HIV

67 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anadolu'da HIV-1 enfeksiyonunun moleküler epidemiyolojik analizi ve antiretroviral ilaç direnç profilinin incelenmesi

İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV) ile enfekte birey sayısı, günümüzde hala artmaya devam etmektedir. Çalışmada antiretroviral (ARV) tedavi almamış bireylerde proteaz inhibitörleri (PI), nükleozit ters transkriptaz inhibitörleri (NRTI), non-nükleozit ters transkriptaz inhibitörleri (NNRTI), integraz inhibitörleri (INSTI) ve kapsit inhibitörüne (CAI) karşı direnç oranları ile HIV-1 alt tip dağılımının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 17.11.2021 – 30.11.2022 tarihleri arasında 104 HIV-1 ile enfekte tedavi almamış birey dahil edildi. Proteaz, ters transkriptaz, integraz ve kapsit gen bölgeleri amplifiye edilip Sanger yöntemiyle dizilendi. Çalışmaya dahil edilen 104 bireyden 97'sinin 25 farklı şehirden ve 7'sinin de 5 farklı ülkeden importe olgu olduğu tespit edildi. Olası bulaş yollarının %64,42'sinden erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerin, %30,77'sinden heteroseksüel ilişkinin sorumlu olduğu, %4,81'inde ise olası bulaş yolunun bilinmediği saptandı. Alt tiplerin dağılımları B (%55,77), A (%14,42), B+CRF02_AG (%8,65), B+F (%7,69), CRF02_AG (%3,85), G+CRF02_AG (%2,88), G (%1,92), A+G (%1,92), B+C (%0,96), C (%0,96), F (%0,96) şeklinde tespit edildi. Herhangi bir ARV ilaca karşı direnç ile ilişkili mutasyon %14,42 oranında tespit edilirken PI'ne karşı %1,92, NRTI'ne karşı %4,80 ve NNRTI'ne karşı %7,69 oranında direnç mutasyonu görülmüştür. INSTI ve CAI'ne karşı direnç mutasyonu tespit edilmemiştir. Kapsit inhibitörü "Lenacapavir" en yeni FDA onayı alan HIV-1 ARV ilaç grubudur. Bu çalışma ülkemizde CAI'ne karşı direnç mutasyonunun araştırıldığı ilk çalışmadır. CAI'ne karşı direnç mutasyonunun tespit edilmemiş olması Lenacapavir'in Türkiye'de direnç sorunu olmadan kullanılabilecek bir ilaç seçeneği olabileceğini göstermektedir. Ülkemize son yıllarda gelen göç hareketleri nedeniyle HIV alt tiplerinde ve ARV ilaçlara karşı direnç oranlarında değişiklikler meydana gelme olasılığı bulunmaktadır. Çalışmamızda tespit edilen alt tipler ve ARV direnç oranları geçmişte ülkemizden yayınlanan veriler ile halen benzerlik göstermektedir ancak HIV-1 alt tiplerinin ve antiretroviral ilaç direncinin yakından ve sürekli takip edilmesi gerekmektedir.

AIDSEpidemiyolojiFilogenetik+3
Adem Özdemir
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de HIV insidans ve prevalanslarının matematiksel modelleme ile tahmini

Bulaşıcı hastalıklar tarih boyunca insanların ölümlerine sebebiyet vererek salgınlara sebep olmakta ve günümüzde de dünyayı etkilemeye devam etmektedirler. Örneğin, domuz gribi, kuş gribi gibi influenza çeşitleri, Ebola, Kırım-Kongo kanamalı ateşi gibi ateşli hastalıklar son zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız bulaşıcı hastalıklardandır. HIV, gonore, sifilis, Hepatit B ve C gibi hastalıklar ise cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) sınıfına girer ve diğer bulaşıcı hastalıklara göre biraz daha farklı bir konumdadır. HIV, en sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıkların başında gelmekle beraber hastalığı yok eden bir tedavi yönteminin olmaması bu hastalığa karşı alınacak önlemleri ve yapılacak müdahalelerin önemini arttırmaktadır. HIV, ortaya çıktığı ilk günden itibaren yaklaşık 35 milyon insanın ölümüne sebebiyet vermiş ve hala dünyanın düşük-orta ekonomiye sahip ülkelerinde ilk 10 ölüm nedeni arasında yer almaktadır. Bununla birlikte HIV, her yıl dünyada yaklaşık 1.5 milyon sağlıklı bireye bulaşarak varlığını sürdürmeye devam eden bir hastalıktır. Bu çalışmada öncelikle HIV hakkında genel bir bilgi verilerek HIV ile ilgili akla gelebilecek önemli noktalar aydınlatılmıştır. HIV, insan bağışıklık sistemine etki ederek onu kontrolü altına alır ve her geçen gün kişiyi hastalıklara karşı savunmasız hale getirir. Bağışıklık sistemi zayıflayan HIV enfekte bireyler fırsatçı enfeksiyonlar olarak adlandırılan pek çok hastalığa yakalanmaya açık hale gelir. Sağlıklı bir insanın kolayca atlatabileceği hastalıklar, HIV ile yaşayan bireylerde çok daha büyük problemlere neden olmaktadır. Hastalığın en son aşamasında vücudun savunma sistemi tamamen kötüleşir ve AIDS aşamasına ulaşılır. AIDS aşamasındaki bireyler önlem alınmadığı takdirde bu hastalık sebebiyle ölmektedir. Tüm bu süreçte eğer kişi tanı almışsa ve tedaviyi kabul ederse virüsün bağışıklık sistemine etkisini azaltacak ilaçlar kullanılabilmektedir. Antiretroviral tedavi olarak bilinen bu yöntem, hastalığa karşı önerilen bir tedavi yöntemi olup HIV'e karşı alınabilecek en güçlü müdahaledir. HIV, insanların sosyal ve ekonomik hayatlarını, hayat kalitelerini olumsuz olarak etkilemektedir. Daha geniş bir anlamda bakacak olursak bireylere olan etkisi aileler, toplumlar ve ülkeler için önemli bir kayıp olup olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir. HIV'in hiçbir belirti göstermeden yıllarca sessiz kalması ve diğer bireylere bulaşabilme yeteneği ve tedavi olmadığı durumda ölümlere neden olması teşhis ve tedavi yöntemlerini zorunlu kılmıştır. HIV'in dünya üzerindeki yaygınlığı ve halk sağlığına etkisi göz önüne alınarak bu gerçeğin farkında olan otorite grupları tarafından yeni önlem programları ve tedavi klavuzları oluşturulmaktadır. Birleşmiş Milletler bünyesi altında HIV ile mücadele için kurulmuş UNAIDS tarafından 2014 yılında geliştirilen bir politikada, dünya'da 90-90-90 hedefi tanımlanmıştır. Böylece sırasıyla teşhis, tedavi ve tedaviye verilen yanıt açısından oluşturdukları politikayla ülkelerin HIV-pozitif hastalarının büyük çoğunluğunun HIV durumlarını bilme, pozitif ise tedavi alma ve tedavi sonucu viral süpresyona sahip olması hedeflenmektedir. 90-90-90 hedefi sayesinde dünyadaki HIV dinamiği izlenmekte olup ve bu hedef doğrultusunda önemli adımlar atılmaktadır. Türkiye, jeopolitik konumu itibariyle HIV hastalığının yaygın olduğu bölgelere yakın bulunmaktadır. Bununla birlikte turizmin gelişmesi, mülteci ve göç olayları gibi nedenlerle hızla artan nüfus, ticari faaliyetlerin hareketliliği, yurtdışında çalışanların yüksek olması ve uyuşturucu kullananların sayısındaki artış gibi etkiler dikkate alındığında, HIV açısından yüksek riskli bir bölgededir. Ülkemizde 2017 yılı sonunda toplam 17884 kişi bu hastalıkla yaşamaktadır. Son 5 yılda hastalığa yeni yakalanan kişi sayısı önceki rakamlarla karşılaştırıldığında yaklaşık 3 katına çıkmıştır. Her geçen yıl artan hasta sayıları konunun ciddiyetini kanıtlar nitelikte olup ülkemizdeki HIV profilinin incelenmesini gerekli kılmıştır. Bildirilen hasta sayılarının tahminlerin altında olması aslında tanı almamış ve henüz hastalığının farkında olmayan bireylerin de varlığını gösterir niteliktedir. Bunun yanında HIV tanısı almış bireylerin de yaşadıkları problemler nedeniyle tedaviye olan eğilimleri ikinci önemli noktadır. Şu ana kadar yapılan çalışmalar iyi bir yol gösterici niteliğindedir ancak Türkiye'deki HIV gerçeğinin aydınlatılması için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Tüm bu etkenler düşünüldüğünde ülkemizdeki HIV hastalığının yakından incelenmesi kaçınılmazdır. Bu çalışmada iki farklı modelleme yöntemi kullanılarak Türkiye'deki HIV hastalığının insidans ve prevalans değerleri ortaya konulmuştur. Matematiksel modelleme yöntemleri, çeşitli bulaşıcı hastalıkların incelenmesinde sıklıkla kullanılan yöntemler arasındadır. Öncelikle Bernoulli modeli kullanılarak HIV ile yaşayan insan sayısı (insidans) bulunmuştur. Bu model, riskli davranışları ve bu davranışların tekrarlanma sıklıklarını temel alan bir modeldir. İkinci model olan kompartıman modelin odak noktası ise tanı ve tedavi oranları üzerinedir. Bu modelde hastalığın özelliklerine göre popülasyon çeşitli bölümlere ayrılır ve her bir bölüm kompartıman olarak nitelendirilir. Öncelikle bilinmeyen (henüz tanı almamış) hasta sayılarının varlığının sorgulanması için tanı almamış ve tanı almış kompartımanlar oluşturulmuştur. Daha sonra HIV tedavisine başlayan bireyleri gösteren kompatıman eklenmiştir. Zamanla tanı almış ve artık hastalığının farkında olan kompartımandan tedavi alanları gösteren kompartımana doğru geçişler olmaktadır. Bununla birlikte hastalığın durumunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla tanımlanan kompartımanlar, CD4 sayısının 200'den yüksek olduğu HIV pozitif bireyler ile CD4 sayısı 200'den düşük olan ve ya AIDS tanısı almış HIV pozitif bireyleri gösteren farklı kompartımanlarla birlikte toplamda 8 kompartımandan oluşan bir model kurulmuştur. Heteroseksüel bireylerin yanında erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkekler (MSM), seks işçileri (FSW), damar içi madde kullanıcıları (PWID) gibi başlıca risk grupları için tahminlerin yapıldığı çalışmada her bir grup için HIV sayıları elde edilmiş ve tanı-tedavi oranlarının ulusal değerlerinin belirsizliği giderilmeye çalışılmıştır. Böylece dünyanın hedefleriyle karşılaştırıldığında ülkemizin HIV konusunda ne durumda olduğuna ışık tutan HIV kaskadı ortaya konulmuştur. Türkiye'deki HIV profilinin 2030 yılına kadar tahmini yapılarak geçmişi ve bugününe dair bilgilere sahip olduğumuz HIV hastalığının gelecek durumunun aydınlatılması amaçlanmıştır. Bir yıldaki yeni hasta sayısını ifade eden insidans ve belirli bir zaman aralığına ait toplam hasta sayısını gösteren prevalans kavramlarının üzerinde durulmuştur. Böylece çalışmanın esas hedefi olan insidans ve prevalans değerleri çalışmanın odağı haline getirilmiştir. Gerçekleştirdiğimiz çalışmada risk gruplarına ait tahminlerin yapılması, 15 yıllık bir zaman dilimi için HIV sayılarının öngörülmesi, insidans ve prevalans değerleriyle tanı-tedavi ayrımının yapılarak Türkiye'ye ilişkin HIV kaskadının ortaya konulması uygulama açısından elde edilen önemli sonuçlar olup iki farklı modelleme yönteminin kıyaslanması, iki adımlı bir kalibrasyonun kullanılması da metodolojik açıdan literatüre katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki HIV popülasyonuna ilişkin bir takım sonuçlar elde edilmiştir. Bir yıldaki HIV ile yaşayan insan sayılarının tahmin edildiği ilk modelde popülasyonun alt grupları için HIV riski ve her bir popülasyon için HIV ile yaşayan birey sayıları bulunmuştur. Ayrıca yapılan duyarlılık analizleriyle modeldeki parametrelerin önemleri kıyaslanmıştır. İkinci modelde ise bildirimi yapılan HIV hastalarının dışında henüz teşhis edilmemiş hastaların varlığı söz konusu olmakla beraber her bir risk grubu ve tanımlanan kompartımanlardaki birey sayıları bulunmuştur. Geçmiş yıllardaki HIV pozitif, AIDS ve AIDS kaynaklı ölümlerin değerleri kullanılarak iki adımlı bir kalibrasyon gerçekleştirilmiştir. Uygulamada model, her bir kompartımandaki birey sayılarının gelecek 15 yıldaki tahminini yapmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ülkemizdeki HIV ile mücadelede tanı ve tedavi oranlarının geliştirilmesi gereken iki önemli nokta olduğu savunulmuştur. Tahmin edilen HIV pozitif ve AIDS sayıları incelendiğinde bu değerlerin yıllar geçtikçe arttığı görülmüştür. Eğer zaman içinde tanı ve tedavi oranlarında herhangi bir değişim olmazsa Türkiye'deki HIV insidanslarının artmaya devam edeceği ve prevalans değerinin 2030 yılında 3 katına çıkacağını gösteren bir tablo ile karşılaşılmıştır. Sonuçlara göre tedavi yöntemlerinin etkisinin artmasıyla AIDS kaynaklı ölümlerin oranı azalmış ancak artan hasta sayıları nedeniyle AIDS kaynaklı ölüm sayılarının arttığı görülmüştür. Son bölümde iki matematiksel yöntemin sonuçları kıyaslanmıştır. Böylece Bernoulli modelindeki riskli davranışların ve Kompartıman modeldeki dinamik yapının avantajları ve eksik noktaları karşılaştırılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

