Criminal procedure
75 theses under this subject heading
Ceza muhakemesinde adli kolluk ve soruşturmadaki rolü
Devletin asli görevlerinden biri kamu düzenini sağlamaktır. Bu görevi yerine getirmek için devletin elindeki en önemli araç ise kolluktur. Kolluk, kamu düzenini sağlamak adına öncelikle suçları önlemek ile yükümlüdür. Bu görevi icra eden kolluk birimine "idari kolluk" denir. Eğer suçun önüne geçilememiş ve bir şekilde suç meydana gelmişse, bu kez işlenmiş suçların aydınlatılması, delillerin toplanması ve suçun faillerinin bulunup adli makamlara teslim edilmesi gerekir. Zira bu husus da kamu düzeninin sağlanması ve ceza adaletinin tesisi için gereklidir. Suç işlendikten sonra suçun aydınlatılması ve suçun faillerinin yakalanıp adli makamlara teslim edilmesi için delil araştırması yapan, teknik bilgiye sahip, uzman kolluk personeline "adli kolluk" denir. Ülkemiz ceza muhakemesi sisteminde yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreye ise soruşturma denir. Soruşturma, muhakemenin çok önemli bir aşamasıdır. Zira yargılamanın yapıldığı kovuşturma evresinin sonunda verilecek hükmün adil ve hukuka uygun olması, iyi yapılmış bir soruşturmaya ve bu soruşturma sonucunda ortaya konacak delillere bağlıdır. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin yöneticisi konumundadır. Adli kolluk ise Cumhuriyet savcısının yardımcısıdır. Ceza muhakemesi sisteminde çok önemli bir yeri olan soruşturma evresinin en önemli iki süjesi Cumhuriyet savcısı ve adli kolluktur. Her ne kadar Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin yöneticisi konumunda olsa da adli kolluk adeta Cumhuriyet savcısının sahadaki elidir ve uygulamada birçok işlem Cumhuriyet savcısının gözetiminde adli kolluk tarafından yerine getirilir. Bu sebeple adli kolluğun soruşturmadaki rolü de çok önemlidir. Bu çalışmada ülkemizdeki adli kolluk yapılanması ve adli kolluğun soruşturmadaki görev ve yetkileri ile adli kolluğun etkin soruşturma yükümlülüğü ve denetlenmesi konularına yer verilecektir.
Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu
Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.
Ceza muhakemesinde itiraz kanun yolu
Üç ana bölümden oluşan yüksek lisans tezi niteliğindeki bu çalışmada, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda kural olarak hâkim kararlarına istisna olarak da mahkeme kararlarına karşı öngörülen ve olağan kanun yollarından biri olarak kabul edilen İtiraz Kanun Yolu çalışılmıştır. İlk bölümde kanun yolunun genel hatlarıyla açıklaması yapılmıştır. İkinci bölümde ceza muhakemesinde itiraz kanun yolunun esası ve son olarak üçüncü bölümde ise itirazda usul, hüküm ve sonuçlar kendine özgü kuralları ve tartışmaları ile öğreti ve kararlar ışığında yeni düzenlemelerle birlikte incelenmiştir. Anahtar kelimeler: İtiraz, Kanun Yolu, Ceza muhakemesinde karar.
Murder in the family: Law, order, and criminal justice in the nineteenth century Ottoman society
This study deals with the murders committed within the family in the Ottoman provinces in the second half of the nineteenth century. Based on Ottoman archive documents, it focuses on the conflicts of various family members with each other and various reckonings both within the nuclear and extended family, from a socio-legal point of view and without any regional restrictions. The study claims that the ties that held the family together were extremely sensitive and fragile and that the family had both compassion and brutality in itself, with various paradoxes. The fact that we were able to obtain detailed information about the Ottoman provincial family and the word-for-word statements of family members from their mouths was a result of the judicial reforms that took place in the second half of the nineteenth century. Since this study, which presents a multi-layered portrait of the Ottoman provincial family through the nizamiye court records, is shaped on various family anomalies, the portrait presented is far from the claim of a full-scale family portrait. This study also tries to understand and make sense of ordinary people's mentality regarding their roles in both the domestic and public spheres. The way ordinary people customize the events in their minds, and the sub-judicial solutions they develop constitute the main axis of this study. Finally, this study reveals how the two courts operate in murder cases that fall into the common domain of both sharia and nizamiye courts in the new judicial order.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde ayırma cezası
