Göçmenler
757 theses under this subject heading
Müziğin göçmenlerin bütünleşme sürecindeki katkıları: Hatay Narlıca Mahallesi örneği
2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş, milyonlarca insanın yurtdışına göç etmesine neden olmuştur. Hayatlarını kurtarma ve yeni bir yaşama tutunma saikleriyle göç eden Suriyeliler, başta Türkiye olmak üzere dünyanın farklı ülkelerine sığınmışlardır. Suriyeli göçmenler üzerine yapılan çalışmalar henüz çok yeni ve canlıdır. Bu durum, saha çalışmasının olmadığı araştırmalarda yanılma olasılığını arTtırmaktadır. Bu tez çalışması, Hatay'ın Narlıca Mahallesi'nde yaşayan Suriyeli göçmenlerin birlikte yaşam kültürüne alışmalarında, müziğin etkileri üzerine odaklanmıştır. Bilhassa Narlıca Mahallesi'nde bulunan ve Suriyeli öğrencilerin yoğun olduğu iki ortaokulda 8. sınıf öğrencilerle anket çalışması yürütülmüştür. Ayrıca aynı bölgede yaşayan yetişkinlerle de mülakat yapılmıştır. Araştırma içerik olarak müzik olgusunun ve müzik derslerinin göçmenlerin uyum süreçlerine olan etkisine dair veriler toplamanın yanında katılımcıların müziğe yönelik farklı görüşlerini de kapsamaktadır. Toplumsal uyumun toplumu bir arada tutan bir yapışkan olduğu göz önüne alındığında, eğitimin de bu toplumsal yapıya bir çimento gibi katkı sağladığı söylenebilir. Burada kurulan analoji eğitim-birey-bütünleşme üçlemesinin toplumsal uyum ve huzurun elde edilmesi bakımından önemini göstermektedir. Bundan dolayı, bu tez çalışmanın özgün değerini; okullaşan Suriyeli göçmenlerin uyum problemlerine odaklanarak müzik dersi özelinde uyum süreçlerini irdelemesi, müziğin ve müzik derslerinin uyum sürecine etkilerini ortaya koyması, yetişkinlerin uyum sürecinde müzik perspektifinden bakması gibi etkenler ortaya koymaktadır. Araştırmada karma araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Literatür taramasıyla gerekli arka plan oluşturulduktan sonra anket ve mülakat tekniğinin kullanılmasına karar verilmiştir. Toplam 30 anket sorusu hazırlanmış ve bu sorular Narlıca Mahallesi'nde ortaokul 8.sınıfta eğitim gören Suriyeli öğrencilere dijital ortamda uygulanmıştır. Yetişkinler için oluşturulan yarı yapılandırılmış mülakatta, görüşmecilere on-line olarak 11 soru yönlendirilmiştir. Hem anket hem görüşme sorularının Arapça çevirisi yapılmış, her aşamada tercüman desteği alınmıştır. Sonuçlar frekans tablo ve grafiklerle ifade edilmiş ve yorumlanmıştır. Bu çalışmayla uzun vadede göçmenlerin uyum süreçlerine katkı sağlayacak projeler üretilmesi hedeflenmiştir. Araştırmadan elde edilecek bulgular ışığında müzik derslerinde kültürlerarası müzik eğitimi anlayışının benimsenip yeni içeriklerin üretilmesine katkı sağlama, farkındalık oluşturma amaçlanmıştır. Her kültürün biricik ve değerli olduğunun benimsendiği eğitim ortamlarının oluşturulması, toplumsal barışa ve bütünleşmeye de katkı sağlayacaktır.
Suriyeli göçmenlerde adil dünya inancı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi: Hatay ili örneği
Göç, bireylerin ait olduğu yerlerden kopmasına ve alışık olmadıkları yeni bir ortamla etkileşime girmesine sebep olmaktadır. Bu etkileşim çok boyutlu olacağı için karşılaşılacak çeşitli sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Bu anlamda göçmenler karmaşık bir sorun zincirinin ortasında kalabilmektedir. Bu çalışmanın ele aldığı konu Suriyeli göçmenlerin yaşayacakları psikososyal problemler göz önüne alınarak bu bireylerin adil dünya inancı ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Hatay ilinin Antakya, Reyhanlı ve Altınözü ilçelerinde yaşayan 18 yaş üstü okuma-yazma bilen 150 Suriyeli göçmenden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan Suriyeli göçmenlere Kişisel Bilgi Formu, Adil Dünya İnancı Ölçeği (ADİÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; elli altı yaş ve üzeri bireylerin genel adil dünya inancı puanların diğer yaş gruplarından daha yüksektir. Eğitim durumlarına göre, lise mezunu olan katılımcıların hem kişisel hem de genel adil dünya inancının diğer eğitim düzeylerine sahip katılımcılara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Katılımcıların medeni durumlarına göre, evli katılımcıların psikolojik iyi oluşlarının bekar ve boşanmış katılımcılara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Son olarak, Suriyeli göçmenlerin psikolojik iyi oluşları ile kişisel ve genel adil dünya inançları arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki olduğu görülmüştür.
