Food consumption

105 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de gıdalarda taklit ve tağşiş uygulamalarının değerlendirilmesi: Ankara ili araştırması

Bu çalışma, Türkiye'de gıda sektöründe taklit ve tağşiş uygulamalarını, mevzuat ve uygulama boyutları açısından derinlemesine analiz etmek, tüketicilerin ve gıda işletmecilerinin bu konuda sahip oldukları bilinç düzeylerini, tutumlarını ve davranışlarını değerlendirmek ve bu bağlamda etkili politika önerileri geliştirmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, taklit ve tağşişe yönelik yasal düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, mevcut durum ve uygulamalar ele alınmış ve Tarım ve Orman Bakanlığı'nın denetim faaliyetleri ile kamuoyu bilgilendirme süreçlerinin etkileri değerlendirilmiştir. Tezin temel materyalini, Ankara ilinde yaşayan tüketiciler ve gıda işletmecileri ile yapılan anketler sonucunda elde edilen veriler oluşturmuştur. Ankara ilini temsil edecek ilçeler gayeli olarak belirlenmiştir. İlçelerin belirlenmesinde örnekleme birimi olarak nüfus yoğunluğu alınmıştır. Nüfusun en yoğun olduğu Ankara'nın ilçelerinden Çankaya ve Keçiören ilçeleri sosyoekonomik farklılıklar gözetilerek gayeli olarak seçilmiştir. Basit Tesadüfi Örnekleme Yöntemi kullanılarak toplam 150 tüketici ile görüşülmüştür. Gıda işletmecileri için, Türkiye'de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kamuoyu duyurularında taklit ve tağşişe en fazla konu olan ürün grupları arasında ilk iki sırada yer alan et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren işletmeler arasından oransal bir örneklem seçilmiştir. Bu doğrultuda, Ankara ilindeki süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren 40, et ve et ürünleri sektöründe ise 30 işletmeci ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma neticesinde elde edilen bulgulara göre, tüketicilerin %76'sı Türkiye'deki gıda işletmelerinin ulusal ve uluslararası mevzuat kurallarına uygun hareket etmediğini düşünmektedir. Ayrıca, tüketicilerin %39,3'ü piyasada satılan gıdaların yeterli düzeyde resmi otoriteler tarafından kontrol edilmediğini, %55,4'ü ise taklit ve tağşiş yapanlara uygulanan cezaların yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Buna ek olarak, tüketicilerin %70,0'ı, 7255 sayılı Kanun kapsamında taklit ve tağşiş yaptığı tespit edilen gıda işletmecilerinin beş yıldan on yıla kadar gıda sektörü faaliyetinden men edilme cezasının, gıda maddelerinde yapılan hilelerin önlenmesinde önemli bir etkisi olacağına inanmaktadır. Gıda işletmecilerinin %45,7'si denetimlerden kısmen memnun olduklarını belirtmiş, %64,3'ü ise işletmelerinde meydana gelen olumsuzlukların Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyurulmasını doğru bulmamaktadır. Ayrıca, gıda işletmecilerinin %47,1'i, uygulamakla yükümlü oldukları 7255 sayılı Kanun'dan haberdar olmadıklarını ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra, işletmecilerin %54,3'ü, bu Kanun'un bir yeniliği olarak taklit ve tağşiş yapan firmalara yıllık gayri safi gelirlerinin %1'i kadar ceza verilmesini doğru bulduklarını dile getirmiştir. Araştırma neticesinde ortaya çıkan önemli bir sonuç da, gıdalarda taklit ve tağşiş konusundaki yasal zorunluluklar hakkında gıda işletmecilerinin bilgi eksikliğinin olmasıdır. Bu eksikliğin temel nedeni, ilgili kurumların gerekli çalışmaları yapmamasıdır.

Gıda güvenliğiGıda kontrolüGıda mühendisliği+3
Soner Türkmen
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin dondurulmuş gıda tüketimi alışkanlıklarının belirlenmesi

Dondurulmuş gıda sektörü son yıllarda ülkemizde önemli ölçüde gelişerek ürün yelpazesini arttırmış, iç ve dış pazarda gelişimini sürdürerek büyümeye devam eden önemli bir sektör kolu haline gelmiştir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin dondurulmuş gıda tüketim alışkanlıklarını ve tercihlerini etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Genç bireylerin dondurulmuş gıda tüketimine yönelik tutum ve davranışlarının incelenmesi ülkemizde yakın bir geçmişte gelişim göstermeye başlayan sektörün gelecek planlaması ve gelişimi için önem arz etmektedir. Literatürde dondurulmuş gıda tüketimine etki eden sosyo ekonomik faktörlere ilişkin çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar konu olarak çeşitli şehirlerde yaşayan hane halkının dondurulmuş gıda tüketimini belirlemeye yöneliktir. Bu çalışmanın literatürdeki diğer çalışmalardan en önemli farkı örneklem olarak üniversite öğrencilerinin seçilmesidir. Bunun için Şeyh Edebali ve Namık Kemal Üniversitesinde okumakta olan üniversite öğrencileriyle görüşülmüştür. Araştırmanın örneklemi olasılıksız örnekleme türlerinden olan kotalı örnekleme yöntemiyle elde edilmiştir.Sonuç olarak üniversite öğrencilerinin %92.1 oranında dondurulmuş gıda kullandığı saptanmıştır. Üniversite öğrencilerinin dondurulmuş gıdaları tercih etmesinde dondurulmuş gıdaların kullanımının pratik olması önemli bir etken olarak bulunmuştur. Öğrencilerin çoğunluğu dondurulmuş gıdaların hijyenik ortamlarda üretilip ambalajlandığını düşünmektedir. Ayrıca öğrencilerin dondurulmuş gıda tüketerek sağlıksız beslendiklerini düşündükleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dondurulmuş gıda tüketimi, üniversite öğrencileri, tüketim alışkanlıkları.

Gıda tüketimi
Sercan Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketicilerin gelir grupları itibariyle kırmızı et ve tavuk eti satın alma eğilimlerinin karşılaştırmalı analizi: Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesi örneği

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin en önemli koşularından biri de tüketilmesi gereken günlük proteinin %40 – %50'sinin hayvansal kaynaklı proteinlerden karşılanmasıdır. Et ve et ürünleri içerdikleri proteinler, mineral maddeler ve vitaminler bakımından insan beslenmesinde önemli hayvansal kaynaklı gıda maddeleridir. Bu çalışmanın amacı Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesi kent merkezinde yaşayan tüketicilerin kırmızı et ve tavuk eti satın alma eğilimlerinin gelir grupları itibariyle farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Veriler 167 kişi ile anket yapılarak elde edilmiştir. Katılımcıların en çok kırmızı et ve tavuk eti tükettikleri, bu tüketim üzerinde gelir durumlarının etkisi olduğu görülmüştür. Tüketicilerin %96,4'ü kırmızı et, %94,6'sının kanatlı et tüketmektedir. Kişi başı kırmızı et tüketimi ortalama 10,8 kg/yıl, kanatlı et tüketimi ise 14,4 kg/yıl olarak bulunmuştur. Çok yüksek gelir grubundakiler yıllık 12,3 kg/yıl kırmızı et ve 12,3 kg/yıl beyaz et tüketmekte iken, bu miktarlar düşük gelir grubundakilerde 9,5 kg/yıl kırmızı et ve 15,5 kg/yıl beyaz ettir. Tüketicilerin %31,7'si kırmızı eti pahalı, %55,7'si çok pahalı, kanatlı eti fiyatlarını ise %42,5'i pahalı, %24,0'ı çok pahalı bulmaktadır. Kırmızı ette %78,2 oranı ile sığır-dana eti, beyaz ette %94,3 oranı ile tavuk eti tercih edilmektedir. Temin yeri olarak 60,3 oranında kasap, beyaz ette %68,6 oranında market/süper market tercih edilmiştir. Aylık gelir miktarı ile aylık kırmızı ve kanatlı eti tüketim miktarı arasında pozitif bir ilişki vardır ve aylık gelir arttıkça et tüketim miktarında az da olsa bir artış olmaktadır.