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Ayırma cezası başlığını taşıyan çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin nedeni mevzuatımızda, önceleri disiplin ve ahlaki durum nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararına dayanan ihraç yönteminin son bulduğunu anlatmak ve yeni TSK Disiplin Kanunu ışığında Silahlı Kuvvetlerde Ayırma cezası verebilecek tek ve yetkili organ olan TSK Yüksek Disiplin Kurulları'nın(YDK) görev, yetki, çalışma, usul ve esaslarını ortaya koymaktır. Tezimizin ilk bölümünde, disiplinin TSK açısından ne anlam ifade ettiği, çok farklı şekillerde ortaya konan disiplinin tanımı ve farklı tasnifleriyle disiplin çeşitleri belirtilmiştir. Özelde ayırma cezasının genelde askeri disiplin hukukunun kaynakları ortaya konulmuştur. Disiplin suçu ve disiplin cezasının öğretideki farklı tanımlarına yer verilmiş ve son olarak disiplin suç ve cezalarına hâkim olan temel ilkeler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise askeri disiplin suç ve cezalarının türlerine değinilmiştir. Bu disiplin cezalarından sırasıyla uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam, aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezalarını gerektiren disiplinsizlikler ortaya konulmuştur. Yine burada kimi disiplin cezalarını gerektiren eylemler de kısaca irdelenmiştir. Tezimizin son bölümünde ise YDK'nın teşkil yapısı ele alınmıştır. TSK'dan Ayırma cezasını gerektiren disiplinsizliklere değinilerek yeni bir ayırma yöntemi olan Ceza Puanı ve Ceza Sayısı Sisteminden ayrıntılı şekilde bahsedilmiştir. TSK'dan Ayırma cezası verilmesine ilişkin usuller ele alındıktan sonra, YDK'nın toplanması ve görüşme usulleri ile alabileceği kararlara yer verilmiştir. YDK'nın alabileceği kararların yerine getirilmesi ve sonuçlarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Silahlı Kuvvetleri, Ayırma cezası, disiplin, Yüksek Disiplin Kurulu, ilkeler.
Ceza kovuşturmasında delillerin ortaya konulması ve değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinde, geçmişte yaşanmış uyuşmazlık konusu olay, onu temsil eden deliller vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılır. Bu bağlamda maddi gerçek, uyuşmazlık konusu olayın deliller aracılığıyla ortaya konulmuş halini ifade eder. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin bulunmasının ve hukuk düzeni açısından doğru bir karar verilebilmesinin öncelikli şartı, delillerin sağlıklı bir şekilde ortaya konulup değerlendirilmesidir. Deliller duruşmada hükmün oluşmasına katkı sağlayacak süjelerin önüne konulmalı ve tartışmaya açılmalıdır. Deliller ortaya konulduktan sonra sıra değerlendirilmesine gelir. Geçmişte yaşanmış olayın bugün gerçeğe uygun biçimde temsil edilebilmesi için delillerin doğru değerlendirilmesi gerekir. Vicdani ispat sisteminde hakim duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delilleri akıl yürütmek suretiyle serbestçe değerlendirerek vicdani kanaatini oluşturur. Bu çalışmada "Ceza Kovuşturmasında Delillerin Ortaya Konulması ve Değerlendirilmesi" konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde modern ceza muhakemesi ispat sistemi olarak vicdani ispat sistemine ilişkin temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde delillerin ortaya konulması ve tartışılması açıklanmıştır. Üçüncü bölümünde delillerin serbestçe değerlendirilmesi incelenmiştir. Nihayet sonuç kısmında çalışma sayesinde ulaşılan sonuçlar özetlenerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ceza kovuşturması, Delil, Delillerin ortaya konulması, Delillerin değerlendirilmesi, Vicdani kanaat
Örgütlü suçlarda yargılama sistemi
