Criminal procedure
72 theses under this subject heading
Ceza kovuşturmasında delillerin ortaya konulması ve değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinde, geçmişte yaşanmış uyuşmazlık konusu olay, onu temsil eden deliller vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılır. Bu bağlamda maddi gerçek, uyuşmazlık konusu olayın deliller aracılığıyla ortaya konulmuş halini ifade eder. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin bulunmasının ve hukuk düzeni açısından doğru bir karar verilebilmesinin öncelikli şartı, delillerin sağlıklı bir şekilde ortaya konulup değerlendirilmesidir. Deliller duruşmada hükmün oluşmasına katkı sağlayacak süjelerin önüne konulmalı ve tartışmaya açılmalıdır. Deliller ortaya konulduktan sonra sıra değerlendirilmesine gelir. Geçmişte yaşanmış olayın bugün gerçeğe uygun biçimde temsil edilebilmesi için delillerin doğru değerlendirilmesi gerekir. Vicdani ispat sisteminde hakim duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delilleri akıl yürütmek suretiyle serbestçe değerlendirerek vicdani kanaatini oluşturur. Bu çalışmada "Ceza Kovuşturmasında Delillerin Ortaya Konulması ve Değerlendirilmesi" konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde modern ceza muhakemesi ispat sistemi olarak vicdani ispat sistemine ilişkin temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde delillerin ortaya konulması ve tartışılması açıklanmıştır. Üçüncü bölümünde delillerin serbestçe değerlendirilmesi incelenmiştir. Nihayet sonuç kısmında çalışma sayesinde ulaşılan sonuçlar özetlenerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ceza kovuşturması, Delil, Delillerin ortaya konulması, Delillerin değerlendirilmesi, Vicdani kanaat
Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları
İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.
Ceza muhakemesinde suça sürüklenen çocukların yargılanması
Bireysel veya çevresel farklı faktörler neticesinde, erken yaşlarda suç yoluna giren çocukların, ceza adalet sistemi içerisinde farklı bir konuma oturtulması gerekliliği zaman içerisinde geçerlik kazanmıştır. Bu doğrultuda kabul gören uluslararası antlaşmalar ve ulusal kanuni düzenlemelerle, suça sürüklenen çocuklara yetişkinlerden ayrı yargılama usulleri tanınmıştır. Tezimizde öncelikle ulusal ve uluslararası hukuktaki çocuk kavramları tanımlanmış, daha sonra çocukları suça sürükleyen nedenler üzerinde durulmuştur. Ardından Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu temelinde suça sürüklenen çocukların yargılama süreçleri güncel yargı kararları eşliğinde incelenmiştir. Çocuğun tüm ceza muhakemesi süreçlerinde, üstün yararının korunması amacına öncelik verilmiş, mevcut düzenlemeler ve gelecekten beklentiler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Ceza muhakemesi hukukunda sanığın duruşmada hazır bulunması hakkı
Ceza muhakemesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin bütününü ifade etmektedir. Muhakeme bu iki evre üzerinden şekillenir ve hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Bu süreç, yetkili adli makamların bir suç işlendiği şüphesini uyandıran herhangi bir emareye ulaşmalarıyla başlar. Suç şüphesi altında bulunan kişi soruşturma evresinde şüpheli, kovuşturma evresinde ise sanık olarak ifade edilir. Kovuşturma evresinin içinde ve ona dahil olan duruşma aşamasında; iddia ve savunma makamlarının delilleri ortaya koyulur, ortaya konulan deliller birbirleriyle ilişkilendirilir ve yargılama makamı tarafından vicdani kanaate ve delillere dayanılarak hüküm verilir. Verilen hüküm; var olan şüphenin yenilmesi, ortadan kaldırılması ve maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını amaçlamaktadır. Sanık, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ne olduğu sorusuna beyanlarıyla cevap verebilecek en önemli süje ve delildir. Ceza muhakemesinde birçok ilkenin uygulanabildiği duruşma ortamında, sanığın hazır bulunması da ilkesel bir kuraldır. Gerek evrensel hukukta gerekse de hukukumuzda kural olarak duruşma ancak sanığın hazır bulunduğu bir anda ve ortamda gerçekleştirilebilecektir. Nitekim sanığın hazır bulunduğu her an, maddi gerçeğe erişmek ve şüpheyi ortadan kaldırmak daha mümkün hale gelecektir. Sanığın duruşmada hazır bulunması hakkını ele aldığımız çalışmanın birinci bölümünde, muhakemenin odağı ve en önemli süjesi olan sanığa ilişkin olarak; sanığın kim olduğu, ceza muhakemesindeki statüsü, yeri ve önemi, temel hak olarak savunma hakkı ve sanığın savunma hakkının önemi, sanığın duruşmada hazır bulunması ve bunun savunma hakkıyla ilişkisi ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; duruşma kavramına, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının amacına ve kapsamına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin istisnalar ile bu istisnalara ilişkin doktrin ve yargı kararlarıyla birlikte değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanık, savunma hakkı, ceza muhakemesinde duruşma, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı.
