Attention deficit disorder with hyperactivity
220 theses under this subject heading
Okul öncesi eğitimcileri için dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna yönelik bir eğitim programı tasarımı: Eylem araştırması
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitimcilerinin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilere yönelik yaklaşımlarını incelemek ve okul öncesi eğitimcilerine yönelik bir dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu programı geliştirmektir. Eylem araştırması deseninde hazırlanan bu çalışma, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Edirne ilinde görev yapan 39 okul öncesi öğretmenine uygulanmıştır. Uygulama süresince yapılan sunumlar ve örnek vaka çalışmaları, eğitimcilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlama, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenlerini öğrenme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun belirtilerini ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden olumlu-olumsuz durumları farketme becerileri ile sınıf içi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu durumlarında yapılması gereken müdahalelere yoğunlaşılmıştır. Katılımcılar, geliştirilen eğitim programında konu dağılımı açısından sınıf içi müdahalelerde uygulanabilir konuların yer aldığını, uygulamanın interaktif olduğunu, programda anlaşılır bir dil kullanıldığını ve içeriğin anlaşılır olduğunu belirterek memnuniyetlerini belirtmişlerdir. Katılımcılar, geliştirilen programın farklı yöntemler öğreterek eğitimcilerin yeni bilgiler edinmesine yardımcı olarak hem katılımcılara hem de katılımcıların çalıştıkları kurumlara katkısı olduğunu dile getirmişlerdir. Programın günlük etkinlik, rutin ve geçişler için planlamalara olan etkilerinin sınıf yönetim becerilerini desteklediğini ve sınıf içi düzenlemelerine katkısı olduğunun altını çizmişlerdir. Katılımcılar, programdaki teorik bilginin uygulamaya dönüştürülürken öğrenciye yaklaşımlarında değişiklikler olacağını ve planlarında düzenlemeler yapacaklarını belirtmişlerdir.
EEG sinyalleri ve derin öğrenme modelleri kullanılarak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespiti
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukluk çağında başlayan, yaygın, komorbid bir nörogelişimsel bozukluktur. Teşhis, karar destek sistemi olmadan, profesyoneller tarafından davranış derecelendirme ölçekleri kullanılarak konulmaktadır. Doğru teşhis ve tedavideki gecikmeler, bu hastalık ile birlikte ortaya çıkan diğer psikiyatrik durumların kötüleşmesine ve sonuç olarak sağlık hizmetlerindeki kullanımın artmasına bağlı maliyete neden olur. Bu nedenle, DEHB tanısında kullanılabilecek potansiyel bir karar destek sistemine ihtiyaç vardır. Bu tez çalışmasında DEHB tanısı bulunan ve sağlıklı çocuklara ait EEG sinyallerinden frekans-zaman yapıları ile derin öğrenme yöntemlerinden biri olan evrişimsel sinir ağları (ESA) kullanılarak DEHB teşhisi için yüksek doğrulukla çalışan farklı tahmin modellerinin incelenmesi ile sübjektif testlere bağımlılığı azaltacak, tanı için hızlı ve başarılı bir karar destek algoritması önermek ve açıklanabilir yapay zeka (YZ) yöntemleri ile zaman-frekans alanındaki gizli bilgilerin DEHB tanısında nasıl bir etkiye sahip olduğunu keşfetmek amaçlanmaktadır. Bu amaçla, veriler bir ön işlemeden geçirilerek gürültülerinden arındırılmış ve zaman-frekans bilgisi sağlayan spektrogram görüntüleri oluşturulmuştur. Tez kapsamında ESA mimarileri AlexNet, GoogleNet, ResNet-50, ve SqueezeNet üzerinde transfer öğrenme çalışılmıştır. İlk aşamada ESA mimarileri kendi sınıflandırıcılarıyla birlikte kullanılmıştır. En başarılı performans %97.78 ile AlexNet mimarisi ile elde edilmiştir. Kanal ve frekans bantlarına ayrılan sinyaller ile beyin bölgelerinin ve frekansların tanıda ayırt ediciliği incelenmiştir. Alfa frekansı ve parietal bölge kanalları tek başına DEHB tahmininde en başarılı bulunmuştur. Gradyan ağırlıklı sınıf aktivasyon haritalama (Grad-CAM) ile görselleştirilerek açıklanabilir bir model elde edilmiştir. Daha sonra aynı ESA mimarileri ile sadece öznitelikler elde edilmiş ve farklı makine öğrenimi algoritmalarıyla performans analizleri gerçekleştirilmiştir. Manuel öznitelikler elde edilip bir önceki aşama ile karşılaştırılmıştır. Sınıflandırma algoritması olarak Karar Ağaçları, Destek Vektör Makineleri (DVM), k-En Yakın Komşuluk (k-NN) ve Ensemble yöntemi kullanılmıştır. En başarılı performans AlexNet mimarisinden elde edilen özniteliklerin DVM algoritması ile sınıflandırılması sonucu elde edilmiştir (%98.33). Çalışmanın sonucunda gözlemlenen yüksek doğruluktaki bulgular, önerilen yöntemin DEHB tanısında iyi bir karar destek sistemi olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden yavaş bilişsel tempo kliniği olan çocuklarda duygu düzenleme güçlüklerinin araştırılması
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na veya Yavaş Bilişsel Tempo kliniğine sahip çocuklarda sosyal işlevsellikte bozulmalar ve bunun bir aracısı olabilecek duygu düzenlemede problemler yaşanabilmektedir. Çalışmamızda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısına eşlik eden Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin duygu düzenlemede rolü olan duygu tanıma/anlama,duygusal reaktivite/olumsuzluk/değişkenlik, duyguayarlama,empati/katı-duygusuz özellikler açısından incelenmesi ve ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran olgular arasında içleme ve dışlama kriterlerini karşılayan, 8-12 yaş aralığında olan, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı 30 çocuk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği 20 çocuk olmak üzere iki farklı grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan psikiyatrik değerlendirme ve ölçüm araçları; Barkley Çocuk Dikkat Anketi, Duygu Ayarlama Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Empati Ölçeği Türkiye Formu, Hollinngshead-Redich Ölçeği, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Formu-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli DSM-5 - Türkçe Uyarlaması, Klinik Global İzlenim Ölçeği, Sözel Olmayan İpuçlarını Algılama Becerilerini Değerlendirme Aracı-Yüz ifadeleri alt alanı, Çocuk ve Ergenlerde Yıkıcı Davranım Bozuklukları İçin DSM-IVe Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği – Turgay, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'na Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grubun, sadece Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan gruba göre, duygu düzenlemenin duygu ayarlama ölçeği duygu ayarlama alt ölçeği puanları ve empati ölçeği puanları bakımından ayrıştığı saptanmıştır. Gruplar arasında dikkat eksikliği baskın görünüm DEHB kontrol edildiğinde de, duygu ayarlama ve empati bileşenleri Yavaş Bilişsel Tempo kliniğinin eşlik ettiği grupta anlamlı farklılaşmıştır.
Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu semptom sıklığı ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
DEHB yaşla uyumlu olmayan düzeyde dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik ile karakterize, yaygın kronik nörogelişimsel bir hastalıktır. DEHB'nin tipik olarak erken çocukluk döneminde başladığına inanılır, ancak tanı sıklıkla okul çağında konulur. DEHB tanısı alan birçok çocuk, ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde eğitim ve sosyal işlevsellik alanlarında sorunlar yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle DEHB ülke nüfusu için yüksek toplumsal ve bireysel maliyetlerdendir.Çalışmamız, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı ilkokullarda öğrenim gören öğrencilere ve ebeveynlerine ulaşılarak çocukların beslenme alışkanlıklarını, DEHB ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin araştırılması ve DEHB semptom sıklığını ölçerek DEHB hakkında ebeveynlerde, sağlık çalışanlarında farkındalık yaratmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda çocukların 67'si (%11,1) 0-2 ay anne sütü ile beslenmiştir. 0-2 ay anne sütüyle beslenenlerin ortalama CADÖ-48 puanı, 6 aydan fazla süre beslenenlerinkinden anlamlı bir ölçüde fazla olarak saptanmıştır. Çocukların 157'si (%26,25) öğün atlamamaktadır. Çocukların ortalama CADÖ-48 puanının, sık sık öğün atlayanlarda, bazen atlayanlara ve hiç atlamayanlara göre; bazen atlayanların ise hiç atlamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde fazla olduğu saptanmıştır. Çocukların 525'i (%86,8) düzenli olarak kahvaltı etmektedir. Düzenli kahvaltı eden çocukların ortalama CADÖ-48 puanı, düzenli olarak kahvaltı etmeyenlerinkinden anlamlı ölçüde düşük olarak bulunmuştur. Çocukların sağlıklı besin tüketim sıklığı puan ortalaması ile ortalama CADÖ-48 puanı arasında korelasyon analizi yapıldığında negatif çok zayıf anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Sonuç olarak beslenme alışkanlıkları DEHB için bir risk faktörü olmakla birlikte doğru beslenme alışkanlıkları edinildiğinde de DEHB riskini veya semptomlarını azaltabilmektedir. Ancak bu konunun daha iyi açıklanabilmesi geniş çaplı ve geçerliliği yüksek daha çok çalışma yapılmalıdır.
Ayres duyu bütünleme terapisinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda duyusal, motor, bilişsel, davranışsal beceriler ve sosyal katılıma etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma Ayres Duyu Bütünleme (ADB) terapisinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda duyusal, motor, bilişsel, davranışsal beceriler ve sosyal katılıma etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-8 yaş arasındaki 47 müdahale grubu ve 47 kontrol grubu olmak üzere 94 çocuk katıldı. Katılımcılara Conners Ana-Baba ve Öğretmen Derecelendirme Ölçekleri, Duyu Profili, Duyu Bütünleme ve Praksi Testi (DBPT), Hedefe Ulaşma Ölçeği, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik Testi 2 Kısa Form (BOMYT-2KF), Çocukluk Dönemi Yönetici İşlevler Envanteri, STROOP Testi TBAG Formu, Duygu Ayarlama Ölçeği, Katılım ve Çevre Ölçeği-Çocuklar ve Gençler (PEM-CY) değerlendirmeleri uygulandı. Değerlendirme araçları her iki gruba ilk değerlendirmede ve 10 hafta sonrasında tekrar uygulandı. Kontrol grubu ilk değerlendirmeden sonra bekleme listesine alınırken müdahale grubuna 10 hafta boyunca haftada 3 kez 60 dakikalık (Toplam 30 saat) ADB terapisi uygulandı. Gruplar arası karşılaştırmalarda müdahale grubu tüm değerlendirme sonuçlarında istatiksel ve klinik olarak anlamlı bir gelişme gösterdi (p<0,001, η²>0,1379). Grup içi karşılaştırmalarda ise müdahale grubunda tüm ölçeklerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulundu. Kontrol grubunda ise DBPT Oral Praksi ve Parmak Tanıma, BOMYT-2KF Denge, PEM-CY Toplum-Destek Sayısı alanları hariç tüm ölçeklerde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Çalışmanın sonuçları, ADB terapisinin DEHB olan çocuklarda duyusal, motor, bilişsel, davranışsal beceriler ve katılımı geliştirmede önemli bir yaklaşım olduğu gösterdi. Bu nedenle, ergoterapistlerin DEHB olan çocuklarda kanıta dayalı bir ergoterapi yaklaşımı olarak ADB terapisini uygulamaları önerilmektedir.
Otizm özellikleri gösteren ve göstermeyen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerin duygu düzenleme, yaşam kalitesi ve klinik özellikler bakımından karşılaştırılması
Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konan çocuk ve ergenlerden otizm özellikleri gösterenlerin bu özelliği göstermeyenlere göre; duygu düzenleme becerileri, klinik özellikleri, yaşam kaliteleri ve işlevsellik düzeyi bakımından farklı bir grubu temsil edebileceğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nörolojik ve/veya işlevselliği bozabilecek seviyede ciddi bir kronik hastalığı olmayan, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), anlıksal yetersizlik, şizofreni açılımı kapsamında bozukluklar, iki uçlu duygudurum bozukluğu tanılarından herhangi birini karşılamayan, 8-16 yaş aralığındaki DEHB tanılı katılımcılardan otizm özellikleri gösteren grupta 50 katılımcı ve otizm özellikleri göstermeyen grupta ise 64 katılımcı bulunmaktadır. Psikopatolojileri saptamak amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) kullanılarak yarı yapılandırılmış klinik görüşme yapılmıştır. Otizm özelliklerini belirlemek amacıyla ebeveynlerin doldurduğu Sosyal Cevaplılık Ölçeği (SCÖ) kullanılmıştır. Sosyoekonomik-sosyokültürel düzey, Hollingshead-Redlich ölçeği ile sınıflanmıştır. Katılımcılar duygu düzenleme becerisi, klinik özellikler, yaşam kalitesi ve işlevsellik düzeyi bakımından çocukların doldurduğu Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılık İndeksi (CADİ), Duygusal Reaktivite İndeksi (DRİ), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)- Çocuk / Ergen Formu ve ebeveynlerin doldurduğu Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Duygusal Reaktivite İndeksi- Aile Formu (DRİ-A), Weiss İşlevsellikte Bozulma Ölçeği (WİBÖ)-Ebeveyn Formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)-Ebeveyn Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmada DEHB tanılı çocuklardan otizm özellikleri gösterenlerin, göstermeyenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksek irritabilite düzeyi ve daha fazla ayrılık anksiyetesi eş tanısı olduğu, psikososyal yaşam kalitesinin ve sosyal işlevselliğinin anlamlı düzeyde daha fazla bozulduğu, güncel olarak bildirilen dil-konuşma becerilerinin anlamlı düzeyde daha zayıf olduğu bulunmuştur.
