Gözetim
53 theses under this subject heading
Modern dönem gözetim olgusunda sınıflandırma pratiğinin değerlendirilmesi ve toplumsal hayata yansımaları: Eskişehir örneği
Modern dönemin akışkan ve karmaşık yapısını takip edebilmek, düzenlemek ve yönetebilmek için gözetim araçlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenmektedir. Teknolojik yeniliklerle gelişen gözetim araçlarının birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Bu araçlar bir taraftan bireylerden farklı şekillerde veri/bilgi/malumat toplarken, diğer taraftan bunları sistematik bir şekilde kategorilere ayırıp kullanıma hazır hale getirmektedir. Gözetim araçlarının ucuzlaması, küçülmesi, uzaktan yönetilebilmesi toplumun bilgisine ulaşabilmek için gözetimi cazip hale getirmektedir. Ancak aynı zamanda gözetimin şeffaflığını yitirmesi ve sınırlarının muğlaklaşması çeşitli problemlere yol açmaktadır. Genel olarak güvenlik kaygıları, disiplin ve düzen arayışları gözetimin yaygınlaşmasını meşrulaştırdığı gibi gözetime yönelik eleştirel bir bakışın oluşmasını da engellemektedir. Gözetim olgusu, genellikle 'güvenlik, denetim, düzen ve disiplin' çerçevesinde değerlendirilmekte, farklı sosyo-ekonomik grupların sosyal hayata katılmaları noktasında belirleyici olduğu göz ardı edilmektedir. Bu durumun toplumsal algıda edindiği yeri ortaya koymak için farklı sosyo-ekonomik kesimlerden toplanan veriler gözetimin sınıflandırma pratiği çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Eskişehir'de gerçekleştirilen saha çalışmasının amacı, katılımcıların gözetimi nasıl değerlendirdiğini anlamak, farkındalığını ölçmek ve gözetimin ayrıştırma edimine yönelik düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırmanın sonunda ise sosyo-ekonomik durum, güvenlik algısı ve gözetim talepleri arasında güçlü bir bağ olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gözetim, güvenlik, risk, panoptikon, ban-optikon, sınıflandırma
Sosyal medyada mahremiyet farkındalığı: Hitit Üniversitesi örneği
Yeni iletişim teknolojilerinin artmasıyla beraber sosyal medya, gücünü artırmış ve birçok değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Toplumsal hayatın içinde varlığını devam ettiren sosyal medya, aile kurumunu ve özel yaşamı da bünyesine dahil etmiştir. Sosyal medyada beğenilmek, takdir edilmek, beğeniyle izlenmek ve takip edilmek amaçlanmaktadır. Sosyal medya platformlarını düzenli şekilde kullanan bireyler, her anlarını kayıt altına alarak mahremiyetlerine zarar vermektedirler. Bu nedenle sosyal medya, bireylerin mahremiyet alanını sınırlamakta ve giderek bu alanı daraltmaktadır. Günümüzde mahrem olan durumlar, alanlar, geçmişten gelen ahlâki olgu ve değerler yok olmaya ve normalleşmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; mahremiyet, mahremiyet ihlâli ve gözetleme kavramları çerçevesinde, öğrencilerin sosyal medya paylaşımlarını değerlendirmektir. Araştırmada, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik değişkenlerin, sosyal medya kullanım pratiklerindeki mahremiyet algı ve farkındalıklarını ölçmek ve öğrencilere bu konuda öneriler sunmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda anket yöntemi kulanılmıştır. Bireylerin sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili tutumlarını belirlemek amacıyla 390 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler, sosyal medyada yapılan paylaşımların mahremiyet kavramı doğrultusunda yaş, cinsiyet, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik boyutlarıyla incelenmiştir. Bu çalışmayla teknolojik gelişmelerin ve internetin yaygın kullanımıyla artan sosyal medyanın, bireylerin mahremiyet algı düzeylerinde oluşturduğu etki/ler ve mahremiyet algısındaki değişim ele alınarak kişilerin mahremiyet anlayışındaki dönüşümün resmi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dünyada ve Türkiye'de bu konuyla ilgili mevcut durum ile olası sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışma, sosyal medya ve mahremiyetin tanımı, değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve sosyal medya ile mahremiyet arasındaki ilişki faktörlerini ele almakta ve sosyal medya plaformlarının yaygın kullanımıyla zedelenen mahremiyet kavramına gereken önemin verilmesi, bu ihlâlinin önlenmesi ve bireylerin bu konuda farkındalığını arttırmak amaçlanmıştır. Çalışma, Türkçe olarak yayımlanmış önceki araştırmaların incelenmesini kapsayan alanyazın taraması şeklinde desenlenerek ulusal ve uluslararası dergiler, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) lisansüstü tez veri tabanı ve Google arama motoru aracılığıyla ilgili çalışmalara ulaşılmıştır.
İthalatta kıymet kriterli gözetim uygulaması: Sanayi üretimine etkisi, sorunlar ve çözüm önerileri
Gümrük vergilerinin tahsilinde en önemli konu başlıklarından biri öteden beri verginin hesaplanmasına esas matrahın belirlenmesi olmuştur. Özellikle GATT ve DTÖ sonrası ortaya çıkan tartışmalar doğrultusunda ithalat vergileri matrahında advalorem matrahın esas alınması gerektiği görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu nedenle gümrük kıymeti tespitinin önemi artmış, asırları aşan bir sorun alanı olan kıymet belirleme yöntemleri tartışmalara konu olmuştur. Bu çalışmada kıymet kriterli gözetim uygulaması bu kapsamda ele alınmış ve sanayi üretimine etkisi incelenerek uygulamadan elde edilen fayda tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaca yönelik olarak veri elde edilmesi daha kolay olduğundan ve temsil kabiliyeti diğer sektörlere oranla daha yüksek dolduğundan Kağıt ve Karton Sanayinde gözetim uygulaması örneği ele alınmıştır. Türkiye'de 2005:01-2021:12 dönemi aralığında aylık veriler kullanılarak 4820.10.30.00.00 GTİP'inde yer alan not defterleri, mektupluk, bloknotlar, hatıra defterleri ithalat birim kıymetleri, 4820.30.00.00.00 GTİP'inde yer alan klasörler, ciltler dosya gömlekleri ve kapakları ithalat birim kıymetleri ve 4814.20.00.00.00 GTİP'inde yer alan duvar kağıtları ve benzeri duvar kaplamaları ithalat birim kıymetleri bağımsız değişken, karton ve kâğıt sanayi mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış üretim endeksi bağımlı değişken olarak ARDL sınır eş bütünleşme testine tabi tutulmuştur. ARDL F sınır istatistiği ile kritik değerler karşılaştırıldığında %1 anlamlılık düzeyinde uzun dönemde bütün değişkenlerin önemli bir denge ilişkisinde olduğu görülmüştür. Uzun dönem katsayılarına göre not defterleri, mektupluk, bloknotlar, hatıra defterleri ithalat birim kıymetlerinin bağımlı değişken üzerinde %10 anlamlılık düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanamamıştır. Klasörler, ciltler dosya gömlekleri ve kapakları ithalat birim kıymetlerinin %10 anlamlılık düzeyinde bağımlı değişken üzerinde istatistiksel olarak önemli ve pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Buna göre bağımsız değişkende gerçekleşen %1'lik artış bağımlı değişkende uzun dönemde %1,24 artışa neden olmaktadır. Duvar kağıtları ve benzeri duvar kaplamaları ithalat birim kıymetlerinin %1 anlamlılık düzeyinde bağımlı değişken üzerinde istatistiksel olarak önemli ve pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Buna göre bağımsız değişkende gerçekleşen %1'lik artış bağımlı değişkende uzun dönemde %1.04 artışa neden olmaktadır. Ayrıca kurulan model için etkilerin kısa dönemde değil uzun dönemde ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarından yola çıkılarak gözetim uygulamasından elde edilen yararın periyodik olarak hesaplanması, sanayi üretimine etkisi olmayan uygulamaların yürürlükten kaldırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda suni biçimde artan ithal fiyatı düşerek tüketici enflasyonunun azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca düşen ithal fiyatı nedeniyle tüketim artarak toplam ithalat miktarında dolayısıyla ithalde alınan toplam vergi gelirinde artışa yol açmaktadır. Elde edilen hazine gelirinin ithal ürünle rekabet etmesi amaçlanan daha verimli sanayi kollarında teşvik veya sübvansiyon olarak kullanılmasının uygun olacağı önerisiyle çalışma tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Gümrük, Gözetim, Kıymet, Üretim, İthalat.