Ceza muhakemesi hukukunda seri muhakeme usulü
Nüfus artışı, bilim ve teknolojinin ilerlemesi gibi nedenlerle tüm dünyada suç ve suçlu sayısı giderek artmaktadır. Klasik cezalandırma anlayışı doğrultusunda görülen ceza davalarının uzun sürdüğü ve masraflı olduğu bilinmektedir. Bu durum, hukuk devletlerini, failin sorumluluğu kabul etmesine sonuç bağlayan ve ceza muhakemesi sürecini kısaltan alternatif usuller benimsemeye yöneltmektedir. Suçun failinin ikrarına dayalı pazarlık sistemi, Anglo-Sakson hukukuna ait bir kurum olup bu sistemin temel alınması ile geliştirilen benzer usuller birçok hukuk sisteminde yerini almıştır. Ceza muhakemesi sistemimize yabancı sayılabilecek bu kurum, mukayeseli hukuktaki benzerlerinden esaslı farklar içermekle birlikte 7188 sayılı yasa ile seri muhakeme usulü adı altında kabul edilmiştir. Şüphelinin özgür iradesi ile kabul etmesi halinde uygulanabilen, Cumhuriyet savcısının özellikle yaptırımları belirlemede etkin olduğu ve iddianame ile kamu davası açılmadığından teknik anlamda kovuşturma aşaması bulunmayan kovuşturmaya alternatif bir usul olarak düzenlenmiştir. Klasik ceza muhakemesine hakim ilkelere aykırılıklar barındıran usulün, uygulamada ortaya çıkaracağı sorunlarla birlikte özellikle yargıdaki iş yükünün azaltılmasına yönelik fayda sağlaması beklenmektedir. Usulün, başta adil yargılama hakkı bağlamında ceza muhakemesi ilkelerine uyumlu hale getirilmesi, failin bir anlamda bazı haklardan feragat etmesinin makul sayılabilmesi için yasa koyucu tarafından öngörülen güvencelerin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde seri muhakeme usulünün tanımı, hukuki niteliği ve amacı ile benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. İkinci bölümünde usulün uygulanma şartları incelenmiş ve son bölümünde ise usulün uygulanması süreci ve sonuçları ele alınarak tez tamamlanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı
Ceza muhakemesinde adil bir yargılamanın gerçekleştirilmesi, sanığın savunma hakkını etkili bir şekilde kullanmasına bağlıdır. Savunma hakkının kullanımının anahtarı ise duruşmada hazır bulunma hakkıdır. Zira sanığın adil bir şekilde yargılandığından söz edilebilmesi için yargılamaya doğrudan, etkin ve verimli bir şekilde katılabilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan sanık; mahkeme önünde bizzat savunmasını yapabilecek, lehine ve aleyhine olan delilleri değerlendirerek yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecektir. Ayrıca sanığın duruşmada hazır bulunması, maddi gerçeğe ulaşılması ve temel cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından bir gerekliliktir. Bu nedenle sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına yapılacak her türlü müdahale, ancak kesin olarak zorunlu ve gerekli ise yapılmalı; buna ilişkin düzenlemeler açık, net ve istisnai olmalıdır. Ancak ceza muhakemesi hukukunda kural, sanığın duruşmada hazır bulunması olmasına rağmen bu kurala birçok istisna getirildiği ve bu istisnalara ilişkin düzenlemelerde adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan hususlar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada ise koşulları oluşmadan sanığın yokluğunda duruşma yapılmakta, sanığın bizzat duruşmada hazır bulundurulması yerine video konferans (SEGBİS) yöntemiyle duruşmaya katılması sıklıkla tercih edilmektedir. Bu durum, sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaliyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının savunma hakkı içerisindeki yeri, kapsamı ve önemi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında incelenmiş; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına istisna teşkil eden düzenlemeler, adil yargılanma hakkı bağlamında değerlendirilerek mevzuat ve uygulamadan kaynaklanan sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Ceza muhakemesinde soruşturmanın sona ermesi
Soruşturma safhası, suç işlendiği izleniminin suçun öğrenilme şekillerinden herhangi biri ile cumhuriyet savcısı tarafından öğrenilmesi sonrasında başlayan bir süreçtir. Suç şüphesinin öğrenilmesinden sonra başlatılan soruşturmada, suç şüphesi altına giren kişiye şüpheli denir. Şüphelinin işlediği suç nedeniyle başlatılan soruşturma, bizzat cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür. Cumhuriyet savcısı soruşturma işlemlerini bizzat yapabileceği gibi emrindeki kolluk görevlileri vasıtasıyla da yapabilir. Cumhuriyet savcısı suç işlenme izlenimi edinmesi üzerine işin gerçeğini araştırmaya başlayarak kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere delil toplama faaliyetinde bulunur. Soruşturma sonunda toplanması gereken delillerin toplanmasından sonra delillerin yapılan incelemesinde kovuşturma şartı olan yeterli şüphenin gerçekleşmesi halinde cumhuriyet savcısı tarafından görevli ve yetkili mahkemeye hitaben iddianame düzenlenir. Yürütülen soruşturma sonunda toplanan delillerin kovuşturma şartı olan yeterli şüpheyi gerçekleştirememesi ya da kovuşturma olanağının bulunamaması halinde ise, cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı tezimiz, cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma safhası sonunda verilen kararları kapsamaktadır. Tezimizin birinci bölümünde soruşturma safhasının genel yapısı, ikinci bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve üçüncü bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden iddianame ayrıntıları ve ceza mevzuatında yapılan son değişiklikler göz önünde bulundurularak ele alınmaya çalışılmıştır. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı çalışmamız ile cumhuriyet savcısı tarafından sona erdirilen soruşturmada ortaya çıkan teorik ve somut olay uyuşmazlığı sorununa çözüm sunulmaya çalışılmış, uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözüm getirilmesi amaçlanmıştır.
