Physical therapy modalities
191 theses under this subject heading
Mesleki kas iskelet sistemi sorunlarının çözümüne manuel terapi ve pilatesin etkisinin belirlenmesi
Bireyin çalışma ortamında uygun olmayan postüral duruşu, tekrarlı ve sürekli işler yapması, kas iskelet sistemi sorunlarına neden olmaktadır. İşle ilgili kas iskelet sistemi sorunlarının önlenmesinde veya tedavisinde manuel terapi ve pilates kullanılabilir. Manuel terapi ve pilates egzersizleri, kasların yeniden yapılanmasını sağlayarak, ağrısız bir fonksiyon sağlayıp, dokunun iyileşme kapasitesini artırır ve kişinin çalışma hayatına dönüşünü hızlandırır. Bu çalışma, mesleğe bağlı kas iskelet sistemi problemi gelişen kişilerde manuel terapi ve pilatesin, günlük yaşam aktivitesi, ağrı, kas gücü ve eklem hareket açıklığı üzerindeki etkisini görmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, hazırlanan anket çalışması ile mesleki kas iskelet problemi tespit edilen 21 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Olgular tesadüfi olarak rastgele 3 gruba ayrılmış olup her grup 6 haftalık programlara alınmıştır. 1. gruba manuel terapi ve ev egzersizi, 2. gruba reformer pilates, 3. gruba ise manuel terapi ve reformer pilates egzersizleri birlikte yaptırılmıştır. Bunun sonucunda mesleğe bağlı oluşabilecek kas iskelet sistemi sorunlarında manuel terapi ve ev egzersizi, sadece pilates ve manuel terapi ile pilates yönteminin birlikte uygulandığı kişilerin; ağrılarında azalma, kas gücünde artma, eklem hareket açıklıklarında ve günlük yaşam aktivitelerinde iyileşme görülmüştür. Analizler sonucunda, çalışmaya katılan bireylerin boyun (%25), bel (%21,4), sırt (%19,0), el-el bileği (%14,3), diz (%9,5) ve ayak-ayak bileği (%7,1) bölgelerinde ağrıların oluştuğu gözlendi. Anket çalışmasında ise çalışanların genel durumu ortaya konularak işle ilgili kas iskelet sistemi rahatsızlıkları değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede, ergonomik açıdan en riskli vücut bölgeleri boyun, bel ve sırt olarak belirlenmiştir.
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.
Fizyoterapistlerin ön çapraz bağ rekonstrüksiyon rehabilitasyonu ve spora dönüş sürecindeki uygulamalarının incelenmesi
Bu çalışmada fizyoterapistlerin ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu (ÖÇB-R) öncesi ve sonrası rehabilitasyonu ile spora dönüş uygulamalarının incelenerek bu uygulamaların güncel literatürle ne kadar örtüştüğünün ve fizyoterapistlerin uygulamaları arasındaki farkların belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla 28'i rehabilitasyon uygulamaları, 4'ü kişisel bilgilere yönelik olmak üzere 32 sorudan oluşan bir anket geliştirildi. Çalışmaya ÖÇB-R hastaları gören veya önceden görmüş, Türkiye'de çalışan fizyoterapistler dahil edildi. Ana dili Türkçe olmayan ve aktif olarak hasta görmeyen fizyoterapistler çalışma dışı bırakıldı. Veriler Google Forms aracılığıyla çevrimiçi toplandı. Çalışmada The Checklist for Reporting Results of Internet E-Surveys yönergeleri uygulandı. Katılımcılar sosyal medya aracılığıyla çalışmaya davet edildi. Veri analizinde yanıt frekansları hesaplandı ve ki-kare testi kullanıldı. 53'ü yüksek lisans, 8'i doktora mezunu 264 fizyoterapistin (n=74, 2-5 yıl tecrübe; n=44, 5-10 yıl; n=45 >10 yıl tecrübe) yanıtları incelendi. Koşuya dönüşte en sık tercih edilen zaman aralığının 3-4 ay (%37), spora dönüşte ise 6-9 ay (%40,2) olduğu bulundu. Eğitim düzeyi lisans olanların daha sık spora erken dönüş izni verdiği (p=0,001) ve daha az hasta sonuç bildirir anketler kullandığı (p=0,01); 5 yıldan daha fazla tecrübeye sahip olanların daha az mental hazır oluşu değerlendiren anketler kullandığı (p=0,001) ve daha sık erken spora dönüş izni verdiği (p=0,014) bulundu. Kanıta dayalı uygulama yapmakta en büyük bariyerin ise yetersiz ekipman (%57,5) olduğu bulundu. Sonuç olarak, Türkiye'deki fizyoterapistlerin ÖÇB-R rehabilitasyon süreci ve spora dönüşteki değerlendirme ve uygulamaları güncel literatür ile tam olarak uyuşmamaktadır. ÖÇB-R sonrası sporcuların daha sağlıklı spora dönüşlerinin sağlanabilmesinde fizyoterapistlerin kanıta dayalı bilgi düzeylerinin artırılması ve ekipman desteğinin sağlanması faydalı olabilir.
Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi
Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.
