp, iman ve inkar mahallidir. Hatta bütün İslam âlimleri imanın en önemli şartının kalbin tasdiki olduğunu bildirmişlerdir. İman nasıl ki kalpte vuku buluyor, sadece dil ile ikrar etmek münafıklık sayılıyorsa; inkar da kalpte vuku bulmaktadır. Dolayısıyla her ikisi de kalbin eylemidir. Kur'ân-ı Kerîm'de kalp kavramını içeren âyetlerde menfi ve müspet nitelikler ihtiva edilmiştir. Bu âyetler insanın maddi yönüyle değil manevi boyutuyla alakalıdır. Akleden, düşünen, hidâyete ulaşan, merhamet ve muhabbeti taşıyan, vahyin iniş mekânı gibi olumlu hasletlere sahip olabilen kalp; körleşen, katılaşan, kilitlenen, sapan, görmeyen, düşünmeyen, kin, öfke, nefret, nifak gibi olumsuz nitelikleri de bünyesinde barındıran bir yapıya sahiptir. Bu sebeple hak ve hakikati görme veya görememe hareketine sahip olan kalbin, en büyük felaketi onun mühürlenmesidir. Kur'ân-ı Kerîm'i incelediğimizde on beş âyet-i kerimede kalbin mühürlenmesinden bahsedildiğini görüyoruz. Kur'ân'da kalbin mühürlenmesi ḫatm ve ṭab' kavram çiftiyle ifade edilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde bu kavram çifti ve bunlara ek olarak kalp kavramı detaylandırarak ele alınmaya çalışılmıştır. "'Ḫateme' (خَتَمَ) Fiilini İçeren Âyetlerin Tefsiri" başlığı altında dört âyet; "'Ṭabe'a' (طَبَعَ) Fiilini İçeren Âyetlerin Tefsiri" adı altında ise on bir âyet ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmada ulaştığımız temel fikirler ve kanaatlerimiz özetlenmeye gayret edilmiştir.
İlk dönem siyasi olayların dini inancın oluşumuna etkileri
İslam düşüncesinde iman; Yüce Allah'ın Hz.Muhammed'e bildirdiği açık ve kesin hükümleri doğrulamak ve tasdik etmektir. Bu inanca sahip kişilere mü'min denir. İslam inancının temeli ve kaynağı vahiydir. İman ilkeleri dinde asıl ilkelerdir. Bu açıdan iman konusu kesin ve doğru bilgiye dayanır. Kelâm literatüründe iman esasları uluhiyet, nübüvvet ve mead şeklinde özetlenmiştir. Bu ilkeler dışında imana konu olan çok sayıda ilke bulunmaktadır. Diğer din ve inanç sistemlerinde olduğu İslam düşüncesinde de dini düşünce ve inanç farklı şekilde etkilenmiştir. İslam toplumunda Hz. Muhammed sonrası gelişen siyasi ve sosyal olaylar dini düşünce ve inanç anlayışının oluşumuna etki etmiştir. İslam düşünce sisteminin oluşum ve gelişim aşamasında yaşanan bu siyasi ve sosyal olaylar, farklı düşüncelerin ve fırkaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Siyasi ve sosyal olaylar, dini referanslar ile temellendirilmiş farklı yorumlar getirilmiştir. Fırkalar, Kur'an ayetlerini bağlamından kopararak yorumlamış, kendi düşüncelerini dini referanslarla destekleyerek hadisler uydurmuş, geçmişte yaşanan tarihi olayları gerçek dışı ve fırkaların kendi amaçları doğrultusunda yorumlamışlardır. Bu durum dini düşünce ve inanç sisteminin sağlıklı ve doğru bir zeminde gelişmesini olumsuz etkilemiştir. İslam düşünce ve inanç sistemini doğru anlamak, sağlıklı ve doğru bir gelecek için ilk dönem gelişen siyasi ve sosyal olayları araştırmak, bu bağlamda nedenlerini ortaya koymak önem arz etmektedir.
