Emerging markets
64 theses under this subject heading
Vergi harcamalarının gelişimi ve yükselen piyasalar: Türkiye ve Latin Amerika karşılaştırması
Toplumsal yapı; düzenini ve devamlılığını sağlamak adına egemenlik gücüne dayanan, çeşitli görev ve sorumlulukları ile toplumun idaresinden sorumlu en üst siyasi yapı olan devlete gereksinim duymaktadır. Devlet toplumun yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi için toplumsal düzeni sağlamak gibi çeşitli amaçlar doğrultusunda politikalar benimseyerek ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok kamu hizmeti gerçekleştirmektedir. Devlet klasik işlevleri doğrultusunda sosyal yaşama adalet, güvenlik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki hizmetleri ile dahil olmakla birlikte sosyal amaçların yanı sıra ekonomik ve siyasi pek çok amaç için de maliye politikalarına başvurmaktadır. Maliye politikaları kamu harcamaları ve kamu gelirleri gibi araçlardan yararlanarak uygulanmaktadır. Devlet gerçekleştirdiği kamu hizmetleri için bir finansmana ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetleri için gereken bu finansmanın büyük bir kısmını devlet yine kamudan yani halktan aldığı vergiler yolu ile karşılamaktadır. Vergiler bir toplumun ve devletin vazgeçilmez bir unsuru olsa da vergilerin birey ve gruplar üzerinde oluşturduğu gelir azaltıcı etkiler ekonomik ve sosyal açıdan olumsuzluk teşkil edebilmektedir. Böyle durumlarda devlet birey ya da grupların üzerindeki vergi yüklerini hafifleterek gerek ekonomik gerekse sosyal amaçlarla topluma örtülü bir teşvik sağlamaktadır. Bu vergi harcamaları uygulamaları ile gerçekleştirilmektedir. Vergi harcamaları her ne kadar kamu harcaması niteliği taşıyan bir mali araç olsa da kamu harcamaları içerisinde yer almamaktadır. Vergi ayrıcalığı tanınan kişi ya da gruplara yönelik muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalarla devlet, alacağı vergilerin bir kısmından vazgeçerek vergi harcama amaçlarını gerçekleştirmektedir. Toplumsal hizmetlerin maliyetini karşılamak için yararlanılan en önemli kaynak olan vergilerin de toplanma maliyeti bulunmaktadır. Devletler sorumlulukları gereği elde ettikleri gelirlerin bir kısmını dolaylı olarak sübvanse etmek yerine doğrudan alacağı vergilerden vazgeçme yoluna gidebilmektedir. Bu şekilde önce vergiyi alıp yeniden dağıtıma yönlendirmek yerine, bürokrasi ve maliyetleri devre dışı bırakarak alacağı vergilerden belirli ölçütlerle vazgeçmektedir. Vergi harcamaları kavramsal ve yapısal olarak her ülke için farklı anlam ve nitelendirmelere sahip olabilmekte ve farklı amaçlara hizmet eden bir araç olarak kullanılabilmektedir. Örneğin gelişmiş ülkeler vergi harcamalarını daha çok ekonomik istikrar amacı ile piyasada dengeyi sağlamaya yönelik kullanırken, gelişmekte olan ülkelerde yatırım ve harcama gibi ekonomik kararların etkilenmesi ve artması dolayısı ile ekonomide kalkınma sağlanması amacı ile kullanmaktadır. Ülkelerin vergi harcamalarına bakış açıları ya da hesaplama ve raporlama yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada devletlerin kaynak dağılımı adaleti ile ekonomik refah gibi mali amaçları doğrultusunda en önemli gelir kaynaklarından biri olan vergilerden gönüllü olarak vazgeçerek uyguladıkları vergi harcama politikalarının yıllara göre uygulanma oranları incelenerek söz konusu politikaların amacına uygun sonuçlar doğurup doğurmadığı ve vergi adaleti ile kaynak dağılımında adalet üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Özellikle ülkemizin de içerisinde bulunduğu seçilmiş yükselen piyasa ekonomilerinde vergi harcamalarının incelenmesi ve vergi harcamalarındaki değişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarının analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışma; "Vergi Kavramı Çerçevesinde Vergi Harcamaları", "Vergi Harcaması Kavramı Gelişimi ve Yükselen Piyasalar" ve "Yükselen Piyasalarda Vergi Harcaması Uygulamaları: Türkiye ve Latin Amerika Ülkeleri" olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmamızın ana kavramı vergi harcamalarına bir temel oluşturmak amacıyla vergi, vergi yükü gibi kavramlar ele alınacaktır. Sonra vergi harcamaları kavramının küresel anlamda ilk ortaya çıkışı ve gelişimi incelenerek vergileme ilkeleri ile uygunluk gösterip göstermediğine bakılacaktır. Sonrasında ülkemizin de içinde yer aldığı Yükselen Piyasa Ekonomileri kavramı ele alınacaktır. Yükselen piyasa sınıflandırması içerisinde ülkemizle benzerlik gösteren Latin Amerika ülkelerindeki vergi harcama kavramı ve gelişimi ele alınacaktır. Genel olarak seçili ülkeler ile ülkemizin karşılaştırılması ile Latin Amerika ülkeleri vergi harcamalarına daha fazla öncelik vermektedir.
