Sexuality
221 theses under this subject heading
Edirne il merkezindeki evlilik raporu için başvuran bireylerin cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyleri
Çalışmamızın amacı, Edirne il merkezindeki evlilik raporu almak için başvuran bireylerin cinsel sağlık bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Edirne il merkezinde bulunan 59 aile hekimliği birimine başvuran 380 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik özellikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bulaş yolları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma davranışları ile 40 maddeden oluşan Cinsel Sağlık Bilgi Testi'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 28.9±4,089 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %57,63'ü kadın, %42,37'si erkektir. Katılımcıların %74,5'i evlendikten sonra aile planlaması kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. En çok tercihe edilen yöntem kondom olup, seçim nedeni kolay kullanım olarak ifade edilmiştir. Cinsel sağlık bilgi testi puan ortalaması genel olarak orta düzeyde bulunmuş, kadınların puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Yapılan regresyon analiziyle öğrenim düzeyi (p<0,040), sağlık çalışanı olma (p<0,016), yerleşim yeri (p<0,007) ve aile planlaması düşüncesi (p<0,047) toplam puan üzerinde artırıcı etki göstermiştir (R2=0,026). Bilgiyi okuldan veya sağlık personelinden alanların puanı daha yüksektir. Katılımcıların çoğu evlilik öncesi cinsel sağlık eğitimi almak istediğini ve sağlık personelini en güvenilir kaynak olarak gördüğünü belirtmiştir. Sonuç olarak toplumda cinsel sağlık farkındalığını artırmak içim aile hekimleri ve sağlık personelinin aktif rol alması gereklidir. Aile hekimliği birimlerinde verilecek düzenli eğitimler, bireylerin sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli kazanımlar sunacaktır
Mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Aygün Topuz, E. Mastektominin Benlik Saygısı ve Cinsel Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2019. Araştırma, mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı.Çalışmada, mastektomi ameliyatı geçirmiş meme kanserli kadınlar ile meme kanseri tanısı almayan sağlıklı kadınlar değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Birimine başvuran 50 hasta kadın ve sağlıklı 50 kadın oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBS), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) kullanılarak toplandı.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 21.0 İstatistik paket programı kullanıldı. Kategorik parametrelerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında t testi, ikiden fazla grup durumunda tek yönlü (one way) Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Bonferroni testi kullanıldı. Ölçekler arası karşılaştırmalarda Pearson Korelasyon Analizi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkene etkisini incelemek için ise Lineer Regresyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Çalışmamızda ki meme kanserli kadınların yaş ortalaması 38,00 ± 9,718 olup, tanı anında bulundukları yaş ortalaması 39,600 ± 8,864 tür. Meme kanserli olguların çoğunluğunun ilkokul mezunu (%34) ve aylık geliri orta olan (%74) bireylerden oluştuğu görüldü. Kadınların "benlik saygısı" ortalaması 1,180 ± 1,997, "vücut algısı" ortalaması 85,700 ± 15,332, "cinsel yaşam kalite ölçeği" ortalaması 63,380 ± 21,432 olarak saptandı. Vücut algısı ile benlik saygısı arasında pozitif yönde (r=0,509; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile benlik saygısı arasında negatif yönde (r=-0,499; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile vücut algısı arasında negatif yönde (r=-0,516; p=0,000<0,05) anlamlı ilişki bulunduğu belirlendi.Çalışma bulgularına göre; meme kanserli bireyler psikososyal yönden bütüncül değerlendirilerek, mastektomi sonrası bireylerin beden algısı ve cinsel yaşamı izlenmeli, sağlık çalışanları tarafından gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır. Mastektomi sonrası yapılan meme onarımı işlemlerinin sosyal güvence kapsamında ele alınması için çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Gender and sexuality building identity in Jeffrey Eugenides's Middlesex
The current study presents the thematic characteristics and history of the Bildungsroman and its origins in the German literature and its flourishing in the English literature. The terms of gender and sexuality are also defined in the study. The aim of the present thesis is to analyze the postmodernist author Jeffrey EUGENIDES's Middlesex which deals with the "new" American identities of the second and third generation Greek immigrants who live in the US, and to present it through the protagonist of the novel, Calliope/Cal's point of view. The present study displays how the events and actions in the novel make it possible to be regarded as a Bildungsroman in terms of gender and sexual identity formation of Calliope/Cal. Identity formation, ethnicity and generation gap as well as the interaction between generations are presented by the novelist benefiting from myths and mythical heroes. The study reflects how the expectations of the family and society impact identity formation as well as the 5-alpha reductase disease, which results in the intersex condition of Calliope/Cal. In a world, which becomes more and more global each day, the protagonist of the novel is an intersex person, a minority in terms of gender and sexuality but also a Greek-American, a minority in terms of ethnicity. The history of the country and the globalization of the world are reflected through the protagonist. Cal/Calliope is born twice. When he is born the second time, he begins to grasp the world better. The novel, Middlesex, can be regarded as a Bildungsroman when it is analyzed in terms of gender and sexuality and the novel, in general, presents the postmodernist thematic concerns of immigration, generation gaps, inclusion of myths and mythical heroes into the contemporary life and identity formation. Key Words: the Bildungsroman, gender and sexuality, Eugenides, Middlesex, intersex
Kadınların beden bağlamında kendini nesneleştirme deneyimleri ve karşı duruş stratejileri