İnternet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Çalışmanın amacı, internet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğini araştırmaktı. Çalışmaya 19-57 yaşları arasında 26 sağlıklı yetişkin birey dahil edilmiş ve 49 el üzerinden ölçüm yapılmıştır. Geçerlik için internet bazlı gonyometrik ölçüm ile universal gonyometre ölçüm sonuçları arasındaki uyum incelenmiştir. Deneyimli değerlendirici ölçümleri ve universal gonyometrik ölçüm arasında pozitif yönde orta ile çok yüksek arasında ilişki (r=0,522-964; p<0,001) saptanmıştır. Deneyimli değerlendirici ve universal gonyometrik test arasındaki uyum güçlü bulunmuştur (ICC=0,686-982). İnternet bazlı gonyometre ve universal gonyometrik ölçüm arasında, önkol supinasyon; başparmak MKF ekstansiyon; 4. Parmak MKF fleksiyon, ekstansiyon, PİF fleksiyon ve DİF fleksiyon; 5. Parmak DİF fleksiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak fark kaydedilmiştir. Değerlendirmeler arasındaki farklar Bland-Altman grafikleri ile incelendiğinde tüm eklem hareketleri için değerlerin iki uyum sınırları içinde olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre için değerlendiriciler içi (ICC=0,797 - 0,997) ve değerlendiriciler arası (ICC=0,764-0,989) güvenirlik güçlü bulunmuştur. Eklem hareket ölçüm hatalarının küçük olduğu (1,445-4,158) ve minimal değişimin 4,005-11,524 aralığında olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre el ve el bileği normal eklem hareketlerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir yöntemdir. Çalışmamızda geliştirilen dijital standardize ölçüm yöntemi fizyoterapistlere teleizlem uygulamalarında katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: telerehabilitasyon; teleizlem; el rehabilitasyonu; protractor; değerlendirme; ekran görüntüsü; fotoğraflama
İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
Okul öncesi dönem serebral palsili çocuklarda motor fonksiyonun geliştirilmesine yönelik "telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı uygulamalarının" fonksiyonel durum, aktivite ve katılıma olan etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan, okul öncesi dönem Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmetine ek olarak telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı (TT-YEP) uygulamalarına dahil edilen çocuklar üzerinde gerçekleştirildi. Her iki grupta fonksiyonel durum, aktivite ve katılım oranlarının İşlevsellik, Yeti yitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF-CY) kapsamında karşılaştırması yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre fonksiyonel seviyeleri I-V arasında değişen okul öncesi yaş grubunda, ortalama yaş 4,66 yıl [SD 1,08 yıl] olan 43 SP'li çalışma ve kontrol gruplarından birine rasgele dağıtıldı. Aktivite seviyeleri (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü, Üst Ekstremite Kalitesi Becerileri Testi, Segmental Assessment of Trunk Control Test, Üst Ekstremite Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILHAND-KIDS], Yürüme Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILOCO KIDS], Goal Attainment Scale (GAS]) kullanılarak, katılım durumları ise (Yaşam Alışkanlıklar Anketi [LIFE-H], Kanada Aktivite Performans Ölçümü [KAPÖ], Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI) ile ölçüldü. Çevresel ve kişisel faktörler (Avrupa Çocuk Çevre Anketi [AÇCA], Serebral Palsili Çocukların Ebeveynlerinin Ev Programına Uyumlarını Değerlendirme Ölçeği [EPUDO], Depresyon Anksiyete Stres Skalası [DASS-21]) kullanılarak tespit edildi. Değerlendirmeler çalışmadan önce, 12 hafta sonra ve 12 haftalık takip döneminin sonunda yapıldı. Rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan TTYEP hem terapiden hemen sonraki dönemde hem de takip döneminden sonra rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona göre, aktivite, katılım, çevresel faktörler bakımından daha etkin bulundu. Sonuç olarak fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak uygulanan TT-YEP'in okul öncesi dönem SPli çocuklarda aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörleri iyileştirmek amacıyla kullanılabileceği düşünülmüştür.
Birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrı varlığının ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelemesi: Tek merkezli çalışma
Bu çalışmada, birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrının varlığı ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran, üç aydan uzun süredir devam eden veya tekrarlayan ağrısı olan 61 birey (yaş:46,95±10,15 yıl) dahil edildi. Katılımcıların kronik ağrı durumu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, biyopsikososyal durumu Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşım-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ) ile, duygu durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF) ile değerlendirildi. Kronik ağrı durumunun, biyopsikososyal özellikler ve duygu durum ile kuvvetli ilişkisinin olduğu görüldü (SSÖ/BETY-BQ r:0,82, SSÖ/HADS-Anksiyete r:0,71 SSÖ/HADS-Depresyon r:0,65, BETY-BQ/HAD-Anksiyete r:0,66 BETY-BQ/HADS-Depresyon r:0,70 HADS-Anksiyete/HADS-Depresyon r:0,71 p<0,01). Kronik ağrı durumu ile bireylerin fiziksel aktivite düzeyi arasında doğrudan ilişki saptanmadı (SSÖ/IPAQ-SF p:0,30). Katılımcıların fiziksel aktivite özellikleri incelendiğinde %45,9'inin inaktif, %49,2'sinin minimal aktif ve %4,9'unun çok aktif olduğu görüldü. Bulgular ile kronik ağrının çok yönlülüğü desteklendi. Çalışmanın sonucunda birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran kronik ağrılı bireylerin tedavi planının oluşturulmasında kronik ağrının ilişkili olduğu faktörler göz önünde bulundurularak bireylerin tedavi planında kronik ağrı yönetimine yer verilmesi gerekliliğini düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocuklarda üst ekstremitelerin günlük aktivitelere ve sosyal rollere katılımını etkileyen faktörlerin çok yönlü araştırılması
