History of religions

186 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Antakya Haçlı Prensliği tarihi (1119-1161)

Antakya Haçlı Prensliği Birinci Haçlı Seferi sırasında 1098 yılında kuruldu. Haçlılar, Antakya'da 170 yıllık hâkimiyetleri boyunca kurulduğu bölgenin siyasetinde etkili oldular. Prenslik için en büyük tehlike Bizans İmparatorluğu ve Halep'te bulunan Müslümanlardır. İncelenen dönem Doğu'da Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde Haçlılarla mücadeleye başladığı ve onların bölgede yayılmasının engellendiği bir süreçtir. Prenslik 1119-1161 yılları arasında Kudüs Kralı II.Baudouin, II.Bohemund, Raymond de Poitiers ve Renaud de Chatillon tarafından yönetildi. Bu dönemde özellikle Artukoğlu İlgazi, İmadeddîn Zengî ve Nureddîn Zengî gibi Müslüman liderler Antakya Haçlılarına büyük kayıplar verdirdi. Özellikle Nureddîn Zengî'nin yaptığı fetihlerle prenslik sahil şeridine sıkıştırıldı. Müslümanlara karşı verilen kayıpları telafi etmek ise Antakya Haçlıları için kolay olmadı. Bu durum prensliğin gücünü zayıflattı. Bu dönemde Bizans İmparatoru II.Ioannes Komnenos Antakya'yı kendi ülkesinin sınırlarına dahil etmek için 1137 ve 1142 yıllarında Kilikya ve Antakya'ya sefer düzenlese de başarılı olamadı. İmparator I.Manuel Komnenos ise 1159 yılında Antakya'ya gelerek prensliği vassalı yaptı. İncelenen dönemde (1119-1161) Antakya Haçlı Prensliği'nin çoğunlukla naibler ile yönetildiği, özellikle 1119 yılındaki Tell Afrîn Savaşı'nda (Kanlı Meydan Savaşı) kaybettiği askeri gücünü geri toparlamakta zorlandığı, bundan sonra ise Müslümanlara karşı taarruzdan çok kaybettiği toprakları geri almak ya da kendilerini savunmak üzerine kurulu bir strateji geliştirdikleri ve Müslümanlara karşı giriştikleri mücadelede dışarıdan gelecek desteğe ihtiyaç duydukları görülür. Dönemin Haçlı müelliflerinin ise Haçlıların kazandığı başarıları abarttıkları bunun tam tersi Müslümanların Haçlılara karşı kazandığı zaferlere ise kısaca değindikleri tespit edilmiştir. Buna az da olsa Müslüman müellifler de başvurmuşlardır.

12. yüzyılAntakya Haçlı PrinkepsliğiDinler tarihi+3
Rahime Deniz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslam mezhepleri tarihi kaynakları açısından Cebriyye

İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları Açısından Cebriyye adlı bu çalışmamızın amacı tezin ilgi alanına giren Cebriyye olarak nitelenen hareketleri bilimsel yöntemlerle araştırmak ve bununla ilgili bilimsel bilgi üretmektir. Bu amaç ile günümüze kadar ulaşan bütün bilgi, belge ve bulgular araştırılmış ve Cebriyye adının hangi yerde, hangi zaman diliminde, nasıl doğduğu, hangi olaylarla irtibatlı olduğu ve süreç boyunca ortaya çıkan görüş ve düşüncelerin İslam düşüncesine ne gibi katkılarının olduğu irdelenmiştir. Ayrıca Cebriyye kavramının anlamı, cebrî düşüncenin müslümanlar arasında ortaya çıkma sebepleri, Cebriyye ile bağlantılı olaylar, İtikadî İslam Mezheplerinin Cebri düşünceye yaklaşımları ve İslam Mezhepleri Tarihi eserlerinde Cebriyye'nin nasıl konumlandırıldığı araştırılmıştır. Cebrî düşünceyi ve Cebriyye olarak nitelendirilen kesimleri tanıttığımız bu çalışmamız İslam Mezhepleri Tarihi kaynakları açısından ele alındığı için özgün bir çalışmadır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde takip edilen bir kaç bilimsel yöntem vardır. Bu çalışmada kullandığımız bilimsel yöntem, veri toplama, tasnif etme ve veriler üzerinde çalışma şeklindedir. İlk önce Cebrî düşünce ve Cebriyye ile ilgili farklı kaynaklardan veri toplanmıştır. Daha sonra bu veriler konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve veriler üzerinde çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslam Mezhepleri Tarihi, İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları, Makalât, Milel-Nihal, Cebriyye, Cehmiyye