Tezimizin amacı, örgütlü suçlar bakımından uygulama alanı bulan istisnai yargılama sistemini ortaya koyarak, bunların ceza muhakemesi hukukunda kabulünün yerinde olup olmadığını tespit edebilmektir. Bu amaç doğrultusunda tezde, tarihsel gelişim ve karşılaştırmalı hukuk ışığında, mevcut mevzuat hükümleri ve bu hükümlerde gerçekleştirilmiş olan değişiklikler incelenerek, örgütlü suçlara özgü istisnai bir yargılama sisteminin gerekliliği sorgulanmıştır. Tezde "örgütlü suç" konusunu yalnızca bu suçlara özgü yargılama sistemi açısından ele alınmış olup, tezin bölümleri de ceza muhakemesi aşamaları göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Bu bakımdan ilk bölümü, ceza muhakemesine geçilmesinden önceki faaliyet alanları oluşturmakta olup, ikinci bölüm ceza muhakemesinin soruşturma aşamasına ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise, örgütlü suçların kovuşturulmasında görev yapan mahkemeler, tarihsel gelişim ışığında ele alınmıştır. Çalışmada yapılan inceleme sırasında, doktrinde yer alan görüşlerden, Türk hukukunda ve yabancı hukukta görev yapan yargı mercilerinin kararlarından, uluslararası sözleşme metinlerinden, mevzuat hükümlerinden, Meclis görüşmeleri ile tartışma tutanaklarından ve karşılaştırmalı hukuktan yararlanılmıştır. Bu çalışma sonucunda, örgütlü suçluluk bakımından uygulanan yargılama sistemi tarihsel gelişim içinde ortaya konulmuş ve mevcut sistemin olumlu ve olumsuz yönleri tespit edilmiştir. Tez içinde yer verilen tartışmalı konular bakımından, konuyla ilgili çeşitli görüşlere yer verilerek kişisel değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tezde, ceza muhakemesi sisteminde, örgütlü suçlara özgü uygulanan yargılama sistemi ayrıntılı şekilde ele alınmış olup, ceza muhakemesi sistemlerinde belli başlı suçlara ilişkin istisnai yargılama yöntemlerinin kabulünün, insan hakları ve ceza muhakemesi hukuku ilkeleri ile bağdaşmaması nedeniyle kabul edilmemesi gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Örgütlü suçlar, ceza muhakemesi, mahkeme teşkilatı, istihbarat, delilelde etme yöntemleri
İstihbaratın ceza muhakemesi hukukunda delil değeri: Bylock örneği
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de istihbarat ve güvenlik teşkilatlarının bilgi toplamak için kullandıkları yöntemlerin meşruluğu tartışma konusu olmuştur. İstihbarat faaliyetleri bazen temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Diğer taraftan özellikle soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte tehdit algılamalarına bağlı olarak yeni güvenlik anlayışları ortaya çıkmıştır. Günümüzde istihbarat faaliyetleri olmadan tehditleri önceden algılamak ve önlemek mümkün görünmemektedir. İstihbarat kanallarıyla elde edilen bilgilerin ceza muhakemelerinde delil olarak kabul edilip edilemeyeceği çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Ceza Muhakemesi, fert çıkarları ile toplum çıkarlarının çatışma halinde olduğu bir alandır. Bireyi toplum adına cezalandıran devlet, delil toplama ve değerlendirme faaliyetinde bireyin temel haklarına saygılı olmak, hukuka uygun davranmak, hukuka uygun davranışın örneğini teşkil etmek zorundadır.Bunun için istihbarat belli kurallar altında faaliyetlerini icra etmeli ve denetlenebilmesi için de hukuki sorumluluklar taşımalıdır.
(Nato/Sofa) Kuzey Atlantik Andlaşması Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi`ne göre ceza yargılaması yetkisi ve Tazminat Hukuku
ÖZET Kuzey Atlantik Andlaşmasına taraf devletler birbirlerinin ülkesinde, bu andlaşma gereğince veya diğer nedenlerle silahlı kuvvet bulundurmaktadır. Bu kuvvetlerin diğer NATO ülkesinin topraklarında bulundukları sürede, kendisine özgü bazı hukuk kurallarına tabi olmalarına gerek görülmüş ve 19 Haziran 1951 tarihinde NATO / Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi ( NATO / SOFA : North Atlantic Treaty Organization / Status Of Forces Agrement ) üye devletlerce imzalanmıştır. Bu sözleşme Türkiye tarafından 10 Mart 1954 tarihli ve 6375 Sayılı Kanunla kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Değişik nedenlerle ülkemizde bulunan NATO' ya taraf devletlerin askeri personeli hakkında, adli ve askeri yargı organlarının işlem yapması söz konusu olmaktadır. Bu durumda, ülkemizde bulunan yabancı askeri personel ile ilgili, bu sözleşmede yer alan ceza yargılaması yetkisi ve tazminat hukukuna ilişkin hükümlerin uygulama esaslarının incelenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sözleşmenin VII. nci Maddesinde ceza yargılaması yetkisi, Vffl.nci Maddesinde ise tazminat hukukuna ilişkin düzenlemeler yer almıştır. Çalışmamızda birinci bölümde ceza yargılaması yetkisi değişik yönleriyle ele alınmış, ikinci bölümde ise sözleşmenin tazminat hukukuna ilişkin hükümleri incelenmiş ve uygulamadan örnekler verilmiştir.