Serebral Palsili (SP) çocuklarda güncel fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarında temel hedeflerden en önemlisi aktivite ve katılım seviyesinin arttırılması olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, SP'li çocuklarda üst ekstremitedeki vücut yapı ve fonksiyon problemlerini belirleyerek, bu problemlerden aktivite ve katılım düzeyini en çok etkileyen problemleri ICF perspektifinden kişisel ve çevresel faktörleri de göz önünde bulundurarak çok yönlü araştırmaktı. Çalışmaya yaşları 6-18 yıl arasında değişen 67 spastik SP'li çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Üst ekstremitenin aktivite seviyesi ve katılımı üzerinde etkili olabileceğini düşündüğümüz vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinden selektif motor kontrol Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası ile, gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile, spastisite Modifiye Ashworth Skalası ile, kavrama kuvveti el dinamometresi ile, stereognozis duyusu farklı nesnelerin dokunsal tanınması ile, propriosepsiyon duyusu hareket ve pozisyon hissi ile değerlendirildi. Aktivite seviyesi ABILHAND-Kids ile, katılım düzeyi ise Yaşam Alışkanlıkları Değerlendirmesi anketi ile değerlendirildi. Çevresel faktörlerin değerlendirilmesi için ise Avrupa Çocuk Çevre Anketi ve kişisel faktörlerin değerlendirilmesi için SPARCLE-bilişsel değerlendirme formu kullanıldı. Aktivite ve katılımı en çok etkileyen vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinin, çevresel faktörlerin ve çocuğa ait bilişsel problemlerin etki büyüklüklerinin belirlenebilmesi için üç farklı istatistiksel model oluşturuldu. Oluşturulan modellerin sonuçlarına göre aktivite seviyesi üzerine etki eden en önemli parametreler sırasıyla; selektif motor kontrol, kavrama kuvveti ve çevresel faktörlerdi (p<0,001, R2= %60,4). Katılım düzeyi üzerine etki eden en önemli parametreler ise gövde kontrolü, selektif motor kontrol, çevresel faktörler ve bilişsel düzeydi (p<0,001, R2= %76,7, R2= %60,6). Çalışmamızın sonucuna göre SP'li çocuklarda aktivite ve katılım düzeylerinin arttırılması ve böylece çocukların günlük yaşam içerisinde bağımsızlıklarının sağlanabilmesi amacıyla üst ekstremitelerine yönelik uygulanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon müdahalelerinde selektif motor kontrolü, gövde kontrolünü ve kavrama kuvvetini geliştirmeye yönelik fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Elde edilen sonuçlara göre aktivite ve katılım düzeyinin arttırılmasında çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da çok önemli olduğu görüldü. SP'li çocuklarda fizyoterapi ve rehabilitasyon stratejileri planlanırken çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da göz önünde bulundurulmasının ve rehberlik edilmesinin yararlı olacağı görüşündeyiz. Gelecek çalışmalarda SP'li çocuklarda aktivite ve katılım üzerinde etkisi olan üst ekstremitenin çok boyutlu problemlerini dikkate alarak tasarlanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Baş dönmesi olan hastaların vestibüler rehabilitasyonunda aktivite eğitiminin etkisi
Bu çalışma kronik baş dönmesi olan hastalarda, aktivite eğitim programının baş dönmesi, denge problemleri ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık düzeyi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası, kronik periferik vestibüler bozukluğu olan ve vestibüler rehabilitasyon endikasyonu bulunan 75 birey dahil edildi. Hastalardan aktivite grubu, egzersiz grubu ve kontrol grubu olmak üzere rastgele yöntemle 25'er kişilik 3 grup oluşturuldu. Her üç gruba eğitim programı verildi. Aktivite grubuna ek olarak aktivite programı, egzersiz grubuna ise ek olarak Cawthorne-Cooksey egzersiz programı verildi. Terapiler ev programı şeklinde verildi ve hastalardan programlarını 4 hafta boyunca, her gün ve günde bir kez uygulamaları istendi. Çalışmaya katılan bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra, değerlendirmeler tedavi programına başlamadan ve tedavi programı sonunda (4 hafta sonra) uygulandı. Baş dönmesi şiddeti; Vizüel Analog Skalası (VAS) ile günlük yaşam aktiviteleri Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Değerlendirme Ölçeğiyle (VGYA) ve denge; Duyu Organizasyon Testi (DOT) ile değerlendirildi. Aktivite ve egzersiz grubunun kontrol grubuna göre VAS, VBGYA toplam ölçek puanı ile fonksiyonel ve enstrümental alt ölçek puanlarında ve DOT puanlarında (DOT 5, DOT 6 ve DOT birleşik) iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). DOT 5, DOT 6 ve DOT (birleşik) skorları açısından aktivite grubunda egzersiz grubuna göre artış olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonuçları standart aktivite temelli ev rehabilitayon programının kronik periferal vestibüler bozukluğu olan hastalarda standart egzersiz temelli ev rehabilitasyon programına göre ev yönetimi aktivitelerinde, mesleki aktivitelerde ve dengeyi düzeltmede daha etkin olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Baş dönmesi, kronik periferal vestibüler bozukluklar, ergoterapi, aktivite temelli vestibüler rehabilitasyon terapisi
Myastenia gravis hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Myastenia Gravis (MG) hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çapraz geçişli, randomize, tek kör olarak planlanan bu çalışmaya MG Fonksiyonel Değerlendirmesine göre evre II ve III'te olan MG hastaları dahil edilmiştir. Çalışma 4'ü kadın, 6'sı erkek olmak üzere 10 hasta ile tamamlanmıştır. Grup-1'deki hastalara, önce haftada 3 gün, 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmış, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında solunum egzersizleri, kalistenik egzersizler ve mat aktivitelerinden oluşan 6 haftalık ev programı verilmiştir. Grup-2'deki hastalara, önce içeriği aynı olan 6 haftalık ev programı verilmiş, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmelerde; Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Görsel Analog Ölçeği, dinamometrik ölçümler, solunum fonksiyon testleri ve 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin ve ev programının yorgunluğu azalttığı, kas kuvvetini ve fonksiyonel kapasiteyi geliştirdiği görülmüştür (p<0,05). Solunum fonksiyon testlerinden FVC, FEV1 ve SVC parametrelerinde sadece spinal stabilizasyon egzersizleri sonrasında gelişme olmuştur (p<0,05). Her iki egzersiz yaklaşımı karşılaştırıldığında tüm parametrelerde spinal stabilizasyon egzersizlerinin, ev programına göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin uygun evre ve remisyondaki MG hastalarında yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olumlu etkiler oluşturacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Myastenia Gravis, spinal stabilizasyon egzersizleri, ev programı, yorgunluk, kas kuvveti
Serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda Botulinum Toksin-A (BoNT-A) enjeksiyonu sonrası çocuğa ve aileye özel hedefe yönelik aktivite tabanlı fizyoterapi ve rehabilitasyon programının, vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu çalışmaya yaşları 3-10 yıl arasında değişen, kaba motor fonksiyon seviyesine göre seviye II ve III olan, haftada iki kez özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde "Geleneksel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (G-FTR) alan 24 spastik diplejik SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar çalışma (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, sekiz hafta, haftada iki gün, günde bir saat aile ve çocuğa özel, hedefe yönelik, aktivite tabanlı; "Yapılandırılmış Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (Y-FTR) uygulandı. Kontrol grubu G-FTR'na devam etti. Çalışma grubunda her çocuk için aktivite ve katılım ile ilgili hedefler aile, çocuk ve fizyoterapist tarafından oluşturularak Hedefe Ulaşma Ölçeği'ne (GAS) göre değerlendirildi. Program öncesi ve sonrası çocukların aktivite ve katılım durumları (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI), motor fonksiyonları (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütünün ayakta durma ile yürüme, koşma ve zıplama alt bölümleri - GMFM D ve E), yürüyüş performansları (Gilette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği), kas tonusları (Modifiye Ashworth Skalası ve Modifiye Tardieu Skalası), kas kuvvetleri (el dinamometresi), selektif motor kontrol becerileri (Alt Ekstremite Selektif Motor Kontrol Değerlendirmesi-SCALE), yürüyüş sırasında ekstremite pozisyonları (Gözlemsel Yürüyüş Skalası), yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri (GaitTrainer Biodex II) değerlendirildi. Ailelerin endişe ve memnuniyet durumları ve çocuklarının programa uyumları sorgulandı. Sonuç olarak; program sonrası çalışma grubunda, aktiviteyi ve hayata katılımı geliştirmeyi hedefleyen GAS puanlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Çalışma grubunun yürüyüş performansında, GMFM'nin ayakta durma bölümünde ve PEDI'nin mobilite bölümünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış oldu (p<0,05). Program sonrası çalışma grubunun ayak bileği ve parmakların selektivite puanı ve yürüme hızındaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da alt ekstremite kaslarının tonusu azalmakla birlikte çalışma grubunda kontrol grubuna göre adduktor, hamstring ve gastroknemius kaslarının tonusundaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çalışma grubunun gövde ve alt ekstremite kas kuvveti arttı ve kontrol grubuna göre kalça ekstansor ve fleksor kas kuvvetindeki artış istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Çalışma grubunda ailelerin programdan memnuniyetleri ve programa uyumları daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç olarak; çok seviyeli BoNT-A enjeksiyonu sonrası Y-FTR programı G-FTR programına göre kas tonusu, kas kuvveti ve alt ekstremite selektivitesini daha çok etkileyerek çocukların motor fonksiyonlarına, yürüyüş kalitelerine, günlük yaşam aktivitelerine ve hayata katılımlarına olumlu katkılar sağladı.
Latent tetik nokta tedavisinde yüksek güçte ağrı sınırında ultrason ve iskemik kompresyon yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı Latent Tetik Nokta (LTN) tedavisinde Yüksek Güçte Ağrı Sınırında Ultrason (YGAS-US) ve İskemik Kompresyon tekniklerinin ağrı, basınç ağrı eşiği (PPT), duygu-durum, yaşam kalitesi ve disabilite üzerine etkilerini belirlemektir. Üst trapez, Levator Skapula, Supraspinatus, İnfraspinatus, Deltoid Anterior, Pectoralis Majör, Pectoralis Minör kaslarında minimum 3 LTN bulunan 173 olgu çalışmaya dahil edildi. Ağrı, duygu-durum, yaşam kalitesi ve disabilite değerlendirmeleri tedavi öncesi, tedaviden 1 hafta ve 4 hafta sonrası yapıldı; PPT değerlendirmeleri tedavi öncesi, tedaviden hemen sonrası ile tedaviden 1 hafta ve 4 hafta sonrası yapıldı. Grup 1'e YGAS-US tekniği, dozun kişinin tolere edebildiği en üst seviyeye arttırıldığı ve US başlığının sabit tutulduğu evreden sonrasında dozun sabit tutulduğu şekilde uygulandı. Grup 2'ye YGAS-US tekniği, dozun kişinin tolere edebildiği en üst seviyeye arttırıldığı ve US başlığının sabit tutulduğu evreden sonrasında dozun yarıya düşürüldüğü şekilde uygulandı. Grup 3'e ise İskemik Kompresyon tekniği uygulandı. Ağrı Görsel Analog Skala (GAS) ile, PPT algometre ile, duygu-durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri (STAI TX-1, STAI TX-2) ile, yaşam kalitesi SF-36 Sağlık Denetimi Formu ile, disabilite Boyun Ağrısı ve Disabilite Skoru (BADS) ile değerlendirildi. Grup içi değerlendirmede, Grup 1 ve Grup 2'de ağrı, PPT ve duygu-durum parametrelerinde iyileşme bulundu (p<0,05). Grup 3'te ise ağrı, PPT, duygu-durum ve disabilite parametrelerinde iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası fark "ANOVA" ile değerlendirildiğinde, ağrı parametresinde ve PPT'nin bazı alt parametrelerinde Grup 3 Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (p<0,05). Duygu-durumun bazı altparametrelerinde, disabilite parametresinde ve PPT'nin bazı altparametrelerinde Grup 3 Grup 1'e göre istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda, LTN tedavisinde hem YGAS-US tekniğinin iki farklı şekilde uygulanışı hem de İskemik Kompresyon tekniği etkili bulundu. İskemik kompresyon tekniği ağrı, depresyon, disabilite ve PPT üzerine YGAS-US uygulamasından daha etkin bulundu. YGAS-US tekniğinin doz sabit tutularak uygulanma şekli, ağrı üzerine YGAS-US tekniğinin doz yarıya düşürülerek uygulanma şekline göre daha etkili bulunurken; YGAS-US tekniğinin doz yarıya düşürülerek uygulanma şekli de depresyon üzerine YGAS-US tekniğinin doz sabit tutularak uygulanma şekline göre daha etkili bulundu. Anahtar Kelimeler: Tetik nokta, yüksek güçte ağrı sınırında ultrason, iskemik kompresyon.