Panoptik gözetim ve kampüs mekanının dönüşen anlamları: Gaziantep Üniversitesi örneği
Bu tezde, gözetim kameralarının Gaziantep Üniversitesi kampüs mekanına ve dolayısıyla öğrencilik deneyimine etkisi ele alınıyor. İlk elden gözetimin tarihsel dönüşümü ve toplumsal yeniden inşası incelenirken, ardından tezin kuramsal çerçevesini oluşturan "panoptik iktidar" ve "yönetimsellik" kavramları tartışılıyor. "Güvenlik" meselesi günümüzde merkezi bir yönetim stratejisine dönüşürken, teknoloji bu doğrultuda giderek daha çok işlevselleşiyor. Bu bağlamdan hareketle, Gaziantep Üniversitesi kampüsündeki kapalı devre sokak gözetim kameralarının, kampüs mekanına ve öğrencilik deneyimine etkisi inceleniyor. Öğrencilerle yapılan bireysel ve odak grup görüşmeleri yoluyla elde edilen veri setleri doğrultusunda kampüs mekanı ve öğrencilik deneyimi panoptik iktidar pratikleri bağlamında analiz ediliyor. Kameralar, özgürleştirici kamusallık ideali ile anılagelen kampüs mekanının "güvenlik" üzerinden yeniden tanımlanmasına yol açıyor. Bu dönüşüm, öğrencilerin kampüsteki olası özgürleştirici karşılaşma imkanlarını yerinden ediyor.
Sinemada gözetleyen iktidar distopyaları
Çalışmanın amacı, iktidar, gözetleme, denetim kavramlarının distopya senaryoları çerçevesinde, sinema tarihinde yer etmiş filmlerde nasıl işlendiğini, özelliklerini, üstü kapalı veya açıktan nasıl sunulduğunu incelemektir. Dünyamızın giderek büründüğü yapı, ortaya çıkan yönetim anlayışları, savaşlar, aydınlık bir gelecek tasavvurundan çok, karamsar bir beklentiyi yaratmaktadır. Otorite ve güç sahibi, mevcut konumunu daha da güçlendirirken, birey, benlik, varoluş, özgürlük gibi kavramlar giderek yok olmaktadır.Fransız filozof Michel Foucault'nun iktidar üzerine yaptığı eleştiriler ve kavramlaştırmaların temelinde yükselen çalışmamda, iktidar uygulamalarının zaman içindeki değişimi incelenmektedir. Günümüzün modern iktidar yapısının öldürme ve cezalandırma uygulamalarından uzaklaşıp yaşatma, hayatı bedenen ve ruhen disiplin ve kontrol altına alma fikrini benimsediği görülmektedir. Yönetim, toplum için en iyisini hazırladığını anlatmakta, bunu her durumda empoze etmekte ve tüm insanların da bu düzene koşulsuz şartsız itaat etmesi istenmektedir. Her bireyin, iktidarın kontrolü altında olması gerekliliği, Jeremy Bentham'ın Panoptikon gözetleme tasarımını anımsatmakta ve yaşamımızın her alanında kendini göstermektedir. Bu sistemde gözetleyen sadece devlet ya da mevcut yönetim değildir, bu öyle bir düzendir ki herkes herkesi izlemektedir ve yasalara aykırı bir durumu fark ettiğinde ihbar etmektedir. Dolayısıyla söz konusu sistem bireyin ne zaman, kim tarafından gözetlendiği ve hatta gözetlenip gözetlenmediğinin bilinmediği, paranoyak bir tarzdır.Bu tarz bir dünyayı bugünden tahmin eden, kurgulayan karamsar senaryolar, ütopyanın antitezi distopyalar tarafından sunulmaktadır. Geleceğe dair üretilen bu fikirler, ütopyanın gerçekdışılığının karşısında fazlasıyla olası görünmektedir. Distopyalar, mutlaka ileride dünya bu şekilde olacak demez ancak potansiyeller hakkında toplumun daha bilinçli olmasını amaçlar. Çalışmanın son bölümünde, ?Fahrenheit 451?, ?Equilibrium?, ?I, Robot? adlı bilim-kurgu dalında yer bulan distopik filmler, panoptik iktidar ve distopya bağlamında çözümlenmiştir. İktidarların sürekli denetimi ve kontrolünün, toplumsal yapı, benlik, varoluş, yaşam üzerinde yarattığı yoğun baskı incelenmiştir.Anahtar kelimeler:1. İktidar2. Gözetleme3. Foucault4. Panoptikon5. Distopya
Gösteriş odaklı tüketim ürünlerinin sosyal medyada bir gösteri ögesi olarak sunum analizi: Starbucks ve Instagram örneği
Bir gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks, kaliteli kahve çeşitleri ve prestijiyle lüks tüketim ürünü olarak görülmektedir. Tüketimin görsel sunumu bir sosyal medya platformu olan Instagram ile etkili bir şekilde yapılmaktadır. Bireyler tükettikleri ürünü sunma gereksinimi neden duyuyorlar? Sorusuna tez sürecinde cevap aranmıştır. Bu süreçte bireyler arası teşhir ve gözetleme etkenleri ortaya çıkmaktadır. Kimi bireyler tükettiği lüks ürünün sunumunu yaparken kimi bireyler de bu ürünün tüketimini gözetleme ve taklit etme yoluna giderek, kendi bulunduğu sınıftan farklı bir konuma atlama ve varoluşunu maddesel bir olguya oturtma eğilimine yönelmektedirler. Tüketme eylemi bir zorunluluktan ve gereklilikten çıkarak gösteri ögesi hâline gelmekte ve bireylerin kendi sunumunu destekler bir nitelik taşımaktadır. Günümüzde etkin bir şekilde kullanılan Instagram uygulaması bireylere sunduğu görsel platform ile kişiler arası etkileşimi ve iletişimin çeşitliliğini sağlamaktadır. Starbucks'ın ve Instagram uygulamasının seçilmesinde ise insanlar tarafından ürünün tüketimi ve sosyal medya platformlarının kullanım ölçekleri baz alınmıştır. Farklı sınıftaki, farklı yaş dilimindeki ve farklı eğitim düzeyindeki bireyler Starbucks ile ilgili fotoğraf, yer bildirimi ve etiket yaparak kendi kişisel hesaplarından ürünün sunumunu yapmaktadırlar. Bu içerik paylaşımlarının yapılmasının nedenleri ise birbirinden farklıdır. Gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks'ın sosyal medya platformu olan Instagram'da sunumu tezde içerik analizi olan anket yöntemi şeklinde amaçlı örneklem kapsamında yüz yüze Starbucks mekânında uygulanmıştır. Anket yapılmadan önce prototip bir gruba sorular yönlendirilip SPSS programında teğet edilmiştir.