Ceza yargılamasının kovuşturma aşamasında adil yargılanma hakkı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, hukuk devleti ilkesinin en önemli yansımalarından birini oluşturur. Adil yargılanma hakkı, muhakemenin tarafları arasında fiili ve hukuki olarak fark gözetmeksizin taraflara karşı eşit mesafede ve çelişmeli olarak yapılan dürüst yargılanmayı ifade eder. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Sözleşme'nin 6. maddesi bağlamında yapılan başvurularda ulusal mahkemelerce verilen kararların haklılık ve isabet durumlarına müdahale etme gibi bir durumun söz konusu olmadığı gibi; ulusal mahkemelerin kararlarını esastan inceleyen temyiz mercii sıfatı da bulunmamaktadır. Adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapma hakkını tanımasını müteakiben zaman içerisinde suç isnadıyla ilgili Mahkeme'nin geliştirdiği içtihatlara uyumlu olacak şekilde mevzuatta çeşitli düzenlemeler yapma ihtiyacı duymuştur. Bu çalışmanın odağında bulunan ve temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak suretiyle insan hak ve özgürlüklerini gözeterek adil yargılanma hakkına ilişkin ilkelerin gerçekleştirilmesi olan Ceza Muhakemesi Kanunu da bu kapsamda zamanla uyarlanmıştır. Bu çalışmada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki hükümler çerçevesinde adil yargılanma hakkı kovuşturma aşamasındaki uygulamalar bağlamında incelenmiştir.
Yargı kararları ışığında ceza muhakemesinde masumiyet karinesi
Çalışmamızın amacı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi örnek kararlarının incelenmesi yoluyla masumiyet karinesinin öneminin, bu kararlarda hangi unsurlara ağırlık verildiğinin, kapsamının ve geliştirilmeye ihtiyaç duyulan hususların tespitinin yapılmasıdır. Çalışmanın kapsamı, özellikle ulusal hukuk normları çerçevesinde yargı kararlarının değerlendirilmesine odaklı şekilde belirlenmiştir. Ağırlıklı olarak iç hukuk düzenlemeleri üzerinden konunun ele alınarak değerlendirilmesiyle literatüre katkı yapılabileceği düşünülmüştür. İç hukukumuzun içtihatlarının derinleşmesi bu yöndeki çalışmaların sıklığı ile ilişkilendirilebilir. Çalışmanın ilk bölümünde masumiyet karinesi ve uygulanabilirlik şartları ortaya konulmuştur. İkinci bölümde anayasa ve ceza muhakemesi hukuku bakımından konu yargı kararları bağlamında ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları sunularak konunun yargı organları nezdinde ele alınış biçimi ortaya konulmuştur. Yargıtay kararları; Ceza Daireleri kararları ve Ceza Genel Kurulu kararlarından oluşurken Anayasa Mahkemesi kararları idari uyuşmazlıklar ve bireysel başvurular üzerinden incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza muhakemesi, Masumiyet karinesi, Yargı kararları, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi
Türk Ceza Muhakemesinde seri muhakeme usulü
7188 sayılı Ceza Muhakemesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23'üncü maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250'nci maddesi yeniden düzenlenerek seri muhakeme usulü alternatif çözüm yöntemi olarak hukuk sistemimize dahil edilmiştir. 01.01.2020 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanan seri muhakeme usulü, klasik ceza muhakemesine alternatif çözüm yöntemi olarak öngörülmüştür. Seri muhakeme usulü belirli koşullar altında, kanunda katalog hâlinde sayılan suçlar açısından uygulama alanı bulan ve şüphelinin kabulü ile sonuç doğuran özel bir muhakeme türüdür. Seri muhakeme usulü ile Türk Hukuk Sisteminde daha önce görülmemiş bir şekilde Cumhuriyet savcısına yaptırım belirleme yetkisi verilmiştir. Çalışmamızda, seri muhakeme usulünün hangi amaçlar ile getirildiği, seri muhakeme usulünün uygulanma koşulları, uygulamada nasıl karşılık bulduğu ve benzer kurumlar ile ilişkileri ele alınmıştır. Karşılaştırmalı hukuk açısından değerlendirme yapılarak, seri muhakeme usulünün adil yargılanma hakkı kapsamında irdelemesi gerçekleştirilmiştir.