Ceza muhakemesi hukukunda duruşma
Ceza muhakemesi hukukunda duruşma devresi, muhakeme faaliyetlerinin kalbi mahiyetindedir. Çünkü ceza muhakemesinin temel gayesini teşkil eden maddi gerçeğe ulaşma amacı ve yargılama neticesinde ceza uyuşmazlığının çözümü, duruşma devresinde mümkün olmaktadır. Ayrıca, bütün delillerin ortaya konulması ve tartışılması, hakimin delillerle doğrudan temasa geçmesi, tarafların çelişmeli muhakeme ile bütün söyleyeceklerini söylememeleri duruşma devresinde gerçekleşmektedir ve duruşma devresi -maddi gerçeğin bir tezahürü durumundaki- hüküm ile sona ermektedir. Ceza yargılaması faaliyetlerinin merkezinde duruşma olduğu için muhakeme faaliyetlerden duruşmaya kadarki bölümlerinin amacı daha çabuk, daha adil ve başarılı bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. Duruşma devresinden sonraki safhalar ise duruşma sonucunda ortaya çıkan hükümde yer alan hataların düzeltilmesine yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bu önemine binaen muhakeme hukukunda duruşma devresinin iyi anlaşılması, duruşmaya ait ilkelerin özümsenmesi uygulamada ortaya çıkacak sorunların giderilmesi, duruşmaların daha adil ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine imkan verecektir. Ceza muhakemesi hukukunda duruşma tez konumuz kapsamında, ceza muhakemesine ilişkin temel kavramlar, duruşmanın başlaması, yürütülmesi ve sonuçlanması detaylı olarak ele alınmıştır. Son bölümde ise Yargıtay da duruşma, Anayasa Mahkemesinde duruşma ve istinafta duruşma konuları inceleme konusu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma Devresi, Ceza Yargılaması, İstinafta Duruşma, Duruşmanın yürütülmesi, Duruşmanın sona ermesi
Ceza muhakemesinde koruma tedbiri olarak gözaltı
Kişi temel hak ve hürriyetleri Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu temel hak ve hürriyetlere ilişkin müdahalelerin istisnai, kanunla, sınırlı sebeplere bağlı olarak ve belirli usullerle yapılabileceği düzenlenmiştir. Suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini belirleyen ceza muhakemesi işlemleri, bir yandan kişi ve toplumun haklarını korurken bir taraftan da bu haklarla, suça ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tedbirleri düzenlemiştir. Bu tedbirlerden biri olan gözaltı tedbiri de bir koruma tedbiri olarak kanunla düzenlenmiş olup; bir taraftan kişi hak ve hürriyetlerini sınırlarken, bir taraftan da devlete, keyfi işlemlerden korumak için bu sınırlamalara ilişkin yükümlülükler getirilmiştir. Devletin bu yükümlülüklere uyması hukuk devletinin bir gereği olduğu gibi; ihlali halinde de tazminat gibi bir takım denetim ve telafi yolları kanunlarla düzenlenmiştir.
Ceza adalet sisteminde denetimli serbestlik
Bu tez, 19. yüzyılda hürriyeti bağlayıcı cezaların olumsuz etkilerinin görülmesinin ardından gelişen suçluların ıslahı, iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması şeklindeki cezanın çağdaş amaçlarını gerçekleştirmenin bir aracı olarak ortaya çıkan, kökenleri yüzyıllar öncesine dayanan bir ceza adalet anlayışı olan denetimli serbestlik kurumunun ceza adalet sistemleri içerisindeki yerini anlatmaktadır. Denetimli serbestlik kavramı, ilk zamanlarda sanık hakkında yapılan yargılamanın veya verilen hükmün şartlı olarak ertelenmesini ifade etmek için kullanılmış ancak zamanla ceza adalet sürecinin herhangi bir aşamasında, şüpheli, sanık veya hükümlünün belirli bir denetim programı kapsamında, bir görevlinin gözetimi ve denetimi altında toplum içinde serbest bırakılmasına ilişkin sürece işaret eden bir anlama gelecek şekilde genişlemiştir ve uygulanmıştır. Tezin ilk bölümünde denetimli serbestliğin ortaya çıkışı ve esasları, ikinci bölümünde Anglo-Sakson hukukundaki uygulanma biçimleri anlatılmaktadır. Son bölümde ise denetimli serbestliğin Türk ceza adalet sistemi içerisindeki yeri, tarihsel gelişimi, uygulanma esasları ve sorunlu alanlarına ilişkin eleştiri ve öneriler yer almaktadır.
Ceza muhakemesinde mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisine ilişkin kuralların değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinin temel amacı şüpheli veya sanığın haklarını gözetmek suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğin araştırılması ve adaletin yeniden tesisinde, mahkemelerin rolü çok büyük önem taşımaktadır. Ancak mahkemelerde yapılan yargılamalar vasıtasıyla maddi gerçekliğe ulaşılmaya çalışılırken, sanık için en teminatlı kararın hangi mahkeme tarafından verilebileceği anlayışıyla görev kuralları kabul edilmişken, usul ekonomisine uygun olarak yargılamaların daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz yapılması amacıyla da yer yönünden yetki kuralları ve bağlantı kuralları kabul edilmiştir. "Ceza Muhakemesinde Mahkemelerin Madde ve Yer Yönünden Yetkisine İlişkin Kuralların Değerlendirilmesi" başlıklı bu çalışmada, mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisini ilgilendiren kurallar, bu kuralların istisnaları incelenirken mevzuatımızda yer alan muhtelif hükümler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış, söz konusu kurallara ilişkin ceza muhakemesi hukuku sistemimizde, gerek mevzuattan gerekse uygulamadan kaynaklanan mevcut olan sorunlar dile getirilmiş ve bunlara yönelik doktrinel ve içtihadi yaklaşımlarla çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır Anahtar Kelimeler: Bağlantı, Mahkeme, Madde Bakımından Yetki, Yer Yönünden Yetki, Ceza Muhakemesi.
