Fibromyalgia
Bu konu başlığı altında 72 tez
Fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerıne etkisi
Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmaya toplam 46 denek katılmış ve denekler akuatik grup (n:16), masaj grup (n:15), kontrol grubu (n:15) olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada 8 haftalık bir çalışma programı uygulanmış olup akuatik egzersizler haftada iki gün bir saat; masaj grubunun çalışması haftada iki gün kırkbeş dakika olarak uygulanmıştır. Kontrol grubu herhangi bir çalışmaya dahil olmamıştır. Çalışmaya başlamadan önce grupların vücut kompozisyon analizleri (vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi), fonksiyonellik değerleri, vas, yaşam kaliteleri, denge düzeyleri ve ağrı eşikleri kayıt edilmiş ve 8 hafta akuatik egzersiz çalışması ve masaj uygulaması sonucunda tekrar alınıp işlenmiştir. Masaj ve akuatik egzersiz grubu istatistiksel sonuçlara göre; vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi grup içi ve gruplar arası ön-son test değerlerinde anlamlı fark bulunmamıştır. Ağrı eşiği tektik noktası (oksiput sağ, oksiput sol, trapezious sağ, trapezious sol, supraspinatus sağ, supraspinatus sol, cervical sağ, cervical sol, gluteal sağ, gluteal sol, epikondil sağ, epikondil sol, kostokondral bileşke sağ, kostokondral bileşke sol, trakontar sağ, trakontar sol, diz medial yastığı sağ, diz medial yastığı sol) fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi ölçümlerinde her iki guruptada anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç olarak 8 hafta süreyle düzenli ve planlı olarak uygulanan akuatik ve klasik masaj uygulamasının fibromiyalji hastalarında ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde olumlu etkileri olduğu ve akuatik antrenmanların klasik masaj uygulamalarına göre ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde v daha çok etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Fibromiyalji hastalığında kronik ağrı tedavisinde ilaç kullanmak yerine akuatik egzersiz ve masaj uygulamaları kullanılabilir.
Fibromiyalji sendromlu hastalarda farklı egzersiz uygulamalarının fiziksel ve psikolojik parametreler üzerine etkisi
Fibromyalji sendromu (FS), yaygın vücut ağrıları ve halsizlikle kendini gösteren kronik ağrı sendromudur. Tedavisinde ilaç ve ilaç dışı çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı havuz, cimnastik ve evde yapılan aerobik egzersiz programının FS'li hastalarda fiziksel ve psikolojik parametreler üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya Amerikan Romatoloji Derneği ölçütlerine göre Fibromyalji Sendromu teşhisi konulmuş 75 kadın hasta alındı. Yaşları 18-50 arasındaydı. Hastalar rastgele yöntemle üç gruba ayrıldı. Grup I'deki hastalara (25 kişi), her gün 15 dakika ev egzersiz programı verildi. Grup II'deki hastalar (25 kişi), cimnastik salonunda haftada 2 gün cimnastik egzersiz programına alındı. Grup III'deki hastalar (25 kişi) havuzda, haftada 2 gün havuz egzersiz programına alındı. Cimnastik ve havuz egzersiz programı 1. ay 40 dakika, 2. ay 45 dakika ve 3. ay 50 dakika olarak uygulandı. Tüm egzersiz programları 3 ay sürdü. Hastalar; hassas nokta sayıları, ağrı için Visual Analog Skala (VAS), Fibromyalji Etki Anketi (FIQ), 6- dakika yürüme testi, SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ve Beck depresyon ölçeği testleriyle değerlendirildi. Grup II (cimnastik egzersiz programı) ve Grup III (havuz egzersiz programı) hastalarında egzersiz programı sonrasında, VAS, FIQ, SF-36; fiziksel ve mental sağlık subskorları, 6-dakika yürüme testi ve Beck depresyon ölçeği yönünden egzersiz öncesi değerlere göre anlamlı düzelmeler olduğu görüldü (p<0.05). Havuz egzersiz programının SF-36 mental sağlık skorları ve depresyon skoru bakımından cimnastik egzersiz programına göre daha anlamlı düzelmeye neden olduğu görüldü (p<0.05). Ev egzersiz programı uygulanan hastalarda (Grup I) egzersiz programı sonrasında hiçbir parametrede egzersiz öncesine göre iyileşme olmadığı bulundu (p>0.05). Bu çalışmada, havuz ve cimnastik egzersiz programının FS'li hastalarda fiziksel ve psikolojik özellikler üzerinde olumlu etkisinin bulunduğu sonucuna varıldı. Havuz egzersiz programının cimnastik egzersiz programına göre yakınmalar üzerinde ek iyileşmelere neden olduğu tespit edildi. Anahtar Sözcükler: Fibromiyalji Sendromu, Egzersiz, Havuz Egzersizi, Aerobik Egzersiz
Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda plazma ürotensin ıı seviyesi ve tiyol / disülfid homeostazisi
Fibromiyalji sendromu (FMS) etyolojisi tam olarak belli olmayan kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, ödem, uyku düzensizlikleri ile karakterize kronik kas ve iskelet sistem hastalığıdır. Ürotensin II (U-II), bilinen en güçlü vazokonstriktör ajan olup peptid yapısındadır. Birçok akut ve kronik hastalığın patofiyoljisinde rol oynar. Li ve ark. 2017 yılında ratlarda yapmış olduğu çalışmada spesifik U-II antagonistlerinin JNK / NF-κB yolunu baskılayarak nöropatik ağrıyı önlediğini göstermiştir. Literatüre bakıldığında ise FMS ve U-II ilişkisi üzerine henüz bir çalışma bulunmamaktadır. FMS etyopatogenezinde oksidatif stresin rolü tartışmalıdır. Tiyol-disülfit dönüşümü metabolizmada antioksidan/oksidan dengesinin çok hassas bir göstergesidir. Dinamik tiyol/disülfid homeostazis ölçümü Erel ve Neselioğlu tarafından 2014 yılında geliştirilen yeni otomatize yöntem ile kolaylaşmıştır. Bizim çalışmamızda FMS etyopatogenezinin aydınlatılmasına katkıda bulunmak için plazma U-II seviyesi ve tiyol/disülfid homeostazisin incelenmesi amaçlanmıştır. Amacımız doğrultusunda çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikiniğinde yeni tanı almış ve henüz ilaç tedavisi başlanmamış 42 FMS'li kadın hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 42 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Her hasta bireye fibromyalji etki anketi, hamilton depresyon ve anksiyete ölçeği uygulanmıştır. U-II seviyesi ELISA yöntemi ve tiyol/disülfid homeostazis parametreleri yeni geliştirilen spektrofotometrik yöntem ile otoanalizörde ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Çalışmamızda FMS'li hastalarda U-II ve disülfid seviyeleri ile disülfid/native tiyol ve disülfid/total tiyol oranlarını sağlıklı kontrollere göre yüksek, total tiyol ve native tiyol seviyeleri ile native tiyol/total tiyol oranı ise daha düşük bulduk fakat istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak çalışma bulgularımız göstermişdir ki; U-II'nin FMS etyopatogenezinde yeri olup olmadığını tam olarak anlamak için özellikle santral teorileri baz alan geniş çaplı insan çalışmalarına ve yeni hayvan deneylerine ihtiyaç vardır. Ayrıca çalışmamızda FMS'li hastalarda oksidatif yöne eğilimli bir durum saptanmış olup ancak anlamlı düzeyde olmayan bu yüksekliğin etyolojide primer rol oynayan etkenlerden biri olduğunu söylemek için erken olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Fibromyalji sendromu, Ürotensin II, Tiyol /Disülfid Homeostazisi.
