Physical therapy modalities

121 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Lomber bölge disk herniasyonlarında alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkiniği

Bu çalışma lomber bölge disk herniasyonu olan hastalarda alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 30-65 yaş aralığında 60 lomber disk herniasyon tanılı hasta dahil edildi. Hastalar değerlendirme sonrasında kapalı zarf yöntemiyle randömize edilerek deney (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Her iki grubuda 4 hafta (20 seans) sıcak paket (hotpack), konvansiyonel transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), terapotik ultrason uygulamalarıyla birlikte bel egzersizlerinden oluşan geleneksel fizik tedavi programı uygulandı. Deney grubuna bu programa ek olarak Alet Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (IASTM) haftada 3 kere 1 gün arayla toplamda 12 seans uygulandı. Bu teknik, farklı ebatlarda ve şekillerde paslanmaz çelik alet kullanılarak gerçekleştirilirdi. IASTM tedavisi aletle 45 ° açıyla her teknik (SWEEP-FAN- BRUSH-SWEEP ) 8-10 tekrarlı olmak üzere ilicostalis lumborum, priformis, gluteus medius, erektör spinalar, quadratus lumborum kaslarına, yüzeyel ve derin fasyaya uygulandı. Tedavi başlangıcında ve 4. haftanın sonunda hastaların depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile ağrı şiddetleri VAS ağrı skalası ile fonksiyonel durumları Oswestry Skalası ile yaşam kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ile ve normal eklem hareket açıklığı gonyometre ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS v.20 programı kullanılarak analiz edildi. Tüm yapılan analizlerde anlamlılık oranı p<0.05 kabul edildi. Dört haftalık tedavi programı sonunda her iki gruptada VAS ağrı şiddetinde, normal eklem hareketlerinde (fleksiyon, ekstansiyon, sağ-sol lateral fleksiyon, rotasyon) anlamlı oranda gelişmeler bulundu (p<0,05). Oswestry ve Beck Depresyon ölçeği skorlarında kontrol grubuna kıyasla sadece deney grubunda anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada VAS ağrı, normal eklem hareketi ve Oswestry ölçeğinde anlamlı fark görülürken SF-36 ve Beck Depresyon ölçeği anketinde anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonucunda lomber disk herniasyonlu hastalarda geleneksel fizyoterapi programına göre IASTM' in normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerinde daha etkili bir yöntem olduğu, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında uygun hastalarda alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.

AğrıDepresyonFizik tedavi+5
Ali Yıldırım
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Daha önce yapılmış çalışmalar ile karpal tünel sendromu (KTS) tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliği araştırılmıştır. Bu fizyoterapi ajanlarının her birinin ayrı ayrı etkili olduğu gösterilmiştir. Ancak yaptığımız literatür taramalarında KTS hastalarında HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırıldığı çalışmaya rastlamadık. Bu çalışmada KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Mayıs 2015 ile Ekim 2015 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve KTS tanısı almış 54 hasta, 90 el alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 30'ar el HILT, ESWT ve TENS tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Bilateral KTS'si olan hastaların her iki eli aynı tedavi grubuna alındı, ancak değerlendirmeler her iki el için ayrı ayrı yapıldı. Hastalara tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2. ay falen testi, ters falen testi ve tinel testleri yapıldı ve boston karpal tünel sorgulama anketi (BKTSA), vizüel analog skala (VAS) ağrı/uyuşukluk gece-gündüz, hasta memnuniyeti ölçeği (PEM) uygulandı. El kavrama gücü ve parmak kavrama gücü ölçümleri yapıldı. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2. ayda elektromyelografi (EMG) çekildi ve median sinir motor-duyusal distal latans ve iletim hızı kaydedildi. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler ve elektronörofizyolojik parametreler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık sapatanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2.ay olarak karşılaştırıldığında falen testi, ters falen testi, el kavrama gücü, parmak kavrama gücü, VAS gündüz/gece ağrı/uyuşukluk ölçeği, BKTSA fonksiyonel skalası, semptom skalası ve PEM ölçeğinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.ay EMG bulguları açısından karşılaştırıldığında sadece HILT ve TENS grubunda median sinir duysal distal latansta (mSDL), ESWT grubunda ise median sinir motor iletim hızında (mMNCV) anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin KTS'de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, yüksek yoğunluklu lazer tedavisi, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, transkutanöz eletriksel sinir uyarımı tedavisi

ESWTFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+3
Yasemin Demir
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde klasik masaj ile konnektif doku masajı uygulamalarının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada sağlıklı bireylerde Klasik Masaj ile Konnektif Doku Masajının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkileri karşılaştırıldı. Araştırmaya 20 gönüllü sağlıklı kişi dahil edildi. Olguların sol alt ekstremitelerine 40 dakika tek seans Klasik Masaj uygulandı. Bir hafta sonra aynı kişilere temel bölge (sacral bölge) ve alt ekstremitelerine 40 dk tek seans Konnektif Doku Masajı uygulandı. Olguların arteria poplitealis ve arteria tibialis posterior'daki damar çapı (mm), kan akış hızı (ml/sn) ve kan akım miktarı (ml/dk) uygulama öncesi ve uygulama sonrası renkli doppler ultrason ile ölçüldü. Çalışmada Konnektif Doku Masajı ve Klasik Masaj yönteminin periferik damarlarda damar çapı, kan akış hızı ve kan akım miktarını arttırdığı belirlendi (p <0,05). İki uygulama karşılaştırıldığında Konnektif Doku Masajı arteria poplitealisde kan akış hızını, kan akım miktarını ve arteria tibialis posteriorda damar çapını (mm), kan akış hızını (ml/sn) ve kan akım miktarını (ml/dk) Klasik masajdan daha fazla arttırmıştır. (p<0,05). Arteria poplitealisin damar çapında iki uygulamanın birbirine üstünlüğü sağlanamadı. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde Konnektif Doku Masajı'nın Klasik Masaj'a göre periferik kan dolaşımını arttırmada daha etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Dolaşım sistemi, Doppler ultrason, Kan akımı, Klasik masaj, Konnektif doku masajı

Alt ekstremiteBağ dokuFizik tedavi+5
İsmail Palalı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lateral epikondilitli hastalarda extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin lateral epikondilit üzerindeki etkinliklerini değerlendirmek amacıyla kapalı zarf yöntemiyle randomizasyon yapılmıştır. Çalışmamız Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hastanesi fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde Kasım 2017 ve Ocak 2018 tarihleri arasında başvuran lateral epikondilit (LE) tanısı almış 80 hasta üzerinde yapılmıştır. 52'si kadın 28'i erkek olan hastaların yaş ortalaması 49,62 yıl olarak bulunmuştur. Hastalar kontrol grubu (n=40) ve çalışma grubu (n=40) olarak iki gruba randomize edilerek tedaviye alınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara haftada iki olmak üzere toplam 4 seans fizik tedavi (20 dakika hotpack, 20 dakika TENS ve 3 dakika ultrason) ve ESWT uygulandı. Buna ek olarak, çalışma grubuna kinezyolojik bantlama yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi bitiminden iki hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmede Kol, Omuz, El Sorunları Anketi (DASH), Vizüel Analog Skala (VAS), Yaşam kalitesi (SF-36), ve Kavrama gücü ölçme parametreleri kullanılmıştır. Sonuç olarak; tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden iki hafta sonra yapılan değerlendirmelerin analizlerinde her iki grubun VAS, DASH değerlerinde anlamlı farklılık saptanırken gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kavrama kuvveti ölçümlerinde ise sadece çalışma grubunun tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerinin karşılaştırılmasında p<0,005 anlamlı fark saptanmış. Kontrol grubunun tedavi öncesi-tedavi sonrası karşılaştırmalarında anlamlı fark bulunamamıştır. Kavrama kuvvetinin gruplar arası karşılaştırmalarında da anlamlı fark saptanamamıştır. SF-36 değerlerinde ise tedavi öncesi ve tedaviden sonra yapılan değerlendirmelerde gruplar arasında anlamlı bir fark yokken; grup içi ölçümlerde ise sadece fiziksel ağrı ve genel sağlıkta anlamlı farklılık saptandı. Anahtar Kelime: Lateral epikondilit, ESWT, Kinezyolojik bant, Fizik tedavi, VAS.