Ortalamaya dönme modelinin portföy yatırım stratejilerine etkisi: Gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Ortalamaya dönme modeli, hisse senedi fiyatlarının ortalama bir değeri olduğu ve fiyatların zaman boyunca mutlaka bu ortalama değere ulaşacağı varsayımına dayalı bir modeldir. Hisse senedi fiyatlarında ortalamaya dönme modelinin geçerliliğinde, geçmiş fiyatlara bakılarak cari ve gelecek fiyatlar tahmin edilebilmekte, bu da yatırımcıların en yüksek getiri elde etmelerini sağlayacak portföy yatırım stratejilerinin seçimine olanak tanımaktadır. Bu nedenle; ortalamaya dönme modelinin geçerliliğinde en iyi performans gösteren portföy yatırım stratejisinin seçimi, araştırmacıların ilgisini çeken konulardan biri olmuştur.Araştırmanın temel amacı; gelişmekte olan ülke borsalarında ortalamaya dönme modelinin geçerliliğini ve modelin geçerliliğinde en iyi performans gösteren portföy yatırım stratejisini tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda 18 gelişmekte olan ülke borsa endeksinde ortalamaya dönme modelinin geçerliliği, 1995-2010 yılları arasına ait aylık verileri kullanarak panel veri regresyon yöntemi ile test edilmiştir. Ortalamaya dönme modelinin geçerli olduğu tespit edildikten sonra en iyi performans gösteren portföy yatırım stratejisinin hangisi olduğu, zıtlık, momentum ve satın al ve elde tut portföy yatırım stratejileri üzerinde araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, gelişmekte olan ülke borsalarının tamamında ortalamaya dönme modelinin geçerli olduğu ve modelin geçerliliğinde en iyi performansı zıtlık portföy yatırım stratejisinin gösterdiği bulgularına ulaşılmıştır. Zıtlık portföy yatırım stratejisi; menkul kıymetlerin önceki dönem getirilerine göre değer kaybetmeye başladığında satın alınıp değer kazanmaya başladığında açığa satılmasını öneren bir stratejidir. Ortalamaya dönme modelinin geçerli olduğu bir piyasada, yatırımcıların piyasanın genel eğiliminin zıttını yaparak getirisini artırması beklenmekte olup, bulgular literatürdeki çalışmaları destekler niteliktedir. Bu sonuç aynı zamanda gelişmekte olan ülke borsalarının zayıf formda bile etkin olmadığı anlamına gelmektedir. Çalışmanın bulguları yatırımcılar, finansal piyasalar ve akademik araştırmacılar açıaından büyük önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: Ortalamaya Dönme Modeli, Portföy Yatırım Stratejileri, Gelişmekte Olan Ülke Borsaları
The effect of governance on economic growth: Evidence from emerging countries
Emerging countries have achieved a significant improvement in annual growth and now constitute a considerable proportion of the world economy. These countries contain more than half of the world's population. For these reasons, studying the economies of these countries is a very important topic. This study aims to investigate the relationship between governance and economic development in emerging economies. Our research is based on the World Bank data for worldwide governance indicators of emerging economies from 2002 to 2018. The principal component analysis and generalized method of moments were applied to identify the relationship between the gross domestic product index as a dependent variable and the worldwide governance indicator as an independent variable and the foreign direct investment, inflation, and working-age population indicators as control variables. The experimental results showed that there was no significant relationship between governance and economic development. Based on these findings, it is emphasized that the countries in the sample should give more importance to governance. Keywords: Emerging market countries, Economic growth, Governance indicators, GMM, PCA
Gelişen ekonomilerde doğrudan yabancı yatırımlara dayalı teknoloji transferinin toplam faktör verimliliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Standart neoklasik teoriye göre, ülkeler arasındaki uzun vadeli büyüme oranlarındaki farklılıklar, yalnızca dışsal olarak verilen TFV büyüme oranlarındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Öte yandan, içsel büyüme teorisi, bir teknoloji transfer mekanizması olarak doğrudan yabancı yatırımın, sermaye birikimi üzerindeki etkisinden çok TFV üzerindeki etkisiyle uzun vadeli büyümeyi etkileyebileceğini savunmaktadır. İçsel büyüme teorilerinde, teknolojik ilerleme dışsal bir faktör olarak değil, araştırma, geliştirme ve yeniliğe yapılan bilinçli yatırımın bir sonucu olarak kabul edilir. Teknolojik gelişmeler, girdilerin daha verimli kullanılmasına ve mal ve hizmet üretmenin yeni yollarının yaratılmasına olanak sağlayarak TFV'yi artırmaktadır. Bu bilgiler ışığında, bu tezin amacı doğrudan yabancı yatırımların toplam faktör verimliliği üzerindeki etkilerinin gelişmekte olan ülkeler için incelenmesidir. Bu doğrultuda, doğrudan yabancı yatırımların, patent sayılarının, beşeri sermayenin, ticari açıklığın ve tüketici fiyat endeksinin toplam faktör verimliliği üzerindeki etkisi 1990-2019 periyodu ve 10 gelişmekte olan ülke (Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan, Meksika, Malezya, Filipinler, Tayland, Türkiye ve Güney Afrika) için panel FMOLS katsayı tahmincisi aracılığıyla incelenmektedir. Daha sonra, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi panel VEC Granger nedensellik testi aracılığıyla incelenmektedir. Elde edilen bulgular incelendiğinde, uzun dönemde, teknolojik gelişimin, beşeri sermaye birikiminin ve ticari açıklığın faktör verimliliğine katkılarının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buna karşın, tüketici fiyat endeksindeki artışın faktör verimliliğini azalttığı tespit edilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımlardaki artışın faktör verimliliğini arttırdığı görülmektedir. Son olarak, doğrudan yabancı yatırımlardaki artışın, teknoloji transferi aracılığıyla faktör verimliliği üzerindeki etkisini gözlemlemek amacıyla, doğrudan yabancı yatırımlar ile teknolojik gelişimin faktör verimliliği üzerindeki bütünleşik etkisi incelenmiştir. Buradan elde edilen bulgu, yabancı yatırımlardaki artışın, teknolojik gelişimin faktör verimliliği üzerindeki pozitif etkisini tetiklediğine işaret etmektedir.
Kurumsal eşbiçimsellik, pazarlar, firma kaynakları ve gelişmekte olan ekonomilerde şirket gruplarının farklı iş kollarına girmesi: Türk şirket grupları üzerine bir çalışma
IV ABSTRACT INSTITUTIONAL ISOMORPHISM, MARKETS, FIRM RESOURCES, AND BUSINESS GROUP CORPORATE DIVERSIFICATION IN EMERGING ECONOMIES: A STUDY OF TURKISH BUSINESS GROUPS Bahattin KARADEMİR Ph.D. Thesis, Department of Business Supervisor: Prof. Dr. Hüseyin ÖZGEN Co-advisor: Prof. Dr. Richard N. OSBORN September 2004, 164 pages This study focuses on business group corporate diversification patterns of Turkish Business Groups. For the purposes of this study, three stream of works which are institutional-based, market-based, and resource-based view of the business groups are reviewed. The institutional-based view emphasizes role of institutions in the emergence and the functioning of the business groups. The market-based view emphasizes the role of markets in the emergence and the functioning of business groups. The resource-based view emphasizes role of organizational assets in the emergence and functioning of the business groups. In general research results provide support for the relationships between institutional context, markets, organizational resources, and business group corporate diversification. Diversification level of the business groups established in different institutional time periods varies due to the institutional settings differed between these periods. Business groups that have emerged after liberalization are less diversified than those that have been founded under state-domination. Diversification level of the business groups varies by the existence of a bank within the business group. Diversification level of business groups is positively associated with the size of business groups. Diversification level of business groups is directly associated with the time business groups are founded. Finally, implications of the research are discussed. Keywords: Business groups; Turkish Family Holdings; Business group corporate diversification; Emerging Economies; Turkey.