Suriyeli göçmen çocukların 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi: Hatay örneği
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 2011 yılından itibaren ülkemize giriş yapmış olan göçmen çocuklarında korunmasıyla ilgili bir yasadır. Bu yasa çerçevesinde ihmal ya da istismara uğramış çocuklara danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi tedbirler uygulanmaktadır. En fazla göçmen barındıran illerin başında gelen Hatay İli, söz konusu kanun kapsamındaki uygulamalara da bir manada merkez olmuştur. Bu sebeple çalışmamızda Hatay İlinde bulunan göçmen çocuklara danışmanlık, eğitim, barınma, bakım ve sağlık tedbirlerinin ne oranda sağlanabildiği üzerinde durulmuştur. Bu meyanda hem Türkiye genelinde hem de göçmen nüfusun yoğun olduğu diğer illerde yapılan uygulamalar değerlendirilmiştir. Hatay ilindeki çocukların topluma sosyal uyumu ve kayıp nesil olmamaları konusunda neler yapılabileceği hususunda öneriler getirilmesi ve saha çalışmalarında kullanılabilecek analizler yapılması tasarlanmıştır. Yapılan genel değerlendirmede ise Çocuk Koruma Kanunu kapsamında göçmen çocuklara da uygulanan tedbir kararlarının göçmen çocukların kayıp nesil olmamaları, eğitim almaları ve aileleri ile sosyal uyumu üst düzeyde gerçekleştirmeleri için kritik bir öneme sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Kanunun uygulanmasında göçmen çocuklar özelinde yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu ve yeni sosyal politikaların gerektiği düşünülmektedir.
Hatay'da Girit muhacirleri ağzı
Türkiye Türkçesi ağız araştırmaları 19. yüzyılın ikinci yarısından bugüne yapılmaya devam edilmektedir. Yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından sürdürülen bu araştırmalar, standart dilin özellikleriyle birlikte arkaik ve farklı dil özelliklerini barındıran, yazı dilinde kullanılmayan pek çok sözcük ile zengin söz varlığına sahip olan, Türk dilinin zenginliğini ortaya çıkarmak açısından büyük önem taşıyan ağızların Türkçenin ses bilgisi, şekil bilgisi özelliklerine ışık tutması, medya, iletişim, ulaşım vb. unsurların gelişmesine paralel olarak ÖTT'den etkilenen TT ağızlarının kayıt altına alınması bakımından oldukça önemlidir. Ülkemizde yapılan dil araştırmaları henüz yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Bu çalışmamız Türkiye sınırları dışında kalan Girit'ten çeşitli siyasi olaylar sebebi ile Türkiye'ye getirilip Hatay'a yerleştirilen Girit muhacirlerinin ağzını inceleyerek alana küçük de olsa bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada Hatay'da yaşayan Girit muhacirlerinin ağız özellikleri tespit edilmiştir. Bu tespitler, Girit muhacirlerinin yerleştiği 3 köyden derlemeler yapılarak ortaya konmuştur. Çalışma "Giriş", "Kavramsal Çerçeve", "Yöntem", "Bulgular" "Metinler", "Sonuç", "Kaynakça" ve "Dizin ve Sözlük" bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmaya dair problem, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiştir. Kavramsal Çerçeve bölümünde, araştırmaya dair kavramsal açıklamalar ve çalışma sahasına dair bilgiler belirtilmiştir. Yöntem bölümünde, araştırmanın yöntemi anlatılmıştır. Bulgular bölümünde, Hatay ili Girit muhacirleri ağızlarının ses bilgisi ve biçim bilgisi özellikleri ele alınmıştır. Metinler bölümünde, Hatay ilinde Girit muhacirlerinin yaşadığı 3 köyden derlenen 31 metin numaralandırılarak verilmiştir. Sonuç bölümünde, Hatay ili Girit muhacirleri ağızlarının genel özellikleri sıralanmıştır. Dizin ve Sözlük bölümünde ise çalışmanın temel verisi olan metinlerin gramatikal dizini yapılmış ve sözlük oluşturulmuştur.
Ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri
Göç çağı olarak adlandırabileceğimiz modern dünyada düzensiz göç olgusunda artış söz konusudur. Göç yolları üzerinde yer alan Türkiye de bu göç sürecinden nasibini almaktadır. 2015 yılı ve sonrasındaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması Türkiye'yi göç yolu haline getirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerden gelen düzensiz göçmenler gelişmiş batı ülkelerine Türkiye üzerinden ulaşmaktadırlar. Ülkemize düzensiz göçmenlerin gelme hikâyesi 1980'li yıllara dayanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra ülkemiz göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın konusu küresel köy haline gelen günümüz dünyasında artış gösteren düzensiz göç olgusudur. Bu çalışmada nicel ve nitel veriler birbirini dışlamayacak şekilde kullanılmıştır. Bu çalışmada ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri araştırılmıştır.
Türkiye'de Bulgaristan göçmenlerinin entegrasyonunun kuşaklararası karşılaştırması: İzmir örneği
İnsanlık tarihinin en eski olgularından biri olan göç ve göçmenlerin entegrasyonu sosyal bilimlerin uzun süredir çeşitli yönleriyle ele aldığı bir konudur. Entegrasyon sürecinin sadece bir kuşakla sınırlı olmadığı ve entegrasyonun birkaç kuşağı etkileyen dinamik bir süreç olduğu anlayışını temel alan kuşaklararası çalışmalar göç literatüründe geniş ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışma, bu anlayış doğrultusunda 1989 Bulgaristan göçmenlerinin entegrasyon sürecinin kuşaklararası dönüşüm ve aktarımını incelemektedir. 1989 Bulgaristan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı illerden biri olan İzmir ilinde göçmenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın hane üzerinden kuşaklararası bir karşılaştırmaya dayanması nedeniyle 15'er hane olarak toplamda 30 kişi ile görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen bulgular anlatı analizi ile incelenmiştir. Göçmenlerin kendi yaşam öykülerini ortaya çıkarmayı amaçlayan bu çalışma ile göçmenlerin Türkiye'deki entegrasyonlarına ilişkin anlatılarının kuşaklararası aktarımı ortaya çıkarılmıştır. Çalışma bulguları kapsamında birinci kuşak göçmenlerin bir göçmen kimliği inşa ettiği ve bu kimliğe ilişkin bazı niteliklerin ikinci kuşağa aktarıldığı görülmüştür. Göçmenlerin Bulgaristan'daki yaşamlarından Türkiye'ye taşıdıkları kültürel değerlerle Türkiye'deki entegrasyonlarını sağlamaya yönelik anlatıların birleşerek bir entegre olma stratejisi ortaya çıkardıkları görülmüştür.
Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği
Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa
Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında temsili
Suriye İç Savaşı ve savaşın sonucunda ortaya çıkan mülteci krizi son birkaç yıldır Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların sayısı 3 milyona yakındır ve sayının yarısından fazlasını çocuklar oluşturmaktadır. Alan Kurdi örneğinde görülebileceği gibi yaşanan süreçte en büyük zararı çocuklar görmektedir. Bu durum sığınmacı sorununa yaklaşımda ve sığınmacı politikalarının oluşturulmasında çocuk odaklı bir bakışın zorunlu olduğunu göstermektedir. Bu çalışma konunun medya boyutuna odaklanmakta ve Suriyeli çocuk sığınmacıların Türk yazılı basınında nasıl temsil edildikleri sorusuna yanıt aramaktadır. Bu kapsamda 2011 yılından başlanarak 2016 yılının sonuna kadar Hürriyet, Posta, Sabah, Sözcü ve Zaman gazetelerinde Suriyeli çocuk sığınmacılarla ilgili yayınlanan haber ve köşe yazıları içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular Türk yazılı basınının Suriyeli çocuk sığınmacılara yönelik olumlu bir bakış açısına sahip olduğunu ancak sığınmacı çocuklara dair üretilen temsillerin çeşitli etik sorunlar içerdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Suriyeli Çocuk Sığınmacılar, Suriyeli Çocuklar, Alan Kurdi,Medyada Temsil, Mülteciler.
Sığınmacıların günlük yaşam deneyimleri, temel sorunları ve sorunlarla baş etme stratejileri: Eskişehir örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, Eskişehir'de yaşayan sığınmacıların gündelik hayat deneyimleri, karşılaştıkları temel sorunlar ve bu sorunlarla başetme stratejilerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın hedef kitlesi olan Irak, İran, Sahara-altı Afrika ve Afganistan'dan gelip mülteci olarak üçüncü ülkelere yerleşmeyi bekleyen sığınmacılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin yanısıra alan araştırması süreci boyunca bazı katılımcılarla kurulan yakın ilişkiler sayesinde gündelik hayat deneyimleri ve yaşam koşulları yakından gözlemlenmiştir. Alan araştırması sürecinde elde edilen veriler NVivo 11 programının yardımı ile analiz edilmiştir. Alan bulguları üzerinden yola çıkarak katılımcı sığınmacıların sınır geçişi ile vatandaşlık haklarını yitirdikleri, bu yitirişle birlikte sığınmacıların gündelik hayatta ciddi sorunlarla başetmek zorunda kaldıkları görülmüştür. Bu sorunlar sömürüye açık kayıt dışı çalışma, uygun olmayan barınma koşulları, yerelle temas anlarında deneyimlenen dışlanma ve yabancılık hissi ile sınırdalık/eşiktelik hali şeklinde kendini göstermektedir. Yaşadıkları sorunlarla başetme stratejisi olarak ise sığınmacıların, sahip oldukları sosyal sermayelerini harekete geçirerek kendi grupları içinde dayanışma ağları kurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacı, Düzensiz göç, Küreselleşme, Neo-liberalizm,Maduniyet, Toplumsal Ağlar, Mensubiyet Yitimi, Eskişehir
Immigrant entrepreneurship challenges and opportunities: Case study of Turkish immigrant entrepreneurs in Canada
Previous studies have explained that immigrants have made significant contributions to the economic and social change in Canada. Although waves of Turkish migration to Canada have started since the 1950s, very few studies exist about them, and there is inadequate knowledge about their business activities. The purpose of this case study was to investigate the challenges that encountered Turkish immigrants in Canada and to identify their opportunities within entrepreneurship. Also, it attempts to determine their business characteristics. A quantitative approach based on a questionnaire survey was employed and then analyzed by applying a descriptive statistical analysis. The findings indicate that, first, Turkish entrepreneur under the Business Program category have faced quite similar challenges with those who migrated by other categories. High operational costs considered as the main challenge, while discrimination was the least ranked. Second, Turkish entrepreneurs do not very much depend on their co-ethnic resources. It seems like they are more individualistic, and they find numerous opportunities within the other communities. Third, Turkish entrepreneurs are optimistic about their future of doing business in Canada. In addition, Turkish entrepreneurship in Canada can be considered as micro-business with less than 4 employees per business. A higher percentage of their businesses were in food and beverage industry and located in Toronto.
