Foreigners
Bu konu başlığı altında 127 tez
Yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşanan sorunlara ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri
Bu araştırmanın amacı, Eskişehir ili ilkokullarında öğrenim gören yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunları, bu sorunların kaynaklarını ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini öğretmen ve öğrenci görüşleri doğrultusunda ortaya koymaktır. Nitel bir araştırma olan çalışmadaki veriler, Eskişehir il merkezinde bulunan sekiz ilköğretim okulunda toplam yirmi bir sınıf öğretmeni ve yirmi dört yabancı uyruklu öğrenci ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilmiştir. Araştırma verileri, içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: •Yabancı uyruklu öğrencilerin yaşadıkları genel sorunlar ana teması altında, "Dışlanma", "Dil ve Kültür Farklıkları", "Uyum", "Çevreyle İlişkiler", "Ekonomik Sorunlar" ve "Politik Sorunlar" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin; Türk örf- adetlerine ve okul kurallarına uyum sağlamadıkları ve Türkiye'yi kabullenemedikleri, yeni hayatlarına uyum sağlayamadıkları, kendi yakınları ile gruplaştıkları ve kapalı bir biçimde yaşadıkları, öğretmen ve akranları ile iletişim kuramadıkları, ten renkleri ve uyrukları nedeniyle zaman zaman yabancı görülüp, dışlandıkları ve öğrencilerin özgüven sorunları yaşadıkları ve yalnızlaştıkları tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunlar ana temasında, "Dil ve kültür farklılığı", "Temel dil becerileri", "Anlama", "İfade etme ve yorum yapma", "Programın gerisinde kalma" ve "Akademik başarısızlık" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen verilerden hareketle öğrencilerin, öğretmenini, arkadaşlarını ve çevresindekileri anlamadıkları, iletişim kuramadıkları, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemedikleri ve derslere katılamadıkları, derslerde programın gerisinde kaldıkları ve çoğunlukla öğrencilerin başarısız oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. •Eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunların kaynakları ana temasında; "Öğrenciden kaynaklanan sorunlar", "Öğretmenden kaynaklanan sorunlar", "Aileden kaynaklanan sorunlar" ve "MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar" temalarına ulaşılmıştır. •Öğrenciden kaynaklanan sorunlar ise; "Dil bilmeden eğitim sistemine dâhil olma", "Ara sınıflarda eğitime başlama" "Uyum sorunları yaşama", "Derslere ilgisizlik", "Algıda gerilik" ve "Disiplini bozma" olarak belirlenmiştir. •Öğretmenlerden kaynaklanan sorunlar; "Öğrenci ve aileleri ile iletişimsizlik", "Öğretim teknikleri ve mesleki yeterlilik", "Ölçme-değerlendirme", "Sorunlara çözüm üretmeme" ve "Evrensel bir dil bilmeme" olarak ortaya çıkmıştır. •Aileden kaynaklanan sorunların; "Ailenin maddi durumu", "Ailenin eğitim durumu", "Okul idaresi ve öğretmenler ile iletişimsizlik", "Çocuğa gereken ilgiyi göstermeme" ve "Eğitim ve gelecek planı eksikliği" olduğu belirlenmiştir. •MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar ise; "Politik kaynaklı sorunlar", "Eğitim sistemi kaynaklı sorunlar", "Program kaynaklı sorunlar" ve "Türkçe kurs ve materyal eksikliği" olarak tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik ortaya konan öneriler, "Öğrencilere", "Öğretmenlere ve Okullara", "Ailelere" ve "MEB'e ve devlete" yönelik öneriler olmak üzere dört tema altında toplanmış ve bu temaların oluşturduğu alt temalar ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Yabancı Uyruklu Öğrenciler, Eğitim-Öğretim Süreci, Eğitimde Yaşanan Sorunlar
Türkiye'de yaşayan yabancı uyruklu tüketicilerin satın alma niyetleri üzerine etnik kimlik ve tüketici etnosentrizminin etkisi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yaşayan Suriyeli tüketicilerin ürün/hizmet değerlendirmesi ve satın alma niyetleri üzerine etnik kimlik ve tüketici etnosentrizminin etkisi olup olmadığının incelenmesidir. Bu çalışmadaki ankete katılan suriyeliler türkiyede çeşitli statülerde bulunmaktadır (geçici koruma statüsü, turist vizesi, uluslararası koruma vs.) Bundan kaynaklı olarak çalışmanın başlık kısmında suriyeliler yerine yabancı uyruklu ifadesinin kullanılması daha doğru olduğu öngörülmektedir. Bu amaç doğrultusunda Gaziantep'te yaşayan ve farklı statülere sahip olan 384 Suriyeli kişi ile anket uygulaması yapılmıştır. Hazırlanan anket formu sosyodemografik değişkenler, "Tüketici Etnosentrizmi", "Etnik Kimlik", "Ürün/Hizmet Değerlendirmesi" ve "Satın Alma Niyeti" ölçeklerinden oluşmaktadır. Yapılan araştırma sonucunda katılımcıların tüketici etnosentrizmi, etnik kimlik, ürün/hizmet değerlendirmesi ve satın alma niyeti puanlarının genel olarak yüksek olduğu görülmüştür. Tüketici etnosentrizmi puanları artan katılımcıların Olabi Coffee (etnik) ürün/hizmet değerlendirmesi, Kahve Dünyası (yerel) satın alma niyeti ve Olabi Coffee (etnik) satın alma niyeti puanlarının artacağı sonucuna ulaşılmıştır. Etnik kimlik puanları artan katılımcıların ise Olabi Coffee (etnik) ürün/hizmet değerlendirmesi ve Olabi Coffee (etnik) satın alma niyeti puanlarının artacağı, Starbucks (küresel) satın alma niyeti puanlarının azalacağı tespit edilmiştir. Analiz sonucunda yaş ve etnosentrik eğilim arasında bir bağlantı tespit edilmiştir. Buna göre X kuşağı Z kuşağına göre daha etnosentrik eğilime sahiptir. Tüketicilerin eğitim seviyeleri arttıkça etnosentrik eğilimleri değişmekte, yerel etnosentrizm alt boyutunda eğitim seviyesi arttıkça etnosentrik eğiliminde azalma görülmektedir.