Kombine egzersiz eğitiminin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda kombine egzersiz eğitiminin motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisini inceleme amacıyla yapıldı. Çocuklar kapalı zarf yöntemi ile randomize olarak fizyoterapist gözetimindeki egzersiz grubu (n=10), ebeveyn gözetimindeki egzersiz grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Katılımcıların davranışları Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği Kısa Formu ve Güçler ve Güçlükler Anketi, yürüme hızları on metre yürüme testi, yürüme enduransları iki dakika yürüme testi, motor yeterlikleri Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi – 2, kas kuvvetleri dinamometre, fiziksel uygunlukları Münih Fiziksel Uygunluk Testi, bilişsel durumları Dinamik İş-Meşguliyet Terapisi Bilişsel Değerlendirmesi, akademik başarı ile sosyal ilişkileri açık uçlu sorularla değerlendirildi. Egzersiz eğitimi sonrası normal hızda yapılan 10 metre yürüme testi dışında kalan sonuç ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). Araştırma sonucunda kombine egzersiz programının motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerinde hem fizyoterapist hem de ebeveyn gözetiminde yapıldığında olumlu etkilerinin olduğu gösterildi.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocuklarda duyu bütünleme bozukluğu üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın temel amacı, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış çocukların aynı zamanda Duyu Bütünleme Bozukluğu'na sahip olup olmadığını araştırmaktır. DEHB'li çocukların duyu bütünleme profiline bakılarak, eğer Duyu Bütünleme Bozukluğu (DBB) var ise hangi duyusal sistem ya da sistemlerinde problem ile karşılaşıldığını incelemektir. Ayrıca bu çalışma hangi duyusal problemlerin, hangi ortamlarda (ev veya sınıf) daha fazla fark edildiğini gösterecektir. DEHB ve DBB Türkiye'de, farklı bağlamlarda ilgili akademik yazında ayrı ayrı ele alınmış olmasına rağmen birbirleri ile olan ilişkisi incelenmemiştir. Bu amaçla geliştirilen araştırma modeli ilgili akademik yazında ilk defa önerilip test edileceğinden özgün bir değer ortaya koymaktadır. Araştırma yöntemi kapsamında DEHB tanısı ile duyu profilleri arasında ilişki olup olmadığının tespitinde çapraz tablolardaki beklenen değer yeterliğine göre Ki-kare ya da Fisher's Exact Test kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, DEHB tanısı ile bazı duyusal problemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Duyu Bütünleme Bozukluğu, Duyular, SPM Form, Türkiye
Okul öncesi çocukların ve ebeveynlerinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri ve çocuklardaki bu belirtilerin okul davranışlarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitim gören 3-6 yaş arasındaki çocukların Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) belirtilerini incelemek ve bu belirtilerle ebeveynindeki DEHB belirtileri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Aynı zamanda, çocukların sosyodemografik özelliklerinin, çocuklardaki ve ebeveynlerindeki DEHB belirtilerinin, çocukların okul öncesi eğitim kurumlarında gösterdikleri sosyal becerileri ve davranışsal sorunları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ilindeki 5 okul öncesi eğitim kurumunda eğitim gören 106 çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır. Çocuklardaki DEHB belirtileri Erken Çocukluk Envanteri-4: Ebeveyn Formu (EÇE-4: EF) ile, ebeveynlerindeki DEHB belirtileri Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS) ile değerlendirilmiştir. Çocukların eğitim kurumlarındaki sosyal yeterlilik düzeyleri ve olumsuz sosyal davranışları, öğretmenleri tarafından doldurulan Okul Sosyal Davranış Değerlendirme Ölçeği (OSDÖ) ile değerlendirilmiştir. Çocuklardaki DEHB belirtileri ile annelerinde bulunan DEHB belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak, çocuklardaki DEHB belirtileri ile babalarında bulunan DEHB belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çocuklardaki DEHB belirtilerinin, sosyal yeterlilik düzeylerini olumsuz etkilediği görülmüştür. Çocukların sosyal yeterlilik düzeyleri ile annelerinin eğitim durumları arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çocuklardaki DEHB belirtilerinin, olumsuz sosyal davranışları arttırdığı görülmüştür. Çocukların olumsuz sosyal davranışları ile baba yaşı arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları, okul öncesi dönemdeki çocukların DEHB belirtileri ile annelerinde bulunan DEHB belirtileri arasında bir ilişki olduğunu ve çocuklardaki DEHB belirtilerinin, sosyal yeterlilik düzeyleri ile olumsuz sosyal davranışları etkilediğini göstermektedir. Çalışmamızın sonuçları, okul öncesi dönemdeki çocukların DEHB belirtilerinin, annelerindeki DEHB belirtileri ve davranışsal sorunları ile birlikte değerlendirilmesinin önemine dikkat çekmektedir.
Hearing voice experience and its differential diagnosis
Contrary to general belief, voice hearing phenomena is not rare in the general population. Differentiation is essential, as it is experienced in a variety of psychiatric conditions as well as in non-clinical populations. For instance, literature report that voice hearing is experienced in dissociative identity disorder (DID), anxiety, obsessive compulsive disorder (OCD), and psychosis. The present thesis aims to distinguish specific DID-related voice-hearers from other disorder-specific voice hearers. This study investigated the differential diagnosis of DID based voice hearing experience through measuring dissociation, childhood trauma, maladaptive daydreaming, and attention deficit levels. The final sample consisted out of 697 participants. Sample contained 18-65 years old general population. Convenience sampling method was used. Participants received six disorder-specific scenarios which are rumination-based, obsessive compulsive disorder (OCD)-based, anxiety-based, reasoning-based, psychotic-based and dissociative identity disorder (DID)-based. Dissociative Experiences Scale, Childhood Trauma Questionnaire, Maladaptive Daydreaming Scale, and the Adult ADD/ADHD DSM IV- Based Diagnostic Screening and Rating Scale were applied to particiapnts. Chi-Square tests were performed to examine relationships between disorder-specific scenarios and socio-demographic characteristics. Results showed that statistical differences were found between participants who experience comorbid disorder-specific scenarios and those without regarding beforementioned scales. There were no statistical differences observed in non-comorbid disorder-specific scenarios in terms of scale scores. Results also indicated that dissociation, childhood trauma, maladaptive daydreaming are the risk factors to increase the probability of experiencing only DID-based voice hearing. In conclusion, this study found that some of the non-comorbid voice hearing experiences differentiated in the non-clinical population, and it is identified that distinguishing comorbid conditions from each other have some methodological difficulties. Future research should focus on how to advance the model of DID-based voice hearing in terms of comorbidity with other conditions.