Dijital gözetim ve mahremiyetin dönüşümü: "The Circle" örneği
Gözetim, geçmişten günümüze kişileri, toplulukları denetlemek ve belirli bir disiplin altında tutmak üzere gözetlenene ilişkin veri akışlarına yönelik bilgiye sahip olmayı sağlayan sistemli takip işlemidir. Dijitalleşme ve ağ teknolojilerinin artışı ile gözetim, izlenen kişinin de gözetleyen olarak aktif bir katılım sağladığı çift taraflı bir eylem halini almıştır. Dijital gözetim, hem toplum ve bireylerin verilerine küresel ve bölgesel asayiş için erişimin sağlandığı hem de fail olarak bireylerin internet teknolojileri aracılığıyla birbirini gözetleyebildiği bir izleme yöntemidir. Bu çalışma, gözetimin dijitalleşme ile değişen anlamını tarihsel bir perspektiften ele alırken sosyolojik olarak mahremiyet kavramının neyi ifade ettiğini ve bu kavramın dijital gözetime bağlı olarak yaşadığı anlam kaymasını incelemektedir. Çalışmanın ilk kısmı, Karl Marx ve Max Weber'in gözetime ilişkin düşünceleri ve Jeremy Bentham'ın panoptikon mimarisi modeli üzerinden gözetim kavramının açıklamasını sunarken bu doğrultuda Michel Foucault'nun gözetime ilişkin düşünce mirası da derinlemesine incelenmiştir. İkinci kısımda ise dijital gözetime ilişkin modellere ve Manuel Castells, Gilles Deleuze, David Lyon ve Zygmunt Bauman gibi düşünürlerin görüşlerine yer verilirken mahremiyet kavramının tarihsel süreçteki yeri, kamusal-özel alan, güvenlik ve risk bağlamında değerlendirilmiştir. Dijital gözetimin içsel ve dışsal boyutu, küresel ölçekte güvenlik stratejileri ve internetteki gözetim, bireysel ölçekte ise sosyal medya ve sanal kimlikler üzerinden açıklanmıştır. Güvenlik amaçlı dijital gözetim teknolojilerinin artışı ile kişisel mahremiyet alanlarının sınırlanması dışında sosyal medya ve sosyal ağlar üzerinden bireylerin kendi mahrem alanlarını açıkça teşhiri dikkat çekicidir. Bu bakımdan çalışmanın analiz kısmında ağırlıklı olarak bireylerin kendi rızası ile teknolojik bazda bir gösteriye feda ettikleri mahremiyetleri çözümlenmektedir. Çalışma, dijital gözetim ve mahremiyet ilişkisinin özünün kavranması amacıyla nitel araştırma olarak tasarlanmıştır. İçerik analizi kapsamında Çember (The Circle) kitap ve filmi incelenerek bireylerin mahrem alanlarının sosyal ağlar üzerinden sunumu açıkça örneklendirilmiş ve mahremiyetin dijital dünyadaki dönüşümü öyküdeki karakterler, teknolojik uygulamalar ve özlü sözler üzerinden ortaya konmuştur. Analiz sonucunda sosyal medya ve internet teknolojilerinin günlük hayattaki yerinin mahremiyetin anlamında bir değişime sebebiyet verdiği ve alenileşme hareketinin her şeyi bilme isteğini artırdığı gözlemlenmektedir. Linç kültürü ve toplumun birbirine yabancılaşmasını tetikleyen bu durum bireylerin kendi isteği ile hayatlarını bir gösteri nesnesine dönüştürmelerine de kapı aralamaktadır. Sonuçlar bağlamında dijital gözetimin mahremiyete olumsuz etkilerinin giderilmesi için sosyal medya ve internet teknolojileri hakkında toplumsal bilinçlenmenin oluşturulması ciddi bir önem arz etmektedir.
Mahremiyet ve ınstagram mahremiyetinin insanın yaşam olgusuna etkileri
Mahremiyet kavramı insanlığın var oluşundan beri bir ihtiyaç ve tartışma konusu olagelmiştir. Ait olunan kültür veya zaman göre farklılık gösteren mahremiyet kavramı, teknolojik değişimler ve sanal mecraların bireylerin kullanımına sunulmasıyla birlikte bu alanda yaşanan değişimler ve dönüşümler yapılan çalışmalara konu olmuştur. Bireylerin sosyal ağlara olan ilgisinin beğenilmek, takdir görmek, dikkat çekmek, takip etmek ve edilmek gibi isteklerin karşılanma arzusundan kaynaklandığı olarak açıklanabilmektedir. Sosyal ortamlarda kendini teşhir etme ve teşhir edilenleri gözetleme davranışı bireyler arasında farklılık gösterebilmektedir. Fakat sosyal ağ kullanıcılarının bu ortamlarda neden niçin ne şekilde var oldukları farklılık gösterse de sanal ortamın kullanıcılara sunduğu alternatifler noktasında o ya da bu şekilde tüketici konumundaki bireyler ortak paydada birleşebilmektedir: gözetleme ve gözetlenme. Tüm bunlar ile birlikte mahremiyet anlayışlarında değişme, şeffaflaşma ve yok olma etkileri görülmektedir. Bu bireysel davranışların ve kişide uyandırdığı merak duygusunun, mahremiyet anlayışları üzerindeki etkileri, Instagram platformu üzerinden kişisel varoluş amaçlarını yönlendirme durumları dikkati çekmektedir. Tüm dünya gibi Türkiye'de de oldukça fazla kullanıcı olan sosyal medya araçlarından olan Instagram, bu çalışmada mahremiyet algısı üzerinden ele alınarak kullanıcıların Instagramı ne sıklıkla ve ne zamandır kullandığı, mahremiyet kavramının ne ölçüde bilindiği ya da bilinen ile olması gereken mahremiyet anlayışının neler olduğu üzerine yoğunlaşılmıştır. Fırat Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan öğrenciler ile yapılan anket çalışması, genel tarama modeli ve 5'li likert ölçeği ile ölçümlenmiş sorulara yanıt veren 412 katılımcıya uygulanarak görüşleri alınmış ve SPSS programı kullanılarak elde edilen veriler yorumlanmıştır.