Yabancılara Türkçe öğretiminde efsane metinlerinin dinleme metni olarak B1 seviyesine uyarlanması
Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında hedef dilin yanı sıra hedef kültürün aktarımı da amaçlandığı için sıklıkla edebi metinlerden yararlanılmaktadır. Fakat kimi zaman edebi metinlerin doğrudan kullanılması hedef kitlenin içinde bulunduğu dil düzeyine uygun düşmemektedir. Bu durumda özgün metin; sadeleştirme, genişletme ve kolaylaştırma gibi çeşitli metin uyarlama tekniklerine göre düzenlenebilir. Bu çalışmada sözlü edebiyat ürünlerinden olan efsanelerimiz B1 dil seviyesine göre dinleme metni olarak uyarlanarak bu alanda ders kitabı dışında dinleme metni kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır. Uyarlama işlemi sırasında Gazi Tömer B1 Dil Bilgisi kitabındaki dil bilgisi yapıları ve Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçeve Metni'nin dinleme becerisi yeterlilikleri dikkate alınmıştır. Sözcüksel değiştirimlerde ise Yazılı Türkçenin Kelime Sıklığı Sözlüğü'ne başvurulmuştur. Ayrıca dinleme stratejileri kullanılarak metinlere yönelik dinleme öncesi, sırası ve sonrası için etkinlikler tasarlanmıştır. Metinlerin sonunda Türkçe- Türkçe sözlüğe yer verilmiştir. Uyarlanan metinler seslendirilip sosyal paylaşım ağına yüklenmiştir. Metinlerin yazılı hallerinin altında verilen karekodlarla bunlara ulaşılabilmektedir. Çalışma temel nitel araştırma desenine göre yürütülmüştür. Dinleme metni olabilecek uzunlukta, standart Türkçe ile yazılmış, içerisinde olumsuz örnekler ve argo ifadelere yer verilmeyen, ders materyali olarak kullanılmaya uygun, efsane metin türünün özelliklerini içerisinde barındıran, konuşma diline yakın on beş efsane metni seçilmiş ve üç alan uzmanına gönderilmiştir. Alan uzmanlarının dönütlerine göre içinden on tanesi belirlenerek çalışmada kullanılmaya uygun görülmüştür. Çalışmada aynı sayfa içerisinde metinlerin özgün ve uyarlanmış hallerinin yan yana bulunması yapılan değişikliklerin birebir gözlemlenebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca metinlerin sonunda özgün metnin her bir cümlesinde yapılan değişiklikler tek tek açıklanmaktadır.
Osmanlı Posta Teşkilatı'nın Dünya Posta Birliği ile ilişkileri (1874-1920)
19. yüzyılda yaşanan endüstriyel ve ekonomik kalkınma, posta sektörünün de belirgin şekilde büyümesine yol açtı. Daha önce çoğunlukla ticari şirketler tarafından taşınan mektup ve posta gönderileri, 18. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte posta idarelerinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Devletlerin posta sistemi, bağımsız bir posta idaresi tarafından idame ettirildiği için farklı posta idareleri arasında süreklilik arz edecek şekilde idari ilişkiler mevcut değildi. Aynı zamanda, transit geçişler, posta mevzuatı ve yüksek posta ücretlerinden dolayı uluslararası posta hizmetleri çok zor ve karmaşık bir durumdaydı. Uluslararası ticaretin gelişimine de engel teşkil eden bu durum, posta mübadelesini ve dolaşımını güçleştirmekteydi. Ek olarak, hizmet sunumunun, hizmet kalitesinin ve hizmetlere erişimin sınırlı kalmasına neden oluyordu. Dolayısıyla, aslında ilk çağlardan itibaren mevcut olan posta hizmetinin belirli bir uluslararası nizam dâhilinde gelişmesine imkân sağlayan gelişme, ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşanabilmiştir. Postaya özgü bir uluslararası birlik düşüncesi belirdiğinde, Osmanlı Devleti bunu olumlu karşılamış ve desteklemiştir. Osmanlı Devleti, UPU çatısı altında posta ihlallerinin son bulabileceğine ve yabancı posta sorununun kalıcı olarak çözüme kavuşturulabileceğine duyduğu inanç temelinde, 15 Eylül-9 Ekim 1874 tarihlerinde düzenlenen Bern Kongresi`ne katılmış ve 9 Ekim 1874 tarihinde Dünya Posta Birliği'nin ihdasını simgeleyen Uluslararası Posta Sözleşmesi'ne taraf olmuştur. Bu bağlamda, bu çalışma Osmanlı Devleti`nin UPU üyeliğini, Osmanlı topraklarındaki yabancı posta varlığını, Avrupalı devletler ve UPU`nun yabancı posta meselesine yaklaşımını, UPU kongre çalışmalarında yabancı posta meselesinin kapsadığı alanı, Osmanlı Posta Teşkilatı ve yabancı postalara dair görüşlerin Avrupa gazetelerine yansımasını, Osmanlı topraklarındaki posta ihlallerinin meşrulaştırılma ve politikleştirilme çabalarını ve Osmanlı Devleti`nin UPU delegasyonlarını ve kongrelerdeki çalışmalarını analiz etmektedir. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, Osmanlı Posta Teşkilatı, UPU, UPU üyeliği, Yabancı Posta Meselesi, Bern Kongresi, Bern Posta Sözleşmesi ve Posta İhlalleri.