Okul öncesi çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin, davranışsal, sosyal problemler, aile işlevselliği ve ebeveyn tutumları ile ilişkilerinin incelenmesi
Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı DEHB belirtileri gösteren 4-6 yaş aralığındaki çocukların sosyal, davranışsal problemlerini tespit etmek, aile işlevselliklerini ve ebeveynlerinin tutumlarını incelemektir. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul Kadıköy ilçesinde yer alan 2016-2017 yılları arasında anaokullarına devam eden 4-6 yaş aralığındaki öğrencilerin ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 92 ebeveyn ve 14 öğretmen katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Form, DSM-V Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Formu, Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğinin analizi sonucunda DEHB belirtileri gösteren çocukların sosyal problemler, kaygı, karşı gelme, duygusal değişkenlik, mükemmeliyetçilik ve psikosomatik belirtileri, DEHB belirtileri göstermeyen çocuklara oranla daha fazla yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile Değerlendirme Ölçeği sonucunda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri gösteren çocukların ailelerinde iletişim, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel işlevler alanlarında sağlıksız işlevsellikleri olduğu görülmüştür. Ebeveyn tutumları açısından bakıldığında ise DEHB belirtileri gösteren çocukların ebeveynlerinin otoriter ve aşırı hoşgörülü tutumu daha fazla sergilediği görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın alanyazınına katkısı DEHB olan çocukların ilkokulda yaşayabilecekleri problemlerin önlenmesi yada en aza indirilmesinin okul öncesi dönemde çocukların DEHB belirti düzeylerinin değerlendirilmesi ile sağlanabileceğinin önemini vurgulamaktır. Okul öncesi dönemde DEHB belirtileri gösteren çocukların davranışsal ve sosyal anlamda belirti göstermeyen çocuklardan farklılaşması ayrıca çocukların ebeveynlerinin tutumlarının farklı olması 4-6 yaş aralığında alınacak önemlemlerin önemini göstermektedir. Aile işlevselliği ve bahsedilen diğer alanlardaki problemlerin boyutları büyümeden önemlemler alınması çocuk için olumlu değişimler sağlayacaktır. Bu araştırma ile okul öncesi dönemin ileriki yaşların yordayıcısı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, okul öncesi dönem, çocukluk çağı, aile işlevselliği, ebeveyn tutumları
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerde görülen internet bağımlılığının benlik saygısı ile ilişkisi
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocuk ve ergenlerde en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biridir. DEHB olan bireyler yaşadıkları klinik sorunlar sebebiyle düşük benlik saygısına sahip olabilmektedir. Ayrıca bu bireylerde DEHB' ye sıklıkla internet bağımlılığı eşlik edebilmektedir. Bu çalışma ile Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı ergenlerde görülen internet bağımlılığının bu gençlerdeki benlik saygısı ile olan ilişkisi incelenmiştir. Bu çalışmanın araştırma grubunu DEHB tanılı 12-18 yaş arasında olan 32 ergen ve kontrol grubunu ise daha önce Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu dahil herhangi bir psikiyatrik tanı almamış 22 gönüllü ergen oluşturmuştur. Araştırmada veriler Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-T) , İnternet Bağımlılık Ölçeği (BAPİNT), Conners Ana Baba Dereceleme Ölçeği-Yenilenmiş Uzun Formu ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ergenlerde, kontrol grubuna kıyasla daha düşük benlik saygısı olduğu görülmüştür. İnternet bağımlılığı göz önünde bulundurularak araştırma grubu, bağımlı olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye ayrılmış ve benlik saygısı yönünden aralarında fark olup olmadığına bakılmıştır. DEHB grubunda internet bağımlılığı tanısı almış ergenler, aynı gruptaki internet bağımlılığı tanısı almayan ergenler ile karşılaştırıldığında, benlik saygısı açısından aralarındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Araştırma grubu, kontrol grubu ile internet bağımlılığı şiddeti açısından kıyaslandığında da aralarında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Fakat araştırma grubu içerisinde internet bağımlılığı tanısı alan grup ile kontrol grubu bağımlılık şiddeti açısından kıyaslandığında aralarında anlamlı bir farka ulaşılamamıştır. Bunun kontrol grubunda da internet kullanım miktarının beklenenin üzerinde bulunmuş olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. Ayrıca internet bağımlılığı tanısı alan grup içinde bir analiz yapıldığında internet bağımlılığı ve benlik saygısı arasında bir korelasyona ulaşılamamıştır. Buna karşın, internet bağımlılığı tanısı almayan DEHB grubu ve kontrol grubunun analizinde, her iki grupta da internet kullanım şiddeti arttıkça benlik saygısının düştüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, benlik saygısı, internet bağımlılığı
DEHB tanısı almış çocukların aile resmi çizimlerinin algılanan ebeveyn tutumları ve anksiyete düzeyleri ile ilişkisi
Amaç: DEHB çocukluk çağında en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biridir ve sıklıkla öğrenme güçlüğü, gelişimsel dil patolojileri, içe atım ve dışa vurum sorunları başta gelmek üzere başka bozukluklarla birliktelik gösterir. DEHB'nin tedavisi sırasında bu komorbid durumların tanınması ve tedavisi de oldukça önemlidir. Bu çalışmada, DEHB tanısı alan çocukların aile resmi çizimleri ile çocukların algıladıkları ebeveyn tutumları ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubu 7-13 yaş arasında 36 çocuk ve annesinden oluşmuştur. Örneklemdeki tüm çocuklara Ana Baba Tutumları Envanteri, Kinetik Aile Çizim Testi ve Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Anneler ise Conner's DEHB Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği ve Sosyodemografik Veri Formu doldurmuştur. Bulgular: DEHB tanılı çocuklar ve kontrol grubu arasında ana baba tutumları bakımından anlamlı fark bulunmuştur. Araştırma grubunun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunurken, durumluk kaygı düzeyleri iki grup arasında farklı bulunmamıştır. Ayrıca DEHB tanısı alan çocukların aile resmi çizimlerinin bu çocuklarda sürekli kaygı düzeyini yordamada faydalı olabileceği görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak çocuk resimlerinin, DEHB tanılı çocukların değerlendirme sürecinde muayeneyi tamamlayıcı önemli bir araç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aile resimleri, projektif test, anksiyete
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde sosyal anksiyete ve aleksitimi