Gelişmekte olan ülkelerde finansal krizleri belirleyen faktörler ve uluslararası finans sistemi
m ÖZET GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE FİNANSAL KRİZLERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER VE ULUSLARARASI FİNANS SİSTEMİ Tolga KABAŞ Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Murat DOĞANLAR Ocak 2004, 126 sayfa 1990'lı yıllarda yükselen piyasaların zayıf kurumsal ortamlarında gerçekleşen fınansal serbestleşirle ve sermaye hesabı açılışı, spekülatif kısa-vadeli sermaye hareketleri ve demokrasinin vazgeçilmez iki unsuru şeffaflık ve sorumluluğun yeteri kadar uygulanmaması fınansal krizleri belirleyen faktörler arasında sayılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin zayıf bankacılık düzenleme/denetleme sistemleri bankaların aşırı risk almasına ve bilançolarında yıpranmalara yol açmıştır. Bu yıllarda ulusal paralara yapılan spekülatif saldırılar zayıf bilançoları olan bankaların ve firmaların iflasına yol açarak fınans krizlerini oluşturmuştur. Kurumsal yapıları farklı olan gelişmiş ülkeler finansal krizlerden gelişmekte olan ülkeler kadar etkilenmemektedirler. 1997 Asya krizinden sonra uluslararası finans sisteminde reform çalışmaları başlamıştır. G-7 tarafından başı çekilen reform çalışmaları gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal alt-yapılarına odaklanmış krizlerin oluşumunda önemli bir faktör olan spekülatif sermaye hareketlerine karşı bir önlem düşünülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Ülkeler, Finansal Krizler, Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Zayıf Kurumlar, Bankacılık Düzenleme/Denetleme Sistemleri.
Gelişmekte olan hisse senedi piyasalarının toplam ve sistematik risklerinin değerlendirilmesi
Uluslararası finansal piyasalar, son çeyrek yüzyılda küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle yeniden şekillenmiştir. 1990'ların başında gelişmiş ülkelerdeki düşük oranlı büyüme nedeniyle, uluslararası yatırımcılar, yatırım yapmak için, gelişmekte olan ekonomileri tercih etmeye başlamışlardır.Toplam risk (Standart sapma) ve sistematik risk (Beta) katsayısının tahmin edilmesi, modern portföy teorisinin belkemiğini oluşturur. Finans literatüründe yer alan araştırmalar, bir varlık için hesaplanan standart sapma ve betanın, getirilerin hesaplanma şekli, hangi endeksin pazarı temsil edeceği, ele alınan tahmin süresi ve benzeri değişkenlere bağlı olarak farklı değerler alabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasalarının değişkenliği ölçülmüştür. Değişkenliğin ölçümünde toplam riskin ölçütü olarak standart sapma, sistematik riskin ölçütü olarakta beta katsayısı hesaplanmıştır. Haziran 2002 ? Mayıs 2005, Haziran 2005 ? Mayıs 2008 ve Haziran 2008 - Mayıs 2009 dönemlerinde Morgan Stanley Capital International (MSCI)'de aynı getiri aralığında, farklı dönemlerin etkisinin görülüp görülmediği araştırılmıştır; standart sapma ve beta katsayılarının değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Gelişmekte olan piyasalarda sermaye türlerinin kurumsal girişimcilik yoluyla firma performansına etkisi: İMKB'ye kote firmalar üzerine bir araştırma
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda hisse senetleri işlem gören firmalar üzerinde anket yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışmada, gelişmekte olan ülkeler bağlamında Türkiye'deki şirketlerin piyasa dışı sermaye türleri ile örgütsel yetenek bazlı entelektüel sermaye türlerinin dahili kaynak düzenleme mekanizması olarak işlev gören kurumsal girişimcilik yoluyla firma performansına olan etkisi araştırılmaktadır. Araştırmada, gelişmekte olan ülkelerde gerek kurum gerek kural bazlı eksikliklerin bulunması sebebiyle ortaya çıkan kurumsal boşluklara istinaden firmaların ilişki temelli stratejiler kapsamında baskın kurumlarla ve iş alemiyle şebeke bazlı yönetsel bağlar kurmak suretiyle politik sermaye, üne dayalı sermaye ve sosyal sermaye elde ederek ve örgütsel dinamiklerinden kaynaklanan entelektüel sermaye bileşenleri olan insan sermayesi, örgüt sermayesi ve müşteri sermayesi ile performanslarını arttırdıkları ve söz konusu ilişkiye kurumsal girişimcilik uygulamalarının aracılık ederek ilişkinin derecesini güçlendirdiği ileri sürülmektedir. Araştırmada, gelişmekte olan ülkelerde firmaların, endüstri temelli ve kaynak temelli perspektiflerin yanında kurumların önemli bir fonksiyon icra etmeleri nedeniyle kurum temelli görüşü de dikkate alarak stratejilerini oluşturmaları gerektiği de önemle vurgulanmaktadır. Araştırma sonuçları, piyasa dışı sermaye türlerinden politik sermaye ve üne dayalı sermayeye, entelektüel sermaye türlerinden örgüt sermayesine sahip olan firmaların kurumsal girişimcilik yoluyla performanslarını arttırdığı yönündeki hipotezleri desteklemektedir. Buna mukabil, araştırma sonucunda piyasa dışı sermaye türlerinden sosyal sermaye ve entelektüel sermaye türlerinden insan sermayesi ve müşteri sermayesinin kurumsal girişimcilik uygulamaları aracılığıyla firma performansına olumlu katkıda bulunduğuna dair oluşturulan hipotezleri desteklememektedir. Bu çerçevede, araştırmada elde edilen bulgular, kurumsal girişimcilik, gelişmekte olan ülke ve piyasalar, kurumsal ilintililik, şebeke temelli stratejiler, ilişki temelli stratejiler, piyasa temelli stratejiler, kurumsal teori, kurum temelli görüş, endüstri temelli görüş, kaynak temelli görüş, yönetsel bağlar, dinamik ehliyetler ve yetenekler, şebeke temelli piyasa dışı kaynak sermayesi, örgütsel yetenek bazlı entelektüel sermaye türleri, Türk iş ortamı ve sistemi ile stratejik yönetim bakış açısıyla değerlendirilmekte ve çeşitli önerilerde bulunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kurumsal Girişimcilik, Piyasa Dışı Sermaye Türleri, Entelektüel Sermaye Türleri, Türk İş Ortamı ve Sistemi, Firma Performansı.