Ortaöğretim öğrencilerinde Allah inancı ve yansımaları
Bu çalışma ortaöğretim 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin inanç durumları, Allah tasavvurları, Allah'a iman konusu, Allah'ın varlığına inanmanın bireyde oluşturduğu duygusal ve davranışsal etkinin belirlenmesine yöneliktir. Çalışma, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerini de kapsamaktadır. Araştırma 2021-2022 Eğitim Öğretim yılı Batı Karadeniz Bölgesi'nin bir il merkezinde bulunan 21 resmî ortaöğretim kurumundan 11'inde toplam 330 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmamızda ortaöğretim öğrencilerinin büyük oranda Allah'a inandığı, bir kısım öğrencinin şüpheci yaklaştığı, çok az sayıda öğrencinin ise inkârcı ve agnostik yaklaşımlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerde Allah tasavvurlarının geleneksel olarak şekillendiği, inanç kaynağının büyük oranda aile olduğu, öğrencilerin Allah'ın varlığı ve birliği hakkında yeterli ve istenilen bilgi seviyesinde olmadığı görülmüştür. Allah'ın varlığı hakkında akli ve mantıksal temellendirmelerini genellikle bilgiye dayalı olmayan kozmolojik yasalarla örneklendirmişlerdir. Eğitim süreçlerinin Allah'ın varlığı ve inancı konusuna istenilen seviyede katkı sağlamadığı bir olgudur. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenleri, bu konuda daha aktif ve yetkin olabileceklerini ifade etmişlerdir. Öğretmenler ders kitaplarında Allah'ın varlığı ve iman konusunun daha ilmî, akli ve mantıki argümanlarla desteklenmesi ve daha anlaşılır bir dil kullanılması görüşünü ileri sürmüşlerdir. Yapılan bu çalışmada verilerin derinlemesine incelendiği, veriler arasındaki ilişkileri ortaya koymayı amaçlayan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada araştırma modeli, çalışma grubu, veri toplama araçları, verilerin analizi ve geçerlik güvenirlik çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışma grubu belirlenirken problemi geniş bir perspektifte araştırabilmek maksadıyla amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla araştırmada nitel araştırma türlerinden durum çalışması modeli (örnek olay) kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler "içerik analiz yöntemi" kullanılarak analiz edilmiş ve mantıksal tutarlılık çerçevesinde sunulmuştur. Araştırmada yöntem, süreç ve sonuç boyutlarının yapısal bütünlük içerisinde olmasına özen gösterilmiştir. Araştırma sürecine ilişkin detaylı kayıt tutularak veriler tekrar analiz edilebilecek şekilde korunmuştur. Araştırmada tarafsız bir bakış açısıyla kişisel değerlendirme ve yanlılıklardan sıyrılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Allah inancı, Agnostizm, Ateizm, Deizm, Öğrenci, Öğretmen, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi.