Amaç: Bu araştırmada, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete düzeyleri bakımından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve aleksitimi ile sosyal anksiyete arasında olası bir ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul ili Acıbadem Hastanesi Altunizade Şubesi'ne başvuran 9-16 yaş arası çocuk ve ergenler ile ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 77 çocuk/ergen ve 77 ebeveyn katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği, Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları için DSM- IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocuklar için Sosyal Anksiyete Ölçeği –Yenilenmiş Biçim, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları, Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-Türkçe Uyarlaması, Yenilenmiş Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği ve Yenilenmiş Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucuna göre DEHB tanısı olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete puanları kontrollerden anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Ek olarak, KOKGB (Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu) eş tanısına sahip olan DEHB tanılı hastalar, KOKGB eş tanısına sahip olmayan DEHB hastalarından anlamlı düzeyde daha yüksek aleksitimi puanları almıştır. Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği alt boyutları olan 'Duyguları Tanıma', 'Duyguları İfade Etme' ve 'Dışsal Yönelimli Düşünme' puanları DEHB grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Ayrıca DEHB grubu ve kontrol grubunun her ikisi kendi içinde analiz edildiğinde sosyal anksiyete ile aleksitimi arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur. Sonuç:Sonuçlar DEHB olan çocuk ve ergenlerin duyguları tanımada ve ifade etmede zorlukları olduğunu ve sosyal anksiyete için yüksek risk altında olduğunu desteklemektedir. Ek olarak sosyal anksiyete ve aleksitimi arasında sadece DEHB'na spesifik olmayan bir ilişki bulunmuştur. Son olarak aleksitiminin, karşıt olma karşı gelme davranışı için bir risk faktörü olduğu öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aleksitimi, sosyal anksiyete bozukluğu
Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi
Yapılan çalışmada 18-45 yaş arası erişkin bireylerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Hedef doğrultusunda dışlama ve dahil edilme kriterleri belirlenmiş ve semptomları manipüle edebilecek etkenlerin dışarıda bırakılması için katılımcıların nörolojik rahatsızlıktan bağımsız olabilmesi için maksimum 45 yaşında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almamış, bu tanıya istinaden ilaç kullanmayan, herhangi bir psikiyatrik ilaç kullanmayan bireylerden oluşması sağlanmıştır. Veriler online olarak toplanmış, toplamda 343 katılımcının katıldığı araştırmada dışlama kriterleri doğrultusunda çalışmadan çıkarılan 139 katılımcı sonrasında 204 katılımcının verileri ile çalışma sürdürülmüştür. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği (EBBÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16) ve Olumlu Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (O-DDGÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS-25 programı kullanılmış, DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü demografik bilgilere göre incelenirken bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Analizlerde ortaya çıkan anlamlı farklar içinse post-hoc testlerinden biri olan Tukey testi kullanılmıştır. Ek olarak DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla pearson korelayson analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile arasında pozitif; güvenli bağlanma stili ile negatif yönlü anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur (p<.05). Kaygılı ve kaçıngan bağlanan katılımcıların DEHB şiddeti güvenli bağlananlara göre daha yüksek olduğu, katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyi arttıkça da DEHB şiddetinin arttığı bulunmuştur.
Yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları; algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularının birbirleriyle olan ilişkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada; yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Bu konuya bağlı olarak da yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite ile yaygın anksiyete bozukluğu semptomları arasındaki ilişkinin, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Denizli Pamukkale Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde öğrenim gören farklı bölümlerden 501 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozukluğu testi-7" "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Tutumu Algısı Ölçeği" ve "Bilişötesi Farkındalık Envanteri" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik verilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların dikkat eksikliği puan ortalaması 20.77 ve hiperaktivite puan ortalamaları 20.78 bulunmuştur. Sosyal bilimler öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin, matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlere oranla dikkat eksiklikliklerinin olduğu düşüncesine daha fazla sahip oldukları görülmüştür. Sınıf öğretmenliği ve sosyal bilimler öğretmenliğinde öğrenim görenlerin yaygın anksiyetiye bozukluğu puanları bilgisayar ve öğretim teknolojileri ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bilişötesi farkındalığın hata ayıklama alt boyutunda bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde öğrenim görenlerin puanları okul öncesi öğretmenliğinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca hata ayıklama alt boyutunda dördüncü sınıfta öğrenim görülenlerin puanları birinci sıradakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, hiperaktivite ile yaygın anksiyetiye, dikkat eksikliği ve bilişötesi farkındalık envanterinin işlemsel bilgi alt boyutu arasında pozitif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin bilgisi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu, demografik anne tutum algısı arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon, koruyucu baba tutumu arasında pozitif yönde çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin düzenlenmesi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişötesi farkındalık envanteri ile ilgisiz ve demogratik anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Dikkate eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyetiye bozukluğu, algılanılan ebeveyn ilişkisi, bilişötesi farkındalık
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan 36-72 aylik çocuklarda duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtlar arasındaki ilişki
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısını almış 36-72 aylık çocuklarda duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtlar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 36-72 aylık DEHB tanısı almış 40 çocuk, tipik gelişim gösteren 40 çocuk katılmıştır. Bireylerin duyu modülasyonunu değerlendirmek için DUNN Duyu profili, mizaç ile ilgili davranışsal yanıtlar arsındaki ilişkiyi değerlendirmek için Çocuk Davranış Listesi Kısa Formu (ÇDLKF) kullanılmıştır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocukların duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtları arasındaki fark Student T test Testi ile incelenmiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tipik gelişim gösteren çocuklara göre duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtlar arasındaki ilişki istatistiksel açıdan daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların duyu modülasyonu puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tipik gelişim gösteren çocuklara oranla mizaç ile ilgili davranışsal yanıtları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtları arasında ilişki vardır (p<0,05). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların problemlerine yönelik yapılacak ileriki çalışmalarda bu çocukların duyu modülasyonu ve mizaç ile ilgili davranışsal yanıtların değerlendirilmesini ve tedavisini de içeren ergoterapi değerlendirmelerinin planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