Yabancı uzmanların Türkiye'nin çalışma hayatındaki yeri ve önemi (1930-1945)
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli hedefleri vardı. Bu hedefler doğrultusunda ekonomi alanında başarılı; kültür ve eğitim alanlarında güçlü bir toplumun oluşturulması gerekliydi. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar doğrultusunda kısa zamanda çalışmalar başladı. Yapılacak çalışmaların önünde iki önemli sorun tespit edildi. Sermaye azlığı ve nitelikli eleman ihtiyacıydı. Bu ihtiyaç yabancı uzmanların yardımıyla giderilmesine karar verildi. Hükümet, hangi alanda nitelikli elemana ihtiyacı varsa alanında ünlü kişileri ülkemize davet etti. Ekonomi, eğitim, kültür, sanat, bayındırlık gibi birçok dalda yabancı uzmanlar farklı ülkelerden ülkemize davet edilerek kurumların dahada verimli çalışması sağlandı. Yeni kurulan bir devletin birçok kurumunun temelinin atılmasında ve bozulan kurumların düzenlenmesini yabancı uzmanlar sağladı. 1930 yılında başlayan ekonomideki devletçilik anlayışı çerçevesinde kurulan Merkez Bankası, Sümerbank, Etibank vb. kuruluşların bir an önce faaliyete geçmesi için yabancı ülkelerden ilgili alanda uzman getirilerek çalışmalar başladı. Bu yabancı uzmanlar sadece geldikleri kurumda çalışmakla kalmadılar. Yüzlerce mühendis, doktor, öğretmen, sanatçı, işçi yetiştirdiler. Yeni kurumlar açıp, kurumların planlarını hazırladılar. Ülke imar faaliyetini hazırlayarak yeni yollar, yeni binalar inşa edilmesi için çalıştılar. Başkent Ankara olmak üzere birçok şehrin imarında ve modern bir yapıya kavuşmasında yardımcı oldular. Ayrıca daha sonraki yıllarda o kurumda çalışacak elamanları yetiştirdiler. Bugün Türkiyenin gelmiş olduğu gelişmişlik seviyesinin temeli 1930'larda yabancı uzmanların ülkemize çağrılmaları ve onlarla birlikte fedakârlık içinde çalışan insanlarımızın gayretleri sayesinde olmuştur. Bu çalışmada 1930-1945 yılları arasındaki Türkiye'nin gelişmesinde yabancı uzmanların çalışmaları ve katkıları açıklanmaya çalışılmıştır.
New actors in Turkish housing market, foreigners: Bursa case
The amount of engagement and interest shown by Iranians in the Turkish property market has dramatically expanded over the past few years. Our research area, Bursa, is one of the four largest cities in Turkey for the inflow of foreign direct investment in real estate and one of the two largest cities in Turkey for Iranian immigrants. The settlement and site selection mechanism in Bursa served as an example for the purpose of this study, which investigated the effect that Iranian real estate acquisition has had on the housing market in Turkey. This goal was accomplished by way of a procedure that consisted of two stages. Following an analysis of the pertinent prior research, a survey was carried out among Iranians who had just purchased a home. The in-depth interview method was used to determine whether the residential areas chosen by Iranians in the city and the characteristics of the residential areas they prefer, the residential environments created, and whether or not they meet the requirements. These findings are a direct result of the surveys that were conducted. As a result of the interviews, we were able to explore the reasons why Iranians prefer Bursa to buy properties, the reasons for their preferences for the neighbourhoods they live in, whether they engage in local mobility, and the reasons for relocating to Bursa. During the face-to-face survey that was carried out between the 15th of April and the 15th of September 2022, 148 Iranians who had purchased homes in the central districts of Bursa (Nilüfer, Osmangazi, and Yıldırım) after 2012 were questioned regarding the demographic characteristics of their households as well as their level of agreement with 41 statements using a 9-point Likert scale. In light of the results of the questionnaires, the statistical data are analysed by means of the SPSS program, and the results of factor analysis are used to assess the nature of the connections between the variables. In order to study the cause-and-effect relationship that exists between the dependent variable and the independent variables, a binary logistic regression analysis is performed because the dependent variable in question has a response that can only be one of two possible states. According to the findings of the research, Iranians have indicated a strong preference for settling in Bursa since the city provides a contemporary way of life, as well as thoughtful planning of residential zones and high-quality housing structures. Iranians are primarily concentrated in the center districts that have the highest level of socioeconomic development and accessibility in comparison to other districts, as well as in the districts that stand out for their planned urbanization project.
Necla Kelek'in ?Die Fremde Braut? ve Nuran Joerissen'in ?Süsser Tee? isimli eserlerinde `öz' ve `yabancı' kavramlarının irdelenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Eserleri `Göçmen Yazını' adı altında toplanan Almanya'daki Türk kökenli bazı yazarlarda, köken kültürlerine ve Türk insanına yönelik bir takım önyargılı söylemler göze çarpmaktadır. Bu söylemler, hem Türk insanı hakkındaki mevcut önyargıları ve kalıpyargıları güçlendirecek hem de henüz bu önyargılara sahip olmayan birçok genç Alman okurun da, Türk insanını bu önyargılar doğrultusunda algılamasına ve tanımasına neden olacak boyuttadır. Eserlerini bu yönde ele alan yazarlarda `öz' ve `yabancı' kavramlarının birbirleri ile yer değiştirdiği de gözlemlenmektedir.Çalışmada, kendi ve ailesinin yaşam hikayesinden yola çıkarak bütün Türk Toplumunu önyargılı söylemleri ile genelleyen Necla Kelek'in `Die Fremde Braut' (Yabancı Gelin) adlı eseri ile benzer bir konuyu kaleme alan ama bunu yaparken salt yaşam hikayesine sadık kalan ve bütün topluma yönelik genellemelerden kaçınan Nuran Joerissen'in `Süsser Tee' (Şekerli Çay) adlı eserlerinde `öz' ve `yabancı' imgeler irdelenecektir.Çalışma, Karşılaştırmalı Yazınbilim altında imge çalışmasıdır. Ele alınan imgeler, kadın yazarların kendi hayat hikayelerinden yola çıkarak kaleme aldıkları eserlerinde tespit edilen ortak, benzer ya da farklı imgelerdir. Çalışma, hem bazı yazarlarda köken kültürlerine karşı oluşan önyargılarla çevrili ve düşmanca tutumların nedenlerinin tespit edilmesi hem de yazın alanında imge araştırmalarının, kültürlerarası boyutta ne denli önemli olduğunun altının çizilmesi bakımından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: imge, önyargı, stereotip, Göçmen Yazını
Yabancı uyruklu akademisyenlerin birey-çevre uyumu: İşe yönelik tutumlarda kültürel adaptasyonun rolü
Bu çalışmanın amacı birey-çevre uyumu, kültürel adaptasyon iş tatmini, yaşam tatmini ile işten ayrılma niyeti arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda konu ile ilgili yapılmış olan önceki çalışmalar incelenerek araştırma modeli oluşturulmuş ve araştırma hipotezleri geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında geliştirilen bu hipotezlerin sınanması amacıyla kullanılan veri anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye'deki kamu ve vakıf üniversitelerinde görev yapan 415 yabancı uyruklu akademisyene anket uygulanmıştır. Araştırma bulguları, çalışmanın amacına uygun şekilde keşfedici faktör analizi, korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılarak elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucu elde edilen bulgular araştırma hipotezlerini büyük ölçüde desteklemektedir. Buna göre, birey-çevre uyumunun kültürel adaptasyon, iş tatmini, yaşam tatmini ve işten ayrılma niyeti gibi çalışan tutumlarını yordadığı yapılan korelasyon analizi sonucu ortaya konulmuştur. Aynı şekilde, kültürel adaptasyonun da iş tatmini, yaşam tatmini ve işten ayrılma niyetinin anlamlı birer yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, birey-çevre uyumu ile yaşam tatmini ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kültürel adaptasyonun kısmi aracı rolü olduğuna dair bulgular elde edilirken, birey-çevre uyumu ile iş tatmini arasındaki ilişkide kültürel adaptasyonun aracılık rolünün bulunmadığı ortaya konulmuştur. Son olarak, elde edilen bu sonuçlar konu ile ilgili literatürde yer alan çalışmalar bağlamında tartışılarak, gerek örgütler gerekse gelecekte yapılacak çalışmalar için bir takım öneriler sunulmuştur.
