Exercise
971 theses under this subject heading
Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu ve egzersiz algılarının egzersiz davranışlarına göre incelenmesi
Bireylerin çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yaşlılığa kadar düzenli spor ve egzersiz yapması, beden sağlığını koruması açısından büyük önem taşımaktadır. Egzersiz yapmak kadar, bireylerin egzersize ilişkin algıları da yaşam doyumlarını etkilemektedir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu ve egzersiz algılarının egzersiz davranış değişim basamaklarına göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada betimsel araştırma yöntemlerinden birisi olan genel tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğrencileri oluştururken, örneklem grubunu ise merkez kampüste bulunan fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında öğrenim gören ve olasılıklı tabakalama yöntemi ve basit tesadüfi teknik kullanılarak belirlenen 726 kadın, 588 erkek toplam 1314 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılara sırasıyla; Egzersiz Engel/Yarar Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Egzersiz Davranış Değişim Anketi uygulanmıştır. Ayrıca katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu uygulanarak, yaş, cinsiyet, sigara kullanma durumu, ailede spor yapma durumu ve aylık harcama ile ilgili bilgiler elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 18 paket programı kullanılmış, Non-parametrik verilerin analizinde Mann Whitney-U, çoklu karşılaştırmalar için ise Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır. Çalışmanın Cronbach-Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,89 olarak bulunmuştur. Bulgularımıza göre; egzersiz algısının toplam puanları ile egzersiz davranış değişim basamakları arasında anlamlı bir farkın olduğu görülmektedir. Egzersiz algısı toplam puanlar üzerinden bakıldığında "Eğilim, Hazırlık, Hareket, Devamlılık" ile "Eğilim öncesi" faktörleri arasında "Eğilim, Hazırlık, Hareket, Devamlılık" lehine olmaktadır. Bunun yanında yaşam doyumu ile egzersiz davranış değişim basamağı arasında da anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Yaşam Doyumu, Egzersiz Algısı, Egzersiz Davranış Değişim Basamağı, Üniversite Öğrencisi.
12-14 yaş fazla kilolu ve obez bireylerde uygulanan tabata egzersiz protokolünün fiziksel ve fizyolojik bazı özelliklere etkisi
Bu çalışma, fazla kilolu ve obez çocuklarda Tabata protokolüne göre uygulanan egzersizlerin fiziksel ve fizyolojik etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya gönüllü katılım sağlayan 12-14 yaş aralığındaki toplam 24 (Erkek=12, Kadın=12) katılımcı deney grubu (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak gruplarda erkek ve kadın sayıları eşit olacak şekilde yansız atama yöntemi kullanılarak iki gruba ayrılmıştır. Deney grubunda yer alan katılımcılara 8 hafta süre ile haftada 3 gün Tabata protokolüne göre hazırlanmış egzersiz programı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan katılımcılar ile herhangi bir antrenman yapılmamıştır. Deney ve kontrol gurubunda yer alan katılımcıların boy, vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı, istirahat kalp atım sayısı ve VO2Max ölçümlerinin ön test ve son test uygulama verileri alınmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Denek sayısının az olması sebebi ile verilerin istatistiksel analizlerinde Non-Parametrik testler kullanılmıştır. Grup içi farklılıkların tespit edilebilmesi için Wilcoxon İşaretlenmiş Mertebeler Testi, gruplar arası farklılıkların tespit edilebilmesi için Kruskal Wallis-H ve Mann Whitney-U testleri uygulanmıştır. İstatistiksel işlemlerde değişkenler arası farklılıkların tespitinde 0,05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Tabata protokolüne göre uygulanan 8 haftalık egzersizin deney grubunda vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı ve istirahat kalp atım sayısını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşürdüğü, VO2Max skorlarını istatistiksel olarak anlamlı derecede yükselttiği tespit edilmiştir (p<0,05). 8 haftalık sürede kontrol grubunun vücut ağırlığı ve vücut yağ oranlarında anlamlı derecede yükseliş tespit edilmiştir (p<0,05). Deney grubu ve kontrol grubu ön test – son test verileri arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak fazla kilolu ve obez çocuklarda 8 hafta süre ile uygulanan Tabata protokolüne göre hazırlanmış egzersizlerin vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı ve istirahat kalp atım sayısını düşürerek bireylerin sağlık durumlarını olumlu olarak etkileyebileceği ve VO2Max skorlarını arttırarak aerobik dayanıklılığı da olumlu olarak etkileyebileceği söylenebilir.
Genç futbolcularda proprioseptif antremanın yüksek yoğunluklu eylemler ve beceri üzerindeki etkisi
Araştırmada genç futbolculara uygulanan proprioseptif antrenmanların futbolcuların yüksek yoğunluklu eylemlerine ve futbola özgü becerilerine ne düzeyde etki ettiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubu, bir spor kulübünün futbol altyapısında spor yapan 30 erkek futbolcudan (Yaş = 15,86 ± 0,69) oluşmaktadır. Katılımcıların ön testlerine ait değerler göz önünde bulundurularak hipotez testleri yardımı ile tüm parametrelerin değerlendirilmesi sonucunda iki farklı ve homojen özelliklere sahip gruplar oluşturulmuştur. Bu gruplar; proprioseptif antrenman grubu (PAG) ve kontrol grubu (KG) olarak adlandırılmıştır. Araştırmada uygulanan testler, ölçümler ve antrenman protokolü pandemi sürecinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma başlangıç aşamasında on beşer sporcudan oluşan iki grup oluşturulmuştur. Katılımcıların boy uzunluğu ve vücut ağırlığına yönelik antropometrik ölçümler gerçekleştirilmiştir. Yüksek yoğunluklu eylemler adı altında tanımlanan el-göz koordinasyonu, dikey sıçrama, sürat, çeviklik ve kor kuvveti dayanıklılığını belirlemeye yönelik testler katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların aynı zaman dinamik denge performansları da belirlenmiştir. Futbola özgü becerilerinin belirlenmesinde pas, top kontrolü ve top sürme gibi özellikleri uluslararası testler ile ölçülmüştür. Araştırma bulguları neticesinde; KG ve PAG'ın yüksek yoğunluklu eylemler açısından yapılan karşılaştırmasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Hem dominant hem de dominant olmayan ayakların dinamik denge performansının karşılaştırmasında da anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Futbola özgü beceriler içerisinde pas isabet oranı ve top kontrol sayısı değişkenlerinde PAG grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar belirlenmiştir (p<0,05). Pas süresi ve top sürme becerine ait değerlerde KG ve PAG arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, futbol antrenmanlarına ilave olarak yaptırılan proprioseptif antrenmanların futbol temel becerileri içerisinde gösterebileceğimiz pas isabeti ve top kontrolü gibi becerilerin gelişimine olumlu yönde katkı sağladığı ifade edilebilir. Anahtar kelimeler: Beceri, futbolcu, proprioseptif egzersiz, yüksek yoğunluklu eylem.