Yeni kapitalizmin toplumsal denetim aracı-korku kültürü ile kitle iletişim araçları ilişkisi: Türkiye'deki internet haber siteleri örneği
Son yıllarda korku kültürünün toplumda yaygınlık kazanması ve topluma yerleşmesi, bireylerin davranış ve yaşam biçimlerini etkilemiştir. Dolayısıyla korku kültürü ve korkuların toplumsal işlevi toplum açısından, çağımızın en önemli ve en güncel konularından birisidir. 1970'lerden sonra ekonomik sistemde yaşanan değişimler, toplumsal çözülme ve güçlenen bireyleşmeyi beraberinde getirmiş, yeni kapitalizm ile birlikte değişen toplumda, korku, egemen kültür olmuştur. Korkunun, toplumda egemen kültür olması risk toplumu kuramcıları tarafından teknolojinin/bilimin ilerlemesi ve risk bilincinin gelişmesiyle açıklanır. Buna karşılık korku kültürünün yayılmasını, bireyciliğin artması ile paralel, güven sorununun ortaya çıkmasına bağlayan görüşler de vardır. Sanayi sonrası toplum kuramlarında ileri sürülen günümüz toplum yapısının özellikleri, korku kültürünün oluşması ve yeniden üretilmesine uygun bir ortam sağlamaktadır. Çalışmada korkunun toplumda egemen olmasına neden olan sürece ilişkin bu görüşler birlikte ele alınarak değerlendirilmiş, yeni kapitalist sistemin ürünü, toplumsal denetim aracı olan korku kültürünün topluma etkisi ve yayılmasında kitle iletişim araçlarının rolü üzerinde durulmuştur. Batı toplumlarında, kitle iletişim araçlarının, özellikle toplumları etkileme/yönlendirme gücü nedeniyle korku kültürünün yayılmasında büyük rol oynadığı kabul edildiği için çalışmanın kapsamı korku kültürü ile kitle iletişim araçları arasındaki ilişkiler açısından Türkiye'deki son on yıllık süreç olarak belirlenmiştir. Araştırmada korku kültürü ile ilgili Batı toplumlarında yaşanan gelişmelerle Türkiye'deki durumun benzer olup olmadığının tespiti amaçlanmıştır. Toplumda internet kullanımının artmasından hareketle internet haber sitelerindeki manşet haberler ve bazı sözcüklerin kullanım sıklığının yıllar itibariyle durumu ile ilgili içerik analizi yapılmış, kitle iletişim araçları ile korku kültürü arasındaki ilişkinin Türkiye'deki durumunun Batı'daki ile benzer olduğu sonucuna varılmıştır.
Güncel sanatta bir tema olarak korku
Bu çalışmada insanın geçmişten bugüne korku kavramı ile olan ilişkisi, toplumsal, siyasal, kültürel ve hatta bilimsel gelişmelerle paralel olarak ele alınmıştır. Korku bazı durumlarda iktidar ilişkileri temelinde değerlendirilirken bazı durumlarda salt bir psikolojik durum olarak ele alınmıştır. Korkunun oluşum nedenleri ve dönemsel olarak değişiklik gösteren bu nedenlerin sanat tarihindeki yansımaları, sanatın dilindeki değişim de göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir.Temelde teknoloji bağlamından yola çıkılarak, gözetim toplumu, savaş, çevresel tahribat gibi olgulara dair korkuların altı çizilmiş, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yapılmış çalışmalar aracılığıyla, sanat tarihinde bu konulara duyarlılık göstermiş sanatçıların yapıtları okunmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada güncel sanat yaklaşımları ve anlayışı temel alınmakla beraber korku temasının sanat tarihindeki yerini saptamak adına, geçmiş dönem sanatçılarının pek çoğunun eserlerinden referanslar alınmıştır. Korku temasının sanat tarihindeki yansımaları ele alınırken, yer yer edebiyat eserlerinden de yararlanılmış ve bu eserlerin günümüz toplumu üzerine yaptığı analizlerden faydalanılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünü korku ve onunla bağlantılı alt kavramlar oluşturmuştur. İkinci bölümde ise adı geçen alt kavramların yanı sıra gözetim toplumu, teknoloji, savaş, çevresel tahribatlar gibi konuların sanat tarihinden eserler üzerinden analizleri yapılarak sanatçı, kavram ve bağlam ilişkileri kurulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde yapılan uygulama çalışmalarında, sanat tarihinde örneklerine rastladığımız bu temalar, daha güncel bir dille işlenerek yorumlanmıştır.Çalışmanın sonunda problem olarak ele alınan korku kavramının diğer pek çok heyecan gibi sanatçının hayal gücünü son derece zorlayan veyaratıcılığı artıran yönü gözlemlenmiştir. Bununla birlikte özellikle günümüz sanatın kavramlar üzerinden ilerlediği görüşünden yola çıkıldığında uygulama çalışmaları korku bağlamına oturtulmuş ve adı geçen kavrama dair ortaya konan çalışmalar çok yönlü olarak analiz edilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Korku2.Sanat3.Gözetim4.Savaş5.Çevresel Tahribat
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
Görünürlük uzamlarında kamusallık, denetim, mahremiyet: İstanbul örneğinde kameralı gözetimin sosyo-politiği
Kentsel mekânların kameralı gözetimi risk, korku ve yüksek suç oranları ile karakterize olan çağdaş kent yaşamının hayati bir bileşeni haline gelmiştir. Kameraların kent mekânlarındaki hızlı yayılımı, bazı kriminolojistler tarafından risk yönetimi stratejilerine dayalı yeni bir kriminoloji yaklaşımının göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kameraları bir suç önleme enstrümanı olarak seferber etme sürecinde neo-liberal kent yönetiminin gündeme getirdiği kimi gerekirliklerin rolünü dikkate alma yönündeki bir eğilimi de içermektedir. Küresel pazarın yatırımcıları ve tüketicileri için daha cazip bir uğrak haline gelme arayışında kent, güvenli ve istikrarlı bir yer olmaya zorlanmakta ve kameralar, bu türden mekânların gerçekliğinin değilse bile imajının üretilmesinde hayati bir fonksiyon yerine getirmektedir. Kentsel mekânların metalaşması sonucunu da doğuran bu sterilleştirme süreci, sahte kamusallıkların üretilmesinden de sorumlu tutulmaktadır. Kent yaşamına özgü karmaşıklığı yönetme ve farklılıkları bir arada tutma yetisinden yoksun olan çağdaş kent kamusallığı, bir türdeşleşme süreci ile karakterize olmaktadır. Bu durum da, kendi başına, kentsel mekânların kameralı gözetim ile denetlenmesi girişimini anlamlı hale getirmektedir.Bu çalışmada, kameralı gözetimin kent