Buhârî'nin Kitâbü'l-iman bölümünün müslüman düşüncesindeki iman tartışmaları bağlamında değerlendirilmesi
İslâmî terminolojide iman; güvende bulunmak, korkmamak, anlamında emn kökünden türemiştir. İman, inanmak ve güven içinde olmak demektir. Terim olarak, Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed'e vahyedilenlerin doğru olduğunu kabul edip, inanmak demektir. Bu inanca sahip olana mümin denir. İslâm inancının ilahi vahye dayanması ve imana dair ilkelerin dinde asıl olması nedeniyle iman, kesin ve doğru bilgiye dayanmaktadır. Kelamda iman esasları üç ana bölümde özetlenmiştir. Bunlar uluhiyet, nübüvvet ve ahirettir. Tüm dini inanışlarda olduğu gibi İslâm düşüncesinde inanç ve düşünce iç ve dış faktörlerden az veya çok etkilenmiştir. Özellikle Hz. Peygamber dönemi sonrasında meydana gelen siyasî ve sosyal birtakım hadiseler İslâm'da özellikle iman konusunda birbirinden farklı anlayışların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hz. Osman (öl. 35/656) dönemi ve sonrasında yaşanan siyasî, hukuki ve sosyal olaylar toplumda derin izler bırakmış, kendinden sonraki dönemleri etkilemiş ve daha sonra ortaya çıkan düşünce ve inanç tanımlarında etkili olmuştur. Bu konulardaki farklı düşünce ve inanç yaklaşımları ekollerin oluşmasında etkili olmuştur. Her ekol bu görüşleri kendi inanç ve düşüncesinde farklı şekillerde delillendirip, değerlendirmiştir. Bunun sonucunda da bu alanda ciddi bir literatür oluşmuştur. Bu alanda ilk yazılı görüş beyan edenler Hâricîler olmuştur. Ardından onların dışlayıcı, tekfire dayanan ve şiddete yönelten iman düşüncelerine ilk tenkitler Kitabu'l-İrca ve Kitabu'l-İman adıyla eserler kaleme alan Mürcie'den gelmiştir. Başlangıçta Hâricîler ve Mürcie arasından yaşanan tartışmalara, Ehl-i Hadîs ve Ehl-i Re'y'de katılmıştır. Ehl-i Re'y'in önde gelen temsilcilerinden Ebû Hanîfe (öl. 150/767) bu alanda yazdığı eserler ve görüşleri ile bu tartışmaların ortasında kalmıştır. Ebû Hanîfe'nin bu konudaki görüşleri Ehl-i Hadîs tarafından tepki almasına neden olmuştur. Bu dönemde dikkat çeken önemli hususlardan biri de Hadis kitaplarının Kitabü'l-İman bölümlerinin ve Ehl-i Hadîs mensuplarının Harici iman anlayışını tenkit etmekten daha çok Ebû Hanîfe ve Mürcie'nin iman görüşlerini eleştirmeleridir.
Üniversite öğrencilerinde iman ve davranış ilişkisi (İstanbul Şehir Üniversitesi örneği)
Çalışmada imanın gençlerin davranışlarını oluşturmada etkili olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın literatür kısmında iman ve davranış ilişkisi ile dayanakları ve davranışlara yansıması yönüyle ahirete iman ele alınmıştır. Çalışmanın alan araştırması kısmında nitel araştırma yöntemlerinden görüşme metodu kullanılmıştır. Bu bağlamda İstanbul Şehir Üniversitesinden 25 öğrenci ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmeciler rastgele yöntemi ile seçilmiştir. Analiz yöntemi olarak da betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerde üniversite öğrencilerinin davranışları üzerinde iman esaslarının çok belirleyici bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin davranışlarına yön veren temel etkenin genelde seküler ve hümanist değer anlayışı olduğunu düşünülmektedir. Ayrıca gençlerin zihinsel olarak da kavram karmaşası yaşadıkları tespit edilmiştir.
Kur'an'da küfür ve gulüv ilişkisi
Çalışmada öncelikle Kur'ân-ı Kerîm'in kâfirlerin davranışlarını beyân ediş biçimi dikkate alınarak küfr kavramı üzerinde durulmuştur. Küfr kavramının sınırını belirlemek için buna yakın bulunan şirk, fısk, fücur, zulüm, nifak, ma'siyet, tuğyan, fitne, bağy, hirâbe kavramlarıyla küfr arasındaki münasebet tespit edilmeye gayret edilmiştir. Aynı amaca binaen bu kavramın zıddı olarak nitelenebilecek; istikamet, vasat, şükür, iman ve takvâ kavramları da incelenmiştir. Kur'ân'da 'küfr'le ilgili verilen bilgilerden hareket edildiğinde, küfrün bir çeşit gulüv (aşırılık) içerdiği, gulüvün küfre sebep olabileceği anlaşılmaktadır. Bu iki kavram arasındaki bağlantının çift yönlü olduğu tespit edilmiştir. Yani küfr kişiyi gulüve yönlendirdiği gibi gulüvün de küfre sebep olabileceği görülmektedir. Bu durum yapılan tarihsel analizden anlaşıldığı gibi, Kur'ân kıssalarında da kendisini göstermektedir. Söz gelimi; Nemrud'un Hz. İbrahim karşısında aşırılık içeren davranışının arka planında onun küfrünün yer aldığı söylenebilir. Tezde küfr ve gulüvü iyileştirme yolları da araştırılmış ve bu cümleden olarak, Kur'ân'daki sevgi kavramının küfr ve gulüvü engellemede oynadığı rol kaydedilmiştir. İslâm'ın vasat (orta yol) dini oluşu, toplusal barış ve güveni sağlaması da bu bağlamda ele alınmıştır. Bunlara ilaveten, İslam'ın toplumda kin ve nefreti yasaklayıp, adaleti, ahde vefayı ve haksızlıkları ortadan kaldırma hedeflerine ilişkin öğretileri üzerinde durulmuştur.