Gıda tüketimi
Varol Boz
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketiminin astım ile ilişkisinin biyokimyasal parametreler ile araştırılması

NOVA, gıdaları besin maddeleri yerine gıda işlemenin kapsamı ve amacına göre sınıflandıran bir gıda sınıflandırmasıdır. Astım, hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve / veya öksürük gibi değişken semptomlar ve değişken ekspiratuar hava akımı sınırlaması ile karakterizedir. NOVA gıda sınıflandırma sistemine göre ultra işlenmiş gıdaların tüketimi astım semptomlarını etkileyecek düzeydedir. Bu çalışmada 18-65 yaş arası yetişkinlerde ultra işlenmiş gıda tüketiminin astım ile ilişkisi biyokimyasal parametreler ile araştırılmıştır. Çalışmaya Ocak 2015 – Eylül 2021 tarihleri arasında astım tanısı almış, buna bağlı ilaç tedavisi gören, kan tahlilleri ve tanı sonrası solunum fonksiyon testleri bulunan 18-65 yaş aralığında 251 (%74,0) kadın ve 88 erkek (%26,0) olmak üzere toplam 339 birey dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik bilgileri katılımcı bilgi formu ve ultra işlenmiş gıda tüketimleri besin tüketim sıklık anketi kullanılarak belirlenmiştir. Katılımcıların biyokimyasal parametrelerine ilişkin veriler çalışma yapılan kurumun veri tabanından elde edilmiştir. Çalışma bulgularında CRP, eozinofil ve total IgE değerleri ile ultra işlenmiş gıda tüketimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). % FEV1 beklenen değeri ve ultra işlenmiş gıda tüketimleri arasında anlamlı bir ilişki olmamasına (p>0,05) rağmen %FVC beklenen ve %FEV1/FVC değerlerinin ultra işlenmiş gıda tüketiminin artmasıyla azaldığı sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu çalışmada ultra işlenmiş gıdaların tüketimi hızla artmakta olup bu gıdaların tüketim sıklıkları astım prognozuna olumsuz yönde etki ettiği sonucuna varılmıştır.

AstımBiyokimyaGıda tüketimi+3
Rümeysa Özçalkap
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde gıda tüketici davranışlarındaki değişimler

Bu çalışmada Covid-19 pandemisinde gıda tüketici davranışlarındaki değişimler araştırılmıştır. Çalışma, 1030 kişinin online ve yüz yüze olmak üzere anket katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Anket yönteminden yararlanılarak elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların %56,4'ü kadın, %32,6'sı 25-34 yaş aralığında, %33,7'sinin aylık geliri 10.000-15.000 TL'dir. Katılımcıların %58'i 3-4 kişiyle birlikte yaşamaktadır, %56,4'ü üniversite mezunu, %76,3'ü şehirde yaşamaktadır. Katılımcıların %58,8'i pandemi öncesinden daha az alışverişe gitmiştir, %41,2'si pandemi öncesi kadar satın almıştır. Katılımcıların %60,8'i pandemi döneminde gıda/yiyecek stoklamamıştır. Pandemi döneminde gıda satın alma davranışında etkili olan faktörler sorulduğunda katılımcılardan %61,9'u son kullanma tarihi önemlidir sorusuna kesinlikle evet cevabını vermiştir. Diğer faktörlere bakıldığında; %38,1'i besin içeriği, %35,6'sı kolayca hazırlanması, %41'i ambalajı, %43'ü depolanabilirliği, %41,8'i tanınmış marka olması, %35,6'sı yöresel gıda olması, %38,6'sı organik/doğal olması, %41'i fiyatı, %42,7'si evde kolay hazırlanabilmesi, %32,6'sı internet üzerinden sipariş etmek önemlidir, %42,5'i küçük market veya bakkaldan şahsen yiyecek satın almak sorularına evet cevabını vermişlerdir. Katılımcılardan %30,4'ü başkalarının satın alması önemlidir, %36,4'ü süpermarketten şahsen yiyecek satın almak, %27,5'i yemeklerin/gıdaların doğrudan eve teslim edilmesi önemlidir sorularına nadiren cevabını vermişlerdir. Katılımcıların tüketim faktörleri incelendiğinde %50,4'ü daha çok su tükettim sorusuna kesinlikle evet cevabını vermişlerdir. Katılımcıların %42,2'si meyve ve sebze, %41,8'i kırmızı et ve et ürünleri, %41,4'ü beyaz et ve balık, %42,7'si sağlıklı yiyecekler ve %41'i hamur işlerinin tüketim miktarlarının daha çok olduğuna evet cevabını vermişlerdir. Paketlenmiş, dondurulmuş gıdaları %35,9'u, konserve gıdaları %32,9'u nadiren tükettiklerini bildirmişlerdir. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların gelir durumları, yaş grupları, eğitim durumları ve yaşadığı bölge ile satın alma faktörleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Cinsiyet, medeni durum, gelir, yaş, eğitim ile tüketim faktörleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Çalışma sonucunda Covid-19 salgını ile gıda tüketici davranışlarında değişim olduğu tespit edilmiştir.

COVID 19Gıda tüketimiKorona virüsler+2
Simge Geçtogan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz dönemlerinde (COVID-19 pandemisi) değişen satın alma davranışı- fiyat hassasiyeti ve algılanan kalite

31 Aralık 2019'da Çin'in Hubei eyaletine bağlı Wuhan kentinde ortaya çıkan COVID-19 kısa süre içerisinde tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Bunun sonucunda pandeminin ilan edilmesi ile birlikte getirilen kısıtlamalar panik satın alma davranışına yol açmış ve online alışverişlerde artış gözlemlenmiştir. Bir sağlık krizi olarak bu dönemde tüketiciler virüsün olumsuz etkilerinden korunmak ve karantina durumlarında ürün ulaşılabilirliğinin kısıtlanacağı düşüncesi ile belirli gıda ürünlerine yönelmişlerdir. Pandemi döneminde tüketiciler tarafından özellikle talebi artan gıda ürün grupları bağışıklık sistemini güçlendirmek adına meyve - sebze ve raf ömrünün uzun olması ve besleyicilik yönüyle bakliyat-makarna olmuştur. Geçmiş araştırmalara bakıldığında ise tüketicilerin satın alma sürecinde en önemli iki faktörün fiyat ve kalite olduğu ve aynı şekilde kriz dönemlerinde fiyat duyarlılığı ve gıda ürünlerinin algılanan kalitesinin tüketici tarafından arttığı tespit edilmiştir. Bu sebeple bu çalışmanın temel amacı COVID-19 döneminde tüketicilerin satın alma davranışlarının fiyat duyarlılığı ve algılanan kalite bağlamında iki gıda ürün grubu olan meyve-sebze ve bakliyat-makarna açısından değişim gösterip göstermediğini tespit etmektedir. Bu nedenle araştırma kapsamında çevrimiçi anket yöntemiyle 447 veri elde edilmiştir. Veriler frekans analizleri, tanımlayıcı istatistikler, faktör ve güvenilirlik analizleri, Student t Testi ve One-Way Anova Testi ile incelenmiştir. Bunun sonucunda COVID-19 döneminde tüketici davranışlarının iki gıda ürün grubu için fiyat duyarlılığı ve algılanan kalite bağlamında değiştiği sonucuna ulaşılmıştır.