1982 Anayasasında ve Türk Ceza Yargılamasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulaması ışığında suçsuzluk karinesi
Suçsuzluk karinesi suç ile itham edilen kişinin, bir mahkeme hükmü ile itham edildiği suçu işlediği hukuka uygun delillerle adil bir şekilde yapılan yargılama neticesinde sabit kabul edilinceye kadar kişinin suçsuz kabul edilmesidir. Bu ilke birçok milletlerarası sözleşmede de ifade edilmiştir. Bu kapsamda ilkenin Evrensel İnsan Hakları Bildirisinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer aldığı görülmektedir. İlke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince adil yargılanma hakkı içerisinde, bu hakkın bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Suçsuzluk karinesi düzenlemesi hukukumuzda açık olarak ilk kez 1982 tarihli Anayasada yer almıştır. Bu düzenleme öncesinde İslam hukukundan kaynaklı olarak ilkenin hukuk uygulamamızda olduğu iddia edilmiş ise de, yazılı kural olarak ilkenin 1982 tarihli Anayasadan önce bulunmadığı görülmektedir. Suçsuzluk karinesi fonksiyonu itibariyle suskun kalma hakkı, ispat, şüpheden sanığın faydalanmasına ilişkin evrensel hale gelmiş ceza muhakemesi müesseseleri ile de çok yakından ilgilidir. Suçsuzluk karinesi tüm kişi ve kurumların saygı göstermesi gereken bir haktır. Basın ve yayın organları soruşturma ve ceza muhakemesine ilişkin haber ve yorum hak ve özgürlüğüne sahiptir ancak bu özgürlüğün kullanılmasında, basın yayın kuruluşları da soruşturulan ya da kovuşturulan kişilerin suçsuzluk karinesinden kaynaklanan lekelenmeme hakkına özen göstermek ve bu hakka uygun davranmak zorundadırlar. Türk Ceza Kanununda suçsuzluk karinesinden kaynaklanan kişisel hakkın korunması amacıyla, bu hakkın ihlaline havi eylemler suç olarak düzenlenmek suretiyle karineden kaynaklanan hak koruma altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın da karineyi dikkate alarak bazı durumlarda değerlendirme yaptıkları görülmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaptığı derinlikte ve genişlikte olmadığı görülmektedir. 1982 tarihli Anayasanın 90. maddesi uyarınca milletlerarası sözleşmelerin doğrudan uygulanma olanağı getirildiğinden ve AİHS'si de bu kapsamda bir sözleşme olduğundan, ayrıca Ülkemizce AİHM'nin yargılama yetkisi kabul edilmiş olduğundan, karine ile ilgili uygulama, yorum ve değerlendirmelerde milli soruşturma ve yargılama makamlarının AİHM'nin içtihatlarını gözetmeleri gerekmektedir.
Genel ceza yargılaması ile karşılaştırmalı icra suçları yargılaması
Borç ilişkisi, insanların toplumda birbirleriyle kurdukları hukuki ilişkilerden bir tanesidir. Taraflar arasında kurulan bu ilişki, borçlu sıfatına sahip olan tarafın, edimini alacaklı sıfatına sahip olan tarafa karşı kendiliğinden ve zamanında yerine getirmesiyle sona erer. Ancak borçlu, borç ilişkisinin konusunu oluşturan edimini her zaman kendiliğinden ve zamanında yerine getirmeyebilir. Böyle bir durumda modern hukuk sistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da alacaklıya, alacağına devletin icra organları vasıtasıyla kavuşma imkanı tanınmıştır. Diğer bir ifadeyle borçlu veya bir hakkı yerine getirmekle yükümlü olan kişi edimini rızasıyla yerine getirmezse, cebri icra hukuku kuralları uygulanmak suretiyle edimin konusu zorla yerine getirilir. Cebri icra hukuku kuralları borçlunun malvarlığı ile sınırlı olacak şekilde uygulanır. Cebri icra hukuku kapsamında başlatılan icra takibi neticesinde edimin türüne göre, borçlunun malvarlığından borcuna yetecek miktar haczedilerek satılır ve elde edilen para alacaklıya ödenir veya hakkın konusu zorla yerine getirilir. ancak edimin konusu yerine getirilirken zor kullanma yetkisi sadece devletin icra organlarına tanınmıştır. Buna karşılık alacaklının, borçlunun şahsına veya mal varlığına karşı zor kullanma hakkı yoktur. Dahası hukukumuzda borçlunun şahsına veya malvarlığına karşı zor kullanma fiilleri yasaklanmış ve bu fiillerin gerçekleştirilmesi suç sayılmıştır (1). İcra takibi işlemleri sırasında kural olarak borçlunun şahsına karşı cebir uygulanmaz. Ancak icra takibi işlemlerinin etkin, sağlıklı ve hızlı bir şekilde yürütülmesini temin etmek, borçlunun veya üçüncü kişilerin kötü niyetli davranışlarını engellemek ve böylece alacaklının alacağına kolayca kavuşmasını ve kamu otoritesine olan güveninin korunmasını sağlamak amacıyla icra takibi işlemleri sırasında borçluya ve üçüncü kişilere bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Borçlunun veya üçüncü kişilerin kendilerine yüklenen bu sorumlulukları ihlal etmeleri halinde, ihlalin şekli ve türüne göre İcra ve İflas Kanunu'nda çeşitli cezalar öngörülmüştür. Cebri İcra hukukunun özelliklerinden kaynaklanan ve cezaya bağlanan fiiller doktrin ve uygulamada "icra suçları" şeklinde adlandırılmaktadır. Nitekim cezaya bağlanan bu filler 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'muzun "Cezai Hükümler" başlıklı 16 babında özel olarak düzenlenmiştir (2). Çalışmamızda İcra İflas Kanunu'muzun 