IŞİD Terör Örgütü'nün Türkiye'ye yönelik propaganda faaliyetleri ve yabancı teröristler
Günümüzde kavramsal olarak tanım sorunu yaşayan terörizmin varlığını devam ettirebilmesi adına yaşadığımız yüzyıla özgü bir takım yöntemler belirlediği dikkat çekmektedir. Özellikle bilgi teknolojileri çağında yaşadığımız düşünüldüğünde İslami referanslı radikal terör örgütlerinin gelişen teknolojiyle birlikte etkinlik alanlarını sanal ortamlara taşıdıklarını görmekteyiz. İşte bu bağlamda IŞİD'in dijital dünyayı Türkiye merkezli propagandasını oluşturması bakımından nasıl kullandığına dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü terör örgütlerine insan kaynağı akışını sağlayan temel argüman propagandadır. Günlük hayatta sıkça kullandığımız sosyal medya bir zaman sonra terör örgütlerinin elinde çok tehlikeli bir silah haline dönüşebilmektedir. Bu bağlamda örgütün Türkiye propagandasını internet ortamında yayınladığı ve içeriğini modern kültür kodlarına göre dizayn ettiği 7 sayılık dijital Konstantiniyye Dergisi oluşturmaktadır. Örgütün dergi içeriğinde referans aldığı temel İslami kavramlardan olan cihat, hicret, şehitlik düşünüldüğünde karşımızda selefi ideolojinin yansımalarıyla sistematize olmuş bir terör örgütünün yer aldığını söylemek yanlış olmaz. Bütün bunların yanında örgütün önemli bir seviyede insan kaynağını oluşturan yabancı teröristlerin radikalleşme süreçleri üzerinde de bu propaganda yönteminin son derece önemli olduğu söylenebilir. Sorunun doğru analiz edilerek çözümün de bu bağlamda geliştirilmesi tıpkı çilingir misali kilidin yapısına uygun anahtar üretilmesi bakımından önemlidir.
Yabancılar için Türkçe İstanbul (Istanbul Turkish for Foreigners Course Book) ve Yedi İklim orta seviye ders kitaplarının kültür aktarımı açısından incelenmesi
Bu çalışmada, İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi okutmanları tarafından hazırlanan, İstanbul Üniversitesi ile Çukurova Üniversitesi TÖMER'de (Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi) okutulan İstanbul ile Yunus Emre Enstitüsü tarafından hazırlanan Yedi İklim orta seviye Türkçe öğretimi ders kitapları kültür ögeleri açısından incelenmiş ve sonuçları değerlendirilmiştir. Bu ders kitapları A1-A2 (Temel), B1-B2 (Orta) ve C1 +(İleri) seviyelerinden oluşmaktadır. İncelediğimiz Türkçe öğretim setleri; AODÇ (Avrupa Ortak Dil Çerçevesi) kriterlerince belirlenmiş, dil düzeylerine uygun biçimde düzenlenmiş, iletişim ve öğrenen odaklı yaklaşıma göre yapılandırılmıştır. Çalışmamızda sözü edilen ders kitaplarında Türk toplumunun ve kültürünün temel ve önemli özelliklerinin yansıtıldığı kültürel etkileşim, kültür aktarımı, çeşitli kültür ögeleri ve metinlerdeki kültürel bilgi içerikleri ile kültür kodları üzerinde durulmuştur. Çalışmada amaç, adı geçen yabancılara Türkçe öğretimi ders kitaplarındaki kültürel değerlerimizin tespitini yapmak ardından bazı değerlendirme ve önerilerde bulunmaktır.
Türkiye'de yabancıların taşınmaz edinimi ve etkileri
Yabancıların taşınmaz edinimi, ülkemizde cumhuriyet dönemi ve öncesini de kapsayacak şekilde yoğun tartışmaların yaşandığı ve Türk mevzuatında birçok defa değişikliklere konu olmuş, kanun değişikliklerine gündem teşkil etmiş bir alandır. Türk hukukunda yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi konusu dağınık bir yapı içinde düzenlenmiştir. Yabancıların Türkiye'de taşınmazlar üzerinde sahip olabilecekleri haklar, esas itibarıyla 2644 sayılı Tapu Kanunu'nda yapılan 6302 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle ele alınmaktadır. Bu çalışmada, bilhassa Tapu Kanunuyla ortaya konan hukuki çerçeve kapsamında yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz edinimine ilişkin kabul edilen şartlar ve kısıtlayıcı düzenlemeler incelenmiştir. Tapu Kanununda 2012 yılında gerçekleştirilen değişiklikler arasında en önemlisi yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimine ilişkin karşılıklılık şartının kaldırılmasıdır. Değişiklikle, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmesi için karşılıklılık şartının yerine, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ülkelerden birinin vatandaşı olmak şartı getirilmiştir. Yeni sistemde 2017 Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu'nun kaldırılmasıyla kanunlarda Bakanlar Kurulu'na verilen bütün görevler Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Bu yüzden Tapu Kanunu'na ilişkin tarihsel süreçte Bakanlar Kurulu'na ilişkin anlatılan yetkiler artık günümüzde Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır. Kanun düzenlemeleri sayesinde yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimi kolaylaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi, Tapu Kanunu, karşılıklılık.