Ağrı ölçümüESWTFizik tedavi+6
Ramazan Öztürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibuler eklemin redüksiyonlu anterior disk deplasmanında retrospektif olarak ultrason tedavisi, gece plağı uygulaması ve flurbiprofen'in (majezik 100 MG tablet sanovel ®) etkinliklerinin karşılaştırılması

Temporomandibuler Eklemin Redüksiyonlu Anterior Disk Deplasmanı genellikle ağzın hem açılması hem de kapanmasını sırasında duyulan resiprokal klik ile karakterizedir. Kapanış sırasında duyulan klik anteromedial disk deplasmanının (ADD) bir işaretidir ve kapanış sırasında alınan klik ne kadar geç alınırsa prognoz o kadar iyidir. Açılma sırasında duyulan klik sesi ise, kondilin keskin üst kısmına denk gelen deplase diskin redüksiyonunu ifade eder. Eğer eklem içi basınç düşükse, disk yerine geri dönerken klik oluşmaz, erken açılma sırasında klik oluşur ve bu klik hafif bir ADD'nın işaretidir, geç fazda alınan klik ise daha ciddi bir rahatsızlığın belirtisidir. Açma kliği kondil disk morfolojisine, kas çekimine ve superior retrodiskal laminanın çekimine bağlı olarak açmanın herhangi bir safhasında oluşur. Hastalarda ağız açmada kısıtlılık olabilir. Ağzın açılmasının ilk aşamasında ve protrüzyon hareketinde mandibulanın etkilenen tarafa doğru deviasyonu izlenebilir. Bozukluğun erken safhasında ağrı genellikle olmaz, ileri safhada ise sekonder kas spazmına bağlı olarak oluşabilir ve ağrı TME çevresindeki yumuşak dokulardan kaynaklanır. Temporomandibuler eklemin redüksiyonlu anterior disk deplasmanında parafonksiyonun bir belirtisi olarak kaslarda gerginlik olabilir. Kas spazmları mandibulanın postural pozisyonunu değiştirebilir. Bu durumda oklüzyon değişebilir. Elevatör kaslardaki spazm sonucu da ağız açma zorlaşır. Yapılan bu retrospektif çalışma bu grup hastalarının tedavisinde gece plağı, ultrason tedavisi ve flurbiprofen ilaçların etkinliği araştırılmıştır. Gece plağı sert alçıdan elde edilen model üzerine kopoliester materyalden yapılmış 2mm kalınlığında sert plak üst dişlere adapte edilir. Ultrason, muskuloiskeletsel problemlerde sıklıkla kullanılan bir fizik tedavi yöntemidir. Ultrason; eklemlerde derin ısı oluşturur, bu yöntemle; kapsül dışı yumuşak doku gerginliği arttırılarak eklem yapıları tedavi edilir. Yapılan bu retrospektif çalışma 18 yaşından büyük, 54'ü kadın (% 84,4) ve 10'u erkek (% 15,6) toplam 64 hasta üzerinde yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, kontrol grubu dışındaki gruplarda VAS, protruziv, eklemin sola/sağa lateral hareketleri ve ağız açıklığı hareketlerin ölçüm zamanları arasında farklılık bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Ultrason, Gece plağı, Flurbiprofen, Redüksiyonlu Anterior Disk Deplasmanı.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriFlurbiprofen+5
Ömer Abdo
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özel eğitim ve rehabilitasyon, hastanelerde çalışan fizyoterapistler ile aktif çalışan öğretmenlerde yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, fizyoterapistlerin kendi içlerinde ve öğretmenlerle ağrı, yaşam kalitesi, depresyon yönünden değerlendirilmesidir. Çalışmamıza 50 adet özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapist, hastanelerde çalışan fizyoterapist ve 50 adet aktif çalışan öğretmen katılmıştır. Anket çalışmamızda; ağrıyı değerlendirmek için Vizüel ağrı skalası (VAS), depresyon için Beck depresyon envanteri, yaşam kalitesi için EQ-5D anketi kullanıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre fizyoterapistler ve öğretmenlerin yaşam kalitesi, depresyon ve ağrı ortalama değerleri değerlendirildiğinde, depresyon ve ağrı ortalama değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05) yaşam kalitesi ortalama değerinde gruplar arasında istatistiksel fark bulundu (p<0.05). Fizyoterapistlerin yaşam kalitesi seviyesi, öğretmenlere oranla daha düşük çıkmıştır. Fizyoterapistlerin çalıştıkları yere göre yaşam kalitesi, depresyon ve ağrı ortalama değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bu çalışma fizyoterapistlerin öğretmenlere göre yaşam kalitesi seviyesinin daha düşük olduğu ve depresyon, ağrı değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı görülmüştür. Bu nedenle fizyoterapistlik mesleğinin öğretmenlik mesleğine göre yaşam kalitesini daha çok olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Anahtar sözcükler: Yaşam kalitesi, depresyon, ağrı, öğretmen, fizyoterapist

AğrıDepresif bozuklukDepresyon+7
Hasan Hüseyin Selbi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı, inmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya Özel Algomed Hastanesinde inme tanısı konmuş yaşları 45-75 aralığında olan 31 hasta alındı. Çalışmaya katılan 31 hastanın 16'sına, 4 hafta süresince haftanın 6 günü totalde 24 gün, 30-45 dakika konvansiyonel tedavi uygulanırken kalan 15 hastaya, 4 hafta süresince konvansiyel tedaviye ek olarak haftada 2 kez 20-30 dakika toplamda 8 seans robotik yürüme egzersizleri uygulandı ve araştırmanın grupları olarak kabul edildi. Hastaların sosyodemografik ve antropometrik özellikleri kaydedildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası BMİE Üst Ekstremite, BMİE Alt Ekstremite, BMİE El, FAS, Berg Denge skoru, FBÖ skorları kaydedildi. Hastaların konvansiyonel tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.01), BMİE Alt Ekstremite(0.05), BMİE El(0,04), FAS(0.03), Berg Denge(0.00), FBÖ(0.01) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Diğer taraftan konvansiyonel tedaviye ek olarak robotik yürüme egzersizi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.04), BMİE Alt Ekstremite(0.00), BMİE El(0.025), FAS(0.01), Berg Denge(0.01), FBÖ(0.02) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Grupların tedavi öncesi ve sonrası değerlerindeki değişimlerin gruplar arasında karşılaştırıldığında sadece BMİE Alt Ekstremite(0.023) skorunda artış vardı. Sonuç olarak robotik yürüme egzersizlerinin tek başına konvansiyonel yürüme egzersizlerinin yerini alamayacağını, fakat robotik yürüme egzersizleri ve konvansiyonel tedavinin beraber uygulandığında denge üzerinde daha olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: Denge, İnme, Konvansiyonel Tedavi, Robotik Yürüme Egzersizleri