tecrübesi ve daha genelde kentsel kamusallık üzerindeki olası etkiselliğinin araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın kuramsal hareket noktasını, yetkin ifadesini Panopticon'da bulan, bakış ile iktidarı özdeşleştirme eğiliminin eleştirel bir yeniden değerlendirmesi oluşturmaktadır. Söz konusu bağlamda, `bakışın idaresi' çalışmanın anahtar nosyonu olarak öne çıkmaktadır. Buradan hareketle, kamerada temsil olunan bakışın kentsel mekânlara dâhil olma ve bu mekânların haricine düşme biçimleri anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu amaca yönelik olarak gerçekleştirilen alan araştırmasında, İstanbul'da kameralarla gözetlenmekte olan kamuya açık 14 ayrı noktada 469 kişi ile görüşülmüştür. Alan araştırması sonucu elde edilen veriler kameraların mevcudiyetine ilişkin farkındalık, kameralarla gözetleniyor olmanın denetim ve mahremiyete ilişkin içerimleri, bir pratik olarak kameralı gözetimin söylemsel kuruluşu ve güvenlik retoriğinin bu bağlamdaki yeri gibi parametre ve sorunlar esas alınarak analiz edilmiştir.Bu veriler ışığında, kamerada cisimleşen bakışın idaresinde iki faktör özellikle önemli görülmektedir: kameraların anonimlikle karakterize olan mekânlarda konumlandırılmış olması ve güvenlik retoriği. Verilerin analizi; kameraların mevcudiyetinin ona atfedilen belli bir güvenlik işlevi üzerinden onaylandığını, kameraların risk ve güvenlik terimlerine de konu olabilecek anonim mekânlarda konumlandırılmasının uygun görüldüğünü, bununla birlikte kamerada cisimleşen bakışın her halükarda mekânın dışına düşme eğilimi taşıdığını ve özellikle veri güvenliği ile ilgili endişelerin cari olduğunu ortaya koymuştur. Bunlara ilaveten, suiistimal endişesi ile güvenlik retoriğinin görece naif olmayan bir alımlanışı arasında ve yine suiistimal endişesi ile yasal/hukuki düzenlemeye yönelik talepte bulunma arasında pozitif yönlü korelasyonlar saptanmıştır. Yasal/hukuki düzenlemeye yönelik taleplerin de kameraların mekânsal dağılımından ziyade görüntü verilerinin güvenliğine ilişkin olduğu görülmektedir. Mekânların anonimliği ve güvenlik retoriğinin yanı sıra, veri güvenliği ve verilerin kullanımını düzenleyen mekanizmaların da kamerada temsil olunan bakışın indirgenemez hariciliğinin telafisinde önemli bir işlev üstleneceği anlaşılmaktadır. Kamerada temsil olan bakışın kentsel mekânlara dâhil olması ve kent tecrübesinin bir bileşeni haline gelmesi, onun idare edilebilirlik kapasitesi ile ilgilidir.Anahtar Kelimeler: Kameralı gözetim, kentsel kamusallık, denetim, mahremiyet, bakışın idaresi, kentsel mekân, kent tecrübesi, güvenlik
Toplumsal gözetim üzerine sosyolojik bir çözümleme
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ Toplumsal Gözetim Üzerine Sosyolojik Bir Çözümleme AYŞE MERMUTLU FIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENTİTÜSÜ SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI 2004-sayfa: VI+175 Bu çalışmada, gözetimin bir toplumsal olgu olarak ele alınması ve sergilediği tarihsel-toplumsal çeşitlilik temelinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu hedef doğrultusunda, gözetim sosyolojik bir bağlama oturtulmakta ve Georg Simmel tarafından toplumsal olguları sosyolojik bir bakış açısı temelinde incelemek için geliştirilen terimle, "toplumlaşmanın bir formu" olarak formüle edilmektedir. Bu bağlamda, bir toplumsal form olarak gözetim geleneksel, modern ve geç-modern toplumlardaki çeşitli görünümleriyle incelenmektedir. Geleneksel toplumlarda gözetim kamusal doğasıyla karakterize olurken, modern ve geç-modern toplumlarda daha çok kurumsal doğasıyla karakterize olmaktadır. Gözetim, modernlik koşullarında, sonraları geç-modern toplumun gözetim sistemini de belirleyecek olan radikal bir dönüşüme uğramıştır. Michel Foucault tarafından modern gözetim sistemini resmetmek üzere geliştirilmiş bir metafor olan Panopticon, modemitede gözetimin kurumsal doğasının betimlendiği başlıca nosyondur. Panopticon' a ek olarak, Max Weber tarafından modern toplumun doğasını açıklamak üzere analiz edilen rasyonel bürokratik örgütler de bu bağlamda ele alınmaktadır. Son olarak, geç-modern toplumda gözetim elektronik veritabanları ve tüketim gibi değişkenlere göre analiz edilmektedir. Anahtar kelimeler: Gözetim, Sosyal Denetim, Panopticon, Bürokratik Denetim, Disiplin III
Çalışma yaşamında özgürlük sorunu: Gözetim ve mahremiyetin yeni sınırları
Yabancı literatürde genellikle 'Panopticon' olarak bilinen ve bu çalışmada `gözetim uygulamaları' olarak ele alınan tanımlama ile bireylerin, gündelik yaşamlarında görünmeyen bir güç tarafından gözetlenerek sınırları görünmeyen bir alanda hapsoldukları açıklanmaktadır. Gözetim uygulamaları çok çeşitli alanlarda ele alınabilen ve farklı örneklerle ortaya konulabilen bir niteliğe sahiptir. Bu çalışmada ise, sosyal bir problem olan gözetim uygulamalarının, bilgi toplumlarının çalışma yaşamında ne şekilde gerçekleştiği ele alınmaktadır. Çünkü gözetim faaliyetleri bilgi toplumuna geçişle hız kazanmış ve çalışma yaşamında yaygınlaşmıştır. Gözetim uygulamalarının önemli derecede yaygınlaşmasının sebebi ise, teknolojik gelişmeler ve beraberindeki küreselleşme sürecidir.Yaşanan toplumsal değişimler ve meydana gelen bilgi toplumları bilgiye ulaşımı oldukça önemli kılmaktadır. Bilgisayar ve internet bilgiye en çabuk, en ucuz ve en kolay yoldan ulaşmayı sağlayan vazgeçilmez araçlardandır. Öte yandan, bilgi toplumları gibi çalışma yaşamıyla özel yaşam sınırlarının birbiri ile iç içe geçtiği bir düzende bu araçlar, gözetim uygulamalarına hizmet eden birincil kaynakları oluşturmaktadır. Bu bağlamda, toplumun neredeyse tüm bireylerinin günlük yaşamın her anında çeşitli gözetim sistemleri tarafından kuşatıldığı ileri sürülmektedir.Buradan hareketle gelinen nokta, teknolojik gelişmeler ve küreselleşme ile özgürlüklerinin artacağını bekleyen bireylerin, eskiye oranla daha sıkı bir denetim altına girdikleri ve çağdaş panoptikona hapsolduklarıdır.