Türkiye'deki yabancıların kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar
Türkiye'ye göç eden yabancıların ülkemizde bulundukları süreç içerisinde ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli kamu kurumlarına, hizmet almak amacıyla başvurduklarında yaşadıkları sorunlar bu çalışmanın temel amacını teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; yabancıların ülkemizde kamu hizmetleri aşamasında, kamu kurumlarında yaşadıkları sorunları çeşitli başlıklar altında ele alınması ve sorunlara olası çözüm önerileri sunulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm literatür taraması ve genel kavramların açıklanması ve göç olgusunun Türkiye ve Dünya üzerindeki tarihi gelişimine ayrılmıştır. Bu çerçevede göç, göçmen, yabancı, iltica, mülteci ve sığınmacı gibi çalışma boyunca kullanılacak temel kavramlara yer verildikten sonra, çalışmanın olgusal arka planına dair genel bir resim sunmak amacıyla Suriye mülteci kriziyle zirveye ulaşan çağdaş göç sorunları ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye ve Avrupa Birliği göçmen politikaları, hukuki rejimi başta olmak üzere göç ve kamu hizmeti olgusu incelenmekte ve bu iki mesele arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Bu çerçevede yabancıların sorunlarının çözümü açısından toplumsal, uyum ve entegrasyon. Türkiye'de yabancılara sağlanan kamu hizmetlerin hukuki ve kurumsal altyapısına değinilmektedir. Aynı bölümde, Türkiye'de göçmenlere verilen kamu hizmetleriyle bağlantılı sorunlar genel olarak ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Türkiye genelinde bulunan Göç idaresi Müdürlüklerinin 49'undan hizmet alan 59 farklı ülke vatandaşı 1174 kişi üzerinde yapılan saha çalışmasına ayrılmıştır. Bu çerçevede anılan göçmenlerle yapılan anket sonuçları analiz edilmiş; göçmenlerin kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlar karşısında hissettikleri başta olmak üzere kamu hizmetine dair göçmenlerin yaşadıkları sorunlara dair derinlemesine bir inceleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, İltica, Mülteci, Düzenli Göçmen, Düzensiz Göçmen, Yabancı, Kamu hizmeti, Entegrasyon
Sağlık çalışanlarında kültürlerarası iletişim kaygısının zenofobi (yabancı düşmanlığı) ile ilişkisi
Gaziantep ilinde hemşire ve ebelerin kültürlerarası iletişim kaygılarının ve zenofobi düzeyleri ile bu iki değişken arasındaki ilişkinin ortaya koyulması planlandı. Sağlık çalışanlarının (hemşire ve ebe) kültürlerarası iletişim kaygısı düzeyleri ile zenofobi düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan bu çalışma kesitsel tiptedir. Araştırma verileri, Kasım 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Gaziantep ilindeki Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde görev yapan hemşire ve ebelerden toplandı. Araştırma, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 143 hemşire ve ebe ile yürütüldü. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Kültürler Arası İletişim Kaygısı Ölçeği ve Zenofobi (Yabancı Düşmanlığı) Ölçeği aracılığıyla toplandı. Verilerin analizinde ortalama ± standart sapma, frekans ve yüzde değerleri, Bağımsız gruplar t-testi ve Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi kullanıldı. Sağlık çalışanlarının Kültürler Arası İletişim Kaygısı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması 32.64±6.78 olarak bulundu. Araştırmamızda sağlık çalışanlarının orta düzeyde bir kültürlerarası iletişim kaygısına sahip oldukları belirlendi. Sağlık çalışanlarının Zenofobi Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması ise 42.81±7.61 olarak tespit edildi. Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının zenofobi düzeyi orta düzeyde olarak bulundu. Araştırmamızda sağlık çalışanlarının kültürlerarası iletişim kaygıları ile zenofobi düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulundu (r=.432, p<0.05). Araştırmada, kültürlerarası iletişim kaygısı ve zenofobi düzeyine ilişkin bulgularda, eğitim durumunun yükselmesi ile bu değişkenlerin daha düşük düzeyde olduğu belirlendi. Sağlık hizmeti sektöründe görev yapacak olan tüm sağlık çalışanlarının hizmet öncesi dönemde eğitim programlarında kültürlerarası iletişim, kültüre duyarlı bakım ve göçe yönelik akademik derslerin sayısı artırılmalı ve bu dersler uygulamalar ile desteklenmelidir.
Yabancı menşeili kurumların Türkiye'de vergilendirilmesi
1970'li yıllar sonrasında dünya ekonomisinin büyük bir değişim ve dönüşüm içine girdiği kabul edilmektedir. Ekonomik serbestleşme veya küreselleşme olgusu olarak tanımlanan bu değişiklik ulusal ekonomilerin entegrasyonunu hızlandırmış; karşılıklı sermaye, teknoloji ve hizmet akımına neden olmuştur. Sermayenin artan bu mobilitesi vergiyi doğuran olayın çok farklı ülkelerde gerçekleşmesi sonucunu doğurmuştur.Devletin ülkesi üzerinde egemenliğine dayanarak, vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili gücü olarak tanımlanan vergilendirme yetkisi küreselleşme olgusunun hız kazandığı günümüz dünyasında, devletlerin özerk olarak kullandıkları bir yetki olmaktan çok uzaklaşmıştır. Çünkü ekonomik serbestlik, yurt dışında faaliyeti olan vergi mükelleflerinin kaynak ve mukim ülke arasında sıkışmasına ve çifte vergilendirme sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.Gerek gelişmiş ülkelerde gerekse gelişmekte olan ülkelerde hayati öneme sahip bir konu olan yabancı sermayenin ülkeye çekilmesinde ülkeler çeşitli maliye politikası araçlarına başvurmaktadırlar. Yabancı sermaye yatırımları ve çokuluslu şirketlerin faaliyetleri, bu kurumlarca elde edilen kazançların vergilendirilmesi sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Şüphesiz ki uluslararası vergi hukukunun en önemli problemlerinden biri de çifte vergilendirmenin önlenmesidir. Kaynak ülke ile mukim ülke arasında doğan çifte vergilendirme sorunu, dar mükellefiyet esasına göre vergilendirme yöntemi ve uluslararası vergi anlaşmaları ile çözüme kavuşturulmaktadır.Yabancı kurumlar Türkiye'de iki şekilde faaliyet gösterebilirler. Buna göre bu kurumlar aynen Türkiye menşeli kurumlar gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirket kurabilirler ki bu durumda bu kurumlar tam mükellef olarak tanımlanmaktadır. Yabancı kurumların ikinci olarak gerçekleştirdikleri faaliyet türü Türkiye'de herhangi bir şirket kurmadan şube açarak veya daimi temsilci vasıtasıyla elde edilen gelirdir ki çalışmamızın ana çerçevesini bu ikinci gelir türü oluşturmaktadır.Çalışmanın amacı, 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'na göre Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı menşeli kurumların kurum kazancının ne şekilde vergilendirileceğinin tespit edilmesidir. Bu amaçla kurumların elde etmiş oldukları kazançlar Gelir Vergisi Kanunu'na göre yedi tür kazanç ve irat olarak ayrı ayrı ele alınmış, konu örneklerle zenginleştirilip ve eksiklikleri ile irdelenmeye çalışılmıştır.