Cinsel nesneleştirme, feminist kuramın ve eylemin temel meselelerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, kadın bedeninin cinsel nesneleştirilmesine yönelik kadın deneyimlerini araştırmak adına Nesneleştirme Kuramı'nı (Fredrickson ve Roberts, 1997) odağa almaktadır. Kurama göre medya ve toplumsal yaşam aracılığıyla kadın bedeninin nesneleştirilmesine maruz kalan kadınlar, bu nesneleştirmeyi içselleştirir ve Kendini Nesneleştirme'yi deneyimlerler. Kuramda Kendini Nesneleştirme'nin aracılık ettiği belli bazı psikolojik çıktılar ve bu çıktıların aracılık ettiği birtakım klinik psikolojik tablolar ortaya konmaktadır. Mevcut çalışma, Kendini Nesneleştirme deneyimini klinik boyutta değil fakat kadınların gündelik deneyimleri ile ele almayı hedeflemiştir. Nesneleştirme Kuramı'nı odağa alan bu çalışmanın temelde üç amacı bulunmaktadır. Katılımcı Grubu'nun özellikleri doğrultusunda belirlenen amaçlardan ilki, na-trans (cisgender), heteroseksüel, genç yetişkin ve toplumsal cinsiyet bilincine sahip kadınların cinsel nesneleştirilmeye maruz kaldıkları bağlamları ortaya koymak; ikinci amaç, belirtilen katılımcı grubunun kendini nesneleştirme deneyimlerini betimlemek ve son amaç ise belirtilen katılımcı grubundaki kadınların cinsel nesneleştirmeye ve kendini nesneleştirmeye yönelik karşı duruş stratejilerini araştırmaktır. Araştırmanın yöntemi, Feminist Metodolojinin öğretilerinden yola çıkarak, nitel araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Veriler tematik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Cinsel Nesneleştirme'ye Maruz Kalınan Bağlamlar; Kişilerarası Bağlam/Medya, Mekan, Cinsel Nesneleştirme'nin Biçimi temalarıyla ele alınmıştır. Kendini Nesneleştirme Deneyimi; Kendini Sürekli İzleme – Alışılmış Beden Gözetimi, Bölünmüş Dikkat, Duygusal ve Psikolojik Çıktılar, Beden Görünümüne Yönelik Müdahaleler, Beden Algısında Bozulma temalarıyla ele alınmış, Karşı Duruş Stratejileri ise Farkındalık ve Pratikler temalarıyla ortaya konmuştur. Bulgular doğrultusunda; kadınların, kadın bedeninin cinsel nesneleştirilmesini içselleştirdikleri fakat farkındalık alanları aracılığıyla bu deneyime yönelik iyi oluş ve karşı duruş stratejileri geliştirdikleri sonucuna varılmıştır.
Perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engeller ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engellerin ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 15 Haziran - 30 Eylül 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi perinataloji klinik ve polikliniklerinde görev yapan 135 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve "Cinsel Tutum ve İnanç Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; hemşire ve ebelerin tamamının bakım verdiği kadınla cinsellik hakkında konuşabildiği, en fazla konuşulan konunun ise aile planlaması (%88,8) olduğu saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin %60,0'ı perinatal dönemde cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, %57,8'i perinatal dönemde cinsellikle ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %50,4'ünün cinselliği konuşmada engel yaşadığı, en fazla yaşanan engelin ortamda üçüncü kişinin olması (%33,3) olduğu belirlenmiştir. Uygun ortam (%28,1) ve uygun zamana sahip olmanın (%7,4) ise kolaylaştırıcı faktörler olduğu saptanmıştır. Cinselliği konuşmada engel yaşadığını belirten ebe ve hemşirelerin cinsel tutum ve inançlar ölçeği puan ortancasının (38,0 [15,0-49,0]), engel yaşamadığını belirten ebe ve hemşirelerin puan ortancasından (36,0 [21,0-56,0]) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşire ve ebelerin gebelik ve doğum sonu dönemde cinsellik ile ilgili bilgi düzeylerini ve cinselliği değerlendirme becerilerini arttırmaya yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi ve cinselliği değerlendirmeye yönelik rehberlerin kullanılması önerilmektedir.
Oppression, gender and sexuality in the novel The Bluest Eye
This study aims to analyze the novel The Bluest Eye in terms of oppression, gender and sexuality. I intend to demonstrate how oppression leaves its mark on the African American people especially little girls like Pecola, the protagonist of the novel.In the novel, gender and sexuality are also main issues. They are handled in such a subtle way that it is impossible for the reader not to be influenced by the tragic story.The novel illustrates how the impact of society lets the oppressed people down and which inevitable problems it can cause.
The de(con)struction of the man-made language and ideology through female sexuality and textuality in the novels of Virginia Woolf and Erendiz atasü
Language, which is simply defined as the system of words or signs shared by a group of people to communicate and express thoughts, has always played an active and dominant role in creating a subjugated and subservient life for women. In this limited life, civilization is patriarchal, history is HIStory, literature is phallocentric and language is man-made. In order to break the chain of vicious circle, forcing them being the inferior 'others' of men, women seek the ways of de(con)structing all the fixed and the hierarchical structures of male discourse and its man-made language. Among those women are Virginia Woolf and Erendiz Atasü, who assert that women can transcend all patriarchal boundaries between body/mind, female/male and self/other through the 'all-encompassing female language', which enables a non-phallocentric 'feminine writing' practice. Depending on the similar concerns of women/women writers about the man-made language that constructs the rigid patriarchal norms, this study, first, puts forward how phallocentric ideology both affects women and how it is challenged by women's writing. Then, basing its argument on the theories of post-structuralist feminism, it analyzes the feminine texts written by Woolf and Atasü, who live in quite different periods and societies that have various philosophic, religious and cultural practices, in order to find out if the 'female language' shares common features despite all these boundaries. The comparative analysis of the two writers reveals that the female language challenges the speech governed by the phallus and brings down phallocentric discourse by writing the pleasures of female body, which are fluid, multiple, diverse and nonhierarchical. Thus, by liberating female body and experiences from the control and authority of the man-made language and ideologies, this new poetic language de(con)structs the distance between 'body and mind' and achieves 'wholeness' by moving beyond the fixed confines of sexual differences. With this all-encompassing unity, Virginia Woolf and Erendiz Atasü validate the possibility of creating a new world built on a true diversity and culture, where all sexes and genders will be equal. As a result, 'the female language' is proved to be offering an egalitarian basis for all humans, not just for women, by de(con)structing the patriarchally constructed gender roles.