Lomber disk protrüzyonu olan hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Lomber Disk Protrüzyonu tedavisindeki güncel yaklaşım seçenekleri hastanın günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesini hedeflemektedir. Tedavisinde birçok fiziksel tıp yönteminin kullanıldığı Lomber Disk Protrüzyonunda fizik tedavi modaliteleri ve son dönemlerde kinezyolojik bantlama yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Bu amaçla fizik tedavi modaliteleri ve birçok farklı kinezyolojik bantlama yöntemi mevcuttur. Bu çalışma Lomber Disk Protrüzyonu olan Hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 hasta dahil edildi. Hastalar çalışma kriterlerine göre iki gruba ayrılarak randomize edildi. İlk gruptaki 20 hastaya sadece fizik tedavi modaliteleri (sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, tens) diğer gruptaki 20 hastaya ise alan düzeltme tekniği yöntemi ile kinezyolojik bantlama uygulandı. Hastaların demografik özellikleri alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Ağrı Skalası ve Oswestry Ağrı Skalası ile değerlendirildi. Hastalar tedaviye başlamadan önce değerlendirildi. Toplam iki hafta boyunca hastalar tedaviye alındı. Birinci gruptaki hastalara fizik tedavi modaliteleri 2 hafta boyunca, haftada 5 seans, her seansta 45 dakika süreyle uygulandı. İkinci gruptaki hastalara 2 hafta boyunca toplamda 3 defa kinezyolojik bant uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası yapılan değerlendirilmede birinci grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre fizik tedavi modalitelerinin Lomber Disk Protrüzyonu olan hastalarda ağrıyı kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha çok azalttığı ancak bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünüldü.
O-3 yaş arası motor gelişim geriliği olan hipotonik çocuklarda Jeremy Krauss yaklaşımının ve konvansiyonel fizyoterapi uygulamalarının postüral kontrol ve denge üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı 0-3 yaş arası motor gelişim geriliği olan hipotonik çocuklarda Jeremy Krauss Yaklaşımı'nın ve Konvansiyonel Fizyoterapi uygulamalarının postüral kontrol ve denge üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya 0-3 yaş arası motor gelişim geriliği olan 30 hipotonik çocuk dahil edildi. Katılımcılar Smile Hands For Kids Merkezi'nde (tedavi edildi.) toplandı. Çocuklar randomize şekilde iki gruba ayrıldı; Jeremy Krauss Yaklaşımı grubu (n=15), Konvansiyonel Fizyoterapi grubu (n=15). Her iki grup katılımcıları 3 ay boyunca haftanın 3 günü 45 dakika fizyoterapi seansı aldı. Jeremy Krauss Yaklaşımı grubuna Jeremy Krauss Yaklaşımı, Konvansiyonel Fizyoterapi grubuna eklem hareket açıklığı, germe, kuvvetlendirme egzersizleri ve nörofizyolojik yaklaşımlar uygulandı. Çocuklar tedavi öncesinde, tedavinin 1.ayında, 2.ayında ve 3.ayında değerlendirildi. Değerlendirme ölçütü olarak Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü (KMFÖ-88), Bayley III (Sosyal-Duygusal ve Uyumsal Davranış Ölçeği) ve Denge Testleri (SPCM, GKÖS, PDS) kullanıldı. Her iki grup katılımcılarının Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü (KMFÖ-88), Bayley III Gelişim Testi (Sosyal-Duygusal ve Uyumsal Davranış Ölçeği) ve Denge Testleri (SPCM, GKÖS, PDS) (tedavi öncesine göre) tedavinin 1. ay, 2. ay ve 3. ay değerlendirme sonuçlarında istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı (p<0,01). Her iki grubun tedavi öncesi, tedavinin 1. ay, 2.ay, 3. ay sonuçları karşılaştırıldığında Jeremy Krauss Yaklaşımı, Konvansiyonel Fizyoterapi uygulamalarına göre PDS 1. ay hariç tüm değerlendirme parametrelerinde istatistiksel olarak üstündü (p<0,01). Bu çalışmanın sonucuna göre, Jeremy Krauss Yaklaşımı ve Konvansiyonel Fizyoterapi uygulamaları, 0-3 yaş arası motor gelişim geriliği olan hipotonik çocuklarda postüral kontrol ve dengenin geliştirilmesinde etkilidir. Anahtar Kelimeler: Hipotoni, Postüral Kontrol, Denge, Jeremy Krauss Yaklaşımı, Konvansiyonel Fizyoterapi
Genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılması
Günümüz fizik tedavi yöntemlerinden olan kinezyobant; ağrı ve kas spazmını azaltır, dolaşımı destekler ve ödemi azaltır. Ağrıyı azalttığı için ilaç kullanımını da azaltır. Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasının çalışmasına yardımcı olur. Bu tez çalışmasının amacı herhangi bir kas- iskelet rahatsızlığı tanımlamayan sağlıklı genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gönüllü 30 katılımcı (15 kız, 15 erkek) belirlendi. Sosyodemografik veri formu, Beck depresyon ölçeği uygulandı. MAS (miyofasial ağrı sendromu) ölçüm kriterlerine göre 1 nokta belirlenip (vücuda uygun kalemle işaretlendi) dijital algometre ile ağrı eşiği ölçüldü (3 kere ölçüldü ve ortalaması alındı). Blok astgeleleştirme yöntemi ile 15 kişiye kinezyobant uygulaması 15 kişiye sham kinezyobant uygulaması yapıldı. Aktif kinezyobant uygulaması fasilitasyon yöntemiyle üst trapez üzerine kas hattı boyunca I şeklinde yapıldı. Sham kineziyobant uygulaması sadece kas üzerine herhangi bir yöntem uygulanmadan sadece kineziyobandın yapıştırılması olarak yapıldı. Gönülllülerden kinezyobantı 24 saat çıkarmaması istendi. 24 saat sonra kinezyobantlar uygun şekilde çıkartıldı. Aynı şartlar sağlanarak, İşaretlenen noktada tekrar ölçüm yapıldı ve sonuçlar not alındı. Aktif kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamaları arasında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Aktif ve sham uygulamaların ağrı eşiklerinde anlamlı düşüş görüldü. Ağrı eşiği ve Beck depresyon ilişkisine bakıldığında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Anahtar Kelime: Kinesyobant, tetik nokta
Gonartrozlu hastalarda klasik fizik tedavi uygulamalarına ek olarak fizyoterapist eşliğinde uygulanan ev egzersiz programları ile otago egzersizlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada primer gonartrozlu hastalarda fizik tedavi modalitelerine ek olarak ev egzersizi programı ve otago egzersizlerinin ağrı, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini saptamaya ve karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Özel Uzmanlar Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ünitesine başvuran, ACR kriterlerine göre ''Gonartroz'' tanısı almış 60 hasta dahil edildi. Çalışma esnasında dahil edilme kriterlerine uygun olan 60 hasta basit randomizasyon kullanılarak 30 ev egzersizi programı ve 30 Otago Egzersizi olarak iki gruba ayrıldı. 1.Grupta yer alan 30 hastaya klasilk fizyoterapi modaliteleri ve ev egzersiz programı programı uygulandı; II. gruptaki 30 hastanın hastaya klasik fizyoterapi modaliteleri ve otago egzersizleri uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında ve tedavi sonrası 2. ayda hastalar WOMAC, Le Quesne, KOOS gibi Gonartroz indeksleri, SF-36 yaşam kalitesi parametlerine göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan iki çalışma grubunda da ağrı, fonsiyonel kapasite, WOMAC ve Lequesne indekslerinde anlamlı düzelmeler elde edildi; gruplar arasında Otago grubu lehine anlamlı farklılık tespit edildi. Yaşam kalitesi değerlendiresinde kullanılan SF-36 Fiziksel İşlevsellik Ölçeği, Fiziksel Sağlık Nedeniyle Rol Sınırlamaları, Duygusal İyi Olma Durumu Ölçeği, Sosyal İşlevsellik Durumu Ölçeği, Ağrı Durumu, Genel Sağlık Durumu skorlarında çalışmamıza dahil edilen her iki grupta anlamlı düzelmeler elde edilirken; Duygusal Sorunlardan Kaynaklı Rol Sınırlamaları, Enerji skorlarında her iki grupta da anlamlı düzelmeler saptanmadı. Sonuç: Klasik fizik tedavi modalitelerine ek olarak verilen otago egzersizlerinin ev egzersizi programından elde edilen sonuçlardan çok daha iyi sonuçlar alınmasını sağladığını göstermektedir. Ancak bu alandaki çalışmların sınırlı bir sayıda olması, elde edilen bulgularla ilgili bir karşılaştırılma yapılmasına olanak sağlamamaktadır. Bu nedenle gonartrun tedavisinde otago egzersizlerinin etkisini farklı açılardan ele alan çalışmaların donelerine ihriyaç vardır. Pratik bir uygulama olması nedeniyle önemli tasarruflar sağlayan bu yöntemin gonartroz tedavisindeki etkisinin kapsamlı bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Rutin tedavilerde sıklıkla kullanılan bu yöntemin bilimsel bulgular ışığında hangi tedavi modaliteleri ile daha faydalı olacağının karşılaştırılması çalışmalarla tespit edilmelidir.
Hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 50 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak 30 dakika sanal gerçeklik uygulamaları yapıldı. Katılımcılar 10 hafta, haftada 3 gün alındı, tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirildi. Katılımcıların klinik ve demografik bilgileri sosyodemografik form ile alındı. Denge Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile, postüral kontrol İnmeli Hastalar için Postüral Değerlendirme Ölçeği (İHPDÖ) ile, fonksiyonellik ise Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT), Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT) ve Fugl-Meyer Üst Ekstremite Motor Değerlendirme Ölçeği (FMÜDÖ) ile kör bir fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirilme sonucunda BDÖ, FUT, SKYT, DDPT ve FMÜDÖ ölçeklerinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). İHPDÖ'nin postür sürdürme alt başlığı haricinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). Sonuç olarak her iki gruba yapılan tedavi protokolleri olumlu sonuç vermiş fakat sanal gerçeklik uygulamalarıyla yapılan egzersizlerin hemiplejik hastalarda denge, postüral kontrol ve fonksiyonelliğin gelişmesinde konvansiyonel fizyoterapi protokollerinden daha etkili olduğu görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Sanal Gerçeklik, Denge, Postüral Kontrol, Fonksiyonellik
Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.
Kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın uyku kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan katılımcılarda konvansiyonel fizik tedavi uygulamasının uyku kalitesi üzerinde etkinliği ile bele uygulanan kinezyolojik bantlama uygulamasının etkinliğini kısa dönemde karşılaştırmaktır. Yaşları 25-50 arasında değişen 40 katılımcı (30 kadın, 10 erkek) randomize olarak iki gruba (bantlama grubu ve kontrol grubu) ayrılmıştır. Her iki gruba da 5 dk terapötik ultrason, 30 dk TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ve 30 dk infraruj uygulaması yapılarak ev egzersiz programı verilmiştir. Kinezyolojik bantlama grubuna, ilave olarak 1 sefer olmak üzere 48 saat kalmak koşuluyla, bel bölgesine yıldız tekniği ile bantlama yapılmıştır. Ağrı için VAS (Görsel Analog Skalası), esneklik için kalça fleksör esneklik testi ve el-parmak zemin mesafesi testi, denge için Berg denge ölçeği, anksiyete için Beck anksiyete ölçeği, özürlülük düzeyi için Oswestry özürlülük indeksi, kinezyofobi için Tampa kinezyofobi ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg uyku kalitesi indeksi ve yaşam kalitesi için Nottingham yaşam profili kullanılmıştır. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kere yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edilmiştir Bulgulara göre kinezyolojik bantlama grubu lehine yaşam kalitesi (p<0,05) ve kinezyofobide (p<0,05) olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Geri kalan parametrelerde oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı fark düzeyine ulaşmamıştır (p >0,05). Bu çalışmanın sonucuna göre kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın, kinezyofobiyi azaltıp, yaşam kalitesini arttırıcı etkisi ile konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fizik tedavi, kinezyolojik bantlama, uyku kalitesi
Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmada kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul İli Bakırköy ilçesi İncirli semtinde bulunan Özel EKA-FİT Merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmaya kronik boyun ağrısı tanısı konulmuş 40 hasta dahil edildi. Hatalar tek grup olarak değerlendirildi. Çalışmada Hasta Değerlendirme Formu, Normal eklem hareketi (NEH), Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi, VAS, Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi ve WHOQOL-BREF yaşam kalitesi anketi kullanıldı. Bulgular: Araştırmada katılımcıların % 55'i 31-40 yaş ve % 45'i ise 41-50 yaş aralığında olduğu, % 67,5'i kadın ve % 32,5'i erkek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %70'inde kronik hastalık varlığı bulunmadı. Kronik boyun ağrısı olan bireylerin BBA skalası ve VAS skalası değerlendirilmesinde Tedavi öncesi ve sonrası VAS ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandığı (p≤0,05), yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutu puan ortalamalarının Tedavi öncesi ve sonrasında puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu, (p≤0,05), Manuel terapi tedavisi sonrasında boyun ağrılı hastalarda özürlülük puanlarında azalma olduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamları arasındaki istatistiksel farkın olduğu (p≤0,05), Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi sonucunda fleksiyon, ekstansiyon, sağ rotasyon, sol rotasyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon açılarında hem pasif hem de aktif tarafta artış bulunduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamaları arasındaki istatistiksel farkın olduğu saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç: Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin fonksiyonel durum üzerinde etkisi saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin ağrı düzeylerini azaltması ve fonksiyonel durumu iyileştirdiğinden dolayı hastaların yaşam kalitesini arttırdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Manuel terapi, ağrı, yaşam kalitesi
Lateral epikondilitte lazer tedavisinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliği
AMAÇ: Çalışmanın amacı; lazer tedavisi uygulamasının konvansiyonel fizik tedavi ile birlikte lateral epikondiliti olan hastalarda, ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 25-64 yaş arasındaki 21'i erkek, 19'u kadın 40 hasta alındı. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle 20 kişiden oluşan 2 gruba ayrıldı. Tüm hastalara şikayetin olduğu dirsek bölgesine 2 hafta boyunca; 10 seans 20 dk Hotpack, 20 dk TENS, 8 dk kesikli US fizik tedavisi ve ev egzersiz programı verildi. 2. gruba ek olarak 10 seans, 5 dk lazer tedavisi uygulandı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Değerlendirmede istirahat, gece ve aktivite esnasındaki ağrı için VAS, el kavrama kuvveti için el dinamometresi, fonksiyonel değerlendirme için Hasta Bazlı Tenişçi Dirseği Değerlendirme Anketi (PRTEE), Hızlı Kol, Omuz ve El Özürlülük Ölçeği (Quick DASH) ve yaşam kalitesi için Kısa form-12 (SF-12) kullanıldı. BULGULAR: Gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde tedavi öncesine göre tedavi sonrası istirahat, gece ve aktivite esnasında VAS skorlarında, kavrama kuvvetinde, SF-12 fiziksel bileşen değerlerinde, PRTEE skoru ve Quick DASH skorunda anlamlı düzelme saptandı. 2. grubun tedavi sonrası SF-12 mental bileşen değerleri ile tedavi öncesi SF-12 mental bileşen değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasında bakılan değerlendirme parametrelerinden sadece tedavi sonrası SF-12 mental bileşen değerinde, 2. Grup lehine anlamlı farklılık saptandı. Diğer değerlendirme parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. SONUÇ: Sonuç olarak fizik tedavi uygulamalarına lazer tedavisi ilave edilmesinin ağrının azalmasında, kavrama kuvvetinin artmasında, fonksiyonel durumun iyileşmesinde ve yaşam kalitesinin artmasında olumlu gelişmeler sağladığı görülse de etkinliği gösterilemedi. Lazer tedavisinin belirgin bir yan etkisinin olmaması, tedavi süresinin kısa olması ve kolay uygulanabilir bir tedavi olması LE tedavisinde avantajlı ve güvenilir bir yöntem olarak kabul edilebilir. Anahtar kelimeler: Lateral Epkondilit, Lazer, Konvansiyonel Fizik Tedavi
Boyun ağrısı olan ofis çalışanlarında koruyucu fizyoterapi uygulamalarının başın anterior tilt postürü ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkisi
Bu çalışmada, boyun ağrılı ofis çalışanlarında iş ile ilişkili kas-iskelet sistemi bozukluklarına (KİSB) yönelik Koruyucu Fizyoterapi Yöntemlerinden (KFY); postür eğitimi ve ergonomik düzenlemeler, egzersiz ve EMG Biyofeedback (EMG-B) eğitimlerinin, başın anterior tilt postürü (BATP) ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya en az 3 aydır boyun ağrısı bulunan, 24-40 yaş aralığında, son 1 yıldır aktif tam zamanlı çalışan 51 ofis çalışanı dahil edildi. Tüm bireylere postür eğitimi verilerek, çalışma alanlarında ergonomik düzenlemeler yapıldı. Her grupta 17 bireyin bulunduğu EMG-B, Egzersiz ve Kontrol olmak üzere 3 grup oluşturuldu. EMG-B ve Egzersiz eğitimleri haftada 3 gün olmak üzere, 6 hafta boyunca uygulandı. Çalışma öncesi ve sonrasında ağrı (NDI ve NPAD), postür (BATP ve RULA), üst ekstremite fonksiyonelliği (DASH T/W, Constant-Murley Skoru), görev performansı (klavye / mouse görevi) ve Üst Trapez (ÜT) kas aktivasyonu (sEMG) değerlendirildi. Elde edilen bulgulara göre; her üç grupta da görev performansı ve kas aktivasyonu dışında tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler gözlendi. ÜT kas aktivasyonunun sadece EMG-B grubunda azaldığı (p<0,01); Egzersiz grubunda ise BATP ve boyun ağrısının diğer gruplara göre daha düşük olduğu görüldü (p<0,01). RULA ve üst ekstremite fonksiyonelliğinde gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). BATP ile boyun ağrısı, mouse kullanma hızı ve ÜT aktivitesinin ilişkili olduğu belirlendi (p<0,05). Ofis çalışanları için fizyoterapistler tarafından verilen bireyselleştirilmiş postür eğitimi ve ergonomik düzenlemelerin ağrı, postür ve iş ile ilişkili fonksiyonlar üzerine olumlu etkiler gösterdiği, BATP ve ağrı üzerine daha etkin bir tedavi amaçlandığında programın egzersiz eğitimi ile, ÜT kas aktivitesini azaltmak hedeflendiğinde ise EMG-B ile desteklenmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı. KFY'nin uzun dönem etkilerinin ve psikososyal parametrelerin incelendiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Halluks valgusu olan bireylerde plantar duyu eğitiminin ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, halluks valguslu (HV) hastalarda plantar duyu eğitiminin halluks valgus açısı, ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi olarak belirlendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 30 hafif ve orta şiddette HV'lu kadın çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar, tabakalı randomizasyon kullanılarak çalışma ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri kaydedildikten sonra halluks valgus açısı, universal gonyometre ile; ağrı şiddeti, Vizüel Analog Skalası (VAS) ile; ayak postürü, ayak postür indeksi ile; ayak fonksiyonu, Amerikan Ortopedik Cerrahları Ayak ve Ayak Bileği Derneği (AOFAS)-ön ayak skalası ve Nil Çok Boyutlu Halluks Valgus Derecelendirme Ölçeği ile; hafif dokunma duyuları, Semmes-Weinstein Monofilament Testi (SWMT) ile; alt ekstremite fonksiyonelliği, alt ekstremite fonksiyonellik skalası ile; yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri GAITRite® bilgisayarlı yürüme yolu (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) ile ve postüral salınım ve stabilite sınırı, Bertec Balance Check Screener (Force plate AM, Bertec, Columbus, OH) ile değerlendirildi. Kontrol grubu standart tedavi programına alınırken çalışma grubuna ek olarak plantar duyu eğitimi uygulandı. Altı haftalık rehabilitasyon programı sonucunda her iki grupta halluks valgus açısı, ağrı şiddeti, ayak postürü, ayak fonksiyonu, alt ekstremite fonksiyonelliğinde iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda ek olarak arkaya salınım sınırı, adım uzunluğu ve sallanma fazı yüzdesinin arttığı, duruş fazı yüzdesinin azaldığı, lateral orta ayak ve beşinci parmak duyusunun geliştiği belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak, hafif ve orta şiddette HV'lu hastalarda 6 haftalık konservatif tedavinin semptomları azalttığı, ek olarak uygulanan plantar duyu eğitiminin plantar hafif dokunma duyusunu geliştirdiği görüldü. HV'lu hastaların rehabilitasyon programına plantar duyu eğitiminin eklenmesi önerildi.