DengeEgzersiz tedavisiFizik tedavi+3
Ahmet Furkan Arık
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakut dönem supraspinatus tendinitinde balneoterapinin fizik tedavi programına erken dönem katkısının değerlendirilmesi

Omuz ağrısıyla başvuran hastalarda en sık karşılaşılan patoloji rotator manşon lezyonlarıdır. Omuz ağrısı 6 haftaya kadar akut, 6-12 hafta arası subakut, 12 hafta üzerinde kronik ağrı olarak tanımlanmaktadır. Rotator manşon lezyonları tendinitlerden komplet yırtıklara kadar geniş bir spektrumda yer alır. Neer bu lezyonları klinik ve patolojik 3 evrede tariflemiştir. En sık karşılaşılan durum ise supraspinatus tendinitleridir. Tendinitler konservatif tedavilerden büyük oranda fayda görürler. Balneoterapi ise konservatif tedavilere ek olarak birçok kas iskelet sistemi hastalığında uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı subakut supraspinatus tendiniti tedavisinde balneoterapinin fizik tedavi uygulamalarına erken dönem katkısını araştırmaktır. Çalışmaya 6-12 hafta arasında şikayet süresi olan ve supraspinatus tendiniti tanısı konulan 90 hasta alındı. Hastalar randomize olarak 2 eşit gruba ayrıldı. Birinci grupta (N=45) etkilenen omuza yönelik TENS, Hotpack, US tedavileriyle beraber Codman ve EHA egzersizleri uygulandı. İkinci grupta (N=45) etkilenen omuza TENS, Hotpack, US, Codman ve EHA egzersizleri yanı sıra balneoterapi verildi. Her iki grubun aktif omuz EHA gonyometre ile, el kavrama gücü Jamar el dinamometresi ile ölçüldü. Ağrı değerlendirmesi için VAS (istirahat, uyku, hareket), fonksiyonel değerlendirme için Quick Dash anketi, yaşam kalitesi için SF-36 formu kullanıldı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 15 seans tedavi sonrası yapıldı. İki grup arasında demografik değişkenler ve özel tanısal testlerin pozitifliği açısından fark saptanmadı (p>0,05). 1. grupta tedavi öncesi ve tedavi sonrası SF-36 Genel Sağlık Algısı, SF-36 Mental Sağlık alt parametreleri ile el kavrama gücü hariç diğer tüm değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). 2. grupta ise tedavi öncesi ve tedavi sonrası tüm ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). İki gruptaki değişimlerin farklarına ilişkin analizde, SF-36 Emosyonel Rol Güçlüğü ve SF-36 Mental Sağlık alt parametreleri hariç diğer tüm değişkenler 2. Grup lehine istatistiksel olarak anlamlı düzelme göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak subakut dönem supraspinatus tendiniti tedavisinde fizik tedavi ve egzersiz uygulamalarına eklenen balneoterapinin erken dönem omuz EHA, el kavrama gücü, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinin düzelmesinde ek katkısının olduğu saptandı.

BalneolojiFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+3
Cihan Koç
Kırşehir Ahi Evran University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda klasik fizik tedavi ajanları ile ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin (ESWT), ağrı, disabilite, fonksiyonel durum ve depresyon üzerine etkinliğinin karşılaştırılması: Prospektif randomize kontrollü çalışma

Giriş ve Amaç: Bel ağrısı; toplumdaki her bireyin hayatının bir döneminde %84 gibi yüksek bir oranda karşılaşabildiği bir yakınmadır. Kronik bel ağrısı (KBA) ise bel ağrısı şikayetinin 12 haftadan daha uzun sürmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik bel ağrısı toplumda ciddi oranda sakatlık sebebidir. Kronik bel ağrısında farmakolojik ajanlar, terapötik egzersizler, fizik tedavi ajanları, lokal girişimsel tedaviler, cerrahi uygulamalar ve bu tedavilerin kombinasyonları tedavi yöntemleri olarak kullanılmaktadır. Son dönemde ESWT'nin de Kronik bel ağrısı (KBA) tedavisinde etkili olduğunu gösterir çalışmalar yayınlanmaktadır. Bu çalışma KBA tedavisinde klasik fizik tedavi ajanları (TENS+ hot pack+ultrason) ve rESWT'nin klinik etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla randomize kontrollü olarak planlandı. Materyal ve Metod: En az 3 aydır bel ağrısı olan, kronik bel ağrısı tanısı almış 18- 65 yaş arası kadın ve erkek hastalar alındı. 91 hasta kapalı zarf usulü 2 gruba randomize edildi. klasik fizik tedavi ajanları grubuna dağıtılan 44 hastaya TENS hot pack, ultrason tedavisi verildi. ESWT (Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi) grubuna dağıtılan 47 hastaya en az 2 gün arayla toplam 5 seans 2-3 haftada bitecek şekilde ESWT tedavisi verildi. Tüm hastalara egzersiz programı verildi. ESWT grubundaki 2 hasta ilk seanstan sonra ağrı nedeniyle tedaviye devam etmedi. Her iki gruptan toplam 19 hasta 3.ay kontrollere gelmedi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 3. Ay tekrarlandı. Depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), özürlülük derecesini belirlemede Oswestry Disabilite İndeksi(ODİ), Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA) dolduruldu. Bireylerde ağrı durumunu sorgulamak için, Vizüel Analog Skalası (VAS) ve Algometre kullanılarak basınç-ağrı eşiği ölçümü yapıldı. Bulgular: Her iki grup yaş, cinsiyet, eğitim durumu, vücut kitle indeksi ve hastalık süresi açısından istatistiksel olarak benzer bulundu. Her iki grubun tedavi öncesi VAS skorları, SDA toplam skorları, Oswetry skorları, ağrı eşiği düzeyleri ve Beck Depresyon Skorları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu. VAS skorlarında her iki gruptada tedavi sonrası skorların öncesine göre düştüğü görülse de düşme miktarı ESWT grubunda daha yüksekti. Aynı şekilde tedavi sonrası oswetry skorları da her iki grupta tedavi öncesine göre anlamlı seviyede düşerken, düşüş miktarı ESWT grubunda daha yüksekti. Tedavi sonrası ağrı eşiği düzeylerinin klasik fizik tedavi ajanları grubunda tedavi öncesine göre değişiklik göstermediği izlenirken, ESWT grubunda her bir nokta için anlamlı seviyede yükselme olduğu gözlendi. Beck Depresyon Ölçeği'nden alınan skorlarda da benzer şekilde ESWT grubunda tedavi öncesi ve sonrası skorlar arasında anlamlı farklılık olduğu izlendi. Sonuç: ESWT'nin bel ağrılarında ağrı düzeyi, fonksiyonel durum, depresyon belirtileri ve ağrı eşiği konusunda klasik fizik tedavi ajanları üstün olduğu görülmüştür. Grupların ilk gelişte birbirleriyle benzer özellikler göstermesine rağmen ESWT tedavisinin üstün etkisi hem kişilerin beyanına dayalı ölçeklerle yapılan ölçümlerde hem klinik testlerle elde edilen objektif kriterlerle ortaya konulmuştur. Bu açıdan ESWT'nin klinik pratik açısından sunduğu imkanların değerlendirilmesi gereklidir. ESWT ile ilgili yapılan klinik araştırmaların çok sınırlı olduğu göze çarpmaktadır. Çalışmadan elde ettiğimiz klinik bulguların ESWT ile ilgili literatüre ciddi bir katkı sunduğunu düşünüyoruz. Çalışmada sunulan bulguların doğrulanması amacıyla daha ileri düzeyde, daha geniş hasta gruplarıyla yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bel ağrısıESWTESWT+5
Ömer Kızıltaş
Kırşehir Ahi Evran University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda hareketle birlikte ağrısız mobilizasyon tekniğinin etkilerinin incelenmesi