HIVMatematiksel modellemeSağlık
Zikriye Melisa Erdoğan
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni teşhis edilmiş HIV pozitif kişilerde tanı alma yaşının ve cinsel yönelimin, depresyon ve anksiyete düzeylerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, yeni teşhis edilmiş HIV pozitif kişilerde tanı alma yaşının ve cinsel yönelimin, depresyon ve anksiyete düzeylerine etkisini incelemektir. Araştırmada HIV pozitif kişilere destek sağlamak üzere kurulmuş olan Pozitif Yaşam Derneği'ne 01.12.2016 tarihinden itibaren 1 sene içerisinde başvuran yeni tanı HIV pozitif kişiler üzerinde Pozitif Yaşam Derneği psikologları tarafından uygulanan Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeklerinin veri toplama formundaki demografik bilgileri ile karşılaştırmalı analizi amaçlanmaktadır. Bu araştırmada 18 yaşından büyük HIV pozitif kişilere tanı sonrası birinci aydan sonra ve ikinci ay tamamlanmadan, Pozitif Yaşam Derneği tarafından uygulanmış, hiçbir psikiyatrik ilaç kullanmayan ve başka bir profesyonel psikolojik destek almayan, ek bir tıbbi rahatsızlığı olmayan yeni tanı HIV pozitif kişilerin Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeklerinden alınan skorlar ile veri değerlendirme formlarında bulunan cinsel yönelim ve yaş durumu birlikte değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda HIV tanısı sonrası kişilerin önemli bir kısmının depresyon ve anksiyete düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Depresyon ve anksiyete açısından en riskli grup 18-24 yaş arası homoseksüel kişiler bulunurken, en az riskli grup olarak 34-45 yaş arası heteroseksüel kişiler olduğu bulunmuştur.

AnksiyeteCinsel yönelimlerDepresyon+2
Muhammed Görkem Gökçelioğlu
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Darunavir baskılanmış PHEMA temelli mikrokriyojellerin hazırlanması ve salım kinetiğinin incelenmesi

Darunavir (D.V), insan immün yetmezlik virüsü (HIV) ile enfeksiyonların tedavisinde kullanılan güçlü bir Antiretroviral ilaçtır. Edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS), HIV enfeksiyonunun en ileri aşamasıdır. D.V sentetik bir peptid olmayan proteaz inhibitörüdür. İlk olarak Haziran 2006'da, HIV'in dirençli tip-1 tedavisi için kullanılması FDA tarafından onaylanmıştır. Kontrollü ilaç salım sistemleri, hastalıkların tedavisi sürecinde hedef dokuya ilaçları istenilen dozda, doğru zaman ve yerde kullanılarak etkin bir tedavi yöntemi sunmaktadır. Biyomalzeme olarak polimerik sistemler, doğal/sentetik olarak elde edilebilen kontrollü salım sistemlerinde kullanılır. Bu malzemelerin kullanımı günümüzde artmaktadır. Polimerik sistemlerden en yaygın olarak kullanılan polimerler hidrojellerin türevi olan mikrokriyojellerdir. Mikrokriyojeller çözücünün donma sıcaklığı altında sentezlenen jel matrikslerdir. Mikrokriyojellerin süpermakrogözenekli, elastik ve süngerimsi morfolojiye sahip olmasından dolayı son zamanlarda ilaç salımı gibi biyomedikal uygulamalarda kullanılmaktadır. Tez çalışmasında, ilk önce D.V baskılanmış poli (2-hidroksietil metakrilat) (PHEMA) temelli mikrokriyojeller sentezlenmesi planlanarak darunavir'in kontrollü salımı ve salım kinetiğinin incelenmesi yapılmıştır. Antiretroviral ilaç olan darunavir'in, karakterizasyon çalışmaları ve in vitro salım deney çalışmalarını incelemek amacıyla, farklı çapraz bağlayıcı oranlarına ve farklı ilaç yükleme miktarlarına sahip darunavir baskılanmış PHEMA mikrokriyojeller hazırlanmıştır. İlk aşamada, MAH monomeri Cu (II) metal iyonları ile üç farklı molar oranda kompleks oluşturulmuştur. Daha sonra darunavir baskılanmış mikrokriyojeller -14oC sıcaklıkta elde edilmiştir. İkinci aşamada, mikrokriyojellerin yapı ve yüzey morfoloji karakterizasyonu Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR-ATR), taramalı elektron mikroskobu (SEM), şişme deneyleri ve yüzey alanı ölçümleri ile yapılmıştır. SEM sonuçlarına göre mikrokriyojellerin, makrogözenek boyutlarının 20 µm'den büyük olduğu ve homojen bir şekilde dağıldığı gözlenmiştir. Farklı ilaç yükleme oranlarına sahip mikrokriyojellerin yüzey alanı ve şişme davranışlarının, darunavir yükleme miktarının artması ile hem şişme oranının hem de yüzey alanının önemli miktarlarda arttığı görülmüştür. Üçüncü aşamada, farklı oranlardaki Cu (II) iyonunun, ilaç yükleme miktarının, çapraz bağlayıcının ve ortam pH'nın D.V salım hızına etkisi in vitro salım deney çalışmaları ile incelenmiştir. Farklı darunavir miktarı (0.5-1.75 mg/mL) yüklenerek farklı D.V baskılanmış mikrokriyojeller hazırlanmıştır. D.V baskılanmış mikrokriyojellerin ilaç miktarının artmasıyla D.V salım oranı arttığı gözlenmiştir. Molar olarak üç farklı oranda MBAAm (nHEMA/nMBAAm = 4, 6, 8) içeren üç farklı mikrokriyojel hazırlanmıştır. D.V'nin kontrollü salımı MBAAm miktarının (çapraz bağlayıcı yoğunluğunun) artması ile azalmıştır. Ayrıca, farklı ortam pH'larında (6.0, 7.0, 7.4 ve 8.0) D.V baskılanmış mikrokriyojellerden darunavir salımı incelenmiştir. Sonuçlara göre en fazla ve kontrolü olarak ilaç salımı pH 7.4'de gerçekleşmiştir. Son olarak tez çalışmasında kullanılan mikrokriyojellerin sitotoksisite çalışmaları fibroblast hücre hattı (L929) kullanılarak yapılmıştır.