Divan-ı Sırrî'de İslam inanç esasları
İslam dini, insanların hem dünyada hem de âhirette huzura ermesini sağlayacak ilkeleri sunan fıtrata uyumlu akide sistemidir. İnanç (akide), İslam'ın temeli ve özüdür. Müslüman olacak kişinin öncelikle gönülden tasdik etmesi gereken düsturlara inanç esasları veya imanın şartları denir. Kemâlât merdivenlerini adımlarken gönlünden sızan imani duygularını Divan-ı Sırrî adlı eseriyle dile getirmiş olan Harputlu âlim ve mutasavvıf Muharrem Hilmi Efendi, zahiri ve batıni ilimlerde kendini yetiştirmekle kalmamış, şiir ve edebiyat sahasında da adından söz ettirmiştir. Muharrem Hilmi Efendi'nin hayatı, kişiliği ve eserlerini tanıtmanın yanında Divan-ı Sırrî adlı değerli eserinde İslam inanç esasları ile ilgili geçen şiirleri tespit ve tahlil etme amacına matuf yapılan bu çalışmamız, şairin nasıl bir iman tasavvuruna sahip olduğunu gösterir niteliktedir. Muharrem Hilmi Efendi'nin talebelerinden Süleyman Ateş, hocasının Divan'ını vefa nişanesi olarak yayınlamıştır. Osmanlıca kaleme alınmış bu eseri, günümüz insanlarının anlayabileceği şekilde açıklamak, çalışmanın ehemmiyetini arttırmıştır. Çalışmada genel olarak konular, başlıklar halinde verilerek önce kısa bir tanımlama yapılmış, daha sonra önceden taranıp fişlenen şiirler ilgili oldukları bahislerde verilerek açıklanmıştır. Çalışma; Giriş'in ardından iki bölüm ve Sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konu ile ilgili genel bir çerçeve çizilerek yol haritası belirlenmiştir. Birinci bölümde Muharrem Hilmi Efendi'nin hayatı; ikinci bölümde ise şairin inanç esasları ile alakalı şiirleri incelemeye tabi tutulmuştur. Sonuç bölümünde ise çalışma neticesinde elde edilen veriler genel olarak değerlendirilmiştir. Hata etmemeye azami gayret gösterdiğimiz lâkin beşer ürünü olması nedeniyle kusursuzluktan beri bu çalışmamızın yararlı olmasını içten temenni ederiz.