Güney Kore'ye göçün nedenleri ve Güney Kore halkının Asyalı göçmen algısı
1990'dan itibaren çok sayıda göçmen özellikle çalışmak ve evlenmek üzere Güney Kore'ye göç etmeye başlamıştır. Kore'deki eğitim sisteminin gelişimiyle birlikte Koreli kadınlar köyden kente göç ederken ülke genelinde de eğitimli insan oranı hızla yükselmiştir. Bu durum, düşük ücretli göçmen işçilerin, mavi yakalı işlerde çalışmak istemeyen Korelilerin yerine istihdam edilmesine, kente göç eden Koreli kadınların yerini de göçmen gelinlerin almasına neden olmuştur. Böylece Güney Kore, çokkültürlü bir toplum olma yolunda ilk adımı atmış ve çokkültürlülük "damunhwa (다문화)", akademik tartışmalarda, yazılı ve görsel basında, hükümetin yeni politikalarında yerini almıştır. 51 milyonluk nüfusun henüz % 3'ünü oluşturan göçmenlere yönelik politikaların hızla hayata geçirilmesiyle, çokkültürlü aileleri desteklemek amacıyla 200'ü aşkın kültür merkezi, 42 göçmenlik ofisi ve şubesi gibi kurumlar açılmıştır. Öte yandan hükümetin çalışmaları Koreliler tarafından yeterli görülmezken, tehdit algısı nedeniyle göçmenlere yönelik ayrımcı tutum ve davranışlar ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda tezde, göçün boyutu daraltılarak Asya ülkelerinden (Çin, Japonya, Kuzey Kore, Endonezya, Kamboçya, Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Tayland) Güney Kore'ye 1990'dan günümüze kadarki göçün nedenleri ve Güney Korelilerin Asyalı göçmen algısı, tutum ve davranışları birinci ve ikinci elden verilerle harmanlanarak incelenmiştir.
Avrupa Birliği liderlerinin yeni göçmen dalgası politikalarının söylem analizi: Almanya, İngiltere ve Fransa örnekleri
Küreselleşmenin etkisiyle günümüzde Avrupa Birliği gibi ulus üstü siyasi birlikler olarak tanımlanabilecek yapıların ulus devletlerin ürettiği politikaların önüne geçtiği, bir ideal ve amaç uğruna bir araya gelerek politikalar ürettiği görülmektedir. Avrupa Birliği'nin temel değerleri olarak görülebilecek olan "Avrupa Vatandaşlığı" ve "serbest dolaşım hakkı" ulus üstü birliklerin ortaya koyduğu politikaların en etkin örneklerindendir. Bu noktada bu üretilen politikaların ortak ideal çerçevesinde olumlu iklim içinde karşılıklı çıkarlar dahilinde ortaya konulduğu unutulmamalıdır. "Avrupa Vatandaşlığı", "Avrupa İdeali", "serbest dolaşım hakkı", "özgürlük" ve "çok kültürlülük" gibi Avrupa Birliği'nin şiddetle desteklediği olguların Birlik üyesi devletlerin çıkarlarıyla çeliştiği noktada ne tür değişim ve dönüşümlere uğrayacağı önemlidir. Kökeni 1950'lere dayanan Avrupa Birliği, Avro ortak para bölgesi ve serbest dolaşım hakkı gibi ortak politikalar üretse de 1990'larda Avrupa'nın ortasındaki Sırp-Boşnak Savaşı'nda ortak bir dış politika ve güvenlik politikası ortaya koyamamıştır. Bu sürecin hemen ardından dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinden ve Orta Doğu'daki istikrarsızlıklardan kaçanlar için Avrupa Birliği'nin Batı kanadı cazibe merkezi olmuştur. Bu nedenle Avrupa Birliği göç konusunda ortak politikalar üretme çabası içerisine girmiştir. Bu noktada göç olgusu Birlik üyesi devletlerin ulusal çıkarlarıyla çelişmeye başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği'nin Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya gibi doğu ve güney sınırları üzerinden Birliğe giren göçmenlerin oluşturduğu kargaşa ortamı Birlik içerisinde görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Suriye Savaşı'nın ortaya çıkardığı göç dalgasının Avrupa Birliği sınırlarına dayanmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne liderlik eden Almanya, Fransa ve İngiltere'nin iç ve dış politika söylemleri hatta Birliğin öncelik verdiği özgürlük ve çok kültürlü politikalara dair söylemler değişmeye başlamıştır. Liderlerin söylemlerindeki değişiklikler Avrupa Birliği'nin göçmenlere karşı geliştirdiği politikalarda ve hukuksal düzenlemelerde de değişikliklere neden olmuştur. Bu çalışmada Avrupa Birliği'ne yön veren Almanya, Fransa ve İngiltere liderlerinin Suriye Savaşı'nın sonucunda ortaya çıkan göç dalgasına dair 2015-2016-2017 yıllarına ait söylemlerinin analizleri Reuters'in resmi internet sitesinde yayınladığı haberlerin yorumlanması ile yapılmıştır. Liderlerin söylemleri temelde söylem analizi tekniğiyle incelenmiştir. Aynı zamanda içerik çözümlemesi tekniğinden de faydalanılmıştır.