16. Babının 331-354 maddeleri arasında özel olarak düzenlenen ve cezai yaptırıma bağlanan fiilleri "İcra Suçları" adı altında ve bölümler halinde ele alınacaktır. Araştırma probleminin tespiti açısından İcra suçu kavramı, icra suçlarının amacı ve en önemlisi Genel Ceza Suçları arasındaki farkları ile icra suçlarının İcra ve İflas Kanunu'ndaki düzenlenme şekli, nitelendirilmesi ve tasnifi üzerinde durulacaktır. Burada özellikle cezai yaptırıma bağlanan fiiller için öngörülen cezaların türlerini dikkate alarak bu fiillerin suç mu kabahat mi ya da tedbir mi olduğunu uygulama ve doktrindeki farklı görüşleri de belirtmek suretiyle inceleme konusu yapılacaktır. Bu inceleme yapılırken cezası hapis veya hapis ve adli para cezası olan icra suçları ile cezası tazyik ve disiplin hapsi olan icra suçları sınıflandırmasına bağlı kalınacaktır. Sonrasında icra suçlarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nin Ek 4 Numaralı Protokol'ünün 1. maddesinde ve 1982 Anayasa'nın 38/8. maddesinde yer alan "Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılma yasağı" kuralına aykırılık oluşturup oluşturmadığı konusu sınırlı olarak değerlendirilecektir. Böylece araştırma konusunun temelini oluşturan icra suçlarına uygulanacak yargılama usulü ele alınacaktır.
Ceza adalet sisteminde uzlaştırma
1970'lerde ilk defa Kanada ve ABD'de ortaya çıkan uzlaştırma, çok kısa bir süre içerisinde Dünyanın pek çok ülkesinde uygulanma imkânı bulmuştur. Temel felsefesini onarıcı adalet fikrinden alan uzlaştırma, tarafsız bir kişinin yardımıyla güvenli ve denetimli bir ortamda mağdurla failin bir araya gelmesine imkan sağlayan bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu toplantılarda mağdur ve fail, suç ve suçun hayatlarına etkileri ve neler hissettikleri hakkında konuşurlar ve sorunun çözülmesi için ne yapılması gerektiğini birlikte değerlendirirek suç nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi amacıyla bir plan hazırlayabilirler. Mağdur ve faili karşılıklı olarak bir araya getirme fikri, adalet ve zararların tazmini gibi eski toplumsal değerlere dayanmaktadır. Dünya'da 1990'larda 150 kadar olan uzlaştırma programları, 2000'lerde 1200 programı aşmış bulunmaktadır. Uzlaştırma mağdurların suç ve suçlu hakkındaki sorularına yanıt bulmasına imkan sağlamaktadır. Mağdurlar maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılandığı bu sürece aktif olarak katılabilmektedirler. Araştırmalar uzlaştırmaya katılan kişilerin bu usulden oldukça memnun olduklarını göstermektedir. Bu Tezde, ceza adalet sistemimize yeni bir kurum olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla 1 Haziran 2005 tarihinde giren uzlaştırma kurumu incelenmiştir. Bu Tezin temel amacı, uzlaştırma kurumunun gerek felsefi alt yapısının gerekse de diğer ülkelerdeki uygulanma örneklerinin ayrıntılı bir şekilde açıklanması ve böylece Ülkemiz ceza adalet sistemi bakımından uygulanabilir bir uzlaştırma modelinin ortaya konmasına katkıda bulunulmasıdır. Bu amaçla üç bölüm olarak hazırlanan Tezin Birinci Bölümünde, uzlaştırmanın temel felsefi alt yapısını teşkil eden onarıcı adalet kavramına ve uzlaştırmanın temel özelliklerine ayrıntılı olarak değinilmiştir. İkinci Bölümde uluslararası hukukta uzlaştırma konusunda yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin uluslararası belgelere yansıması ele alınmış ve karşılaştırmalı hukukta uzlaştırma uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Son olarak Üçüncü Bölümde, uzlaştırmanın ceza adalet sistemimiz içindeki yeri, uzlaştırma konusundaki yasal düzenlemeler, bu düzenlemelerin uygulamaya yansıması ve Ülkemiz açısından gerek mevzuat gerekse de uygulama yönünden uzlaştırma uygulamalarında yaşanan sıkıntılar ele alınmışk ve bu sıkıntılara çözümler geliştirilmeye çalışılmıştır.
Askeri yargıda savcılık
Suç işlenmesi sebebiyle, toplum zarar gördüğü kadar, devlet de suçtan zarar görmektedir. Suçun işlenmesi suretiyle bozulan, kamu düzeninin, süratle yerine getirilmesi ve düzenin sağlanması amacıyla, kamu adına suçlan takip edecek bir organın varlığına, sürekli olarak, ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple, devlet adına suçlan takip etmek üzere, resmi bir devlet organı olan, savcılık kurulmuştur. Disiplin ve düzenin büyük önem taşıdığı silahlı kuvvetlerde, askeri savcılık, bu amaca hizmet etmek üzere kurulmuş bir devlet organıdır. Yine bu sebepte, silahlı kuvvetler mensupları hakkında uygulanacak ayrı bir usul yasası ve askeri mahkemeler kabul edilmiştir. Ayrı bir askeri mahkeme kurulduktan sonra, bu mahkemelerde, kamusal iddia görevini yerine getirecek olan, askeri savcılık olmaktadır. Askeri yargıda oldukça önemli rol oynayan, askeri savcılık, Anayasal bir organ olarak kamusal iddia görevini yerine getirmektedir. Tezimizde, askeri savcılık çok değişik açılardan incelenmiş olmakla birlikte, özellikle Anayasa, Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca, her bölümde, konuyla ilgili yeni fikir ve önerilerde bulunulmuştur.