Üniversite mezunu bireylerin evlilik doyumu ve cinsellik olgusuna bakışları
Bu araştırmanın temel amacı üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi ve cinsellik olgusuna ilişkin algılarının metafor analizi yoluyla incelenmesidir. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle amaçsal örnekleme yöntemi ile ve nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli bağlamında nicel veriler toplanmış ardından amaçlı örnekleme yöntemi ile ve nitel araştırma yöntemlerinden metafor analizi yoluyla nitel veriler toplanmıştır. Bu karma yöntem araştırması literatürde "açıklayıcı ardışık desen" olarak adlandırılmaktadır. Araştırmanın nicel örneklemini 208 kadın 75 erkek olmak üzere toplam 283 evli birey oluşturmaktadır. Nitel örneklemi ise nicel veri toplama sürecine de katılmış ve nitel aşamaya da katılmaya gönüllü olan ayrıca araştırma amacına uygun 45'i kadın 30'u, erkek olmak üzere toplam 75 kişiden oluşmaktadır. Nicel veri toplama aracı olarak Çelik ve Yazgan İnanç (2009)'ın geliştirmiş oldukları "Evlilik Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak ise katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin sahip oldukları zihinsel imgeleri (metaforları) belirlemek için "cinsellik…… gibidir; çünkü ………" cümlesini tamamlamaları istenmiştir. Araştırmada elde edilen nicel bulgulara göre, üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının cinsiyet, yaş, evlilik yaşı, çocuk sahibi olup olmama ve gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde değiştiği görülmüştür. Cinsiyete göre bakıldığında, evlilik doyum ölçeği alt boyutlarından cinsel doyumun erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yaş değişkeni için ise, 35-39 yaş arasındaki bireylerin evlilik doyumu aile alt boyut puanlarının diğer yaşlarda olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Evlilik yaşına dair sonuçlar ise, 25-29 yaş arasında evlenmiş olan kişilerin evlilik doyumu ölçeği cinsellik alt boyut puanlarının görece geç yaşlarda evlenmiş olanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan evli bireylerin evlilik doyumu cinsellik alt boyut puanlarının çocuk sahibi olanlardan daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Son olarak yüksek gelir düzeyine sahip bireylerin cinselliğe dair doyum puanlarının orta gelir düzeyinde olanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. Diğer yandan evlilik süresi ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre herhangi anlamlı bir farklılığa ulaşılmamıştır. Nitel kısımda yürütülen metafor analizi sonuçlarına göre ise; katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin toplam 75 adet ve 54 farklı geçerli metafor ürettikleri görülmüştür. Bu metaforlar ortak özellikleri bakımından 4 farklı kavramsal kategori (yiyecek-içecek olarak, bir eylem olarak, soyut bir kavram olarak, bir kavram/nesne olarak) altında toplanmıştır. Metaforların geliştiren katılımcı bağlamında yapılan incelemesinde; erkeklerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların kadınların geliştirdikleri metaforlardan daha fazla olumlu içeriğe sahip oldukları, yine evlilik yaşı daha düşük olanların da diğer katılımcılardan farklı olarak metaforlarına çoğunlukla pozitif anlam yüklenmiş oldukları belirlenmiştir. Yine gelir düzeyi yüksek olan kişilerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların orta gelirde olanlardan daha olumlu olduğu görülmektedir. Son olarak çocuk sahibi olmayan bireylerin cinselliğe ilişkin algılarının çocuk sahibi olanlardan daha olumlu olduğu görülmüştür. Elde edilen nicel ve nitel bulgular bir arada benzer çalışmalar bağlamında tartışılarak çeşitli öneriler getirilmiştir. Tüm nitel bulguların nicel bulgularla tutarlı ve onları açıklayıcı nitelikte olduğu ileri sürülebilir. Ayrıca buna benzer başka çalışmaların daha geniş ve farklı yapıları da yansıtan örneklemler ile yeniden yapılmasının alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Body politics in Angela Carter's works
This dissertation scrutinises body politics in Angela Carter's works with an approach to gender studies and politics, and it argues demythologised representations of women. This dissertation argues that androcentric system's subversive panorama for women is able to be critiqued through demythologisation. On this basis, this study will explore body politics of female stereotypes in Carter's works entitled: The Heroes and Villains, The Sadeian Woman, The Passion of New Eve and selected rewritten, intertextual stories in The Bloody Chamber. This study thus aims to discuss demythologising and dephilosophising processes of Carter to show the female body empowerment. In this study, there will also be the theoretical framework built on gender and body politics. Apart from that, this study also explores the textual, intertextual and tactical strategies employed by Carter in order to subvert, demythologise and revise the patriarchal ideology in her works and re-written fairy tales and short stories to come up with the new female body politics.