Sporcularda duygusal zekâ ile motivasyon arasındaki ilişkininincelenmesi
Bu araştırmada Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerinin çeşitli değişkenlere göre duygusal zekaları ve spora katılım motivasyonlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerden 148 (%49.3)'i kadın ve 152 (%50.7)'si erkek olmak üzere toplam 300 sporcu oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Sporda Duygusal Zeka Envanteri ve Spora Güdülenme Ölçeği II kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini tespit etmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Ölçek verilerinin karşılaştırılmasında ikili gruplar için Independent Samples T Test, üç ve daha fazla gruplar için One Way Anova testi uygulanmıştır. One Way Anova testi sonucunda anlamlı farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Post Hoc testlerinden Tukey yapılmıştır. Ayrıca katılımcıların duygusal zeka ve motivasyonları arasındaki ilişkinin saptanması için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada ortaya çıkan bulgulara göre cinsiyet, yaş, eğitim durumu, okul türü, lisans yılı, milli olma durumu ve anne baba tutumu değişkenleri arasında anlamlı farklar tespit edilmiştir. Bunula birlikte duygusal zeka ve motivasyon arasında ki ilişkide anlamlı fark tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde bu değişkenlerin duygusal zeka düzeyleri ve motivasyonların da belirleyici bir rol aldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: duygusal zeka, egzersiz, motivasyon
Egzersiz yapan bireylerin kendini fiziksel tanımlama ile öz-güven değerlerinin incelenmesi
Araştırma ile egzersiz yapan bireylerin cinsiyet, eğitim durumu, egzersiz türü ve egzersiz yapma nedenleri gibi parametreler ile kendini fiziksel tanımlama ve özgüven değerlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tekirdağ ilinde düzenli egzersiz yapan kişiler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem sayısı 112 kadın ve 90 erkek olmak üzere 202 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında araştırma örnekleminin 20-50 yaş aralığında, haftada en az 3 gün ve üzeri düzenli egzersiz yapan, herhangi bir sağlık problemi olmayan gönüllü katılımcılardan oluşturulmuştur. Katılımcılara sırasıyla araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, "Öz-Güven Ölçeği" ve "Kendini Fiziksel Tanımlama Anketi" (PSDQ) uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21 paket programı kullanılmıştır. Araştırma verileri normal dağılım göstermediğinden ikili karşılaştırmalar Mann-Whitney U, çoklu karşılaştırmalar Kruskal-Wallis testleri ile analiz edilmiştir ve tanımlayıcı istatistik yapılmıştır. Çalışmadaki Öz-güven ölçeğinin Cronbach-Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,952, Marsh Kendini Fiziksel Tanımlama ölçeğinin 0,954 olarak bulunmuştur. Araştırmalardan elde edilen bulgularda; kendini fiziksel tanımlama ile cinsiyet, eğitim durumu, egzersiz türü ve egzersiz yapma nedeni değişkenleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Öz-güven ile cinsiyet ve egzersiz türü değişkenleri arasında anlamlı farklılık görülürken (p<0,05), eğitim durumu ve egzersiz yapma nedeni değişkenleri arasında bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Kendini fiziksel tanımlama ile öz-güven arasındaki korelasyon testi sonuçlarına göre tüm alt boyutlarında pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Kendini Fiziksel Tanımlama, Öz-Güven
Nazal polipozise bağlı kronik nazal obstrüksiyon egzersiz kapasitesi üzerinde etkili mi?
AMAÇ: Bilateral nazal polipler hastada kronik nazal obstrüksiyona neden olmakta bu da hastaların yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu yaşam kalitesi çeşitli yaşam kalite ölçekleri ile değerlendirilebilmekte olup bu ölçekler subjektiftir. Biz çalışmamızda subjektif bir yaşam kalite ölçeği olan Sino-nazal Outcome Test 22'nin yanında objektif altı dakika yürüme testini kullanarak nazal polipozisin neden olduğu kronik obstrüksiyonun hastaların egzersiz kapasitesi üzerindeki etkisini, aynı zamanda akut bir obstrüksiyonun egzersiz kapasitesi üzerindeki etkisini inceledik. Çalışmamızda altı dakika yürüme testinin bir objektif yaşam kalite ölçeği olarak kullanılıp kullanılamayacağını göstermeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmaya kliniğimizde endoskopik sinüs cerrahisi yapılmış 15 erkek 11 kadın hasta dahil edildi. 15 erkek 11 kadın sinonazal hastalığı bulunmayan kontrol grubu oluşturuldu. Hasta gruba preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda Sino-nazal Outcome Test 22 anketi ve altı dakika yürüme testi uygulanıp sonuçları kaydedildi. Kontrol grubuna ise burun açık ve burun tıkalı olmak üzere altı dakika yürüme testi yapılarak sonuçları kaydedildi. BULGULAR: Hastaların preoperatif ve postoperatif 1. ay sonuçları kıyaslandığında altı dakika yürüme testi yürüme miktarı istatistiksel anlamlı olarak artmış olarak gözlendi. Aynı zamanda preoperatif ve postoperatif 3. ayda da yürüme miktarı istatistiksel anlamlı olarak artmıştı. Akut obstrüksiyon yaratılan kontrol grubunda burnu açıkken hastalar burnu tıkalıya göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla miktarda yürüdüler. SONUÇ: Nazal polipozisin neden olduğu kronik nazal obstrüksiyon altı dakika yürüme testi yürüme mesafesi yani egzersiz kapasitesi üzerinde etkilidir. Ve bu etki cerrahi sonrası 1. ve 3. Ayda azalmakta ve hastaların yürüme mesafesi artmaktadır. Biz altı dakika yürüme testinin nazal polipozis hastalarında bir yaşam kalite ölçeği olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Nazal Polip, Yaşam Kalite Ölçekleri, 6 Dakika Yürüme Testi
Fitness egzersizleri yapan kişilerde ergojenik yardımcıların bazı fiziksel ve fizyolojik değişimler üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma fitness egzersizleri yapan kişilerde ergojenik maddelerden besinsel yardımcı kullanmanın bazı fiziksel ve fizyolojik değişimler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma 18-30 yaş arasında özel spor merkezlerinde spor yapan toplam 21 gönüllü kişiyle sekiz haftalık orta yoğunluktaki egzersizleri içeren bir program uygulanarak gerçekleştirildi. Kişiler sekiz hafta boyunca, haftada 3 gün 45 dakika olacak şekilde egzersiz programına tabi tutuldu. Egzersiz programına başlamadan önce ve sonra Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kan tahlilleri yapılıp, spor merkezlerinde Inbody 120 cihazında vücut kompozisyon ölçümleri yapıldı ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği uygulandı. İstatistik analizler SPSS 22 paket programında ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirildi. LDL, HDL, protein, prolaktin ve insülin değerlerinin öntest, sontest sonuçlarında farklılıklar olduğu gözlendi. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeğinde stres yönetimi ve sosyal destek alt boyutlarında anlamlı farklılık gözlemlendi (p<0.05). Sonuç olarak; sekiz haftalık orta yoğunluktaki egzersizleri yapan kişilerde bazı fiziksel ve fizyolojik değişimler incelendiğinde, ergojenik yardımcı kullanan ve kullanmayanlar arasında LDL, HDL, protein, prolaktin ve insülin değerleri dışında birçok parametrede anlamlı farklılığa rastlanmamıştır. Bu bağlamda, ergojenik desteklerin vücuttaki etkilerini inceleyebilmek için çok daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
BESYO öğrencileri ile diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin egzersiz bağımlılığının incelenmesi