Uluslararası Hukukta soykırım kavramı
Bu çalışmada uluslararası hukuka göre suç sayılan soykırım (genocide) kavramı üç bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde, soykırım kavramının doğuşu, kavramın yaratıcısı olan Raphael Lemkin‟in bu kavrama yaklaşımı ve soykırım suçunun uluslararası hukukta barındırdığı nitelikler ele alınmıştır. İkinci bölümde, soykırım suçunun tanımı ve unsurları; soykırım suçunun barındırdığı kısmen veya tamamen yok etme özel kastı, suçun mağdur grupları; suçu oluşturan fiilleri de kapsayacak şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Bu değerlendirmeler 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi ekseninde yapılırken sözleşmeden kaynaklı yetersizlikler ideal hukuk ekseninde eleştiriye tabi tutulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise soykırım suçundan dolayı devletlerin ve bireylerin sorumlulukları ast-üst ilişkileri de göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Devamla, uluslararası ceza yargılamalarına emsal teşkil eden ad hoc nitelikli uluslararası mahkemeler ve süreğen bir yapıya sahip olan Roma Statüsü ile devletlerin yargı yetkisini tanıdıkları Uluslararası Ceza Mahkemesi incelemeye alınmıştır. Sonuç olarak soykırım kavramının, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki muhtevasının gelişen toplumsal yaşam ve modern hukuk karşısında yetersiz kaldığı ve tekrar gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler Soykırım, Raphael Lemkin, Soykırım SözleĢmesi, Kültürel Soykırım, Siyasal Soykırım, Uluslararası Ceza Yargılaması, Devletlerin Sorumluluğu, Bireylerin Sorumluluğu
Türkiye'de memurlar hakkında ceza yargılaması ve mahkeme kararlarının disiplin hukukuna etkisi
Hukuka aykırı bir şekilde kamu görevlilerince yapılan bazı eylemler, bazen idari, bazen cezai, bazen de idari olmakla birlikte aynı zamanda cezai yaptırımları da gerektirmektedir. Cezai ve idari soruşturmalarda çoğu kez birbirine benzer ilkelerden faydalanılıyor olunsa da bunların arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Memur disiplin hukukunun genel anlamdaki çerçevesi yasal düzenlemeler ile belirlenmiş durumdadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu da memur disiplin hukukunun temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında yönetmelikler ile de memur disiplin hukukunun usul ve esasları düzenlenmiş bulunmaktadır. Mevzuat ve genellikle de yargı kararlarıyla ortaya çıkmış olan temel ilkelere uyulması da zorunluluk halini almıştır. Bozulmuş olan kurum düzeninin tekrar tesis edilebilmesi için yapılmakta olan disiplin soruşturmalarının yanında, verilecek cezaların da bu temel ilkelere göre verilmesi hukuk devletinin en önemli gereklerinden birisidir.
Türk ceza muhakemesinde kamu davasının hazırlanması
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun yürürlüğe girdiği 01/06/2005 tarihinden bugüne kadar geçen süredeki kanun değişiklikleri ile ceza muhakemesi hukukumuza köklü değişiklikler ve yenilikler getirilmiştir. Çalışmamızda soruşturma evresinde suçun işlendiğini çeşitli yollardan öğrenen Cumhuriyet Savcısının yapması gereken işlemler ile toplanan deliller ışığında verebileceği kararlar, ceza muhakemesi hukukumuzun benimsemiş olduğu kural olan mecburilik ilkesinin istisnası olan maslahata uygunluk ilkesi kapsamında, davanın açılmasının suçlunun cezasız kalmasından daha büyük zararlar doğurması halinde, kamu davasını açmak için gerekli ve yeterli şüphenin varlığına rağmen takdir yetkisi çerçevesinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verilebilecek haller ve kamu davasının hazırlanması aşamasında iddianame düzenlenirken dikkat edilmesi gereken hususlar, iddianamenin iade nedenleri ile iade kararına karşı başvuru yoluna değinilmiştir. Ayrıca Yargıtay kararları ışığında uygulamada iddianamenin iadesi nedeni sayılmayan ve iddianamenin iadesi nedeni sayılan haller de incelenmiştir. 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda birinci yargı reformu paketi olarak adlandırılan, 7188 Sayılı "Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile ceza yargılaması hukukumuza seri yargılama ve basit yargılama usulleri kazandırılmış olup, her iki yargılama usulüne ait hükümlerin 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe gireceği ve yürürlük tarihi itibariyle kesinleşmiş hükümlere ilişkin suçlardan dolayı uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, seri muhakeme usulünün uygulanabileceği suçlar, uygulanamayacağı durumlar, uygulanma koşulları ve uygulanma süreci de açıklanmıştır. Kanaatimizce, Cumhuriyet Savcısı önüne gelen uyuşmazlıkta somut olaya göre müsnet suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak durumundadır. Buna göre, suçun unsurlarının tam olarak gerçekleştiği kanaatine varması halinde veya suçun unsurlarının gerçekleştiği hususunda tereddüt hasıl olması halinde iddianame düzenleyecektir. Ancak suçun unsurlarının kesin olarak gerçekleşmediği ya da takdir yetkisine ilişkin hükümlerin uygulanabileceği kanaatine varması halinde veya muhakeme şartındaki eksikliğin giderilemeyeceğinin anlaşılması halinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verecektir.