XIX. yüzyılda İzmir'deki Rum okulları
XIX. Yüzyılda İzmir'deki Rum Okulları adlı tezimizde öncelikle kronolojik olarak İzmir'in demografik ve sosyo-ekonomik yapısı incelenmiştir. Rum tebaa odaklı olmak üzere İzmir'de bulunan diğer azınlıklardan, yaşam, kültür, yerleşim ve eğitimlerinden bahsedilmiştir. Osmanlı Devleti'nde ve buna bağlı olarak özellikle İzmir'deki eğitim hayatı hakkında ayrıntılı bilgilere yer verilmiş, bu bilgiler ışığında İzmir'deki Rum okulları incelenmiştir
14. yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine kadar yabancı seyyahların gözünden Bursa ilindeki mimari eserler
Bu tezde 14. yüzyıldan 1923 yılına kadar günümüz Bursa ili sınırları dâhilinde seyahatler yaparak burada karşılarına çıkan mimari eserlere yer veren seyyahların tanımlamaları değerlendirilmiştir. Yapılan tanımlamaların güvenilir olup olmadıklarının tespit edilmesi için ilk olarak seyahatnamelerin yapısal incelemesi yapılmış ve mevcut problemler ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında Bursa ili ve ilçelerindeki Osmanlı Dönemi öncesi ve Osmanlı Dönemi eserleriyle ilgili seyahatnamelerde yer verilen bilgilerin tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Yapılarla ilgili karanlıkta kalan bazı hususlar da yine bu kaynaklar aracılığıyla aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca özellikle Bursa ili merkezi örneğinde deprem, yangın, savaş gibi bazı afetlerin yapılar üzerinde meydana getirdiği tahribatlara seyyahların aktarımları paralelinde yer verilmeye gayret edilmiştir. Seyahatnamelerde Osmanlı yönetimi ve halkının eski eserlere yönelik tutumlarıyla ilgili seyyahların görüşlerinin önemli yer ettiği görülmüş ve bu aktarımlara ayrı bir bölümde yer verilmiştir. Bu yöndeki tanımlamalar bazı durumlarda seyyahların önyargılarının şekillendirdiği düşünceler olabilmekle birlikte özellikle 19. yüzyılda yaşanan ihmalkârlıkları ve bozulmaları ortaya koyması açısından önemli sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Ele aldığımız seyahatnamelerde karşımıza çıkan gravür, çizim gibi görsellerin de yine ayrı bir bölümde değerlendirilmesine çalışılmıştır.
Türkiye'de öğrenim gören yabancı uyruklu üniversite öğrencilerinin kişisel epistemolojileri ile öz değerlendirme ve öz yeterlik algılarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Türkiye?de öğrenim gören yabancı uyruklu üniversite öğrencilerinin kişisel epistemolojileri, öz değerlendirmeleri ve öz yeterlik algıları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaçla öncelikle, öğrencilerin kişisel epistemolojilerinin, öz değerlendirmelerinin ve öz yeterlik algılarının belirlenmesi; daha sonra, öğrencilerin kişisel epistemolojileri, öz değerlendirmeleri ve öz yeterlik algılarının yaş, sınıf, akademik başarı düzeyi değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi; son olarak çoklu regresyon analizleri yapılarak kişisel epistemolojiler, öz değerlendirmeler ve öz yeterlik algıları arasında anlamlı ilişki olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma verileri, Ankara ilinde bulunan özel ve devlet üniversitelerinde öğrenim görmekte olan çeşitli ülkelerin vatandaşı olan yabancı uyruklu öğrencilerden (N=180) kolaylıkla bulunabileni örnekleme yöntemi ile gönüllülük esasına dayalı olarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kıncal, Şahin ve Kartal (2010) tarafından uyarlama çalışması yapılan ?Epistemolojik İnançlar Anketi? (Chan ve Elliot, 2002, 2004), Gürbüz, Akkuş ve Sığrı (2010) tarafından uyarlama çalışması yapılan ?Temel Öz Değerlendirme Ölçeği? (Judge, Erez, Bono ve Thoresen, 2003), Yeşilay (1996) tarafından uyarlama çalışması yapılan ?Genel Öz Yeterlik Ölçeği? (Jerusalem ve Schwarzer, 1981) ve araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Verilerin analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin bilgi ve bilme hakkındaki düşünce ve inançlarının (kişisel epistemolojilerinin) henüz tam olarak gelişmemiş/olgunlaşmamış çoğulcu aşamada olduğu, duruma göre olumlu ya da olumlu olmayan farklı epistemolojik anlayışlara sahip oldukları; öz değerlendirmelerinin duyuşsal faktörlerde olumlu düzeyde olmadığı, yeterlik ve kontrolün kendisinde olduğu boyutunda olumlu değerlendirmelere sahip oldukları; öz yeterlik algısında ise genel olarak orta düzeyin üstünde olumlu algılara sahip oldukları görülmüştür. Öğrencilerin, kişisel epistemolojilerinin yaş, sınıf ve akademik başarı düzeyi değişkenlerine göre farklılaştığı; öz değerlendirmelerin yaş düzeyi değişkeninde farklılaşmadığı, sınıf ve akademik başarı düzeyi değişkenlerinde farklılaştığı; öz yeterlik algılarının ise yaş ve sınıf düzeyi değişkenlerinde farklılaşmadığı, akademik başarı düzeyi değişkeninde farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda kişisel epistemoloji, öz değerlendirme ve öz yeterlik algıları arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel epistemoloji, öz değerlendirme, öz yeterlik.