Borsa şirketlerinin bilgi teknolojileri destekli risk bazlı gözetimine ilişkin bir model önerisi
Geçtiğimiz birkaç on yıl içerisinde risk alanındaki akademik çalışmalarda artış olmuş ve risk dünyayı izlemenin yeni bir merceği durumuna gelmiştir. 1980 ve 1990'larda bazı ülkelerde ortaya çıkan, düzenleme alanındaki krizlerde yaşanan deneyimler, geleneksel olarak gözetim yapan kamu kurumlarının risk yönetim sistemlerini gözden geçirmeleri ve bu yönde düzenleme yapmaları ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bugün ülke yönetimleri, daha geniş kapsamlı karmaşık riskler ile karşı karşıyadır ve yine bugünün vatandaşları, sadece riskin sonuçlarını yönetmekle kalmayan, aynı zamanda riskler gerçekleşip felakete dönüşmeden risk beklentileri oluşturup bunları yönetebilen yönetimleri desteklemektedir. Bu doğrultuda çalışmanın ilk bölümünde çeşitli ülkelerde finansal piyasalarda gözetim ve denetim yapan otoritelerin, düzenleme ve denetim yaklaşım ve ilkeleri ile, uluslararası kabul görmüş standart ve uygulamaları ele alınmıştır. İkinci bölümde kurumsal risk yönetimi açısından genel yaklaşımlar ve finansal alanda kurumsal risk yönetimi uygulamaları konusu işlenmiştir. Son bölümde, ülkemizde bilgi teknolojileri destekli risk odaklı bir gözetim modelinin nasıl oluşturulabileceği konusunda öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır.
Kamu gözetim kurumlarının denetim şirketlerinin denetimindeki gözetimi ve etkinliğinin çeşitli ülke uygulamalarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada temel amaç, ülkemizdeki kamu gözetim kurumunun gelişmiş ülkelerin kamu gözetim kurumları ile kıyaslanarak denetim şirketlerinin gözetimindeki etkinliğini ortaya koymaktır ve denetim şirketlerinin gözetiminde kullanılabileceğini düşündüğümüz örnek bir soru seti sunmaktır. Bugüne kadar KGK tarafından yayınlanan inceleme raporları hakkında, bir tez çalışmasının olmaması ve inceleme raporlarındaki bulguların ülkemizdeki bağımsız denetimin kalitesine olan etkilerinin değerlendirilmemiş olması nedeniyle böyle bir çalışma yapılması gerekliliği düşünülmüştür. Bu çalışmada özetle, IFIAR üyesi olan on ülkenin kamu gözetim sistemleri çeşitli açılardan karşılaştırılmıştır. Benzer ve farklılıkları ortaya konulmuştur. Kamu gözetim sistemleri tarafından denetimin gözetiminde tespit edilen bulgular tartışılmıştır. Eksik ya da hatalı olduğu düşünülen uygulamalara yönelik yapılması gerekenler belirtilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kamu gözetim kurumu, bağımsız denetimin gözetimi, denetim standartları, bağımsız denetimin kalitesi, gözetim bulguları.
Gözetim çalışmaları temelinde Black Mirror dizisi: Gerçek ve kurmaca hayat ilişkisi
Gözetim pratikleri tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de tartışmaya açık bir konudur. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber daha fazla görünürlük kazanan gözetim uygulamaları, gün geçtikçe daha da gelişmekte, yaygınlaşmakta ve içselleştirilmektedir. Günümüzde bu durumu konu eden sanat eserleri, özellikle sinema filmleri ve televizyon dizileri bulunmaktadır; 2011 yılında yayınlanmaya başlayan Black Mirror dizisi de bunlardan birisidir. Dizi kurgusal bir gelecekte iletişim ve gözetim teknolojilerinin insan hayatı üzerindeki etkilerini bir distopya olarak sunmaktadır. Bu çalışmada yeni iletişim teknolojilerinin eleştirisini yapan Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri karşılaştırılmış, dizinin içeriği analiz edilerek belirli temalar üzerinden bir analiz sunulmuştur. Bu amaçla çalışmada gözetim çalışmaları literatürü incelenmiş, gözetim ve yeni iletişim teknolojileri ile ilgili kavramlar araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri belirlenen temalar üzerinden karşılaştırılmıştır. Yapılan bu analiz sonucunda görülmektedir ki Black Mirror dizisinin kurgusal evreninin gerçek hayatta da örnekleri mevcuttur. Bu noktada her ne kadar yeni iletişim teknolojilerinin faydalı etkileri olsa da, gözetim mekanizmasına hizmet ettiği unutulmamalıdır. Black Mirror dizisinin yarattığı distopya günümüzde çoktan yaşanmaya başlamıştır.
Sophie Calle örneğinde kamusal alanda sanat ve mahremiyet olgusu
20. yüzyılın başlarında, toplumsal yaşam ve insan ilişkilerinin modern kentlerde içi içe geçtiğini görmekteyiz. Kalabalıklar içerisinde sıkışıp kalan insanlar, ne yaşadığının farkında değildir. İnsanın çevresiyle ve algısıyla olan ilişkisini güçlendiren bu durum, kişinin kendisine yeni yaşam kurguları oluşturmasına olanak tanır. Böylece, dünyaya ait anlatıları olduğu gibi yansıtma durumunda ise sanat, gerçeklikten ayrılamayacak bir durum haline gelebilmektedir.Anonim kent olgusu içerisinde kimliksizleşen birey, alışmış olduğu dünyasında bir `öteki' haline gelir. Her gün tekrarlanan ritüeller, yeni küçük eklentiler ve farklı çözüm arayışlarıyla şekillenen modern insan, bir yandan `fark edilen' bir yandan da `izole edilmiş' konumdadır. `Öteki' lerin birbirleriyle iletişime geçme veya hayatlarına girme teşebbüsü ise mahremiyetin sınırlarını ortadan kaldırır. Bu durum, insanın kendi yaşantısını başkalarına göstermek ya da diğerleri diye nitelendirebileceğimiz kişileri ortak hikayeye dahil etme isteğini doğurur.Anlatı oluşturma arzusu, modern çağın insanını kişisel deneyimler çerçevesi içerisinde keşfe çıkarır. Günümüz yaşamında sıkça karşılaştığımız bu merak duygusu, metropolleşmiş şehirler altında yatan hikayeyi sanat nesnesi haline dönüştürür. Bu noktada sanat deneyimi hakikatten beslenerek, kendi anlatısını oluşturur.Zorunlu olarak yaşamak durumunda olduğumuz kamusal alanda hem aşina olduğumuz hem de hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yabancılar, kentin görünmez yüzleridir. Toplumsal yaşamda takip etme isteği uyandıran ?onlar? diye tabir ettiğimiz bu kitle, sanat arayıcılığıyla ortak döngüye dönüşmektedir.