Ivestigation of the relationship between balance and body awareness with pain and functional capacity in women with fibromyalgia
In this study, it was aimed to examine the relationship between balance and body awareness with pain and functional capacity in female patients diagnosed with fibromyalgia. 33 female patients diagnosed according to 1990 ACR diagnostic criteria and 33 healthy subjectss were included in the study. Pain was evaluated with Visual Analogue Scale (VAS) and algometer. Functional capacity was evaluated with the 6-Minute Walk Test (6MWT) and the Timed Up and Go test (TUG). The impact of the fibromyalgia was assessed with the Fibromyalgia Impact Questionnaire (FIA). Body awareness was evaluated with Body Awareness Questionnaire (BAQ). Balance was evaluated with the Biodex Balance System (BBS). When the values of the FM group and the control group were compared, a statistically significant difference was found between TUG, 6MWT, FIQ score and in some pain variables on both sides except trapezius(p<0.05). These differences were in favor of the control group. In addition, a moderately positive and significant relationship was found between functional capacity and balance in the FM group (r= 0,434, p<0.05). Moreover, a statistically significant relationship was found between pain in 16 trigger points except right and left trapezius and balance (p<0.05). As a result, it was determined that the 6 MWT score, TUG score and pain values were better in healthy female than female with FM. In conclusion, we suggest that balance and body awareness, pain and functional capacity should be assessed together when evaluating FM.
Fibromiyalji tanılı hastalarda geleneksel ve tamamlayıcı tıp kullanımı
Giriş ve Amaç: FMS yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu kognitif ve somatik disfonksiyon ile karakterize, yaşam kalitesini etkileyen kronik bir ağrı bozukluğudur. Prevalansı %2-8 arasında olup kadınlarda daha sık rastlanır. Çocukluk çağı dahil her yaşta görülebilir. Osteoartritten sonra en sık görülen kas-iskelet sistemi hastalığıdır. Etyopatogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. FMS'li hastalar arasında herhangi bir geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemine başvurma oranının neredeyse tama yakın olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmanın ana amacı, FMS'li hastaların GETAT uygulama kullanım durumlarını, GETAT uygulamalarına bakış açılarını ve bu uygulamaların tedavideki etkinliğini değerlendirmek; ikincil amacı ise, GETAT uygulamalarının FMS tedavisinde ne derece önemli bir yer tuttuğunu tespit ederek hastaları bu konuda aydınlatmak ve hekimlerin bu uygulamalar konusunda kendilerini geliştirmeleri yönünde dikkatlerini çekmektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif, tanımlayıcı, kesitsel tipteki araştırma, 01/10/2019-01/02/2020 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne ardışık olarak başvuran Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı tarafından tanısı konulmuş ve araştırmaya katılım rızası alınmış 140 FMS hastasına yüz yüze anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmacılar tarafından ilgili literatür taranarak oluşturulan anket, hastaların sosyodemografik özellikleri, FMS ile ilgili özellikler ve GETAT ile ilgili sorular olmak üzere toplam 3 bölüm ve 34 sorudan oluşmaktadır. Araştırma verileri SPSS 18 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde Ki-Kare Testi, Fisher'in Kesin Testi, Kolmogorov-Smirnov Testi ve Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 140 FMS hastasının %96,4'ü kadın, %3,6'sı erkekti. Yaş ortalaması 46,25 olup %72,9'u 40-65 yaş arasındaydı. %85,7'si evli, %71,4'ü ev hanımıydı. %59,3'ünün hastalık süresi 3 yıldan fazlaydı. En sık görülen ilk başvuru yakınmaları sırasıyla; yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu ve sabah tutukluğuydu. Hastaların %96,4'ünün tıbbi ilaç kullanmakta olduğu ve %65,7'sinin ise bu tedaviden memnun olduğu saptandı. Sadece % 13,6'sı GETAT hakkında bilgi sahibi değildi. %54,3'ü ise en az bir GETAT yöntemi kullandığını belirtti. En sık kullanılan yöntemler sırasıyla; fitoterapi, akupunktur, kupa, besin takviyeleri ve kayropraktikti. Hastalar en sık doktor önerisi nedeniyle GETAT yöntemi kullandığını ve bu yöntemleri en sık sağlık çalışanlarından öğrendiğini belirtti. %63,1' i GETAT kullanmadan önce doktora danıştığını belirtti. Hem tıbbi tedavi hem de GETAT etkin diyenlerin oranı %40,7 ile daha yüksekti. Hastaların %77,6'sının GETAT yöntemlerinden fayda gördüğü ve %72,3'ünün bu yöntemleri başkalarına önerebilecekleri öğrenildi. GETAT hakkında bilgi sahibi olma durumu ile sosyodemografik özellikler arasında anlamlı bir ilişki vardı. Ancak GETAT kullanımı ile sosyodemografik özellikler arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sadece ilk başvuru şikayetleri ve komorbidite durumlarıyla GETAT kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü. GETAT yöntemlerinden fayda görme durumu ile sadece ilk başvuru şikayetleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü. Kullanılan GETAT yöntemleri ayrı ayrı sosyodemografik, klinik ve GETAT ile ilgili özelliklerle karşılaştırıldığında aralarında anlamlı ilişkiler olduğu saptandı. Sonuç: Çalışmamızda FMS'de GETAT yöntemlerinin kullanım oranı ve bu yöntemlerden fayda görme oranı yüksek bulunmuştur. Hastaların GETAT yöntemleri hakkında bilgi sahibi olma durumları da oldukça yüksek bulunmuştur. Kısmen bilgi sahibi olanlar ile hiç bilgi sahibi olmayanların ev hanımı ve ilköğretim mezunu hastaların oluşturduğu düşünüldüğünde, özellikle düşük eğitim ve gelir düzeyindeki FMS'li hastaların yaşadığı bölgelerde GETAT yöntemlerinin yanlış kullanımını önlemek amacıyla bu uygulamalara yönelik saha eğitimleri düzenlenebileceği, hekimlerin de bu bilgileri verebilmesi için GETAT yöntemleri konusunda yeterli bilgiye sahip olması önerilebilir. Hastaların GETAT kullanım durumlarının her görüşmede sorulması ve kullandıkları GETAT yöntemlerini hekimleriyle paylaşmaları konusunda telkinlerde bulunulması yanlış kullanımların önüne geçmesi konusunda etkili olacaktır. FMS hakkında düşük bilgi seviyesi ve düşük eğitim alma durumunu yükseltmek için her hastaya hastalığın tedavisinde eğitimin önemli olduğu vurgusu yapılması ve FMS ile ilgili uygun eğitimlerin verilmesi önerilebilir. FMS'li hastalarda GETAT kullanımı ile ilgili az sayıda çalışma mevcut olup yapılacak yeni çalışmaların literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Fibromiyalji tanısı konmuş kadın hastalarda egzersiz programının gündüz uykululuk hali ve ağrı düzeyi üzerine etkisi
