Heart failure

152 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliği bulunan obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda QT dispersiyonu gelişimine inflamasyonun etkisinin araştırılması

Kalp yetmezliği mortalitenin önemli bir sebebi olmakla birlikte etkilenen hastaların yaşam kalitelerinin de düşmesine yol açmaktadır. Ayrıca kalp yetmezliği ile iç içe geçmiş ve günümüzde aynı zamanda hastaların sosyal hayatlarının da etkilenmesine neden olan tablolardan biri de obstrüktif uyku apne sendromudur. Her iki antite de birbirlerini tamamlayıcı risk faktörlerini barındırmaktadır. Bu nedenle her iki hasta grubunda da prognoz üzerine etki eden ortak etmenlerin iyi belirlenmesi ve erken tespit edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Belirlenmiş olanlar arasında belki de en önemlilerinden biri ani kardiyak ölüme neden olabilecek ventriküler aritmileri önceden öngördürebilecek olan QT dispersiyonudur. Çalışma kalp yetmezliği öyküsü olan Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi uyku laboratuvarında polisomnografi ile obstrüktif uyku apne sendromu tanısı alan 160 hastanın dahil edilmesiyle yapıldı. Hastaların uyku apnesinin şiddetinin değerlendirildiği apne/hipopne indeksi değerleri de kayıt altına alındı ve hemogram parametreleri kullanılarak sistemik immün-inflamatuar indeksleri hesaplandı. Bu veriler ve diğer demografik, laboratuvar, transtorasik ekokardiyografi ve kardiyovasküler hastalık verileri QT dispersiyonu ile istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmalar sonucunda SII ve apne/hipopne indeksi farklı analizlerde QT dispersiyonunu arttırması açısından istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte, SII apne/hipopne indeksi >15 olan grupta anlamlı olarak yüksek çıkmıştır (p: 0,029). SII, apne/hipopne indeksi ile ilişkisinin yanı sıra esas olarak QT dispersiyonu üzerine olan etkisinden dolayı ani kardiyak ölümün önüne geçmede ventriküler aritmileri öngördürebilecek, hemogram üzerinden kolay hesaplanabilen bir parametre olarak görülebilir ve kalp yetmezliği ve obstrüktif uyku apne sendromunda prognoza etki edebilir.

Kalp yetmezliğiQT dispersiyonuUyku apne sendromları
Emirhan Çakır
Trakya University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Bu çalışma, minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasitelerini karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya Temmuz 2020 ile Ocak 2021 tarihleri arasında kalp damar cerrahisi bölümünde minimal invaziv kalp cerrahisi (30 birey) ve açık kalp cerrahisi geçiren (34 birey), yaş ortalaması 55 yıl olan, 64 gönüllü birey dâhil edildi. Ağrı şiddeti Görsel Analog Skalas (GAS); sağlıkla ilgili yaşam kalitesi MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fonksiyonel kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT); El Kavrama Gücü Ölçüm Testi; uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullandı. İstatiksel analizler sonucunda; minimal invaziv kalp cerrahi grupta erkek hasta sayısı daha yüksekti (p<0,05). Minimal invaziv kalp cerrahi grubunda; entübasyon süresi ve yoğun bakımda kalış süresi açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde daha düşük (p<0,05), pompa süresi ise anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). GAS yönünden gruplar benzerdi. MacNew anketi fiziksel alt boyut puanı minimal invaziv kalp cerrahi grupta anlamlı düzeyde daha yüksek (p<0,05) iken; iki grupta anketin diğer boyut puanları benzerdi (p>0.05). 6DYT mesafesi her iki grupta benzerdi (p>0,05). 6DYT öncesi ve sonrası oksijen satürayonu, sistolik kan basıncı ve kalp hızı açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Minimal invaziv cerrahi grupta dominant ve nondominant el kavrama kuvveti açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). PUKİ öznel uyku kalitesi açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). PUKİ alt parametreleri yönünden gruplar benzerdi (p>0,05). Minimal invaziv kalp cerrahisi daha uzun pompa sürelerine rağmen daha erken ekstübasyon ve daha kısa yoğun bakımda kalış süresi gibi avantajlarıyla geleneksel kalp cerrahisi gibi güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir. Çalışmamız Minimal invaziv kalp cerrahisi ile açık kalp cerrahisini yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasite yönünden karşılatıran ilk araştırma olarak daha sonraki çalışmalara yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: minimal invaziv kalp cerrahisi, açık kalp cerrahisi, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi

Cerrahi işlemler-minimal girişimselCerrahi-kardiyovaskülerFonksiyonel yetkinlik+3
Halime Dinçoğlu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran kalp yetmezliği tanılı hastalarda serum glypican-6 düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kalp yetmezliği acil serviste sıklıkla karşılaşılan, yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip hastalıklardan biridir. Hastalığın tanısal yaklaşımında ve klinik ciddiyetinin belirlenmesinde birçok biyokimyasal belirtecin güncel kullanımda olan laboratuvar tetkiklerine ve görüntüleme yöntemlerine üstünlüğü araştırılmaktadır. Kalp yetmezliği tanısında kulllanılan en önemli biyobelirteçlerden biri N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptid (NT-proBNP) dir. Bununla beraber tanısal yaklaşımlarda yeni biyomarkerların araştırılması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bu biyobelirteçlerden birisi de hem kardiyak fibroblastlar hem de kardiyomiyositler tarafından üretilen Glypican-6 (GPC-6)'dır. Bu çalışmamızda amacımız acil serviste kalp yetmezliği ile takip edilen hastalarda, serum GPC-6 düzeylerinin kalp yetmezliği tanısında kullanılmakta olan NT-proBNP düzeyleri ve ekokardiyografi bulguları ile karşılaştırılarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, zaman sınırlamalı olarak yapılan bu çalışmaya Aralık 2021 ile Nisan 2022 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran, 18 yaş üzerindeki kalp yetmezliği tanılı hastalar ve hasta grubu ile benzer demografik özellikleri olan sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Başvuru anında eşlik eden serebro vasküler hastalık, pulmoner emboli, miyokard infarktüsü, malignite, intoksiksikasyon ve sepsis gibi GPC-6 düzeyini etkileyebilecek hastalığı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik verileri, vital bulguları, laboratuvar sonuçları, görüntüleme bulguları ve hastalığın ekokardiyografik bulguları kaydedildi. Hasta ve kontrol gruplarından alınan kan numunelerinde serum GPC-6 düzeyleri Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya 65'i hasta grubunda, 20'si kontrol grubunda olmak üzere toplam 85 olgu dahil edildi. Hasta grubunun yaş ortalaması 72,4±11,8 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 68,2±12,3 yıl idi (p=0.173). Hasta grubunun median GPC-6 düzeyi (457 (140-2774) pg/mL) kontrol grubunun median GPC-6 düzeyinden (251,50 (145-1084) pg/mL) daha yüksekti (p=0.038). Hasta grubunun median NT-proBNP düzeyi (445 (100-2384) pg/mL) kontrol grubunun median NT-proBNP düzeyinden (111 (101-580) pg/mL) daha yüksekti (p<0.001). Kalp yetmezliği tanısı için GPC-6 düzeylerinin 390 pg/mL üzerindeki değerleri %58,46 sensitivite ve %75 spesifiteye sahipti (AUC=0,654, CI=0,543-0,754, p=0,017). Kalp yetmezliği tanısı için NT-proBNP düzeylerinin 122 pg/mL üzerindeki değerleri %89,23 sensitivite ve %70 spesifiteye sahipti (AUC= 0,797, CI=0,696-0,877, p<0,001). Hastalığın ekokardiyografi ile ölçülen şiddet düzeyi ile serum NT-proBNP düzeyi arasında anlamlı ilişki saptanırken, serum GPC-6 düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p<0.001 ve p=0.425 ; sırası ile). Sonuç: GPC-6, kalp yetmezliği tanısında kullanılabilir ancak hastalığın şiddetini belirlemek için yeterli değildir. GPC-6, kalp yetmezliği tanısında NT-proBNP'ye göre daha yüksek spesifiteye sahiptir. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Kalp Yetmezliği, Glypican-6 (GPC-6), NT-proBNP

Acil servis-hastaneAcil tıpGlipicans+3
Emre Cem Sağlam
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda preoperatif ve postoperatif cartilage intermediate layer protein - 1 (CILP1)