Algılanan kaliteCOVID 19Fiyat+5
Bahar Şentürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ev dışı gıda tüketimini etkileyen faktörler

Günümüzde beslenme alışkanlıklarındaki değişimler, işgücüne katılımın artması, gelir ve satın alma gücündeki artışlar, kentli nüfusun büyümesi, hanehalkı boş zaman kısıtının azalması, kültürel ve sosyal yapıdaki değişmeler ev-dışı gıda tüketim harcamalarının toplam tüketim harcamaları içerisindeki payının artmasına neden olmaktadır. Ev-dışı gıda tüketim harcamaları özellikle gıda tüketim analizlerinde ve yoksulluk çalışmalarında sıklıkla göz ardı edilmektedir. Ayrıca literatürde ev dışı gıda harcamalarının mutlak veya oransal büyüklükler üzerinden araştırıldığı, alışkanlık veya davranış biçimi olarak analiz edilmesinin göz ardı edildiği gözlemlenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, hanehalklarının ev dışı yemek tüketim alışkanlıklarını etkileyen faktörleri araştırmaktır. Çalışmada gıda dışı tüketimi belirleyen sosyoekonomik faktörler 2018 yılı Türkiye İstatistik Kurumu Hanehalkı Bütçe Anketi verileri yardımıyla lojistik regresyon yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Model tahmin sonuçlarından elde edilen önemli bulgulara göre; evli olanlar ile kadın bireylerde ev-dışı gıda tüketim harcaması yapma olasılığı yüksek, çalışan bireylerde az iken; yaş arttıkça ve eğitim seviyesi düştükçe bireylerin ev-dışı gıda tüketimi yapma olasılığı azalmaktadır. Demografik değişkenlerin yanı sıra hane büyüklüğünün artışı ve ev sahipliği durumlarına göre de ev-dışı gıda tüketimi yapma olasılığı azalmaktadır. Ek olarak, alışveriş hizmetlerine ulaşabilme durumu, kredi kartı sahipliği, internet alışveriş sıklığı ve pazar alışkanlığı gibi değişkenlerin de ev-dışı gıda tüketim yapma olasılığı üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilmiş bulgular istenilen anlam düzeyinde olup etki yönlerine göre beklentileri karşılar niteliktedir.

Dışarıda yemek yeme amaçlarıGıda tüketimiHanehalkı+3
Umutcan Özer
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği, sağlıklı beslenme bilgi, tutum ve davranışları ile kantinden gıda tüketim tercihlerinin incelenmesi

Gıda, fizyolojik ihtiyaçların başında gelmekte olup insan yaşamı için vazgeçilmezdir. Doğada bulunan tüm canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için gıdayı tedarik etmek ve beslenmek zorundadır. Özellikle gelişim çağında bulunan ortaokul öğrencileri için beslenme ayrı bir önem taşımakta ve bu dönemde beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasında okul vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu nedenle okullarda bulunan kantinlerde sunulan gıdaların güvenilir ve besleyici olması çok önemlidir. Bu araştırma; ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği ve sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi, tutum ve davranışları ile kantinlerden satın almayı tercih ettikleri gıdaları ve tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ankara il merkezi içerisinde yer alan Çankaya, Yenimahalle ve Altındağ ilçelerinde bulunan ortaokullarda 5, 6, 7 ve 8. sınıfta öğrenim gören 632 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; öğrencilerin demografik bilgilerinin yanı sıra, Besin Güvenliği Davranış Ölçeği, Beslenme Tutum Ölçeği ve Beslenme Davranış Ölçeği'nden oluşan araştırma formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, sayı ve yüzde dağılımlar, ki-kare analizi, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırma testi (LSD) testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonuçlarına göre öğrencilerin gıda güvenilirliği davranışları cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile yedinci sınıf öğrencilerinin gıda güvenilirliği davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Beslenme tutumları açısından bu farklılık yalnızca sınıflar arasında görülmektedir (p<0,05). Beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme tutumları diğerlerine göre daha olumludur. Öğrencilerin beslenme davranışları da cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Kantinlerde satılan gıdalar ve öğrencilerin bu gıdaları tüketim sıklıkları incelendiğinde; sağlığa faydalı olan gıdaların kantinlerde satışının ve tüketiminin çok fazla olmadığı; sağlığa zararlı olan gıdaların satışı yasak olmasına rağmen kantinlerde satışının yapıldığı ancak tüketim sıklıklarının diğerlerine göre daha az olduğu; kantinlerde satışı şartlı uygun olan gıdaların ise kantinlerde en çok tüketilen/satılan ürün grubu olduğu görülmektedir. Su en sık tüketilen gıdaların başında gelmekte olup öğrencilerin sağlığa zararlı gıdaları tüketim sıklıkları sosyoekonomik düzey yükseldikçe azalmaktadır.

Beslenme ve yeme bozukluklarıGıda güvenliğiGıda tüketimi+7
Hanife Ayan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Taekwondocuların vücut kompozisyonu, enerji mevcudiyeti ve besin tüketiminin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, elit erkek ve kadın taekwondo sporcularının vücut kompozisyonu, enerji dengesi, enerji mevcudiyeti ve makro besin ögesi alımlarının değerlendirilmesidir. Çalışmaya 18-35 yaş arası 32 taekwondo sporcusu (16 erkek, 16 kadın) alınmıştır. Katılımcıların dinlenik metabolik hızı indirekt kalorimetrik yöntemle, vücut kompozisyonu dual x-ray absorpsiyometrisi ile ölçülmüştür. Üç günlük besin tüketim kaydı ve fiziksel aktivite kayıtları alınarak günlük enerji alımı ve harcaması, enerji dengesi, enerji mevcudiyeti ve makro besin alımları belirlenmiştir. Verilerin analizinde incelenen değişkenler bakımından kadın ve erkeklerin karşılaştırılmasında Bağımsız Gruplarda t testi, her cinsiyet için iki farklı yöntemle hesaplanan enerji mevcudiyeti değerlerinin karşılaştırılmasında ise Bağımlı Gruplarda t testi kullanılmıştır. Erkek sporcularının toplam yağ oranı (%18,05 ± 6,38, kadınlardan (%29,45 ± 5,01) düşüktür (p<0.05). Yağsız vücut kütlesi erkeklerde (63,80 ± 8,56 kg) kadınlardan (41,98 ± 5,43 kg) yüksektir (p<0.05). Erkek ve kadınlarların enerji alımları sırasıyla 2320,6 ± 742,6 kkal/gün, 1600,2 ± 727,3 kkal/gün (p<0.05), enerji harcaması sırasıyla 3807,9 ± 642,0 kkal/gün 2794,8 ± 604,8 kkal/gün'dür (p<0.05). Erkek ve kadın sporcular benzer negatif enerji dengesine sahiptir (p>0.05). Hem geleneksel hem de gelişmiş yöntemlerle yapılan hesaplamalar kadın ve erkek taekwondocuların düşük enerji mevcudiyetine sahip olduğunu göstermiştir (geleneksel; erkek= 20,47 ± 12,71 kkal/kg YVA, kadın= 19,82 ± 18,11 kkal/kg YVA, p>0.05, gelişmiş; erkek= 9,84 ± 11,47 kkal/kg YVA, kadın= 7,41 ± 16,28 kkal/kg YVA, p>0.05). Erkek ve kadın sporcuların karbonhidrat (sırasıyla 3,55 ± 1,53 g/VA/gün, 2,75 ± 1,88 g/VA/gün) (p>0.05) ve protein (sırasıyla 1,19 ± 0,47 g/VA/gün, 1,19 ± 0,51 g/VA/gün) alımları benzerdir (p>0.05). Sonuç olarak; elit sporcular düşük enerji mevcudiyetine ve önerilenin altında enerji alımına sahiptirler. Bu nedenle vücut kompozisyonu, makro besin alımı, enerji dengesi ve enerji mevcudiyeti bireysel olarak takip edilmelidir.