Molla Ahmed el-Cezerî'nin divanında İslam inanç esasları
Şark insanının öne çıkan hususiyetlerinden birisi, toplumda kabul görmüş yüce şahsiyetleri, mistik bir atmosfer içinde teneffüs etmektir. Tarihte hem mutasavvıf hem edebiyatçı kimliği ile öne çıkmış Ahmed-i Hani (ö. 1119/1707), Fakiy-i Teyrân (ö. 1041/1631-32) misali hakkında yazılı bilgiler sınırlı olmakla birlikte, şifahȋ kültürle gelen birçok menkıbe bulunmaktadır. Çalışmamızın ana konusunu teşkil eden Molla Ahmed el-Cezerî'de de aynı durum söz konusu olup, hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Molla Ahmed el-Cezerî (1560-1640), tasavvufȋ meşrepte yol almış, şark insanının gönlünde yer edinmiş Cizreli bir âlimdir. "Divan" adlı eseriyle meşhur olmuştur. Divan edebiyatının inceliklerine vakıf olmuş, Türkçe, Arapça ve Farsçayı ileri düzeyde bilmektedir. Divanından anladığımıza göre Molla Ahmed el-Cezerî'nin Allah tasavvurunun oluşmasında, kâinatta müşahede ettiği esma-i hüsna'nın tecellileri etkili olmuştur. Tabiattaki hayretengiz hadiseler, deveranlar, kusursuz intizam ve işleyiş; Cezerî'nin gönül dünyasını farklı bir boyuta taşımıştır. O, İslam inanç esaslarını, peygamberlerin yaşamış oldukları olayları ve mucizeleri edebȋ bir üslupla ele alıp telmihlerde bulunmuştur. Çalışmamızda genel olarak konular, başlıklar halinde bildirilerek önce kısa bir açıklama yapılmış, daha sonra önceden taranan beyitler, ilgili bölümlerde verilerek açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam İnanç Esasları, Divan, Telmih
Fahreddin Razi'nin Tefsir-i Kebir'inde yer alan Yahudilik ile ilgili bilgilerin dinler tarihi açısından değerlendirilmesi yüksek lisans tezi
Bu tez çalışması, Kur'an'da geçen Yahudilik ile ilgili bilgilerin Tefsir-i Kebir'deki yorumları, bunların Dinler Tarihi açısından tafsilatlı değerlendirmeleri ve tahkikini konu edinmektedir. Yahudilikle ilgili mevzular öncelikle Yahudi kaynakları ve literatüründe, sonrasında ise Tefsir-i Kebir'de nasıl ele alındığı ortaya konulmuş ayrıca tefsirde Yahudilikle ilgili yer alan bu açıklamalar Dinler Tarihi açısından mütalaa edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tezimiz giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Fahreddin Razi'nin hayatı, eserleri ayrıca tefsirdeki metodu ve "TEFSİR-İ KEBİR" adlı eseri hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, Yahudiliğin ilahi din kaynaklı olması münasebetiyle öncelikle iman ve inanç esasları Razi'nin bakışıyla irdelenerek bunların neliği genel çerçevede verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Fahreddin Razi tefsirindeki bilgiler ışığında Yahudilikle ilgili başlıca ibadet ritüelleri, Yahudi prototipi, karakteristik özellikleri ve diğer bazı konular değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir-i Kebir, Fahreddin Razi, Yahudilik, İnanç ve İman esasları
Soren Kierkegaard'ın ahlak anlayışı
Soren Kierkegaard, 19. yüzyılın başlarında yaşamış Danimarkalı bir düşünürdür. Döneminin sosyal ve dini kurumlarına yaptığı eleştirileriyle ün salmıştır. Eserlerinin değeri ancak 20. yüzyılın sonlarında anlaşılmaya başlanmıştır. Kierkegaard, melankoliyi yaşam tarzı haline getirmiştir. Sokrates'ten sonra en önemli ironist Soren Kierkegaard'dır. Kierkegaard, varoluşçuluk düşüncesinin temellerini atmıştır. Kierkegaard'a göre insan olmak doğuştan kazanılan bir özellik değildir. İnsan, kendini fark ederek insan olma sıfatını hak eder. Kierkegaard'ın oluşturduğu ahlak tanımlaması, din olgusu ile iç içedir. Kierkegaard, insan ahlakını üç başlık altında toplar. Bunlar; etik evre, estetik evre ve dini evredir. Estetik evre kişisel zevklerin peşinden koşan insanı, etik evre evrensel kurallara uyan insanı, dini evre ise kendini Tanrı'ya teslim etmiş insanı ifade eder. Ona göre varoluşun en üst basamağına çıkmış insan, İbrahim peygamberdir. Kierkegaard'ın ahlak anlayışı Fideizm anlayışıyla oluşturulmuştur. Fideizm, katı imancı ve teslimiyetçi anlayıştır. Kierkegaard'a göre insan, ancak Tanrı ile arasında kurulan yüce bağ sonucu mutluluğa ulaşır. İmana ulaşmak için kişinin öncelikle kendini keşfetmesi gerekir. Çünkü ancak ben olabilen insan hayatı her yanıyla kabullenir. İnsan gerçek mutluluğa ancak kendini Tanrı içine atarak ulaşabilir.