Kolluğun yapısı ve sivil gözetimi
Kamu düzenini sağlamak amacıyla idare tarafından tesis edilen genel düzenleyici işlemler ve bunların uygulanması için yapılan birel işlemler, toplumu oluşturan bireylerin davranışlarını, faaliyetlerini, kararların etkilemekte ve sınırlamaktadır. Başka bir ifadeyle idare, toplumda dirlik ve esenliği tesis ederken ve genel sağlığı korurken bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamakta, dolayısıyla bireylerle karşı karşıya gelmektedir. Temel hak ve özgürlüklere en çok müdahale kolluk vasıtasıyla sunulan kamu hizmetinde ortaya çıkar. Kolluk yetkileri bazı hallerde sınırlanmıştır. Kolluk yetkileri anayasal bakımdan, amaç, sebep ve konu bakımından ayrıca yer ve zaman bakımından bazı sınırlamaları tabi tutulmuştur. Bunun temel nedeni insan hak ve hürriyetlerine zarar verilmesini önlemektir. Nasıl ki özgürlükler sınırsız değilse devletin kullandığı yetkiler de sınırsız değildir. Gözetim bütün kolluk kuruluşlarını, üyelerinin tümünün davranışları, kullanılan işlemler ve verdikleri hizmetin kalitesi bağlamında hesap verme yükümlülüğüne tabi tutmak amacıyla (özellikle polis, jandarma ve sahil güvenlik tarafından yürütülen) kolluk faaliyetlerinin ve bu faaliyetlerin tabi oldukları politikaların çok yönlü ve sürekli olarak izlenmesidir. Bu faaliyetin kolluk hizmetinin alıcısı konumunda olan sivillerce gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde kolluk kavramı ve Türkiye'de kolluk yapılanması incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde idarenin denetlenmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde sivil gözetim kavramı ve kolluğun sivil gözetimi, dördüncü ve son bölümünde ise bazı Avrupa Birliği ülkelerinde kolluk yapılanmaları ve sivil gözetimi hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kolluk, Sivil Gözetim, Kolluğun Sivil Gözetimi
Mahremiyet ve gözetim ilişkisi bağlamında aile hekimliği bilgi sistemine dair bir değerlendirme
Bilişim teknolojilerinde son elli yılda yaşanan değişim toplumları derinden etkilemiş; bilgisayar, internet gibi teknolojilerin yaygın kullanımı gündelik hayatı geri döndürülemez biçimde değiştirmiştir. Bilişim teknolojilerinin hem vatandaş hem de devlet kurumları tarafından artan bir biçimde kullanılması gözetim ve mahremiyet ihlali tartışmalarını gündeme getirmiştir. Bu tartışmaların bir tarafında bilişim teknolojilerinin insanlara özgürlük getirdiği düşünülürken diğer tarafında ise gözetime özellikle de veri gözetimine sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın ana odağı; Türkiye'de 2011 yılından beri uygulamada olan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) çerçevesinde mahremiyet hakkının ihlali, mahremiyet sorunu ve gözetim pratikleri arasındaki ilişkidir. AHBS; aile hekimi, ebe/hemşire gibi sağlık profesyonellerinin T.C. kimlik numarası, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı, tetkik sonuçları, tedaviler, sağlık geçmişi, cinsel hastalıklar geçmişi, cinsel yaşam ile bağlantılı sorular, mahkumiyet durumu vb. detaylı bilgileri işlediği sistemdir. Bilgi işleme süreci belirli bir kişiyi işaret eden bilginin tamamlanıp Sağlık Bakanlığı serverlarına iki saat içinde gönderilmesiyle tamamlanmaktadır. AHBS; aile hekimleri için hastayı kolayca hatırlama, hastanın hastalık ve ilaç geçmişine ulaşma, gibi sayısız faydaları olmasına rağmen, bu tür kişisel bilgilerin Bakanlık ile paylaşılması bakımından verileri bir çeşit gözetime açık hale getirmektedir. Bu bakımdan ulusal ve uluslararası mahremiyet koruma düzenlemelerine rağmen oluşan bu bütüncül süreci sosyolojik anlamda incelemek bir gerekliliktir. Bu çalışmanın temel amacı Birinci Basamak Sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde sistemin, elektronik doğasından kaynaklı herhangi bir gözetim pratiğine aracılık yapıp yapmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu amaç için AHBS'nin yapısını incelemek ve anlamak; içinde barındırdığı soruları, bağlamları ve nihayetinde bunların mahremiyet ve gözetim konularıyla ilişkisini tartışmak önemlidir. Sistemin içinde yer alan oldukça geniş sorgu alanları göz önünde bulundurulduğunda hasta-hekim ve hasta-hekim-devlet ilişkileri bağlamında konunun biyopolitika ile de bağlantısını ortaya koymanın önemli olduğu düşünülmüştür. Mahremiyet kavramı kişinin kamusal alanda açığa çıkarmadığı veya kamusal alanda çok kısıtlı paylaşımda bulunduğu duygu, düşünce ve davranışlar olarak tanımlandığında AHBS uygulaması mahremiyet açısından olduğu kadar "veri mahremiyeti" açısından da tartışmalı konumdadır. Birinci Basamak sağlık sisteminde kullanılan bu program sadece kişileri mahrem bilgileri üzerinden sistematik bir şekilde izlemesi, kayıt altına alması değil aynı zamanda aynı kişiye ait diğer kişisel bilgileriyle bağdaştırabilmesi açısından da veri gözetiminin bileşenleri içinde barındırmaktadır. Büyük verinin –big data- toplandığı ve Sağlık Bakanlığı ile derhal paylaşıldığı gerçeği gözetim olgusunun hem olası mahremiyet ihlallerinin hem de devletin biyopolitikalarının sorgulandığı noktadır. Bağlantılı olarak araştırma soruları; bu pratiklerin sağlık profesyonelleri tarafından nasıl algılandığı, kişisel ve detaylı bilgileri "bilip" "yönetmeye" dayalı olarak gözetime, olası mahremiyet ihlallerine ve devletin biyopolitikalarına katkı sunulup sunulmadığını içermektedir. Gözetim ve mahremiyet bağlamında, bu araştırmanın ana amacı; AHBS uygulamalarının gözetim pratikleriyle okunup okunamayacağı ve anlaşılıp anlaşılamayacağını tartışmaya açmaktır. Ayrıca, kişisel verilerin toplanması, kayıt edilmesi ve Sağlık Bakanlığı serverlarına gönderilmesi süreçleriyle ilgili bilgi toplanması amaçlanmıştır. Araştırma sırasında vatandaşların sağlık verileri üzerinde ne kontrole ne de rızaya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Çünkü gözetimin öznesi olarak vatandaşlar, veri toplama sürecinin farkında değillerdir. Araştırma sırasında; bu hatırı sayılır miktardaki toplanan kişisel bilgilerin direkt olarak sağlık konularıyla ilgili olmadığının farkına varılmıştır. Bu durum kişisel haklara bir tehdit olarak okunabilir. Araştırma sosyolojik bir bakış açısından Aydın şehir merkezinde çalışan ve sistemi kullanan yirmi beş aile hekimi, on ebe/hemşire ve bir AHBS uzmanını içeren kalitatif bir çalışma olarak dizayn edilmiştir.