Sermaye kontrollerinin etkinliği: Yükselen piyasalar deneyimi
Bu çalışma sermaye kontrollerinin etkinliğini sınamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada sermaye kontrollerinin etkinliği olay inceleme yaklaşımı ile analiz edilmektedir. Olay inceleme yaklaşımında, sermaye kontrolleri etkinliğinin belirlenen değişkenler açısından analizi; olay öncesi ve olay sonrası olmak üzere iki tanımlanmış döneme ait verilerin ortalamalarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Bu bağlamda çift örnekli ortalama testi ile olay öncesini ve olay sonrasını kapsayan ikişer yıllık çeyrek dönemlik veriler kullanılarak belirtilen dönemler arasında ortalamalar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olup olmadığı analiz edilmektedir. Çalışma kapsamında yükselen piyasalardan Brezilya, Kolombiya, Rusya, Tayland, Filipinler ve Endonezya'nın 2006Q1-2012Q4 periyodunda uyguladıkları sermaye kontrollerinin etkinliği; net sermaye girişleri, reel efektif döviz kuru ve cari işlemler dengesi değişkenleri açısından test edilmektedir. Olay inceleme yaklaşımı ile elde edilen bulgular, sermaye kontrollerinin; net sermaye girişlerini bütün durumlarda azaltamadığını, reel efektif döviz kuru üzerindeki baskıyı çoğu durumda azaltamadığı, cari işlemler dengesinin ortalamasını ise birkaç durumda etkilediğini göstermektedir. Çalışmadan elde edilen genel sonuçlar, araştırılan ülkeler için sermaye kontrolleriyle istenen amaçlara tam olarak ulaşılamadığı göstermektedir. Son olarak, etkin bir sermaye kontrolleri politikası için, küresel piyasa ajanlarının sermaye kontrollerine olan tepkilerinin doğru tahmin edilmesi ve bu temelde sermaye kontrollerinin iyi tasarlanması ve dikkatlice uygulanması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Sermaye akımları, sermaye kontrolleri, olay inceleme yaklaşımı.
Gelişen piyasa ekonomilerinde uluslararası parite sistemleri ve piyasa etkinliği
Bu çalışmada uluslararası parite koşullarının geçerliliği, on beş gelişen piyasa ekonomisi için reel döviz kuru, satınalma gücü paritesi, faiz oranı paritesi ve piyasa etkinliği hipotezlerini kapsayan dört farklı model doğrultusunda test edilmektedir. 2003Q1-2015Q4 çeyreklik dönemler ile 2003-2015 yıllık dönemlerin ele alındığı çalışmada, reel döviz kuru modeli için geleneksel ve yapısal kırılmalı birim kök testlerine, satınalma gücü paritesi ve faiz oranı paritesi modelleri için zaman serisi ile panel veri analizlerine, son olarak etkin piyasa hipotezi modeli için ise zaman serisi analizlerine yer verilmektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular genel olarak uluslararası parite koşullarının on beş gelişen piyasa ekonomisi için geçerli olmadığına yöneliktir. Fiyatlar ve döviz kuru ilişkisini gösteren ve mal piyasası koşullarını yansıtan satınalma gücü paritesinin tamamen etkinsizliği ön plandadır. Bununla birlikte faiz oranları ve döviz kuru ilişkisini gösteren ve varlık piyasası koşullarını yansıtan faiz paritesinin ise diğer üç modele göre, daha tutarlı sonuçlar verdiği gözlemlenmektedir. Bu durum yurtiçi piyasalarda yer alan fiyatlar ile faiz oranı düzeylerinin, döviz kurunun gelecekteki değerini yansıtması anlamında yeteri kadar etkili olmadığını ortaya koymaktadır. Özellikle küresel finans piyasalarında yaşanan olumsuzlukların gelişen piyasa ekonomilerinin makroekonomik politikalarında meydana getirdiği değişiklikler, döviz kurlarının öngörülebilirliğinin azalmasındaki en önemli neden olarak karşımıza çıkmaktadır.
Real exchange rate misalignment and macroeconomic performance in open economies: Analysis on selected emerging market economies
Traditional view acknowledges the detrimental impact of Real Exchange Rate (RER) misalignment on the macroeconomic performance of open economies from the long-term perspective. Findings of the earlier studies on the impact of RER misalignment on macroeconomic performance could be misleading as they typically rely on panel data methods in deriving misalignment series which is highly criticized for its strong homogeneity assumption. Moreover, they mostly investigate the growth performance of open economies in response to RER misalignment while dynamics in fundamentals like trade balance, the aggregate level of domestic consumption and domestic investment are also important to draw more inclusive decision. The study first estimates the equilibrium RER and RER misalignment of selected emerging market economies (EMEs) distinctly adopting single equation approach to confirm the heterogeneity of RER behavior in the long-run through 1980-2016 and then examines its impact on macroeconomic performance of the EMEs together with the respective impact of undervaluation and overvaluation employing Blundell & Bond's (1998) System Generalized Method of Moments (SGMM) estimation approach. Results suggest that RER misalignment and its two opposing components- undervaluation and overvaluation hurt the growth of EMEs. Again, the anti-growth effect of undervaluation is later supported by consumption regression as it finds that undervaluation dries up aggregate consumption. The impacts of undervaluation and overvaluation on the trade balance and domestic investment are in line with theoretical claims- undervaluation stimulates trade surplus and domestic investment while overvaluation erodes them. However, RER misalignment helps recover trade imbalances and promotes aggregate domestic investment. Considering the implications of RER misalignment on economic activity, avoiding distortion in RER from its long term equilibrium level is a crucial policy concern for emerging economies. Keywords: Real Exchange Rate Misalignment, Single Equation Approach, SGMM, Emerging Market Economies.
Yükselen piyasa ekonomilerinde cari açık, ekonomik büyüme ve petrol fiyatları arasındaki ilişki
Gelişmekte olan ülkelerin birçoğu ekonomik büyümelerini gerçekleştirirken cari açık sorunu ile karşılaşmaktadır. Bu ülkelerin ödemeler bilançosu incelendiğinde cari açık sorununun en temel nedenlerinden biri olarak göze çarpan unsur enerji ithalatıdır. Bu çalışmanın amacı cari açık, ekonomik büyüme ve petrol fiyatları arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırmada, yükselen piyasa ekonomileri tanımında yer alan 23 ülkeden yalnızca G-20 üyesi olan ve cari açık sorunu ile karşı karşıya kalan 6 ülke (Arjantin, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan, Meksika ve Türkiye) incelemeye konu edilmiştir. 1982-2019 dönemi için cari açık ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki, petrol fiyatları değişkeni de eklenerek panel veri yöntemi ile incelenmiştir. Modelde ekonomik büyümenin belirleyicisi olan gayri safi yurtiçi hâsıla, cari işlemler hesabı bakiyesi ve Brent petrol fiyatları değişkenleri kullanılmıştır. Dumitrescu ve Hurlin Panel Nedensellik Testi sonuçlarına göre, ekonomik büyümeden cari açığa ve petrol fiyatlarına doğru, petrol fiyatlarından da cari açığa doğru tek yönlü nedensellik tespit edilmiştir. Panel regresyon analizi sonucunda petrol fiyatlarının ve ekonomik büyümenin, cari açığı pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Seçili ülkeler açısından, cari açık ile ekonomik büyüme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilemezken cari açık ile petrol fiyatları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.