İki kere farklılık potansiyeli tarama listesinin geliştirilmesi
Bu çalışmada iki kere farklılık potansiyeli taşıyan bireylerin taranmasında kullanılmak üzere bir ölçme aracının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, keşfedici sıralı karma yöntem deseninde yürütülmüştür. Nitel araştırma çalışma grubu, kartopu örnekleme yöntemiyle belirlenen, 14 katılımcıdan oluşmuştur (11 öğretmen ve üç uzman). Bireysel görüşmeler (Sekiz öğretmen), odak grup görüşmesi (üç öğretmen), madde yazım oturumları (üç alan uzmanı) ve alanyazın taraması sonucunda ulaşılan nitel veriler, içerik analizi ile çözümlenmiş ve İki Kere Farklılık Potansiyeli Tarama Listesi (İKFTL) madde havuzunun oluşturulmasında kullanılmıştır. İKFTL madde havuzu, dört alt kategoride toplam 67 maddedir. Nicel araştırma çalışma grubu, kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen 300 öğretmenden oluşmuş ve İKFTL'nin psikometrik özelliklerini araştırmada kullanılmıştır. İKFTL'nin psikometrik özellikleri; dört alt kategori için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, alt-üst %27 güvenilirliği, Cronbach α ve McDonald ω güvenilirlik katsayıları ile sınanmıştır. Analizler, 50 maddeden oluşan dört kategorili İKFTL'nin geçerlilik ve güvenilirlik ölçütlerini sağladığını göstermiştir. İKFTL, öğrencilerin %29-%36'sının yüksek iki kere farklılık potansiyeline sahip olduğunu yordamıştır. Öğretmenlerinin %13.33'ü iki kere farklılığa yönelik eğitim almıştır ve eğitim almış olup olmamak İKFTL alt boyut puanlarında anlamlı farklılık oluşturmamıştır. Öğretmenlerin başarılı olarak algıladıkları öğrencilerin öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği alt kategorilerinde İKFTL puanları, başarısız olarak algılananlardan daha yüksektir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı olan çocukların ebeveynlerinin modern psikotravmatoloji ve psikopatoloji açısından değerlendirilmesi
Doktora tez çalışmamızın temel amacı, modern psikotravmatoloji ve dissoanaliz kuramı açısından dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı olan ve olmayan çocukların ebeveynlerinin çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantıları, psikiyatrik belirtileri, travma sonrası büyüme düzeyleri ve uyguladıkları çocuk yetiştirme stilleri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu araştırma hem nicel ve hem de nitel yöntemlerin birlikte kullanıldığı bir karma yöntem çalışması olarak tasarlanmıştır. Doktora tez çalışmamız, dâhil etme ölçütlerini karşılayan tanılı grubun ebeveynleri ve tanısız grubun ebeveynleri olmak üzere iki farklı ebeveyn grubu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Örneklemin ilk grubunu (tanılı grubun ebeveynlerini), İstanbul Anadolu Yakası'ndaki devlet ilkokullarında öğrenimine devam eden ve DEHB tanısı olan 5-11 yaş aralığındaki 60 farklı çocuğun anneleri ve babaları oluşturmaktadır. Örneklemin ikinci grubunu ise (tanısız grubun ebeveynlerini), herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan, aynı ilkokullarda öğrenim gören ve aynı yaş aralığındaki 60 farklı çocuğun anneleri ve babaları oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk aşaması nicel araştırma yöntemi ile yürütülmüş olup 60 tanılı grup çocuğun hem annesi hem de babası, 60 tanısız grup çocuğunhem annesi hem de babası olmak üzere toplam 240 ebeveyn ile uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci aşaması ise nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüş olup 15 tanılı grup çocuğun hem annesiyle hem babasıyla; 15 tanısız grup çocuğun hem annesiyle hem de babasıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve toplam 60 görüşme yapılmıştır. Katılımcılara Demografik ve Psikotravmatoloji Temelli Görüşme Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Travma Sonrası Büyüme Envanteri, Yetişkin Ergen Ebeveynlik Envanteri ve Conner's AnaBaba Derecelendirme Ölçeği Kısa Formu ile araştırmacı ve danışman tarafından nitel veri toplama süreci için hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu yüz yüze uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan anket, ölçekler ve görüşme formlarından hem nicel ve hem de nitel veriler elde edilmiştir. Ölçme araçlarından elde edilen veriler üzerinde, frekans dağılımı, bağımsız örneklemler t-testi, pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, aracılık analizi ve bootstrapping analizi teknikleri uygulanmıştır. Bu araştırmada; tanılı grubun ebeveynlerinin Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği toplam puan ortalamasının (38,05), tanısız grubun ebeveynlerinin Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği toplam puan ortalamasından (31,43); tanılı grubun ebeveynlerinin Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalamasının (18,45), tanısız grubun ebeveynlerinin Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği toplam puan ortalamasından (11,61); tanılı grubun ebeveynlerinin Kısa Semptom Envanteri toplam puan ortalamasının (42,35), tanısız grubun ebeveynlerinin Kısa Semptom Envanteri toplam puan ortalamasından (23,50); ebeveynlerin çocuklarını değerlendirerek doldurdukları Conner's AnaBaba Derecelendirme Ölçeği Yenilenmiş Kısa Formu'nda tanılı grup çocukların karşı gelme alt ölçeği puan ortalamasının (7,88), tanısız grup çocukların karşı gelme alt ölçeği puan ortalamasından (2,84), tanılı grup çocukların bilişsel problemler-dikkatsizlik alt ölçeği puan ortalamasının (9,13), tanısız grup çocukların bilişsel problemler-dikkatsizlik alt ölçeğipuan ortalamasından (1,68), tanılı grup çocukların hiperaktivite alt ölçeği puan ortalamasının (7,21), tanısız grup çocukların hiperaktivite alt ölçeği puan ortalamasından (1,70) ve tanılı grup çocukların Dikkat Eksikliği ve Hiparektivite İndeksi puan ortalamasının (18,57), tanısız grup çocukların Dikkat Eksikliği ve Hiparektivite İndeksi puan ortalamasından (5,17) istatiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<.001). Tanılı grubun ebeveynlerinin Yetişkin-Ergen Ebeveynlik Envanteri'nin çocuklardan beklentiler alt ölçeği puanının (20,93), tanısız grubun ebeveynlerinin çocuklardan beklentiler alt ölçeği puanından (24,83); tanılı grubun ebeveynlerinin çocukların ihtiyaçlarına yönelik empati alt ölçeği puanının (31,91), tanısız grubun ebeveynlerinin çocukların ihtiyaçlarına yönelik empati alt ölçeği puanından (37,19); tanılı grubun ebeveynlerinin disiplin aracı olarak fiziksel cezanın kullanımı alt ölçeği puanının (38,90), tanısız grubun ebeveynlerinin disiplin aracı olarak fiziksel cezanın kullanımı alt ölçeği puanından (44,53); tanılı grubun ebeveynlerinin ebeveyn-çocuk rol ve sorumluluk alt ölçeği puanının (21,65), tanısız grubun ebeveynlerinin ebeveyn-çocuk rol ve sorumluluk alt ölçeği puanından (24,40) ve tanılı grubun ebeveynlerinin çocukların güç ve bağımsızlığı alt ölçeği puanının (17,90) tanısız grubun ebeveynlerinin çocukların güç ve bağımsızlığı alt ölçeği puanından (20,30) istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur (p<.001). Tanılı ve tanısız grupların ebeveynleri arasında Travma Sonrası Büyüme Envanteri