Kalp yetmezliğini tedavi etmek ve önlemek amacıyla yapılan çalışmalar günümüzde daha fazla önem kazanmıştır. Kalp yetmezliğinin derecesini belirlemek, tedavi yanıtı değerlendirmek için yapılan araştırmalarda CILP1 proteininin patolojik kardiyak yeniden şekillenmeyi ve kardiyak fibrozisi göstermede kullanılabileceği ortaya konmuştur. Biz de bu çalışmada kardiyopulmoner bypass (KPB) kullanılarak açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda CILP1 proteininin KPB öncesi ve sonrası dolaşım sistemindeki seviyelerini ölçerek, postoperatif CILP1 seviyelerinin ve CILP1 seviyelerindeki değişimlerin, KPB'den nasıl etkilendiğini, CILP1'in ejeksiyon fraksiyonu (EF), komorbiditeler, prediktif skorlama sistemleri ve postoperatif sonuçlar ile ilişkisini göstermek istedik. Çalışmaya korunmuş EF'li 41, düşük EF'li 32 hasta dahil edildi. Hastaların preoperatif, postoperatif 0, 24 ve 72. saatlerdeki CILP1 seviyeleri ölçüldü. Düşük EF'li hastalarda preoperatif CILP1 düzeyinin korunmuş EF'li hasta grubundan daha düşük olduğu bulundu (p=0,002). CILP1 düzeyinin zamana göre değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,001), ancak hasta gruplarına göre değişmediği gösterildi. Preoperatif CILP1 düzeyi arttıkça EuroSCORE II (p=0,004)'nin ve BNP (p=0,013) düzeylerinin azalmakta olduğu ve preoperatif CILP1 düzeyi ile BNP ölçümleri arasında negatif ilişki olduğu bulundu (p<0,05). Operasyon sonrası 72.saat sonunda CILP1 düzeyindeki yüzde değişim preoperatif EF değeri arttıkça azalmakta (p=0,005), preoperatif kreatinin klirensi arttıkça azalmakta (p=0,048) ve KPB süresi arttıkça artmakta (p=0,0029) olduğu bulundu. Daha önce kardiyak cerrahi öyküsü olmayan hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası CILP1 düzeylerindeki değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,001). Postoperatif CILP1 ölçümleri, cerrahi sonrası miyokardın durumunu nicel olarak belirleyerek hastaya uygun tedavilerin düzenlenmesine katkı sağlayabilir.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+1
Furkan Gül
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetersizliğinde soluble sT2 ve Galectin 3 düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş: Kalp yetersizliği (KY), kalbin yapısal ve/veya fonksiyonel anormalliği olarak tanımlanan ve artmış intrakardiyak basınçlar ve/veya yetersiz kardiyak debi ile sonuçlanan klinik bir sendromdur. Bu hastalarda, tanı ve prognozu değerlendirmede bugüne kadar birçok biyobelirteç kullanılmış ve klinik önemleri gösterilmiştir. Soluble Stromelysin-2 (sST2) ve Galectin-3'ün KY hastalarında prognoz ile ilişkileri gösterilmiştir. Ancak, ejeksiyon fraksiyonuna (EF) dayalı KY sınıflamasında sST2 ve Galectin- 3'ün klinik önemini inceleyen çalışma yoktur. Bu çalışmanın amacı; sST2 ve Galectin-3'ün EF'ye dayalı kalp yetmezliği sınıflamasındaki tanısal değerini incelemektir. Materyal ve metod: Çalışmaya, kardiyoloji polikliniğine başvuran ve onamları alınan 41 düşük EF'li KY (HFrEF), 41 hafif azalmış EF'li KY (HFmrEF), 41 korunmuş EF'li KY (HFpEF) hastası ve 41 kontrol gönüllüsü dahil edildi. Sol ventrikül EF'nin ≤ %40 olması HFrEF, %41-%49 arasında olması HFmrEF, ≥ %50 olması ise HFpEF olarak tanımlandı. Hastaların sST2 ve Galectin-3 düzeyleri ölçüldü ve karşılaştırmalar yapıldı. Bulgular: Çalışmaya KY tanısı konan 123 hasta (HFrEF: 41, HFmrEF: 41 ve HFpEF: 41 hasta) ve 41 kontrol olmak üzere toplam 164 kişi dahil edildi. Bazal karakteristik özellikler açısından bakıldığında; 4 grup arasında cinsiyet (P=0.003) ve vücut kitle indeksi (VKİ) (P=0.001) açısından anlamlı farklılık olduğu tespit edildi. Post hoc analizlerde, HFpEF hastalarında HFmrEF ve HFrEF hastalarına göre kadın cinsiyet sıklığı ve VKİ'nin anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. Laboratuvar parametreleri açısından bakıldığında; gruplar arasında üre (P=0.014), kreatinin (P<0.001) ve ürik asit (P=0.007) açısından anlamlı farklılık tespit edildi. Post hoc analizlerde, HFrEF hastalarında diğer gruplara göre üre, kreatinin ve ürik asit seviyelerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. Ek olarak, gruplar arasında sST2 (P<0.001) ve galectin-3 (p=0.007) düzeyleri açısından da anlamlı farklılık mevcuttu. Yapılan post hoc analizlerde, sST2 ve Galectin-3 düzeylerinin HFmrEF ve HFrEF gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. Ancak, HFpEF ile kontrol grubu arasında sST2 ve galectin-3 açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. Yapılan korelasyon analizinde, sST2 düzeyi BNP ile pozitif X yönde korele iken (r=0.240, P=0.002), EF ile negatif yönde korele idi (r=-0.403, P<0.001). Ek olarak, galectin-3 düzeyi de BNP ile pozitif yönde korele iken (r=0.172, P=0.028), EF ile negatif yönde korele idi (r=-0.295, P<0.001). Yapılan ROC curve analizinde sST2 değerinin ≥ 18.62 olmasının %73.2 sensitivite ve %75.6 spesifite ile HFrEF'yi öngördüğü tespit edilirken, galectin-3 değerinin ise ≥ 7.61 olmasının %75.6 sensitivite ve %61 spesifite ile HFrEF'yi öngördüğü saptandı. Ek olarak, ST2 değerinin ≥ 18.78 olmasının %68.3 sensitivite ve %75.6 spesifite ile Galectin-3 değerinin ise ≥ 7.17 olmasının%75.6 sensitivite ve %58.5 spesifite ile HFmrEF'yi öngördüğü tespit edildi. Sonuç: sST2 ve Galectin-3 düzeyleri, HFrEF ve HFmrEF hastalarında anlamlı olarak daha yüksektir ve EF düştükçe bu belirteçlerin kandaki seviyesi daha da artmaktadır. Her iki biyobelirtecin de HFrEF ve HFmrEF hastalarını öngörmede yeri olabilir. Bu biyobelirteçlerin tanısal önemlerinin daha iyi anlaşılması için, daha fazla hasta sayısı ile yapılmış geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kalp yetmezliği, soluble ST2, galectin-3

Galektin-4Kalp hastalıklarıKalp yetmezliği+1
Mustafa Çetin
Harran University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması

Bu çalışmada, geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisinin sistematik derleme ve meta-analiz yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. PubMed, CENTRAL, WOS ve CINAHL veri tabanlarından "heart failure", "transitional care", "aged" ve bunlarla ilişkili terimler kullanılarak 01.11.2001-01.11.2021 tarih aralığı ve İngilizce dil sınırlaması yapılarak tarama gerçekleştirilmiştir. Heterojenlik I2 istatistiği ile, kanıtların kesinliği GRADE kriterleri ile değerlendirilmiştir. Sistematik derleme ve meta-analize dahil edilen 7 çalışmada müdahale grubuna 439, kontrol grubuna 441 katılımcı olmak üzere toplam 880 katılımcı randomize edilmiştir. Dört çalışma "yüksek yanlılık riski", bir çalışma "şüpheli", iki çalışma "düşük yanlılık riski" olarak değerlendirilmiştir. Geçiş bakım programlarının, kalp yetersizliği bilgi düzeyine (MD -1.40, %95 GA -1,92 ile -0,88; orta düzey kanıt kesinliği, I2=%0), öz-bakımı sürdürmeye (MD -5.76, %95 GA -9.91 ile -1.61; çok düşük kanıt kesinliği, I2=%49), öz-bakımda kendine güvene (MD -16.35, %95 GA -18.68 ile -14.01; çok düşük kanıt kesinliği; I2=%31), kalp yetersizliğine bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.56, %95 GA 0.47 ile 0.70; düşük kanıt kesinliği; I2=%0), tüm nedenlere bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.75, %95 GA 0.64 ile 0.87; orta düzey kanıt kesinliği; I2=%0) etkisi bulunmuştur. Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında sınırlı sayıda çalışmaya ulaşılması, kalp yetersizliği olan yaşlı popülasyona özel geçiş bakım programlarının etkisini ortaya koyabilecek randomize kontrollü deneysel çalışmalarla ilgili literatürdeki kanıt boşluğunu göstermektedir.

Halk sağlığı hemşireliğiHasta bakımıHemşirelik bakımı+4
Ayşe Yücesan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmplate kardiyoverter defibrilatörü (ICD) olan kalp yetersizliği hastalarında alt ekstremite endurans eğitimine ek olarak uygulanan üst ekstremite endurans eğitiminin fonksiyonel kapasite ve pacemaker fonksiyonları üzerine etkisi

Ani kalp ölümlerinin birincil veya ikincil önlenmesinde, standart tedavi olarak implante edilebilir kardiyak defibrilatörler (ICD) kullanılmaktadır. Araştırmanın amacı; ICD taşıyan kalp yetersizliği hastalarında alt ekstremite endurans eğitimine ek olarak uygulanan üst ekstremite endurans eğitiminin fonksiyonel kapasite ve ICD parametreleri (şok ve antitaşikardi pacing) üzerinde etkisini incelemekti. Dahil edilme kriterlerine uygun 24 kişi randomize olarak iki gruba ayrıldı. Katılımcıların demografik bilgileri, medikal geçmişi ve ICD parametreleri kaydedildi. Kardiyopulmoner egzersiz testi, kol ergometresi testi ve 6 dakika delikli pano ve halka testi (6PBRT) ile egzersiz kapasiteleri değerlendirildi. Her iki grup da haftada 5 gün olmak üzere altı hafta boyunca, zirve oksijen tüketiminin % 70-80'inde 40 dakika alt ekstremite eğitimine katıldı. Kombine eğitim grubu ise ek olarak, zirve iş yükünün % 60'ında 20 dk, üst ekstremite endurans eğitimine dahil edildi. Egzersiz eğitimi sonrası zirve oksijen tüketimi, kombine eğitim grubunda 1,58±1,37 ml/kg/dk, alt ekstremite eğitim grubunda ise 0,00±1,80 ml/kg/dk değişim görüldü (p<0,05). Eğitim sonrası kol ergometresi zirve iş yükü, kombine eğitim grubunda 16,66±13,02 watt artarken, alt ekstremite eğitim grubunda 4,16±7,92 watt artış görüldü (p<0,05). 6PBRT testi skorunda ise kombine eğitim grubunda 16,66±21,24 alt ekstremite eğitim grubunda 7,83±14,23 artış görüldü (p>0,05). ICD parametreleri incelendiğinde alt ekstremite eğitim grubundan sadece bir kişide antitaşikardi pacing tespit edildi. Sonuç olarak, ICD olan kalp yetersizliği hastalarına her iki ekstremiteyi içeren kombine egzersiz eğitimi, fonksiyonel kapasitenin gelişmesi için etkili ve güvenilir bulundu. Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, implante edilebilir kardiyak defibrilatör, üst ekstremite endurans eğitimi.