HIVKontrollü ilaç salımıİlaçlar
İsmet Şafak
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antiviral direncin yeni nesil dizileme yöntemi ile saptanmasında kullanılacak biyoinformatik iş akışının geliştirilmesi

Arslan, N (2024) Antiviral Direncin Yeni Nesil Dizileme Yöntemi ile Saptanmasında Kullanılacak Biyoinformatik İş Akışının Geliştirilmesi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Tıbbi Mikrobiyoloji ABD. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. İnsan Bağışıklık Eksikliği Virusu (HIV) tedavisinde 1996 yılında uygulanmaya başlanan kombine antiretroviral ilaç tedavisi (ART) ile HIV pozitif kişilerde yaşam süresi ve kalitesi büyük ölçüde yükselmiştir. Buna karşın, HIV'da hızla gelişen ilaç direnci, etkin bir tedavi için engel oluşturmaktadır. HIV ilaç direnci saptanmasında kullanılan Yeni Nesil Dizileme (YND) ile elde edilen virus genomuna ait veriler, çeşitli ticari veri tabanı ve değerlendirme programları kullanılarak meydana gelen mutasyonlarla oluşan dirençler saptanır. Kit üreticileri ve bazı yazılım şirketleri temel olarak değerlendirme başı ücretlendirilen çözümler sunmaktadır. Bu durum zaten görece pahalı olan yeni nesil dizileme test maliyetlerini artırmaktadır. Bu çalışmada HIV antiretroviral direnç analizinde kullanılan YND verilerinin ücretsiz ve hızlı bir biçimde analizini mümkün kılan ve ortak dizi çıktısı oluşturabilen bir biyoinformatik iş akışı oluşturulması ve performansının sınanması amaçlanmıştır. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbı Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Mikrobiyoloji Laboratuvarı'nda HIV pozitif hasta örneklerinden 2019-2021 yılları arasında YND ile proteaz, revers transkriptaz ve integraz inhibitörlerine karşı gelişen ilaç dirençleri rutin olarak çalışılmıştır. Çalışmamıza daha önceden laboratuvar çalışmalarını yapmış ve arşivlemiş olduğumuz farklı direnç profiline sahip 30 ART direnci saptanmış, 30 ART direnci saptanmayan 60 HIV pozitif hasta örneği dahil edildi. Sekanslama sonucu elde edilen veriler, ücretli DeepCheck (ABL, ABD) analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Geliştirdiğimiz iş akışında farklı hizalama algoritmaları ilk olarak test edilen, oluşturulan hizalamalardan varyant tanımlaması, her olgu için %5 varyant içerebilen ortak dizi oluşturulması, bu verilerin kıyaslaması yapılarak iş akış performansları sınandı. Ayrıca elde ettiğimiz sonuçlar ile rutin çalışmalarda kullanılan DeepCheck üzerinden elde ettiğimiz analiz sonuçları karşılaştırılarak yeni bir analiz algoritması geliştirilmesi ve geliştirilen programın doğruluğu ve kullanılabilirliği irdelendi. Geliştirilen akış ile yapılan direnç analizi sonucunda BWA ve Bt2 algoritmaları ile yapılan incelemeler karşılaştırıldığında, direnç saptanan 30 olgunun 25'inde tüm algoritmalar, analiz yapılan bölge için tek nükleotid değişiklikleri açısından uyumlu bulundu. Bununla birlikte 5 olguda BWA algoritması ile standart rapor sonucu uyumsuz idi. Bu tez çalışmasında sınanan BWA ve bowtie-2 algoritmalarının Samtools ve Ivar ile kullanımı ile oluşturulan iş akışını HIV yeni nesil dizi analizi değerlendirmelerinde kullanışlı, hızlı ve maliyet etkin olarak bulduk. Bu değerlendirmelerde cihaz çıktı verilerinin kalitesinin mutlaka analiz öncesi gözden geçirilmesi, minör varyantların saptanmasında özellikle Q30 (%99,9 doğrulukta) seviyesinde verilerin analize dahil edilerek derinlik analizlerinin de 1000x düzeyinde yapılması önerilebilir.

HIVHIV IHIV enfeksiyonları+1
Neşe Arslan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedefleri kapsamında değerlendirilmesi: Türkiye örneği

Amaç/Giriş: HIV/AIDS, kontrol altına alınamaz ise olumsuzlukları da beraberinde getirebilecek bir halk sağlığı sorunudur. Bu bağlamda HIV/AIDS'i kontrol altına alabilecek bir girişim olan Birleşmiş Milletler 95-95-95+95 küresel hedefinin araştırılıp uygulanması gerekmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedefi kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma, tanımlayıcı-kesitsel tasarım tipinde, 10 Ekim 2024 – 10 Haziran 2025 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı polikliniğinden takipli 295 kişi ile yapılmıştır. Veriler "Tanımlayıcı Özellikler Formu" ve "Berger- HIV ile İlgili Damgalama Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Nonparametrik ve parametrik testlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 34,31±11,05'dir. %82,4 (n=243)'ü erkek, %65,4 (n=193)'ü heteroseksüel, %69,5 (n=205)'i bekâr, %33,6 (n=99)'sı üniversite mezunudur. Bireyler tanıyı %30,2 (n=89) ile başka bir amaçla test yaptırdıklarında tesadüfen öğrenmişler, bulaş yolu %50,5 (n=149) ile cinsel temas, tanı sonrası tedaviye başlama süresi %55,9 (n=165) 0-4 hafta içerisinde, tedaviye uyumları %66,1 (n=195) var, %81 (n=239) CD4 seviyeleri artmış, HIV RNA seviyesi %66,8 (n=197)'i negatiftir. 95-95-95+95 kapsamında birinci 95 göstergeleri; tanıyı tesadüf öğrenenler %60 (n=177), nasıl bulaştığını bilenler %62,5 (n=175)'tir. İkinci 95 göstergesi; tedaviye erken (1ayda) ulaşma %55,9 (n=165)'dur. Üçüncü 95 göstergeleri; Uyum gösterenler %66,1 (n=195), bağışıklık uyumu gösterenler %81 (n=239), viral yük baskılaması olumlu %66,8 (n=197)'dir. Dördüncü 95 göstergesi; toplam damgalama yüksek düzeyde (M:106, x̄:106,55 ± 22,55), alt boyutlarından içselleştirilmiş damgalama yüksek düzeyde (M:40; x̄:38,01± 8,05) bulgulanmıştır. Sonuç: Bu çalışma HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedeflerinin bütüncül kapsamda değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Halk sağlığını koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarda mevcut durumun ulusal ve uluslarası düzeyde belirlenip geliştirilmesi önerilmektedir.

AIDSHIVHIV enfeksiyonları+1
Leman Yörür Meğreli
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV ile enfekte bireylerde kırılganlığı öngörmede oksidatif stres belirteçlerinin rolü

İnsan immün yetmezlik virüsü (Human Immunodeficiency Virus: HIV) ile enfekte bireylerde etkili antiretroviral tedavi (ART) kullanımının yaygınlaşması ile birlikte viral baskılanma sağlanmaktadır. Viral baskılanmaya rağmen devam eden immün aktivasyon, oksidatif stres ve ilaç yan etkileri nedeniyle HIV ile yaşayan bireyler komorbid durumlar ile daha sık karşı karşıya kalmakta ve daha erken yaşlanmaktadır. Kırılganlık, çeşitli stresörlere karşı hassasiyetin arttığı ve düşmeler, uzun süreli bakım ihtiyacı ve mortalite dahil kötü klinik sonlanımlar açısından artmış riske neden olan bir geriatrik sendromdur. HIV ile yaşayan bireyler arasında, ölüme karşı daha savunmasız olanları tanımlamak ve hastalığın ve tedavinin sağlık durumu üzerindeki etkilerini ölçmek için de, kırılganlık araştırılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda 40 yaş üstü HIV ile yaşayan bireylerde kırılganlık durumu ve bununla ilişkili olabilecek sarkopeni durumu, kardiyovasküler hastalık riski ve nörokognitif bozukluk gibi HIV ile enfekte hastalarda sıklığı artan komorbiditeler ve mortalite riski arasındaki ilişki incelenmiştir. Hastalarda kırılganlık, sarkopeni, artmış mortalite riski, nörokognitif bozukluk ve artmış kardiyovasküler hastalık riskini öngörmede oksidatif hasar belirteçlerinin kullanılabileceği hipotezi kurulmuştur. Bu amaçla hastalarda malondialdehit (MDA) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri incelenmiştir. Çalışmaya 71 hasta dahil edilmiş olup 3 hasta kırılgan, 32 hasta ise pre-kırılgan olarak bulunmuştur. MDA düzeyi kırılgan olmayan hastalarda anlamlı olarak daha düşük saptanırken (p<0,001) azalmış kas gücü, düşük mini mental durum testi (MMT) skoru ve yüksek VACS (Veterans Aging Cohort Study) skoru MDA düzeyi ve kırılganlıkla ilişkili bulunmuştur (MDA ile sırasıyla azalmış kas gücü, VACS, MMT arasındaki ilişkinin p-değerleri: 0,029, 0,031, 0,004). TAK düzeyi ile kırılganlık arasında bir ilişki gösterilememiştir. İnflamatuar belirteçlerden C-Reaktif Protein (CRP) ve D-Dimer düzeyleri de araştırılmış; ancak bu belirteçler ile oksidatif sistem belirteçleri ve kırılganlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmanın sonucunda MDA'nın, HIV ile yaşayan bireylerde kırılganlığı öngörmede kullanılabileceği bulunmuş olup, daha geniş hasta popülasyonunda oksidatif stresle ilişkili ek belirteçlerin kullanılabileceği ileri çalışmaların yapılmasının yararlı olabileceği kanaatine varılmıştır.