Bu araştırmada Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu (BESYO) öğrencileri ile Diğer Fakültelerde (DF) öğrenim gören öğrencilerin egzersiz bağımlılığı (EB) düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki tüm üniversiteler örneklemini ise Siirt Üniversitesinde BESYO ile diğer fakültelerde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, birinci kısımda araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, ikinci kısımda Tekkurşun Demir ve ark. (2018) tarafından geliştirilen Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların kişisel özelliklerini tespit etmeye yönelik tanımlayıcı istatistikler ve frekans dağılımları hesaplanmıştır. Verilerin normallik dağılımını belirlemeye yönelik yapılan Kolmogorov Smirnov testi sonucu parametrik test varsayımlarının sağlanmadığı bunun sonucunda ikili değişkenler için Mann Whitney U Testi ikiden fazla değişkenler için Kruskal Wallis H Testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların egzersiz bağımlılığı tanımlayıcı değerlerine bakıldığında hem BESYO öğrencilerinin (x̄=52,2430) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=55,2470) bağımlı grupta olduğu görülmektedir. Beden eğitimi öğrencilerinin ( x̄=22,3347) ve diğer fakülte öğrencilerinin aşırı odaklanma ve duygu değişimi alt boyutu puanının az riskli grupta olduğu (x̄=23,3825); bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi alt boyutunun hem BESYO öğrencilerinin (x̄=16,4343) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=17,0000) normal grupta olduğu, tolerans gelişimi ve tutku alt boyutun da hem BESYO öğrencilerinin (x̄=13,4741) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=14,8645) normal grupta olduğu görülmektedir. Diğer fakülte öğrencileri ile yaş değişkeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, BESYO öğrencilerinin EB ile yaş değişkeni arasında tolerans gelişimi ve tutku alt boyutunda (p<0.05), diğer fakülte öğrencilerinin egzersiz bağımlılığı ile cinsiyet değişkeni arasında yapılan analiz sonucu kadınlar lehine tolerans gelişimi ve tutku alt boyutunda anlamlı farklılık olduğu fakat BESYO öğrencilerinde anlamlı farklılık yoktur. EB ile ailenin gelir durumu değişkeni arasında yapılan analiz sonucu tolerans gelişimi ve tutku alt boyutu dışında ölçek genel puanı ve diğer alt boyutlarda, EB düzeyleri ile fakülte değişkeni arasında yapılan analiz sonucu bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi alt boyutu dışında diğer tüm değişkenlerde, EB ile sınıf düzeyi değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB düzeyleri ile sporcu lisansı olup olmama değişkeni arasında yapılan analiz sonucu tüm değişkenlerde, egzersiz bağımlılığı ile haftalık spor yapma sıklığı değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB ile günlük spor yapma süresi değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB ile spor yapma amacı değişkeni arasında yapılan analiz sonucu aşırı odaklanma ve duygu değişimi ve bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Öğrenci, Bağımlılık, Egzersiz Bağımlılığı.
COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenler
Bu çalışma COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenleri incelemek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Şubat 2022 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde COVID-19 tanısı almış dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalaması 27,19y olan 31 kişi dâhil edildi. Tüm kişilerin testi negatife döndükten sonraki 1. Ayda( erken) ve 3. ayda (geç) solunum fonksiyonu solunum fonksiyon testi, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UAFAA-KF), aerobik kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), alt ekstremite kassal kuvvet ve endurans 30 Saniye Kalk-Otur Testi, el kavrama kuvveti El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi, el kavrama statik enduransı El Kavrama Statik Endurans Ölçüm Testi ve COVID-19 salgınına yönelik algı ve tutumları COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçekler ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanıldı. Solunum fonksiyon test değerlerinin, Vücut Kitle İndeksi'nin ve El Kavrama Kuvvet Testi ölçümünün erken ve geç dönemde yapılan değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). El Kavrama Statik Endurans Testi ölçümü, 30 Sn Kalk- Otur Test sayısı ve 6 DYT mesafesinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış gösterdiği bulundu(p=0,012 p=0,001), (p=0,001), (p=0,004). COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçeğin alt paremetrelerinin skorlarında ve UAFAA-KF toplam MET değerinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). 6 DYT mesafesi ile 30 Saniyede Kalk-Otur Testi sayısı arasında erken dönemde pozitif ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki varken(p=0,026), geç dönemde anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Geç dönemde 6 DYT mesafesi ile El Kavrama Statik Endurans Dominant Olmayan Skoru arasında anlamlı bir ilişki bulundu(p=0,035). COVID-19 geçiren kişilerin performansını etkileyen değişkenlerinin 1. ayda ve 3. ayda değişiklik gösterdiği ve egzersiz performansının olumsuz etkilendiği belirlendi. Erken dönemde bu olumsuz sonuçların performans testlerine yansıdığı düşünüldü. COVID-19 geçiren kişilerin 3. aylarındaki enduranslarında, kassal kuvvetlerinde ve el kavrama statik enduranslarında artış olduğu ancak sağlıklı kişilerin norm değerlerine tam olarak ulaşamadıkları saptandı. Sonuç olarak; COVID-19 geçiren kişilere yönelik planlanan pulmoner rehabilitasyona, bireyin egzersiz enduransına, kassal kuvvet ve enduransını arttırmaya yönelik egzersiz programlarının eklenmesinin sağlığın erken kazanımı açısından önemli olacağı görüşü kabul edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19; egzersiz performansı; fiziksel aktivite; algı ve tutum.
Deneysel Parkinson Hastalığı modelinde mitokondri transplantasyonu ve egzersizin etkilerinin karşılaştırılması
Parkinson hastalığı (PH), beyindeki dopamin salgılayan nöronların dejenerasyonuyla ilişkilidir. PH; harekete başlamada zorluk, tremor, yavaş ve küçük hareketler yapma gibi lokomotor ve spontan aktivitelerin bozukluğu ile kendini gösterirken yıllar içinde yavaşça gelişir. Dopaminerjik nöronlardaki mitokondriyal disfonksiyonlar PH'nin birçok farklı nedeni arasındadır. Son zamanlarda, ekzojen mitokondri transplantasyonunun mitokondriyal disfonksiyonu düzelttiği ve PH'nin klinik semptomlarını hafifletmeye yardımcı olduğu bildirilmiştir. Egzersizin faydalı etkisi PH'de iyi belgelenmiştir. Çalışmanın amacı, 1-metil-4-fenil-1,2,3,6-tetrahidropiridinin (MPTP) ile indüklenen PH fare modelinde egzersiz ve mitokondri naklinin terapötik etkilerini incelemektir. MPTP, C57BL farelere intraperitoneal olarak enjekte edilmiştir. Enjeksiyon işlemi aynı gün içerisinde 4 sefer 20 mg/kg dozla, 2 saat aralıklı uygulanmıştır. PH'nin gelişmesinden 7 gün sonra koşu bandı egzersizleri 4 hafta boyunca haftada 5 gün, 30 dakika, 20 m/dk hızda yapılmıştır. Fare karaciğerinden izole edilen sağlıklı mitokondriler tedavi gruplarına bir hafta ara ile dört kez olacak şekilde intranazal yolla verilmiştir. Spontan aktivite ve lokomotor aktivite testleri tüm gruplara üç farklı seansta (PH'den önce, PH'den sonra ve tedavinin sonunda) uygulanmıştır. İntranazal olarak nakledilen mitokondrilerin beyine ulaştığı floresan mikroskopisi ile doğrulanmıştır. Egzersiz gruplarında ve mitkondri tedavisi alan gruplarda, PH semptomları aktivite testleri açısından azalmıştır. Bunun yanı sıra yapılan moleküler incelemelerde beyinde Bax/Bcl-2 oranının egzersiz yapan gruplarda azaldığı tespit edilmiş ancak mitokondri alan gruplarda bu azalmanın tersine döndüğü görülmüştür. Beklenilenin aksine mitokondri transplantasyonu moleküler açıdan olumsuz etkilerde bulunmuştur. Kaspaz 1 ve 3 proteinlerinin artışına sebep olarak beyinde apoptotik süreçleri tetikleyebileceği kanısına varılmıştır. Davranış testlerinde görülen egzersiz ve mitokondrinin sinerjik etkilerinin moleküler düzeyde gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Egzersiz, PH'deki semptomları azaltan geleneksel bir yaklaşımdır. Bununla beraber mitokondrilerin intranazal yol ile beyine ulaştırılması, yöntemin invaziv olmaması ve insana kolay uygulanabilir olması açılarından umut vaat eden bir tedavi yöntemi olarak göze çarpmaktadır. Ancak alınan sonuçlar mitokondri gibi çok büyük yapıların bu yolla verilmesinin çok etkin olmadığını göstermektedir. Bunun yanı sıra nörodejeneratif hastalıklarda mitokondri kullanımına soru işaretleri bırakmıştır.