Possibilities of female liberation at the turn of the twentieth century
This dissertation reads the problems of women and their living conditions in the light of the feminist theory. Female entrapment in some premises such as motherhood marriage and social environment is what is questioned in this work. My intention in this study is to discuss some possible ways of liberation for the women to escape the patriarchal conventions by using Charlotte Perkins Gilman's Herland, 'Making a Change' and 'An Unnatural Mother', Kate Chopin's The Awakening, 'The Storm', 'Her Letters' and 'A Respectable Woman' and Edith Wharton's The House of Mirth. The first chapter will deal with Charlotte Perkins Gilman's presentation of women entrapped in motherhood. Gilman is of the opinion that motherhood is natural; however, she claims that it should be professionalized. The second chapter will handle with Kate Chopin's works stated above in terms of the sexual liberation for women who are made to live in their asexual marriages. How adultery is found natural and humane in the confined marriages of the time is my main focus in this chapter. I will then analyze Edith Wharton's The House of Mirth in which Lily is entrapped in her single life and in the upper-class society which expects her to marry in order to secure her life. By analyzing these three major 20th century writers, I conclude that Charlotte Perkins Gilman, Kate Chopin and Edith Wharton complement each other and that is why analyzing them altogether enables us to see the big picture for the entrapment and the liberation of women. Keywords: Entrapment, Motherhood, Sexuality, Single life, Liberation
Bağlanma stilleri ile cinsel doyum arasındaki ilişkide ontolojik iyi-oluş düzeyinin aracılık etkisinin yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmesi
Bu çalışmada, bağlanma stilleri ve cinsel doyum arasındaki ilişkide ontolojik iyi oluş aracı değişkeninin etkisi eş datası ile yapısal eşitlik modellemesi çalışması ile incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 2015-2016 yılı içerisinde İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir, Elazığ, Samsun gibi çeşitli illerde bulunanan evli çiftler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini çeşitli kurumlarda tesadüfi olarak belirlenen evli bireylere kapalı zarf içinde ölçeklerin elden dağıtılarak gönüllülük esasına dayalı olarak ulaşılmasını kapsamaktadır. Örneklem, yaşları 23-60 yaşarası değişen toplamda 165 çiftten (165 kadın, 165 erkek N=330) oluşmuştur. Bağlanma ve cinsel doyumarasındaki ilişkide ontolojik iyi oluşun aracılık rolünü ölçmek amacıyla çalışmada, Kişisel Bilgi Formu, Anne Babaya Bağlanma Ölçeği, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (kadın/erkek), Ontolojik İyi-Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada literatür kapsamında öne sürülen hipotezler araştırma verileri ile doğrulanmıştr. Yapılan yapısal model analizine göre, bireylerin bağlanma stillerinin ontolojik iyi oluş üzerinden cinsel doyum ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonunda elde edilen tüm sonuçlar igili literatüre göre tartışılmış ve uygulamaya yönelik ileride yapılabilecek çalışmalar konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Cinsel sadizm, cinsel mazoşizm ve fetişizm ölçeklerinin Türkçe uyarlamasının güvenilirlik ve geçerliliği
Bu çalışmayla, Freund tarafından 1982 yılında son haline getirilmiş Cinsel Sadizm, Cinsel Mazoşizm ve Fetişizm Ölçeklerinin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının gerçekleştirilmesiyle uzmanların kullanımına sunulması, aynı zamanda bu konuyla ilgili yapılabilecek ileri araştırmalara fırsat tanınması amaçlanmıştır. Araştırma 21-55 yaş arası, çoğunluğu lisans ve yüksek lisans mezunu, orta ve yüksek gelir düzeyinden 175 kadın, 155 erkek olmak üzere 330 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma verilerinin büyük çoğunluğu internet üzerinden toplanmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini ölçmek amacıyla önce 150 kişilik bir gruba ölçek uygulanmış, Cronbach Alfa güvenilirlik katsayılarına bakılmış ve buna göre madde çıkarımı yapılmıştır. Daha sonra 330 kişi üzerinden uygulama yapılarak tek faktörlü faktör analizi ve geçerlilik testi uygulanmıştır. Bu uygulamaya ek olarak katılımcılara doldurtulan Cinsel Risk Alma Ölçeği ile de korelasyon analiziyle ölçeklerin ilişkisine bakılarak geçerlilik çalışması yapılmıştır. Tüm bu analizler sonucunda, Cinsel Sadizm, Cinsel Mazoşizm ve Fetişizm Ölçeklerinin literatüre uygun olarak hem birbiriyle hem de Cinsel Risk Alma Ölçeği ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda üç ölçek de tek başına güvenilir çıkmıştır. Son olarak, t test ve korelasyon analizleriyle, demografik bilgiler ve cinsel sadizm, mazoşizm ve fetişizm arasındaki farklar analiz edilmiştir. Sonuçlar tartışma bölümünde ele alınmıştır.
Türkiye'de 1980'lerden günümüze değin afiş tasarımlarında kadın imajının kullanımı
Afişler, bir fikri hızlı ve dolaysız yoldan anlatan, görsel özelliğe sahip bir iletişim aracı olarak hayatımızda yer almaktadır. Afiş tasarımları bulundukları ülkenin ticari, kültürel ve politik özelliklerini yansıtarak insanlar üzerinde psikolojik ve sosyo-kültürel etkiler yaratmaktadır. Reklam afişleri, kültürel veya sosyal afişler reklamı yapılan ürün ya da markanın diğerlerinden farklı olduğunu göstererek onu satın almaya teşvik etmektedir. Kadın figürlerinin kullanılmaya başlandığı ilk çağlarda kadınlar doğurganlık sembolü olarak resmedilirken, modern zamana gelindiğinde kadın görüntüsü yeniden yorumlanmaya çalışılmış ve ideal kadın imgesi oluşturulmaya başlanmıştır. Modern çağ ile birlikte cinsellik, doğrudan ya da dolaylı olarak öne çıkmaya başlamıştır. Kadın artık dini ya da akademik nitelikleri ile değil cinsel bir nesne, arzu nesnesi olarak kullanılmaya başlanmış ve kadın görselinde nesneleştirme hiç olmadığı kadar çok abartı göstererek kadın imgesinde mükemmel