Alt ekstremiteDefibrilatörler-implante edilebilirKalp hastalıkları+2
Ayşe Akdal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarında konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, kalp yetersizliği hastalarının konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma evreni Ankara Bilkent Şehir Hastanesi kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki kalp yetersizliği hastaları olarak belirlenmiştir. Örneklem sayısı güç analizi yapılarak mevcut kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki 123 kalp yetersizliği hastasından oluşmuştur. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarıma sahip bu araştırma, Şubat 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında Hasta Tanılama Formu, Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz-bakım Davranışları Ölçeği-12 ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda kalp yetersizliği hastalarında konfor düzeyinin; hastaların yaşadığı semptom şiddeti ve yaşam kalitesi tarafından etkilendiği (p<0.05), öz bakımdan etkilenmediği (p>0.05) bulunmuştur. Semptom şiddeti ve yaşam kalitesinin konfor düzeyini %62,3 oranında açıkladığı bulunmuştur. Çalışmayan, yaşlı, bakım vereni olan, ileri evre, oksijen kullanan, hastaneye yatış ve acile başvuru sayısı fazla olanların konfor düzeyinin düşük olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda kalp yetersizliği hastalarında; hasta merkezli bakım çerçevesinde, hemşirelerin konfor kuramının kullanımını yaygınlaştırması ve bakıma entegre etmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: kalp yetersizliği, konfor, semptomlar, öz-bakım, yaşam kalitesi

Belirti ve semptomlarHastalık şiddetiKalp+5
Büşra Nur Durmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan klasik masaj ve benson gevşeme egzersizinin semptom durumu ve yaşam kalitesine etkileri

Bu randomize kontrollü araştırmanın amacı, klasik masaj (KM) ve Benson gevşeme egzersizinin (BGE) kalp yetersizliği (KY) hastalarında semptom durumu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji ve Dahiliye Servisleri, Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Kardiyoloji Servisi ve Koroner Yoğun Bakım Ünitesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Kalp Merkezi Kardiyoloji Servisi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Servisinde 1 Ekim 2019-20 Haziran 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemini New York Kalp Birliği KY sınıflamasına (Evre III-IV) göre tabakalı randomizasyonla KM (n=24), BGE (n=26) ve kontrol gruplarına (n=22) atanan toplam 72 hasta oluşturmuştur. Hastanede yatarak tedavi alan KM grubundaki hastalara her seansta 30 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez, toplam 14 defa klasik el ve ayak masajı; BGE grubundaki hastalara her seansta 20 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez toplam 14 kez gevşeme egzersizi uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalar ise standart hemşirelik bakımlarını almaya devam etmiş ve araştırma süresince başka herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Semptom durumu "Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği (KYSDÖ)" ile yaşam kalitesi "Minnesota Kalp Yetmezliği Yaşam Anketi (MKYYA)" ile ölçülmüştür. Araştırmada KM ve BGE grubunun KYSDÖ toplam ölçek puanlarının 1. haftada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0,05), başlangıç ve 3. haftada ise gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). MKYYA toplam ölçek puanlarının karşılaştırılmasında üç araştırma grubu arasında başlangıç, 1. hafta ve 3. haftada istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu çalışmada, KM ve BGE'nin KY semptom yönetiminde etkili olduğu ve bu nedenle klinikte kullanımının yaygınlaştırılması önerilebilir.

Belirti ve semptomlarGevşeme tedavisiKalp hastalıkları+3
Merve Gülbahar
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise kalp yetmezliği semptomları ile başvuran hastalara uygulanan diüretik tedavi neticesinde karşılaşılabilecek akut böbrek yetmezliği tablosunu önceden belirlemede; TIMP-2 ve IGFBP7'nin rolü

Serum kreatinin değeri akut böbrek hasarını tanımlamak için sıklıkla kullanılırken, gecikmiş bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir. Çalışmamızda acil serviste evre III-IV kalp yetmezliği tanısı ile intravenöz furosemid uygulanan hastalarda gelişebilecek akut renal hasarı daha önceden belirlemek için hastaların kan örneğinde TIMP-2 ve IGFBP7 düzeylerini test etmek amaçlandı. Prospektif ve gözlemsel olarak planlanan çalışmaya 10 Haziran 2019-31 Ocak 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Acil Servis'e başvuran daha öncesinde bilinen böbrek hastalığı olmayan, evre III-IV kalp yetmezliği tanısı ile intravenöz furosemid uygulanan hastalar alındı. Bu hastalardan tedavi öncesi, tedavinin altıncı ve onikinci saatleri olmak üzere toplamda üç kez venöz kan örneği alındı. Çalışmaya 84 hasta dahil edildi. Birincil sonlanım noktası olarak hastanemiz laboratuvar parametrelerindeki kreatinin değerinin normalin üzerine çıkması ve glomerüler filtrasyon hızının azalması olarak belirlendi. IGFBP7'nin başlangıç, altıncı saat ve onikinci saat ölçümleri; kreatinin değeri artan ve artmayan hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunurken TIMP-2 için anlamlı bir sonuca ulaşılamadı. (p=0,036, p=0,042, p=0,006 <0,05). Her üç saatte de kreatinin değeri yükselenlerin IGFBP7 değerinin yükselmeyenlere göre daha fazla olduğu saptandı. Ancak bu yükselişin zamana bağlı olarak artmadığı görüldü. ROC eğrisinde IGFBP7 ölçümleri için; duyarlılık ve seçicilik toplamının en yüksek olduğu kesim noktası 118,71 olarak saptandı (duyarlılık=0,80 ve seçicilik=0,69). Eğri altında kalan alan değeri %71,4 ve bu alana ilişkin %95 güven aralığı %58,2 ile %84,5 olarak elde edildi. IGFBP7'nin serum örneğinde bazal (sıfırıncı saat) değerinin ABH'yı öngörmede etkili olabileceği görülmüştür. Ancak renal hasarın derecesini yansıtmadığı gösterilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut böbrek hasarı+7
Sinan Görgülü
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Galectin-3 ve diğer kardiyak belirteçlerin ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğini belirlemedeki rollerinin vitamin D durumu ile ilişkisi

D vitamini kalsiyum ve fosfor üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileriyle kalp kasının kasılmasını etkilemektedir. Bu konuda bir çok araştırma yapılmış, ağırlıklı olarak koroner arter hastalığı ve sistolik kalp yetmezliğinin vitamin D eksikliği ile ilişkisi incelenmiştir. Bu çalışmada sistolik fonksiyonu korunmuş kalp yetmezliği olan hastalarda N-Terminal Pro-Brain Natriuretic Peptide (NT-ProBNP), High sensitive Troponin-I (HsTpn-I), Galectin-3(Gal-3), Fibroblast Growth Factor-23(FGF-23), Suppression of tumorigenesis-2 (ST2) belirteç düzeyleri ve vitamin D düzeyi ölçülmüştür. Vitamin D ile ilişkisi ve kardiyak etkileri nedeni ile Paratiroid hormon(PTH) da çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın amacı vitamin D durumunun, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğinde bu belirteçlerin kalp yetmezliğini saptama düzeylerine olan etkisini araştırmaktır. 71 ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği(HFpEF) tanısı koyulan hasta ve 61 kalp yetmezliği tanısı olmayan sağlıklı kişi başlangıç için iki grup oluşturmuştur. Vitamin D durumunun, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğinde bu belirteçlerin kalp yetmezliğini saptama düzeylerine olan etkisi Mann Whitney U, ROC analizi ve lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda Vitamin D hasta grubunda daha düşük, NTproBNP, Gal-3,PTH, ST2 düzeyi ise hasta grubunda daha yüksektir. Bu dört belirtecin ROC analizindeki AUC (eğri altında kalan alan) değerleri ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği teşhisi için anlamlıydı. HsTpn-I ve Galectin-3 ise iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Lojistik regresyon analizinde Vitamin D'de bir birimlik azalış hastalık yakalama şansını 1,084 kat artırırken vitamin D'deki 10 birimlik kategorik azalış hastalık yakalama riskini 2,27 kat artırmaktaydı. Biz de farklı Vitamin D gruplarında ROC analizi değerlerini tekrarladık. Vitamin D>20 ng/ml olduğunda NTproBNP, Gal-3, ST2, PTH'un HFpEF teşhisinde başarı şansını artırmaktadır. Sonuç olarak NTproBNP, Gal-3, ST2, PTH Ejeksiyon Fraksiyonu Korunmuş Kalp Yetmezliğini belirlemede Vitamin D durumu ile İlişkili bulunmuştur. D vitamini eksikliği saptanan olgularda D vitamini replasmanı yapılmasınınn bu belirteçlerin HFpEF vakalarını saptamadaki güçlerini değiştirip değiştirmeyeceğini anlamak için ileri prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Vitamin D, Galectin-3, N-Terminal Pro-Brain Natriuretic Peptid, Suppression of tumorigenesis-2 (ST2), Paratiroid Hormon, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği

Fibroblast büyüme faktörüGalektin-3Kalp+7
Mehmet Erdevir
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemofagositoz seyrinde gelişen akut korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği hastalarında prognoz belirteçleri

GİRİŞ: Hemofagositik sendrom, şiddetli sistemik inflamasyonun prototipi olan klinik bir durumdur. Klinik prezantasyonu özgül ve özgün olmayan bulgular içerdiği için hastalar, çoğunlukla geç tanı ve tedaviye bağlı kaybedilir. Bu sendromun çoklu sistem bulguları içinde korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği gelişimi, aşırı inflamatuar sitokin salınımına sekonder miyokard depresyonu, akut dönemde hasta mortalite ve morbiditesini doğrudan etkilemektedir. AMAÇ-YÖNTEM: Bu iki ölümcül komponentin (HS-HFpEF) birlikte seyrettiği yoğun bakım hastalarında, hastane içi mortalite belirteçlerini ve rutin izlemde kullandığımız ucuz, kolay elde edilebilir ve güvenli laboratuvar verilerinin hasta sonlanımına etkisini, geriye dönük incelemeyi amaçladık. Ocak 2013- Eylül 2018 arasında Ege Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları yoğun bakım ünitesinde yatan 3090 hastanın geriye dönük dosya taramasından hemofagositik sendrom tanısı alan 63 hastanın değerlendirilmeler sonucunda 39 ' unda eşlik eden HFpEF saptanmıştır. 39 hasta üzerinden analizler yapılmıştır. BULGULAR: 39 hastanın %36'sı (14 hasta) erkek, %64'ü (25 hasta) kadın olarak saptandı. HS etyolojisi 10 hastada enfeksiyon, 20 hastada romatolojik hastalıklar, 3 hastada malignite olarak tesbit edildi. 6 hastada ise sebep bulunamadı. Hastaların % 25,6'sı (10 hasta) izlemde kaybedilmiştir. Yapılan tek değişkenli analizde; KTO, NT-proBNP, ferritin, CRP, albumin seviyelerindeki zamanla değişim mortalite belirleyicileri olarak tespit edildi. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla p= <0.001, 0.007, 0.020, 0.001 ve 0.026). Ayrıca NLO ve MPV değerlerindeki değişikler de istatiksel anlamlı olarak gözlendi. SONUÇ: Bu çalışma, HFpEF ile sistemik ağır hiperinflamasyon arasındaki etkileşimi ve hastaların seyrini öngören yeni risk faktörlerini içeren ilk çalışmadır. Mortalite ve morbiditesi yüksek olan HS seyrinde gelişen akut HFpEF hastalarında, alışılagelmişin dışındaki takip parametrelerinin kullanılması bu hastaların takip ve tedavi sürecini yönetmek açısından çok kıymetlidir. Kolayca elde edilebilecek, ucuz ve hasta başında basitçe izlenebilecek bu parametrelerin rutin hasta takibi sırasında hekimlere erken bir uyarı olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Hemofagositik sendrom, Kalp yetmezliği, HFpEF, mortalite

FagositozKalpKalp hastalıkları+3
Osman Bütün
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliğinde alveolakapiller membran fonksiyonlarının toraks ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Kalp yetmezliğinin en önemli semptomu pulmoner konjesyona bağlı gelişen dispnedir. Pulmoner konjesyon değerlendirilmesi akciğer grafisi gibi yöntemlerin yanında torasik ultrasonografi ile B çizgi sayısı ve plevral effüzyon değerlendirilmesi ile mümkündür. Kronik kalp yetmezliğinde devamlı pulmoner kapiller basıncı ve volüm fazlalığına bağlı olarak alveolakapiller membranda remodellinge bağlı değişiklikler oluşur.Remodelling sonucunda interstisyumda doku artışına bağlı olarak gaz difüzyon azalmaktadır. İnterstisyum sıvı miktarının yani pulmoner konjesyonu gösteren B çizgi sayısı ile gaz difüzyonu arasındaki ilişkinin gösterilmesi ilgili mevcut veriler azdır. Bizim çalışmamızın amacı kalp yetersizliği hastalarında toraks ultrasonografi ile B çizgi sayısı ve difüzyon testi(DLCO) sonuçlarını karşılaştırarak B çizgi (intertisyum sıvı birikimi) sayısının artışının alveolakapiller membran difüzyon kapasitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Yöntem: Prospektif olarak Ocak 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında kliniğimizde yatan akciğer ödem tablosunda dekompanze kalp yetmezliği tanısı alan 80 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yatışının ilk 24 saat içerisinde ekokardiyografi ve Toraks ultrasonografi ile B çizgi sayısı hesaplanması yapılmıştır ve toplam B çizgi sayısı 15 üstü ve altı şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Hastanın yeterli düretik tedavi verilmesi sonrasında vizuel analog dispne skalası ve yatak başı nefes darlığı testi ile hastalar dispne açısından değerlendirilmiştir. Testlerden geçen ve tolere edebilen hastalar solunum fonksiyon testi, DLCO testi ve 6 dakika yürüme testi uygulanmıştır. B çizgi sayısı 15 üstü ve altı şeklinde ayrılan iki grup arasında solunum fonksiyon testi, DLCO ve ekokardiyografi sonuçları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmada dahil edilen 77 hastanın 26'si B çizgi sayısı 15'in altında (18 erkek, ortalama yaş: 48,6±3 yıl, VKİ 27,9±1,09 kg/m2), 51'inde 15'in üstünde (36 erkek, ortalama yaş 53,73±2,02,VKİ 28,2±0,55kg/m2) dir. B çizgi sayısı >15 olan grupta RVEF daha düşük (p=0,003), RVSm daha düşük (p=0,014), SPAP daha yüksek (p<0,0001), TRV daha yüksek (p=0,001), VCİ çapı daha dilate (p<0,0001), LA volümü daha fazla(p=0,007), mitral yetmezliği (p=0,043) ve pulmoner yetmezliği daha fazla (p<0,0001) saptanmıştır. B çizgi sayısının 15'in üstünde olan grupta GFR daha düşük (p=0,016), hiponatremi belirgin (p<0,0001), hemoglobin değerleri daha düşük (p=0,004), AST daha yüksek (p=0,007) ve NT-ProBNP daha yüksek (p<0,0001) tir. Hastaların yeterli diüretik tedavi sonrası yapılan solunum fonksiyon testi, DLCO ve 6 dakika yürüme testi sonuçlarında B çizgi sayısı 15'in üstünde olan grupta FVC daha düşük (p=0,008), FEV1 daha düşük(p=0,036), düzeltilmiş DLCO daha düşük (p<0,0001), 6 dakika yürüme testi daha düşük(p<0,0001) saptanmıştır. FEV1/FVC açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Çalışmaya alınan hastanın hastanede yatışı sırasında 16'sına (6'sı B çizgi 15 altı,10'u B çizgi 15 üstü) sağ kateterizasyon yapılmıştır ve sonuçlar karşılaştırıldığında B çizgisi 15'in üstünde olan grupta PVR daha yüksek (p=0,039) bulunmuştur. Sonuç: B çizgi sayısı 15'in üstünde olması difüzyon kapasitesi azalması, solunum fonksiyonunda restriktif patern, sağ ventrikül fonksiyon azalması ve pulmoner vasküler direnç yükselmesi açısından öngördürücüsü olabilir. B çizgisi sayısının >15 olan grupta kalp yetmezliğinin prognoz göstergelerinin daha kötü olması nedeniyle kalp yetmezliğinde bir kötü prognoz göstergesi olabilir.

DispneaKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+1
Ecem Gürses
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyak transplantasyon yapılan pediatrik yaş grubu hastalarda mortalite ve morbiditeyi etkileyen faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Kalp yetmezliği(KY) sadece erişkin yaş grubu için değil, pediatrik yaş grubu için de önemli mortalite ve morbidite nedenidir. KY Amerikan Kardiyolojik Koleji Derneği(ACCF)/Amerikan Kalp Derneği(AHA) tarafından 2013 yılında yayınlanan kılavuzda ventriküllerin kanla dolum veya ejeksiyonun her hangi yapısal veya fonksiyonel neden ile bozulmasından kaynaklanan klinik sendrom olarak tanımlanmıştır. Çocuklarda en sık görülen KY nedenleri konjenital kalp hastalığı(KKH) ve kardiyomiyopatilerdir (KMP). Bunun dışında miyokardit, intoksikasyonlar, ritm bozuklukları, intrakardiyak tümörler, sistemik hastalıklar gibi birçok neden KY'e sebep olabilir. KY tedavisinin esas amacı hastalığın progresyonunu önlemek ve transplantasyon listesine alınan hastaların klinik durumunun stabil tutulmasıdır. Bu amaçla medikal tedavi, mekanik destek tedavi ve kardiyak transplanstayon uygulanmaktadır. Kardiyak transplantasyon, eskiden terminal dönem hastalar için son seçenek tedavi yöntemi olmasına karşın günümüzde medikal tedaviye yanıt alınamayan ağır kalp yetmezliğinde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada kardiyak transplantasyon yapılan pediatrik yaş grubu hastalarda mortalite ve morbiditeyi etkileyen hasta ve donör kaynaklı faktörlerin belirlenmesi ve bu hasta grubunda uzun dönem sonuçların araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı tarafından takip edilen, Ekim 2007 ile Haziran 2019 tarihleri arasında kardiyak transplantasyon yapılan 22 hasta çalışmaya dahil edimiştir. Hastaların bütün verileri dosya tarama yöntemi kullanılarak retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Dahil edilen 22 hastanın 6'sı(%27,3) kız, 16'sı(%72,7) erkekti. Medyan transplantasyon yaşı 13,1(min 5,6–maks 17yıl)olarak hesaplandı. Hastaların KY etiyolojilerine bakıldığında, Dilate Kardiyomiyopati(DKMP) en sık neden olarak belirlendi (n=17; %77). Restriktif Kardiyomiyopati(RKMP) (n=2; %9), Aritmojenik Sağ Ventrikül 8 Displazisi(ARVD) (n=2; %9) ve Hipertrofik Kardiyomiyopati(HKMP) (n=1 ; % 5) diğer KY nedenleridir. Hastaların transplantasyon listesinde medyan bekleme süreleri 9,5(min 0,6–maks 38) ay olarak hesaplandı. Bekleme süresinde 14(%63,6) hastaya mekanik destek cihazları ile kardiyak transplantasyona köprüleme yapılmıştır. Kardiyak transplantasyon sonrası 12(%54,5) hastada toplam 18 hastane yatışı gerektiren enfeksiyon atağı, 14(%63,6) hastada toplam 23 rejeksiyon atağı, 10(%45,5) hastada ilaç yan etkisi, 5(%23) hastada aritmi görüldü. Kapak onarımı veya değişimi gerektiren kapak disfonksiyonu görülmedi. Yirmi iki hastadan 4'ü(%18,2) nakil sonrası ilk 6 ay içinde kaybedildi. 1 yıllık, 5 yıllık ve 10 yıllık ağkalım oranları %81,8, %81,8 ve %81,8; Sağkalım süresi ise ortalama 9,85±0,97 yıl olarak hesaplandı. Enfeksiyon, rejeksiyon, aritmi ve ilaç yan etkisi nedeni ile kaybedilen hasta olmadı. Kardiyak transplantasyondan hemen sonra 4 hasta Erken graft disfonksiyonu(EGD) nedeni ile İntra aortik balon pompa(IABP) desteğine alındı. Bu 4 hastadan 1'inde KY bulguları geriledi; diğer 3 hasta devam eden KY bulguları nedeni ile ekstrakorporeal membran oksijenasyonu(ECMO) desteğine alındı ve 3 hastanın hepsi kaybedildi. Transplantasyon sonrası IABP ve ECMO gereksinimi ile mortalite arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (p= 0,013 ve p=0,003). Sonuç: Kardiyak transplantasyon yapılan pediatrik yaş grubu hastalarda sağkalım oranı %81,8'dir. EGD dışında mortaliteye sebep olan komplikasyon gelişmemiştir. Rejeksiyon ataklarından sadece 1'i ağır dereceli rejeksiyon idi. İmmünsupresif tedaviye dirençli veya KY gelişmesine sebep olan ciddi rejeksiyon atağı görülmemiştir. Kalp transplantasyonunun en önemli kısıtlılığı donör sayısının yetersizliğidir. Merkezimizde 2015-2019 yılları arasında kardiyak transplantasyon listesinde beklerken 162 hasta kaybedilmiştir ve bunların 15'i çocuk hastadır. Yine aynı zaman diliminde toplam 5 çocuk hastaya kardiyak transplantasyon yapıldı ve bu 5 hastanın hepsi yaşamına devam etmektedir. Bu da kardiyak transplantasyon bekleyen her 4 çocuktan 1'ine(%25) transplantasyon yapılırken; 3'ünün(%75) kaybedildiğini göstermektedir. Kardiyak transplantasyon, son dönem kalp yetmezliği gelişen hastalarda yaşam kalitesini ve yaşam süresini artıran altın standart tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetmezliği; pediatrik kardiyak transplantasyon; mortalite; morbidite

KalpKalp hastalıklarıKalp nakli+5
Nazıla Hasanova
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise kalp yetmezliği bulguları ile gelen hastaların tanı ve tedavisinde düzeltilmiş karotis akım zamanı ve vena kava indeksin etkinliği

Amaç: Kalp yetmezliği(KY) ile acil servise başvuran hastaların volüm durumunun ve tedavi yanıtlarının değerlendirilmesinde İnferior vena kava kolapsibilite indeksinin (İVKKİ) ve düzeltilmiş karotis akım zamanının (FTc) karşılaştırılmasıdır. Burada elde edilecek veriler daha kolay uygulanabilen yeni bir yöntemin KY hastalarının tanı ve takip sürecinde de kullanılmasını sağlayabilir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma prospektif, gözlemsel, analitik çalışma olarak tasarlandı. Çalışma için Ege Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulundan alınan izin ile Eylül 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi, Acil Servis Kliniğine Dekompanze KY ön tanısı ile başvuran 125 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalara ait yaş, cinsiyet, acil servise başvuru şikayetleri, eşlik eden komorbid hastalıklar, kullandığı kardiyak ilaçlar, vitalller kaydedildikten sonra acil servis hekimi tarafından fizik muayeneleri (ral,PTÖ,JVD) ve yatak başı ultrasonografi (USG) ile inferior vena kava (İVK) çapları, İVKKİ, karotis akımı, akciğer ve kardiyak değerlendirmeleri yapıldı. Sonrasında hastaların acil servis tanı, tetkik ve tedavi sürecine müdahale edilmedi. Acil serviste tedavisi sonuçlanan hastalarda USG ile İVK çapları, İVKKİ ve karotis akımları tekrar değerlendirildi ve kaydedildi. Kaydedilen veriler doğrultusunda istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Kalp yetmezliği hastalarında Ejeksiyon fraksiyonlarına (EF) göre gruplandırılarak düzeltilmiş karotis akım zamanı ile arasındaki ilişkiler incelendi. EF değeri 40 altında olan grup ile 40-50 arsında ki grup arasında istatistiksel bir ilişki varken(p=0,01) diğer gruplar arasında bir ilişki görülmedi. KY hastalarında hem İVKKİ hem de İVK çaplarının sağ ve sol EF ile arasında ilişki olduğu görüldü. Hastalar EF'ye göre gruplandığında %40 altında kalan grup ile üstündeki grup arasında belirgin fark vardı. İVKKİ %40 üstündeki grupta daha etkin olarak değişti. İVKKİ'ndeki değişim ile FTc'deki değişim(%) karşılaştırıldığında aralarında negatif yönde bir ilişki görüldü. Fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. (Rho=-0,027) Sonuç: Acil servise başvuran KY hastalarının tanı ve takip sürecinde yatak başı USG etkilidir. İVKKİ kalp yetmezliği hastalarının tanı ve tedavi süreçlerinde kullanılabilir. İVKKİ EF değeri 40 üstündeki hastalar için daha kullanışlı bir yöntemdir. FTc ise KY hastaların tanı ve tedavi sürecinde çoklu etkileşim sebebiyle kullanımı uygun değildir.

Acil servis-hastaneAcil tıpKalp yetmezliği+4
Mehmet Efe
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji bölümüne başvuran hastaların takip verilerinin hastaneye başvuru ve mortalite öngördürücülüğünün değerlendirilmesi açısından retrospektif analizi

Giriş: Dekompanse kalp yetersizliği ile hastaneye başvuran hastalarda erken dönemde tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riski oldukça yüksek olup; pulmoner konjesyonun değerlendirilmesinde ve hastaların takibinde kullanılabilecek biyobelirteçler ile ilgili veriler sınırlıdır. Amaç: DKY hastalarında taburculuk sonrası hastaneye tekrar başvuru ve mortalite riskini öngörmede kullanılabilecek biyobelirteçlerin saptanması ve bu biyobelirteçlerin konjesyonla korelasyonunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Metot: Çalışma gözlemsel araştırma olarak planlandı. Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji kliniğine yatışı yapılan ve en az 6 aydır düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği tanısı olan hastalar dışlama kriterlerine göre değerlendirildikten sonra, uygun bulunan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların bazal ekokardiyografisine ek olarak akciğer ultrasonunda 28 zon metodu kullanılarak B çizgi sayıları hesaplandı. Hastaların ultrason ve laboratuar bulguları dekompanse kalp yetersizliği (DKY) anında ve taburculuk anında değerlendirildi, değişim miktarı yüzde olarak hesaplandı. Hastaneye tekrar başvuru ve mortalite için bağımsız risk faktörleri çok değişkenli cox regresyon modeli ile değerlendirildi ve modele everest skoru, kreatinin, NT pro-BNP, B çizgi ve VCI ekspiratuar çap düzeyleri dahil edildi. Bulgular: DKY anında NT pro-BNP, B-çizgi ve VCI ekspiratuar çapı taburculuk anına kıyasla anlamlı olarak azalma gösterdi (p<0,001). Tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riskinde; hem DKY anında hem de taburculukta NT pro-BNP ve B-çizgi düzeyleri bağımsız prediktörler olarak saptandı. Çok değişkenli analizlerde diğer risk faktörlerinin etkileri göz önüne alındığında VCI ekspiratuar çapının anlamlılığını yitirdiği gösterildi. Mortalite riskini öngörmede NT proBNP ve B-çizgi düzeylerindeki yüzde değişimin yüksek tanısal performans sergilediği gösterildi. Sonuç: Araştırmamızda NT-pro BNP ve B-çizgi düzeyleri DKY hastalarında güçlü prognostik faktörler olarak saptandı. Ayrıca biyomarkerlerin ardışık olarak izlemi ve kombine halinde değerlendirilmesinin tanısal ayırımda daha güçlü olacağı yönünde bulgular gösterilmiştir. Klinik uygulamada bu bulguların geçerliliği için daha geniş randomize kontrollü prospektif araştırmalara ihtiyaç vardır.