Çorum halkı gözüyle göçmenler
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan göçün, sadece göçmene değil göç edilen bölgedeki yerli halk üzerine de etkileri mevcuttur. Göç oranlarının artışında küreselleşmenin yanı sıra 2011 yılında Suriye'de başlayan ve halen devam eden iç savaşın etkisi de oldukça fazla olmuştur. Savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası da vatanından ayrılarak göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göçlerin çoğu hedef veya transit ülke olarak Türkiye'ye yapılmıştır. Ülke geneline dağıtılan göçmenler, bulundukları bölgeleri sosyal, kültürel, dini ve ekonomik açılardan etkilerken bir yandan da ev sahiplerinin yeni algılar kazanmasını sağlamıştır. Bütün bunların yanı sıra yabancı toplumların bir araya gelmesiyle de çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin hemen hemen her şehrine olduğu gibi Çorum'a da göçler meydana gelmiştir. Ele alınan bu çalışmada Çorum halkının, il merkezinde bulunan çeşitli ırk ve kökenden göçmenlere karşı tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda nitel yöntem kullanılarak yerli halk ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular deskriptif (tanımlayıcı) araştırma deseni ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda Çorum halkının, il merkezinde bulunan göçmenlere karşı dini, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel tutumlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların büyük bir kısmının göçmenleri geldikleri ülkeye göre değerlendirdiği anlaşılmış olup bu durum önyargının farklı boyutlarıyla açıklanmıştır. Özellikle son on yıldır Suriye eksenli göç hareketleri halk nezdinde bir "Suriyeli" algısı açığa çıkarmıştır. Bu durum bazı kesimler tarafından acıma ve merhamet etme gibi duygularla karşılık bulurken çoğu kişi bu gruba nefret içerikli söylemlerle yaklaşmaktadır. Hatta Suriyeli olmayan Arap göçmenler de bu gruba dahil edilmektedir. Yerli halka göre, göçmenlerin kültür ve yaşam tarzları tamamen farklı olduğu için uyum sağlamaları oldukça zor olacaktır. Bakış açıları farklı olsa da çoğunluk diye tabir edebileceğimiz bir kesim göçmenlerin Çorum halkına uyum sağlayamadığını belirtmiştir. Uyum sorununun ise göçmenlerle yerli halk arasındaki iletişimi etkilediği gözlemlenmiştir.
Göçmenlere yönelik eğitim politikalarının entegrasyona etkisi: Türkiye ve Almanya örnekleri
Bu araştırma, çeşitli nedenlerle Türkiye'ye göç eden Suriyeliler ve Almanya'ya göç eden Türkiyelilerin göç ettikleri ülkelerde gördükleri eğitimin entegrasyon sürecine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Göç, isteğe bağlı ya da zorunlu hangi sebeple gerçekleşmiş olursa olsun sonrasında yaşanan süreçler ciddi benzerlik göstermektedir. Zira göç sonrasında ev sahibi ve göç eden toplumlar bir şekilde etkileşime girerek yeniden bir toplumsal uyum dengesi sağlamak durumunda kalmaktadır. Uyum dengesinin yeniden sağlanması sürecine eğitimin etkisinin anlaşılmaya çalışıldığı bu çalışmada, Türkiye ve Almanya'dan toplam 30 katılımcıyla yarı yapılandırılmış mülakat yöntemiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Salgın şartlarından dolayı görüşmelerin çoğu Whatsapp programı aracılığıyla görüntülü olarak uzaktan yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda oluşturulan yazılı metinlerden temalar oluşturulmuş ve veriler analiz edilmiştir. Veri analizi sonucunda göçmenlerin yaşamlarında karşılaştıkları en temel sorunlardan birinin dil sorunu olduğu ve bu sorunun ancak nitelikli bir eğitim süreciyle aşılabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte refah düzeyi yüksek bir ülke olan Almanya'daki Türkiye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden memnuniyetlerinin oldukça yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Almanya'nın uzun yıllardan beri göç ülkesi olmasından dolayı göçmenlere dönük eğitim, sağlık ve sosyal hizmet imkanlarını geliştirme konusunda ciddi mesafe aldığını göstermektedir. Öte yandan Türkiye'deki Suriye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden genel olarak memnun olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Türkiye'nin göçmenlere yönelik politikalarını yeni yeni oluşturmaya çalışan bir ülke olduğunu ve bu konuda henüz yolun başında olduğunu göstermektedir.
Faslı gelinler: Sosyo-kültürel uyum açısından Alaca örneği
Bu çalışma Faslı kadınların Türkiye'ye evlilik yoluyla göçünü analiz etmektedir. Çalışmanın alana dayalı kısmı, Çorum'un Alaca ilçesinde gerçekleştirilmiştir. Faslı gelinler ve ilgili yerel katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmış, kültürel uyum ve farklılıklara yönelik süreçler ortaya konmaya çalışılmıştır. Fas'tan Türkiye'ye gelin olarak gelen Faslı kadınların; Alaca'ya gelmelerinde etkili olan evlilik motivasyonları, geliş şekilleri, evliliğin beklentilerini karşılayıp karşılamadığı, kültürel uyumları, dil öğrenme durumları, Türk aile yapısına ilişkin düşünceleri, karşılaştıkları zorluklar ve uyum sağlama konusunda geliştirdikleri stratejileri, görüşmeler sonucundaki bulgularla anlamlandırılmıştır. Araştırma kapsamında 15'i Faslı 15'i Türk olmak üzere toplam 30 katılımcıyla yüz yüze ve çevrimiçi derinlemesine görüşme tekniği ile mülakatlar yapılmıştır. Çalışma sonucunda tezin amacına uygun, alana katkı sunacak bazı yorumlara ulaşılmıştır. Bunlar arasında öne çıkanları şu şekilde sıralamak mümkündür. (1) Faslı kadınların Türk erkeklerle dört farklı yolla evlendikleri ortaya çıkmıştır: komisyoncu aracılığıyla, akrabaların tavsiyesiyle, arkadaş tanıştırmasıyla ve internetten birbirini bulmayla gerçekleşen evlilikler. (2) Faslı kadınların Türk erkeklerle evlenmelerinde temel motivasyonlarının: daha iyi yaşam koşullarına sahip olma isteği, sosyal hareketlilikten kaynaklı imkânlara erişim kolaylığının umulması ve daha özgür/rahat davranılacağı düşüncesi olduğu görülmüştür. Bazı Faslı gelinler açısından "aşk ve sevgi" gibi gerekçeler olsa da genel olarak Faslı gelinlerin temel motivasyonlarının ekonomik olduğu anlaşılmaktadır. (3) Faslı gelinlerin Türk kültürüne yönelik ilgilerinin artmasında Türk dizilerinin etkileri belirgindir. (4) Yanı sıra Türkiye'yi tercih etme nedenlerinden biri de ortak dini değerlerdir. Faslı gelinlerin özellikle yaşadıkları uyum sorunlarını aşmak için geliştirdiği stratejilerinin, benzer dini inanç ve kültürel kodlara dayandırmaları konunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. (5) Faslı gelinler Alaca'da bazı sorunlar yaşasalar da Türkiye'de yaşama konusunda istekli görünmektedirler.