puanları açısından istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Değişkenler arasında yapılan korelasyon analizleri, ebeveynlerin çocukluk çağı travmaları ile; dissosiyatif yaşantılar (r=.399; p<.001), psikiyatrik belirtiler (r=.254; p<.001) ve çocuklarının dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtileri (r=.284; p<.001) arasında pozitif yönde; çocuklardan beklentiler (r=-.333; p<.001), çocukların ihtiyaçlarına yönelik empati (r=-.375; p<.001), disiplin aracı olarak fiziksel cezanın kullanımı (r=-.383; p<.001), ebeveyn-çocuk rol ve sorumluluk (r=-.336; p<.001), çocukların güç ve bağımsızlığı (r=-.413; p<.001) ile ilgilitutumlarla ve travma sonrası büyüme (r =-.185, p<.05) arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki olduğunu göstermiştir. Tanılı grubun ebeveynleri için değişkenler arasında gerçekleştirilen regresyon analizleri, çocukluk çağı travmalarının (R=.345; R2=.080); dissosiyatif yaşantıların (R=.390; R2=.145); çocuklardan beklentilerin (R=.292; R2=.077), çocuğun ihtiyaçlarına yönelik empatinin (R=.328; R2=.100), disiplin aracı olarak fiziksel ceza kullanımının (R=.293; R2=.078), çocuğun güç ve bağımsızlığının (R=.331; R2=.102), çocukların dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtilerini istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yordadığını göstermiştir. Çalışmada aracılık etkisi, Hayes'in 4.modeli üzerinden SPSS PROCESS eklentisi ile gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının çocukların dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtileri üzerinde, dissosiyatif yaşantıların aracılığıyla dolaylı etkiye (ß=,130; p<,05) sahip olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmalarının çocukların dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtileri üzerinde, çocuğun ihtiyaçlarına yönelik empati tutumları aracılığıyla dolaylı etkiye (ß=,106; p<,05) sahip olduğu görülmüştür. Çocukluk çağı travmalarının çocukların dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtileri üzerinde, çocuklardan beklentilere yönelik tutumlar aracılığıyla hem doğrudan (ß= ,208; p<,05) hem de dolaylı etkiye (ß= ,082; p<,05), disiplin aracı olarak fiziksel ceza kullanımına yönelik tutumlar aracılığıyla hem doğrudan (ß= ,195; p<,05) hem de dolaylı etkiye (ß= ,094; p<,05) ve çocuğun güç ve bağımsızlığına yönelik tutumlar aracılığıyla hem doğrudan (ß= ,195; p<,05) hem de dolaylı etkiye (ß= ,095; p<,05) sahip olduğu bulunmuştur. Çalışmanın nitel analizi sonucunda, "çocukların zorlayıcı özellikleri", "çocukların olumlu özellikleri", "ebeveynlerin zorlayıcı/travmatik deneyimleri", "ebeveynlerin pozitif çocukluk deneyimleri", "fonksiyonel aile özellikleri", "disfonksiyonel aile özellikleri", "çocuğa ilişkin ebeveynlerin hissettiği olumsuz duygular", "çocuk büyütme süreci" ve "hamilelik süreci" olmak üzere dokuz farklı tema oluşturulmuştur. Ebeveynlerin yetişkinlik ve çocukluk çağı travmalarının, disfonksiyonelaile dinamiklerinin, çocuğa ilişkin hissedilen olumsuz duyguların, zorlayıcı çocuk büyütme ve hamilelik süreci deneyimleri, tanılı grubun ebeveynlerinde tanısız grubun ebeveynlerine kıyasla daha fazla yaşandığını göstermiştir. Tanısız grubun ebeveynlerinin ise, olumlu çocukluk deneyimlerini, fonksiyonel aile özelliklerini, rahat çocuk büyütme ve hamilelik süreci deneyimlerini tanılı grubun ebeveynlerine kıyasla daha fazla yaşadığı görülmüştür. Doktora tez araştırmamızın sonucu, çocukluk çağı travmalarının yetişkinlikte dissosiyatif yaşantılara, psikiyatrik belirtilere ve istismar edici ebeveynlik tutumlarına yol açtığını göstermiştir. Çalışmamızın gösterdiği bu sonuç ile kişide yetişkinlik döneminde ortaya çıkan negatif durumların ebeveynlik stili aracılığıyla çocukları olumsuz şekilde etkilediği, bu süreçten etkilenen çocukların ise daha fazla dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu belirtileri gösterdiği ve daha fazla dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu tanısı aldığı tespit edilmiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu modern psikotravmatoloji ilkeleri ve dissoanaliz kuramı açısından inceleyen çalışmamız, bu konu üzerinde gerçekleştirilmiş kapsamlı ve öncü bilimsel araştırmalardan biridir. Çocukluk çağı travmalarının uzun dönemli sonuçlarının sonraki kuşaklara etkisinin dolaylı yollarla ulaştığını gösteren çalışmamız, travmanın kısa ve uzun dönemli olumsuz ruhsal etkilerinin dissoanalitik bir yaklaşımla nötralize edilerek fonksiyonel ailelerin, sağlıklı ve gelişim odaklı nesillerin var olabilmelerinin imkanlı kılınabileceğini öncül bir önemle vurgulamaktadır.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocukların kantitatif elektroensefalografi sonuçları ile yüzden duygu tanıma ilişkisi, gözlerden zihin okuma ve empati becerilerinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda DEHB tanılı çocukların Kantitatif Elektroensefalografi (Q-EEG) sonuçları ile yüzden duygu tanıma ilişkisi, gözlerden zihin okuma ve empati becerilerinin incelenmesi, konu ile ilgili literatüre katkı sağlanması ve olası bazı araştırma alanlarına kaynak olunması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza DEHB tanılı 35 ve sağlıklı 26 çocuk dahil edilmiştir. Klinisyen tarafından yarı-yapılandırılmış görüşme ve Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T) uygulandı. Değerlendirmeler; Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği (CADÖ-YK), Weiss İşlevsellikte Bozulma Ölçeği-Ebeveyn Formu (WİBÖ-E) ve Griffith Empati Ölçeği-Ebeveyn Formu, Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği (CÖDÖ-YK), Gözlerden Zihin Okuma Testi (GZOT) ve Ekman Yüzden Duygu Tanıma Testi esnasında eş zamanlı elde edilen Q-EEG veri analizleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: DEHB grubunda kontrollere göre CADÖ-YK, CÖDÖ-YK, WİBÖ-E puanları istatistiksel olarak anlamlı yüksek; Empati ve GZOT değerleri ise istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur. Gruplar arasında Amplitüd-Oksipital-Üzgün parametresinde azalma, Latans-Merkezi-Nötr, Latans-Frontal-Nötr ve Latans-Parietal-Nötr alt faktörlerinde ise uzama istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. DEHB tanısıyla CADÖ-YK, WİBÖ-E, CÖDÖ-YK, Latans-Merkezi-Nötr, Latans-Frontal-Nötr ve Latans-Parietal-Nötr değerleri pozitif korelasyon; empati, GZOT ve Amplitüd-Oksipital-Üzgün negatif korelasyon göstermiştir. DEHB tanısıyla ilişki saptanan bu değişkenler, bağımlı değişken olarak aracılık ve yol analizi modeline dahil edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda DEHB'nin davranışsal, bilişsel ve nörofizyolojik işlevlerinin bütüncül olarak değerlendirilmesi amacıyla aracılık ve yol analizi modellemeleri kullanılmıştır. EEG verileri ile ölçeklerin aracılık etkisi incelenmiş, katılımcı sayısının yeterli olmaması ve EEG'de uygulanan görevin pasif olmasından dolayı aracılık etkisinin sınırlı olduğu görülmüştür. Sonuçlar, DEHB'nin bilişsel işlemlemede nörofizyolojik farklı yansımaların olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın geniş örneklemli DEHB gruplarıyla tekrarlanmasının, gelecekte yapılacak çalışmalar için öncü olacağı düşünülmektedir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV alt puanlarının incelenmesi