BesinlerEnerji dengesiGıda tüketimi+4
Gözde Nur Artıkoğlu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi'nin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisinin saptanması

Çalışmanın amacı COVID-19 pandemisinin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'deki üniversitelerde çalışmakta olan 22-65 yaşları arasındaki 54 erkek ve 157 kadın olmak üzere 211 gönüllü birey oluşmuştur. Araştırma verileri genel bilgiler, pandemi döneminde besin hazırlama durumu, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri olmak üzere 4 bölümünden oluşan anket ile online planlanmıştır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgileri bireylerin kendi beyanı ile alınmıştır. Pandemi kısıtlamalarında ve olağan dönemde bireylerin günlük tükettikleri besinlerin porsiyon miktarları bilgisi alınmış enerji ve besin ögesi alımları hesaplanmış ve gereksinmeyi karşılama durumu değerlendirilmiştir. Pandemi kısıtlamaları ve olağan dönem için fiziksel aktivite düzeyi hesaplanmıştır. Tüm bireylerde 3 ana öğün tüketimi pandemi kısıtlamalarında 2 ana öğüne düşmüş ve çoğunlukla öğle öğününü atlanmıştır (p<0,05). Bireylerin tükettikleri günlük ara öğün sayısı pandemi kısıtlamaları ile artmıştır (p<0,05). Beslenme alışkanlıkları COVID-19 pandemisinden etkilenen bireyler yüksek oranla (%69,7) vücut ağırlık arttışı bildirmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde tüm besin gruplarındaki besinlerin günlük tüketilen porsiyon miktarı ortalamalarının olağan dönem sırasındaki tüketimden yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde günlük enerji ve besin ögesi alımları, su, siyah çay, yeşil çay, Türk kahvesi ve filtre kahve tüketimi artmıştır (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde uyku ve uzanarak yapılan işlere ait harcanan süre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak COVID-19 pandemisi ile bireylerin beslenme alışkanlıkları değişmiş, besin tüketimi artmış ve fiziksel aktivite düzeyleri azaltmıştır. Sağlığın korunması ve beslenme ile ilintili hastalıkların azaltılabilmesi için bireyler her koşul için yeterli-dengeli beslenme ve fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması konusunda teşvik edilmeli ve bu konuda plan ve politikalar geliştirilmelidir.

Beslenme alışkanlıklarıCOVID 19Fiziksel aktivite+3
Kader Atlı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ilindeki suriyeli göçmenlerin gıda tüketim ve satın alma davranışlarının tüketici kültürleşmesi bazında incelenmesi

Bu yüksek lisans tezi, Şanlıurfa ilinde yaşayan geçici koruma statüsündeki Suriyeli göçmenlerin gıda tüketim davranışlarını, tüketici kültürleşmesi çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, göçmen bireylerin geleneksel beslenme alışkanlıklarından ne ölçüde uzaklaştıkları ve ev sahibi toplumun gıda kültürüne hangi düzeyde uyum sağladıkları analiz edilmiştir. Bu bağlamda, kültürleşme sürecinde tercih edilen stratejiler (entegrasyon, asimilasyon, ayrılma, marjinalleşme) ile bireylerin tüketim davranışları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel materyalini, araştırmacı ve tez danışmanı tarafından geliştirilen, Türkçe ve Arapça dillerine uyarlanmış bir anket formu oluşturmuştur. Ölçüm aracı olarak bireylerin geleneksel ile modern beslenme alışkanlıkları arasındaki uyum düzeyini ölçmeyi amaçlayan AIDAM ölçeğinden yararlanılmıştır. Anket formunda, bireylerin sosyo-demografik özelliklerine ve beslenme kültürleşmesi düzeylerine ilişkin toplam 50 ifade yer almıştır. Çalışma kapsamında, Şanlıurfa'da geçici koruma altında bulunan yaklaşık 273 bin Suriyeli bireyi temsil edebilecek şekilde 412 kişiyle yüz yüze anket yapılmıştır. Veriler, SPSS yazılımı kullanılarak analiz edilmiş; bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA ile gruplar arası farklar değerlendirilmiştir. Beslenme kültürleşmesi puanı, Türk tipi ve Suriye tipi beslenme uygulamalarına verilen yanıtlar doğrultusunda oluşturulan puanlama sistemiyle hesaplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların büyük çoğunluğu geleneksel Suriye yemeklerine bağlılık göstermektedir. Ancak, özellikle genç, erkek, bekâr ve yüksek eğitim düzeyine sahip bireylerin Türkiye tipi beslenme alışkanlıklarına daha yüksek düzeyde uyum gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum, kültürel esnekliğin ve çift yönlü kültürleşme stratejisinin bazı gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca Türkiye'de geçirilen sürenin artmasıyla birlikte Türk mutfağına uyumun arttığı da gözlenmiştir. Beslenme kültürleşmesi bağlamında elde edilen bulgular, göçmenlerin gıda tüketim tercihlerinin yalnızca ekonomik ya da fizyolojik ihtiyaçlarla değil; kültürel kimliğin korunması, sosyal uyum çabası ve aidiyet duygusuyla da şekillendiğini göstermektedir..

Düzensiz göçGıda tüketimiSosyokültürel değişme+3
Mahmut Kılıç
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türkiye'de ayçiçek tohumu ve yağı üretimindeki değişimler: Yapısal kırılmalar, eğilimler ve gelecek tahminleri

Beslenme seviyesi ve gıda arz güvenliği, günümüzde ülkelerin kalkınmışlık düzeylerini ortaya koyan temel göstergeler arasında yer almaktadır. Bitkisel yağlar, yalnızca sağlıklı ve dengeli bir beslenme için değil, aynı zamanda sanayi ve dış ticaret açısından da stratejik bir değer taşımaktadır. Türkiye'de bitkisel yağ ihtiyacını karşılamada en önemli kaynaklardan biri olan ayçiçeği (Helianthus annuus L.), hem tarımsal üretimde hem de dış ticaret dengelerinde belirleyici bir ürün konumundadır. Ülkemizde yağlık ayçiçeği tohumlarına destekleme primi ilk olarak 1989 yılında uygulanmaya başlamıştır. Bu destek, yağlık ayçiçeği üretimini teşvik etmek ve bitkisel yağ açığını azaltmak amacıyla hayata geçirilmiştir. Ancak 2006 yılında, yağlık ayçiçeği daha da önemsenerek "stratejik ürün" statüsüne alınmış ve destekleme miktarları artırılmıştır. Bu dönemde özellikle yağlık ayçiçeği tohumu için verilen primler yükseltilmiş, üretim ve ekim alanlarının genişletilmesi hedeflenmiştir. Türkiye'de yıllık ayçiçeği üretimi yaklaşık 2,3-2,5 milyon ton civarındadır. Üretilen ayçiçeğinin büyük çoğunluğu, yaklaşık %85-90 oranında, yağlık olarak değerlendirilmektedir; geri kalan kısmı ise çerezlik olarak kullanılmaktadır. Artan nüfus ve tüketim talebi karşısında mevcut üretim düzeyi yetersiz kalmakta ve önemli miktarda ham yağ ve yağlık tohum ithalatı yapılmak zorunda kalınmaktadır. Ayçiçeği üretim kapasitesinin artırılması ve sürdürülebilir bir üretim yapısının oluşturulması, dışa bağımlılığı azaltmak ve gıda güvencesini sağlamak bakımından kritik önem taşımaktadır. Bu tezde, uluslararası bazda 1980 yılından başlayarak 2023 yılına kadar ayçiçeği tohumu ve ayçiçek yağı üretim, ithalat ve ihracat verileri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca 2022 yılında başlayan Rusya–Ukrayna savaşının ve bu süreçte gündeme gelen tahıl koridoru etkisinin, küresel ve Türkiye özelinde ayçiçeği dış ticaretine yansımaları değerlendirilmiş; savaş öncesi dönem (2019-2021) ile savaş yılları (2022-2023) karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ulusal bazda ise 1991-2023 yılları arasında ayçiçeği tohumu ve ayçiçek yağı üretim, ithalat ve ihracat verileri ele alınmıştır. Gelecek öngörüsü olarak 2023 yılı sonrası 5 yıl için analizler yapılmıştır. Çalışmada trend analizi ve Box-Jenkins (ARIMA) modeli kullanılarak gelecek tahminleri yapılmış; TÜİK ve FAO gibi veri kaynaklarının istatistiklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları, mevcut üretim seviyesinin artan talebi kısa vadede karşılamasının zor olduğunu, çözümün ise ithalat politikalarında aşamalı değişiklikler yapılması ve yerli üretimin uygun devlet politikaları ile güçlü bir şekilde desteklenmesiyle mümkün olacağını göstermektedir. Uygulanacak desteklerin etkinliğinin artırılması için üretici profilinin ve saha koşullarının dikkate alınması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kaynak kullanımında verimliliğin sağlanması gerekmektedir. Böylece yağlık tohum üretimi ve bitkisel yağ arzında daha güçlü ve kalıcı bir yapı tesis edilebilir.