Hadislerde îmân konusuna şârihlerin yaklaşımı (Kütüb-i Sitte özelinde)
İslâm'da doğru bilginin iki temel kaynağı vardır. Bunlardan birincisi, Allâh'ın Kitabı Kur'ân'dır. Diğeri de Kur'ân'ın sözlü ve fiilî olarak tefsîrini yapan Hz. Peygamber'dir. Bu iki kaynaktan birincisi mahzâ vahy, ikincisi de bu vahyin ortaya koyduğu İlâhî mesajların yine onun kontrolünde yapılmış tefsîridir. Îmân konusu da bu iki kaynağa bağlı olarak anlaşılacak ve yaşanak bir hakikattir. Hadîs kaynaklarında îmânla ilgili çok sayıda hadîs nakledilmiştir. Hadîslerin tasnîfi sürecinde muhaddisler tarafından hem müstakil Kitâbü'l-Îmânlar, hem de çok konulu hadîs musannefatında îman konusuna ayrılmış bölümler oluşturulmuştur. Bunlar içerisinde Kütüb-i Sitte ortak ismiyle şöhret bulmuş olan altı eser, tarihî süreçte Müslümanların en çok itibar ettikleri hadîs kaynakları olmuşlardır. Bu eserlerin ihtiva ettiği hadîsler hicrî dördüncü asırdan itibaren önde gelen muhaddis âlimler tarafından "şerh" adı ile geniş kapsamlı olarak açıklanmış ve bu sahada önemli eserler vücuda getirilmiştir. Üçüncü Halîfe Hz. Osman'ın katledilmesi ile başlayan ve devam eden süreçte meydana gelen bir takım olumsuz hâdiseler, bazı fırka ve mezhep mensupları tarafından îmanla ilişkilendirilirken, diğer bazılarınca îmânla bir ilişkisinin olmadığı ifade edilmiştir. Sonuçta bu hâdiselerin faillerine mü'min, kâfir, fâsık gibi bazı hükümler verilmiştir. Bu konudaki tartışmanın mihverini îmân-amel münasebeti ve amelin îmâna etkisi oluşturmuştur. Musannıfların îmânla ilgili olarak eserlerine aldıkları hadîsler bir yönüyle bu mezhebî tartışmalara cevap niteliği taşımaktadır. Bu hadîsler Selef ve Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından diğer düşünce akımlarına karşı Nebevî birer delil olarak kabul edilmiş; şârihler, telif ettikleri şerhlerde bunu açıkça belirtmişlerdir. Böylece hem musannıflar hem de şârihler Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği îmânın hakikatini ümmete öğretmek için yoğun çaba göstermişler ve karşıt görüşleri bu hadîslere dayanarak çürütmüşlerdir. Bu nedenle çalışmamızda, Kütüb-i Sitte şârihlerinin îmân konulu hadîsleri ne şekilde yorumladıklarını inceledik. Tezimize sadece, şârihlerce ğarîb olarak görülen ve açıklaması yapılan kelimeleri ihtiva eden hadîsleri dâhil ettik. Ğarîbü'l-Hadîs isimli lügatlerden de istifade ederek, bu lafızlaran hadîse kazandırdığı anlam derinliğini ve îmâna dair hangi hususiyeti ifade ettiğini tespit etmeye çalıştık. Sonuç olarak; hadîslerde tarif edilen îmânın sadece kalbî bir tasdikten veya ma'rifetten ibaret olmadığını, aksine ruh ve beden bütünlüğü içerisinde aktif ve etkin bir fonksiyona sahip olduğunu tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Hz. Peygamber, Îmân, İslâm, Kütüb-i Sitte, Hadîs Şerhleri, Ğarîbü'l-Hadîs.