Fibromiyalji sendromu (FMS), sıklıkla kadınlarda görülen, etiyolojisi belli olmayan eklem içi romatizmal bir hastalıktır. Hastalığa yönelik kesin bir tedavi olmamakla birlikte tedavide birçok semptom azaltıcı yöntem kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, FMS'li hastalarda en sık görülen semptomlardan ağrı ve uyku bozukluğu şikâyetlerinin egzersize bağlı değişimini araştırmaktır. Çalışmaya, American College of Rheumatology kriterlerine göre değerlendirilip FMS tanısı almış 60 hasta dâhil edilmiştir. Fizik tedavi kliniklerine yönlendirilen 30 hasta tedavi grubunu kliniklere yönlendirilmeyen 30 hasta ise kontrol grubunu oluşturmuştur. İlk seansta tedavi grubu hastalarına gündüz uykululuk halini belirlemek için Epworth Uykululuk Skalası (EUS), ağrı düzeyini belirlemek için ise Vizüel Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Ağrı tipi ve ağrı bölgesi McGill Ağrı Anketiile değerlendirilmiştir. Hastalar 15 seans boyunca egzersiz programına dâhil edilmiş ve egzersiz programı hastalara ev egzersizi olarak da öğretilmiştir. Egzersiz programına germe, gevşeme ve güçlendirme egzersizleri dâhil edilmiştir. 15 seanslık program (19 gün) sonunda hastalara EUS, VAS ve McGill Ağrı Anketi tekrar uygulanmış ve değerler kaydedilmiştir. Kontrol grubu hastalarına ise herhangi bir egzersiz programı uygulanmadan, tanılandıkları ilk gün ve 19 gün sonra aynı anket ve ölçekler uygulanmıştır. Alınan sonuçlar incelendiğinde tedavi grubu hastalarının egzersiz programı öncesi ağrı düzeylerinin egzersiz sonrasında anlamlı bir düşüş gösterdiği gözlenmiştir, (p<0,05). Kontrol grubu hastalarının ise ağrı düzeylerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir değişim olmamıştır (p>0,05). Tedavi grubundaki hastaların EUS skorlarının egzersiz programı sonrasında egzersiz programı öncesine göre anlamlı olarak azaldığı görülmüştür (p<0,05). Bu çalışmada hastalara uygulanan düzenli egzersiz programının gündüz uykululuk hallerini ve ağrı düzeylerini azalttığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle FMS'li hastaların düzenli egzersiz programına yönlendirilmesinin hastalığın semptomlarını azaltmakta önemli olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, Ağrı, Uykululuk, Egzersiz
Fibromiyalji sendromu ve romatoid artrit hastalarının sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanma derecelerinin karşılaştırılması
Bu araştırmada, fibromiyalji sendromlu hastalar ile romatoid artritli hastaların sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanma düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya, Denizli Devlet Hastanesi'nin Fizik Tedavi Polikliniğine başvuran 30 fibromiyalji sendromlu hasta ve Romatoloji Polikliniğine başvuran 30 romatoid artritli hasta gönüllülük esasına dayalı olarak katılmıştır. Örneklemi oluşturan 60 hastanın 34'ü kadın ve 26'sı erkektir. Hastaların sıkıntıya dayanma düzeylerini ölçmek için "Sıkıntıya Dayanma Ölçeği" ve rahatsızlığa dayanma düzeylerini ölçmek için "Rahatsızlığa Dayanma Ölçeği" kullanılmıştır. Bağımsız grup t testi analizi sonucunda fibromiyalji sendromlu hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi romatoid artritli hastalarına göre daha düşük bulunmuştur. Fibromiyalji sendromlu hastalarının sıkıntıya dayanma alt ölçeklerinden SDÖ-T ve SDÖ-Ö düzeyi romatoid artritli hastalarına göre daha düşük bulunmuştur. Her iki hastalık grubunun SDÖ-R düzeylerinde ise istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir ancak klinik olarak düşük olduğu görülmüştür. Rahatsızlığa dayanma düzeyleri açısından ise fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastalar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sosyal destek alan fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi daha yüksek olduğu görülmüştür. Psikiyatrik tedavi alan fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi alt ölçeklerinden SDÖ-T ve SDÖ-Ö düzeyinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin postür ve ağrı üzerindeki etkisi
Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin servikal postür ve ağrı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 59 hasta dahil edildi. Bireyler skapular stabilizasyon egzersiz (n=29) ve klasik egzersiz (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Klasik egzersiz ve skapular stabilizasyon egzersiz grubunun her ikisine de egzersiz öncesi hotpack, TENS ve ultrason uygulandı. Bu uygulama her iki gruba da haftada 5 gün olmak üzere toplam 6 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben klasik gruba klasik omuz egzersizleri, skapular stabilizasyon grubuna ise stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı, servikal postür, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, klasik grupta servikal postür dışında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel durumun geliştiği ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,5). Gruplar karşılaştırıldığında ise, ağrı, servikal postür ve fonksiyonel durum açısından skapular stabilizasyon egzersiz grubunun klasik egzersiz grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak yaşam kalitesi sonuçları yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, fibromiyalji tanısı konmuş hastalarda ağrı ve servikal postür üzerinde skapular stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle fibromiyalji hastalarında görülen semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizler yerine skapulayı içine alan stabilizasyon egzersizlerinin mutlaka kullanılması gerektiği görüşündeyiz.
Fibromiyalji sendromlu kadınlarda enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyonu ve iskemik kompresyon tekniğinin etkinliğinin karşılaştırılması
Fibromiyalji sendromu (FMS) çoğunlukla kadınlarda görülen etyolojisi belli olmayan eklem içi romatizmal bir hastalıktır. Hastalığa yönelik kesin bir tedavi olmamak ile birçok semptom giderici tedaviler kullanılmaktadır. Çalışmamızda 46 kadın katılımcı bulunmaktadır. Katılımcılara içerisinde İskemik Kompresyon (İKM) grubu, Enstrüman Yorulmalı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (EYYDM) grubu ve KONTROL grubu seçilerek çalışma gerçekleştirildi. Araştırmada yer alan kişilere EYYDM ve İKM tedavileri 8 hafta boyunca hafta da 2 gün yapılmıştır. Uygulanan bu iki tedavi sonucunda kadınların yaşadıkları ağrılarının azaldığı ve hem toplam skorlar hem de duyusal sokarlarda pozitif neticeler elde edilmiştir (p<0.05). Bu iki tedavi yönteminin de sürece dahil edilmesi sayesinde ağrılarda azalma yaşanmış ve iyileşmelerde artış gözlemlenmiştir (p<0.05). İki tedavi yöntemine göre ayrılan kadınların hepsinde tedavilerin neticesinde depresyon seviyelerinin de düştüğü ve anlamlı neticeler elde edildiği görülmüştür(p<0.05). İki tedavi yöntemi arasında mukayese yapıldığında İKM grubunda yer alan kadınların depresyon seviyelerinde daha fazla olumlu yönde gelişim yaşandığı tespit edilmiştir (p<0.05). Yine İKM grubunda yer alan kadınların uyku düzeylerinde ve hayat kalitelerinde daha fazla anlamlı gelişme yaşanmıştır. Araştırmanın nihayetinde her üç grupta da yer alan bireylerde pozitif gelişmeler yaşanmıştır. Buradan hareketle bu hastalığın tedavisinde iki tedavi yönteminin de kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Kontrol grubunda yer alan kadınlara kıyasla EYYDM ve İKM grubunda yer alan kadınların tedavi sonrasında daha fazla memnun oldukları görülmüştür (p<0.05). İKM tedavisinin daha rahat bir şekilde uygulanabilmesi, daha az maliyet gerektirmesinden dolayı daha fazla tercih edildiği anlaşılmıştır. İKM uygulamasının yanı sıra EYYDM tekniğide uygulandığı görülmüştür. Fibromiyalji hastalığına sahip bireylere tedavi yöntemlerinin nasıl etki ettiğninin daha rahat anlaşılabilmesi için belirli zaman aralıklarında takipler yapılması ve değerlendirmeler yapılması daha faydalı olacaktır.