Ayçiçek yağıDeğişim analiziEkonomik analiz+3
Cenap Alaybeyi
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon tanısı almış olan bireylerle sağlıklı bireylerin gıda tüketiminin karşılaştırılması

DEPRESYON TANISI ALMIŞ OLAN BİREYLERLE SAĞLIKLI BİREYLERİN GIDA TÜKETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Depresyonla gıda tüketimi arasındaki ilişki birçok bilimsel çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada geniş literatür kaynakları taranarak depresyonun tanımı, çeşitleri ve tedavi şekilleri incelenmiş, depresyonla beyin, ince bağırsak ve beslenme arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca depresyonla ilişkili olduğu bilimsel çalışmalardan belirlenen A vitamini, B grubu vitaminleri, D vitamini, Omega 3 ve Çinko gibi besin öğeleri bu kapsamda incelenmiş ve kanıta dayalı bilgi sunulmuştur. Bu çalışma, Eylül 2017 – Ocak 2019 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir danışmanlık merkezine gelen 18-64 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan çalışmaya katılmak için gönüllü olan 100 bireyle yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi 100 bireyden ( psikiyatrist tarafından depresyon tanısı konulmuş 50 birey ile herhangi bir sağlık sorunu olmayan 50 birey ) oluşmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulanmıştır. Bu çalışma depresyon görülen grup ve görülmeyen grup arasındaki gıda tüketiminin karşılaştırılması yoluyla depresyon görülmesi üzerine besin tüketiminin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür Literatürdeki çalışmalara bakıldığında B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 gibi bazı mikrobesin öğelerinin yetersiz alınmasının depresyon üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmektedir. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan A vitamini, B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 yağ asitleri bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( p > 0.05). Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grubun ikisininde de günlük alınan çinko ve bakır miktarları günlük önerilen DRI değerlerinin altındadır. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan çinko ve bakır miktarları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur ( p < 0.05). Depresyon gözlenmeyen grubun günlük aldığı çinko ve bakır miktarlarının depresyon görülen grubundan fazla olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada her ne kadar depresyonla B12 vitamini, Folik asit ( B9 vitamini ), D vitamini, Omega 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasıyla birlikte yaptığımız geniş literatür araştırmasında bu mikrobesinler ve depresyon arasında ilişki bulan birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmada mikrobesinlerle depresyon arasında geniş kapsamlı istatistiksel ilişki kurulamamasında örneklem sayısının az olması veya katılımcıların anketteki günlük besin tüketim verilerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, beslenme, gıda

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+3
Ahmet Sulukaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebeliğin sorunlarından olan bulantı kusmanın keton pozitifliğine ve gıda tüketimine göre değerlendirilmesi

GEBELİĞİN SORUNLARINDAN OLAN BULANTI KUSMANIN KETON POZİTİFLİĞİNE ve GIDA TÜKETİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışma, Ocak 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında İstanbul'da Cerrahpaşa Kadın Doğum polikliniğine gelen 18-40 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan gönüllü 85 gebe üzerinde yapıldı. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulandı. Gebelikte bulantı kusma sorunu olan kadınların keton pozitifliğine göre değerlendirilmesi ve buna göre beslenme alışkanlıkları gözlemlendi ve bulantı kusma yaşayan gebelerde keton pozitifliğine baktığımızda istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişi bulunmuşur (p= 0,001). Bu çalışmaya göre gebelikte görülen bulantı kusmanın görüldüğü hastalarda keton pozitifliği görülme oranın fazla olduğu gözlendi. Gebelikte bulantı kusmanın tedavisinde ilaç ve psikoterapi tedavilerinin yanında, diyet tedavisi, hipnoz tedavisi, akupunktur tedavisi, bitkisel tedavi gibi birçok tedavi uygulanmaktadır. Gebelikte bulantı kusmanın tedavisinde keton pozitifliğinin kesin tedavi için daha çok çalışma ve veriye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: bulantı, kusma, beslenme, keton pozitifliği, gebelik,

BeslenmeBulantıGebelik+4
Mustafa Karaçay
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin demir minerali tüketiminin saptanması

Gebelikte sağlıklı beslenme; fetüsün gelişimini tamamlaması, sağlıklı bir gebelik süreci, doğum ve başarılı bir laktasyon dönemi geçirme olasılığını arttırmaktadır. Gebelikte besin ögeleri gereksiniminde artış meydana gelmektedir. Demir mineralinin gereksinimi de gebelikte artmaktadır. RDA'ya göre gebelik sırasında demir gereksinimi günlük 27 mg'dır. Bu çalışmanın amacı, gebelerin demir minerali tüketimini, beslenme alışkanlıklarını ve besin tüketimlerini saptamaktır. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda 14. gebelik haftasının üstündeki 48 gebe ile yapılmıştır. Katılımcıların yaşları ortalama 30,75±5,66'dır. Gebelik öncesi ağırlıkları ortalama 64,33±14,05; şimdiki ağırlıkları ortalama 72,54±12,86, gebelik haftası ortalama 29,39±6,66; gebelikteki BKİ ortalama 27,70±4,73; boyları ise ortalama 161,08±5,56 cm'dir. Katılımcıların enerji alımları referans değer ile karşılaştırıldığında ortalama aldıkları enerjinin referans değeri %40,035 oranında karşıladığı bulunmuştur. Ortalama karbonhidrat tüketimi bakımından ise referans değeri %93,995 oranında karşıladığı, ortalama yağ tüketimi bakımından almaları gereken referans değeri %128,25 oranında karşıladığı, ortalama protein tüketimi bakımından referans değeri %72,59 oranında karşıladığı bulunmuştur. Katılımcıların ortalama demir tüketimleri 14,74 mg olarak bulunmuştur ve referans değerin %54,59'unu karşılamaktadır. Gebelerin günlük kalsiyum ihtiyacı en az 1000 mg olarak belirlenmiş olup bu çalışmadaki gebelerin günlük kalsiyum alımı ortalama 498,87 olarak bulunmuştur. Bu değer referans değerin %49,89'unu karşılamaktadır. Katılımcıların ortalama C vitamini tüketimi 57,26 mg olarak bulunmuştur. Bu değer referans değer olan 85 mg'ın %67,36'sını karşılamaktadır. Sonuç olarak; gebelerin yetersiz beslenmekte olduğu, buna karşın beyanlarında yanlışlık olabileceği düşünülmektedir. Gebelerle yapılan çalışmalarda her trimesterden ayrı olacak şekilde daha detaylı besin tüketim kaydı alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,beslenme ,demir minerali, demir minerali tüketimi