Periferik sinir sıkışma nöropatileri klinikte en sık karşılaşılan mononöropatilerdir. Karpal Tünel Sendromu (KTS), n. medianus'un, dar bir osteofibröz kanal olan karpal tünelden geçerken basıya uğraması neticesinde meydana gelir. KTS, genel yetişkin populasyonun yaklaşık % 3'ünü etkileyen, üst ekstremitenin en sık görülen tuzak nöropatisidir. KTS tedavisinde masaj ve mobilizasyon teknikleri analjezik etkilerinden dolayı kullanılmaktadır. Mulligan tarafından geliştirilen movement with mobilization (MWM) (HBM-hareketle birlikte mobilizasyon) tekniği, eklemde hareket kısıtlılığını düzeltmek, ağrı ve fonksiyonel bozuklukları gidermek amacıyla uygulanan bir manuel terapi yöntemidir. HBM tekniğinin diğer fizik tedavi modalitelerine göre daha hızlı ve anlık ağrısız eklem hareketi sağladığı birçok çalışmada gösterilmiştir. KTS'li hasta grubu genel populasyonda büyük yer tutmaktadır ve uzun tedavi süreçleri hem iş gücü kaybı hem de ekonomik kayba yol açmaktadır. Yapılan literatür taramasında, KTS'li hastalarda HBM tekniğinin etkilerini inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle bu çalışmada HBM tekniğinin KTS'li olgularda etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran yaş aralığı 18-65 olan 45 KTS'li hasta alınmıştır. Çalışmaya alınan bireyler eşli randomizasyon yöntemine göre iki gruba ayrılmıştır. Bu gruplar kontrol ve HBM gruplarıdır. Kontrol grubuna geleneksel fizyoterapi yöntemleri, HBM grubuna ise geleneksel fizyoterapi ve Mulligan mobilizasyon yöntemlerinden HBM tekniği uygulanmıştır. Geleneksel fizyoterapi yöntemleri; Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimulasyonu (TENS), Ultrason (US), tendon-sinir kaydırma egzersizleri, gece splinti, germe ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşmaktadır. Hastalar, tedavi öncesi ve tedavi sonrası; Vizüel Analog Skala (VAS), el bileği gonyometrik ölçümleri, kavrama kuvveti ölçümü, pinç kuvveti ölçümü, ödem ölçümü, elektromiyografi (EMG), Nelson El Reaksiyon Testi (NERT), Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH- Üst Ekstremite Bozuklukları Kol, Omuz ve El sorunları anketi), Boston Karpal Tünel Sorgulama Anketi (BKTA), Michigan El Sonuç Anketi (MESA) ile değerlendirilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda, NERT haricinde, ölçülen tüm parametrelerde her iki grupta da iyileşme görülmüştür. Grup x Ölçüm etkileşimi açısından ise aktivite ağrısı, DASH ve MESA 1-5 parametrelerinde HBM grubu lehine istatistiksel anlamlılık bulunmuştur (p<0,05). Grup x Ölçüm etkileşimi açısından tüm parametrelerde kontrol grubu lehine bir istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak KTS'li hastalarda HBM tekniğinin; ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine olan etkisi geleneksel fizyoterapi yöntemlerine oranla daha başarılı bulunmuştur. Dolayısıyla, KTS'li hastalarda HBM tekniğinin tedavi programına alınmasının, iyileştirici etkiyi arttıracağı, özellikle ağrının hızla azalmasıyla direkt ilişkili olarak hastalarda fonksiyonellik ve yaşam kalitesinin artması sonucunda iş gücü kaybını azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, Hareketle birlikte mobilizasyon, Manuel terapi.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHareketlilik+4
İsmail Ceylan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümü öğrencileri ve fizyoterapistler arasında kanıta dayalı uygulamaya yönelik bilgi, tutum ve engeller

Kanıta dayalı uygulama (KDU) kavramı, genel olarak profesyonel uzmanlık ve hasta tercihi ile birlikte kanıt kullanımı olarak tanımlanmaktadır. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin kalitesinin iyileştirilmesine ihtiyaç vardır. Fizyoterapistler her zaman kanıta dayalı tedaviler sağlamayabilirler. Dünya Fizik Tedavi Konfederasyonu fizyoterapi müfredatının öğrencileri KDU'ya hazırlamasını tavsiye etmektedir. KDU'ya yönelik bilgi, tutum ve engeller ülkemizde farklı sağlık alanlarında değerlendirilmiş olmasına rağmen fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında bu konu ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tez, fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencileri ve fizyoterapistlerin kanıta dayalı uygulamalar hakkındaki bilgi ve tutumlarını anlamayı ve fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında kanıta dayalı uygulamaların uygulanmasına ilişkin sorunları ve engelleri araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan 139'u fizyoterapist, 76'sı fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümü öğrencisi toplam 215 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan bireylerin cinsiyeti, yaşı, eğitim seviyesi, çalıştığı alan, çalışma şekli, meslekteki yılı ve ilgi duyduğu çalışma alanları gibi bilgilerinin yanı sıra literatür taraması sonucu hazırlanan kanıta dayalı uygulamalarda bilgi, tutum ve engelleri soruşturan anket kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 26.0 paket programı ile analiz edildi. Çalışmamızda fizyoterapistlerin %58,27'si KDU konusunda eğitim aldığını bildirmiştir. Yaptığımız çalışmada, Türkiye'deki fizyoterapistlerin sıklıkla tercih ettikleri kaynaklar arasında sırasıyla araştırma makaleler, kişisel deneyimler ve kitaplar olduğu görülmüştür. Çalışmamıza katılan fizyoterapistlerin çok büyük bir kısmı bilimsel kanıtın klinik uygulamada dikkate alınması gereken bir bileşen olduğunu savunmuştur. Çalışmamızda KDU'ları kullanımına ilişkin olumlu bir tutum sergilenmiştir. Katılımcıların büyük bir kısmı fizyoterapi uygulamalarında araştırma yöntemleri ve tasarımlarının anlaşılması ve fizyoterapistlerin kanıtlarla desteklenen tedaviler uygulaması gerektiğine katıldıklarını bildirmiştir. Çalışmamızda fizyoterapistlerin sırasıyla yüksek iş yükü, teknik ekipman eksikliği, hastayı yönlendiren hekimler, zaman problemi, destek ve teşvik eksikliği ile yöneticilerin ilgi eksikliği kanıta dayalı uygulamaların önündeki engeller olarak gördükleri bulunmuştur. KDU'ların tedavi çıktıları ve sağlık maliyetlerini nasıl etkilediğine yönelik yapılacak çalışmalar sağlık yöneticilerinin ve yasa yapıcıların bu konuda ilgisini çekebilir. Bu sayede hastane ve diğer sağlık kuruluşlarında KDU'lara yönelik birimler ve yönetmelikler oluşturularak fizyoterapistler ve diğer sağlık çalışanlarının tutum ve bilgileri geliştirilebilir.