Balkan Savaşları'nın Balkanlar'dan Anadolu'ya Türk göçü üzerine etkisi
Yarımadadaki ilk Türk varlığı, Hunların 4. yüzyılda bölgeye gelmesiyle başlamış ve daha sonraki yüzyıllarda Avarlar, Bulgarlar, Vardar Türkleri, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar-Kıpçaklar gibi Türk kavimleri bölgeye göç etmiştir. Balkanlar'a kuzeyden gelen bu Türk kavimlerinden sonra 13. yüzyılda Anadolu'dan Selçuklu Türkleri ve onları takiben de 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkleri gelmeye başlamıştır. 1361'de Edirne'nin fethinden sonra Balkan topraklarına doğru genişleyen Osmanlı Devleti, Balkanlar'da kurulmuş ve bir Balkan İmparatorluğu olarak doğup gelişmiştir. Anadolu gibi Balkanlar da Türklere vatan olmuştur. 19. yüzyılda Balkan Müslümanlarının yeni milliyetçilik akımı ile katliama uğramaları 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamış ve Yunan ulus devletinin kurulması diğer Balkan milletleri için örnek teşkil etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıl boyunca Balkanlar'da isyanlarla mücadele etmiştir. Balkan Savaşı'na hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkan devletleri karşısında beklenmedik bir yenilgiye uğramıştır. Doğu Sorunu'nun bir hedefi ve bu siyasi düşüncenin bir sonucu olan Balkan Savaşı'nda, Rumeli'nin tamamına yakın kısmı çok kısa bir süre içerisinde elden çıkmıştır. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da toprak kaybetmesiyle başlayan göçler, Avrupa'daki topraklardan geri çekilmenin devam etmesi ile hızlanmıştır. Balkanlar'da yeni ulus devletler yaratılırken bir engel olarak görülen Müslümanlar ya katliama uğramış ya da göç etmeye zorlanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan göç ve katliamların benzerleri Balkan Savaşı sürecinde de yaşanmıştır. Balkan Savaşları sonunda Türkler, Anadolu ile birlikte vatan olan ve bazı bölgelerinde çoğunluğu oluşturdukları Balkanlar'da azınlık durumuna düşmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İsyanlar, İskân, Balkan Savaşları, Mezalimler, Göçler.
Çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemi olarak bütünleşik kamu yönetimi yaklaşımı: Türkiye'nin göç yönetimi üzerine bir inceleme
Göç olgusu karmaşık ve çok boyutlu bir politika problemidir. Dolayısıyla göç yönetimi ilgili paydaşlar arasında yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği gerektirmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı göç olgusunu çetrefilli sorun kavramı bağlamında analiz ederek, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişimi Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı bağlamında analiz etmektir. Tezin ilk bölümünde çetrefilli sorun kavramı açıklanarak, göç olgusu bu kavram bağlamında tartışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde göç olgusunun çetrefilli bir sorun olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemlerinin en etkinlerinden biri olan Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ortaya çıkış süreci, kapsamı ve yaklaşıma yönelik eleştirileri de içerecek şekilde anlatılmıştır. Tezin son bölümünde ise öncelikle Türkiye'nin göç ve yönetimi tarihi özetlenmiştir. Bu bölümde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişim Bütünleşik Kamu Yönetimi reformu bağlamında analiz edilmiştir. Bu bölümde, gerçekleşen değişimin Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ile benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir.
"Ben ve biz" mi, "Biz ve onlar" mı, yoksa "Biz ve daha niceleri" mi?: Farklı mülteci girişimci grupların Suriyeli mülteci girişimcilere bakış açılarını anlamaya yönelik bir araştırma
Çalışmada, Türkiye'de ekonomik anlamda faaliyette bulunan Suriyeli girişimcilere, farklı ülkelerden gelen ve yine İstanbul'un Esenyurt ve Zeytinburnu ilçelerinde ekonomik faaliyette bulunan mülteci girişimcilerin nasıl yaklaştığını anlamaya çalışmak ve bu yaklaşım tarzlarının nedenlerini anlamak amaçlanmıştır. Çalışmada kolayda ve kartopu örnekleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda İstanbul Zeytinburnu ve Esenyurt ilçelerinde faaliyette bulunan ve Suriye dışında farklı etnik kökene sahip 10 mülteci girişimciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın kalitesini artırmak adına geçerlilik ve güvenilirlik taktiklerinden yararlanmak önem arz edeceği için çalışmanın içerik geçerliliğini sağlamak adına zengin bir yazın taramasından faydalanılmıştır. İlaveten, "çeşitlendirme (triangulation)" yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın bulguları incelendiğinde; katılımcılara farklı kültürlerin bir arada çalışmasına nasıl yaklaştıklarına dair bir soru sorulmuştur ve katılımcıların ekseriyetle bu soruya müspet yanıt verdikleri görülmüştür. Öte yandan, aynı soru Suriyeli girişimciler özelinde sorulduğunda ise katılımcıların daha kararsız bir tavır sergiledikleri, bir önceki soruda görülen yekpare tutumun daha parçalı hale geldiği görülmektedir. Çalışma farklı mülteci gruplarının bir diğer gruba bakış açılarını anlamaya yönelik gerçekleştirdiği çabadan dolayı önceki çalışmalardan farklılaşmaktadır. Çalışmada mülteci girişimcilerin spesifik bir başka mülteci gruba ilişkin genel ve ekonomik bakış açıları da anlaşılmaya çalışılmıştır. Bundan sonraki çalışmalarda, bir arada çalışan farklı mülteci gruplarının temsilcileri bulunarak, bu noktada bazı araştırma soruları üretilebilir.