BeslenmeDemir mineraliGebelik+2
Gizem Mert
Haliç University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Beden kütle indeksi 30-35 arası olan kadınlarda beslenme alışkanlıkları, besin tüketimi ve kalsiyum tüketimi ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma İstanbul'da bulunan bir Beslenme ve danışmanlık merkezine başvuran 20-45 yaş arası BKI'si 30-35 olan kadınlarda yürütüldü.Çalışmada kalsiyum tüketiminin ve beslenme alışkanlıklarının antropometrik ölçümler,dolaylasıyla obezite üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya alınan kadınlara demografik bilgiler, sağlık durumları, beslenme alışkanlıklarını içeren bir anket uygulandı. Ayrıca katılımcıların 3 günlük besin tüketim kayıtları retrospektif olarak alınıp besin tüketim sıklıkları ve antropometrik ölçümleri değerlendirildi. Bulgulara göre çalışmaya alınan kadınların, 21- 42 yaş aralığında olup, çoğunluğunun ise %25 ile 31-35 yaş arası olduğu ve %38'inin ev kadını olduğu belirlendi. Besin tüketim kayıtları incelendiğinde; kalsiyum ve potasyum alımları yüksek olan kadınlarda doktor tarafından tanısı konulan hastalık oranının daha fazla olduğu bulundu. Kadınların alkol kullanımı ile antropometrik ölçümler arasında anlamlı bir ilişki bulundu (P=0.014). ) Alkol kullanımı ile kadınların antropometrik ölçümleri arasındaki ilişki incelendiğinde; alkol tüketen katılımcılarda kalça çevresinin daha geniş olduğu saptandı (P=0.014). Sigara kullanımı ile fosfor tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlılık görüldü (P=0.023) Katılımcıların günlük öğün sayıları ile antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunup, öğün sayısı arttıkça yağ oranının arttığı (P=0.05) ve kas oranı (P=0.02), bel çevresinin (P=0.028) ise azaldığı belirlendi. Kadınların kalça çevresi ile enerji (P=0.006), karbonhidrat (P=0.008) ve yağ (P=0.018) tüketimi arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Kalsiyum ve diğer mikro besin öğelerinin antropometrik ölçümler ile ilişkisinde; kalsiyum ile antropometrik ölçümler arasında bir ilişki bulunamazken (P>0.05), A vitamini ile ağırlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görüldü.(P=0.047). Katılımcıların günlük kalsiyum tüketim ortalamaları 774.59 mg bulunarak, günlük gereksinmenin altında olduğu saptandı. Yoğurt (P=0.023), pirinç-makarna (P=0.041), çay (P=0.001) ve kahve (P=0.014) tüketimi ile BKİ değeri arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Araştırmada kullanılmış olan besin tüketim kayıtlarına ait veriler, BEBİS programı üzerinden kayda alınıp, enerji ve besinöğeleri değerleri hesaplandı. Yapılan değerlendirilmeler ve kayıtlar, istatiksel analizler ise Windows 18.0 ortamında SPSS ile yapılmış ve T-testi, Ki- kare testi, Mann-Whitney U testi uygulanarak gerçekleştirildi. Çalışmanın sonucu olarak, obez kadınlarda kalsiyum tüketiminin, son literatürlerin tersine antropometri üzerine dolayısıyla obezite üzerine etkisi saptanamadığından, daha geniş ve farklı sosyo kültürel yapıdaki popülasyonda ve ileri teknikler kullanılarak çalışma yapılmasına gereksinim vardır.

AntropometriBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+5
Nevzat Onur Mezgil
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık bilimlerinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ile yeme tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören üniversite öğrencilerinde beslenme alışkanlıklarının incelenmesi ve yeme tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma yaşları 18-22 arası değişen %5,3'ü erkek ve %94,7'si kadın toplam 188 gönüllü öğrenci ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak; demografik özellikleri ile antropometrik ölçüm bilgilerinin yer aldığı form, beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı anket ve geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. Katılımcıların beslenme tutumlarını incelemek adına Yeme Tutum Testi kısa formu (YTT-26), REZZY (SCOFF) Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Duygusal İştah Anketi (DİA) kullanılmıştır. Katılımcıların BKİ gruplarına göre %68,1'i normal kilodadır. Katılımcıların %98'i besin seçiminde lezzetli olmasına dikkat etmektedir. Katılımcıların %46,8'inin üç öğünden az öğün tükettiği, %58'inin bazen öğün atladığı, en sık atlanan öğünün %51,5 ile öğle öğünü olduğu, %50,9'unun canı istemediği için öğün atladığı ve %59,1'inin ikindi ara öğünü yaptığı belirlenmiştir. Katılımcıların %54,3'ünün şişmanlama endişesi olduğu, %2,65'inin zayıflamak için laksatif kullandığı, %44,7'sinin bazen besinlerin kalorisine dikkat ettiği saptanmıştır. Katılımcıların %25'inin düzenli aktivite yaptığı, %23,9'unun sigara içtiği, %26,6'sının alkol kullandığı belirlenmiştir. Katılımcıların %18,6'sının YTT-26 ölçeğinden 20 ve üzeri puan alarak yeme bozukluğu riski olduğu, %35,1'inin REZZY (SCOFF) ölçeğinden 2 ve üzeri puan alarak yeme bozukluğu riskine sahip olduğu saptanmıştır. YTT-26 ölçeğinin "Sosyal Baskı" alt boyutunda kadınların puanlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,01). REZZY ölçeğinde BKİ gruplarına göre şişman olan öğrencilerin puanının zayıf olan öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Öğrencilerin enerji ve besin ögesi alımları incelendiğinde TÜBER önerilerine göre erkeklerin enerji gereksinimini %77,1 kadınların %102,6 karşıladığı, protein karşılamalarının erkeklerde %132,6 kadınlarda %152,8 olduğu belirlenmiştir. C vitamini karşılama yüzdelerinin erkeklerde %75,4 kadınlarda %122,9 olduğu, Magnezyum karşılama yüzdelerinin erkeklerde %69,7 kadınlarda 93,3 olduğu saptanmıştır.

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme bozukluklarıDuygusal yeme+5
Deniz Akmanoğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Spor merkezine başvuran yetişkin bireylerin kafein içeren yiyecek ve içecek tüketim durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma İstanbul ilinin Beşiktaş ilçesinde bulunan özel bir spor merkezine başvuran 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde alışılmış kafein tüketiminin yaşam kalitesine etkisini görmek, kafeine bağlı etki durumlarını ve tüketim sıklıklarını tespit etmek, kafein tüketim alışkanlıkları hakkında bilgi edinmek ve kafein ile ilgili bilgi düzeyini ölçmek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma yaşları 18-65 arası değişkenlik gösteren %76,7'si kadın toplam 129 yetişkin bireyle yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından oluşturulan anket ve geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. Katılımcıların yaşam kalitelerini incelemek adına SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların BKİ grupları incelendiğinde %42,6'sı normal ağırlıktadır. Katılımcıların %71,3'ünün kafein içeren besinler hakkında bilgi sahibi olduğunu düşündüğü, 76,7'sinin günlük alınması gereken kafein (mg) miktarı ile ilgili bilgi sahibi olmadığını ifade ettiği tespit edilmiştir. Katılımcıların %55'inin kafeinli yiyecek ve içecekleri sabah tükettiği belirlenmiştir. Katılımcıların %34,9'u kafein tüketim sonrası daha dinç hissettiğini ifade ederken katılımcıların %24'ü kafein içeren ürünleri tükettikten sonra yüksek kalp atışı ve çarpıntı gibi belirtiler gösterdiğini ifade etmiştir. Kafein tüketimi sonrası "Enerji/Canlılık/Vitalite" alt boyutu puanında kendini daha uykusuz hisseden bireylerin puan ortalamasının kendini daha enerjik hisseden bireylere göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu (p<0,05) bulunmuştur. SF-36 puanlarının bireylerin tüketilen kafein (mg) gruplarına göre karşılaştırılması amacıyla yapılan analiz sonuçlarına göre ölçeğin tüm alt boyutlarında anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Katılımcıların günlük makro besinlerinin TÜBER'e göre karşılama yüzdeleri incelendiğinde, erkek bireylerin protein (g) karşılama yüzdesinin %84,4, CHO (g) karşılama yüzdesinin %69,4 ve yağ (g) karşılama yüzdesinin %118,8 olduğu; kadın öğrencilerin protein (g) karşılama yüzdesinin %100,1, CHO (g) karşılama yüzdesinin %62,4 ve yağ (g) karşılama yüzdesinin %121,4 olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonucuna göre SF-36 puanlarının bireylerin tüketilen kafein (mg) gruplarına göre değişmediği belirlenmiştir. Bireylerin günlük tüketilmesi gereken kafein miktarıyla ilgili yetersiz bilgiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin önerilen günlük kafein alım miktarı ile yiyecek ve içeceklerdeki kafein miktarları ile ilgili farkındalık düzeyi arttırılmalıdır.