Hasta başvurusuHasta başvurusu-tekrarHasta takibi+5
Yeşim Bayazıt Candemir
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı implantasyonu yapılan son dönem kalp yetmezliği hastalarında dolaşımdaki neprilisin molekül düzeyinin belirlenmesi

GİRİŞ: Kalp yetmezliğiyle nörohormonal mekanizmalar aktive olmakta ve dolaşımda fibrozisi artırıcı, natriüretik peptitleri yıkarak diürezi engelleyici neprilisin'in düzeyi artmaktadır. Sol ventrikül destek cihazı (LVAD) implantasyonundan sonra norohumoral aktivasyon çoğunlukla azalmaktadır ancak normale dönüp dönmediği bilinmemektedir. Bununla birlikte, LVAD implantasyonu sonrası neprilisin plazma seviyesinde ki değişiklikler daha önce incelenmemiştir ve ayrıca LVAD implantasyonu öncesi yükselmiş neprilisin seviyeleri ve bunun kısa dönem sonuçlarla ilişkisiyle ilgili veriler eksiktir. AMAÇ: Çalışmamızda dolaşımdaki neprilisin molekülü düzeyinin sol ventrikül destek cihazı implantasyonu sonrası değişimini ve implantasyon öncesi neprilisin düzeyinin kısa dönem mortalite ve morbiditeyle ilişkisini belirlemeye çalıştık. METOD : prospektif olarak Ocak 2017 ile Ekim 2017 arasında LVAD implantasyonu uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Ameliyat öncesi ve sonrası 3. ayda plazma neprilisin düzeyleri ölçüldü. Hastalar; mortalite, inme, pompa trombozu, gastrointestinal kanama ve sağ ventrikül yetmezliği gibi advers olaylar için ilk 3 ayda gözlemledi. BULGULAR: toplamda 47 hasta (40:erkek, ortalama yaş: 54±11yıl, BMI: 25,70±3,89 kg/m2) çalışmaya dahil edildi. %42,6(n:20) hasta kalp yetmezliği açısından iskemik etiyolojiye sahipti. 3.ayın sonunda operasyon öncesine göre neprilisin düzeylerinde anlamlı düşüş izlendi. (75,28 pg/ml – 75,30 pg/ml p:0,007) 3 aylık izlemde 7 hasta exitus oldu, bu hastaların operasyon öncesi neprilisin düzeyleri yüksek saptanmasına rağmen istatiksel anlamlılığa mortalite az olduğu için ulaşmadı( 1798,51 ± 1935,5pg/ml, 371,59 ± 506,68pg/ml p:0,134). Neprilisin düzeyleri yaş,cinsiyet, BMI, kalp yetmezliği etiyolojisi ve renal fonksiyonlarla ilişkisiz bulundu. Operasyon öncesi neprilisin düzeylerinde 431pg/ml; ilk 3 aydaki advers olaylar açısından %71 sensitivite, %77 spesifiteyle sınır değer olarak saptandı(EAA:0,682; %95 CI:0.387-0.977; p:0,128). Operasyondan sonraki 3 ay içinde komplikasyon gelişenlerin 3.aydaki neprilisin düzeyi, gelişmeyenlere göre daha yüksek bulundu.(p:0,05) SONUÇ: LVAD implantasyonu sonrası nörohormonal sistem aktivasyonu azalsa da normale dönmemektedir. Ameliyattan sonra 3 ay içinde komplikasyon gelişen hastalarda halen yüksek nörohormonal aktivasyon saptandı. Bu nedenle, LVAD implantasyonundan sonra halen yüksek neprilisin seviyelerine sahip hastalarda optimal tıbbi tedaviye devam edilmesi önerilmektedir.

Kalp destek cihazlarıKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+3
Elif İlkay Yüce
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı implantasyonu planlanan hastalarda kırılganlık (frailty) ve bilişsel fonksiyonların sağkalım üzerine etkisi

Giriş: Kırılganlık, kalp yetmezliği hastalarında ve kardiyak cerrahi planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış mortalite ve morbidite ile ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle, bu hastalarda kırılganlık ölçümünün, istenmeyen olay gelişim riski yüksek olanları ayırt ederek sol ventrikül destek cihazı (LVAD)'den en çok yarar görecek olanları belirlemede yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Amaç: Araştırmamızda, Fried skorlamasını kullanarak belirlenen kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi sırası ve sonrasında gelişebilecek komplikasyonlara ve sağ kalıma etkisini incelemeyi amaçladık. Yöntem: İmplantasyon amacından bağımsız olarak LVAD cerrahisi planlanan 52 hasta (44 erkek; 8 kadın; yaş 52 ±8 yıl), operasyon öncesi kırılganlık, bilişsel fonksiyon ve depresyon açısından değerlendirildi. Kırılganlık ölçümünde Fried fiziksel kırılganlık fenotipi kullanıldı ve 3 ve üzeri skor alan hastalar kırılgan kabul edildi. Bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesinde Mini-Cog testi kullanılırken, depresyon taraması için Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9)'dan yararlanıldı. Hastalar ölüm ve komplikasyonlar açısından cerrahi sonrası üç ay gözlendi. Bulgular: Fried kriterlerine göre 29 hasta (%55) kırılgan olarak sınıflandırıldı. Kırılgan hastaların, kırılgan olmayanlara göre daha yüksek NT-proBNP değerlerine ve daha yüksek NYHA skorlarına sahip oldukları görüldü. Kırılgan hastalarda depresyon daha yaygın bulundu (p=0.04). Beden kitle indeksi ve vücut yüzey alanı, kırılgan hastalarda daha düşük olduğu gözlendi (p=0.001; p=0.02). Birincil sonlanım noktası olarak alınan hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışının kırılgan olmayan 9 (%39) hastaya oranla 21 (%72) kırılgan hastada gerçekleştiği saptandı (p=0.01). İkincil sonlanımlardan sadece ventriküler aritmiler istatistiksel anlamlılığa ulaşarak kırılgan hastalarda cerrahi sonrası ventriküler aritmilerin daha fazla görüldüğü saptandı (p=0.01). Sonuç: Kırılganlık, LVAD implantasyonu planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışı ile ilişkilidir. Bu nedenle kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi için hasta seçiminde kullanılan kriterlerden birisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

BilişBiliş bozukluklarıKalp destek cihazları+6
Hakan Gökalp Uzun
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyette sodyum kısıtlama ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliği

Araştırma, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği (DTKÖ)"nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi' ne bağlı yataklı birimlerde tedavi gören ve kardiyoloji polikliniğine başvuran KY tanısı ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış bireyler oluşturmuştur ( N=8000). Araştırmanın örneklemine, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Mart-Kasım 2017 tarihlerinde başvuran, yatarak ve ayakta tedavi alan, kişi, yer, zaman oryantasyonu olan, KY tanısı olan ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden bireyler alınmıştır (n=300). Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği ve Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlilik çalışmasında; dil geçerliliğini sağlamak için, ölçeğin Türkçeye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliliği sağlandıktan sonra, içerik geçerliliği için ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik Oranları ve Kapsam Geçerlilik İndeksi 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Ölçeğin ön uygulamasından sonra, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin verdiği cevaplar, araştırmacının kendisi tarafından ölçeğe işaretlenmiştir. Ölçeğin kapsam geçerliliği için, Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Temel Bileşenler Analizine göre ölçek orijinal yapısına uygun olarak üç faktör altında yer almıştır. Ancak maddeler farklı faktörler altında toplanmıştır. DFA uyum indeksleri değerleri kapsam geçerliği için uygun kriterler arasında bulunmuştur (x2/df=2.02, RMSEA=0.07, CFI=0.94, NFI=0.93, NNFI=0.93, SRMR=0.05, GFI=0.94, AGFI=0.92). Ölçeğin ölçüt geçerliliği için Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar ölçeği ile korelasyon katsayıları incelenmiş ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin güvenilirlik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde-toplam puan korelasyon değerleri 0.30-0.84 arasında bulunmuştur ve istatistiki açıdan anlamlıdır. Madde ayırt etme gücünü belirlemek amacıyla yapılan T-test'i sonuçlarına göre de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca maddelerin anlamlı düzeyde ayırt etme gücüne sahip olduğu belirlenmiş ve madde çıkarma işlemine gidilmemiştir (p<0.001). Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.92, alt boyut Cronbach alfa değerleri ise; 0.83 ile 0.97 arasında bulunmuştur. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin zamana göre değişmezliğini belirlemek için, ölçek birinci uygulamadan iki hafta sonra 50 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İlk ve son ölçümler incelendiğinde; alt boyut toplam puan ve ölçek toplam puan korelasyonları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği" (DTKÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri tarafından tuz kısıtlı diyet önerisi almış KY hastalarının diyete uyumlarının belirlenmesi amacıyla kullanılması ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, farklı hastalık tanısına sahip örneklem gruplarında da geçerlilik ve güvenilirliğinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kalp Yetersizliği, Tuz Kısıtlı Diyet, Geçerlilik, Güvenilirlik