Adölesan idiopatik skolyozlu hastalarda spinal mobilizasyon tekniklerinin etkinliğinin araştırılması
Bu tez çalışması adölesan idiyopatik skolyoz (AİS) hastalarında, spinal mobilizasyon tekniklerinin uygulanmasının eğrilik şiddeti, gövde rotasyon açısı (ATR), gövde esnekliği, solunum fonksiyonu, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma 40 AİS hasta üzerinde yürütülmüş olup, mobilizasyon (n = 20, kız= 12, erkek= 8; yaş= 12,9± 1,8 yıl) ve kontrol (n= 20, kız= 13, erkek= 7; yaş= 12,85± 1,81 yıl) gruplarına randomize edilmiştir. Mobilizasyon grubuna spinal mobilizasyon ve core stabilizasyon egzersizleri, kontrol grubuna ise sadece core stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki grup 10 hafta süresince haftada iki gün tedaviye alınmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasında hastaların eğrilik şiddeti Cobb açısı, gövde rotasyon açısı (ATR) skolyometre, gövde esnekliği, gövde eklem hareket açıklıkları gonyometre, solunum fonksiyon testleri spirometre, kozmetik deformite algısı Walter Reed Visual Assessment Scale (WRVAS) ve yaşam kalitesi Scoliosis Research Society-22 (SRS-22) kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, her iki grupta da Cobb açısı ve ATR'de azalma, gövde esnekliği ve eklem hareketlerinde artış, PEF (tepe ekspiratuar akım) ve FVC (zorlu vital kapasite)'de gelişme, kozmetik deformite algısı ve yaşam kalitesi parametrelerinde anlamlı iyileşmeler görülmekle birlikte mobilizasyon grubunda bu değişim anlamlı olarak daha yüksek görülmüştür (p<0,05). FEV1 (1.saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm)'deki iyileşme sadece mobilizasyon grubunda anlamlı bulunmuş, FEV1/FVC oranı her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik göstermemiştir (p<0,05). Bu sonuçlar, hafif şiddetli eğriliğe sahip AİS hastalarının tedavisinde spinal mobilizasyon uygulamasının eğrilik şiddetini azaltmada etkili bir tedavi seçeneği olduğunu göstermektedir.
Nöromusküler hastalığı olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenin psikososyal durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma nöromusküler hastalık (NMH)'a sahip olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenlerinin psikososyal durumu arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla 8-18 yaş aralığındaki 54 NMH tanısı almış çocuk ve çocukların bakım verenleri dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Çocukların motivasyon düzeyi Pediatrik Motivasyon Ölçeği (PMÖ), fiziksel aktivite düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), fiziksel aktivitelerine etki eden faktörler ve fiziksel aktiviteye ilgileri Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri Anketi (CPAC); bakım verenlerin anksiyete, depresyon, stres düzeyi Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21), bakım yükü Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve aile etkilenim düzeyi PedsQL™ Aile Etki Modülü (PedsQL™: FIM) ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS (ver. 23) programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 10,93±2,64 olarak bulundu. PMÖ ile DASS-21, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). CPAC ile DASS 21 Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). PAQ-C ile Zarit Bakıcı Yük Ölçeği ve PedsQL™: FIM arasında negatif yönde ve farklı kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonuçları, NMH'li çocukların egzersize uyum ve motivasyonunda bakım verenin psikososyal durumunun (anksiyete, depresyon, stres düzeyinin, bakım yükünün, yaşam kalitesinin ve aile etkilenim düzeyinin) önemli bir etken olabileceğini göstermektedir.
Total diz artroplastili bireylerde iki farklı telerehabilitasyon uygulamasının etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, total diz artroplastisi uygulanan primer diz osteoartritli bireylerde standart telerehabilitasyon (STR) ve dijital içerikli telerehabilitasyonun (DİTR) ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA), eklem pozisyon hissi (EPH), Kuadriseps kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumuna etkisinin karşılaştırılmasıydı. Bununla birlikte DİTR grubundaki bireylerin telerehabilitasyon memnuniyetlerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalamaları 68,94±8,66 yıl olan 36 birey dahil edildi. Bireyler basit rastgele randomizasyon yöntemiyle DİTR grubu (n=18, ortalama yaş: 67,33±9,62 yıl) ve STR grubu (n=18, ortalama yaş: 70,56±7,52 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylere 8 haftalık standart ev egzersizlerini günde 3 defa 10 tekrarlı olacak şekilde yapmaları önerildi. STR grubundaki bireyler egzersizlerini kâğıt broşürler aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama ile takip edildi. DİTR grubundaki bireyler ise egzersizlerini dijital broşürler ve asenkron videolar aracılığıyla aldı ve haftada 3 defa sesli arama, mesajlaşma ve görüntülü görüşmeler ile takip edildi. İstirahat, aktivite ve gece ağrısı Görsel Analog Skalası (GAS) ile; EHA ve EPH dijital gonyometre ile; kas kuvveti el dinamometresi ile; diz fonksiyonu Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru Fiziksel Fonksiyon Kısa Formu (Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score, KOOS-PS) ile; fonksiyonel performans 5 Tekrarlı Otur Kalk Testi (5TOTK) ile; yapay eklemi unutma becerisi Unutulan Eklem Skoru-12 (UES-12) ile; kinezyofobi Kısa Kinezyofobi Ölçeği (KKÖ) ile; egzersiz uyumu "Egzersize Uyum Derecelendirme Ölçeği" (EUDÖ) ile; telerehabilitasyon memnuniyetleri Teletıp Memnuniyet ve Yararlılık Anketi (TMYA) ile değerlendirildi. Taburculuk gününde bireylerin ağrıları, EHA ve EPH, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performansları ve kinezyofobileri değerlendirilirken; 4. hafta ve 8. haftada tüm değerlendirmelere ek olarak EUDÖ, UES-12 ve kas kuvveti değerlendirildi. Dördüncü haftanın sonunda ağrı (p<0,005), opere taraf EHA (p<0,05), 5TOTK (p=0,029), diz fonksiyonu (p<0,001), Kuadriseps kas kuvveti (p=0,006), KKÖ (p<0,001), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunurken; EPH açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Sekizinci hafta sonunda ağrı (p<0,001), opere taraf EHA (p<0,05), Kuadriseps kas kuvveti (p<0,001), diz fonksiyonu (p<0,05), 5TOTK (p<0,05), UES-12 (p<0,001) ve EUDÖ (p<0,005) açısından DİTR grubunun lehine anlamlı fark bulunurken; EPH, gruplar arasında benzerdi (p>0,05). DİTR grubundaki TMYA skorları hem 4.haftada (min-maks 101,00-105,00) hem de 8.haftada (min-maks 103,50-105,00) yüksekti. Sonuç olarak, total diz artroplastili bireylerde standart ev egzersizlerine ek olarak verilen telerehabilitasyon uygulamalarının kullanımı, hem 4. haftada hem de 8. haftada ağrı, EHA, kas kuvveti, diz fonksiyonu ve fonksiyonel performans, yapay eklemi unutma becerisi, kinezyofobi ve egzersiz uyumu açısından standart ev egzersizlerinden daha iyi bulunduğundan klinikte uygulanması önerilir.