The impacts of capital structure on firm's performance: Evidence from EAGLEs and NESTs emerging markets
Capital structure decisions are considered as one of the major financial management decisions of a company, which by proper and efficient adoption of that undoubtedly, a company can play a significant role in achieving its ultimate goal, which is to maximize the value of the company and increase the ownership value of its stockholders. Because it is argued that capital structure by influencing the cost of the capital can improve the operational performance of firms and increase their value. Given the importance of this topic, in this study, the impact of capital structure on the performance of manufacturing companies operating at the different levels of emerging markets in terms of share in global gross domestic product (GDP) growth has been investigated from 2010 to 2019. Therefore 5 Countries each China, India, Brazil, Indonesia, and Turkey are selected from the EAGLEs Emerging countries, which are situated at the top level of emerging markets in terms of share in global GDP, and 5 other countries each Poland, Thailand, Sri Lanka, Saudi Arabia, and Chile are selected from the NEST emerging markets which are situated at the bottom level of emerging markets. The empirical results obtained from this study show that, except for some insignificant positive and negative relationships for some countries, In general leverage (Debts/Assets) has a negative significant relationship with the performance of manufacturing companies in each of EAGLEs and NESTs emerging countries. This means that by increasing the share of debt in the capital structure of companies in the above sample emerging countries, their operational performance decreases. Keywords: Capital structure, financial leverage, firm's performance, emerging market.
Finansal istikrarsızlığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: yükselen piyasa ekonomileri örneği
Bu çalışmanın amacı, finansal istikrarsızlığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelenmektir. Finansal istikrarsızlığın ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği hipotezinden hareketle, öncelikle finansal istikrarsızlığın tanımı yapılmış, ardından kavramsal çerçevenin daha iyi açıklanabilmesi için finansal istikrarsızlığın nedenleri üzerinde durulmuştur. Bu çalışmanın iktisat yazınında yer alan finansal istikrarsızlık ve ekonomik büyüme ilişkisinin incelendiği sınırlı sayıda çalışmaya katkı yapması beklenmektedir. Finansal istikrarsızlık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin test edilmesi amacıyla panel veri analizinden yararlanılan ekonometrik bir model oluşturulmuştur. Ampirik modelde finansal istikrarsızlık endeksinden yararlanılmıştır. Finansal sistemin istikrarının analizine ilişkin bu yaklaşım çerçevesinde, finansal sistemdeki risk ve kırılganlık durumu saptanmaktadır. Finansal sistemin mevcut sağlamlığı ve istikrarının analizinde kullanılan temel göstergeler, finansal sistemin işleyişine yönelik finansal ve makroekonomik değişkenlerden oluşmaktadır. Finansal istikrarsızlık ve ekonomik büyüme ilişkisi yükselen piyasa ekonomileri kapsamında ele alınmaktadır. Bunun nedeni; finansal kırılganlığı yüksek bir ekonomik sistem içerisinde, sistemik etkiler barındırabilecek hale gelmiş potansiyel şokların ortaya çıkma riskinin daha yüksek olmasıdır. Herhangi bir şok karşısında yeterince güçlü olmayan finansal sistemler, olumsuz etkileri yalıtabilecek niteliklere sahip olmadığından negatif büyüme rakamları ile sonuçlanan finansal krizler ortaya çıkmaktadır. Durağan olmayan dinamik panel veri analizinin kullanıldığı çalışmada, değişkenlerin öncelikle heterojen olup olmadıkları incelenmiş ardından değişkenlere ilişkin yatay kesit bağımlılığı araştırılmıştır. İkinci nesil panel birim kök testlerinden yararlanılan bu modelde, uzun dönem regresyon katsayısı tahminlenmiş ve finansal istikrarsızlık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yönünün belirlenmesi amacıyla panel nedensellik analizinden yararlanılmıştır. Elde edilen ampirik bulgular, finansal istikrarsızlığın ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği hipotezini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal İstikrarsızlık, Ekonomik Büyüme, Yükselen Piyasa Ekonomileri, Finansal İstikrarsızlık Endeksi, Panel Veri Analizi, Panel Nedensellik Analizi.
Gelişen piyasa ekonomileri ve Türkiye: Dış ticarette rekabet gücü analizi
Günümüzde küreselleşme kavramı konusunda geniş bir literatür oluşmuştur ve bu kapsamda ortaya çıkan yaklaşımlar önemli farklılıklar içermektedir. 1980'lerde başlayan son küreselleşme dalgasında önceleri ülkeler bu sürece uyum sağlamakta güçlük çekerken, bugün gelinen ortamda güçlü bir serbestleşme hareketinin dünya genelini içine aldığı görülmektedir. IMF politikalarının küreselleşmenin hızlanmasında önemli katkıları olmuştur. Özellikle Doğu Bloku'nun yıkılmasıyla beraber IMF, bu ülkelerin toparlanması sürecinde kendi politikalarını rahatça uygulama imkânı bulmuştur. Bununla birlikte, daha sonra yaşanan birçok yerel, bölgesel ve hatta küresel krizle birlikte IMF politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. IMF'nin yetersiz politikalar uyguladığı ve ülkelerin krizden çıkmasında etkili olamayıp yeni krizlerin yaşanmasını önleyemediği görülmüş, bu kuruma olan güven sarsılmıştır. Küreselleşmenin aktörlerinden biri olan Türkiye, olumlu ve olumsuz birçok faktörün etkisinde kalmıştır. Dış ticaretin hız kazanması, dış ticaret yapılan ülke grubunun artması, rekabetçiliğin önem kazanması küreselleşmenin olumlu etkilerinden bazılarıdır. Olumsuz etkiler içerisinde en bilineni ise, krizlerin bulaşıcılığı konusudur. Örneğin, Türkiye bu dönemde ulusal ve küresel finans krizlerinden etkilenmiştir. Küreselleşme süreciyle birlikte dünya çapında ciddi bir rekabet ortamı oluşmuş ve özellikle gelişmekte olan ülkeler rekabet gücünü ve dünya pazarlarındaki payını artırma çabasına girmişlerdir. Bu ortamda küresel rekabet gücünü hızla artıran ve bu özellikleriyle diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrılan "gelişen piyasa ekonomileri" kavramı ön plana çıkmıştır. Gelişen piyasa ekonomileri, küreselleşmenin getirdiği serbest piyasa ortamında yabancı sermaye kabul eden, hızlı artan bir üretim, sanayileşme ve dış ticaret verilerine sahip olan ülkelerdir. Bu ülkeler, dış ticaret yoluyla küresel pazarlara entegre olurken bazı sektörlerin (Tekstil, Demir-Çelik ve Otomotiv) önem kazandığı görülmektedir. Söz konusu sektörlerin, sanayileşme sürecini hızlandıran gelişen piyasa ekonomilerinin dış ticaret rakamlarındaki payı oldukça yüksektir. Bu çalışma kendi içerisinde dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde yeni ekonomik düzen ve küreselleşme kavramları tanımlanmış; küreselleşme sürecinin gelişimi ve IMF politikalarının küreselleşme sürecine katkısı ele alınmıştır. Daha sonra küreselleşme sürecinin gelişen piyasa ekonomilerine etkisi, 1980'den günümüze Türkiye ekonomisinde küreselleşme ve yeni ekonomik düzende dış ticaret-rekabet gücü ilişkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye ve gelişen piyasa ekonomilerinde (Arjantin, Brezilya, Meksika, Endonezya, Güney Afrika, Güney Kore, Polonya, Hindistan ve Çin) tekstil, demir-çelik ve otomotiv sektörü ele alınmış ve sektörlerin önemine değinilmiştir. Böylece Türkiye'nin gelişmiş ülkeler ve diğer dokuz gelişen piyasa ekonomileri karşısındaki durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, rekabet ve rekabet gücü kavramları mikro ve makro düzeyde değerlendirilmiş ve kendi içerisinde sınıflara ayrılmış ve rekabet gücünü ölçmek için kullanılan "Balassa Endeksi" "Vollrath endeksi" ve "Grubel-Lloyd Endeksi" detaylandırılmıştır. Dördüncü bölümde ise yapılan araştırmadan elde edilen değerler analiz edilmiş ve sonucu sunulmuştur.