Antiretroviral ajanlarEnfeksiyonHIV+3
Hayriye Altunay
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV (Human immunodeficiency virus) ile yaşayan kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili bilgi ve tutumlarına HIV enfeksiyonunun etkisinin değerlendirilmesi

Özge MIHCI, HIV(Human Immunodeficiency Virus) ile yaşayan kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili bilgi ve tutumlarına HIV enfeksiyonunun etkisinin değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. HIV infeksiyonu, bireyi ve sosyal hayatını her açıdan etkileyen kronik bir hastalıktır. HIV ile yaşayan insan sayısı, epideminin hızının azalmasına rağmen gelişen tedaviler sayesinde hızla artmaktadır. HIV epidemisinde kadın hakimiyetinin artmaya başladığı görülmektedir. Toplum ve kişilerin davranışları değiştirilerek hastaların uğradıkları ayrımcılık ve stigma azaltılıp hastaların sağlıklı çocuk sahibi olabilmeleri, bulaş korkusu olmadan cinsel bir hayat sürebilmeleri, gerekirse cinsel sağlık alanında danışmanlık almaları sağlanabilir. HIV ile yaşayan kadınların üreme sağlığı ve kontraseptif yöntemler hakkında bilgi düzeyleri, yaklaşım ve tutumları üzerine yapılmış bütüncül çalışmaya literatürde rastlanmamıştır. Çalışmamız ile HIV ile yaşamanın cinsel tutum, aile planlaması yöntem bilgisi ve cinsel yolla bulaşan hastalık bilgisine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. 01 Mayıs-15 Kasım 2019 tarihleri arasında kesitsel tipteki çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda takipli 18 yaşından büyük kadın hastalardan katılmayı kabul eden 43 HIV ile yaşayan kadın; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniğine başvuran HIV enfeksiyonu olmayan, 18 yaşından büyük, infertilite, cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle takip edilmeyen sağlıklı kadın katılımcılardan katılmayı kabul eden 43 kadın dahil edilmiştir. Yüzyüze görüşme tekniğiyle beş bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Anket bölümleri sosyodemografik özelliklerine ve HIV ile ilgili ve diğer hastalıklarla ilgili medikal özgeçmişlerine yönelik sorular, cinsel yolla bulaşan hastalık bilgi formu, Gebelik Önleme Yöntem Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği'nden oluşmuştur. HIV ile yaşayan kadınların sosyodemografik özellikleri kontrol grubuyla benzer bulunmuştur (p>0,05). Çalışmamız sonucunda HIV ile yaşayan kadın hastaların kontrol grubuna göre cinsel yolla bulaşan hastalık bilgi puanlarının daha kötüydü (p=0,002), aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyi ve kullanım durumları arasında fark bulunmadı (p>0,05). HIV ile yaşayan kadın hastaların cinsel tutum ölçek toplam puanları kontrol grubundan daha yüksekti (p=0,02).

Aile planlamasıCinsel sağlıkCinsel temasla bulaşan hastalıklar+5
Özge Mıhcı
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ege Üniversitesi HIV kohortu antiretroviral tedavi başlama ve değiştirme yaklaşımları: Zaman içinde değişim

Amaç: Çalışmanın birincil amacı, HIV/AIDS olgularının tedavi başlanma kriterlerini ve tedavi seyrinde gelişebilecek tedavi değişikliklerini kılavuzlarda yapılan önerilere uyumluluk açısından incelemektir. İkincil amaçlar ise, olguların epidemiyolojik özelliklerini, klinik ve laboratuvar bulgularını ve HIV/AIDS hastalarının takip süresinde sağkalım sürelerini etkileyen faktörleri irdelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 1986 – Aralık 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'na başvuran olguları kapsamaktadır. 1986-1995 tarihleri arasındaki hasta bilgilerine ulaşılamadığı için 1996 - 2015 tarihleri arasında takip edilen 431 HIV/AIDS olgusu retrospektif olarak ve iki on yıllık dilimdeki (1995-2005 ve 2006-2015) veriler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Olguların %80'i erkektir; ortanca (min; maks) yaşı 36,43 (17; 77) bulunmuştur. En sık bulaş yolları heteroseksüel cinsel ilişki (%52) ve erkek erkeğe cinsel ilişkidir (%34,1). Başvuru anında olguların %26,8'i (s=113) evre 1, %42,9'u (s=181) evre 2, %30,3'ü (s=128) evre 3 olarak değerlendirilmiştir. İlk on yıllık dilimde ilk başvuruların çoğunlukla 3. evre, ikinci on yıllık dilimde ise 1. veya 2. evrede olduğu görülmüştür (p=0,00). Çalışmanın ilk on yıllık diliminde, başvuru anındaki CD4 T lenfositlerinin ortanca (min; maks) sayısı 160 (3;650) hücre/mm3, 2006-2015 yılları arasında 355 (0;1800) hücre/mm3 bulunmuştur (p=0,00). Olguların %94,2'sine (s=406) tedavi başlanırken, %5,8'i (s=25) tedavisiz izlenmiştir. En sık tedavi başlanma nedeni hastaların %44'ünde CD4 T lenfosit sayısının <350 hücre/mm3 bulunması olmuştur. İlk on yılda en çok tercih edilen rejim zidovudin / lamivudin + nevirapin (%26,5) iken, ikinci on yılda Tenofovir disoproksil fumarat/emtrisitabin+lopinavir/ritonavir (%31,3) olmuştur. Olguların, %70,1'inde 6. ayda ve %78,1'inde toplam takip süresinde HIV RNA ölçümünün saptanabilir düzeyin altına indiği, iki zaman dilimi arasında HIV RNA ölçümünün negatifleşmesi açısından anlamlı (p=0,004) bir fark olduğu tespit edilmiştir. Takip süresinde olguların %38,9'unda en sık (%48) yan etki nedeniyle tedavi değişikliği yapılmıştır. Olguların %12,9'unda AIDS tanımlayan hastalık geliştiği görülmüştür. Çalışmanın ilk ve ikinci on yıllık diliminde AIDS tanımlayan hastalığı olan olguların oranı sırasıyla %52,6 ve %11 saptanmıştır (p=0,01). En sık tespit edilen AIDS tanımlayan hastalık %38 oranında Mycobacterium tuberculosis'dir. Olguların %11,6'sının tedaviye uyumsuzluk gösterdiği saptanmıştır. Verilerine ulaşılabilen 384 olgunun %60,8'inde yan etki gelişmiştir. Bunlar arasında en sık görülen %60,2 ile hiperlipidemi olmuştur. Olguların %6,5'i ölmüştür; ölümlerin %35,7'si birinci, %64,3'ü ikinci on yıllık dilimde olmuştur. En sık iki ölüm nedeni lenfoma (%14,3) ve tüberkülozdur (%10,9). Çalışma süresi boyunca takip edilen/verilerine ulaşılabilen 411 olgunun tahmini sağkalım ortalaması 272 ay (%95 güven aralığı 225 ila 320) bulunmuştur. Antiretroviral tedavi ile HIV RNA ölçümünün negatifleşmemesinin, AIDS tanımlayan bir hastalığın bulunmasının ve başlangıçtaki CD4 T lenfosit sayısının <200 hücre/mm3 olmasının, sağkalım süresini olumsuz etkilediği ve kısalttığı saptanmıştır. Sonuç: Ege Üniversitesi kohortunda HIV/AIDS ile yaşayan bireylerin izlem ve tedavisi, kılavuz önerileri ile uyumlu bir biçimde yapılmaktadır. Takibe alınan olguların takipte kalma oranları, özellikle son on yıl içinde UNAIDS tarafından öngörülen hedeflere ulaşmış görünmektedir. Tedavi başlanma ve virolojik başarı elde edilme oranları ise ikinci on yıllık dilimde UNAIDS hedefinin üzerindedir. Anahtar kelimeler: HIV, antiretroviral tedavi, sağkalım

Antiretroviral ajanlarHIVKohort çalışmaları+1
Gunel Gulıyeva
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

HIV/AIDS tanısı alan hastalarda yaşam doyumu ve sosyal destek ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, HIV (Human Immunodeficiency Virus-İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü)/AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome-Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu) tanısı almış bireylerin yaşam doyumu ile sosyal destek ilişki düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir İlinde bulunan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesin'de Nisan- Ekim 2016 tarihleri arasında bu hastanelerde tedavi ve takip edilen hastalar içerisinden 75 HIV/AIDS tanısı alan hastanın katılımıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında literatür ve benzer çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Aydınlatıcı Onam Formu", "Tanıtıcı Bilgi Formu" , "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin analizinde t testi, Kolmogorov-Smirnov testi,Wilcoxon testi ve Man Whitney Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ANOVA testi, Post Hoc, Kruskal Wallis testi kullanılmışdır. Araştırmaya katılan hastaların 14'ü kadın, 61'i erkek olup hastaların %52'si bekardır. Hastalar en fazla heteroseksüel ilşki ve fuhuş çalışanı yoluyla hastalık bulaşını almışlardır. HIV/AIDS tanısını daha çok sağlık sorunları nedeniyle başvuruda aldıkları saptanmıştır. Hastaların meslek grubu değişkenleri, sosyo ekonomik durum, gelir düzeylerini algılayışları, düzenli antiretroviral tedavi alma durumları, HIV(+) arkadaşa sahip olmalarının yaşam doyumu düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. HIV/AIDS hastalarının sosyal destek ve yaşam doyumu düzeyleri arasında anlamı pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmada HIV/AIDS tanısı alan alan hastaların hastalıklarını çevresiyle paylaşma durumları ile kadın hastaların yaş artışlarına bağlı sosyal destek düzeylerinin etkilendiği bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak; araştırmada sosyal destek ölçeğinden alınan puan arttıkça yaşam doyumu da artmıştır. Anahtar Kelimeler : HIV/AIDS, Yaşam Doyumu, Sosyal Destek