Yabancılara Türkçe öğretiminde dil ihtiyaç analizi: Bosna-Hersek örneği
Bu araştırmada, Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezinde Türkçe öğrenen Bosna-Hersekli kursiyerlerin Türkçe kurslarına ilişkin dil öğrenme ihtiyaçları belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın temel amacı, yabancılara Türkçe öğretiminde öğrenir ihtiyaçlarının belirlenmesi; bu ihtiyaçların yaş, cinsiyet, eğitim gibi değişkenler karşısında farklılık gösterip göstermediğinin tespit edilmesidir. Araştırma, Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen Türkçe kurslarında yapılmıştır. Çalışmada veri toplamak için Iwai ve diğerlerinin (1998) "Japanese language needs analysis" isimli çalışmalarında kullandıkları anketten Türkçeye uyarlanan ve iki bölümden oluşan anket kullanılmıştır. Ankete son şekli verilmeden önce Foynitsa Yunus Emre Türk Kültür Merkezinde Türkçe öğrenen 17 kursiyer ile pilot uygulama yapılmış, tez danışmanı ve uzmanların görüşleri alınarak anket yeniden düzenlenmiştir.Araştırmanın evreni; Bosna-Hersek'teki 2 merkez ve 286 kursiyer olarak belirlenmiş, örneklem olarak 2 merkezden Saraybosna'ya ve 286 kursiyerden 168'ine ulaşılmıştır. Uygulama sonunda anket verileri Türkçeye çevrilmiş, daha sonra bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 21 (Statistic Package For Social Science) programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde yüzde, aritmetik ortalama, t-testi ve varyans analizi için f testi kullanılmıştır.İhtiyaç analizi ölçeğine göre Saraybosna YETKM?de Türkçe öğrenen kursiyerlerin dil öğrenme ihtiyaçları "ticaret yapma, eğitim ve iş imkânı, bireysel ilgi ve ihtiyaçlar ile sınıf içi iletişim kurma" olmak üzere dört alt boyutta kendini göstermiştir. Özellikle Ticaret yapma ihtiyacı kursiyerlerde ön plana çıkmaktadır. Bireysel İlgi ve İhtiyaçlar boyutunda Bosna-Hersek'teki erkeklerin Türkçe Öğrenme İhtiyacının kadınlara göre daha fazla olduğu, kursiyerlerin yaşları arttıkça Eğitim ve İş İmkânı için Türkçe öğrenme ihtiyaçlarının önem kazandığı; buna karşılık kursiyerlerin Türkçe öğrenme ihtiyaçları ile eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancılara Türkçe Öğretimi, Dil ?htiyaç Analizi, BosnaHersek, Yunus Emre Türk Kültür Merkezi.
Türk soylu yabancıların çalışma hakkı ve çalışma özgürlüğü
Bu çalışma, son dönemlerde Türk hukuku bakımından önem arz etmeye başlayan Türk soylu yabancıların çalışma hakkına ilişkin düzenlemeleri ele almak, Türk soylu yabancıların çalışma hakkı bakımından kendilerine tanınan farklı statüden ne şekilde yararlanabileceklerini incelemek, Türk soylu yabancıların çalışma özgürlüğünün hangi meslekler bakımından söz konusu olduğunun ve bu özgürlüğün sınırlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel olarak yabancı kavramından, yabancı türlerinden, yabancıların çalışma hakkından, yabancıların çalışma hakkından yararlanabilmesi için hangi şartları taşımaları gerektiğinden, yabancıların çalışma hakkına getirilen sınırlandırmalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise ilk olarak Türk soylu yabancı kavramı incelenmiş daha sonra Türk soylu yabancılara çalışma hakkı bakımından hangi mesleklerde özgürlükler sağlandığı, bu çalışma özgürlüğüne hangi meslekler bakımından sınırlandırma getirildiği, Türk soylu yabancıların çalışma iznine ilişkin usul ve esaslar incelenmiş, son olarak da Türk soylu yabancıların sosyal güvenlik hakları, siyasi hakları ve mesleki kuruluşlara üye olabilmek haklarına bu bölümde yer verilmiştir. Türk soylu yabancıların çalışma hakkına ilişkin kabul edilen 2527 sayılı Kanun ve bu Kanununun Uygulanması Hakkındaki Yönetmelik ile Türk soylu yabancılar, çalışma hakkı bakımından yasal olarak diğer yabancılardan farklı hak ve özgürlüklere sahip olmuş olsalar da uygulamada bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda uygulamada ortaya çıkan bu sorunlara da yer verilmiştir.
Yabancı nafaka ilâmlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi
Çalışmamızın konusunu `Yabancı Nafaka İlâmlarının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi' oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı, uygulamasının yeni sayılabilecek bir nitelikte olduğu 5718 sayılı MÖHUK ve MÖHUK bakımından önceliği olan milletlerarası sözleşmeler karşısında nafaka ilâmlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizine ilişkin ilkelerin ortaya konabilmesidir. Çalışmada karşılaştırmalı hukuk açıklamalarına girilmeyerek, kanunda ve milletlerarası sözleşmelerde yer alan tanıma ve tenfiz şartları ile usulü detaylı bir şekilde incelenmiştir.Çalışmada yabancı nafaka ilâmlarının tanınması ve tenfizine ilişkin MÖHUK ve milletlerarası sözleşme hükümlerinin uygulaması somutlaştırılmaya çalışılırken, Yargıtay kararlarından ve öğretide yer alan görüşlerden yararlanılmıştır.
Türkiye'de ve Tataristan Cumhuriyetinde yabancıların çalışma hakkı
Anayasa'ya göre, herkes çalışma hakkına sahiptir. Genel kural, yabancılar Türkiye'de Türk vatandaşları gibi çalışma hak ve özgürlüğünden yararlanırlar. Yabancılara ilişkin düzenlemeler kanunlarla yapıldığı takdirde, yabancıların haklarını azaltan, sınırlayan durumlar öngörülebilir. Bunun sınırı milletlerarası hukuk normlarıdır.Çalışma haklarından yararlanacak yabancıların, yerine getirmek zorunda oldukları usul kuralları vardır. Bunlar çalışma izni ve çalışma vizesi alınması, ikamet izni alınması, bildirme yükümlülüğüdür.Yabancıların çalışma haklarına kamu güvenliği, kamu sağlığı, kamu düzeni, kamu yararına ekonomik nedenlerle kanunlarda sınırlamalar getirilebilir.Sosyal hak ve özgürlüklere gelince, yabancıların Türkiye'de bazı kısıtlamalarla da olsa sendikal hakları, toplu sözleşme, grev ve lokavt hakları, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve dinlenme hakları, sosyal güvenlik hakları vardır. Bu haklar ve özgürlükler gerek kanunlarla gerek milletlerarası sözleşmelerle tanınmıştır.