Giriş: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuğun akademik ve sosyal yaşamını etkileyen bir bozukluktur. DEHB'li çocuklar dikkat, dürtüsellik, öğrenme ve odaklanma gibi birçok bilişsel alanda sorun yaşamaktadırlar. DEHB‟nin Çalışma Belleği, Yürütücü İşlevler, Psikomotor Hız ve Koordinasyon, İşlemleme Hızı ve Zekâ gibi birçok bilişsel alanda yetersizlikle ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. DEHB tanısı koymada dikkat, öğrenme ve bellek gibi bilişsel işlevi değerlendirmede Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-Geliştirilmiş Formu (WÇZÖ; Wechsler Intelligence Scale for Children: WISC) kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV (WÇZÖ-IV) standardizasyonu yapılmış olup, bu yeni güncellenmiş formu kullanılmaya başlanmıştır. Amaç: DEHB‟nin beyin prefontal korteksi işlevlerinden olan yürütücü fonksiyonlardan dikkat, dürtü kontrolü yanında öğrenme ve bellek gibi birçok bilişsel işlev bozukluğu ile seyrettiği gösterilmiştir. Değerlendirme ve tanı aşamasında nörokognitif süreçlerin değerlendirilmesinde birçok nöropsikolojik test kullanılmaktadır. Yürütücü fonksiyonları değerlendirmek için nöropsikolojik testlerden Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçekleri (WÇZÖ) uygulamada kullanılmaktadır. Bu çalışmada, DEHB ve kontrol grubu bir grup çocukta WÇZÖ-IV kullanılarak, iki grup arasındaki alt test puan farklılıklarını değerlendirmek hedeflenmiştir. Metod: Bu çalışmanın örneklemi, klinik populasyonunda DEHB tanısı alan 6-16 yaş aralığındaki çocuk ve ergen ile DEHB tanısı olmayan 88 çocuk ve ergen kontrol grubundan oluşturulmuştur. Bulgular: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. ii Sonuç: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. Daha geniş örneklemde DEHB alt tiplerinin ayrıştırılmış olduğu gruplarda çalışmaların yapılması, WISC-IV'ün klinikte tanılamada kullanımına açıklık getirebileceği için önerilir.
Üniversite öğrencilerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri, duygu düzenleme güçlüğü, somatizasyon ve dissosiyasyon arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri, duygu düzenleme güçlüğü, somatizasyon ve dissosiyasyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemini 380 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan soru formları Sosyodemografik Soru Formu, Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa From (DERS-16), Belirti Tarama Listesi Somatizasyon alt Ölçeği (SCL-90-R) ve Dissosiyatif Yaşantılar ölçeğinden (DESII) oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for he Social Sciences) 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz bulguları kapsamında elde edilen sonuca göre; katılımcıların somatizasyon puanları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Katılımcıların ASRS ölçeğinden, DERS-16 ölçeğinden ve DESII ölçeğinden elde ettikleri puanlar cinsiyete ve yaşa göre farklılık göstermemektedir. Katılımcıların somatizasyon ve duygu düzenleme güçlüğünden elde ettikleri puanlar gelir durumu değişkenine göre farklılaşmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile duygu düzenleme güçlüğü arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, DEHB belirtileri ve somatizasyon arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, DEHB belirtileri ve dissosiyasyon arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, dissosiyasyon ve somatizasyon arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, duygu düzenleme güçlüğü ve somatizasyon arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı bir ilişki ve dissosiyasyon ile duygu düzenleme güçlüğü arasında orta düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu düzenleme güçlüğü, somatizasyon, dissosiyasyon.
Yetişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite özelliklerinin erken dönem uyumsuz şemalar ve ebeveynlik stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada erişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite özelliklerinin erken dönem uyumsuz şemalar ve ebeveynlik stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma betimsel desende bir çalışma olup ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Bu çalışmanın örneklem grubunu, yaşları 18-72 aralığında değişen 256 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Young Şema Ölçeği (YŞÖ) Kısa Form ve Young Ebeveynlik Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 24 paket programları kullanılmıştır.Gruplar arası farklılaşmanın belirlenmesi için Bağımsız Örneklemler için t-Testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde de Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi teknikleri uygulanmıştır. Katılımcıların, 179'u kadın (% 69.9) ve 77'sinin erkek (% 30.1) olduğu bu araştırmanın analiz sonuçlarına göre, yetişkin bireylerde DEHB değişkelerinin cinsiyetlerine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre erken dönem uyumsuz şemalara neden olan ebeveynlik stillerinin yetişkinlerde DEHB düzeylerinin neredeyse tamamı ile ilişkisi ortaya konulmuştur Araştırma bulguları genel olarak değerlendirildiğinde tüm erken dönem uyumsuz şemalar ve erken dönem uyumsuz şemalara neden olan ebeveynlik stilleri Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği Toplam Puanı ve alt boyutlarla ilişkili çıkmıştır. Ayrıca yetişkinlerde Sosyal İzolasyon/Güvensizlik şema alanı DEHB'i genel olarak yordarken; ek olarak Hiperaktivite alt boyutu Duyguları Bastırma şeması, Dikkat Eksikliği alt boyutu Sosyal İzolasyon/Güvensizlik şemaları tarafından yordanmaktadır. Elde edilen bu bilgiler ışığında Yetişkinlikte görülen DEHB özelliklerinin, erken dönem uyumsuz şemalarla ve ebeveynlik stilleri ile ilişkisinin, ileride yapılacak olan bu konu ile ilgili çalışmalarla daha net bir şekilde ortaya koyulacaktır.
14-15 yaş arası ergenlerde internet bağımlılığının, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ve depresyon ile ilişkisi
Bu araştırma, 14-15 yaş grubunda yer alan ergen bireylerin internet bağımlılığının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi tespit edebilmek hedefiyle yapılmıştır. Bu doğrultuda, araştırmaya tarama modelinde yön verilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu 14-15 yaş grubundaki 500 ergen birey ve onların 500 ebeveyni içinden tesadüfi olarak seçilen ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 1000 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Conners Anababa Dereceleme Ölçeği ve DSM-5 Düzey-2 Depresyon Ölçeği – 12-17 Yaş Arası Çocuk Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler, SPSS-25 istatistik programında analiz edilmiş olup; bu analizlerde bağımsız gruplar t testi, anova analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda; 14-15 yaş grubundaki ergen bireylerin internet bağımlılığı, DEHB belirtileri ve depresyon düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, internet bağımlılığı ve DEHB belirtilerinin depresyon düzeyini yordadığı belirlenmiştir. Demografik değişkenlere göre yapılan karşılaştırmalarda internet bağımlılığı ve depresyon düzeyinde anlamlı farklar bulunamamıştır. DEHB belirtilerinde; psikosomatik sorunlar boyutunun cinsiyete, kaygı boyutunun cinsiyet ve anne eğitim durumuna göre, hiperaktivite boyutunun ise anne ve baba eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.