AIDSHIVHIV enfeksiyonları+3
Emine Gültekin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV pozitif kişilerde cinsel yolla bulaşan etkenlerin sıklığı

AMAÇ: Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE), toplum sağlığı açısından önemli, dünyanın her bölgesinde sık görülen enfeksiyonlardır. Ülkemizde de CYBE'ler öncelikli sağlık sorunları arasındadır. Türkiye de HIV pozitif kişilerdeki cinsel yolla bulaşan etkenlerin sıklığını saptamaya yönelik daha önce herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, HIV pozitif kişilerdeki cinsel yolla bulaşan hastalık etkenlerinden Neisseria gonorrhoeae (N. gonorrhoeae) , Chlamydia trachomatis (C. trachomatis) , Trichomonas vaginalis (T. vaginalis), Mycoplasma genitalium (M. genitalium) , Mycoplasma hominis (M. hominis), Ureaplasma urealyticum (U. urealyticum), Ureaplasma parvum (U. parvum), Herpes simpleks virüs tip 1 ve 2 (HSV 1 ve 2), Human Papilloma virüs'ün (HPV) 19 yüksek riskli genotipi (16, 18, 26, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 53, 56, 58, 59, 66, 68, 69, 73, 82) ve 9 düşük riskli genotipini (6, 11, 40, 42, 43, 44, 54, 61, 70) taramak ve etkenlerin HIV pozitif kişilerdeki sıklığını araştırmak amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Eylül 2015 ile Nisan 2016 tarihleri arasında, 90 [14'ü kadın (%15.6), 76'sı erkek (%84.4)] HIV pozitif hastadan vajinal ve üretral sürüntü örnekleri toplandı. Klinik örneklerden nükleik asitlerin ekstraksiyonu üretici firma protokolüne göre yapıldı (Ribospin vRD viral RNA / DNA Ekstraksiyon Kiti, GeneAll, Seegene, Güney Kore). Chlamydia trachomatis, N. gonorrhoeae, M. genitalium, M. hominis, U. urealyticum, U. parvum, T. vaginalis etkenleri çoklu olarak amplifiye edildi (AnyplexTM II STI-7 Detection (V1.1), Seegene, Güney Kore) ve BioRad cihazı kullanılarak etkenler saptandı. HPV'nin yüksek ve düşük riskli genotiplerini belirlemede üretici firma (Anyplex II HPV28 Detection kit, Seegene, Güney Kore) protokolü uygulandı. Klinik örneklerden HSV tip 1 ve tip 2 saptanmasında HSV 1/2 Qual Kit (Roche Diagnostics GmbH, Mannheim, Almanya ) kullanıldı ve etken Light-Cycler cihazında saptandı. BULGULAR: HIV pozitif hastaların 49'unda (%54,4) en az bir cinsel yolla bulaşan etken pozitif bulundu. Kadın hastaların 12'sinde (%85,7), erkek hastaların 37'sinde (%48,7) etken pozitifliği saptandı. Hastaların 17'sinde (%18,8) tek etken saptanırken, 32'sinde (%35,5) birden fazla etken saptandı. Trichomonas vaginalis, HSV-1 ve HSV-2, klinik örneklerin hiç birinde saptanmadı. Örneklerin 31'inde (%34,4) HPV, 20'sinde (%22,2) U. urealyticum, 15'inde (%16,6) U. parvum, 8'indee(%8,8) M. genitalium, 8'inde (%8,8) M. hominis, 5'inde (%5,5) N. gonorrhoeae, 2'sinde (%2,2) C. trachomatis, saptandı. HPV DNA pozitif bulunan 31 örneğin 13'ünde (%41,9) olası yüksek riskli ve yüksek riskli tip, 6'sında (%6,6) düşük riskli tip ve 12' sinde (%13,3) hem yüksek hem de düşük riskli tip birlikte bulundu. SONUÇ: Cinsel yolla bulaşan herhangi bir hastalık belirtisi olmayan HIV (+) kişilerin yaklaşık %55'inde bir veya birden fazla HIV dışı cinsel yolla bulaşan etken pozitif bulunmuştur. Bu hastaların %35'inde çoklu etken saptanmıştır. HIV(+) kişilerde en sık rastlanan ilk üç etken sırasıyla HPV (%35), U.urealyticum (%22) ve U.parvum (%17) olmuştur. Diğer bakteriyel etkenlerin sıklığı %2-8 arasında bulunmuştur. T. vaginalis ve HSV1-2 hiçbir hastada saptanmamıştır. HPV pozitif bulunan hastaların yaklaşık yarısında yüksek riskli tipler saptanmıştır ve en sık saptanan tip HPV 16 olmuştur. HPV enfeksiyonunun hastanemize başvuran HIV pozitif hastalarda önemli bir cinsel yolla bulaşan etken olduğu görülmüştür ve herhangi bir belirti göstermeyen hastalarda bile etkene yönelik tarama yapılması sonucuna varılmıştır.

GonoreHIVKlamidya
Tuğba Bozdemir
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Art alan HIV pozitif bireylerde inflamatuvar parametrelerin değerlendirilmesi

Antiretroviral tedavilerin (ART) kullanıma girmesi ile HIV ile yaşayan bireylerde (PLWH) HIV viral yükü her ne kadar önemli ölçüde baskılansa da kronik immün aktivasyona neden olan enflamatuvar süreçler devam etmektedir. Farklı antiretroviral ajanlarla tedavi edilen PLWH'de tedavi başlangıcı ve tedavinin birinci yılındaki inflamatuvar parametrelerdeki değişimi analiz etmeyi amaçladık. Çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Polikliniğinde takipli, 2013 - 2022 yılları arasında yeni tanı alan 18 yaşından büyük 149 PLWH dahil edildi. Tedavi başlangıcında inflamatuvar ve metabolik belirteçlerden Nötrofil-Lenfosit Oranı(NLR), Trombosit-Lenfosit Oranı(PLR), Sistemik İnflamatuvar İndeks (SII), Sistemik İmmun Yanıt İndeks (SIRI), Ortalama Trombosit Hacmi (MPV), Platekrit (PCT), C-Reaktif Protein (CRP), Eritrosit Sedimantasyon Hızı (ESH), Düşük Yoğunluklu Lipoprotein / Yüksek Yoğunluklu Protein (LDL/HDL), CD4/CD8 ve hemogram hastane veri tabanından retrospektif taranarak elde edildi. ART kullanımından 1 yıl sonra belirteçlerdeki değişim hesaplandı ve aynı zamanda farklı ART rejimleri arasında mukayese edildi. 1 yıllık tedavi sonrası virolojik başarı oranı %98,7 idi. ART rejimi altında baskılanmış viremisi olan PLWH'lerde PLR ve ESH istatiksel olarak anlamlı azalırken (p=0,003, p=0,006; sırasıyla), MPV, PCT ve CD4/CD8'de istatiksel olarak anlamlı bir artış saptandı (p=0,039, p<0,001), p<0,001; sırasıyla). Tedavi gruplarından ABC+3TC+DTG, TAF+FTC+BIC ve TDF+FTC+DTG kullanılan rejimlerde PLR anlamlı olarak azaldı (p=0,033, p=0,036, p=0,046; sırasıyla). LDL/HDL oranı yalnızca TAF+FTC+c+EVG alan grupta anlamlı olarak arttı (p=0,002). Sonuç olarak PLWH'lerde kronik inflamasyonun derecesini tahmin etmek için CD4/CD8 ve HIV RNA gibi maliyetli tetkikler olsa dahi kaynakları kısıtlı olan yerlerde klinisyenlere rehberlik edebilecek PLR gibi hesaplanması kolay, ucuz biyobelirteçler tanı ve takipte uygun inflamatuvar marker olabilir.

AIDSAntiretroviral ajanlarC reaktif protein+5
İbrahim Çetin
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri

Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar

GebelikHIVHepatit B+7
Handan Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

HIV pozitif bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumlarını etkileyen faktörler

Araştırma HIV Pozitif Bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumu ve ilaç uyumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğinde kayıtlı olan 310 HIV pozitif birey ve AIDS hastaları, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 158 HIV pozitif birey ve AIDS hastası oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen anket formları ile toplanmıştır. Ayrıca tedaviye uyum düzeyini belirlemek amacıyla Morisky İlaç Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri, ortanca, ki-kare ve Spearman testleri kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre hastaların %26.6'sının meşgul olmaları sebebiyle en az bir kez ilaç atladığı, % 28.5'inin aldığı ilaçların sayısını çok bulduğu, % 29.7'sinde ilaçlara bağlı yan etkiler geliştiği ve % 82.9'unun daha önce ilaçlarla ilgili eğitim aldıkları belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların %96.2'si sağlık elemanlarının tutum ve davranışlarından memnun olduklarını ve % 42,4'ü stigma yaşadığını ifade etmiştir. Katılımcıların % 61'inin ilaç tedavisine yüksek uyum gösterdiği belirlenmiştir. Sosyal destek, hastalık süresi, tedavi süresi ve ilaçlar hakkında bilgilendirme almış olma ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hastaların ilaçların kullanımı konusunda bilgilendirilmeleri, hatırlatıcı yöntemlerin önerilmesi, sosyal destek kaynaklarının araştırılması, ilaç ve tedavi uyumunu olumsuz etkileyen faktörlerin belirlenerek çözümlerin üretilmesi, ilaç ve tedavi uyumunun artırılması açısından hemşirelik takibi önerilebilir.