DiyetDiyet tedavisiGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Ebru Konal
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Devamlı akım ile çalışan sol ventrikül destek cihazı takılan hastalarda intravasküler hemoliz insidansı ve klinik sonuçlarının retrospektif incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada amaç, ventrikül destek cihazı takılan olgularda intravasküler hemoliz seviyesinin erken ve orta dönem komplikasyonlara ilişkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Ocak 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında kliniğimizde son dönem kalp yetmezliği nedeniyle 100 hastaya Sol Ventrikül Destek Cihazı(LVAD) implante edilmiştir. Çeşitli nedenlerle (ölüm, kalp nakli, dış merkez takipleri) laboratuar takibi yapılamadığı için çalışmadan çıkarılmıştır. Çalışmaya toplam 59 hasta (ortalama yaş 51,5 ± 11 ve 53'ü erkek) dâhil edildi. Bu hastaların 42 tanesine HeartWare ve 17'sine HeartmateII implante edildi. Hastaların preop, postop erken, 3. Ay, 6. Ay ve 12.ay hemoliz bulguları (klinik ve laboratuar) kaydedildi. Çalışmamızda İntravasküler Hemolizin laboratuvar testlerinden Laktat Dehidrogenaz Enzimi, Total/Direkt Bilirubin ve İNR değerleri preoperatif dönem, postoperatif dönem, 3. Ay, 6. Ay, 1. Yıl olarak retrospektif olarak taranmış, Bulgular: n % IKMP 24 % 40.7 DKMP 35 % 59.1 REDO 8 % 13.6 HT 20 % 33.9 DM 16 % 27.1 Preop AF 15 % 25.4 HL 6 % 10.2 KAS 0 % 0 PAH 0 %0 ICD 22 % 37.3 CRT 4 % 6.8 KPM 1 % 1.7 CPR 1 % 1.7 Preop GİS kanama 0 % 0 İntermacs I II III IV V 2 19 23 14 1 % 3.4 %32.2 %39.0 %23.7 %1.7 IABP 1 %1.7 Torakotomi 6 % 6 Sternotomi 51 % 86. Minimal invaziv 3 % 5.1 Heartware 42 % 86.4 Heartmate II 17 % 28.8 CPB 56 %94.9 Triküspit Tamir/ TVA 5 % 8.5 Aort Tamir 4 % 6.8 AVR (bioprotez) 3 % 5.1 Revizyon 3 % 5.1 toplam 59 hasta üzerinden sadece (10/22) hastanın izleminde Pompa trombozu şüphesi , (12/22) hastada hem tromboz ve Serebrovasküler Hemoraji/ Enfarktla karşılaşılmıştır. Preop dönemde total bilirubin değerleri postop erken döndemde bir miktar yükselmesine rağmen 3.ay, 6.ay, ve 1.yıl takiplerinde dönemde normal sınırlara gerilemiştir. Postop LDH değeri preop dönem göre anlamlı (p ˂ 0.05) artış göstermiştir. Postop 3.ay, postop 6.ay, postop 1.yıl LDH değeri preop dönem göre anlamlı (p ˃ 0.05) değişim göstermemiştir. 3.ay LDH değeri postop döneme göre anlamlı (p ˂ 0.05) düşüş göstermiştir. 6.ay LDH değeri 3.aya göre anlamlı (p ˃ 0.05) değişim göstermemiştir. 1.yıl LDH değeri 6.aya göre anlamlı (p ˃ 0.05) değişim göstermemiştir. Sonuç: Çalışma analizleri neticesinde, klink takipteki intravasküler hemoliz belirteçlerinin, oluşacak trombotik komplikasyonları öngörmede faydalı olmadığı görülmüştür.

Cerrahi-kardiyovaskülerHemolizKalp+6
Ali Önder Kılıç
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği hastalarında atriyal fibrilasyon varlığının kırılganlık(frailty) üzerine etkisi

Düşük Ejeksiyon Fraksiyonlu Kalp Yetersizliği Hastalarında Atriyal Fibrilasyon Varlığının Kırılganlık (Frailty) Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği (DEFKY) hastalarında atriyal fibrilasyon (AF) varlığının kırılganlık (frailty) parametrelerine etkisini incelemektir. Çalışmaya sinüs ritminde (SR) olan 45 DEF-KY hastası ve atriyal fibrilasyonu (AF) olan 44 DEF-KY hastası alındı. Kırılganlık değerlendirilmesinde yürüme hızı, 6 DYT, TUG, handgrip strength testi, PRISMA- 7 anketi ve Minnesota kalp yetersizliği ile yaşama anketi kullanıldı. Her iki grupta diyabet, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı oranları benzer saptandı. İskemik etyoloji SR grubunda anlamlı olarak daha yüksek, kalp kapak protezi AF olan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. NT-proBNP değeri AF grubunda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti. Albümin ve total protein değerleri AF grubunda statistiksel olarak anlamlı daha düşüktü. Sol atriyum çapı, sol atriyum volüm indeksi, triküspit yetmezlik velositesi, sistolik pulmoner arter basıncı, sağ atriyum alanı, vena kava inferiyor çapı AF grubunda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti. Triküspit anüler düzlem sistolik sapması (TAPSE) ve triküspit S velosite ise AF grubunda anmlaı olarak daha düşüktü. Kırılganlık değerlendirilmesi için yapılan 6 dakika yürüme testi (DYT) ve handgrip strength testi AF grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Time up and go test (TUG Test) ise AF grubunda anlamlı olarak daha yüksekti. Yürüme hızı testi, PRISMA- 7 anketi, Minnesota kalp yetersizliği ile yaşama anketi AF ve SR hasta grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Charlson komorbidite indeksinden yararlanılarak farklı ağırlıktaki parametrelerden yeni bir kırılganlık indeksi oluşturduk. Küme analizi sonucunda hastalar kırılganlık şiddetine göre 4 gruba ayrıldı. Multinomial lojistik regresyon analizinde GFR, NT-proBNP, albümin, sol ventrikül diyastol sonu çapı, sol ventrikül sistol sonu çapı, sol atriyum volüm indeksi, lateral e' dalgası, septal e' dalgası, triküspit yetmezlik velositesi, sistolik pulmoner arter basıncı, triküspit anüler düzlem sistolik sapması, triküspit S dalga velositesi, 6 vena kava inferiyor çapı kırılganlığı göstermede bağımsız prediktörler olarak saptandı. DEF-KY hastalarında AF olması orta kırılganlık riskini 3,4 kat arttığı bulundu, ciddi kırılganlık riskini 5.5 kat arttırdığı bulundu. NT-proBNP yüksekliğin ciddi kırılganlık riskinde 2 kat artışa neden olduğu bulundu. GFR düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 2 kat artışa neden olduğu bulundu. Albümin düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 4,2 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol ventrikül diyastol sonu çapı yüksekliğinin ciddi kırılganlık riskinde 4,6 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol ventrikül sistol sonu çapı yüksekliğinin ciddi kırılganlık riskinde 4,9 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol atriyum volüm indeksinin yüksek olması ciddi kırılganlık riskinde 11,3 kat artışa neden olduğu bulundu. Triküspit yetmezlik velositesi artışının ciddi kırılganlık riskinde 6,5 kat artışa neden olduğu bulundu. Sistolik pulmoner arter basıncı yüksekliğinin ve vena kava inferiyor çapının yüksek olması ciddi kırılganlık riskinde 2,1'er kat artışa neden olduğu bulundu. Triküspit anüler düzlem sistolik sapması düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 2,3 kat artışa neden bulundu. Sonuç olarak DEF-KY hastalarında AF varlığı kırılganlığı göstermede bağımsız bir prediktör olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği, Atriyal fibrilasyon, Kırılganlık, Kırılganlık parametreleri, Kırılganlık indeksi