Kütahya'da meskûn Üsküp muhacirleri ( Sözlü tarih çalışması )
Kütahya'da meskûn Üsküp muhacirleri adlı bu çalışmada Türkiye'de son zamanlarda gelişmeye başlayan sözlü tarih yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın esası mülâkat tekniğine dayanmakla birlikte arşiv belgeleri ve yazılı eserler de kullanılmıştır. Torbeşler olarak nitelendirilen Üsküp muhacirlerinin göç etmeden önceki yaşamları, içinde bulundukları siyasal, sosyal ve kültürel problemler incelenmiş ve böylece göçün sebepleri ortaya konulmuştur. Akabinde göç süreci incelenmiş, neden ve nasıl Kütahya'ya iskân olundukları araştırılmıştır. Nihayet son bölümde Kütahya'da meskûn Torbeşlerin ilk yerleşimlerinden günümüze kadar yaşadıkları sosyal, kültürel ve ekonomik hayatları araştırılmıştır. Anahtar Kelimler: Sözlü Tarih, Göç, Göçmen, Üsküp, Türkiye, Torbeş, Serbest Göçmen, Kütahya, Örf-âdet
Göç deneyimleri ve kesişimsellik: Bursa'da yaşayan 1989 Bulgaristan göçmenleri üzerine nitel bir araştırma
Göç olgusu yüzyıllardır olduğu gibi geçtiğimiz yüzyılda da önemli bir yere sahiptir. Göç gibi tarihin şekillenmesinde önemli etkilere sahip olan olayların aktarımında belgeler, anlaşmalar gibi yazılı kaynaklar kadar anlatılar da önemli bir yer tutar. Olaylara dair anlatılar ilk olarak aile belleği şeklinde kuşaklararası aktarım ile gerçekleşir. Söz konusu aile belleklerinin oluşumunda toplumsal cinsiyet önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada da 20. yüzyılın önemli göç olaylarından biri olan 1989 Bulgaristan Göçü'ne dair aile belleklerine sahip olan bireylerin deneyimleri yaş ve toplumsal cinsiyet kesişimleri dikkate alınarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmada temel nitel araştırma deseni ve yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış, 1989 göçü ile Bursa iline göçmüş aile üyeleri seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi göçü yaşamamış ya da göç sürecini hatırlamayacak kadar küçük yaşta olan bireylerden oluşmuştur. Sorular, nitel araştırma deneyimine sahip öğretim üyeleri ile yapılan uzman panelinde hazırlanmıştır. Toplanan bu veriler içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Analiz sonucunda aile içinde doğrudan bir aktarımdan ziyade dolaylı yollardan aktarımın yapıldığı görülmektedir. Ayrıca göç kararının alınması ve göç anlatılarının aktarılmasında etkili olan kişinin ailedeki kadınlar olması, göçün feminizasyonu anlamında 1989 Göçü'nün önemini göstermektedir.
Balkan muhacirlerinin yaşadığı sorunlar (1912-1914)
Göç, insanların hayatlarının bir kısmını veya hepsini geçirmek üzere bir yerden başka bir yere yapılan yer değiştirme olayıdır. Ancak bu yer değiştirme olayı bazen insanların kendi iradeleriyle gerçekleşirken, bazen de güdümlü yani zorlamaya dayalı olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle göç meselesi, toplumları etkileyen önemli sosyal olgulardan birisi olmuştur.Türkiye'ye gelen göçlerin çoğu zorlamaya dayalı olarak gerçekleşmiştir. 1806-1812 yılları arasında 200.000'e yakın, 1856-1865 yılları arasında 2.000.000'dan fazla, 1877-1878 yılları arasında 1.253.500 civarı, 1912-1914 yılları arasında100.000'den fazla Müslüman göçmen, vatanlarını terk ederek Türk topraklarına yerleşmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Devleti Balkan Savaşlarını kaybedip çekilince, buralardaki yerli ahâli, Bulgar, Yunan ve Sırpların zulmüne uğramıştır. Yaklaşık beş yüz yıl Müslümanlarla birlikte barış ve huzur içinde yaşayan bu gayr-i müslim unsurlar, düşmanca bir tavır içerisine girerek Türklerin bulunduğu şehir, kasaba ve köylere baskınlar düzenlemişlerdir. Hıristiyan müttefiklerin hepsi köy ve kasabalarda yaşayan Müslümanlara karşı kapsamlı bir kıyıma girişmişlerdir. Zor durumda kalan Müslüman ahâli önce Edirne'ye, oradan İstanbul'a daha sonra diğer Anadolu şehirlerine (Bursa, İzmir, İzmit, Edremit, Bandırma, Balıkesir, Ankara, Konya, Antalya, Adana, Eskişehir?) göç etmişlerdir.İstanbul'a ve Anadolu'nun diğer şehirlerine gelen ve sayıları yüz binleri bulan muhacirler, göç sırasında açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Göçmenlerin sorunları geldikleri yeni yerleşim bölgelerinde de devam etmiştir. Bu sorunlar daha çok yerleşim, hastalık, yerli halk ile uyum ve eğitim gibi hayatî öncelikli konulardan oluşmuştur. Bu sorunlar karşısında Osmanlı Devleti ve dönemin sivil toplum kuruluşları ilgisiz kalmamışlardır. İskân-ı Muhâcirîn Komisyonu kurulmuş, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti de evsiz ve yurtsuz kalmış Rumeli'den gelen bu insanlara çok büyük yardımlarda bulunmuştur.Balkan Savaşı muhacirlerinin sorunları ve bu sorunlara karşı devletin bulduğu çözüm yolları, ileride meydana gelebilecek olan göçlerin anlaşılmasında ve çözüme kavuşmasında önemli ipuçları verecektir.