Türk ceza muhakemesinde sanığın adil yargılanma hakkı
Demokratik ve hukukun üstünlüğünü kabul etmiş olan her devlet, insan haklarını korumak ve güvence altına almakla yükümlüdür. Temel insan haklarından biri olan adil yargılanma hakkı da devlet anayasaları ve uluslararası metinlerde yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen bu hak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınmıştır. Kişilerin temel haklarının kısıtlanması bakımından ceza muhakemesinin yeri çok önemlidir. Adil yargılanma hakkını düzenleyen AİHS'nin 6. maddesi yargılanma sürecinin adil olarak gerçekleşmesi için gerekli unsurları belirleyen, devletlere de bunun sağlanması anlamında yükümlülük getiren bir maddedir. Maddeyle birlikte hem adil yargılanmanın sınırları çizilmiş hem de sanığa tanınan asgari haklar belirlenmiştir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkı, temel insan haklarının koruyucusu niteliğinde olduğundan, hukuk devleti olma iddiasındaki her devlet, bu hakkı iç hukuk kuralları veya uygulamalarıyla koruma altına almalı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hem bir rehber hem de anayasalarına eş değere sahip bir metin olarak görmelidir. Türk hukukunda da hem Anayasa'da hem de Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nda adil yargılanma hakkını teminat altına alan düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmada temel insan haklarından biri olan adil yargılanma hakkının, kaynakları, uygulama alanı ve tarihsel süreçteki gelişimi incelenmiş; ceza muhakemesinde sanık açısından adil yargılanma hakkının unsurları ele alınmış ve son olarak madde ile sanığa tanınan asgari hak ve güvencelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adil Yargılanma Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Hakkaniyete Uygun Yargılanma, Ceza Muhakemesi, Savunma Hakkı
Türk ceza muhakemesinde seri muhakeme usulü
Ceza muhakemesi hukukunda, gelişmekte olan dünya ve yaşam koşulları çerçevesinde ortaya çıkan yeni sorunların çözümünün sağlanması amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Ceza muhakemesinin ve ülkemizin yaşadığı en büyük sorunlardan biri yoğun dosya yükü altında çalışan adliyeler olduğu düşünüldüğünde bu durumun iyileştirilmesi açısından çalışmaların hız kazanması da olması gerekeni yansıtmaktadır. Bu kapsamda 7188 s. Kanun'la düzenlenmiş olan seri muhakemeyle basit yargılama usulleri yargılamanın iş yükünü azaltma amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmamız, hukuk sistemimize sonradan kazandırılan ceza muhakemesi usul yöntemlerinden seri muhakeme usulünün incelenmesi hakkındadır. Ayrıca söz konusu usul yöntemi hakkında; Türk hukuk sistemine girişi, mukayeseli hukuk bakımından tartışılması, diğer usul kurumları ile benzerlikleri ve ayrı düştükleri noktaları, Anayasal ilkelere uygunluğunun tartışılması ve uygulanması ile ilgili araştırmalar üzerinde durulmuştur. Adaletin hızla yerini bulmasını hedefleyen yeni yargılama usullerinden seri muhakeme usulünün incelenmesinden oluşan çalışmada, adaletin hızlı olmasının her zaman doğru sonuçlar çıkarıp çıkarmayacağı noktasına dikkat çekilmiştir.
Ceza muhakemesinde istinaf
Türk Ceza Hukukunda 26.09.2004 tarihinde kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 04.12.2004 tarihinde kabul edilen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile istinaf olağan bir kanun yolu olarak öngörülmüştür. Bölge Adliye Mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle ancak faaliyete geçebilmiş, böylece 5271 sayılı CMK'da düzenlenen istinaf kanun yoluna ilişkin hükümler de bu tarih itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Yüksek lisans tezi niteliğindeki bu çalışmamızda, Türk Ceza Hukukunda kabul edilen istinaf kanun yolu ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Çalışma, giriş, beş ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde; istinafın tanımı yapılarak, hukuki niteliği, temyiz ile farkları, leh ve aleyhine ileri sürülen görüşler açıklanmıştır. İkinci bölümde istinaf kanun yolunun tarihsel gelişimi ve Türk Hukukunda istinaf ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde; istinaf yargılamasının konusu ve istinaf kanun yoluna başvurabilmenin koşullarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde istinaf nedenleri, istinaf başvurusu ve Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak istinaf yargılamasına yer verilmiştir. Beşinci bölümde istinaf yargılaması, istinaf yargılaması sonrasında başvurulabilecek muhtemel kanun yollarından, itiraz, temyiz, Bölge Adliye Mahkemesi C.Başsavcılığının itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi açıklanmıştır.