görünme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Reklamcılığın gelişmesi ile kadın imgesi ticaretin bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde, bedene indirgenmiş olarak yansıtılan kadın imgeleri ile bir yandan tüketim körüklenirken, diğer yandan da kadın üzerinde değersizleşme etkileri ile arzu mekanizmasına dönüştürülerek üzerinde yatırım yapılan ticari bir nesneye dönüştürülmüştür. Kadınlar bir yandan tüketime yönlendirilirken diğer taraftan da tüketilmeye başlanmıştır. Reklamlar, dış görünüşünü değiştirerek özendirilecek duruma gelen insanları bizlere göstererek bu değişikliğe inanmamızı amaçlamıştır. Bununla birlikte reklamlarda kadın bedeni genellikle cinsel bir nesne olarak sunularak başkalarını etkilemek ve ikna etmek amaçlanmıştır. Genellikle erkekleri bir ürüne çekmek için ürünün reklamında kadın imajı kullanılmaktadır. Kadının tanıtımlarda kullanımı ile en sıradan ürün ya da haber bile etkili bir hale gelmektedir. Bu sebeple kitle iletişim araçlarında kadının kullanımı giderek artmaktadır. Günümüzde artık reklam, gazete, dergi ve televizyonda güzel bir kadınla karşılaşmak son derece doğal bir hal almıştır. Bunun yanında reklamlarda ev kadını ve çalışan kadın imajlarının yansıtılmasında düşüş olduğu gözlenmiştir. Kadın zaman içerisinde değişen dünya değerleri ile birlikte cinsel bir obje olarak tüketilmeye başlanmıştır. Yapılan pek çok araştırmaya göre cinselliğin marka olmaya katkısı bulunduğu ve kadın objelerin kullanıldığı reklamların tüketiciler üzerinde daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Afiş, tasarım, kadın, figür, imaj, imge, cinsellik, obje, nesne, reklam
Evli bireylerde cinsel tutum ve bağlanma stillerinin evlilik doyumuna etkisinin incelenmesi
Evlilik, iki karşı cinsin çeşitli sebeplerle, hukuksal bir çerçevede beraber yaşayabilecekleri ve belirli sorumlulukları paylaşabilecekleri bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Evlilik yaşantısında çiftler, yiyecek, barınma ve dıș tehlikelere karșı korunma gibi temel ihtiyaçları sağlamaya yönelik birlikte hareket ederler. Birlik ve beraberlik, olumlu çift ilișkilerinin yarattığı doyum ve cinsel doyum, rollerin paylaşımını içeren bir yaşantı sağlar. Bununla birlikte çiftlerin yaşamında, sosyal rol ve sorumluluklar, kișisel girișimcilik ve yaratıcılık desteklenir ve gelişir (Gülsün ve ark., 2009). Cinsellik, cinsel doyumu ve iki insanın uyum içerisindeki beraberliklerini içeren sosyal kurallar, değer yargıları ve tabular olarak belirlenmiștir. Aynı zamanda cinsellik biyolojik, psikolojik, sosyal yönleri de olan özel bir yașantı olarak tanımlanabilir. Cinsellik yoğun haz duyguları ile ilişkilidir fakat haza yönelik her davranış cinsellik içermemektedir (Gülsün ve ark., 2009). Bowlby (1969) bağlanma kavramını, bireylerin önemli olarak gördükleri ve değerlendirdikleri kişilere karşı hissettikleri ilişkilerdeki derin duygusal bağlar olarak tanımlanmaktadır. Bowlby insanların içgüdüsel bir şekilde bağlanma duygusuyla dünyaya geldiklerini ileri sürmüştür. Bununla birlikte Bowlby insanın dış dünyaya ile hiçbir bağlantısı olmadan yaşamını sürdürebilmesi için kendinden daha güçlü bir figüre bağlanması ve yaşamını onun çerçevesinde sürdürmesi fikrini savunmuştur. Bağlanma her tür canlı için gerekli olan bir durumdur. Bağlanma, bireylerarası ilişkilerin temelini oluşturmakta ve bakım veren ile bebek arasında kurulan ilişki sayesinde yetişkin ilişkileri de desteklenmektedir (Bowlby, 2008). Araştırma modeli, bir ilişkisel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Oluşturulan modele göre 18-65 yaş arası bireylerde cinsel tutum ve bağlanma ilişkisinin evlilik doyumuna etkisi belirlenerek, betimsel çalışma yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama araçları; Demografik Bilgi Formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II'dir. Bu çalışmanın amacı evli bireylerin cinsel tutumları ve bağlanma ilişkilerinin evlilik doyumuna bir etkisinin olup olmadığını saptamak ve eğer etkisi varsa ne derece olduğunu araştırmaktır. Çalışma sonuçlarına göre, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma evlilik doyumunu azaltmaktadır. Cinsel tutum arttıkça evlilik doyumu artmaktadır. Cinsellikte ben merkezci olmamak evlilik doyumunu arttırmaktadır.
Cinsel mitlerin cinsel işlev bozukluğu ve kaygı üzerinde etkisi
Bu araştırmada cinsel mitlerin, cinsel işlev bozukluğu, kaygı düzeyleri ve sosyodemografik değişkenleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında; cinsel mitlerin, cinsel işlev bozukluğu ve kaygı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Mann Whitney-u testi ve Kruskall whallis testi kullanılmıştır. Kruskall whallis testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı olarak Mann Whitney-u testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Spearman Korelasyon ve Regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma, 18 yaşını doldurmuş rastgele seçilmiş 78 erkek ve 72 kadın olmak üzere toplam 150 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Sosyodemografik Bilgi Formu, Cinsel Mitler Formu, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği, Durumluk ve Süreklilik Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, yaş, cinsiyet, doğum yeri, eğitim düzeyi, aylık gelir, medeni durum, evlenme şekli, ilk cinsel bilgiyi edinme şekli, cinsel bilgisini yeterli bulma düzeyi ve cinsel hayatı değerlendirme şekli, cinsel mitleri, cinsel işlev bozukluklarını ve kaygı düzeyini yordadığı sonucu elde edilmiştir. Aynı şekilde elde edilen bulgular, cinsel mitlerin cinsel işlev bozukluğu ve kaygı düzeyi ile arasında pozitif yönde bir ilişkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Cinsellikle ilgili edinilen yanlış bilgilerin yani mitlerin bireyin cinsel işlev bozukluğunu ve kaygı düzeyini arttırdığı sonucu saptanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, yapılacak araştırmalara faydalı olabilecek önerilerde bulunulmuştur.