AIDSAntiviral ajanlarHIV+6
Erdal Ceylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

HIV/AIDS in American theatre: Queerness, spatio-temporalities, and emancipation

This thesis examines American HIV/AIDS theater in the context of time and space. Drawing mainly from queer approaches to time and space, it explores the plays of Paula Vogel's The Baltimore Waltz (1990), Cheryl L. West's Before It Hits Home (1990), and Harry Kondoleon's Zero Positive (1989), respectively. This study, first and foremost, aims to discover overlooked queer politics and spatio-temporal potentialities embedded in these plays. Torsten Graff suggests that queer theory, especially textually, neglects drama. It would not be wrong to say that, apart from some canonized plays, the potentials of HIV/AIDS theater have been overlooked by queer criticism. For that reason, this study aims to awaken these ostensibly dormant queer potentialities as well as to enhance their (re)visitability. Also catalyzed by Erving Goffman's influential study on "Stigma," and offering a concept of the "spatio-temporal stigma," this study shows how this normative duress exacerbates the extant stigma on queer and black PLHIV. Ultimately, it also argues that theatre intervenes such oppressions, providing a liberating alternative spatio-temporality, and thus, heralding a resistant transformation.

AIDSAmerican theatreHIV+5
Çağdaş Özerk Duman
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV pozitif hastaların nöropsikiyatrik belirti profilleri ve bilişsel fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda HIV/AIDS tanısı konulmuş hastaların nöropsikiyatrik belirti profillerinin ve bilişsel fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları kliniğinde 2010-2021 yılları arasında HIV tanısı alan ve takip edilen 80 hastadan oluşmaktadır. Hastaların demografik bulguları, ilaç kullanımı, viral yük (HIV RNA) ve CD4+T lenfosit hücre sayısı kaydedildi. Çalışmada veri toplama aracı olarak; "Standardize Mini Mental Test (SMMT)", "Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ)", "SCL-90-R Psikolojik Belirti Tarama Testi" ve "Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA)" kullanıldı. Bulgular: SMMT ölçeğine göre 7 (%8,8) hastada bilişsel bozukluk, MoCA ölçeğine göre 22 (%27,5) hastada bilişsel bozukluk bulundu. Evli olmanın, heteroseksüel olmanın ve eğitim düzeyinin düşük olmasının bilişsel bozukluğu arttıran önemli faktörler olduğu bulundu. Hastaların 29'unda (%36,3) depresyon bulundu. CD4+ sayıları 200`ün altında olanların ve HIV-RNA pozitif olanların daha fazla depresif puanlar aldıkları bulundu. SCL90-R ölçeğine göre 8 (%10,1) hastanın genel psikolojik durumunun bozuk olduğu bulundu. Eğitim düzeyi düşük olan ve CD4+ sayıları 200`ün altında olan hastaların somatizasyon puanlarının daha yüksek olduğu bulundu (sırasıyla p=0,007, p=0,013). CD4+ sayıları 200`ün altında olanların fobik anksiyete puanları daha yüksek olduğu bulundu (p=0,043). SMMT ve MoCA puanları ile HDDÖ puanları arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki (sırasıyla p=0,001, p=0,003), SMMT puanları ile SCL-90-R arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki bulundu (p=0,025). Sonuç: HIV/AIDS tanılı bireylerin nöropsikiyatrik profilleri ve bilişsel fonksiyonlarının olumsuz etkilendiği, düşük eğitim düzeyinin ve geç dönemde tanı almanın en önemli risk faktörleri olduğu görülmektedir. Bu nedenle özellikle sosyokültürel düzeyi düşük insanlarda hastalık ve korunma yolları konusunda farkındalık sağlanması, HIV/AIDS tanılı hastaların takip ve tedavi sürecinde nöropsikiyatrik belirti profilleri ve bilişsel fonksiyonları açısından titizlikle değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: HIV enfeksiyonu, AIDS, nörobilişsel bozukluk, depresyon, ruh sağlığı

AIDSBelirti ve semptomlarBiliş+6
Ahmet Basutçu
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi

HIV ile enfekte birey sayısı dünyada ve ülkemizde her geçen yıl giderek artmaya devam etmektedir. Bu bireylerin tanı almaması ya da tanıda gecikme olması halinde AIDS gelişimi bu hastalar için kaçınılmaz bir son olmaktadır. Bu bireylerin birçoğu non-spesifik semptom ve bulgularla ilk olarak birinci basamakta görev alan aile hekimlerine başvurmaktadır. Bu konuda aile hekimlerine de önemli bir görev düşmektedir. Biz de bu çalışmamızda Eskişehir'de görev yapan aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçladık. Araştırma kesitsel tanımlayıcı bir anket çalışması olarak planlandı. Eskişehir'de görev yapan 115 pratisyen aile hekimi, 39 aile hekimliği uzmanı ve 72 aile hekimliği araştırma görevlisi çalışmaya dahil edildi. Veri toplamak için kullanılan anket formu sosyodemografik özellikler, HIV/AIDS hastalığı hakkında bilgi soruları, bu hastalara karşı tutum ve davranışları irdeleyen sorular içermektedir. İstatiksel analizler için SPSS 25.0 versiyonu kullanılarak güven aralığı %95, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Anketimize katılan katılımcıların 121'i (%53,5) kadın, 105'i (%45,6) erkekti. Bilgi puanları değerlendirildiğinde ortalama bilgi, tutum ve davranış puanları sırasıyla 21±2,2; 29±4,9; 39,1±7,3 olarak tespit edildi. Katılımcıların verdiği cevaplar analiz edildiğinde aile hekimliği uzmanlarının pratisyen ve araştırma görevlisi aile hekimlerine göre anlamlı olarak daha bilgiliydi. Tutum ve davranışı unvanlara göre analiz ettiğimizde ise üç grup arasında anlamlı bir fark izlenmedi. Sonuç olarak hastalıkla ilgili olarak temel bilgilerin katılımcıların çoğu tarafından yeterli düzeyde bilindiğini ortaya koysa da halen bazı hekimlerin bilgilerinin yeterli olmadığı izlenmiştir. Bu durum bizlere HIV/AIDS hastalığına yönelik eğitimlerin sık aralıklarla yapılması gerektiğini düşündürmüştür.

AIDSAile hekimliğiDoktorlar+2
Kerem Yiğithan Koçak
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerdeki kemokin reseptörlerinde meydana gelen gen polimorfizmi nedeni ile oluşan HIV direncin saptanması

İnsan immün yetmezlik virüsü yani HIV, edinsel immün yetmezlik sendromuna yani AIDS' e neden olur. İlk defa 1980 yılında tanımlandı, şimdi ise dünya çapında bir pandemi haline gelmiştir. İlk olarak sub-Saharan Afrika da saptandı. Günümüzde bilinmektedir ki ; bazı birey kemokin reseptörlerinde doğumsal olarak meydana gelen gen polimorfizminden dolayı HIV' e karşı doğal bir bağışıklığa sahiptirler. Normal şartlarda lenfositler ve monositler üzerinde CD4 ile gp120 proteini arasında ilk bağlanmadan sonra HIV-1'in hedef hücreye girişini ilerleten iki adet kemokin reseptörü tanımlanmıştır ve bu koreseptörler CCR5 ve CXCR4 olarak adlandırılırlar. Bu çalışma da, doğumsal HIV bağışıklık oluşumunda genetik zeminin aydınlatılmasına katkıda bulunabilmek amacıyla HIV doğal direncini oluşturduğunu düşündüğümüz ilgili genlerin polimorfizmi ile HIV doğal bağışıklık arasındaki ilişki araştırıldı.Çalışmada gönüllülük esasına dayanarak ve etik kurallar çerçevesinde kişi mahremiyetini ön planda tutarak daha önce tanısı konulmuş 50 HIV/AIDS pozitif birey yazılı onamları alınarak kontrol grubu olarak, 50 HIV/AIDS negatif birey de yine yazılı onamları alınarak araştırma grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Çalışma ve kontrol grubuna dahil toplam 100 bireyden detaylı öyküleri ile birlikte periferal kan örnekleri EDTA(Etilendiamin tetraasetik asit)'lı ve jelli tüplere onam formu imzalatılarak Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde alındı. Çalışma kapsamında ki tüm bireylerin HIV/AIDS pozitif ve negatiflikleri ; jelli tüplerden elde edilen serum örnekleri kullanılarak immunoassay sistemin de (Siemens,Almanya) ELISA yöntemi ile çalışılarak tekrar gösterildi . Bireylere ait diğer jelli tüplerdeki kan örneklerinden serumları ayrıldı ve bu serum kısmından DNA izolasyonları yapıldı. İzole edilen DNA örneklerinden uygun primerler kullanılarak hedef bölge Klasik Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) ile çoğaltıldı, bir sonra ki aşamada restriksiyon enzimleri kullanılarak kesim protokolü uygulanarak thermal cycler (Techne,İngiltere) cihazın da hedef bölgemiz restriksiyon enzimleri ile kesildi ve ardından agaroz jel elektroforezi yöntemi ile yürütülüp sonucunda elde edilen bantlar jel görüntüleme cihazın (Biorad,ABD) da görüntülenerek karşılaştırıldı.Yaptığımız bu çalışma sonucunda elde ettiğimiz DNA bant görüntülerinde anlaşıldı ki çalışmaya dahil olan çalışma gurubumuzda ki 50 HIV negatif bireyin sahip oldukları CXCR4 ve CCR5 kemokin reseptörlerin de bir mutasyon mevcut değildir. Yani araştırmaya katılan 50 birey çalışma konumuz olan CXCR4 ve CCR5 kemokin reseptörlerin de doğuştan gelen mutasyon sonucu HIV enfeksiyonuna karşı dirence sahip değillerdir. Gerçekleştirilen restriksiyon aşamasının ardından yapılan agaroz jel elektroforez yöntemi ile görülmüştür ki tüm olgulara ait oluşan DNA bantları CCR5 için 236bp, CXCR4 için ise 190bp büyüklüğünde'dir, yani tüm bireylerin doğal fenotip DNA molekülüne sahip olduklarını CXCR4 ve CCR5 kemokin reseptörlerinde bir gen polimorfizmine sahip olmadıklarını buna bağlı olarakta bireylerin HIV enfeksiyonuna karşı bir dirençlerinin olmadığını gösterir. Eğer CXCR4 kemokin reseptörü için agaroz jel üzerinde elde ettiğimiz bant yaklaşık 173 bp olsaydı, bu durumda bir mutasyon varlığını tespit etmiş olurduk. Aynı şekilde CCR5 kemokin reseptörü için agaroz jel üzerinde elde ettiğimiz bant 201 bp civarında olsaydı, bir mutasyon, gen polimorfizminden bahsetmiş olacaktık. Az sayıda insan HIV ile enfeksiyona dirençlidir, çünkü bu insanların yardımcı reseptörleri olan CCR5 ve CXCR4 kemokin reseptörlerinde mutasyon vardır. CCR5 geninde homozigot delesyon içeren kişiler virüsle çok kez karşılaşmalarına rağmen enfeksiyona dirençlidirler. Bu delesyon için heterozigot olan bazı enfekte kişiler ise, uzun süre AIDS aşamasına gelmedikleri tespit edilmiştir.