Farklı omuz eklem açılarının kullanıldığı kapalı kinetik zincir egzersizlerinde skapula çevresi kassal aktivasyonun incelenmesi
Literatürde kinetik zincir yaklaşımının omuz rehabilitasyonundaki önemi ve yeri konusunda araştırmalar bulunmaktadır. Kapalı kinetik zincir (KKZ) egzersizleri ile omuz ve skapular kasların ko-kontraksiyonu sağlanarak fonksiyonel eklem stabilitesi ve nöromuskuler kontrolün geliştirilmesi hedeflenir. Bu araştırmanın amacı, farklı omuz eklem açıları kullanılarak gerçekleştirilen KKZ egzersizleri esnasında meydana gelen skapula çevresi kassal aktivasyonun ve kassal aktivasyon oranlarının incelenmesidir. Araştırmaya sağlıklı ve fiziksel olarak aktif 22 erkek birey (yaş: 19,41,5; beden kütle indeksi: 23,62,3) dahil edildi. Tüm bireyler randomize bir şekilde, sagital düzlemde glenohumeral eklem (GHE) hareket açıklığına göre omuz seviyesi altı (GHE<90o), omuz seviyesi (GHE~90o) ve omuz seviyesi üzeri (GHE>90o) olarak kategorize edilen 8 farklı KKZ egzersizini gerçekleştirdi. Egzersizler sırasındaki, üst trapezius (UT), orta trapezius (OT), alt trapezius (AT) ve serratus anterior (SA) kaslarının aktivasyon seviyeleri yüzeyel elektromiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerden %MİİK kassal aktivasyon seviyeleri ve UT/OT, UT/AT ve UT/SA oranları hesaplandı. İstatistiksel karşılaştırmada Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (ANOVA) kullanıldı. Omuz seviyelerine göre egzersizler karşılaştırıldığında kas aktivasyon ve kas aktivasyon oranlarında farklılıklar bulundu (p<0.05). Omuz seviyesinde gerçekleştirilen Low plank plus egzersizinin konsantrik fazında yüksek seviyede SA kas aktivasyonu (%44,6 MİİK) kayıt edildi. Omuz seviyesinin üzerinde gerçekleştirilen Pike press egzersizinde ise karşılaştırılan diğer egzersizlere göre UT ve OT kas aktivasyonun daha fazla olduğu gözlemlendi. Tüm egzersizler optimal UT/SA aktivasyon oranı sağlarken yalnızca Body saw egzersizinde optimal UT/AT aktivasyon oranı sağlandığı belirlendi (<1.00). Bu araştırmanın sonuçları, omuz rehabilitasyonunda nöromuskuler kontrolü hedefleyen egzersizlerin seçimi hakkında klinik bilgi sağlayacaktır.
Fiziksel olarak aktif bireylerde titreşimli foam roller uygulamasının gastroknemius kas pasif mekanik özellikleri, gecikmiş kas ağrısı ve fonksiyonları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı fiziksel olarak aktif bireylerde gastroknemius kasına yapılan iki farklı foam roller uygulamasının kas pasif mekanik özellikleri, gecikmiş kas ağrısı ve fonksiyonları üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya fiziksel olarak aktif 15 erkek, 15 kadın olmak üzere 30 sağlıklı birey (ort yaş±ss: 23,29±1,12 yıl) dahil edildi. Çalışmaya katılan bireylerin demografik bilgileri ve ilk ölçümleri (egzersiz öncesi) alındıktan sonra 30 tekrar ve 5 setten oluşan eksentrik topuk yükseltme egzersizi yapmaları istendi. Bu egzersiz ile bireylerin her iki bacağında da gastroknemius gecikmiş kas ağrısı (GKA) oluşturmak hedeflendi. Egzersizden sonra ölçümler tekrarlandı (egzersiz sonrası). Bireylerden 48 saat sonra tekrar değerlendirmeye gelmeleri istendi. 48 saat sonra değerlendirmeye gelen bireylere önce ölçümler tekrarlandı (foam roller öncesi), sonra titreşimli foam roller (VFR)'ın uygulanacağı kas (sağ veya sol gastroknemius) randomizasyon ile belirlenerek uygulama yapıldı, diğer kasa ise titreşimsiz foam roller (NVFR) uygulaması yapıldı. Uygulamalar sonrası son ölçümler alındı (foam roller sonrası). Kasın pasif mekanik özellikleri Myoton-3 cihazı ile, gecikmiş kas ağrısı Görsel Analog Skalası (GAS) ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem hareket açıklığı (EHA) ağırlık aktarmalı hamle testi ile ve dinamik denge Y-Denge Testi ile değerlendirildi. Foam roller uygulaması sonrasında foam roller öncesine kıyaslandığında ayak bileği eklem hareket açıklığındaki, kas kuvvetindeki ve anterior yönlü dinamik dengedeki artış NVFR'ye göre VFR'de daha fazlaydı (Sırasıyla p<0,001, p=0,04, p=0,01). VFR ve NVFR uygulamalarının her ikisi de gecikmiş kas ağrısını, kas tonusunu ve sertliğini azaltmak, kas kuvvetini, EHA'yı ve dinamik dengeyi arttırmak amacıyla kullanılabilir. Öte yandan titreşimli foam roller uygulamasının egzersiz sonrası toparlanma sürecinde kas kuvvetini, EHA'yı ve dinamik dengeyi daha fazla arttırdığı düşünüldüğünde egzersiz sonrası toparlanma sürecinin hızlandırılması amacıyla kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: vibrasyon, kas kuvveti, egzersiz, denge, ayak bileği
Kronik bel ağrılı hastalarda, gövde stabilizasyonu egzersizleri için geliştirilen multimedya yönergeleri ile yüz yüze yönergelerin ağrı şiddeti, disabilite ve yürüyüş üzerine etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada kronik bel ağrılı hastalarda gövde stabilizasyonu egzersizlerinin yüz yüze ve multimedya yönergeleri ile öğretiminin tedavi sonuçları üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Bu kapsamda ilk olarak güncel motor kontrol ilkelerine dayanan bir egzersiz eğitimi ve multimedya yönergeleri hazırlandı. Oluşturulan multimedya yönergeleri, kliniklerde standart olarak kullanılan yüz yüze yönergeler ile randomize kontrollü bir çalışma ile karşılaştırıldı. Çalışmada her iki grup aynı tedavilere, aynı süre ve sıklıkta alındı. Sadece egzersiz öğretim yönergeleri farklılaştırıldı. 8 hafta tedavi uygulandı. Tedavinin ilk seansında; ağrı fizyolojisi eğitimi ve ergonomi eğitimi verildi. Her tedavi seansında hastalara, miyofasyal gevşetme teknikleri ve eklem mobilizasyonları uygulandı. Egzersizler objektif ilerleme ölçütlerine göre zorlaştırıldı. Ölçümler tedavi öncesinde, tedavi sonrasında ve tedavi bitiminden 1 ay sonra takip ölçümü olmak üzere 3 kez yapıldı. Ağrı şiddeti Görsel Analog Ölçeği, disabilite düzeyi Oswestry Disabilite Ölçeği, egzersiz uyumu Egzersiz Uyumu Derecelendirme Ölçeği ve spatiotemporal yürüyüş parametreleri ise Optogait Cihazı ile ölçüldü. Her iki grupta da ağrı şiddeti, disabilite değerlerinde zamana bağlı benzer gelişmeler görüldü (p>0.05). Her iki grubun egzersize uyumları zamana bağlı değişimlerde benzer bulundu (p>0.05). Tedavi sonrasında her iki grubun adım uzunluklarında iyileşme gözlendi (p>0.05). Çalışma sonucunda, multimedya yönergeleri, kronik bel ağrılı hastalarda ağrı şiddetini azaltmada, disabilite düzeyini iyileştirmede ve yürüşün spatiotemporal parametrelerinde yüz yüze yönergeler kadar etkili bulundu. Egzersiz uyumu her iki grupta da düşüktü. Egzersiz uyumunun geliştirilmesi için yeni yaklaşımlara gereksinim olduğu düşünülmektedir.
Pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Çalışmada pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmaya 22 erkek, 28 kadın olmak üzere toplam 50 pes planusu olan birey dahil edildi. Bireylerin yaş ortalaması 31,4±9,59 idi. Ayak pronasyonu '' naviküler yükseklik (NY) '', ''naviküler düşme testi (NDT) '' ve ''ayak postür indeksi (APİ)'' ile değerlendirildi. Egzersiz programından önce ve sonra her iki ayağa yönelik fizyoterapi ölçümleri (manuel kas testi, kısalık testi, eklem hareket açıklığı ölçümü) ve ağrı değerlendirmesi yapıldı. Yürüme hızı ''10 metre yürüme testi (10 MYT)'', enerji tüketimi ''fizyolojik harcama indeksi (FHI) '', ayak ile ilgili yaşam kalitesi ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' ve ayak fonksiyonu ''Ayak Fonksiyon İndeksi (AFI) '' ile değerlendirildi. Egzersiz programı öncesi bireylere " ayak kısaltma egzersizi (AKE) " öğretildi. Bireyler, AKE' yi 6 hafta boyunca, haftada 5 kez, günde 2 kez, 10 tekrar yaptı. Haftada 1 kez egzersizler fizyoterapist eşliğinde yapıldı. 3. haftadan itibaren, bireyler AKE' yi yürüyüş sırasında da yaptılar. Egzersiz programı sonrası, bireylerin fonksiyonel durumunun iyileştiği, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ve yürüme hızının arttığı, NDT ve subtalar açı değerleri ile APİ ve FHİ puanlarının azaldığı (p<0,001); tibialis anterior, tibialis posterior, gastroknemius ve soleus kas kuvvetlerinin arttığı görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonucunda AKE'nin temel oluşturduğu ayak-ayak bileği stabilizasyon eğitiminin ayak rehabilitasyonunda önemli olduğu ve pes planusu olan bireylere önerilmesinin uygun olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Pes planus, ayak kısaltma egzersizi, ayak stabilizasyon egzersizleri, ayak fonksiyonu, ayak ile ilgili yaşam kalitesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında egzersize olan oksidatif stres, inflamatuar belirteçler ve metabolomiklerin yanıtları
Kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) sahip bireylerde egzersize olan oksidatif, inflamatuar ve metabolomik yanıtlar ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmada, KOAH'lı bireylerde artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersize olan oksidatif, inflamatuar ve metabolomik yanıtların belirlenmesi ve egzersiz öncesi ve sonrası yanıtların karşılaştırılması amaçlandı. On altı KOAH'lı erkek (ortalama yaş=50,94±6,42 yıl; birinci saniyedeki zorlu ekspirasyon volümü [FEV1]=% 63,37±19,90) hasta bisiklet ergometresinde artan iş yükünde semptomla limitli egzersiz testi yaptı. Egzersiz testinin sonuçlarına göre hastalara sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz uygulandı. Artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersizlere olan oksidatif (katalaz [CAT], indirgenmiş glutatyon [GSH], glutatyon peroksidaz [GPx], süperoksit dismutaz [SOD], toplam antioksidan durumu [TAS]), inflamatuar (tümör nekroz faktörü [TNF]-α, çözünür TNF reseptörü-1 [Alınan kan örneklerinden sTNFr1], çözünür TNF reseptörü SuperFamily 1B [sTNFRSF1B], interlökin [IL]-1, IL-6 ve C reaktif protein [CRP]) ve metabolomik yanıtlar analiz edildi. KOAH'lı bireylerde sabit ve aralıklı iş yükünde egzersize ait CAT, GSH ve TAS fark ve kat değişim değerleri birbirine benzerdi (p>0,05). Sabit iş yükünde egzersiz için GPx değişimi, aralıklı iş yükünde egzersiz ile elde edilenden daha yüksekti (p=0,004). Aralıklı iş yükünde egzersiz için SOD değişimi, sabit iş yükünde egzersiz ile elde edilenden daha yüksekti (p<0,017). Artan, sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz arasında TNF-α, sTNFr1, sTNFRSF1B, IL-1, IL-6 ve CRP'de egzersiz sonrası ve öncesi farklılıklar ve kat değişim değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0,05). Sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz ile, izolösin, L-karnitin ve açilkarnitin anlamlı olarak azalırken keton cisimlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Akut sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz, KOAH'lı bireylerde dolaşımdaki GPx düzeylerini değiştirir. Akut sabit ve aralıklı iş yükünde egzersizler, KOAH'ta sistemik inflamasyonu olumsuz etkilemiyor gibi görünmektedir. Sabit ve aralıklı iş yükünde egzersiz ile, izolösin, L-karnitin ve açilkarnitinleri azalırken keton cisimlerinin artışı, enerji metabolizmasında karbonhidratlardan amino asit ve lipid metabolizmasına geçişi göstermektedir. Aralıklı iş yükünde egzersiz, karbonhidratlar, lipidler, amino asitler, nükleotidler ve vitaminler açısından sabit iş yükünde egzersizden daha fazla metabolomikte anlamlı değişiklikler ortaya çıkarmaktadır. Pulmoner rehabilitasyon programları planlanırken, farklı egzersiz protokollerine olan oksidatif ve metabolomik yanıtlardaki değişikliklerin dikkate alınması bireye özel egzersiz yaklaşımlarının uygulanmasında yön gösterici olacaktır.