EngellerEğitimFizik tedavi+6
Satuk Buğrahan Yinanç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Parkinson hastalarında aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Parkinson Hastalığı bazal ganglionlardaki dopaminerjik nöronların kaybıyla giden nörodejeneratif bir hastalıktır. Klinik bulguları arasında bradikinezi, rijidite, istirahat tremoru ve postür bozukluğu görülür. Üst ekstremite bozuklukları daima asimetrik başlangıç göstermekte ve bu bozukluklar yaşam kalitesinde azalmaya sebep olabilmektedir. Hastalığın ana tedavisi medikaldir ancak beraberinde rehabilitasyon programları da uygulanmaktadır. Konvansiyonel rehabilitasyon programlarında eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme, denge, postür, yürüme ve solunum egzersizleri bulunur. Son yıllarda yeni egzersiz yöntemleri de kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedaviler içerisinde hareketin nöral yapılarını organize etmek ve hareketi kolaylaştırmayı hedefleyen aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi de bulunmaktadır. Bu çalışma, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisinin üst ekstremite fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek için tek kör, randomize kontrollü olarak tasarlandı. Hoehn Yahr evresi ≤ 3 olan toplam 45 Parkinson hastası kapalı zarf yöntemiyle 3 gruba ayrıldı. İlk gruba sadece konvansiyonel tedavi, ikinci gruba konvansiyonel tedaviye ek aksiyon gözlem terapisi ve üçüncü gruba konvansiyonel tedaviye ek olarak ayna terapisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ayda el kavrama gücü, el becerisi (Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi, Kutu Blok Testi, Minnesota El Beceri Testi), yaşam kalitesi ve fonksiyonelliği (Parkinson Hastalığı Anketi, Duruöz El İndeksi) ve motor gelişimi (Birleşik Parkinson Değerlendirme Ölçeği motor muayene bölümü) değerlendirildi. El becerisi değerlendirilmesi için yapılan testlerin hepsinde, tüm gruplarda tedavi sonrasında iyileşme görüldü. Dokuz Delikli Tahta Çivi Testi'nde tedavi sonrası 3.ay değerlerinde konvansiyonel tedavi grubundaki el becerisi aksiyon gözlem terapisi grubuna göre anlamlı olarak geriledi (p<0,05). Kutu Blok Testi'nde tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0,05), aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi gruplarında el becerisindeki iyileşme konvansiyonel tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,0167). Minnesota El Beceri Testi'nde de tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde gruplar arasındaki farklılık anlamlı bulundu (p<0,05), yapılan ikili analizlerde her iki ölçümde de konvansiyonel tedavi grubuna göre aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi gruplarındaki iyileşme anlamlı bulundu(p<0,0167). El kavrama gücü değerlerine bakıldığında kaba kavrama, lateral kavrama, üçlü kavrama ve uç uca kavrama ölçümlerinde tedavi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05), ancak grup içi değerlendirmelerde tüm gruplarda iyileşme görüldü. Tedavi sonrası 3.ay ölçümlerinde, konvansiyonel tedavi grubunda kaba kavrama ve lateral kavrama gücünde azalma bulunurken aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubunda kavrama gücünün korunduğu bulundu. Yaşam kalitesini değerlendirmek için uygulanan Parkinson Hastalığı Anketinde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede yaşam kalitesinde iyileşme vardı, gruplar arası değerlendirmede tedavi sonrası ölçümler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Duruöz El İndeksi'nde tüm gruplarda tedavi sonrası değerlendirmede el fonksiyonlarında iyileşme bulundu, aksiyon gözlem terapisi ve ayna terapisi grubundaki iyileşmeler ise konvansiyonel tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği motor muayene bölümünde tüm gruplarda tedavi sonrası ölçümlerde motor iyileşme bulundu, gruplar arasında ise motor iyileşme yönünden anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, üst ekstremite fonksiyonlarında etkilenme olan Parkinson hastalarında konvansiyonel tedaviye eklenen aksiyon gözlem terapisi veya ayna terapisi el becerilerinde artış sağlamakta, bu da fonksiyonelliğe ve yaşam kalitesine olumlu olarak yansımaktadır.

Ayna tedavisiFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+3
Hakan Hatırlı
Kırşehir Ahi Evran University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of high-intensity laser and low-intensity laser therapy in patients with lumbar disc herniation

Introduction: Lumbar Disc Herniation (LDH) is a fragment of the disc nucleus that is pushed out of the annulus, into the spinal canal through a tear or rupture in the annulus. The disc presses on spinal nerves, often producing pain, It is the lumbar region of the spine that often suffers from herniated discs. Nearly all herniated lumbar discs occur between the fourth and fifth lumbar vertebrae (L4-L5) or (L5-S1). One of the most common reasons for back discomfort and even sciatica is a lumbar disc herniation. Objective: In order to better understand how effective high-intensity therapy and low-level laser therapy are for persons suffering from a herniated lumbar disc, this study compares the two treatment modalities. However, there is a lack of evaluation in previous studies. Methods: In Iraq's Al-Diwaniyah Governorate, this study was carried out at Al-Diwaniyah Teaching Hospital and Al-Hamza General Hospital. Sixty patients with Magnetic Resonance Imaging confirmed lumbar disc herniation, computed tomography (36 males and 24 females) aged between (18-65y) participated. The subjects randomly assigned to participate in one of three treatment groups: high-intensity laser therapy (1064 nm, 7 w), low-level laser therapy (904 nm, 500 mw ), or a placebo laser with exercise 10 sessions total. The visual analogue scale (VAS), the Oswestry Disability Index (ODI), the Roland-Morris Disability (RMD), and the Schober's test used for evaluation the efficacy of therapy. Both pre- and post-irradiation measurements were taken. Results: According to the statistical analysis, it was found that there was a significant improvement in the group treated with HILT in the outcome measures ( VAS at rest p=0.004, VAS at activity p=0.010, ODI p=0.021, RMD p=0.036 ). As for the group that was treated with LLLT, we did not find significant differences in some parameters. Conclusion: The HILT group showed better improvement in all parameters than the LLLT group, specifically in controlling pain and returning to normal life faster. Keywords: HILT, Lumbar Disc Herniation, Low Back Pain, VAS.

Physical therapyPhysical therapy modalitiesHernia+5
Shahad Razzaq Jawad Alkurdı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik üst ekstremitede izokinetik egzersizin etkinliği

Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında izokinetik güçlendirme egzersizinin ön kol kaslarına olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası en az 6 aylık süreyi dolduran, üst ekstremite ve el Brunnstrom motor iyileşme evresi ≥ 3 olan hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi. İzokinetik egzersiz grubuna 4 hafta süreyle haftada 3 gün izokinetik güçlendirme eğitimi; kontrol grubuna 4 hafta süre ile haftada 3 gün egzersiz bandı ile güçlendirme egzersizleri verildi. Klinik ve izokinetik ölçütler tedavi önesi, tedavi bitimi (4. hafta) ve 8. haftada değerlendirildi. Takip ölçütü olarak, izokinetik pik tork değeri, Fugl-Meyer Üst Ekstremite Motor Skalası, İnme Etki Ölçeği (İEÖ), Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), pik izometrik kas kuvveti, el kavrama kuvveti kullanıldı Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 24 hastanın (7 kadın, 17 erkek) yaş ortalaması 54,3±16,0 idi. İzokinetik grupta (n=12), el bilek ekstansörlerine ait tüm pik tork değerlerinde ve İEÖ'nün 3 alt birimi hariç (hafıza-düşünme, iletişim ve sosyal katılım) tüm klinik parametrelerde anlamlı iyileşme gözlendi. Tedavi sonunda (4. hafta) izokinetik grupta meydana gelen ekstansör pik izometrik kas kuvvetindeki (p=0,007) ve 60°/sn açısal hızda ölçülen pik torktaki değişim (p=0,007), kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha fazlaydı. Sekizinci haftada ise, DASH skorundaki iyileşmenin izokinetik grupta kontrol grubuna göre daha fazla olduğu saptandı (p=0,014). Sonuç: İzokinetik güçlendirme egzersizi hemiplejik üst ekstremitede ön kol kaslarını güçlendirmede etkin bir tedavi metodudur. İzokinetik güçlendirme ile, kronik inme vakalarında, üst ekstremite motor ve fonksiyonel parametrelerinde iyileşme sağlanabilir. Anahtar Sözcükler: Egzersiz, hemipleji, inme, izokinetik, rehabilitasyon.

EgzersizFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Karım Karımov
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik bel ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya KBA teşhisi konulan 55 hasta katıldı. Hastalar rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile çalışma ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, klasik fizyoterapi (Hotpack, mikro dalga diatermi, vakum enterferans, egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 aşamalı fasyal mobilizasyon tedavisi uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece klasik fizyoterapi uygulandı. Tüm bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), esneklik (otur uzan testi ve Modifiye Schober testi), fonksiyonel düzey (Oswestry Bel Ağrısı Anketi) ve kinezyofobi (Tampa Kinezyofobi Ölçeği) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda ağrı, esneklik ve fonksiyonel düzeyde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar karşılaştırıldığında ise, fonksiyonel düzey ve kinezyofobi dışındaki tüm parametrelerde çalışma grubu lehine anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; kronik bel ağrılı hastalarda fasyal mobilizasyon yönteminin klasik fizyoterapiye göre ağrı ve esneklik üzerinde daha etkili olduğu görüldü. Bundan sonraki çalışmalarda ve fizyoterapi rehabilitasyon uygulamalarında fasyal tedavinin klasik fizyoterapiyle birlikte kullanılmasının, hastalarda daha çabuk iyileşmeye ve fonksiyonel sonuçlara yol açacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fasyal mobilizasyon, lumbal bölge, fizyoterapi, rehabilitasyon, klasik fizyoterapi

AğrıBel ağrısıFizik tedavi+2
Doğan Burak Endamlı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik boyun ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik boyun ağrısı olan 52 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle klasik fizyoterapi ve fasyal tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 26 birey yer aldı. Fasyal tedavi grubuna, klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 seans fasyal mobilizasyon tedavi protokolü (unwinding protokolü) uygulandı. Bu tedavi protokolünde fasya servikalis superficialis, fasya coli superficialis için 2 boyutlu uygulama, fasya servikalis media, fasya servikalis profunda, fasya klavipectoralis, atlanto- occipital bağlantısına yönelik teknikler ve ligamentum suspensorium gevşetme yer aldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı (Basınç Biofeedback), özür durumu (Boyun Ağrı ve Özür Göstergesi), emosyonel durum (Beck Depresyon Skalası-BDS) ve hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Skalası-TKS) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ağrı ve boyun özür göstergesinde azalma (p<0.05) olduğu; fasyal tedavi grubunda ayrıca derin boyun kas kuvveti ve enduransında artma ve emosyonel durumda iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında, etki büyüklüğü karşılaştırmaları, fasyal tedavi grubunda bu ölçümlere yönelik klinik düzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında, ağrı, derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı, özür durumu, emosyonel durum ve hareket korkusu fasyal tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuçlarımız fasyal mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programının kronik boyun ağrısı olan olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem peryotlarını içeren çalışmaların yapılmasının, bu sonuçların kanıt düzeyini artıracağı görüşündeyiz.

AğrıBoyunBoyun ağrısı+5
Gülsen Güler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılması

Çalışmanın amacı omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya omuz tendon patolojisine sahip (subakromiyal sıkışma sendromu, biceps tendiniti ve rotator kaf I. ve II. evre olan) 42 kişi tedaviye alındı. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle rastgele 2 gruba ayrılarak farklı fizyoterapi protokolleri hazırlandı. Fonksiyonel grup (sadece egzersiz) ve konvansiyonel grup (egzersiz + ev egzersizi) olarak ayrılan hastalarının başlangıç ve 6. haftada değerlendirmeleri yapıldı. Ağrı için sayısal değerlendirme ölçeği (Numeric Rating Scala-NRS) dolduruldu. Eklem hareket açıklığı gonyometreyle, kas kuvveti el dinamometresiyle, dayanıklılık modifiye push up testiyle ve fonksiyonellik DASH, Constant-Murley skoru ve TFAST (Zamanlı Fonksiyonel Kol ve Omuz Testi) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda fonksiyonel bir değerlendirme metodu olan TFAST ile ağrı, ROM, kas kuvveti, Constan-Murley skoru (CMS) ve kol omuz ve el sorunları anketi (DASH) arasında orta-yüksek korelasyon bulundu. (p≤0,05, r≤0,8). Sonuç olarak, omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi protokollerin kullanılmasının ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, dayanıklılık ve fonksiyonel bir değerlendirme yöntemi olan TFAST metodunda etkili olduğu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Omuz, Tendon Patolojileri, Fonksiyonellik, Değerlendirme

EgzersizFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+7
Eylül Pınar Kısa
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapistlerin mesleki profesyonelliklerini uygulayabilme düzeylerinin araştırılması

DEDEOĞLU T., Fizyoterapistlerin mesleki profesyonelliklerini uygulayabilme düzeylerinin araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Bu çalışma, Amerikan Fizyoterapi Derneği'nin (AFD) tanımladığı fizyoterapi de temel değerler kapsamında Türkiye'deki fizyoterapistlerin profesyonellik düzeylerini değerlendirmek ve profesyonellik düzeylerine etki eden faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 29,8±5,8 yıl ve mesleki deneyim süresi 6,7±5,9 yıl olan 384 fizyoterapist katıldı. Fizyoterapistlerin profesyonellik düzeylerini değerlendirmek için AFD tarafından geliştirilen "Fizyoterapide Profesyonellik: Temel Değerler Öz Değerlendirme Ölçeği (FPTDÖ)" kullanıldı. Araştırma kapsamında öncelikle FTPDÖ' nün Türkçeye uyarlanması yapıldı. Test-tekrar test güvenirliği (Intraclass Correlation Coefficient-ICC) ve iç tutarlılık güvenirliği (Cronbach α) test edildi. İç tutarlılık güvenirliliğinin yüksek (α=0,97) ve test tekrar test güvenirliliğinin (ICC=0,82) kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlendi. Fizyoterapistlerin genel FPTDÖ puan ortalaması 269,7±36,4'idi. Sonuç olarak fizyoterapistlerin mesleki değerleri sık sık sergiledikleri, profesyonellik düzeylerinin yüksek olduğu görüldü. Ayrıca mesleki değerler hakkında yeterince farkındalıklarının olmadığı ve lisans eğitimlerinde de yeterince farkındalık kazandırılmadığı görüldü. Doktora veya yüksek lisans derecesine sahip, üniversitede çalışan, meslek içi eğitim, kurs veya seminerlere destek veren kurumlarda çalışan, mesleği devam ettirme eğiliminde olan, mesleğini seven ve mesleğin icrasından memnun olan fizyoterapistler FPTDÖ'den daha yüksek puan aldığı ve FPTDÖ' de yer alan mesleki değerleri daha yüksek düzeyde sergilediği görüldü (p<0,05). Ayrıca fizyoterapistlerin mesleki değerler hakkındaki farkındalık düzeyi ile FPTDÖ puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,716 p<0,001). Bu çalışmada görülmüştür ki Türkiye'deki fizyoterapistler arasında profesyonellik düzeylerini iyileştirmek için fizyoterapi müfredat, eğitim değişiklikleri ve çalışma koşullarının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Fizyoterapist, Profesyonellik, Mesleki Değerler, Türkiye