AIDSEnfeksiyonHIV+3
Şahap Aksaçlı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV ile enfekte olmuş hastalarda M41L direnç mutasyonunun ' Real- Time Polimeraz Zincir Reaksiyonu ' ile saptanması

HIV/AIDS, Sahra-altı Afrika'da birinci, dünyada ise dördüncü sıradaki ölüm nedeni olarak bildirilmektedir. AIDS'in tedavisindeki en önemli sorunlardan birisi, antiretroviral ilaçlara karşı dirençli mutantlardır. Günümüzde rutin veya epidemiyolojik amaçlı HIV antiviral direnç testleri, yaygın olarak konvansiyonel dizi analizi yöntemi ile yapılmaktadır. Oysa, son yıllarda tedavi başarısını olumsuz etkileyebilen ve total viral popülasyon içinde azınlıkta olan ilaç dirençli mutant varyantları, konvansiyonel dizi analizine kıyasla, daha duyarlı saptayan yöntemler geliştirilmiştir. Bu çalışmada, HIV tedavisinde ilk ve halen en önemli ilaç olan zidovudine ve stavudine direncinde en sık karşılaşılan mutasyonlardan biri olması ve gerçek zamanlı PZR yöntemiyle bu direncin daha önce ülkemizde araştırılmaması nedeniyle M41L direnç mutasyonu Nokta-Mutasyon Spesifik Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (NMS-GZ-PZR) yöntemi ile araştırıldı.Çalışmada Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Moleküler Mikrobiyoloji Laboratuarı'nda daha önce konvansiyonel dizi analizi ile (ABI Prism 310, Foster City, A.B.D.) incelenmiş, enfekte olduğu tarih bilinmeyen, 60 HIV?1 genotip B pozitif örnek kullanıldı. Center for Diseases Control'den (A.B.D.) Heneine ve arkadaşları tarafından HIV?1 genotip B'de oluşabilen dokuz ana ilaç mutasyonunu saptamak üzere geliştirilerek valide edilmiş olduğu ve konvansiyonel dizi analizine göre duyarlığının daha yüksek ve yorumunun daha kolay olduğu bildirilen NMS-GZ-PZR yöntemi, LightCycler 2.0 (Roche Applied Science, Almanya) aygıt sisteminde, M41L direnç mutasyonunu saptamak üzere önerilen primerler ve TaqMan probu kullanılarak uygulandı. RNA kalitesinin bozuk olduğuna karar verilen 3 örnek çalışma dışı bırakıldı. Öneriye uygun olarak, vahşi tip ve mutant varyantları ayırt edebilmek için, pozitiflik ölçütünü belirlemek amacıyla, total viral kopya reaksiyonu ile mutant varyant reaksiyonunun Ct değerleri (?threshold cycle?) arasındaki fark (?Ct) değerlendirildi.57 HIV?1 genotip B örnek arasından, NMS-GZ-PZR sonuçlarına göre, total viral kopya amplifikasyonunun Ct değeri 10'dan küçük olan ( yüksek kopya sayısı nedeni dilüsyon ile tekrar gerekliliği) ve 26'dan büyük olan ( düşük kopya sayısı nedeni ile belirsiz sonuç) 25 örnek, öneriye uygun olarak, pozitiflik ölçütü olarak kullanılacak ?Ct eşik değerini belirlemek için yapılan çalışmanın dışında bırakıldı. Eşik değer hesaplamasında kullanılan 32 örnek, merkezi eğilim dağılımına göre ?Ct ortanca değeri (5.81) eşik değer olarak belirlendi. Buna göre, ?Ct değeri, eşik değerin üzerinde olan olgu örnekleri, M41L mutasyonu açısından negatif kabul edildi. Bu eşik değer ölçütü ile değerlendirilen NMS-GZ-PZR sonuçlarına göre, 32 örneğin 16'sında M41L direnç mutasyonu pozitifliği saptandı. Bu örneklerin 6'sında, konvansiyonel dizi analizi sonuçlarına göre de, M41L direnç mutasyonu pozitifti. Çalışmaya alınan toplam 57 örnek arasında, konvansiyonel dizi analizi ile pozitif olduğu bildirilen 13 örnekten 7'sinin sonuçları, NMS-GZ-PZR sonuçlarına göre total viral kopya Ct'si 26'nın üzerinde olduğu için, belirsiz kabul edildi. Bu örneklerde, düşük viral yüklerine bağlı olarak yanlış sonuç verme riski nedeniyle, ön amplifikasyon aşamasından sonra, testin tekrar edilmesi önerilmektedir. Ancak daha önceki saklama koşullarında dondurulup çözünme çok olduğu için, RNA kalitesi bozulan bu örnekler tekrar edilmedi. Konvansiyonel dizi analizi ve NMS-GZ-PZR yöntemlerinden birisinin referans yöntem statüsü olmadığı için, iki yöntem arasındaki karşılaştırmalı uyuşmanın güvenirliği, kapa istatistiği ile ölçüldü. Kapa istatistiğine göre, iki yöntem arasında, orta düzeyde uyuşma (k=0.375;P<0.007) saptandı.Bilgimize göre, bu çalışma, Türkiye'de, HIV enfeksiyonunun tedavisinde kullanılan antiviral ilaçlara karşı azınlık direnç mutasyonlarını, konvansiyonel dizi analizine kıyasla daha duyarlı ve uygulaması daha kolay bir yöntemle araştırarak bildiren ilk çalışmadır. NMS-GZ-PZR yöntemi, şimdilik, bilinen tüm direnç mutasyonları arasında yalnızca bir grubunu test etmek için geliştirilmiş durumdadır. NMS-GZ-PZR yöntemi, ultra derin dizi analizi düzeyindeki duyarlılıkta, minor azınlık direnç mutantlarının önemli bir grubunun araştırılmasını sağlayabilmekte ve böylece HIV enfeksiyonu olgularında gelişen antiviral dirence ilişkin epidemiyojik dinamiklerin daha iyi anlaşılmasına ve tedavi başarısının artmasına katkıda bulunmaktadır.

Antiviral ajanlarHIVHIV I+5
Zuhal Tekkanat Tazegün
Yeditepe University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV ile yaşayan bireylerin nörokognitif ve nöropsikiyatrik açıdan değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda HIV ile yaşayan bireylerin nörokognitif ve nöropsikiyatrik durumlarının sağlıklı gönüllülerden farklı olup olmadığının ve HIV RNA, CD4 sayısı gibi hastalık aktivitesini gösteren parametrelerle ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği'nde takipli HIV ile enfekte 111 kişiden hasta grubu, HIV ile enfekte olmayan ve hasta grubu ile yaş, cinsiyet, eğitim açısından uyumlu 54 kişiden kontrol grubu oluşturuldu. Gruplara Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Stroop Testi uygulandı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında kontrol grubunda D vitamini anlamlı daha yüksektir (p=0.043). MOCA testinde sınır değer 21 olarak alındığında, 21 ve üzeri puan alan hasta sayısı kontrol grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.036). Hasta grubu ve kontrol grubu MOCA'dan aldıkları total puanlar açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p=0.300). Hasta ve kontrol grubu Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Testi sonuçlarına göre karşılaştırıldığında, iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.258, p=0.303). Hasta ve kontrol grubu Stroop testinin sonuçları ile değerlendirildiğinde hasta grubunun Stroop 1 ve Stroop 2 kartını tamamlama süresi kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha uzun saptandı (p<0.001, p=0.019). MOCA testi, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Stroop Testi sonuçları ayrı ayrı CD4 sayısı, hastalığın süresi, tanı anındaki CD4 sayısı gibi hastalıkla ilgili parametrelerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuçlar: MOCA testinin sonuçlarına baktığımızda HIV ile enfekte bireyler ile kontrol grubu arasında eğitim, yaş, cinsiyet, komorbid hastalıklar açısından benzer özelliklere sahip olmasına rağmen MOCA testinin sınır değeri 21 kabul edildiğinde, HIV ile enfekte bireylerde sınır değerin altında puan alanların sayısı anlamlı olarak daha fazla bulundu. HIV ile enfekte bireyler ile kontrol grubu karşılaştırıldığında depresyon ve anksiyete görülme oranları açısından anlamlı fark saptanmadı. HIV ile enfekte bireyleri kendi aralarında değerlendirdiğimizde HIV enfeksiyonunun özellikleri ile (CD4 sayısı, hastalığın süresi, tanı anındaki CD4 sayısı) nörokognitif performans arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Anahtar Kelimeler: HIV, MOCA, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, CD4 sayısı

AnksiyeteBeck Depresyon ÖlçeğiBiliş+7
Gamze Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bağırsak biyopsi örneklerinde CMV DNA pozitifliğinin tanısal değerinin retrospektif araştırılması

Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus: CMV) primer enfeksiyon sonrasında latent kalarak kök hücre ve solid organ alıcıları, Human immunodeficiency virus (HIV)'le enfekte kişiler, hematolojik malignitesi olanlar ve inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlarda sekonder enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Hastalık pnömoni, retinit, kolit şeklinde görülebilir. CMV koliti tanısında dokuda CMV'nin gösterilmesi önerilmektedir. Çalışmamızın amacı, CMV koliti şüpheli hastaların bağırsak biyopsilerinde CMV DNA tespitinin tanısal değerini incelemektir. Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Ocak 2019 – Mart 2022 tarihleri arasında CMV koliti şüphesiyle gönderilmiş biyopsi örnekleri retrospektif olarak incelendi. Eş zamanlı olarak polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemiyle bağırsak dokusunda CMV DNA araştırılan ve Tıbbi Patoloji Laboratuvarı'nda immünohistokimya (İHK) yöntemiyle CMV aranan 96 örnek çalışmaya dahil edildi. İHK incelemesi altın standart kabul edilerek dokuda ve kanda tespit edilen CMV DNA'nın tanıdaki yeri araştırıldı. Örneklerin 81'i ülseratif kolit (ÜK), altısı kök hücre ve solid organ nakli, dördü hematolojik malignite, ikisi Crohn, biri kronik böbrek yetmezliği, biri Behçet, biri diyabetes mellitus tanılı hastalara ait idi. İHK yöntemiyle 10, PZR yöntemiyle ise 61 dokuda, ayrıca CMV DNA araştırılan 43 plazmanın 25'inde pozitiflik saptandı. En büyük grubu oluşturan ÜK hastalarına istatistiksel analizler uygulandı. İHK incelemesine göre plazma CMV DNA'nın duyarlılığı %100, özgüllüğü %48,64, pozitif prediktif değeri (PPD) %24, negatif prediktif değeri (NPD) %100 olarak bulunurken; doku CMV DNA'nın duyarlılığı %100, özgüllüğü %41,9, PPD'si %15,68, NPD'si %90,12 olarak saptandı. ROC analiziyle dokuda 392 kopya/mg, plazmada 578 kopya/ml üzeri değerlerin tanı için yol gösterici olduğu belirlendi. Doku ve kan örneklerinde CMV DNA PZR testinin yüksek duyarlılık ve düşük özgüllükte olduğu görülmüştür. Dokuda CMV DNA kantitasyonu için standardize yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır.

BiyopsiHIVPolimeraz zincirleme reaksiyonu+5
Sema Esen Boyacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine akran eğitim modeline göre verilen eğitimin HIV/AIDS bilgi düzeyi ve tutumuna etkisi

Bu araştırma, akran eğitim modeline göre hemşirelik öğrencilerine İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü/Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu (HIV/AIDS) ile ilgili verilen eğitimin HIV/AIDS bilgi düzeyi ve tutumu üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tek gruplu kontrol grupsuz ön-test son-test modeli olarak tasarlanmış bir müdahale çalışmasıdır. Araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Hemşirelik Bölümünde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi çalışmaya katılmayı kabul eden ve iç hastalıkları hemşireliği dersini ilk defa alan ikinci sınıf öğrencilerinden oluşmuştur (n=97). Araştırmanın birinci aşamasında dokuz akran rehber belirlenerek araştırmacı tarafından akran rehberlere toplamda 12 saatlik bir eğitim programı uygulanmıştır. İkinci aşamada randomizasyon yoluyla oluşturulan 10'ar kişilik dokuz akran öğrenci grubuna akran rehberler tarafından toplamda 12 saatlik bir eğitim verilmiştir. Verilerin toplanmasında anket formu, AIDS bilgi ölçeği ve AIDS tutum ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı statistikler, Pearson Ki-Kare testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon Testi ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Akran eğitiminin akran öğrencilerde AIDS bilgi ölçeği puanında istatistiksel olarak anlamlı şekilde artış sağladığı belirlenmiştir (Öntest x̄=10.32±3.59, sontest x̄=19.69±1.51) (p<0.001). Ayrıca akran eğitiminin akran öğrencilerde AIDS tutum ölçeği puanında istatistiksel olarak anlamlı bir artış sağladığı saptanmıştır (Öntest x̄=56.64±8.36, sontest x̄=72.95±7.02) (p<0.001). Akran eğitimi yönteminin hemşirelik öğrencilerinde AIDS bilgi ve tutumunu artırmada etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Bu sebeple ülkemizde konuşulması tabu sayılabilecek HIV/AIDS'e yönelik eğitimlerde akran eğitim modeline yer verilmesi önerilmektedir.

AIDSAkran eğitimiBilgi düzeyi+5
Erdal Ceylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesine 2010-2022 yılları arasında başvuran human immunodeficiency virus (HIV) ile yaşayan bireylerde metabolik parametrelerin değerlendirilmesi

Antiretroviral tedavideki (ART) gelişmeler HIV enfeksiyonu ile yaşayan bireylerin (HİYB) yaşam beklentisini genel topluma yakın hale getirmiştir. HIV'den etkilenen bireylerde mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkileri olan antiretroviral ilaçlar, persistan immun aktivasyon, kronik enflamasyon, yaşam tarzı ve birçok komorbiditenin normal popülasyondan daha sık ve daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Metabolik kemik hastalıklarından osteoporoz, osteopeni, osteomalazi, dislipidemi, diyabet, kardiyak hastalıklar, metabolik sendrom sıklıkla karşımıza çıkan komorbiditelerdir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji polikliniklerine başvuran HİYB'de metabolik parametrelerinin (karaciğer fonksiyonları, böbrek fonksiyonları, iskelet sistemi) değerlendirilmesi ve kullandıkları antiretroviral ilaçlarla özellikle kan yağlarının, açlık kan şekerinin, böbrek fonksiyon testlerindeki değişimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 247 hastanın demografik verileri ve sigara, alkol kullanımı gibi alışkanlıkları incelendi. Çalışmamızdaki hastaların yaşları 18 ile 69 arasında değişirken hastaların yaş ortalaması 37,49 (±12,4) olarak tespit edildi. Hastaların büyük bir ksımının erkek (%86.6) ve heteroseksüel (%63.4) olduğu tespit edildi. Kontrol grubu ile yapılan kıyaslamada, HIV taşıyan bireylerde psikiyatrik bozukluk oranı belirgin oranda daha yüksek tespit edildi. Hastaların büyük bir kısmında DEXA skoruna göre osteopeni tespit edilirken yine önemli bir kısmında D vitamini eksikliği mevcuttu. Tanı anındaki böbrek fonksiyon testleri kreatinin ve GFR değerleri ile tedavinin 1., 2. ve 3. yılları karşılaştırıldığında GFR'de istatistiksel olarak anlamlı azalma ve kreatinin değerinde istatisksel olarak anlamlı artış saptandı. Başvuru anındaki HDL, LDL, total kolesterol, trigliserid düzeyleri tedavinin 1., 2. ve 3. yıllardaki değerlerle karşılaştırıldığında anlamlı artış saptandı. Tedavi rejimi TAF içeren hastalarda total kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinde 1. yılın sonunda istatistiksel olarak anlamlı yükseklik tespit edildi. En sık tercih edilen başlangıç ART rejimi %23.1 ile DTG+TDF/FTC olduğu görüldü. HIV hastalık seyrinde yakından takip edilmesi gereken metabolik parametrelerin belirlenmesi ve özel hasta grupları için tedavinin kişiselleştirilmesine olanak sunmak amaçlanmıştır. HİYB'de yaşam beklentisinin artması ile birlikte yaşlandıkça artan komorbiditelerin ve metabolik yan etkilerin doğru yönetilebilmesi için multidisipliner yaklaşım gereklidir. Anahtar kelimeler: HIV, AIDS, CD4, CD8, Total kolesterol, LDL kolesterol, Antiretroviral Tedavi, HIV RNA

AIDSAntiretroviral ajanlarCD4-CD8 oranı+7
Onur Kalyenci
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte hastaların klinik durumlarının damgalama, benlik saygısı ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç Çalışmamızın amacı Human Immunodeficiency Virus'ü ile enfekte bireylerde depresyon, benlik saygısı ve damgalamanın araştırılması ve kontrol gruplarıyla karşılaştırılması, bu hastalarda tanı esnasında ve tedavinin devamı sürecinde psikiyatrik semptomların seyri ve sıklığının araştırılması, bu şekilde HIV ile enfekte hastalarda eşlik eden psikiyatrik semptomların tespit edilmesi ve psikiyatrik destek alarak tedavi uyumunun ve yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Çalışma 01.02.2022 ile 31.10.2022 tarihleri arasında HIV ile enfekte olan 150 gönüllü hasta ile, 90 gönüllü sağlıklı bireyden oluşan popülasyonda yapılmıştır. Hasta grubuna HIV/AIDS Damgalama Ölçeği-H, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği verilmiş olup katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Hasta grubunda ayrıca hastane arşiv sistemi üzerinden hastaların tanı konulduğu andaki bakılan HIV RNA ve CD4 düzeyleri kaydedilmiştir. Kontrol grubunda ise Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği doldurulmuştur. Bulgular Hasta grubunda HADÖ-H ortalama skoru 0,38 olarak hesaplandı. 150 hastanın 51'inin benlik saygısı düşük, 99'unun benlik saygısının normal olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise 90 katılımcıdan 5'inin benlik saygısının düşük olduğu, 85 katılımcının ise benlik saygısının normal olduğu görüldü. Hasta grubunda 36 hastanın depresif belirtisinin olmadığı, 114 hastada depresif belirti olduğu saptandı. Kontrol grubunda ise 66 katılımcıda depresif belirti görülmezken 24 hastada depresif belirti saptandı. Sonuç Çalışmada hasta grubunda damgalamanın istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu, benlik saygısının hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu ve depresif belirtilerin hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha fazla olduğu görüldü. Hasta grubunda benlik saygısı ile depresif belirtiler arasında anlamlı bir ilişki olduğu, benlik saygısı azaldıkça depresif belirtilerin arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: HIV/AIDS, Damgalama, Benlik Saygısı, Depresyon

AIDSBenlik saygısıDamgalama+4
Elif Yaşamalı
Gaziantep University
2023
00

Related subjects