BeslenmeBeslenme incelemeleriGıda tüketimi+7
Zeynep Akyüz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 döneminde insanların gıda tüketimi ve beslenme bilinçlenmesi/ alışkanlıklarında meydana gelen değişimler

Bu çalışma global ölçekte etkili olan COVID-19 salgınında, kendini ve toplum sağlığını korumak adına evlerinde sosyal izolasyonda olan bireylerin, gıda tüketimi ve beslenme alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikleri incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubuna, İstanbul Kâğıthane ilçe genelinde COVID-19 nedeni ile sosyal izolasyonda olan 19-65 yaş arası 400 birey dâhil edilmiştir. Araştırma 15.02.2021 – 28.05.2021 tarihleri arasında çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden Kâğıthane ilçesindeki bireyler ile yapılmıştır. Bireylere araştırmacı tarafından hazırlanan 28 soruluk anket formu online görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm demografik sorular ve ikinci bölüm COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisini ortaya koymayı amaçlayan sorulardan oluşmaktadır. COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisinin önemine ilişkin görüşlerini ortaya koyan 5'li Likert ölçeği ile ölçen 11 ifade oluşturulmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin %68,2'si (n:273) kadın ve %31,8'i (n:127) erkektir. Bireylerin yaş ortalamaları 35,5±11,5 yıl olup, 57,4'ünün lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Salgın öncesi kadınların vücut ağırlığı ortalaması 64±12,2 kg iken erkeklerin 81,6±13,3 kg'dır. Sosyal izolasyon (iki ay) sonrası kadınların vücut ağırlığı ortalaması 65,4±12,1 kg, erkeklerin 83,3±13,2 kg olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Bireylerin genel olarak %38,5'inin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir (p<0,05). COVID-19 salgın döneminde katılımcıların öğün sayılarında artış olduğu belirlenmiş olup, kadınların %5,8'inin beş öğün tüketmeye başladığı tespit edilmiştir (p<0,05). Bu süreçte, bireylerin besin takviyesi kullanımlarının arttığı ve cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu görülmüştür. (p<0,001). Sosyal izolasyon döneminde bireylerin et, tavuk, yoğurt, ekmek, çay, yağlı tohumlar sarımsak, zerdeçal ve söğüş, sebze tüketimlerinin arttığı görülürken zeytinyağlı sebze, kuru meyve, yağlı tohum ve mayonez tüketimlerinin azaldığı saptanmıştır. Bireylerin online yemek siparişi (%47,9), online market alışverişi (%63,4) ve aktar-kuruyemiş (%57,7) alışverişlerinin arttığı görülmüştür. Bununla beraber bireylerin dışarıda yemek yeme sıklıklarının azaldığı tespit edilmiştir. COVID-19 salgın süreci bireylerin yaşam standartlarını birçok açıdan etkilemiştir. Bu sürecin olumsuz etkilerini gidermek adına sağlık profesyonellerinden destek alınmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+4
Sümeyye Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir besin tüketim davranışı ölçeği'nin türkçe geçerlik-güvenirliği ve bazı sürdürülebilir diyet modelleriyle ilişkisinin incelenmesi

Küresel sera gazı emisyonlarının %26'sı gıda kaynaklı olduğundan sürdürülebilir olmayan besin sistemleri gezegen için bir risk oluşturmaktadır. Bu doğrultuda bireylerin sürdürülebilir beslenme konusunda farkındalıklarının artırılması ve bireylere sürdürülebilir besin tüketim davranışı kazandırılması önem taşımaktadır. Bu çalışmada Sürdürülebilir Besin Tüketim Davranışı Ölçeği (SBTDÖ)'nin Türkçe geçerlik-güvenirliğinin ve bu ölçeğin, sürdürülebilir diyet modellerinden Akdeniz diyeti ve DASH diyeti ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Haziran-Temmuz 2021 tarihlerinde, Türkiye'de yaşayan ve en az okur-yazar düzeyinde olan 19-64 yaş aralığındaki 177 kadın ve 95 erkek olmak üzere toplam 272 yetişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Veriler çevrimiçi anket yoluyla toplanmıştır. Çalışma anketi "Genel Bilgiler", "Sağlık Bilgileri", "Beslenme Alışkanlıkları", "Sürdürülebilir Besin Tüketim Davranışı Ölçeği (SBTDÖ)", "Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS-Mediterranean Diet Adherence Screener)" ve "DASH Diyet Kalitesi Ölçeği (DASH-Q-DASH Diet Quality Scale)" olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Orijinali 17 maddeden oluşan SBTDÖ'ye doğrulayıcı faktör analizi uygulanarak "satın alma tercihleri" (Cronbach α= 0,69) ve "beslenme tercihleri" (Cronbach α= 0,81) olmak üzere iki boyuttan ve toplamda 11 maddeden oluşan haliyle ölçeğin yapı geçerliği sağlanmıştır (χ2/sd=3,75, RMSEA=0,10, CFI=0,96 ve TLI=0,95). Test-tekrar test güvenirliğinde sınıf içi korelasyon katsayıları (ICC); satın alma boyutu (ICC=0,88), beslenme tercihleri boyutu (ICC=0,86) ve tüm ölçek (ICC=0,89) için yüksek korelasyon göstermiştir. Bireylerin SBTDÖ puanları ile cinsiyet, yaş, sürdürülebilir beslenme kavramını önceden duyma ve sağlıklı beslenme düşüncesi değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Vejetaryen olan bireylerin satın alma tercihleri boyutu puanları, vejetaryen olmayan bireylerin puanlarından daha yüksektir (p<0,05). Bireylerin MEDAS puanı ile beslenme tercihleri boyutu ve SBTDÖ puanları arasında pozitif korelasyon görülürken (p<0,05); DASH-Q Ölçeği puanı ile SBTDÖ'nün hem iki alt boyut hem de toplam puanı arasında pozitif korelasyon mevcuttur (p<0,001). Bu çalışmanın sonucunda Sürdürülebilir Besin Tüketim Davranışı Ölçeği, Türk toplumuna uyarlanarak yetişkin bireylerde geçerli ve güvenilir bulunmuştur.