İnsan Allah ilişkisinin duygusal boyutu
İnanan bir varlık olarak insan, düşünme, hissetme ve eylemde bulunma özelliklerine sahip mükemmel bir varlıktır. İnsan, birbirinden kesin çizgilerle ayıramayacağımız bu üç farklı yönü ile Allah'a yakın olmak için O'nunla iletişime geçmeye çalışır. Biz bu çalışmamızda duygusal açıdan insan Allah ilişkisini ele aldık. İnsanın Allah ile iletişimi farklı boyutlarda gerçekleşmektedir. Allah Yaratıcı, insanda yaratılan varlık olması dolayısıyla insan Allah arasındaki ontolojik ilişki Allah tarafından başlatılmıştır. İnsanın var olmasından sonra gerçekleşen epistemolojik, duygusal ve eylemsel ilişkiler insanın Allah'ı tanıması, O'nun hakkında bilgi sahibi olmak için çabalaması, O'na duygusal olarak bağlanması ve Onun hoşnutluğunu kazanmak için eylemlerde bulunması şeklinde insanın aktif katılımını gerekli kılan ve Allah'ın da insanın bu eylemlerine farklı şekillerde karşılık verdiği iletişim modelleridir. İnsan Allah ilişkisinde duygusal iletişim modeli Kelam ilminde üzerinde durulmayan bir konu olması dolayısıyla ayrı bir öneme sahiptir. İnsanın Allah ile duygusal bağlılığı, tasdik etme anlamının ötesinde duygusal anlamları da içeren iman eylemi ile başlamaktadır. İman içerisinde Allah'a güven, samimi bağlılık, sevgi, O'nu gazaplandıracak her türlü eylemden sakınma, sadece O'nu dost bilme, şükretme gibi duyguları barındıran geniş bir anlam alanına sahiptir. İnsanın Allah ile kurduğu imanla başlayan duygusal bağlar, onun varlığının ve tüm hayatının anlam kaynağını oluştururken aynı zamanda bütün eylemleriniolumlu yönde etkiler. Anahtar Kavramlar: Allah, İnsan, İman, Sevgi, Korku, Tevbe, Şükür, Dua, Tevekkül.
Kur'an'da münafıkların özelliklerine tematik yaklaşım
Yüce kitabımız Kur'an'da ifade edildiği üzere Allah'ın (c.c.) gönderdiği peygambere iman ederek O'nun getirdiği emir ve yasakları kabul edip O'nun izini takip edenlere Müslüman denildiği gibi bunları kabul etmeyip inkâr edenlere de kâfir denilmiştir. Kur'an'da iman edenlerin dışında hak ve hakikatten sapmış belli zümreler zikredilirken bunların içinde önem arz eden bir zümre de münafıklardır. Bu zümre, içten inkâr ettikleri halde çeşitli nedenlerden dolayı Müslüman görünerek iman ettiklerini ifade ederler. Gerçekte karakter olarak farklı insan tiplemesine sahip olan bu zümre ikiyüzlü davranışlarıyla gerek sosyal alanda gerekse psikolojik olarak güvensiz bir imaj ortaya koymuşlardır. Bu güvensiz şahsiyetlerinden öte İslam dinine olan düşmanlıklarından dolayı Müslümanların inançlarına her fırsatta gizliden gizliye düşmanlıklarını göstererek bozgunculuk ve fitne yolu ile İslam'ı içten içe çökertmeye çalışırlar. Sahip oldukları özellikleri ile Müslümanlara daha fazla zarar verebilmektedirler. Toplum içerisinde yalanla kendi inanç durumlarını gizleyen bu kimselerin özelliklerinin bilinmesi, temkinli davranılması yönünden önem arz etmektedir. İslam toplumu içinden çıkan münafık toplumu ile ilgili birçok özellikten bahsedilebilir. Yalan, ahde vefasızlık, kibir, emanete ihanet, aldatma, ikiyüzlülük ve fitne çıkarmak başlıcalarıdır. Münafıkların söz konusu özelliklerini ele aldığımız çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde: Nifak, münafık kavramları ve nifakın başlangıcı ile buna yakın olan kavramlar ele alınmıştır. İkinci bölümde: Nifaka götüren sebepler ve nifak çeşitleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise: Münafıkların psikolojik, sosyal ve inanç yönünden özellikleri üzerinde durulmuştur. Çalışma sürecinde klasik tefsir kitaplarından, ansiklopedilerden, sözlük ve konuyla ilgili müstakil eserlerden istifade edilmiştir. Münafıkları konu edinen ayetlerin tespiti ve tefsiri ayetlerdeki murad-ı ilahinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Böyle bir yapıya sahip olmanın kişiyi dünya ve ahirette nasıl izole ettiğini görmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İnsan, mümin, münafık, nifak, iman, sosyal hayat.