Fibromyaljide sarkopeni değerlendirimi ve ev egzersiz programının etkinliği
Amaç: ACR 2016 tanı kriterlerine göre FMS tanısı olan olguların sarkopeni bakımından klinik ve US ile objektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Ayrıca sarkopeni için etkinliği önemle vurgulanan germe ve güçlendirme egzersizin etkinliği irdelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 01 Ocak 2022- 1 Eylül 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniklerine başvuran FMS ACR 2016 tanı kriterlerine göre FMS olarak sınıflandırılan 60 hasta dahil edilmiştir. Polikliniğe başvuran hastalardan çalışmaya katılmayı kabul edenler, internet aracılığıyla ulaşılan randomizasyon şemasına göre 2 gruba ayrıldı. Bu gruplardan birine hekim tarafından uygulamalı gösterilen ve görsel kartlarla desteklenen kontrollü ev egzersiz programı verildi. Diğer gruba serbest ve denetimsiz egzersiz yapmaları söylendi. Sadece sözel olarak düzenli egzersiz yapmaları önerildi. Hastalar başlangıç ve 12 haftalık egzersiz tedavisi sonrası US ile kas kalınlığı ölçümü, dinamometre ile el kavrama kuvveti, altı metre yürüme hızı testi, beş defa oturup kalkma testi, zamanlı kalk ve yürü testi, BDÖ, FEA, EBSS ile değerlendirildi. Bulgular: Sosyodemografik verileri incelendiğinde gruplar arası fark saptanmadı. Kasların US ile değerlendirilmesi sonucunda tedavi sonrasında gruplar arası fark saptanmadı. Ancak kas kalınlığının egzersiz sonrası ve öncesi değerleri farkının gruplar arası karşılaştırılmasında biseps braki ve kuadriseps femoris kasında kontrollü egzersiz grubu lehine anlamlı fark saptandı. Bunlara ek olarak kontrollü egzersiz grubunda hastaların grup içi değerlendirilmesinde kas kalınlığı artışı saptandı. El kavrama kuvveti izlem sonrası kontrollü egzersiz grubunda hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırmada daha anlamlı gelişme gösterdi. Fiziksel fonksiyon değerlendirme testlerinde anlamlı artışlar saptandı. BDÖ ve FEA skorlarında kontrollü egzersiz grubunda anlamlı azalma saptandı. Sonuç: Hastaların kontrollü ev egzersizi programı sonrası US ile ölçülen kas kalınlığında artış, fiziksel performansında artış, depresyon düzeyinde azalma ve FEA sonuçlarında azalma meydana gelmiştir. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji Sendromu, Sarkopeni, Ultrason, Egzersiz
Duloksetin tedavisi alan hastalarda kemik metabolizmasının değerlendirilmesi
Amaç: Duloksetin kullanımının kemik mineral yoğunluğu ve kemik döngüsü biyobelirteçleri üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya fibromiyalji ve nöropatik ağrı tanıları ile en az 3 aydır duloksetin kullanan 47 hasta ve ilacı kullanmayan sağlıklı kontrol grubu 47 kişi dahil edildi. Tüm hastaların kemik yapım ve yıkım belirteçleri, serum kalsiyum ve D vitamini düzeyleri ölçüldü. Dual Enerjili X-Işını Absorpsiyometrisi (DXA) yöntemiyle kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçüldü. Duloksetin kullanımı ile kemik yapım ve yıkım biyobelirteçleri, serum kalsiyum, D vitamini ve KMY arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya en az 3 aydır duloksetin kullanan yaş ortalaması 41,2±7,6 olan 47 hasta (31 kadın 16 erkek) ve yaş ortalamaları 41,5±7,4 olan sağlıklı kontrol grubu 47 kişi dahil edildi. Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında hasta grubunda osteokalsin, C-terminal telopeptit (CTX) ve alkalen fosfataz (ALP) düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak yüksek saptandı. Hasta grubunda serum kalsiyum düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptandı. Lomber KMY, femur boyun ve femur total KMY karşılaştırıldığında gruplar arası farklılık saptanmadı. Kadın hasta ve kadın kontrol grubu karşılaştırıldığında lomber T ve Z skoru, lomber KMY'nin kadın hasta grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. Sonuç: Duloksetin tedavisinin kemik döngüsünü hızlandırabileceği düşünülmektedir. Duloksetin kullanan premenopozal kadın hastalarda lomber KMY, lomber T ve Z skoru kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Duloksetin tedavisi planlanan premenopozal kadın hastalarda osteoporoz risk faktörleri sorgulanmalı ve duloksetin tedavisi alan hastalar kırık gelişimi açısından dikkatli takip edilmelidir. Duloksetin kullanımının farklı yaş gruplarında kemik metabolizması üzerine etkilerini araştıran prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Fibromiyalji hastalarında uyku parametrelerinin ağrı düzeyi ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Fibromiyalji hastalığında ağrı ve uyku bozuklukları sık görülen semptomlardır. Ağrı düzeyinin fazlalığı hastalarda uyku bozukluğuna yol açabileceği gibi; uyku bozukluğu olan hastalarda ağrı eşiğinin düşmesine bağlı olarak ağrı daha şiddetli algılanmaktadır. Bu çalışmada; fibromiyalji hastalarında ağrı ve uyku bozukluklarının değerlendirilmesi ve ayrıca uyuma alışkanlıklarının bu semptomlara olan etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Materyal ve Metod: Fibromiyalji hastalarında hastalıktan etkilenme düzeyi Fibromiyalji Etki Anketi (FEA) ile değerlendirildi. Ayrıca, hasta ve kontrol grubu Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), Vizüel Ağrı Skalası (VAS) testleri ile değerlendirildi. Fibromiyalji hastaları kontrol grubuyla PUKİ, EUÖ ve VAS açısından ikili olarak karşılaştırıldı. FEA ile EUÖ, VAS, PUKİ arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Fibromiyalji tanılı 60 hasta ve 60 kontrolden alınan veriler analiz edildi. Hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek PUKİ, EUÖ ve VAS skorları saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede uykuya dalma süresi daha uzun; kesintisiz gece uyku süresi ise daha kısa idi. Hasta grubunda PUKİ toplam skoru ile VAS skorları, FEA toplam skorları arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptandı. Ayrıca, EUÖ ile VAS skorları, FEA toplam skorları arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptandı. Tartışma ve Sonuç: Fibromiyalji ağrı ile seyreden ve uyku parametrelerini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında uyku parametrelerinin bozulduğunu ve bu bozulmanın hastalıktan etkilenme düzeyi ile korelasyon gösterdiğini ortaya konulmuştur. Fibromiyalji hastalarında uyku ile ilgili problemlerin tanınması ve tedavisi, hasta stresinin azaltılmasında ve tedavi başarısının artırılmasında önemli yer tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fibromiyalji, uyku, uyku bozuklukları.