Kombine egzersiz eğitiminin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda kombine egzersiz eğitiminin motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisini inceleme amacıyla yapıldı. Çocuklar kapalı zarf yöntemi ile randomize olarak fizyoterapist gözetimindeki egzersiz grubu (n=10), ebeveyn gözetimindeki egzersiz grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Katılımcıların davranışları Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği Kısa Formu ve Güçler ve Güçlükler Anketi, yürüme hızları on metre yürüme testi, yürüme enduransları iki dakika yürüme testi, motor yeterlikleri Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi – 2, kas kuvvetleri dinamometre, fiziksel uygunlukları Münih Fiziksel Uygunluk Testi, bilişsel durumları Dinamik İş-Meşguliyet Terapisi Bilişsel Değerlendirmesi, akademik başarı ile sosyal ilişkileri açık uçlu sorularla değerlendirildi. Egzersiz eğitimi sonrası normal hızda yapılan 10 metre yürüme testi dışında kalan sonuç ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). Araştırma sonucunda kombine egzersiz programının motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerinde hem fizyoterapist hem de ebeveyn gözetiminde yapıldığında olumlu etkilerinin olduğu gösterildi.
Obstrüktif uyku apne sendromu olan kadın ve erkeklerde elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu, postür ve egzersiz kapasitesinin incelenmesi
Uyku Apnesi Sendromu, uyku sırasında üst solunum yolunun "nefes alma" fazında değişen derecelerdeki kollapsı nedeni ile en az 10 saniye veya daha fazla süren ve kanda oksijen satürasyonlarındaki azalması ile birlikte seyreden, solunumun istemsiz olarak durması olarak tanımlanan apne'dir. Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS)'nun önemi, apne sırasında kan oksijen satürasyonundaki azalmanın uzun dönemde hipertansiyon, kardiyovasküler ve kardiyopulmoner morbiditeye yol açabilmesi veya daha fazla oranda risk oluşturmasıdır. Uykuda anormal solunum durumu kardiyovasküler hastalıklar yanında, metabolik hastalıklar ve gündüz aşırı uykululuğa yol açmaktadır. OUAS'da risk faktörleri arasında erkek cinsiyet, obezite ve ileri yaş sayılmaktadır. OUAS olan hastalarda morbidite ve mortalitenin arttığı bilinmektedir. OUAS erkeklerde kadınlardan daha yaygın görülmekte olup bunun nedeni tam olarak açık değildir. Literatürde uyku apnesi hastalarında yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelendiği birçok çalışma olmakla birlikte, solunum kas kuvveti, egzersiz kapasitesi ve elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu bulgularının obstrüktif uyku apnesi üzerindeki etkisini erkek ve kadınlarda karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Literatürdeki bu eksiklikten yola çıkılarak planlanan çalışmada, OUAS tanısı konulan kadın ve erkek hastalarda solunum kas fonksiyonu ile birlikte, egzersiz kapasitesi, postür, periferal kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.
Rotator kılıf tendinopatisinde kan akımı kısıtlamalı egzersiz eğitiminin kas kalınlığı ve semptomlara etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı, rotator kılıf tendinopatisinin rehabilitasyonunda kan akımı kısıtlamalı eğitimin (KAKE) omuz çevresi kas kalınlığı, kas kuvveti ve omuz semptomlarına etkisini araştırmaktı. Araştırmaya tek taraflı omuz ağrısı nedeniyle rotator kılıf tendinopatisi tanısı alan 18-45 yaş aralığında, 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak KAKE grubu (yaş: 31,5±5,1 yıl, boy uzunluğu: 171,7±8,7 cm, vücut ağırlığı: 71,8±11,3 kg) ve kontrol grubu (yaş: 34,9±5,4 yıl, boy uzunluğu: 172,1±8,6 cm, vücut ağırlığı: 72,9±13,6 kg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 8 hafta boyunca, haftada 2 gün, progresif dirençli omuz rehabilitasyon programı uygulandı. KAKE grubundaki hastalar ağrılı omzun en proksimal noktasına yerleştirilen 5 cm genişliğindeki pnömatik bir cuff ile rehabilitasyon egzersizlerini yaparken, kontrol grubunda yer alan hastalar aynı egzersiz protokolünü ağrılı omuzda cuff olmadan uyguladı. Her iki grupta da egzersizler düşük şiddette (1 maksimum tekrarın %30'u), 4 set, toplam 75 tekrar (30/15/15/15) olacak şekilde eşit volümde uygulandı. Tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası supraspinatus, infraspinatus, deltoid, biseps braki ve skapula-retraktör kas kalınlıkları ile akromiohumeral (AH) mesafeleri ultrasonografi ile; 60º/sn ve 180º/sn açısal hızlarda omuz internal ve eksternal rotator kas kuvvetleri ise izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Ayrıca omuz ağrısı, görsel analog skala ile; omuz fonksiyonu ise Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (SPADI) ile değerlendirildi. Tedavi sonrasında KAKE grubunda biseps braki kas kalınlığı (p<0,001) ve 60º/sn'de ölçülen omuz internal rotasyon (p=0,02) kas kuvveti kontrol grubuna göre daha yüksekti. Diğer omuz kas kalınlıkları, AH mesafe ve rotasyonel kas kuvvetleri açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grupta da supraspinatus (p=0,003), infraspinatus (p=0,001), skapula-retraktör (p=0,02) kas kalınlıkları ve tüm omuz rotasyonel kas kuvvetleri zamanla artış gösterdi (p<0,05). Tedavi sonrasında SPADI skoruyla ölçülen omuz fonksiyonu KAKE grubunda daha iyiydi (p=0,04). Ancak her iki grupta da ağrı zamanla azaldı, omuz fonks]yonu gel]şt] (p<0,05). Sonuçlar rotator kılıf tendinopatisinde uygulanan KAKE'nin oklüzyon bölgesinin proksimal (omuz internal rotasyon kas kuvveti) ve distalinde (biseps braki kas kalınlığı) olumlu etkileri olduğunu gösterdi. KAKE'nin omuz rehabilitasyonunda geleneksel rehabilitasyon protokollerine bir alternatif olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Total kalça artroplastisi sonrası fizyoterapist kontrolünde ev temelli egzersiz programı sonuçlarının incelenmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılması
Şahinoğlu D., Total Kalça Artroplastisi Sonrası Fizyoterapist Kontrolünde Ev Temelli Egzersiz Programı Sonuçlarının İncelenmesi ve Kontrol Grubu ile Karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez-Ortez ve Biyomekani Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmanın amacı total kalça artroplastisi uygulanan bireylerde, ev temelli egzersizin ağrı ile ilişkili faktörler, postüral kontrol ve erken dönem fonksiyonel parametreler üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 44 kalça osteoartritli birey dahil edildi. Bireyler çalışma grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=21) olarak kura çekme yöntemi ile randomize edildi. Çalışma grubunda bulunan bireyler altı hafta boyunca kişiye özel planlanmış ev temelli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubunda bulunan bireyler ise egzersiz eğitim broşürü verilerek takip edildi. Çalışma grubunda bulunan bireylerin egzersiz programı iki haftalık aralıklarla kontrol edilerek egzersiz programında düzenlemeler yapıldı. Tüm bireyler ameliyat öncesinde, ameliyattan 2 hafta sonra ve ameliyattan 12 hafta sonra değerlendirilerek verileri kaydedildi. Eklem hareket açıklığı inklinometre ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem pozisyon hissi hedef açıyı bulma testi ile, ağrı görsel ağrı skalası ile, bacak boyu uzunluğu mezura ile ve son olarak Q açısı gonyometre ile ölçüldü. Bunların dışında Tampa kinezyofobi ölçeği, Oxford kalça skoru ve uluslararası fiziksel aktivite ölçeği kullanıldı. Fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için süreli kalk yürü testi uygulandı. Dengenin değerlendirilmesi için ise dört adım kare testi ve son olarak postüral kontrolün değerlendirilmesi için tetrax postürografi cihazı kullanıldı. Elde edilen verilerden yapılan analiz sonrasında çalışma grubu ile kontrol grubu arasında ağrı, denge, postüral kontrol, kinezyofobi, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti, fiziksel aktivite, fonksiyonel seviye ve fonksiyonel endurans parametrelerinde düzelme gözlendi (p<0.05). Her iki grupta da tüm parametrelerde iyileşme gözlendi (p<0.05). Fonksiyonel parametrelerde meydana gelen bu düzelme ile çalışmamızın sonucunda total kalça artroplastisi sonrasında fizyoterapist kontrolünde kişiye özel planlanan ev temelli egzersiz programı bireylerin optimum sürede güven içerisinde ve verimli bir şekilde toplum içerisindeki rollerine geri dönebilmesini sağlamıştır.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu 4 ay sonrası izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde, 4. ayda verilen ve 8 hafta devam eden, izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine olan etkisini incelemekti. Çalışmaya hamstring grefti ile ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren 20 birey dahil edildi. (yaş: 30,85±9,10 yıl, boy uzunluğu: 178,90±9,38 cm, VKİ: 25,66±2,93 kg/m²). Bireyler rekonstrüksiyon sonrası 16. haftada izokinetik sistemde değerlendirilerek egzersiz eğitimine alındı ve 24. haftada test tekrar edildi. Kassal kuvvet değerlendirmesi izokinetik sistemde (ISOMED 2000), 60 º/sn (5 tekrar) ve 180 º/sn (10 tekrar) açısal hızlarda gerçekleştirildi. Zirve Tork Hamstring/Vücut ağırlığı, Zirve Tork Kuadriseps/Vücut ağırlığı, Hamstring/Kuadriseps oranı değerlendirildi. Hamstring konsentrik-kuadriseps konsentrik, hamstring izometrik, kuadriseps izometrik, stabilite-koordinasyon eğitimi, haftada 3 gün-8 hafta verildi. Tüm veriler SPSS 21 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Eğitim öncesi ve sonrası farklılığı değerlendirmek için Eşleştirilmiş T testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda 60º/sn açısal hızda opere ( p=0,000) ve non-opere dizde (p=0,003), 180º/sn açısal hızda non-opere dizde (p=0,000) konsentrik hamstring kuvveti, 24. haftada, 16. haftadaki kuvvet değerine göre daha fazla bulundu. 180º/sn. açısal hızda opere dizde konsentrik hamstring değerinde zamanlar arasında bir farklılık görülmedi (p>0,05). 60 º/sn açısal hızda, opere (p=0,000) ve non-opere (p>0,05) dizde, 180º/sn açısal hızda opere (p=0,000) ve non-opere (p=0,05) dizde konsentrik kuadriseps kuvveti, 24 haftada 16.haftaya göre daha fazla bulundu. 60º/sn. açısal hızda konsentrik hamstring/kuadriseps oranının opere dizde 16. haftaya göre 24. haftada azalırken, non-opere dizde ise bu oranın arttığı gözlendi (p>0,05). 180°/ sn. açısal hızda opere ve non-opere dizde H/Q oranının 16. haftaya göre 24. haftada azaldığı gözlendi (p>0,05). Sonuç olarak çalışmada 16. haftadan 24. haftaya kadar verilen izokinetik eğitimin ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası kassal kuvvetin arttırılmasında etkili olduğu bulundu.
Foucaultcu bakışla kadın bedeninin inşasında egzersizin rolü
Özneler belli rasyonalite ekseninde bilginin iktidarı tarafından üretilmektedir. Foucault'nun öznenin keşfedilmesi anlamında iktidar ilişkilerini ortaya koyması iktidarın her bir insan ilişkileri içerisinde mevcut olmasıyla söz konusu olmuştur. Özne, oluşumu aşamasında rasyonalitenin sınırları içerisinde iktidar ilişkilerine dâhil olmakta ve kendini nesne konumunda bulmaktadır. Beden bu anlamıyla ilk elden sahip olduğumuz araç olarak denetime tabi olan konumunda yer almaktadır. Kadın bedeni üzerinde uygulanmakta olan denetim mekanizmaları kadın bedenini ince olma, narinlik, annelik, güzellik, zindelik, bakım kavramlarıyla sürekli olarak idealize etmekte ve standart bir biçime tabi kılmaktadır. Dolayısıyla tez, araştırma kapsamında olan her bir kadının politik duruşunu sergileyeceği sahip olduğumuz bedene ne kadar hâkim olduğumuzun ve onu nasıl anlamlandırdığımızın üzerinde durmaktadır. Çalışma, egzersiz yapan kadınların bedeni algılama şekillerini derinlemesine mülakat teknikleriyle analiz etmekte ve beden teorilerinin kuramsal çerçevesini özellikle beden, özneleştirme ve iktidar çevresinde ele alınmasını içermektedir. Bu çalışmada, kadının fit görünümlü olma hayali, estetik kaygı nedeniyle kilo alma fobisi ve kadın bedeni politikalarının fark edilmeksizin çok iyi işlerlik kazanmasının kadının kendilik algısına nasıl yansıdığı sorgulanmaktadır. Çalışmanın amacı, kadın bedenine ilişkin mevcut sosyal pratiklerin dil yoluyla ifadelendirilmesiyle ortaya çıkan kişinin kendi bedenini nasıl itaatkâr hale getirdiğini belirlemektir. Çalışmanın yöntemi yorumcu inşacı yaklaşımdan hareketle kadın öznelerin kendi bedenlerini nasıl algıladıkları sorusuna dayanmaktadır. Bu çerçevede 23 katılımcı kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde CAQDAS paketlerinden Maxqda programı ara yüzünün kullanımında, veri üzerinde ses kayıtlarının deşifre yapımında ve veriyi kodlamada sağlanan kolaylıktan dolayı tercih edilmiştir.