Eskişehir (Merkez) Kırım Türkleri folkloru
Gelenek ve görenekler bir toplumun geçmişten geleceğe taşıdığı önemli kültür miraslarıdır. Eskişehir (Merkez) Kırım Türkleri Folkloru adlı bu çalışma Eskişehir'de yaşayan Kırım Türklerinin Eskişehir'e göçleri, anonim halk edebiyatı ürünleri, gelenek ve görenekleri ile kültürel yapılarını konu almaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde yazılı kaynaklara dayalı olarak, Rumeli, Kafkasya ile ağırlıklı olarak Kırım göçleri, göç sonrası yerleşme durumları ve Kırım Türklerinin siyasi tarihi ve Kırım Türklerinin dili ve edebiyatı tarihi akış içinde dönemin şartlarının, hayat tarzının edebiyata etkisine göre ele alınmıştır.İkinci bölümde yöreden derlenen anonim halk edebiyatı ürünlerinden örneklere yer verilmiştir. Manzum ürünlerden mane, şın, yır, ninni, tapmaca; mensur ürünlerden masal, destan, efsane, latife; kalıplaşmış sözlerden atasözü ve deyim yer almaktadır.Daha sonraki bölümlerde hayatın geçiş dönemleri, yöre halkının sosyal yaşamları, toplumsal ilişkileri ve gelenekleri konu edilmiştir.
ILO ve ILO normları açısından göçmen işçilerin ayrımcılığa karşı korunması
İnsanlık tarihi ile bağlayan göç hareketleri günümüzde de varlığını sürdürmekte, yaşanan küreselleşme ile beraber giderek de artış göstermektedir. Küreselleşme sadece göç hareketlerini arttırmakla kalmamış, bunun yanında göç nedenleri ve türlerinin de çeşitlenmesine neden olmuştur. Bununla birlikte artan göç hareketliliğine paralel olarak, dünya genelinde göçmen sayısında da artış yaşanmış ve göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar da giderek artmıştır. Bu yüzden göç olgusu, dünyada önemli bir sosyal politika sorunu olarak görülmeye başlanmış ve tüm dünya ülkelerinde en önemli gündem konularından biri haline dönüşmüştür. Artan göç hareketliliği ile göç alan ülkelerde göçmen işçilerin ayrımcılığa maruz kaldığı ve yerel işçiler ile eşit hak ve fırsatlarla çalıştırılmadıkları göç gündem maddelerinin başında gelmektedir. Bu sebeplerin yanında göçmen işçilerin, göç alan ülkelerin çalışma mevzuatları tarafından yeterli korunmaması da onların uluslararası düzeyde geçerliliği ve bağlayıcılığı olan kurallarla korunması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Göçmen işçilerin maruz kaldıkları ayrımcı uygulama ve politikalara karşı, ILO'nun geliştirmiş olduğu koruma yöntemleri ve kabul etmiş olduğu uluslararası düzeydeki normatif düzenlemelerinin incelendiği bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göç ve göçmen işçi ile ilgili kavramsal çerçeveye yer verilmiş, bunun yanında göçün nedenleri, göçün türleri de başlıklar halinde incelenmiştir. İkinci bölümde ILO'nun göçmen işçilere ve onların maruz kaldıkları ayrımcılığı engellemeye yönelik kabul ettiği normlar başlıklar halinde açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise ILO'nun göçmen işçilere yönelik politikalarına yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Göç, ILO Normları, Eşitlik, Adalet, Ayrımcılık, Temel İnsan Hakları
21. yüzyılda yeni bir güvenlik sorunu: İklim mültecileri
21. yüzyılda küresel sorunların en büyüklerinden biri olan iklim göçü, uluslararası ilişkiler için de yeni bir güvenlik sorunu ve çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, bir güvenlik sorunu olarak iklim mültecilerine yaklaşımda geleneksel uluslararası ilişkiler kuramlarının önerdiği yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymak, bununla birlikte yeşil teorinin güvenlik anlayışını başta iklim göçü olmak üzere küresel güvenlik sorunları ile mücadele etmek için iyi bir alternatif kuram olarak önermektir. Bu bağlamda, öncelikle kuramsal çerçeve ortaya konduktan sonra sırasıyla iklim değişikliği ve iklim göçü sorunları geniş bir ölçekte değerlendirmeye alınarak kuramsal karşılaştırma pratiğe dökülmüştür. Küresel sorunları "ekolojiyi temel alan bir güvenlik yaklaşımı" ile değerlendirmenin normatif ve pratik değeri ortaya konulmuştur.