DeğerlerDeğerler eğitimiFizik tedavi+6
Tahir Dedeoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Miyofasiyal ağrı sendorumlu hastalarda farklı fizyoterapi uygulamalarının ağrı, fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Miyofasiyal ağrı sendromlu hastalarda, rutin fizyoterapiye ek olarak uygulanan statik ultrason ( Yüksek Güçte Ağrı Sınırında Ultrason) ve kinezyo bant uygulamalarının etkinliğini araştırmayı amaçladığımız çalışmamızda; miyofasiyal ağrı sendromu tanısı konmuş 45 hastayı randomize 3 gruba ayırdık. Birinci gruba tetik noktalara statik ultrason, ikinci gruba kinezyo bant uygulaması; üçüncü gruba alınan hastalara ise plasebo ultrason 3 hafta boyunca 15 seans uygulandı. Hastaların tedavi sonrasındaki değerleri, tedavi öncesi değerleriyle karşılaştırılarak, bu tedavilerin boyun eklem hareketinin total limitasyonu (gonyometre), basınç ağrı eşiği (algometre), yaşam kalitesi (SF-36) ve boyun fonksiyonel yeterlilik değerlendirmesi (BÖG) üzerine olan etkileri incelendi. İlk değerlendirme tedavi öncesi, ikinci değerlendirme ise 4 hafta sonunda yapıldı. Çalışmamızda her üç gruba uygulanan tedavi sonucunda, tetik noktaların VAS değerlerinde azalma, algometre değerlerinde artış gözlemlendi (p<0,05). VAS ve algometre değerleri için gruplar arası yaptığımız karşılaştırmada ise Grup1 ile Grup3, Grup2 ile Grup3 arasında fark gözlenmezken (p>0,05) Grup1, Grup2'den yüksek bulundu (p<0,05). Dört haftalık tedavi sonrasında grupların boyun normal eklem hareket açıklığı total limitasyon değerlerinde her 3 grupta da azalma gözlemlendi. Hastaların fonksiyonel durumları Boyun Özür Göstergesi ile değerlendirildi ve çalışmamızın sonucunda her 3 grupta azalma gözlemlendi (p<0,05). Grup 1 ile Grup 2 kıyaslandığında Grup 1 lehine azalma gözlemlenirken, Grup1-3 ve Grup2-3 karşılaştırıldığında ise fark gözlemlenmedi (p>0,05). Sonuç olarak miyofasiyal ağrı sendromlu hastalarda yüksek güçte ultrason ve kinezyobant uygulamasının ağrıyı azaltmak ve fonksiyonelliği arttırmak amacıyla tedavi programına eklenebileceği görüşündeyiz.

AğrıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Burcu Bağcı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diş hekimleri ve diş hekimliği öğrencilerinin ağrılı üst ekstremite kas iskelet sistemi problemlerinde germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisinin araştırılması

Mustafa Rıdvan CEYLAN, Diş hekimleri ve diş hekimliği öğrencilerinin ağrılı üst ekstremite kas iskelet sistemi problemlerinde germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisinin araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans Programı, Gaziantep, 2019. Bu çalışma, diş hekimlerinde ve diş hekimliği öğrencilerinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştırmak için yapıldı. Çalışmaya 54 diş hekimliği öğrencisi, 47 diş hekimi dahil edildi. Diş hekimleri 1-4 yıllık mesleki tecrübeye sahip diş hekimleri ve 4 yıldan fazla mesleki tecrübeye sahip diş hekimleri olarak; diş hekimliği öğrencileri ise 1. Sınıf lisans öğrencileri ve 4. Sınıf lisans öğrencileri olarak gruplara ayrıldı. Katılımcılara basılı materyal ile ev egzersiz programı planlanlandı. Katılımcıların; demografik özellikleri, fiziksel aktivite alışkanlıkları, ağrı düzeyleri ve kas iskelet problemlerinin dereceleri 6 haftalık egzersiz programı öncesi ve sonrası değerlendirilerek kaydedildi. Ağrının lokalizasyonu, özelliği, zamanla ağrının ilişkisi ve ağrının şiddetini ölçmek amacıyla Mc Gıll - Melzack (MPQ) ağrı anketi, kas iskelet sistemi değerlendirmesi için Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi, Fiziksel aktivite seviyesinin belirlenmesi için ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanıldı. Katılımcılara 6 hafta boyunca 1 set 10 tekrar şeklinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizleri yaptırıldı. Çalışmanın sonucunda ağrı yönünden tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında ağrının azaldığı, ağrının iş yapmaya engel oluşturma durumunun azaldığı, fiziksel aktivitenin arttığı bulundu (p<0.5). Gruplar karşılaştırıldığında ise 4. Sınıf lisans öğrencilerinin diğer gruplara göre ağrı düzeyinin daha düşük oranda düştüğü gözlendi (p>0.5). Sonuç olarak, diş hekimlerinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizlerinin, ağrı ve kas iskelet sistemi problemleri üzerinde azaltıcı etkisi, fiziksel aktivite düzeyinde artıcı etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Diş Hekimleri, Kas İskelet Ağrısı, Kas Germe Egzersizleri, McGill Ağrı Anketi.

AnketlerAğrıDiş hekimleri+7
Mustafa Rıdvan Ceylan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lateral epikondilitli hastalarda farkll fizyoterapi yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı, lateral epikondilitli (LE) hastalarda farklı fizyoterapi yöntemlerinin ağrı, kavrama kuvveti, normal eklem hareketi (NEH), hasta memnuniyeti ve fonksiyonel durum üzerindeki erken dönem etkilerinin araştırılması ve birbirlerine göre üstünlüğü belirlemektir. Çalışmamıza 31 kadın (%64,6), 17 erkek (%35,4) toplam 48 hasta katıldı. Hastalar geliş sırası referans alınarak liste randomizasyon yöntemine göre üç gruba ayrıldı. Birinci gruba, soğuk uygulama ve sinir kaydırma egzersizi haftada 5 gün olacak şekilde, toplam 3 hafta ev programı olarak yapıldı. İkinci gruba ev programına ilave olarak haftada 2 seans olmak üzere toplam 5 seans manuel tedavi (MT) (derin friksiyon ve eklem mobilizasyonu) uygulaması uygulandı. Üçüncü gruba da ev programına ilave olarak haftada 2 seans, toplam 3 hafta süresince 5 seans ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) uygulaması yapıldı. Katılımcıların subjektif ağrı şiddeti Vizuel Ağri Skalasi (VAS), el kavrama kuvveti dinamometre, parmak kavrama kuvveti pinçmetre, normal eklem hareketi (NEH) gonyometre, fonksiyonellik düzeyi Kol, Omuz ve El Sorunları Anketinin Türkçe versiyonu (DASH-T) ve hasta memnuniyeti PSQ-18 ile değerlendirildi. Katılımcıların ölçümleri tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrası yapıldı. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; dirsek fleksiyonda maksimum kavrama kuvveti, parmak kavrama kuvveti, el bileği ulnar ve radial deviasyon açılarında, DASH-T parametreleri ve PSQ-18 de teknik kalite, kişiler arası tutum, iletişim, finansal boyutlar, erişebilirlik ve rahatlık ortalamalarında gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığı gözlendi (p>0.05). Manuel tedavi grubunda diğer gruplara göre tedavi sonrasi, VAS değerleri daha düşük olduğu ve hasta memnuniyeti parametreleri açısından sağlık hizmeti sunan ile geçirilen zaman ortalaması skorunun daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca dirsek ekstansiyonda maksimum kavrama, dirsek ekstansiyonda ağrısız kavrama ve dirsek fleksiyonda ağrısız kavrama kuvvetlerinin artışının, el bileği ekstansiyonu ve el bileği fleksiyonu NEH artışının, PSQ-18 genel memnuniyet ortalaması skorunun MT grubunda, ESWT uygulanan gruba göre daha fazla olduğu tespit edildi (p<0.05). Çalışmamızda LE hastalarında manuel tedavi uygulamasının sinir kaydırma egzersizleriyle birlikte uygulanmasının daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Tenisçi dirseği, ev programı (soğuk uygulama ve sinir kaydırma egzersizi), manuel tedavi, ESWT

ESWTFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+2
Şahin Çakır
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan bireylerde "enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon" tekniğinin etkisinin araştırılması

Çalışmamız, lumbar disk hernisi olan bireylerde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya lumbar disk hernisi olan 40 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle kontrol grubu ve enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 20 birey yer aldı. Enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubuna; 4 hafta boyunca klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS, ultrason ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, haftada 2 seans enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi protokolü uygulandı. Bu tedavi protokolünde paraspinal kaslara, gluteus maksimus - gluteus medius kaslara ve hamstringlere uygulama yapıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay ağrı (Visual Analog Scale-VAS), düz bacak kaldırma testi (DBKT), slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta da ağrı değerlerinde azalma olduğu (p<0.05); düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde ise artma olduğu (p>0.05) saptandı. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında ise ağrı, düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuç olarak; fizyoterapistlerin lumbar disk hernisi olan bireylerin tedavisinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniklerini, fizyoterapi programları ile birlikte uygulamalarının rehabilitasyona olumlu yanıt verebileceği görüşündeyiz. Ancak lumbar disk hernisi olan bireylere enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinden sonra sırt kas aktivitesindeki değişiklikleri araştırmak için daha yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Lumbar disk hernisi, enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniği, enstrüman, yumuşak doku mobilizasyon, klasik fizyoterapi.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriKas-iskelet manipülasyonları+2
Muhammed Üsame Taş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda spinal dekompresyon tedavisinin ağrı ve fonksiyona etkisinin araştırılması

Çalışmamız Kronik bel ağrılı hastalarda ağrıyı, engelliliği azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada Spinal Dekompresyon tedavsinin etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası 39 bel ağrılı bireyler randomize olarak kontrol ve çalışma grubuna alındı. Tedaviler öncesinde, ortasında ve sonunda; McGill Melzack Ağrı Anketi (MPQ), Algometre Basınç Ağrı Eşiği Değerlendirmesi, Oswestry Özürlülük indeksi (OÖİ), Modifiye Schober testi, El Parmak Ucu Zemin Testi (EPZM), Düz Bacak Kaldırma Testi (DBKT), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği değerlendirmeleri yapıldı. Çalışma grubunda ilk iki hafta 5 gün, ikinci 2 hafta 3 er gün, son iki hafta ise 2 gün olmak üzere 6 hafta süren Spinal Dekompresyon tedavisi, tens stimulasyonu, sıcak uygulaması ve US uygulanırken, kontrol grubuna 6 hafta boyunca, tens uygulaması, ultrason ve sıcak uygulama yapıldı. Çalışmamızda, tedavi süresince grupları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde; MPQ sonuçları her iki grupta da tedavi ortasından itibaren benzer biçimde azaldı (p<0,05). Çalışma grubunda tedavi ortasından itibaren belirlenen noktalardaki ağrı hassasiyeti daha çok azalmaya başlarken; kontrol grubunda bu gelişme tedavi sonunda görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda EPZM ve DBKT değerleri tedavi ortasından itibaren gelişme gösterirken tedavi sonunda her iki grupta da gelişmeler benzerdi. (p<0,05). OÖİ ve M. Schober sonuçları da her iki grupta benzer olarak azaldı (p<0,05). SF-36 alt parametrelerinde Genel Sağlık Algısı dışında (p>0,05) tüm parametreler her iki grupta da gelişme gösterdi (p<0,05). Genel Sağlık Algısı alt parametresi değeri ise hem tedavi ortasındaki hem tedavi sonundaki değerlendirmede çalışma grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise çalışma grubunda tedavi ortasında olumlu gelişmeler görülse de tedavi sonunda her iki grupta da sonuçlar benzerdi (p>0,05). Çalışma sonunda; Spinal Decompresyon tedavisinin kronik bel ağrısı tedavisinde ağrıya erken müdehalede etkili olacağının kanaatindeyiz

AğrıAğrı yönetimiBel ağrısı+5
Begüm Seren Altay
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan hastalarda kinezyo bantlama ve manuel terapi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışma lumbar disk hernisi olan hastalarda Kinezyo Bantlama ile Manuel Terapi'nin ağrı, günlük yaşam aktivitesi, özürlülük, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa M. Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ünitesine, lumbar disk hernisi tanısı ile gelen 20-50 yaşları arasında, çalışmaya katılmayı kabul eden 60 gönüllü hasta alındı. Hastalar basit rastgele yöntemlerle Klasik Fizik Tedavi (KFT)(n=20), Kinezyo Bantlama (KB) (n=20) ve Manuel Terapi (MT) (n=20) olmak üzere üç gruba ayrıldı. KFT grubuna haftada 5 seans, 3 hafta boyunca hotpack, TENS, ultrason ve ev egzersizi programı uygulanırken, KB grubuna KFT'ye ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans KB uygulandı. MT grubuna ise, KFT uygulamasına ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans MT uygulandı. Çalısmaya katılan hastaların ağrı şiddeti, Vizuel Ağrı Skalası ve McGill Melzack Ağrı Soru Formu ile ölçüldü. Fonksiyonel Bel Ağrı Skalası, Nottingham Sağlık Profili, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, kas kısalığı ve normal eklem hareket açıklığı ölçüm ve değerlendirmeleri tamamlandı. Ölçüm ve değerlendirmeler 3 haftalık tedavi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Çalışmanın sonucunda ağrı, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve anksiyete düzeylerinde ve normal eklem hareket açıklıklarında her üç grupta tedavi sonrası iyileşme olduğu bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada, günlük yaşam aktiviteleri, özürlülük ile depresyon düzeyleri ortalama skorunun MT grubunda daha etkili gelişme gösterdiği bulundu (p<0.05). Tedavi sonrası, normal eklem hareket açıklığında artış, kas kısalığı ve anksiyete düzeyleri değerlerine bakıldığında, KB ve MT grupların birbirlerine üstünlüğünün olmadığı bulundu (p>0.05). Ancak, KB ve MT gruplarının, KFT grubuna göre daha etkili olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak 3 hafta tedavi sonrası ağrı, özürlülük, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon düzeyleri üzerinde MT programı daha etkili bulunurken, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı limitasyonu ve anksiyete düzeyleri üzerinde MT ile KB programlarının birbirlerine göre üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi. Çalışmamızda MT uygulamalarının KFT programı ile birlikte lumbar disk hernisi olan hastalarda daha etkili olacağı sonucuna varıldı.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHerniler+4
Tuba Açıkyol
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00

Related subjects