Pay senedi piyasaları ve Bitcoin piyasaları arasındaki etkileşim: Gelişmekte olan ülkeler örneği
Bitcoin fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalar, finansal analizciler içinde yeni bir konu alternatifi olmuştur. Bu çalışmanın özgün olmasını sağlayan tarafta Bitcoin'in günümüz şartlarında değerlendirip, çalışmalara katkı sağlamasıdır. Bitcoin de meydana gelen fiyat hareketlerinin, gelişmekte olan ülkelerin pay senedi piyasasına etkisi göz önüne alınarak gelecek çalışmalara katkıda bulunmasıdır. Bu çalışmada, BRICS-T (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye) ülke borsalarının hem kendi aralarındaki hem de Bitcoin ile olan varyansta nedensellik ilişkisi 17 Ağustos 2010 - 16 Haziran 2020 günlük verileri ile incelenmiştir. Bitcoin ve BRICS-T ülkeleri arasındaki ortalamada nedenselliğin incelenmesinde Granger (1969) tarafından geliştirilen nedensellik testi kullanılmıştır. Varyansta nedenselliğin incelenmesinde ise Hafner ve Herwatz (2006), tarafından önerilen varyansta nedensellik testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, Bitcoin ile BRICS-T ülkeleri arasında ortalamada bir nedensellik ilişkisi olmadığını göstermiştir. BRICS-T ülkeleri için ortalamada nedensellik test sonuçlarına göre ise, yatırımcılar ortalamada nedensellik ilişkisinin tespit edilemediği Rusya - Türkiye borsası, Hindistan - Çin borsası, Güney Afrika - Türkiye borsası ikililerini portföylerinde tutarak bir çeşitlendirmeye gidebilir. Varyansta nedensellik test sonuçları incelendiğinde ise Brezilya borsasından, Bitcoin, Hindistan, Çin ve Güney Afrika borsasına yönelik varyansta yayılım ilişkisi tespit edilmiştir. Çalışmada ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu, Türkiye borsa endeksinin, BRICS ülke borsalarında meydana gelen şoktan etkilenmediğidir.
Gelişen piyasa ekonomilerinin uygulamış olduğu ekonomi politikaları: Türkiye ve BRIC ülkeleri karşılaştırılması
Bu çalışmada gelişen piyasa ekonomileri hakkında bilgi verilmiş ve bu ülkelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Küreselleşmenin piyasa ekonomisine ve ülkelerin gelişmesine nasıl etki yaptığı incelenmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin uygulamış oldukları iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülkelerin ekonomilerini ne yönde etkilendiğinin anlaşılması için ülke örnekleri verilmiştir. Daha sonra da hızla gelişmekte olan ülkeler içerisinde yer alan ve diğer gelişmekte olan ülkelerden farklı olan ve BRIC ülkeleri olarak da bilinen son yıllarda yükselen ekonomiler olarak da anılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin üzerinde durulmuştur. Bu ülkelerin ekonomilerinin son yıllarda özellikle de 1980 yılından itibaren nasıl geliştiğini ve bu kadar hızlı gelişmelerinde etkili olan iktisat politikalarının neler olduğu incelenmiştir.BRIC ülkeleri incelendikten sonra Türkiye'nin uygulamış olduğu iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülke ekonomisini nasıl etkilediği açıklanmaya çalışılmıştır. Nihayetinde de BRIC ülkeleri ile Türkiye Ekonomisi makro ekonomik göstergeler ile karşılaştırılmış ve Türkiye'nin bu ülkeler düzeyine gelmesi için neler yapılması gerektiği tespit edilmiş ve bunlar üzerinde durulmuştur
Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) halka arz yoluyla finansmanı: Gelişen işletmeler piyasası (GİP)
Bu tez çalışmasının amacı, KOBİ'lerin uzun vadeli fon ihtiyacının halka arz yoluyla karşılanmasında KOBİ borsası işlevi gören İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Gelişen İşletmeler Piyasası'nın (GİP) rolünü ve önemini ortaya koymaktır. KOBİ'lerin uzun vadeli finansman sorunu kapsamında halka arz yoluyla finansman, Türkiye ve dünyada KOBİ borsası uygulamaları ve İMKB GİP gibi konular bu tez çalışmasının belli başlı araştırma alanlarını oluşturmaktadır. Bu tez çalışması bir durum tespiti ortaya koymayı amaçlamadığı için bu çalışmanın oluşturulmasında herhangi bir veri toplama aracına başvurulmamıştır. Bu tez çalışmasında kullanılan veriler; kütüphane ve ev ortamındaki kitaplar, ulusal ve uluslararası alanda yayınlanmış akademik makaleler, yasal düzenlemeler, kurum ve kuruluşlara ait internet siteleri ve yüksek lisans ve doktora tezleri kullanılarak oluşturulmuştur. Bu tez çalışmasında öncelikle KOBİ'lerin tanımı, özellikleri ve ülke ekonomileri içindeki yeri ve önemi, ardından KOBİ'lerce yaşanan finansman sorunları ve bunların çözümünde kullanılan finansman yöntemleri ele alınıp incelenmiştir. Bu incelemeler ışığında KOBİ'lerin uzun vadeli fon ihtiyacının karşılanmasında halka arz yoluna gidilmesinin uygun bir tercih olacağı ve bu konuda KOBİ borsasının önemli rol oynadığı ortaya konmuştur. Bu bağlamda öncelikle dünya KOBİ borsaları ele alınmış ardından Türkiye'deki İMKB GİP uygulaması çeşitli boyutlarıyla ele alınıp incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ)2.KOBİ'lerin Uzun Vadeli Finansal Sorunu3.Sermaye Piyasaları4.Halka Arz Yoluyla Finansman5.Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP)
Doğrudan yabancı yatırımların belirleyicileri: Yükselen piyasa ekonomileri için panel veri analizi