Ceza muhakemesinde basit yargılama
Günümüzde suç sayısı ve çeşitliliğindeki artış ceza adalet sistemleri açısından ciddi bir iş yükü oluşturmaktadır. Bu iş yükü, ceza adaletinin makul sürede sağlanmasını zorlaştırmakta ve böylece ceza adalet sistemlerinin etkinliğini azaltmaktadır. Ceza siyasetine dair normlarda gerçekleştirilecek hukuk reformları ve ceza adalet sistemini oluşturan mekanizmada gerçekleştirilecek yargı reformlarıyla bu olumsuzlukla mücadele edilmektedir. Son dönemde öne çıkan hukuk reformlarından biri de ceza uyuşmazlıklarının çözümünde klasik muhakeme süreçlerine dair belirli aşamalarının atlanması, sürelerin kısaltılması ve temel güvenceler ihlal edilmeksizin yargılamaların daha az resmî hale getirilmesiyle oluşturulan özel muhakeme usullerinin benimsenmesidir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin R (87) 18 sayılı kararında da tavsiye olunan bu özel usullerin mukayeseli hukukta pek çok ülke tarafından farklı isim ve usullerle kabul edildiği görülmektedir. Ülkemizde anılan kapsamda bir hukuk reformu olarak 7188 sayılı Kanun'la 5271 sayılı CMK'nın 251 ve 252. maddeleri yeniden düzenlenmiş ve basit yargılama usulü adıyla kovuşturma evresine alternatif yeni bir özel muhakeme usulü benimsenmiştir. Basit nitelikte kabul edilen suçlarda duruşmadan feragat edilerek, mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi ile basit suçlara ayrılan emek ve zamanın azaltılmasının hedeflendiği bu usul, mülga 1412 sayılı CMUK'ta düzenlenen sulh ceza hâkiminin ceza kararnamesine dair hükümlerle yakın benzerlik göstermektedir. Kovuşturma evresine özgü, klasik yargılamaya alternatif, sanık ve katılanın zımni muvafakatine dayalı, mahkemenin takdiriyle uygulanan, istisnai nitelikte bir özel ceza yargılaması olan basit yargılama usulünün uygulamada pek çok yargı kararına konu olduğu, hakkında telif olunan eserlerde müesseseye dair bazı hususlarda fikir ayrılıklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı'nda kapsamının genişletilmesinin hedeflendiği zikredilen basit yargılama usulünün teorik ve pratik açıdan incelenmesi, sorunların tespiti ile uygulama ve mevzuata dair bazı çözüm önerilerinin getirilmesi sayesinde uygulama, öğreti ve dolayısıyla ülkemiz ceza adalet sisteminin etkinliğine katkı sunulması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda basit yargılama usulü, terimi, hukuki niteliği, amacı, mukayeseli hukuktaki örnekleri, tarihsel gelişimi, uygulanma şartları ve biçimi, bu usulde verilen karara itiraz, benzer kurumlar ve adil yargılanma hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında geliştirilen ölçütlerle olan ilişkisi ve zaman bakımından uygulanması hususlarında detaylı olarak incelenmektedir.
Ceza muhakemesinde iddianamenin iadesi
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu döneminde Cumhuriyet savcıları tarafından iddianame düzenlenmesi ile doğrudan kamu davası açılmaktaydı. Özellikle iş yükünün yoğun olduğu bölgelerde eksik araştırma neticesinde yeterli şüpheye erişildiğinden bahisle iddianame düzenlenmesi devlet eliyle bazı mağduriyetlerin yaşanmasına neden oluyordu. Bu tür olumsuz neticelerin önüne geçmek adına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda iddianamenin iadesi kurumu ihdas edilmiştir. İddianamenin iadesi bünyesinde birçok sorunla hukuk literatürümüze girmiştir. Özellikle Cumhuriyet savcıları ve hakimler arasında büyük bir çekişmeye yol açan iddianamenin iadesi; ceza muhakemesindeki konumu, tabi olduğu ilkeler, kanun koyucu tarafından belirtilen iade sebeplerinin sınırları bakımından öğretide ve yargı kararlarında farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunun yanında Cumhuriyet başsavcılarının görüldü yetkisinin kanunlaşması ile kurum bakımından yeni bir tartışma konusu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın temel amacı özellikle Yargıtay kararları ile işlevsiz hale gelen iddianamenin iadesi kurumunun varlık gayesine uygun bir biçimde nasıl tatbik edilebileceği ve iade sebeplerinin hangi çerçevede yorumlanması gerektiği sorularına cevap bulabilmektir. Bu çalışma ile iddianameye dair temel kavramlar açıklanmış akabinde iddianamenin iadesi kurumu, olan hukuk ve olması gereken hukuk çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur. Böylelikle ilgili müessesenin konuluş amacına uygun bir biçimde nasıl daha verimli tatbik edilebileceği sorusuna cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu davası, iddianame, iddianamenin iadesi.
Uluslararası ceza hukuku ve ceza yargılamalarında soykırım suçu
Uluslararası suç kavramı, toplumun huzur ve düzenini bozan ve bir bütün olarak uluslararası toplumu mağdur eden fiiller olarak açıklanabilir. Bu sebeple uluslararası suç olarak nitelendirilen bu fiiller, insan hakları ve dünya barışı yönünden hayati bir önem arz etmektedir. İnsanlık tarihi boyunca birçok kanlı savaş ve toplu katliamlar yaşanmıştır. Jean-Paul Sartre, "Soykırım, insanlık kadar eskidir" sözü ile kelime anlamı 'ırk öldürme' anlamına gelen soykırım suçunun, insanlık tarihi kadar eski olduğunu vurgulamıştır. Buna rağmen soykırım kavramı, ilk kez Nürnberg yargılamalarına konu iddianamelerde yer almış, bir suç olarak tanımlanması ve uluslararası hukukta yer edinmesi ise 20. yüzyılın ortalarını bulmuştur. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler bünyesinde hazırlanan 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile soykırım, uluslararası bir suç olarak kabul edilmiş ve cezalandırılmasının da uluslararası bir mesele olduğu belirtilmiştir. Bu çalışma, suçların suçu olarak nitelendirilen soykırım suçunun tanımını, uluslararası ceza mahkemelerinin kararları ışığında yapmak üzerine odaklanmıştır. İlk bölümde, uluslararası ceza mahkemelerinin tarihsel süreçteki gelişimi üzerinde durulmuş, ikinci bölümde ise soykırım suçunun unsurları, uluslararası ceza mahkemelerinin içtihatları çerçevesinde incelenmiştir.
Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları
İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.
Ceza muhakemesinde uzlaştırma
Uzlaştırma, şüpheli veya sanığın fiili neticesinde bozulan toplumsal barışın ve taraflar arasındaki ilişkinin şüpheli veya sanığın sorumluluk üstlenmesi yoluyla onarılmasını hedefleyen, ceza adalet sistemine alternatif olarak öngörülen bir kurumdur. 20. yüzyılda onarıcı adalet anlayışının daha da yaygınlaşması ile mağdur hakları ceza adalet sisteminde kendisine daha geniş yer bulmuş ve bunun sonucu olarak şüpheli veya sanığın sorumluluk üstlenmesi sureti ile mağdurun zararının tazminini öngören uzlaştırma uygulamaları birçok ülke mevzuatında kendisine yer bulmuştur. Uzlaştırmayı ceza adalet sistemine dahil eden ülkelerden birisi de Türkiye'dir. Uzlaştırma kurumuna mevzuatımızda ilk defa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile yer verilmiştir. Bunu izleyen kanun değişiklikleri ile uzlaştırmanın kapsamı genişletilmiş olup kurumsallaşması sağlanarak uzlaştırma bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Uzlaştırma uygulamalarının tarihi çok eskiye dayanmadığından kurumun eksiklikleri, diğer kurumlar ile karşılaştırılması, farklı uygulama modelleri gibi hususlar hakkında çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma ile uzlaştırmanın ortaya çıkışı, farklı ülke uygulamaları gibi konulara değinilmekle birlikte uzlaştırmanın ülkemizdeki uygulaması üzerinde detaylı bir şekilde durulmuştur. Uzlaştırma kurumunun karakteristik özelliklerinin ortaya çıkarılması amacı ile uzlaştırma kurumu ile benzer kurumların karşılaştırılması yapılmıştır. Uzlaştırma, henüz yeni bir kavram olduğundan bahsi geçen konular incelenirken mevzuat düzenlemelerinin yanı sıra yargı mercilerinin uygulamalarına ve doktrin görüşlerine de yer verilmiştir.
Ceza muhakemesinde suça sürüklenen çocukların yargılanması
Bireysel veya çevresel farklı faktörler neticesinde, erken yaşlarda suç yoluna giren çocukların, ceza adalet sistemi içerisinde farklı bir konuma oturtulması gerekliliği zaman içerisinde geçerlik kazanmıştır. Bu doğrultuda kabul gören uluslararası antlaşmalar ve ulusal kanuni düzenlemelerle, suça sürüklenen çocuklara yetişkinlerden ayrı yargılama usulleri tanınmıştır. Tezimizde öncelikle ulusal ve uluslararası hukuktaki çocuk kavramları tanımlanmış, daha sonra çocukları suça sürükleyen nedenler üzerinde durulmuştur. Ardından Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu temelinde suça sürüklenen çocukların yargılama süreçleri güncel yargı kararları eşliğinde incelenmiştir. Çocuğun tüm ceza muhakemesi süreçlerinde, üstün yararının korunması amacına öncelik verilmiş, mevcut düzenlemeler ve gelecekten beklentiler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Ceza muhakemesi hukukunda sanığın duruşmada hazır bulunması hakkı
Ceza muhakemesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin bütününü ifade etmektedir. Muhakeme bu iki evre üzerinden şekillenir ve hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Bu süreç, yetkili adli makamların bir suç işlendiği şüphesini uyandıran herhangi bir emareye ulaşmalarıyla başlar. Suç şüphesi altında bulunan kişi soruşturma evresinde şüpheli, kovuşturma evresinde ise sanık olarak ifade edilir. Kovuşturma evresinin içinde ve ona dahil olan duruşma aşamasında; iddia ve savunma makamlarının delilleri ortaya koyulur, ortaya konulan deliller birbirleriyle ilişkilendirilir ve yargılama makamı tarafından vicdani kanaate ve delillere dayanılarak hüküm verilir. Verilen hüküm; var olan şüphenin yenilmesi, ortadan kaldırılması ve maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını amaçlamaktadır. Sanık, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ne olduğu sorusuna beyanlarıyla cevap verebilecek en önemli süje ve delildir. Ceza muhakemesinde birçok ilkenin uygulanabildiği duruşma ortamında, sanığın hazır bulunması da ilkesel bir kuraldır. Gerek evrensel hukukta gerekse de hukukumuzda kural olarak duruşma ancak sanığın hazır bulunduğu bir anda ve ortamda gerçekleştirilebilecektir. Nitekim sanığın hazır bulunduğu her an, maddi gerçeğe erişmek ve şüpheyi ortadan kaldırmak daha mümkün