Cinsel yönelimin bağlanma stilleri, cinsel doyum ve psikopatoloji yönünden değerlendirilmesi
Problemin Tanımı: Bu araştırmada, farklı cinsel yönelimden çiftlerin, cinsel doyumlarının, psikopatolojilerinin, bağlanma stillerinin, sosyodemografik özelliklerinin ilişkiye yönelik değişkenler ile birlikte değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırmaya kartopu yöntemi ile toplamda 45 gönüllü çift (90 kişi) katılmıştır. Çalışma grubuna veri toplama sürecinde sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Veri ve Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA), Yeni Cinsel Doyum Ölçeği Kısa Formu (YCDÖ-KF), Belirti Tarama Ölçeği (SCL-90-R) uygulanmıştır. Bulgular: Cinsel doyumun alt boyutlarından olan ilişki kalitesinin güvenli bağlanma stili ile homoseksüel kadın katılımcılar için istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki içerisinde olduğu (r = 0,276; p = 0,009), diğer bağlanma stilleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisinin olmadığı görülmektedir (p > 0,05). Psikolojik haz boyutunun saplantılı bağlanma stili ile negatif yönde ve anlamlı (r = -0,279; p = 0,008), toplam cinsel doyum puanının ise güvenli bağlanma stili ile istatistiksel pozitif yönde anlamlı olduğu (r = 0,262; p = 0,013) görülmektedir. Cinsel doyum düzeyinin tüm boyutları, psikopatoloji ile istatistiksel olarak negatif yönde anlamlıdır. Cinsel yönelim yönünden yapılan korelasyon analizi sonucunda ise öfke ile ilişki kalitesi ve somatizasyon ile partnerle uyum arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0,05), diğer tüm boyutların arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p < 0,05). Saplantılı ve kayıtsız bağlanma stilleri ağır basan kişilerde, psikopatoloji boyutları ile bu kişilik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler vardır (p < 0,05). Cinsel yönelim gruplarına göre kontrollü korelasyon analizi yapıldığında, psikotizm ile güvenli bağlanma stilinin de istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır (r = -0,222; p < 0,05). Homoseksüel kadın katılımcılarda cinsel doyum toplam puanı ile SCL boyutlarından paranoid düşünce dışındaki tüm boyutlar arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır (p < 0,05). Homoseksüel erkeklerde OKB boyutu ile cinsel doyum toplam puanı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı (p < 0,01), diğer SCL boyutları arasındaki ilişkiler ise anlamlı değildir (p > 0,05). Heteroseksüellerde ise kişiler arası duyarlılık ile depresyon düzeyleri, cinsel doyum toplam puanı ile istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki içerisindedir (p < 0,05). Sonuç: Literatürde cinsel yönelim ile ilgili bulgular genel olarak heteroseksüel gruba yönelik olduğu için karşılaştırma bu yönde yapılabilmiş ve literatür ile uyumlu sonuç elde edilmiştir. Homoseksüel bireylerin yaşadıkları problemlerin tespiti kadar, sorunlarla başa çıkmaları, cinsel doyumları, psikopatolojileri ve bağlanma stilleri yönünden değerlendirilmesi önemlidir. Heteroseksüel olmayan kişilerin yaşadıkları problemlerin ortaya konulabilmesi ve problemlere dair çözümlerin geliştirilebilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Cinsel yönelim, Bağlanma stilleri, Cinsel doyum, Psikopatoloji, Homoseksüel.
Son ergenlik dönemindeki bireylerde cinsel yönelim ve yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun aracı etkisi
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı son ergenlik dönemindeki bireylerde cinsel yönelim ve yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun medyatör (aracı) etkisinin saptanmasıdır. Bunun yanı sıra katılımcıların yaşam tatmini ve depresyon düzeylerinin sosyo-demografik verilerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya 18-24 yaş aralığında olan 606 kişi katılmıştır. Katılımcıların 281'i cinsel yönelimini LGB, 325'i ise heteroseksüel olarak belirtmiştir. Veriler sosyo-demografik özellikler ve veri formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Yaşam Tatmini Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen verilere göre LGB bireylerin heteroseksüel bireylere göre yaşam tatmini düzeylerinin düşük, depresyon şiddetlerinin ise yüksek olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik verilere göre yapılan analizlerde ise katılımcıların yaşam tatmini ve depresyon düzeylerinin yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel yönelimden ailenin haberdar olması ve babanın çalışma durumu değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Cinsel yönelim ile yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun medyatör etkisinin tam etkin olduğu saptanmıştır. Bulgularımız Türkiyede yaşayan LGB bireylerin psikolojik iyi olma hallerinin saptanması ve depresyon düzeylerinin kontrol edilmesi halinde yaşam tatmini düzeylerinin yükseldiğini göstermesi açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: cinsel yönelim, yaşam tatmini, depresyon, ergenlik, LGBT+
Üniversite öğrencilerinin rastgele cinsel yaşantıları ile bağlanma stilleri ve yalnızlık algısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Cinsel davranışı etkileyen değişkenleri anlamak, bireylerin ihtiyaçlarına uygun terapötik müdahaleler ve psiko-eğitim oturumları tasarlama sürecinde önemlidir. Bu çalışmada, tek gecelik ilişki yaşama ile bağlanma stilleri ve bireylerin yalnızlık algısı düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-26 arası değişen ve basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 638 üniversite öğrencisine Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Çalışmanın evreni Haliç Üniversitesi lisans öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda öğrencilerin bağlanma stilleri ile tek gecelik ilişki yaşantıları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerin, diğer bağlanma stiline sahip bireylere göre tek gecelik ilişki yaşantıları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Güvenli bağlanan bireylerin diğer bağlanma stillerine oranla anlamlı düzeyde daha az tek gecelik ilişki sayısına sahip olduğu saptanmıştır. Kaçıngan ve kaygılı-kararsız bağlanan katılımcıların diğer bağlanma stiline sahip bireylere göre yalnızlık puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Tek gecelik ilişki sayısı diğerlerine oranla fazla olan bireylerin, yalnızlık puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Yalnızlık Ölçeği toplam puanı ile Cinsel Tutum Ölçeği alt boyut toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Aktif cinsel yaşantısı bulunan ve tek gecelik ilişkisi olmayan katılımcıların güvenli bağlanma puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksektir. Tek gecelik ilişki sayısının cinsiyet üzerindeki dağılımları istatistiksel olarak anlamlı olup, erkeklerin kadınlara oranla daha fazla sayıda tek gecelik ilişkisi bulunduğu saptanmıştır. Erkeklerde kaçıngan ve kaygılı-kararsız bağlanma puanının, kadınlarda güvenli bağlanma puanının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın, cinsellik alanında yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsellik, Yalnızlık Algısı, Bağlanma Stilleri, Tek Gecelik İlişki, Gündelik Cinsel İlişkiler