Sistemik immün inflamasyon indeksinin fibromiyalji ve romatoid artrit hastalarında incelenmesi ve hastalık aktivitesiyle ilişkisi
Amaç : Romatoid artrit (RA), kronik, inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Fibromiyalji sendromunun (FMS) etyolojisi tam bilinememekle birlikte inflamatuar süreçlerin etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Sistemik immün inflamasyon indeksi (Sİİ), etiyolojisi inflamasyonla ilişkili olan hastalıklarda etkili prognostik faktör olduğu gösterilen bir biyobelirteçtir. Çalışmamızda Sİİ'nin FMS ve RA hastalalarındaki değişimini, sağlıklı gruba göre durumunu ve hastalık aktivitesine göre ilişkisini araştırdık. Gereç ve yöntem: Yaşları 18-65 arasında olan, 40 FMS hastası, 36 RA hastası, kontrol grubu olarak da 39 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm katılımcıların demografik bilgileri alındı. Hastaların ağrıları vizüel ağrı skoru (VAS) ile belirlendi. FMS hastalarında hastalık aktivitesini belirlemek için Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ) dolduruldu. RA hastalarında hastalık aktivitesini belirlemek için Hastalık Aktivite Skoru (DAS28-ESR) hesaplandı. RA ve FMS grubu hastalık aktivitelerine göre gruplara ayırıldı. Tüm katılımcıların tam kan sayımı, eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP) tetkikleri istendi. Tam kan sayımından platelet dağılım genişliği (PDW), eritrosit dağılım genişliği (RDW), nötrofil lenfosit oranı (NLR), platelet lenfosit oranı (PLR) ve sistemik immün inflamasyon indeksi (Sİİ) hesaplandı. RA, FMS ve kontrol grupları arasında CRP, ESR, Sİİ, PDW, RDW, NLR, PLR değerleri karşılaştırıldı. Bu değerlerin RA grubunda DAS28-ESR ile, FMS grubunda FIQ skoru ile korelasyonu analiz edildi. Bulgular: FMS'de kontrol grubuna göre CRP değeri anlamlı yüksek bulundu (p<0,001), ancak hastalık şiddetiyle korelasyonu saptanamadı (p=0,455). FMS ve RA arasında CRP değerleri açısından anlamlı fark bulunamadı. FIQ skoru ile Sİİ arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). FIQ skoruna göre yüksek hastalık aktivitesine sahip grubu ayırt etmek için cut-off değeri hesaplandı. Cut-off değeri % 68 sensivite ve %80 spesifite ile 517,81 bulundu. RA'da CRP değerinin hem kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu (p<0,001), hem de hastalık aktivitesiyle pozitif yönde korele olduğu saptandı (p=0,018). Anti-TNF ilaç kullanan hastalarda kullanmayanlara göre inflamatuar belirteçlerin (Sİİ, NLR, PLR) baskılandığı görüldü (Sİİ p=0,024, NLR p=0,038, PLR p=0,026). Anti-TNF kullanmayan hastalar ile kontrol grubu karşılaştırıldığında, RA'da Sİİ, NLR, PLR değerleri anlamlı yüksek bulundu (Sİİ p=0,006, NLR p=0,025, PLR=0,019). Sİİ'nin ortanca değerleri RA grubunda 586,79, FMS grubunda 517,81, kontrol grubunda 450,97 idi. RA ve FMS'de Sİİ'nin ortanca değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olmasına karşın gruplar arasında anlamlı fark bulunamadı (p=0,165). RA'da RDW değeri FMS ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0,019), RDW ile hastalık şiddeti arasında ilişki bulunamadı (p=0,936). Sonuç: Sİİ'nin FMS'de hastalık aktivitesiyle artması etiyopatogenezde inflamatuar süreçlerin rolünü desteklemektedir. FMS'de hastalık aktivitesini göstermede ve takipte ucuz ve kolayca bulunabilen bir parametre olarak Sİİ, yeni bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. Sİİ'nin anti-TNF ilaç kullanmayan RA'lı hastalarda anti-TNF ilaç kullananlara göre yüksek olması, anti-TNF ilaç tedavisinin Sİİ'yi baskıladığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Sistemik immün inflamasyon indeksi, romatoid artrit, fibromiyalji sendromu
Fibromiyalji sendromlu hastalarda sitokinlerin monosit ekspresyon düzeyleri
Fibromiyalji Sendromu (FMS); üç aydan uzun süren yaygın kas ağrıları, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile seyreden hassas noktaların tanıda önemli yer aldığı kronik bir ağrı sendromudur. Oluşumunda birçok mekanizma öne sürülmekle birlikte etyopatogenezinde önde gelen teorilerden biri sitokinlerin rolü olduğudur. Çalışmamızda; hasta ve sağlıklı kadınlarda IL-1ß, IL-6, IL-8 ve TNF-? nın monosit ekspresyon düzeylerini belirlemeyi amaçladık.Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi FTR AD polikliniğine başvuran 68 FMS hastası ve 40 sağlıklı kadın dahil edildi. Her iki grup için; menapoz durumu, medeni hali, gebelik sayısı, canlı doğum sayısı, çocuk sayısı, boy, kilo, VKİ, hastalık tanı süresi, eğitim durumu, geçirilmiş cerrahi öykü, eşlik eden sistemik hastalık, kullandığı ilaçlar, sigara ve alkol alışkanlığı, hassas nokta sayısı, VAS, FIQ, HAM-A ve HAM-D, MYES ve NHP' yi içeren detaylı form dolduruldu. Hasta ve kontrol gruplarından 08.30-09.30 saatleri arasında EDTA ? lı tüplere alınan tam kan PBMC' nde TNF- ? , IL-6, IL-8, IL-1 ? ekspresyonu FACS Flow Sitometri cihazında okutularak çalışıldı.Çalışmaya alınan 68 FMS hastasının ve 40 kontrol grubunun hepsi kadın olup yaş ortalamaları, VKİ' si ve diğer demografik verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). FMS hastalarında; eklemlerde sabah sertliği, kronik ağrı, yansıyan ağrı, yorgunluk dinlendirmeyen uyku, ekstremitelerde subjektif şişlik öyküsü, parestezi, sıkıntı, başağrısı, dismenore, irritabl kolon sendromu, depresyon görülme oranı kontrol grubuna göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). FMS' li hasta grubunda hastanın hastalık şiddetini global değerlendirme skoru, doktorun hastalık şiddetini global değerlendirme skoru, VAS, HAM-A ve HAM-D, FIQ, MYES toplam skoru, NHP-total subskor değerleri kontrol grubuna göre, istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0,001).Çalışmamız FMS' li hastalarda sitokinlerin monositlerden ekspresyonu açısından anlamlı fark bulmamakla birlikte (p>0,05), bu konuyla ilgili serum ve PBMC ilişkili ölçümlerin birlikte yapıldığı daha detaylı çalışmalar gerektiğini ortaya koymaktadır.