hale gelecektir. Sanığın duruşmada hazır bulunması hakkını ele aldığımız çalışmanın birinci bölümünde, muhakemenin odağı ve en önemli süjesi olan sanığa ilişkin olarak; sanığın kim olduğu, ceza muhakemesindeki statüsü, yeri ve önemi, temel hak olarak savunma hakkı ve sanığın savunma hakkının önemi, sanığın duruşmada hazır bulunması ve bunun savunma hakkıyla ilişkisi ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; duruşma kavramına, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının amacına ve kapsamına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin istisnalar ile bu istisnalara ilişkin doktrin ve yargı kararlarıyla birlikte değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanık, savunma hakkı, ceza muhakemesinde duruşma, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı.
Yargıtay kararları doğrultusunda ceza koşulu
Bu çalışmada, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan ceza koşulu müessesesi Yargıtay kararları doğrultusunda incelenmiştir. Ceza koşulu, alacaklının, borçlunun borç ilişkisine uygun davranmasını sağlayan güvencelerinden biridir. Ceza koşulu, sadece sözleşmeden doğan borçlar bakımından değil, sözleşme dışı borçlar bakımından da kararlaştırılabilir. Genel olarak ceza koşulunun konusunu oluşturan edim, para şeklinde kararlaştırılır fakat bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama edimi de ceza olarak kararlaştırabilir. Tarafların aralarında kararlaştırdığı ceza koşulunun türüne göre, alacaklı ya aynen ifayı ya da ceza koşulunu veya hem ifayı hem de ceza koşulunu birlikte talep edebilir. Alacaklı zarara uğramasa dahi, ceza koşulunun ödenmesi gerekir. Kural olarak, tarafların, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde ceza miktarını serbestçe kararlaştırmasına imkân verilmiştir. Ancak, Türk Borçlar Kanunu madde 182'ye göre, hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu, kendiliğinden indirme yetkisi bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: ceza koşulu, ceza koşulunun türleri, ceza koşulunun indirilmesi
Ceza muhakemesi hukukunda seri muhakeme usulü
Nüfus artışı, bilim ve teknolojinin ilerlemesi gibi nedenlerle tüm dünyada suç ve suçlu sayısı giderek artmaktadır. Klasik cezalandırma anlayışı doğrultusunda görülen ceza davalarının uzun sürdüğü ve masraflı olduğu bilinmektedir. Bu durum, hukuk devletlerini, failin sorumluluğu kabul etmesine sonuç bağlayan ve ceza muhakemesi sürecini kısaltan alternatif usuller benimsemeye yöneltmektedir. Suçun failinin ikrarına dayalı pazarlık sistemi, Anglo-Sakson hukukuna ait bir kurum olup bu sistemin temel alınması ile geliştirilen benzer usuller birçok hukuk sisteminde yerini almıştır. Ceza muhakemesi sistemimize yabancı sayılabilecek bu kurum, mukayeseli hukuktaki benzerlerinden esaslı farklar içermekle birlikte 7188 sayılı yasa ile seri muhakeme usulü adı altında kabul edilmiştir. Şüphelinin özgür iradesi ile kabul etmesi halinde uygulanabilen, Cumhuriyet savcısının özellikle yaptırımları belirlemede etkin olduğu ve iddianame ile kamu davası açılmadığından teknik anlamda kovuşturma aşaması bulunmayan kovuşturmaya alternatif bir usul olarak düzenlenmiştir. Klasik ceza muhakemesine hakim ilkelere aykırılıklar barındıran usulün, uygulamada ortaya çıkaracağı sorunlarla birlikte özellikle yargıdaki iş yükünün azaltılmasına yönelik fayda sağlaması beklenmektedir. Usulün, başta adil yargılama hakkı bağlamında ceza muhakemesi ilkelerine uyumlu hale getirilmesi, failin bir anlamda bazı haklardan feragat etmesinin makul sayılabilmesi için yasa koyucu tarafından öngörülen güvencelerin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde seri muhakeme usulünün tanımı, hukuki niteliği ve amacı ile benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. İkinci bölümünde usulün uygulanma şartları incelenmiş ve son bölümünde ise usulün uygulanması süreci ve sonuçları ele alınarak tez tamamlanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı
Ceza muhakemesinde adil bir yargılamanın gerçekleştirilmesi, sanığın savunma hakkını etkili bir şekilde kullanmasına bağlıdır. Savunma hakkının kullanımının anahtarı ise duruşmada hazır bulunma hakkıdır. Zira sanığın adil bir şekilde yargılandığından söz edilebilmesi için yargılamaya doğrudan, etkin ve verimli bir şekilde katılabilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan sanık; mahkeme önünde bizzat savunmasını yapabilecek, lehine ve aleyhine olan delilleri değerlendirerek yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecektir. Ayrıca sanığın duruşmada hazır bulunması, maddi gerçeğe ulaşılması ve temel cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından bir gerekliliktir. Bu nedenle sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına yapılacak her türlü müdahale, ancak kesin olarak zorunlu ve gerekli ise yapılmalı; buna ilişkin düzenlemeler açık, net ve istisnai olmalıdır. Ancak ceza muhakemesi hukukunda kural, sanığın duruşmada hazır bulunması olmasına rağmen bu kurala birçok istisna getirildiği ve bu istisnalara ilişkin düzenlemelerde adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan hususlar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada ise koşulları oluşmadan sanığın yokluğunda duruşma yapılmakta, sanığın bizzat duruşmada hazır bulundurulması yerine video konferans (SEGBİS) yöntemiyle duruşmaya katılması sıklıkla tercih edilmektedir. Bu durum, sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaliyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının savunma hakkı içerisindeki yeri, kapsamı ve önemi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında incelenmiş; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına istisna teşkil eden düzenlemeler, adil yargılanma hakkı bağlamında değerlendirilerek mevzuat ve uygulamadan kaynaklanan sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Ceza yargılamasında temyiz
Bu çalışma, öncelikle ceza adalet sistemimiz içinde temyiz kanun yolunun yerini ve diğer kanun yollarına karşı konumunu belirlemek amacıyla kanun yolu düzenlemelerini haritalandırmıştır. Haritalandırmadan sonra spesifik olarak temyiz kanun yolu sürecini mülga Ceza Muhakemesi Usul Kanunu ve 20 Temmuz 2016 tarihinde Bölge Adliye Mahkemeleri'nin dolayısıyla istinaf kurumunun faaliyete geçmesi ile temyize ilişkin hükümleri yürürlük kazanan Ceza Muhakemesi Kanunu arasında karşılaştırmalı bir yöntem izleyerek analiz etmiştir. Bu analiz için kanun metinlerinin yorumlanmasının yanında literatür taraması ve karar örneklerinin incelenmesinden de faydalanılmıştır.
Ceza muhakemesi hukukunda yargılamanın yenilenmesi
Ceza yargılamasının asli amaçları, şüpheye yer bırakmadan maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili hukuka uygun olarak cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek, bozulan kamu düzenini yeniden kurmak ve toplumdaki adalete olan güveni sağlamaktır. Bu bakımdan söz konusu amaçların gerçekleştirilebilmesi için ceza yargılaması neticesinde verilecek kesin kararın somut gerçeğe ve hukuka uygun hakkaniyetli olması gerekmektedir. Davaya bakan yargılama makamının yargılama sırasında vermiş olduğu kararda hata, eksiklik olabileceği gibi kararın gerçeğe uygun olmaması da mümkündür. Bu sebeple, bu hataların ve hukuka aykırılıkların giderilmesi, maddi gerçeğe uygun kararların istikrarlı şekilde verilebilmesi için hukuki bir denetim yoluna ihtiyaç bulunmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi, mahkemece verilip kesinleşen hükümde, adli hatanın yapıldığının ortaya çıkması halinde adli hatanın ortadan kaldırılarak ceza yargılamasının amacının yerine getirilmesine hizmet eden ve kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturan özel nitelikli bir yoldur. Tez çalışmamızda ceza yargılamasında olağan üstü kanun yollarından yargılamanın yenilenmesi müessesi ele alınmıştır. İncelememizde öncelikle, yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolunun tanımı, hukuki niteliği, amacı, benzer kurumlarla karşılaştırılması konusu detaylıca ele alındıktan sonra kanunlar, doktrin ve öğreti ışığında yargılamanın yenilenmesi sebepleri ve yargılama aşaması ve sonucu ele alınarak çalışmamız nihayete erdirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Yargılamanın Yenilenmesi, Adli Hata, Kesin Hüküm, Yargılamanın Yenilenmesi Sebepleri, Yargılama Aşaması, Yargılamanın Yenilenmesinin Sonuçları