Cezai konularda uluslararası adli iş birliği sözleşmelerinin uygulama açısından değerlendirilmesi
Günümüz teknoloji, iletişim ve ulaşım ağlarının ülke sınırlarını kaldırması ile suç ve suçluluk kavramları sınıraşan bir karakter kazanmıştır. Devletlerin sınıraşan suç ve suçluluk ile ilgili yürüttükleri ceza muhakemesi süreçlerini tamamlayabilmeleri, diğer bir devlet ile iş birliği yapmalarını veyahut diğer bir devletten yardım görmelerini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda; devletler arasında cezai konularda uluslararası adli iş birliği veya yardımlaşmanın talep edilmesi, ikili ya da çok taraflı anlaşmalar veya mütekabiliyet esası uyarınca söz konusu olmaktadır. Çalışmamızda, öncelikle cezai konularda adli iş birliği kavramı incelenecek olup adli iş birliğinin kapsamına, kavramın içerisinde yer alan iade, adli yardımlaşma, ceza soruşturma ve kovuşturmalarının nakli, infazın devri ve hükümlü nakli gibi kurumlara, devletler arasında adli iş birliğinin gelişim safhasına, bu alanın temel kaynağı olan iki ve çok taraflı anlaşmalar ile ulusal mevzuata ve adli iş birliğinin ortak kuralları ile uygulamalarına yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci kısmında ise, asıl inceleme konusu olan cezai konularda adli yardımlaşma ile gerçekleştirilen ceza muhakemesi süjelerinin dinlenilmesi, koruma tedbirlerinin ifa edilmesi veya sınır ötesi ortak soruşturma ekiplerinin kurulması gibi iş ve işlemlerin uygulanması; başta Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler incelenerek, anlatılmıştır. Bu kapsamda; cezai konularda adli yardımlaşma kurumu vasıtasıyla gerçekleştirilen işlemlere dair genel bilgiler, ceza muhakemesi süreçleri açısından bir ayrıma tabi tutularak değerlendirilmiştir. Çalışmamız, olabildiğince Türkiye'nin uluslararası sözleşmelere taraf olarak üstlendiği adli iş birliği yükümlülükleri ile güncel uygulamanın ne oranda uyuştuğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda, Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ek olarak uluslararası toplum nezdinde adli yardımlaşma alanındaki örnek uygulamaları barındıran Avrupa Birliği mevzuatı, Türkiye'nin yoğun adli iş birliği içinde bulunduğu Almanya ve Avusturya gibi ülkelerin adli iş birliğine ilişkin ulusal kanunları ve 2016 yılında yürürlüğe girerek birçok yenilik getiren 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu göz önünde bulundurulmuştur.
Ceza Hukukunda çocuk yargılaması
Çalışmamızın ana konusunu, Türk Hukukunda çocukların muhakemesi ve bu muhakemeye ilişkin özel durumlar oluşturmaktadır. Bu özel durumlar tespit edilirken, genel olarak ulusal hukuk sistemi ile uluslararası hukuktaki düzenlemeler, bu düzenlemelerin tarihi gelişimi, çocuk mahkemeleri, bu mahkemelerin yapısı, çocukların ceza sorumluluğu, soruşturma ve kovuşturma evreleri, çocuklar hakkındaki özel düzenlemeler, bu düzenlemelerin kapsamı ile büyüklere göre farklılık gösteren usul ve esas kuralları açıklanmış, konular özellikle, Yargıtay kararlarıyla da desteklenerek teori ve uygulama birlikte ele alınmıştır. Çalışmayla amaçlanan konuya ilişkin teorik düzenlemeler bağlamında uygulamanın nasıl geliştiğini ve son aşamada nasıl bir uygulamanın benimsendiğini tespit ederek, bu hususa ilişkin olarak ortaya çıkan hukuka aykırı durumları tespit edip, buna ilişkin çözüm yollarını ortaya koymak ve konuya ilişkin düzenlemeleri toparlayarak çocuk muhakemesinin gelişmesine az da olsa katkı sağlamaktır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Tezimizin konusunu, usul hukukumuza yeni girmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu oluşturmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mukayeseli hukukta 19 uncu yüzyıldan itibaren uygulama alanı bulmasına rağmen, hukukumuza 2005 senesinde Çocuk Koruma Kanunu ile girmiş, 2006 senesinde yapılan değişiklikle de Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yerini almıştır. Bu suretle, ilk önce sadece çocuk suçlular bakımından uygulanmaktayken, artık çocuk yetişkin ayrımı olmaksızın tüm suçlulara uygulanır hale gelmiştir.2005 senesinden evvel hukukumuzda uygulaması bulunmadığından, önemine rağmen, bu tarihten önce hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hakkında yapılan çalışma pek azdır. Ancak, az sayıda da olsa yapılan bu çalışmalardan, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mukayeseli hukuktaki uygulamaları, gelişimi ve genel uygulanma koşulları hakkında önemli bilgiler edinilmektedir. Biz de, bu kaynaklardan mümkün olduğunca istifade ederek tezimizi oluşturmaya çalıştık.İncelememizde öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kavramı ve hukuki niteliği açıklanmaya çalışılmış, daha sonra amacı ve ortaya çıkışındaki sebeplere yer verilmiştir. Hükmün ertelenmesinin mukayeseli hukukta ve ülkemizdeki gelişimi ve benzer kurumlar da çalışmamızın ilk bölümünde ele alınmıştır. Bu genel bilgilerden sonra incelememizin ikinci bölümünü, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma şartları oluşturmuştur. Bu bölümde yapılan incelemede, her bir şart bakımından gerçekleşen değişikliklerin uygulamaya etkilerine, ilgili bölümlerde yer verilmek suretiyle değinilmiştir. Çalışmanın son bölümünü ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sonuçları oluşturmaktadır. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu da bu bölümde incelenmiştir. Çalışmamızın tamamında mümkün olduğunca yargı kararlarından ve benzer yönleri itibariyle de hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin kaynaklardan istifade edilmeye çalışılmıştır. Gerçekleştirmiş bulunduğumuz çalışmanın faydalı olmasını temenni ederiz.Anahtar Kelimeler: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Ceza, Denetim, Suç, Yükümlülük