Gerilim tipi başağrısı olan hastalarla fibromiyaljili hastaların ve kontrol grubunun serum Adrenomedullin ve Kalsitonin gen ilişkili peptit ?CGRP? düzeylerinin karşılaştırılması
Gerilim tipi başağrısı (GTBA) ve fibromiyalji sendromu (FMS) etyolojisi bilinmeyen tekrarlayan ağrı sendromlarıdır. Her iki durumda da klinik, terapötik ve patofizyolojik özellikler benzerdir. Adrenomedullin ve CGRP aynı reseptörleri kullanan iki peptit olup, CGRP'nin migren patogenezinde rolü olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada gerilim tipi başağrısı ve fibromiyalji patogenezinde adrenomedulin ve CGRP'nin rolünün olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.Polikliniğe başvuran 35 GTBA hastası, 33 FMS hastası ve 31 sağlıklı birey çalışma kapsamına alındı. Tam kan sayımı, sedimantasyon, CRP ve rutin biyokimyasal tetkikleri yapıldı. Hasta ve kontrol grubundan 10 ml venöz kan örneği alınarak uygun şekilde plazmaları ayrıldı ve -20°C' de saklandı. Plazma AM ve CGRP düzeyleri çalışıldı.Plazma AM düzeyleri GTBA, FMS ve kontrol grubunda sırasıyla; (121.23), (119.09) ve (126.78) pg/ml olarak bulundu. Bu sonuçlara göre GBA grubu ve FMS grubunda tespit edilen serum AM değerleri ile kontrol grubu serum AM değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05).Plazma CGRP düzeyleri GTBA, FMS ve kontrol grubunda sırasıyla; (170.42), (162.61) ve (139.32) pg/ml olarak bulundu. Bu sonuçlara göre GBA grubunda tespit edilen serum CGRP değerleri, kontrol grubu serum CGRP değerlerinden istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.025). FMS grubunda ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05)Bu sonuçlara göre CGRP GBA patogenezinde rol oynayabilir ve ilerideki yıllarda uygulanacak tedavi protokollerinde yer alabilir.Anahtar Kelimeler: Gerilim tipi başağrısı, Fibromyalji sendromu, Adrenomedullin, CGRP
Gerilim tipi başağrısı olan hastalarla fibromiyalji sendromlu hastaların ve kontrol grubunun serum total oksidan, antioksidan ve nitrik oksit düzeylerinin karşılaştırılması
Gerilim tipi başağrısı (GTBA) ve fibromiyalji sendromu (FMS) kronik ağrılı sendromlardır. Her iki hastalık da benzer klinik ve patofizyolojik özelliklere sahiptirler. Bu çalışmanın amacı nitrik oksit ve oksidatif stresin gerilim tipi başağrısı ve fibromiyalji sendromu patofizyolojisindeki rolünü değerlendirmektir.Gönüllü kontrol ve hasta gruplarından uygun şekilde kan örnekleri alındı. Total antioksidan durum (TAS), total oksidan durum (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) Harran Üniversitesi Biyokimya Laboratuarında, nitrik oksid (NO) ise Kocaeli Üniversitesi Biyokimya Laboratuarında çalışılmıştır.Plazma toplam antioksidan seviye (TAS)'si FMS ve GTBA gruplarında, kontrol grubuna göre belirgin düzeyde düşüktür (p<0.01). Plazma oksidatif stres indeksi (OSİ) seviyesi FMS'da ve GTBA'da sağlıklı kontrollere göre anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Plazma nitrik oksit (NO) seviyesi sağlıklı kontrollerde, FMS ve GTBA gruplarına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.Fibromiyaljili ve gerilim tipi başağrılı hastalar oksidatif strese maruz kalmaktadır ve bu hastalıkların etyopatogenezinde oksidatif stres önemli bir rol oynamaktadır. Nitrik oksit seviyesi ile fibromiyalji ve gerilim tipi başağrısı arasında ters yönde ilişki vardır.Anahtar kelimeler: Gerilim tipi başağrısı, fibromiyalji sendromu, oksidatif stres, nitrik oksit.
Fibromyalji ve somatoform bozukluk hastalarında kişilik özelliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bizim bu çalışmadaki amacımız Fibromyalji Sendromu (FMS) ve Somatoform Bozukluğu (Somatizasyon Bozukluğu (SB), Farklılaşmamış Somatoform Bozukluk (FSB), Konversiyon Bozukluğu (KB), Hipokondriyazis (HP), Psikojenik Ağrı Bozukluğu (PAB) olan hastaların kişilik özelliklerini ve sosyodemografik özelliklerini karşılaştırmak ve fibromyaljinin bir somatoform bozukluk alt tipi olup olamayacağı sorusuna cevap aramaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya DSM-IV'e göre somatoform bozukluğu tanısı konulan (28 SB, 30 FSB, 30 KB, 20 HP, 18 PAB) 136 hasta ile fibromyalji tanısıyla takip edilen 30 hasta ve kontrol grubu olarak benzer sosyodemografik özelliklere sahip 30 birey alındı. Çalışmaya katılan bireylerin kişilik özellikleri Hacettepe Kişilik Envanteri (HKE) ile değerlendirildi. Sosyodemografik bilgileri için de yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, meslek, ekonomik durum ve yaşadığı yer olmak üzere 7 parametre sorgulandı.Bulgular: FMS'li grubun sosyodemografik özelliklerinin somatoform bozukluklarla benzer (p>0,05) düzeyde olduğunu bulduk. Tüm alt ölçekleriyle birlikte HKE değerlendirildiğinde kontrol grubunun uyumunun diğer çalışma gruplarına göre daha iyi olduğunu. Fibromyalji grubunun uyumunun ise Somatoform Bozukluklarla benzer şekilde olduğunu (p>0,05) gördük.Sonuç: Romatolojik bir hastalık olarak tanımlanan FMS'nin Somatoform Bozukluklar ile benzer sosyodemografik özelliklere sahip olması, benzer klinik semptomların görülmesi, benzer şekilde tanı kriterleri arasında herhangi bir pozitif laboratuvar bulgusunun olmaması, kesinleşmemiş etyolojik hipotezlerinin benzer olması, komorbid psikiyatrik bozuklukların her iki hastalıkta da sık görülmesi, farklı çalışmalar üzerinden yapılan yorumlarla ve bizim çalışmamızda da desteklediğimiz benzer kişilik özelliklerine sahip olmaları sebebiyle FSB bir somatoform bozukluk alt tipi olabilir. Bu savımızı destekleyecek daha geniş hasta gruplarıyla yapılacak olan yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Somatizasyon bozukluğu ve fibromiyalji sendromunda çocukluk çağı travmaları ve disosiyatif yaşantıların araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı somatizasyon bozukluğu (SB) ve fibromyalji sendromunun (FMS) disosiyatif semptomlarla/bozuklukla ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi, somatizasyon bozukluğu ve fibromyalji sendromunda çocukluk çağı travmalarının hastalığın oluşumunda rol oynayıp oynamadığını araştırmaktı. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 2013–2014 yılları arasında Düzce Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalına başvuran, DSM-IV-TR'ye göre somatizasyon bozukluğu tanısı almış hastalar (grup I) ile fibromyalji sendromu tanısıyla takip edilen hastalarda (grup II) testleri uygun şekilde anlayıp cevaplayabilecek, en az ilkokul mezunu olan, çalışmaya katılmayı kabul edenler ile kontrol grubu için benzer sosyodemografik özelliklere sahip, en az ilkokul mezunu sağlıklı bireyler alındı. SB için mental retardasyon, psikoz, somatizasyonu açıklayacak ek organik hastalığı ya da madde kullanımı bulunma, FMS için ek organik hastalığı olma dışlama kriterleriydi. Çalışmaya katılan 189 kişiden 60 kişi grup I (Somatizasyon Bozukluğu), 60 kişi grup II (Fibromiyalji Sendromu), 69 kişi grup III(kontrol grubu) olup, her üç gruba da çocukluk çağı travmaları ölçeği (CTQ-28) ve disosiyasyon ölçeği (DIS-Q) ile birlikte sosyodemografik bilgiler olarak yaş, cinsiyet, medeni durum, meslek, eğitim, ekonomik durum, yaşadığı yer, ailede hastalık öyküsü sorgulandı. Bulgular: SB ve FMS'li grupların Toplam CTQ ortalama puanları Kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p =0,008). CTQ ölçeğinin alt boyutları bakımından gruplar karşılaştırıldığında; SB ve FMS olan hastaların duygusal ihmal puanı ortalaması, kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p<0,001). Buna karşın SB ve FMS'li hastalarda duygusal ihmal ortalamaları benzerdir (p> 0,05). Duygusal istismar ortalaması bakımından SB olan hastaların ortalaması kontrol grubunun ortalamasından anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p =0,029). Diğer gruplar arasında fark olmayıp, duygusal istismar ortalamaları bakımından SB ve FMS benzerdir(p> 0,05). Fiziksel ihmal ortalamaları bakımından FMS hastalarının ortalaması kontrol grubunun ortalamasından anlamlı derecede daha yüksek bulunmuş (p =0,046), ancak SB olanların fiziksel ihmal ortalamaları ile kontrol ve fibromiyaljili hastaların fiziksel ihmal ortalamaları arasında anlamlı fark tesbit edilmemiştir; SB ve FMS bu anlamda benzerdir (p> 0,05). Tüm gruplarda CTQ'nun tüm alt ölçeklerinin ortalama puanları, ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasında belirlenen kesim puanlarının üstünde bulunmuştur (kontrol grubunun duygusal ihmal puanı dışında). DIS-Q ortalamaları bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık belirlenmiştir (p=0,004). Farklılıklar detaylı olarak incelendiğinde fibromiyalji hastaların DIS-Q ortalaması somatizasyon bozukluğu olan hastaların ve kontrol grubunun ortalamasından anlamlı derecede yüksek çıkmıştır (sırasıyla p değerleri 0,05; 0,003). Sonuç: Çalışmamızda SB ve FMS'nin tüm çocukluk travmaları, duygusal ihmal, duygusal istismar, fiziksel ihmal açısından benzer olduklarını tesbit ettik. SB ve FMS için DIS-Q ortalamaları yüksek düzeyde olup FMS'de anlamlı düzeyde yüksekti. Etiyolojilerindeki çocukluk çağı travmaları ve travmatik yaşantıların benzerliği nedeniyle SB, FMS hatta Disosiyatif Bozukluklar iç içe geçmiş, travmanın sebep olduğu nörobiyolojik, psikolojik ve somatik sonuçlarıyla seyreden aynı hastalığın farklı klinik görünümleri olarak değerlendirilebilir. Çalışmamızın bundan sonra bu alanda yapılacak olan diğer çalışmalara ışık tutacağı düşüncesindeyiz.