Tekfir in the İslamic denominations and comparison of the İbadism's understanding of tekfir
Ibadism are often considered identification with Kharijite and violence in Turkey and Islamic countries. For this reason, the discussion has nothing to do with the Ibadism in Kharijite, according to a conceptual similarity-difference with the this group is the subject of curious sense of blasphemy today. In this study, the concept of blasphemy of Ibadism are introduced departing from Turkish and Arabic sources. In this context, the aim of reaching into the unknown from the known about Ibadism. In the first section of the study the course of the discussion of blasphemy known in the history of denominations are discussed briefly. Second section in order to make it easier to read here that in accusing of being an blasphemy to act religious, political and epistomolojik factors and denominations' approaches on the issue are summarized literature scans. In the first period of Islamic denominations' views on blasphemy are summarized briefly. In the second and final part, formation of Ibadism, principles of faith, about faith, monotheism, justice, accident-fate-acquitted custody orders and nehiy, promise-vaid, menzile beyne'l menzileteyn, la menzile beyne'l menzileteyn, names, concepts and judgments are described briefly. Subsequently, according to the definition of blasphemy in Ibadism, about nature and discord of tekfir (declare someone an unbeliever), kebira, deaf and insists concepts are investigated. Finally, comparisons are made to other Islamic denominations and Ibadism views on the tekfir understandings. Key Words: Islamic denominations, Kharijite, Ibadism, faith, blasphemy
Kur'ân-ı Kerîm'de iman konularının birliği
Bu tezde, "Kur'ân-ı Kerîm'de İman Konularının Birliği" konusu ele alınmıştır. İman lafzının delalet ettiği mânalar, iman mânasıyla irtibatlı olan kavramlar ve iman esasları, âyetlerden hareketle incelenmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de iman erkânı, bazen topluca bazen de ikili olarak; Allah'a ve âhirete, Allah'a ve Resulüne, Allah'a ve âyetlerine, kitaplara ve peygamberlere iman gibi birlikte zikredilmektedir. Bu şekilde zikredilen iman rükünlerinin birbirleriyle birliktelikleri tespit edilmiştir. Birlikte zikredilen iman konuları, pek çok âyette yer aldığından birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturduğu ortaya konulmuştur. Müfessirlerin, ilgili âyetler hakkında yaptıkları açıklamalarına müracaat edilmek suretiyle mesele bütün yönleriyle ele alınmaya çalıışılmıştır. İman rükünlerinin birliğinin zıddı olan unsurlar, alt başlıklar halinde bir araya getirilmiştir. İman konularının birliğini zedeleyen sebepler bu çerçevede araştırılmıştır. "Kur'ân'ın iman konularını tasrîfi" başlığı altında konunun kendine has ve birbirinden farklı üslûplarla ifade şekli incelenmeye çalışılmıştır. İman rükünlerinin birlikteliğine; iman edenlerin nelere nasıl iman ettiği, inkâr edenlerin de neleri nasıl inkâr ettiği ele alınarak iman esasları karşısında muhatapların tavırları ortaya konulmaya gayret edilmiştir.