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişkinin bazı demografik değişkenler açısından incelemesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-27 arasında değişen 368 üniversite öğrencisine Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum puanların ortalamasının 162,37±19,59 olduğu görülmüştür. Bu sonuç, üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlara sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçtiği yer, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların cinsel işlev düzeylerinin; cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasında düşük düzeyde anlamlı bir korelasyonel ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlar arttıkça cinsel işlev düzeylerinin yükseldiği görülmektedir. Araştırmanın, bundan sonraki toplumsal cinsiyet ve cinsel işlev üzerine yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Rolleri, Cinsellik, Cinsel İşlev
Prediyabetli erkek hastalarda cinsel fonksiyon bozuklukları
Bu çalışmanın amacı prediyabet tanılı erkek hastalarda Türkiye'de ve dünyada geçerliliği yapılmış Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ)'ni kullanarak cinsel fonksiyon bozukluğunu araştırmak, sonuçları prediyabeti olmayan kontrol grubu ile karşılaştırmak, cinsel fonksiyon bozukluğunu etkileyebilecek yaş, bel çevresi, vücut kütle indeksi, alkol, eğitim, sigara ile ilişkisini irdelemektir. Gereç ve Yöntemler: Aralık / 2019 – Nisan /2020 tarihleri arasında iç hastalıkları ya da endokrinoloji polikliniğine gelen 57 erkek hasta çalışmaya alındı. Hastaların bilinen herhangi bir hastalığı yoktu. Bu erkeklerin 30 tanesi prediyabetikti. 27 tanesi prediyabetik değildi. Hastalara cinsel fonksiyon bozukluğunu belirlemek için geliştirilmiş GRCDÖ anketi uygulandı. Bulgular: GRCDÖ'ne göre tüm hastalarda cinsel fonksiyon bozukluğu olan kişi sayısı 54 (%94,7), prediyabetiklerde 28 (%93,3),iken, kontrol grubunda 26 (%96,3) idi. GRCDÖ altbirim değerlendirmesine göre her iki grup arasında doyum ve sıklık altbirimlerinde gruplar arasında farklılık saptandı. (p<0.001 ve p:0.002). Diğer altbirimler arasında farklılık saptanmadı. Prediyabetli katılımcılarda yaş ile CDÖ toplam skoru ve dokunma, sıklık ve iletişim altbirimleri standart puanları arasında, AKŞ ile erken boşalma ve doyum altbirim standart puanlar arasında, TG düzeyleri ile doyum ve sıklık altbirim standart puanları arasında istatiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: Prediyabetik erkek hastalarda cinsel fonksiyon bozuklukları sık görülmek ile birlikte kontrol grubu ile anlamlı bir farklılık saptanamamıştır. Cinsel disfonksiyon alt gruplarında sıklık ve doyum alt birimlerinde anlamlı farklılık tespit edildi. Prediyabet durumu tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile gerileyebileceğinden dolayı cinsel fonksiyonlarda düzelme görülebilir. Prediyabetik popülasyonda konu ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Cinsel içerikli mizahın yeniden çevrimi: Amerikan durum komedisi "The Nanny" ve Türkçe yeniden çevrimi olan "Dadı" dizisi üzerine bir vaka çalışması
Technological developments and communication through media have brought a new dimension to translation studies and emerged Audio-Visual Translation. Expanding usage of media in our daily lives has caused AVT to gain even more importance and led attention to be drawn to AVT. Although research on this field has increased recently, remake as an unconventional form of AVT, has been incorporated into translation studies in the last decade and needs to be problematized and studied. This thesis aims to investigate the transfer of sexrelated humor (SRH) in remakes. Delabastita's strategies are adapted for the translation of sex-related humor in order to reveal the overall orientation in transferring SRH. This thesis also illustrates an in-depth analysis of the translation methods commonly used to successfully deal with difficulties encountered in humor translation and to convey the humorous effects to the Turkish audience. The American sitcom series The Nanny's Turkish remake Dadı, pioneering the sitcom remakes in Turkish television history and being one of the longest-running sitcom remakes between 2000 and 2010 has been chosen as the subject of the thesis. Results clearly reveals that the SRH elements were mostly conveyed and transferred in the remake. However, the methods used during the transfer of SRH were mainly target-oriented. It was also concluded that SRH was recreated taking into account socio-cultural and institutional norms. In addition, there is a tendency to convey SRH in an implicit way. Removing and omitting SRH mostly occurred in examples where children took part in the SRH. On the contrary, explicitation took place mainly for compensation purposes. Keywords: Audiovisual translation, humor translation, remake, sitcom, The Nanny, Dadı
Cinsiyetin öznellik inşası: Cinsel pratikler ve iktidar ilişkisi
Bu araştırmada, Kate Millett cinsel politika, Foucault'un özne ve iktidar kuramı ve Butler'in kuir ve performativite kuramları temel alınarak kuir ve heteroseksüel öznelerin cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimleri üzerinden nasıl bir öznellik inşası oluşturdukları ve aşk, cinsellik ve gücü anlamlandırma ile ataerkil düzeninin iktidar ilişkilerinin öznelerin cinsel pratiklerine yansıma biçimleri ortaya çıkartılmak amaçlanmıştır. Feminist ve kuir metodoloji benimsenen bu çalışmada, nitel araştırma tekniklerinden yararlanılmıştır. Atanmış cinsiyeti kadın olan kuir (10) ve heteroseksüel (5) öznelerden oluşan toplamda 15 kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler sağlanmıştır. Sahadan elde edilen veriler InqScribe programı aracılığıyla deşifre edildi. MAXQDA 2018 programı üzerinden ise veriler kodlara ayrıştırılarak tematik çözümleme yapıldı. Bu bağlamda araştırma üç tematik bölüme ayrılmıştır. Bunlar; Cinsiyet Kimliğinin Öznellik Süreçleri, Cinsel Yönelimin Öznellik Süreçleri ve Cinsel Pratikler ve İktidar İlişkisi'nden oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, atanmış cinsiyeti kadın olan kuir ve heteroseksüellerin özneleşme süreçlerinin Foucault'ın imlediği biçimde normal ve anormal ayrımı üzerinden farklılaştığı görülmektedir. Normal/anormal ayrımı üzerinden ayrımcılık ve şiddetin boyutu da farklılaşmaktadır. Cinsel pratiklerdeki iktidar ilişkilerine baktığımızda ise iktidar ilişkilerinin hem kuir hem heteroseksüel özne deneyimlerinde var olduğu görülmektedir. Atanmış cinsiyeti kadın olan kuir ve heteroseksüel öznelerin natrans heteroseksüel erkeklerle olan cinsel deneyimlerinde cinselliğin çoğunlukla iktidara boyun eğme üzerinden biçim aldığı görülürken; özellikle kendilerini feminist olarak tanımlayan kuir öznelerin, natrans kadın ve trans erkekle olan cinsel pratiklerinde ise iktidar ilişkilerinin daha fazla belirsizleştiği ve bu bağlamda iktidara direndikleri görülmektedir.