Atriyal fibrilasyonEjeksiyon fraksiyonuKalp+4
Cuma Yeşildaş
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri evre kalp yetersizliğinde sağ ventrikül stroke work indeksinin klinik sonlanım noktalarıyla arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç: Kalp yetersizliğinde sağ ventrikül fonksiyonlarının prognostik öneme sahip olduğu çeşitli non-invaziv sağ ventrikül fonksiyon parametrelerinin kullanıldığı çalışmalarda gösterilmiştir. Sağ ventrikül fonksiyonları invaziv ve non-invaziv parametrelerle değerlendirilebilmektedir. Çalışmamızda ileri evre kalp yetersizliğinin prognozunda sağ ventrikül fonksiyonlarının invaziv hemodinamik belirteçlerinden sağ ventrikül stroke work indeksinin mortalite öngördürücülüğü, tedavi planlamalarındaki yönlendiriciliği ve kardiyak olaylı ve olaysız sağkalım ile arasındaki ilişkinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza, hastanemiz kardiyoloji polikliniğine Nisan 2011- Kasım 2012 yılları arasında başvurmuş ileri evre kalp yetersizliği tanısıyla izlenen 132 hasta dahil edilmiştir. Kardiyoloji ana bilim dalı arşivindeki dosyalar geriye dönük taranıp, ileri evre kalp yetersizliği tanısı olan ve kalp yetersiziği polikliniğinde değerlendirilmiş olan hastalar geriye dönük tespit edilmiştir. Tüm hastalar telefonla aranarak ölen ve sağ kalanlar kaydedilmiştir. Tüm olguların demografik özellikleri, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri, komorbid hastalıkları, NYHA fonksiyonel sınıfları, ekokardiyografik incelemeleri ve bazal sağ kalp kateterizasyonu hemodinamik verileri alınıp, sağ ventrikül sistolik fonksiyon göstergesi olan sağ ventrikül stroke work indeksinin (RV SWI) değerleri ile takiplerinde gelişen kalp transplantasyonu, ventrikül destek cihazları uygulaması, kardiyak resenkronizasyon tedavisi uygulaması, dekompansasyon nedeniyle rehospitalizasyon birleşik olaylı sonlanım noktaları ve ölüm ile ilişkilendirilmiştir. İleri evre kalp yetersizliği tanısı; hastanın kalp yetersizliği NYHA III veya IV semptomlarla hastaneye başvurusu olması, radyolojik veya klinik olarak pulmoner ve/veya periferik konjesyon bulguları olması, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun hastanemizde yapılan ekokardiyografi ile <%35 saptanması olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 18(%13,6) hastada ölüm saptandı. RV SWI?nın mortaliteyle arasındaki ilişki istatiksel anlamlılığa ulaşmadı (p=0,773). Mortalite izlenen olgularda RV SWI?nın ortalama değeri 7,5±3,4 gr/m2 /atım olup, sağkalan hastalarda ortalama 8,0±3,4 gr/m2 /atım saptandı. Mortaliteyi belirleyen parametrelerin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (p<0,001) ve ekokardiyografik sağ ventrikül sistolik çap (p<0,001) olduğu belirlendi. Sağ kalan 114 hastanın 47(%41,2)?sinde olaysız sağkalım, 67(%58,7) olaylı sağkalım saptandı. Olaysız sağkalımla seyreden hastalarda RV SWI ortalama değeri 9,1±3,9 gr/m2 /atım olup, olaylı sağkalımla seyreden hastalarda ortalama değer 7,2±2,8 gr/m2 /atım saptandı. RV SWI?nın olaylı ve olaysız sağkalımla arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,003). Sağ ventrikül stroke work indeksi değeri daha arttıkça hastalarda olaysız sağkalımın arttığı saptandı. Kardiyak dekompansasyon izlenen hastaların incelemesinde RV SWI ortalaması 6,1±2,5 gr/m2 /atım olup, dekompansasyon sonlanımı izlenmeyen hastalarda ortalama 8,5±3,4 gr/m2 /atım bulundu. İki grup arasındaki bu fark istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sağ ventrikül stroke work indeksinin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve pulmoner arter basıncıyla korelasyonu saptanmadı. Sonuç: Sağ ventrikül stroke work indeksi, ileri evre kalp yetersizliği hastalarında kardiyak dekompansasyonu ve olaysız sağkalımı öngörmektedir. Çalışmamızda RV SWI, tek başına tüm nedenli mortalite öngördürücüsü olarak bulunmamıştır. Bunda RV SWI?nın sadece kardiyak nedenli ölümle ilişkilendirilmemesi etken olabilir. İleri evre kalp yetersizliğinin takibinde tüm nedenlere bağlı mortaliteyi öngörmede invaziv, non-invaziv ve klinik parametrenin bir arada değerlendirildiği risk modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

HemodinamiKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+4
Ebru Özenç
Demiroğlu Bilim University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği olan hastaların semptom düzeylerinin öz bakım davranışı ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma kalp yetersizliği olan hastaların semptom düzeylerinin öz bakım davranışı ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Servisi ile Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatarak tedavi gören ve Kardiyoloji Polikliniğine başvuran kalp yetersizliği olan hastalar oluşturmuştur. Araştırma, 15.02.2021-25.12.2021 tarihleri arasında yapılmış olup, araştırmanın örneklemini araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan 255 kalp yetersizliği tanısı alan birey oluşturmuştur. Veriler, literatür doğrultusunda oluşturulan anket formu, Memorial Semptom Değerlendirme Skalası-Kalp Yetmezliği, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışı Ölçeği ve Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk Testleri ile incelendi. İkili gruplarda normal dağılan verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız Örnekler t Testi, normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi, ölçek puanlarına etki eden bağımsız değişkenlerin incelenmesinde Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında; bireylerin en fazla yaşadıkları semptomlar %97.6 oranında halsizlik ve hastaların çoğunluğunun New York Heart Association sınıflamasına göre en çok sınıf 2 grubunda yer aldıkları tespit edilmiştir. Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi ve Memorial Semptom Değerlendirme Skalası-Kalp Yetmezliği anketi toplam puanları arasında anlamlı, pozitif yönlü, çok yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışları Ölçeği toplam puanı ile Memorial Semptom Değerlendirme Skalası ve Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte Yaşama Anketi toplam puan ile arasında çok zayıf düzeyde pozitif yönlü anlamlı olmayan bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, hasta bireylerde görülen semptom düzeyi artışı ile yaşam kalitesinin düştüğü ve semptom düzeyi ile öz bakım arasında zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, öz-bakım, semptom düzeyi, yaşam kalitesi.

Belirti ve semptomlarKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+2
Funda Esim
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dispne nedeniyle acil servise başvuran ve kalp yetmezliği tanısı olan hastaların prognozu üzerine etkili faktörlerin incelenmesi

Amaç: Akut kalp yetmezliği (AKY), dünya çapında önemli bir halk sağlığı sorunu olup, özellikle yaşlı popülasyonda hastane yatışının ve mortalitenin ana nedenlerinden biridir. Acil servise başvuran AKY hastalarının yönetimi karmaşıktır ve prognozları değerlendirmek ve uygun tedavi stratejilerini belirlemek önemlidir. Çalışmamız, AKY hastalarının acil servise başvurularında anamnez, fizik muayene, EKG, laboratuvar, görüntüleme bulguları ve risk skorlamaları kullanılarak prognoz değerlendirmesindeki önemini ele almayı amaçlamaktadır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma, AKY hastalarının acil servise başvurularında, klinik parametrelerin prognoz değerlendirmesini araştırmak amacıyla yapılan prospektif, tek merkezli bir kohort çalışmasıdır. Bu çalışma, dispne şikayeti ile başvuran ve kalp yetmezliği tanısı konmuş 18 yaş ve üstü 247 hastayı içermektedir. Çalışma kapsamında hastaların demografik bilgileri, vital bulguları, fizik muayeneleri, elektrokardiyogram (EKG) bulguları, kan gazı sonuçları, laboratuvar sonuçları, görüntüleme bulguları ve skorlama sistemleri kaydedilmiştir. Vital bulgular, kan gazı ve laboratuvar parametreleri kategorilere ayrılarak değerlendirilmiştir. Primer sonlanım olarak acil serviste invaziv mekanik ventilasyon, vazopressör ilaç kullanımı, hemodiyaliz, koroner anjiyografi, elektriksel kardiyoversiyon ve kardiyak arrest gelişimi belirlenmiş ve bu durumların herhangi birinin gerçekleşmesi total primer sonlanım (TPS) olarak adlandırılmıştır. Sekonder sonlanım ise hastane içi mortalite olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, çalışmada ADHERE, EHMRG ve GWTG skorlama sistemleri kullanılarak hastaların risk durumları değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 75,6±10,892 olarak bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastaların %54,7'si kadın (n=135) ve %45,3'ü erkek (n=112) idi. Çalışmaya katılan 247 hastanın %28,7'sinde (n=71) en az bir primersonlanım gerçekleşti. Çalışmamıza dahil edilen 247 hastanın %15,8'inde (n=43) hastane içi mortalite geliştiği gözlenmiştir. Çalışmamızda ADHERE (p<0,001), EHMRG (p=0,002) ve GWTG (p=0,016) skorları için TPS gelişen ve gelişmeyen hastalarda istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. 2 Cox regresyon analizine göre anlamlı bulunan parametreler TPS gelişim riskini değerlendirmek amacıyla model analizine dahil edildi. Bu modele göre ADHERE skorlamasında yüksek risk olması TPS gelişim riskini 1,6 kat, Ortopne bulgusunun olması TPS gelişim riskini 2 kat, laktat değerinin 2'nin üstünde olması TPS gelişim riskini 2 kat, AST'nin 50U/L'nin üstünde olması TPS gelişim riskini 1,9 kat, diastolik kan basıncının 60 mmHg'nin altında olması TPS gelişim riskini 3 kat ve radyolojide plevral efüzyonun varlığı TPS gelişim riskini 2,3 katına çıkardığı saptandı. Cox regresyon analizine göre anlamlı bulunan parametreler hastane içi mortalite gelişim riskini değerlendirmek amacıyla model analizine dahil edildi Bu modele göre GWTG skorlamasında yüksek risk grubunda olması hastane içi mortalite gelişim riskini 10,6 kat, takipne bulgusunun olması hastane içi mortalite gelişim riskini 2 kat, laktat değerinin 2'nin üstünde olması hastane içi mortalite gelişim riskini 2,5 kat, AST'nin 50U/L'nin üstünde olması hastane içi mortalite gelişim riskini 3,5 kat, SVO öyküsünün olması hastane içi mortalite gelişim riskini 5,2 kat, karaciğer hastalığı öyküsü olması hastane içi mortalite riskini 24,4 kat ve malignite öyküsünün olması hastane içi mortalite gelişim riskini 2,6 katına çıkardığı saptandı. Sonuç: Çalışmamızda, acil servise nefes darlığı ile başvuran ve AKY tanısı konulan hastalarda klinik kötüleşme ve mortalite üzerinde etkili olan faktörleri geniş kapsamlı bir şekilde inceledik. Vital bulgular, kan gazı parametreleri, laboratuvar değerleri ve klinik risk skorlama sistemleri gibi çeşitli parametreleri değerlendirerek, mevcut skorlara ilave edilen belirli başlı parametrelerle ülkemiz acillerinde kullanılabilecek yeni risk modelleri oluşturduk. Bu çalışma ile, acil servis hekimlerine, hastaların prognozunu öngörmeleri, kritik tedavi seçeneklerini belirlemeleri ve gelecekteki riskleri tahmin etmeleri konusunda analitik bir yaklaşım sunarak, daha etkili bir klinik değerlendirme ve tedavi planlaması sağlamaktayız.

Acil servis-hastaneAcil tıpDispnea+5
Muhammed Furkan Şimşek
Ankara University
2023
00

Related subjects