Akdeniz diyetiDiyetGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Buket Özen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili (SP) çocuklarda çiğneme performans seviyesi ile besin tüketim durumu ve aile etkilenimi ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsili (SP) çocuklarda çiğneme performans seviyesi ile besin tüketim durumu ve aile etkilenimi ilişkisinin belirlenmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 45,90±15,63 ay olan 40 SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların demografik bilgileri ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Antropometrik ölçümlerine göre z skorları hesaplandı. Çiğneme performansını değerlendirmek için Karaduman Çiğneme Performans Skalası (KÇPS) ve Çiğneme Fonksiyonu Gözlem ve Değerlendirme Aracı (T-MOE) kullanıldı. Günlük diyet ile alınan enerji ve besin öğeleri miktarlarının saptanması için ailelerinden geriye dönük 24 saatlik hatırlatma yöntemi ile bir günlük besin tüketim kayıtları alındı. Çocukların tükettikleri besinler sıvı-blenderize, ince kıyılmış-yumuşak ve katı besinler olarak gruplandırıldı. Yutma fonksiyonu ile ilişkili aile etkilenim düzeyinin belirlenmesinde Beslenme/Yutma Etki Anketi (T-FS-IS) ve kaygı düzeyinin değerlendirilmesinde Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen çocukların KÇPS skoru ile günlük alınan protein miktarı arasında negatif yönde düşük düzeyde ilişki olduğu belirlendi (r=-0,32, p=0,04). KÇPS skoru ile günlük enerji ve karbonhidrat alımının sıvı-blenderize besinlerden gelen oranları (%) arasında pozitif yönde yüksek düzeyde ilişki (sırasıyla; r=0,72, p<0,001; r=0,73, p<0,001), protein, yağ ve lif alımının sıvı-blenderize besinlerden gelen oranları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi (sırasıyla; r=0,66, p<0,001; r=0,66, p<0,001; r=0,68, p<0,001). KÇPS skoru ile katı besinlerden gelen enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve lif alım oranları arasında negatif yönde yüksek düzeyde ilişki bulundu (sırasıyla; r=-0,75, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001). Çocukların T-MOE skoru ile T-FS-IS günlük aktivite, endişe ve beslenme zorluğu alt parametreleri arasında negatif yönde düşük düzeyde (sırasıyla; r=-0,36, p=0,02; r=-0,37, p=0,01; r=-0,36, p=0,02), T-FS-IS toplam skoru arasında negatif yönde orta düzeyde ilişki bulundu (r=-0,40, p<0,01). Sonuç olarak; SP'li çocuklarda çiğneme performansı azaldıkça günlük enerji ve makro besin ögelerini sıvı-blenderize besinlerden karşılama oranlarının ve yutma ile ilişkili aile etkileniminin arttığı belirlendi. SP'li çocuklarda çiğneme bozukluğu hem çocuk, hem ebeveynleri içerecek şekilde erken dönemde fizyoterapist ve beslenme ve diyetetik uzmanı eşliğinde değerlendirilmeli, çocuk ve aile merkezli çiğneme eğitimi ve beslenme programı ile izlenmelidir.

BeslenmeGıda tüketimiSerebral palsi+2
Fatih Özder
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisine uyumun farklı besin tüketim günlüğü yöntemleri ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, pre-obez ve obez yetişkin bireylerde vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisinde besin tüketimlerini ve fiziksel aktivitelerini kağıt günlüğe ve mobil uygulamaya kaydettiklerindeki diyete uyumları ve fiziksel aktivite seviyeleri üzerindeki etkisini değerlendirmek ve kağıt günlük ile mobil uygulamanın kullanılabilirliğini karşılaştırmaktır. Çalışmaya 19-65 yaş arası, BKİ'si 25,0-39,9 kg/m2 arası olan 39 birey katılmıştır (nE=8, nK=31). Bireyler toplamda 4 kez değerlendirilmiştir. İlk değerlendirmede (0. Hafta) bireylere anket uygulanmış ve uygun zayıflama diyeti hazırlanarak bir hafta süreyle bir kayıt tutmadan diyete uyum sağlamaları istenmiştir. İkinci değerlendirmede (1. hafta) bireylerden iki gün besin tüketim kaydı araştırmacı tarafından alınmıştır. Rastgele olacak şekilde üç hafta süreyle bazı bireylerden kağıt günlük, bazı bireylerden mobil uygulama kullanarak besin tüketimlerini ve fiziksel aktivite kayıtlarını kaydetmeleri istenmiştir. Üçüncü değerlendirmede (4. hafta), kağıt günlük kullanan bireylerden mobil uygulama, mobil uygulama kullanan bireylerden kağıt günlük kullanmaları istenerek günlük yöntemi değiştirilmiştir. Dördüncü değerlendirmede (7. hafta), kağıt günlük ve mobil uygulama kullanımının uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. Ayrıca bireylerin antropometrik ölçümlerinin değerlendirilebilmesi için ilk değerlendirmede bireylere online eğitim verilmiştir ve her değerlendirmede bireyler antropometrik ölçümlerini almıştır. Çalışma sonunda bireylerin kağıt günlük ve mobil uygulama kullandıkları dönemdeki ağırlık, BKİ, bel ve kalça çevresi, bel/kalça oranı ölçümleri değişiminde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Enerji ve besin ögelerinden yalnızca A vitamini (p=0,040), riboflavin (p=0,042), B12 vitamini (p=0,037) ve sodyum (p=0,001) alımlarında anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca bireylerin bu dönemlerdeki aktivite sıklıkları (p=0,003) ve süreleri (p=0,001) arasında da anlamlı fark bulunmuştur. Bireylerin vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisine uyumu mobil uygulama kullandıkları dönemde kağıt günlüğe göre daha fazla olduğu görülmüştür. Bireylerin kağıt günlük ve mobil uygulama kullandıkları dönemdeki enerji ve besin ögeleri alımları, fiziksel aktivite sıklık ve süreleri, ağırlık ve BKİ değişimleri arasında korelasyon gözlenmiştir. Bireyler çoğunlukla mobil uygulama kullanımını kolay (%79,5), zaman alıcı değil (%64,1), ulaşılabilir (%61,5), diyete uyum sağlamaya yardımcı (%66,6) olarak değerlendirmiştir. Sonuç olarak diyete uyumu takip etmek için mobil uygulamalar kağıt günlüğe alternatif olabilir. Ancak kağıt günlük ve mobil uygulamaların diyete uyumdaki ve fiziksel aktivite durumlarındaki etkilerinin doğrulanabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme tedavisiDiyet+6
İrem Kaskır
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde yeme farkındalığı, beslenme bilgi düzeyi ve besin alımının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, yetişkinlerde yeme farkındalığı ile beslenme bilgi düzeyi ve besin alımı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya 19-45 yaş arasında 205'i kadın, 127'si erkek olmak üzere 332 yetişkin birey dahil edilmiştir. Bireylerin, dört besin grubundaki besinlerden günlük tükettikleri porsiyon miktarları, beyana dayalı vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve bel çevresi değerleri, Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30) ve Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (BBD) puanlarına ilişkin bilgiler çevrimiçi anket yolu ile toplanmıştır. Çalışmanın sonucunda bireylerin YFÖ-30 puanı cinsiyete göre farklılık göstermezken, erkeklerde duygusal yeme puanı kadınlarda ise yeme kontrolü ve bilinçli beslenme puanı anlamlı olarak daha yüksektir bulunmuştur (p<0,05). Kadınların BBD puanı erkeklerden anlamlı olarak daha yüksektir. (p<0,01). Yaş arttıkça duygusal yeme ve disinhibisyon puanları artmıştır (p<0,05). Zayıf bireylerde, şişman bireylere göre YFÖ-30 puanı anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,05). YFÖ-30 puanı arttıkça vücut ağırlığı, bel çevresi, BKİ ve bel/boy oranı anlamlı olarak azalmıştır (p<0,01). BBD puanı arttıkça YFÖ-30 puanı (r=0,141, p<0,05), yeme kontrolü puanı (r=0,186, p<0,01) zayıf düzeyde; yeme disiplini puanı (r=0,320, p<0,01) orta düzeyde artış göstermiştir. Süt grubu besinlerin toplam porsiyon miktarı arttıkça yeme disiplini puanı artmıştır (r=0,160, p<0,01). Ekmek-tahıl grubu besinlerin toplam porsiyon miktarı ile farkındalık ve enterferans hariç tüm alt faktörler ve YFÖ-30 puanı arasında negatif anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Regresyon analizi için elde edilen modeller YFÖ-30 puanı üzerinde anlamlı sonuç vermiştir. Buna göre YFÖ-30 puanındaki varyansın %7,4'ünü ekmek-tahıl, sebze-meyve grubu toplam porsiyon miktarı; %8,5'ini çikolata, bisküvi/kurabiye, sıvı yağ tüketim miktarı; %7,8'ini BKİ; %2,0'ını BBD puanı açıklamıştır. Yeme farkındalığının sağlıklı besinlerin seçimine, porsiyon kontrolünün sağlanmasına katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. Beslenme bilgisi ile beraber yeme farkındalığı hakkında toplumun bilgilendirilmesi, vücut ağırlığı yönetimi için faydalı olabilir.

BeslenmeBeslenme bilgisiFarkındalık+3
Vildan Karaca
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.

Belirti ve semptomlarBeslenmeDepresyon+7
Gözde Ağca Kanpara
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00

Related subjects