Ebeveynlerin çocuklarıyla olan cinsel iletişim dili ve kendi ebeveynlerinde algıladıkları cinsel iletişim dilinin incelenmesi
Bu çalışma ebeveynlerin kendiyle aynı cinsiyette olan çocuklarıyla cinsel iletişim dili ve kendiyle aynı cinsiyette olan ebeveynlerinde algıladıkları cinsel iletişim dili arasında ilişki olup olmadığını inceleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 0-15 yaş arası kız çocuğu olan anneler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 1 Ocak- 15 Kasım 2021 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 273 anne oluşturmaktadır. Araştırmadaki veriler, annelerin demografik bilgilerini elde etmek için "Genel Bilgi Formu" ve ebeveynlerin, kendi ebeveynlerinin ve kendilerinin cinsel iletişim dilini belirlemek amacıyla Artan, Ceylan ve Kurnaz Adıbatmaz (2020) tarafından geliştirilen "Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği" ve araştırmacı tarafından Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği' ni geliştiren yazarlardan izin alınarak uyarlaması yapılan "Ebeveynler İçin Algılanan Cinsel İletişim Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada nicel yöntem modeli kullanılmıştır. Bu sebeple verilerin analizlerde istatistiksel farklılıkları belirleyebilmek amacıyla iki bağımsız değişken için t Testi ikiden fazlası için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. İki ölçek arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek için de Spearman's Rho korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma için toplam 257 annenin verileri kodlanmıştır. Analizler sonucunda annelerin kendi çocuklarıyla cinsel iletişim dilinin, annelerinde algıladıkları cinsel iletişim diline göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek puanlar elde ettikleri gözlemlenmiştir. Buna göre annelerin şu an kullandıkları cinsel iletişim dilinin kendi annelerinin kullandıkları iletişim dilinden daha yüksek olduğu çıkarımı yapılmıştır. Ebeveynlerin cinsel iletişim dilinde kuşaktan kuşağa pozitif yönlü artış olduğu çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk Gelişimi, Cinsel Gelişim, Cinsel Eğitim, Cinsel İletişim Dili
Üniversite öğrencilerinde cinsel doyum ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Giriş: Özellikle 20'li yaşlar cinsel düşüncenin ve ihtiyaçların olgunlaştığı yaşlar olarak bilinmektedir. İlk cinsellik deneyimlerinin başlangıcı olarak görülen bu dönem cinsel problemler içinde önemli bir inceleme evresi olarak kabul edilebilir. Cinsel doyumun şekillenmesinde içinde yaşanılan toplum, çevre, sosyo-ekonomik seviye, töre gibi bazı faktörler önemli rol oynamaktadır. Bu faktörler ile bireyin cinsel kimlik geliştirmesi ve ilerleyen dönemde kişinin cinsel doyumunun ilişkili olduğu bilinmektedir. Psikolojik olarak iyi olma hali bu yaş aralığındaki birçok etmen tarafından açıklandığı düşünülmektedir. Psikolojik iyi olma durumu ile bireydeki cinsel doyum arasında da önemli ilişki olabileceği bildirilmektedir. Amaç: Üniversite öğrencilerinin cinsel doyum ile psikolojik iyi oluş arasında ilişkinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kolay örnekleme seçimi kullanılarak, üniversite öğrencilerinden İstanbul ilinde öğrenim gören 300 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Psikolojik İyi Oluş ve Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekler online platformda uygulanmıştır. Bulgular: Elde edilen bulgularda cinsel partner bulunma ve yaşanılan yer değişkenlerine göre katılımcıların cinsel doyum puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Bunun yanında cinsiyet, anne eğitim düzeyi, kronik rahatsızlık ve psikolojik rahatsızlık değişkenlerine göre katılımcıların psikolojik iyi oluş puanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Son olarak yapılan korelasyon analizi sonucunda cinsel doyum ile psikolojik iyi oluş puanları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuç: Bireylerin psikolojik iyi oluş skorları arttıkça cinsel doyum skorlarının arttığı saptanmıştır. Verilerin karşılaştırılması için ülkemizin birçok yöresinden gençlerin de dahil edildiği daha büyük örneklemde izlemsel çalışmalar yapılması önerilebilir.