Fibromiyaljili hastaların kişilik özelliklerine göre gruplanması ve bu gruplarda pregabalin ve duloksetin tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Fibromiyalji sendromlu (FMS) hastaları kişilik özelliklerine göre ayırıp, bu kişiliklerde duloksetin ve pregabalin tedavisinin etkinliklerini araştırmak ve bu etkinlikleri birbirleri ile karşılaştırmaktır. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya FMS tanısı konan ve başka hastalığı olmayan 103 kadın hasta alındı. Eysenck Kişilik Anketi Kısa Formu kullanılarak nörotik, dışa dönük ve nörotik-dışa dönük olmak üzere 3 grup belirlendi. Bu üç grup kendi aralarında rastgele iki gruba ayrıldı ve 12 hafta süreyle gruplardan birine 60 mg/gün duloksetin, diğerine 300 mg/gün pregabalin tedavisi uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı şiddetleri Visual Analog Skala, depresyonları Beck Depresyon Ölçeği, yaşam kalitesi SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, fonksiyonel durumları ise Fibromiyalji Etki Anketi ile değerlendirildi. Bulgular: FMS'nin nörotik kişilik yapısında olan kişilerde daha fazla görüldüğünü; FMS tedavisinde kullanılan pregabalin ve duloksetinin ağrı, hassas nokta, yaşam kalitesi ve depresyon skorlarında düzelme sağladığını bulduk. Kişilik grupları değerlendirildiğinde; SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin enerji (vitalite) alt parametresinde ve FIQ skorunda iyileşmenin dışa dönük grupta, Beck depresyon ölçeğindeki düzelmenin ise nörotik grupta daha fazla olduğunu saptadık. Medikal tedavide kullanılan ilaçlar birbirleriyle karşılaştırıldığında ise; her iki ilacın da SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin emosyonel rol güçlüğü ve sosyal fonksiyon alt grupları dışında tüm parametrelerde klinik düzelmeyi sağladığı, VAS ağrı skorunda ise dışa dönük grupta pregabalin tedavisinin daha etkili olduğunu bulduk. Sonuç: FMS'nin nörotik kişilik yapısında olan kişilerde daha fazla görüldüğünü, tüm kişilik gruplarında hem pregabalinin hem de duloksetinin etkili olduğunu, nörotik yapıya sahip olan FMS hastalarının tedavilerinin bazı parametrelerde dışa dönük kişiliğe göre daha zor olduğunu saptadık. Dışa dönük kişiliğe sahip olanlarda öncelikle pregabalin tedavisinin başlanması, emosyonel rol güçlüğü ve sosyal fonksiyonlarda iyileşme olmaması nedeni ile yeni tedavi seçeneklerinin de araştırılması gerektiği sonucuna vardık. ANAHTAR KELİMELER: Fibromiyalji sendromu, kişilik özellikleri, pregabalin, duloksetin
Fibromiyalji tanılı hastalarda psikososyal uyumun değerlendirilmesi
Bu çalışma fibromiyalji hastalarının hastalığa ilişkin psikososyal uyum düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Sağlık Bakanlığı Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Fizik Tedavi polikliniğine başvuran ve Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Servisinde yatan 70 fibromiyalji hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Hasta Bilgi Formu", "Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR)", "Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HAD)" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel analizler (yüzdelik, ortalama, standart sapma), Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Spearman Brown korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların tümünün kadın, çoğunun 25-40 yaş aralığında, evli, ilkokul ve üstü öğrenim düzeyinde, çalışmayan, orta gelir düzeyinde oldukları, genel memnuniyetlerinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Hastaların %55.7'sinin hastalık başlamadan önce son bir yıl içinde negatif yaşam olayı yaşadıkları, %47.1'inin psikiyatrik bir öyküye sahip olduğu ve %35.7'sinin psikiyatrik ilaç kullandığı tespit edilmiştir. Hastaların büyük çoğunluğu (%51.4) hastalığı ara ara gelen bir durum olarak tanımlamıştır ve %52.9'unun hastalık süresi 10 yıldan azdır. Hastaların hastalığa psikososyal uyumlarına bakıldığında %42.9'unun (n=30) kötü uyum gösterdiği belirlenmiştir ve genel memnuniyet durumları (r=-0,580; p=0,000), anksiyete düzeyi (r=0,448; p=0,000) ve depresyon düzeyi (r=0,506; p=0,000) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Hastalarının %55.7'sinin (n=39) depresyon, %77.1'inin (n=54) anksiyete riski yüksektir. Fibromiyalji hastalarının anksiyete ve depresyon düzeyleri arttıkça psikososyal uyumlarının kötüleştiği tespit edilmiştir. Depresyon riski yüksek olan hastaların psikososyal uyum düzeyi daha kötü olarak bulunmuştur (t=-3.58; p=0.001). Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda hastaların anksiyete ve depresyon yönünden yakın takip edilmesi, konsültasyon liyezon psikiyatrisi birimiyle iş birliğinde bulunma, hastalar için psikoeğitimler düzenlenmesi önerilerilerinde bulunulmuştur.