Bu çalışma, 2000-2015 dönemindeki 27 yükselen piyasa ekonomisinde doğrudan yabancı yatırım girişlerini etkileyen ülkeye özgü faktörleri incelemektedir. Çalışmada panel regresyon yöntemi kullanılmaktadır. Panel regresyon sonuçları, inceleme dönemi itibariyle piyasa hacminin, dışa açıklık derecesinin, altyapının ve politik istikrarın yükselen piyasa ekonomilerine yönelen doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde pozitif etkisi olduğunu, makroekonomik istikrarsızlığın ise negatif etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak işgücü maliyetleri ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, küresel finansal kriz doğrudan yabancı yatırımları negatif etkilemektedir. Bulgular daha yüksek kişi başına gelir seviyesine sahip, dış ticarete açık, sağlam altyapıya ve makroekonomik istikrara sahip ülkelerin doğrudan yabancı yatımlar için cazibe merkezi olduğunu göstermektedir. Ayrıca ülkelerin yasal sistemindeki ve mülkiyet haklarındaki ilerlemeler doğrudan yabancı yatırımları olumlu etkilemektedir. Anahtar kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Yükselen Piyasa Ekonomileri, Panel Veri Analizi
Yükselen piyasa ekonomilerinde pay senedi ve döviz kuru ilişkisi
Pay senedi ile döviz kuru, uygulanan politika değişimlerini ve bu değişimlerin etkisini piyasaya hızlı bir biçimde yansıtma özelliğine sahip önemli piyasa türleridir. Bu iki değişken arasındaki ilişkinin varlığı ve ilişkinin yönü açısından literatürde tam olarak bir fikir birliği oluşmamıştır. Bu çalışmada, pay senedi ve döviz kuru arasındaki ilişki yükselen piyasa ekonomileri olarak bilinen E-7 ülkelerinde 1996:01-2019:10 dönemi için panel veri analiz yöntemi kullanarak incelenmiş ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca analizlerin daha sağlam sonuç verebilmesi adına kontrol değişken olarak da enflasyon dâhil edilmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkinin belirlenmesi için yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Durbin-Hausman Eşbütünleşme Testi ve neden sonuç ilişkisinin belirlenebilmesi için de hem ülke grubu olarak panel, hem de ülke olarak ayrı ayrı nedenselliği ölçen Emirmahmutoğlu ve Köse Nedensellik Testi uygulanmıştır. Durbin-Hausman Eşbütünleşme Testi analiz sonuçlarında, pay senedinin hem döviz kuru hem de enflasyon ile uzun dönem ilişkinin var olduğu görülmüştür. Emirmahmutoğlu ve Köse Nedensellik Testi sonuçlarına göre panel bazda döviz kuru ile pay senedi arasında bir nedenselliğe rastlanamamış, ancak kontrol değişkenimiz olan enflasyondan pay senedine doğru bir nedensellik olduğu görülmüştür. Nedensellik testi sonuçlarına ülke bazlı bakıldığında ise ülkeden ülkeye değişiklik gösteren sonuçlar elde edilmiştir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke borsaları ile kıymetli metaller arasındaki volatilite yayılımı
Gelişmiş ve gelişen ülke borsaları yatırımcılarına yüksek getiri sağlayabilecek borsalar olduğundan yüksek risk içerebilir. Bu durumdaki yatırımcılar için altın, gümüş, platin, paladyum gibi kıymetli metaller riskten korunmak için güvenli yatırım aracı olarak görülmektedir. Bu çalışmada kıymetli metallerdeki volatilite değişimlerinin gelişmiş ve gelişen ülke borsaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma analizi için TVP-VAR metodu ile gelişmiş ülkelerden ABD, İngiltere, Almanya, gelişen ülkelerden ise Türkiye, Çin, Hindistan, Güney Afrika, Brezilya ve Rusya borsa endekslerinin 25.01.2010- 15.11.2021 tarihleri arasındaki verileri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda kıymetli metaller arasında en fazla volatiliteyi yayan gümüş metalinin olduğu borsaların volatiliteyi alan taraf olduğu gözlemlenmiş olup borsaların kıymetli metal piyasalarındaki fiyat değişimlerinden etkilendiği görülürken WIZAFL ile FTSE100 endekslerinin yayılıma tepkisiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Analiz sonuçlarında genel olarak borsa endeksleri ile kıymetli metallerin porföy çeşitlendirmesi açısından aynı portföy içerisinde yer alabileceği sonucuna varılmıştır.
Kurumsal yönetim ve şirket nakit tutuşuna etkisi: Bir dinamik panel veri analizi
İşletme aşırı tutarda nakit bulundurduğunda, yöneticiler kendi çıkarlarını gerçekleştirirler ve firma değerinin maksimizasyonu engellenir. Yasalar yatırımcıları iyi koruduğunda, yönetici ve yatırımcı arasında beklenen temsilci maliyetleri düşük ve dışsal finansmana ulaşmak daha kolay olacağından, firmalar daha az nakit tutatcaklardır. Diğer yandan, yasaların hissedarları iyi korumadığı ülkelerde, sahiplik yoğunlaşması artarak kurumsal yönetim mekanizması fonksiyonunu yerine getirmektedir. Yatırımcıların iyi korunmadığı ülkelerde, sermaye piyasaları gelişmediğinden, işletmelerin ek fon ihtiyacının işlem maliyetlerini yükseltmektedir ve işletmelerin daha fazla nakit tutmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada 10 adet gelişen piyasadan 1168 işletme verisiyle 1991?2008 döneminde, işletmelerin bulundurdukları nakit düzeyini etkileyen faktörler dinamik panel veri analizi ile tahmin edilmiştir. Bu çalışma, gelişen piyasalarda kurumsal yönetim könularının önemi üzerine odaklanmıştır. Çalışmaya, mülkiyet yoğunluğu, hissedar ve borçveren korunma seviyesi gibi yasal ve kurumsal özellikler dahil edilmiştir. Çalışmanın bulguları, mülkiyet yoğunluğunun ve yatırımcı korunmasının işletmelerin nakit dengelerini negatif etkilemesi konusunda güçlü istatistiksel kanıtlar sağlamaktadır. GMM analiz sonuçlarına göre, işletmelerin nakit dengelerinde dinamik etkiler önemlidir. Likit varlıklar, kaldıraç ve maddi duran varlık yatırımları nakit düzeyini negatif etkilerken, nakit akışları pozitif etkilemektedir. Şaşırtıcı biçimde yatırım fırsatları olan firmaların teoriyle ters biçimde daha fazla nakde sahip oldukları bulunmuştur. Türkiye, Yeni Zelenda, Hindistan ve Arjantin'deki işletmelerin, hedef nakit düzeylerine oldukça hızlı ulaştıkları bulunmuştur.