Türkiye'de yabancıların istihdamı
Yabancı istihdamı tüm dünyada binlerce yıldır değişik şekillerde uygulana gelmiş, küreselleşme ile birlikte de değişik bir boyut kazanarak çok önemli bir hal almıştır. Ancak Türkiye'de yabancı istihdamı konusunda sıkıntılar yaşandığı ve yasal boşluklar olduğu görülmüş ve bu konuda bir tez araştırması yapılmasının yararlı olacağına kanaat getirilmiştir.Türkiye'de Yabancıların İstihdamı konusu incelenirken öncelikle yabancı istihdamının tarihsel gelişimi sonrasında Türkiye'deki mevcut durum açıklanmıştır. Konunun genişliği göz önünde bulundurularak izinsiz (kaçak) yabancı istihdamı konusuna ayrıntılı olarak girilmemiştir.Türkiye'de yabancı istihdamını düzenlemek amacıyla 2003 yılında 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Tezimiz içerisinde bu Kanun çerçevesinde çalışma izninin nasıl alınacağı, kimlerin çalışma izni başvurusunda bulunabileceği, çalışma izni alabilmek için gerekli olan şartlar, yabancıların çalışmasına izin verilmeyen meslekler ve çalışma izni verilen yabancıların sahip olacakları haklar ve yükümlülükler gibi hususlar irdelenmiştir. Ayrıca çalışma izni almış olan yabancıların sayıları, meslekleri ve yaptıkları görevlerle ilgili istatistikler açıklanmıştır.Çalışma izni almak suretiyle ülkemize gelen yabancılar, izin aldıkları işyeri/işletme ve meslekte çalışabilmektedir. İzin alan yabancılar, çalıştıkları işyerinde Türk vatandaşı çalışanların sahip olduğu haklardan aynı şekilde yararlanabilmekte; ücret, sosyal güvenlik, fazla mesai ve servis hizmetleri gibi her türlü haktan yararlanabilmektedir. Bunların yanı sıra vergi ödeme, sosyal güvenlik primi ödeme, izin alınan meslek ve işyeri haricinde çalışamama gibi yükümlülükleri de bulunmaktadır.Özetle yabancı istihdamı kavramı oldukça önemli bir kavram olmakla birlikte, Ülkemizde konunun ciddiyeti tam olarak anlaşılamamaktadır. Değişik kanunlarda konuyla ilgili hükümler olmakla birlikte uygulama birliğini sağlamak ve karışıklığı önleyebilmek adına yeni bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Yabancılar Hukukunda göçmenler
Uluslararası uygulamanın aksine Türk hukukunda göçmen kavramı farklı bir anlama gelmektedir. Göçmen, bir ülkeyi terk edip, yerleşmek niyetiyle bir başka ülkeye giden kişileri ifade etmektedir. Elbette, göç alan ülke için yabancı statüsüne sahip olan göçmenler, Türk hukukunda İskân Kanunu kapsamında ise özel bir statüye sahip olmaktadırlar. Bu durumda yabancılar hukuku açısından göçmenler, ?Türk soylu olmayan göçmenler? ve ?Türk soylu göçmenler? olarak bir ayrıma tabi tutulabilir.?Türk soylu olmayan göçmenler?, yabancı statülüdürler. Bu göçmenler, Türkiye'ye girişleri, seyahat ve ikametleri ve Türkiye'de çalışmaları konusunda yabancılara uygulanan yasal mevzuata tabidirler.?Türk Soylu Göçmenler? ise, İskân Kanunu ve diğer yasal mevzuat gereğince farklı bir statüye sahiptirler. Bu tür göçmenlerin, ülkeye giriş, seyahat ve ikametleri hususunda diğer yabancılar karşısında ayrıcalıklı olmakla beraber, bu tür göçmenlerin Türk Vatandaşlığına geçmeleri de daha kolaydır.
Yabancılara Türkçe öğreten resmi kurumlarda dil bilgisi öğretimi
Yaptığımız bu çalışma, farklı devlet üniversiteleri tarafından yabancılara Türkçe öğretmek amacıyla Türk yazarlar tarafından hazırlanmış beş ders kitabının içlerinde yer alan dil bilgisi konuları, bu konuların veriliş sırası ve dil bilgisi öğretiminde kullanılan yöntemler bakımından değerlendirildiği bir araştırma örneğidir.Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde, dört temel dil becerisini destekleyen en önemli unsurun dil bilgisi öğretimi olduğuna inanmaktayız. Bu yüzden çalışmamızda dilimizi yabancılara öğretmek amacıyla yazılan ders kitaplarında dil bilgisine verilen yeri, dil bilgisi konularının sıralanışını, dil bilgisi öğretiminin nasıl yapıldığını tespit etmeye çalıştık.Seçtiğimiz ders kitaplarında kullanılan yöntemleri inceleyerek, işlevsel -kavramasal yaklaşım ile hazırlanan, öğrencinin günlük hayatta doğru ve etkili iletişim kurmasını kolaylaştırmayı ve çabuklaştırmayı hedefleyen seçmeci yöntem ile dil öğretimi yapan ders kitaplarını tespit etmeye çalıştık. Amacımız, bu konuda yapılacak çalışmalara ışık tutmaktır.Ayrıca ders kitaplarında yer alan dil bilgisi konularının sıralanışı ve öğretimi, ADP'de belirtilen ?Dil Düzeylerine Yönelik Beklentiler? ve ?Dil bilgisi Doğruluk Düzeyleri? ne uygunluk bakımından değerlendirilmiştir.Bu inceleme sonucunda, ele aldığımız ders kitaplarının hepsinde dil bilgisine aynı ölçüde yer verilmediği, yöntem birliği olmadığı ve Ankara Üniversitesi Yeni- Hitit Serisi Yabancılar İçin Türkçe Dersleri (1?2?3) dışındaki ders kitaplarının ADP'ye uygun olarak hazırlanmadığı tespit edilmiştir.