"Gözetim Toplumu" teorilerinin tarihsel ve teorik bir incelemesi
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan gözetim olgusu, 20. yüzyıldan itibaren gelişen iletişim ve enformasyon teknolojileriyle birlikte yaşadığımız çağın bir realitesi olmuştur. Tarihsel olarak incelendiğinde gözetim, toplumsal ilişkilerin başlangıcından bu yana, egemen olabilmenin ayrıcalıklı bir yolu ve bireyleri farklı gözetim teknikleriyle kontrol altında tutmanın bir aracıdır. Gözetim araştırmalarında önemli bir yeri olan Michel Foucault ile birlikte panoptikon metaforu gelişen teknolojilerle birlikte sorgulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada gözetim toplumuyla ilgili yapılan çalışmalar panoptikon merkezli ve panoptikon merkezli olmayan şeklinde sınıflandırılarak gözetimin değişen içeriği açıklanmaya çalışılacaktır. Birçok kuramcı teknolojik değişimlerle birlikte gözetim toplumunun doğasının da değiştiğini vurgulamaktadır. Bu dönemi David Lyon ''Elektronik Panoptikon'', Mark Poster ''Süperpanoptikon'', Thomas Mathiesen ''Sinoptikon Toplum'', Emanuel Pimenta ''Omnioptikon'', Didier Bigo ''Banoptikon'', Mark Anderejeviç ''Yatay Gözetim'', Steve Mann ''Sousveillance'' kuramlarıyla açıklamaya çalışmışlardır. Panoptikon merkezli gözetim araştırmaları gözetim kavramını olumsuz, baskıcı, kontrol ve denetim mekanizmalarıyla birlikte ele alarak, sosyal tabakalaşmada 'gücü' elinde bulunduran bir iktidar mekanizmasına gönderme yaparak analiz etmişlerdir. Panoptikon merkezli olmayan gözetim araştırmaları ise gözetimin katılımcılık, rıza, karşılıklı güven ve sosyal tabakalaşmada birden çok kesim tarafından yapıldığını belirtmişlerdir. Buçalışma, gözetim toplumunun tarihsel dönüşümü üzerinde durarak gözetim araştırmalarını sistematik bir biçimde sınıflandırmayı amaçlamaktadır. ANAHTAR KELĠMELER: Panoptikon, Sinoptikon, Omnioptikon, Yatay Gözetim, Sousveillance
Panoptikonik gözetimden synoptisizme gözetim toplumu
Tarih boyunca tüm toplumlarda gözetim, toplumsal denetim mekanizmalarından biri olarak işlev görmüştür. Toplumlar yeni ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel gelişmelerle dönüşüm geçirdikçe gözetim de bu yeni durumlara uygun şekilde uyarlanmıştır. Buradan yola çıkarak gözetimin, toplumsal dönüşümde kırılma noktası olarak görülebilecek üç değişim evresiyle (sanayi toplumu, enformasyon toplumu ve tüketim toplumu) uyumlu biçimde nasıl şekillendirildiği ve toplumsal dönüşümleri nasıl şekillendirdiği araştırılmış; bir toplumsal denetim mekanizması olmasından öte, iktidarlarca bir tahakküm ve ıslah aracına dönüştürülmesinin izi sürülmüştür.
20. yüzyıldan günümüze cehalet mühendisliğinin sanatsal eleştirisi
Bu çalışma ile, "kâr ya da fayda elde etmek ve bunların devamlılığını sağlamak amacıyla farklı iktidar biçimleri tarafından, toplumların çoğunluğundan bilgi, olay ya da olguların gizlenişi" olarak nitelendirebilen "cehalet mühendisliği" kavramı ortaya atılmıştır. Bu kavram, sanatsal bir eleştiri niteliğinde gerçekleştirilen işlerin çıkış noktası olarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde cehalet kavramının net bir şekilde anlaşılabilmesi amacıyla bilgi bilimsel açıdan incelenen tarihi ele alınmış, farklı araştırmacılar tarafından ortaya atılan araştırmalar irdelenmiş, taksonomi ve sınıflandırmaları üzerinde durulmuş, sebep, etki ve sonuçları örneklerle pekiştirilmiştir. İkinci bölümde, algı ve toplumsal algı konuları üzerinde durulmuştur. Toplumsal algı kavramının nasıl çalıştığı üzerine yapılan deneyler ve araştırmalar incelenmiş, ve bu süreçte kitlelerin algılarının neden ve nasıl manipüle edildiği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde propaganda kavramı, alt başlıklarıyla birlikte ele alınmıştır. 20. Yüzyıldan günümüze propaganda örneklerine yer verilmiş, örnekler üzerinden kavramın sebep sonuç ve etkileri tartışılmıştır. Devamında proparagandanın sanat dünyası içerisindeki yerine değinilmiş, farklı sanatçılar ve sanat oluşumlarının propaganda eleştirileri, propagandaya maruz kalışları ve propaganda aracı olarak kullanılmaları irdelenmiştir. Dördüncü bölümde, tüketim toplumu ve kültür endüstrisi kavramları üzerinde durularak, planlı eskitme örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda tüketim kültüründeki yanılsamaya dikkat çekilmek istenmiştir. Beşinci bölümde iktidar kavramı, biçimleri üzerinden incelenmiş ve kitlelerin farklı iktidar mekanizmalarınca gösteri, para, ayrıcalık ve özgürlük yanılsaması gibi olgularla ne şekilde yönetildikleri tartışılmıştır. Altıncı bölümde medya ve karşı medya üzerinde durulmuş, edebiyat, sinema vb. karşı medya örnekleri ele alınmıştır. İktidar mekanizmalarının sırlarını ifşa eden örneklere ve sanat dünyasının kitlesel gözetim kavramını deşifre eden çalışmalarına yer verilmiş ve bu işler üzerine tartışılmıştır. Son olarak yedinci bölümde ise, araştırma süresince ele alınan konular üzerine yazar tarafından gerçekleştirilen kişisel çalışmalara yer verilmiş ve konularla ilişkileri açıklanmıştır.
Kapitalist üretim modeli bağlamında gözetim politikalarının ekonomi politik analizi
Kapitalizmin başlangıcı olan ilk fabrikalardan itibaren gözetleme-denetleme pratikleri maddi üretimin devamı için kapitalist üretim modeline dâhil olmuştur. Topraksızlaştırılmış eski köylü-yeni işçi topluluğunun emeklerini satmaya zorlanması ve ücretli emeğin ortaya çıkması, beraberinde birtakım denetim mekanizmalarını getirmiştir. Bu bağlamda gerek emek gücünün denetlenmesi gerekse mülkiyet rejiminin muhafaza edilmesi için içeride ve dışarıda birtakım gözetim uygulamalarına başvurulmuştur. Neoliberalizm sonrası değişen emek rejimi ve gelişen teknolojiler sayesinde fiziki sınırlardan özgürleşen gözetim teknolojileri gündelik hayat pratiklerinin hemen her noktasına nüfuz etmiştir. Bireyler, gruplar ve toplumlar; şirketler, patronlar ve devletler tarafından sürekli gözetim altında tutulmaktadır. Gözetimin; emek sürecinin denetlenmesi, toplumun denetlenmesi, içeride-dışarıda istihbarat toplanması, kişiselleştirilmiş reklamcılığa ve siyasal propaganda kampanyalarına veri sağlaması gibi işlevleri mevcuttur. Ana akım gözetim çalışmalarında genellikle konunun tek bir boyutu ele alınmakta, dolayısıyla gözetim olgusunun bağlam ilişkisi ve etkileşimleri görülmemektedir. Bu tezin kuramsal çerçevesi olan ekonomi politik perspektif, konunun bağlamından koparılmadan bütünsel olarak ele alınmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada gözetim politikalarının kapitalist üretim modelinin varlığını sürdürmesinde ve yayılmasında oynadığı rol birçok düzeyde incelenecektir.