Fibromiyalji sendromlu hastalarda plazma nesfatin-1 düzeyinin klinik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; fibromiyalji sendromunda (FMS) ağrı şiddeti, hastalık aktivitesi, anksiyete, depresyon, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi gibi klinik parametreler ile serum nesfatin-1 düzeyi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmaya 18-65 yaş arası, 82 FMS tanılı hasta ve 82 kontrol hastası alındı. Hastaların ağrısı vizüel analog skalası (VAS), fonksiyonel durumu fibromiyalji etki anketi (FEA), duygu durumları Beck depresyon (BECK-D) ve Beck anksiyete (BECK-A) ölçeği, uyku bozukluğu Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKI) , yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Hastaların rutin kontrolleri için bakılan tam kan sayımı, kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden; alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), kreatin kinaz (CK), kreatinin, parathormon (PTH), D vitamini ve tiroid stimulan hormon (TSH) tetkikleri yapıldı. Nesfatin-1 düzeyleri, ELISA yöntemi kullanılarak tespit edildi, ölçülen değerler ng/L cinsinden kaydedildi. Fibromiyalji sendromlu hastalar ile kontrol hastaları arasında demografik özellikler açısından anlamlı bir fark yoktu. Klinik parametreler karşılaştırıldığında, FMS hastalarında FEA, VAS, BECK-A, BECK-D ve PUKI skorları kontrollere göre anlamlı olarak yüksekti (p <0.05). Fibromiyalji sendromlu hastaların yaşam kalitesi skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Serum nesfatin-1 konsantrasyonu FMS'li hastalarda anlamlı olarak düşüktü (p <0.05). Fibromiyalji sendromlu hasta grubunda nesfatin-1 ile BECK-A skoru, BECK-D skoru arasında anlamlı pozitif korelasyon (p<0,05) saptanırken, nesfatin-1 ile vücut kitle indeksi (VKI) arasında anlamlı negatif korelasyon (p<0,05) saptandı. Düşük plazma nesfatin-1 seviyeleri FMS'deki patolojik değişikliklere katkıda bulunabilir. Ek olarak nesfatin-1, FMS'de anksiyete ve depresyon ile ilişkili yanıtların arabuluculuğunda da yer alabilir. Anahtar Kelimeler: FMS, nesfatin-1, anksiyete, depresyon, yaşam kalitesi
Fibromiyalji sendromlu hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; Fibromiyalji sendromlu (FMS) hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 20-60 yaş arası, 50 FMS tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı.Hastaların ağrısı Vizüel analog skalası (VAS), fonksiyonel durumu Fibromiyalji etki anketi (FEA), yorgunlukları Yorgunluk şiddet ölçeği (YŞÖ), kinezyofobisi Tampa kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ve yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Hastaların rutin kontrolleri için bakılan tam kan sayımı, kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden; alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), kreatin kinaz (CK), kreatinin, parathormon (PTH), tiroid stimulan hormon (TSH) ve D vitamini tetkikleri yapıldı. Fibromiyalji sendromlu hastalar ile kontrol hastaları arasında demografik özellikler açısından anlamlı bir fark yoktu. Klinik parametreler karşılaştırıldığında, FMS hastalarında FEA, VAS ve YŞÖ skorları kontrollere göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Fibromiyalji sendromlu hastaların yaşam kalitesi skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05).Plazma vitamin D konsantrasyonu açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p >0.05).Fibromiyalji sendromlu hasta grubunda vitamin D ile bakılan klinik ölçekler arasında istatistiksel açıdan anlamlı parametre saptanmadı (p>0,05). Düşük plazma vitamin D seviyeleri FMS'deki kinezyofobiye katkıda bulunabilir. FMS'li hastaları değerlendirilirken klinisyen tedaviye dirençli FMS hastalarında plazma vitamin D seviyeleri ölçülmeli, ayrıca kinezyofobiyi dikkate almalı ve kinezyofobinin önemi ile tedavi stratejileri hakkında hastaları bilgilendirmelidir. Anahtar Kelimeler: FMS, vitamin D, kinezyofobi, yorgunluk, yaşam kalitesi
Fibromiyalji sendromu tanısı olan kişilerde çocukluk çağı travmaları ile fibromiyalji semptom şiddeti arasındaki ilişkide öfkenin ve ağrı felaketleştirmenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı fibromiyalji hastalarında çocukluk çağı travmaları ile fibromiyaljiden etkilenme düzeyi ilişkisinde öfkenin ve ağrı felaketleştirmenin sıralı aracı rolünün incelenmesidir. Bu değişkenlerin bir arada incelendiği bir çalışmaya rastlanılmadığı için bu çalışmanın alanyazına katkısı olacağı düşünülmüştür. Çalışmanın örneklemini çeşitli merkezlere tedavi amacıyla başvurmuş fibromiyalji tanısı olan 132 yetişkin hasta oluşturmaktadır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Yeniden Gözden Geçirilmiş Fibromiyalji Etki Anketi (YFEA), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33) Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Türkçe Versiyonu, Sürekli Öfke (SL-ÖFKE) ve Öfke İfade Tarzı (ÖFKE-TARZ) Ölçekleri, Ağrı Felaketleştirme Anketi (PCS-TR) verilmiştir. Aracı modeller oluşturulmadan önce değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda asıl değişkenlere ek olarak çocukluk çağı travmalarının alt boyutlarını içeren modeller oluşturulmuştur. Korelasyon analizinde çocukluk çağı travmaları ile fibromiyaljiden etkilenme düzeyi arasında ilişki bulunmamıştır. Ancak dolaylı etkiler göz önüne alınarak araştırmanın amacı doğrultusunda analizler yürütülmüştür. Aracı analiz bulgularına göre çocukluk çağı travmalarının fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi ağrı felaketleştirme aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmalarının bir türü olan fiziksel istismarın fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi ağrı felaketleştirme aracılığı ile dolaylı olarak gerçekleştirmektedir. Çocukluk çağı travmalarının bir türü olan duygusal ihmalin fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi, sürekli öfke ve ağrı felaketleştirmenin sıralı aracı rolüyle dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Fibromiyalji hastalarının, fibromiyaljiden etkilenme düzeylerini belirleyen kritik faktörlerden birinin ağrı felaketleştirme olduğu dikkat çekmektedir. Bu araştırma bulgularına göre fibromiyalji hastalarının psikoterapisinde ağrıya dair bilişsel inançların çalışılmasının öncelikli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda fibromiyalji hastalarında öfke azaltmaya yönelik terapi yöntemlerinin kullanılabileceği özellikle de duygusal ihmale maruz kalan hastalarda fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.
Fibromiyalji sendromu tanısında eski ve yeni kriterlerin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı fibromiyalji sendromunda American College of Rheumatology (ACR) 1990 ve ACR2010 sınıflandırma kriterlerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya 51 fibromiyalji sendromu (FMS) tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı. FMS'li hastalar daha önce bir uzman tarafından tanı almıştı. Kontrol grubuosteoartrit, periartrit, bölgesel ağrı sendromu gibi non-inflamatuar ağrısı olan hastalardan oluşuyordu. Tüm hastalar ACR 1990 ve ACR 2010 sınıflandırma kriterlerini sağlayıp sağlamadıkları açısından değerlendirildi ve hastalara algometri muayenesi yapıldı. Hastaların fonksiyonel durumu fibromiyalji etki anketi (FIQ), duygu durumları Beck depresyon ve anksiyete ölçeği ile değerlendirildi. Hastaların rutin kontrolleri için bakılan tam kan sayımı, kan sedimentasyon değerleri, serum CRP, RF, ALT, AST, ALP, kalsiyum, fosfor, parathormon, TSH ve D vitamini seviyeleri kaydedildi. American College of Rheumatology 1990 sınıflandırma kriterlerinin duyarlılığı 0.74, özgüllüğü 0.88, doğruluğu 0.81 iken, ACR 2010 sınıflandırma kriterlerinin duyarlılığı 0.78, özgüllüğü 0.76, doğruluğu 0.77 olarak bulundu.WPI (yaygın ağrı indeksi) ve SS (semptom ciddiyeti) ölçek skoru ile hassas nokta (HN) sayısı, FIQ skoru, Beck depresyon ve anksiyete skoru arasında korelasyon saptandı. Çalışmamızda ACR 2010 sınıflandırma kriterleri, ACR 1990 sınıflandırma kriterlerine göre daha duyarlı bulunmuş fakat özgüllüğü daha düşük bulunmuştur. Ek olarak ACR 2010 sınıflandırma kriterleri, hassas nokta muayenesi gerektirmemekte, fiziksel ve psikolojik semptomları değerlendirmede daha avantajlı gözükmektedir. Bundan dolayı ACR 2010 sınıflandırma kriterleri klinik tanıyı koymada ve tanı konulmuş hastalığı takip etmede daha elverişli olabilir. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji, ACR 1990 kriterleri, ACR 2010 kriterleri