Para politikası şoklarının hâsıla ve fiyat düzeyi üzerindeki asimetrik etkileri: Orta Asya ve Balkan ülkeleri uygulaması
Son yıllarda tüm dünyada hızla gelişen teknoloji, bankacılık ve finans alanında da oldukça önemli bir role sahiptir. Bu nedenle, sektörün yapısını incelemek, takip etmek, ona göre plan ve ayarlamalar yapmak sadece bankacılık sektörüyle ilgilenenler için değil, devletler ve Merkez Bankaları için de büyük bir önem arz etmektedir. Gelişen bu sektörü değişik alt başlıklar altında incelemek mümkündür. Merkez Bankalarının para politikası uygulamaları bazı önemli iktisadi değişkenler (faiz oranı, çıktı, işsizlik oranı, beklenen enflasyon oranı) üzerinde büyük değişiklikler yaratabilmektedir. Bu nedenle, bu uygulamalar bütün iktisadi aktörler tarafından yakından takip edilmektedir. Para politikasının asimetrik etkileri, para arzı değişimlerinin ekonomide istenilenden farklı etkiler yaratması anlamına gelir. Bu nedenle, para politikalarının tek yöne dönebilen bir dişliye benzetilmesi asimetrinin doğmasına sebep olmuştur. Asimetrik etki incelemeleri, literatürde pek çok araştırmaya konu olmuş, Amerika'da 1930 yılında başlayan Büyük Buhran'la daha da şiddetlenmiştir. Bu dönemde izlenen para politikalarının istenilen sonuçları vermemiş olması, asimetrik etki varlığının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Büyük Buhranı takip eden 1936 yılında John Maynard Keynes tarafından yazılan İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi adlı kitap, bu dönemin analizini içermekle birlikte, asimetri incelemesinde de pozitif ve negatif şok ayrımına değinmiştir. Şokun yönüne ilişkin olan pozitif ve negatif şok asimetrisinin yanında şokun yaşandığı döneme ilişkin durum, boyutuna ilişkin ise büyük-küçük asimetri kavramları ortaya çıkmış ve çalışma alanı daha da genişlemiştir. Daha sonra, dışbükey arz eğrisinden kaynaklanan arz yönlü asimetri ve ipi çekme (pushing on a string) teorisinden kaynaklanan talep yönlü asimetri kavramları ortaya çıkmış, asimetrinin varlığını test etmek ve hangi tür asimetri olduğunu ortaya koymak önemli bir inceleme konusu olmuştur. Pozitif ve negatif para politikası şoklarının fiyat ve hâsıla üzerindeki asimetrisini, seçtiğimiz 11 adet Orta Asya ve Balkan ülkelerine göre ele aldığımız çalışmamızda, Cover'ın 1992 yılında yaptığı bu konuya ilişkin çalışması örnek olarak alınmış, Cover'ın (1992) kullandığı iki aşamalı tahmin yöntemi, otoregresif modele (AR) göre test edilmiştir. Sonuç kısmında; bankacılık ve finans sektörünün gelişmekte olduğu 11 adet ülkede asimetri test edilmiştir. Analizlere göre arz veya talep yönlü ne çeşit bir asimetri bulunduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Analizde; seçilen 11 adet ülkenin M2 değeri (para arzı için), tüketici fiyat endeksi değişimleri (fiyat seviyesi için) ve sanayi üretim endeksi (hâsıla düzeyi için) verileri DataStream veri toplama programından alınmış, karışık tarihlerle panel veri şeklinde STATA ekonometrikanaliz programında AR modeli kullanılarak test edilmiştir. Bunun için Cover'ın (1992) çalışmasının ilk aşaması olan denklem tanımlama yapılmış, M2 arzı denklemi tahmin edilmiş, daha sonra bu denklemden hata terimleri pozitif ve negatif olarak ayrıştırılmıştır. Hata terimlerinden (şoklar) elde edilen pozitif ve negatif şoklar, sanayi üretimi ve fiyat seviyesi için kullandığımız enflasyon oranı denklemine dâhil edilerek "sabit etki (fixed-effects) regresyon analizi" yapılmıştır. Sonuç olarak, Orta Asya ve Balkan ülkelerinde birer yükselen piyasa oldukları varsayımı altında arz yönlü asimetrinin var olduğu ortaya çıkmıştır. Tahmin edilen denklemlerin analizinden elde edilen şokların yönleri dikkate alındığında; negatif para politikası şokları çıktı üzerinde güçlü, fiyatlar üzerinde zayıf etkiye sahipken, pozitif para politikası şokları çıktı üzerinde zayıf, fiyatlar üzerinde güçlü etki yaratmaktadır. Bu nedenle, bu piyasalarda pozitif para politikası şoklarının fiyatlar üzerinde daha güçlü asimetrik etkiye sahip olduğu düşünülmüş, bunun nedeninde fiyat ve ücretlerin aşağıya doğru katılığı, yukarı doğru esnekliği olabileceği gerçeği ortaya atılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para politikası şoku, Asimetrik etki, Pozitif ve negatif şok asimetrisi,Yükselen piyasalar, Otoregresif model.
Gelişmekte olan piyasalarda firma değerlemesi olgusu: Bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
Modern finans anlayışında şirketlerin temel amacı kar maksimizasyonundan değer maksimizasyonuna dönüşmüştür. Değer maksimizasyonunu hedefleyen şirketler yarattıkları değeri ölçebilmek amacıyla firma değerlemesine başvurmaktadır. Bu nedenle, firmaların geçek değerini belirlemeye yönelik bir süreç olan firma değerlemesi, finansal yönetimin en önemli araçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.Firma değeri çeşitli yöntemler kullanılarak hesaplanabilmektedir. Bu çalışmada, firma değerlemesi ve firma değerlemesinde kullanılan yöntemler kavramsal olarak incelenmiş, ardından Türkiye bankacılık sektöründe faaliyet gösteren ticari bir bankanın değeri, İndirgenmiş Nakit Akımları (İNA) yöntemlerinden Özsermayeye Serbest Nakit Akımları (Free Cash Flows to Equity-FCFE) yöntemi ile tahmin edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Değerleme, Firma Değerlemesi, Banka Değerlemesi, İndirgenmiş Nakit Akımları, Özsermayeye Serbest Nakit Akımları.