CebriyeDinler tarihiMezhepler+2
Neriman Büyükçorak
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluğu'nda Maniheizm (MS III. - VI. yüzyıllar)

Bu araştırmada, milattan sonra üçüncü yüzyılda ortaya çıkışıyla birlikte Mezopotamya'dan başlayarak Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde Batı dünyasına yayılan Maniheizm'in, Roma coğrafyasında geçirdiği tarihsel süreç ve bu sürece etki eden dinî-siyasî faktörler incelenmiştir. Maniheizm üzerine yapılan araştırmalar kapsamında iki farklı disiplini birbirine bağlayan bu araştırma, bir yandan Maniheizm'in Roma İmparatorluğu'ndaki tarihini ve erken dönem Hıristiyan geleneğiyle olan etkileşimini inceleyerek Dinler Tarihi araştırmalarına, diğer yandan dönemin dinî atmosferinin anlaşılmasına yönelik yeni bakış açıları ortaya koyarak Roma Tarihi üzerine yapılacak geç antikçağ araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak araştırmaya yönelik bulgular ele alınırken deskriptif yöntem, klasik tarih ve karşılaştırmalı tarih metotları ile antik metinlerde yer alan bilgilerin tarihsel bir perspektif içerisinde doğru şekilde yorumlanmasına imkân veren metinsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; ayrıca fenomenolojik yöntemin aşamalarından biri olan empatik yaklaşım metoduna başvurulmuştur. Araştırmanın temel problemini, Maniheizm'in Roma coğrafyasına ne zaman ve hangi yollarla girdiği, imparatorluk sınırları içerisinde hangi bölgelere kadar ulaştığı, toplum üzerinde ne düzeyde etkili olduğu ve Roma İmparatorluğu'na oldukça hızlı giriş yapan bu dinî geleneğin, yine benzer bir hızla bu topraklardaki etkisini kaybedişinin hangi etmenlere bağlı olarak gerçekleştiği hususları oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın birinci bölümünde öncelikle Maniheizm'in ortaya çıkışı, bu sırada Roma İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî durum ile Maniheist geleneğin Roma topraklarına yayılmasını sağlayan misyon anlayışı incelenmiş, ardından Maniheist misyonerlerin hangi yolları kullanarak Roma coğrafyasına girdiği ve bu coğrafyada hangi bölgelere kadar ulaştığı konusu ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise Maniheizm'in hangi etmenlere bağlı olarak Roma topraklarındaki ivmesini kaybettiği hususuna değinilmiştir. Bu etkenlerden ilkini, Hıristiyan din adamlarının Maniheizm karşıtı mücadelesi; ikincisini ise Roma imparatorlarının Maniheizm'e yönelik izlediği siyaset oluşturmaktadır. Buna dayanarak ikinci bölümde Hıristiyan kilisesinin Maniheistlere karşı verdikleri mücadele ile onlara karşı çıkma gerekçeleri tartışılmış; üçüncü bölümde ise İmparator Diocletianus'tan (285-305) Iustinianus'a (527-565) kadar geçen yüzyıllar içerisinde değişen ve giderek yoğunlaşan Maniheizm karşıtı Roma yasaları ve bunların Maniheistlerin ilerleyişi üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, gelişmiş ve sistematik bir misyon anlayışı benimseyen Maniheist geleneğin alışılagelen inançları yok etmediği, aksine tam da ihtiyaç duyulan bireysel kurtuluşa önem verdiği için Roma toplumu içerisinde hızlı bir şekilde kabul gördüğü ve sahip olduğu gelişmiş misyon anlayışı sayesinde Mezopotamya'dan başlayarak Suriye, Mısır, Filistin, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Afrika, İtalya, İspanya ve Galya'yı da içine alacak şekilde dönemin tüm Roma eyaletlerine ulaştığı saptanmıştır. Maniheizm'in üç yüz yıl boyunca varlık gösterdiği Roma topraklarındaki etkisini kaybedişinin ise, Roma iktidarı ve Kilise arasında kurulan ittifakın bir sonucu olarak gerçekleştiği görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Dinler Tarihi, Geç Antikçağ, Maniheizm, Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlık

Antik ÇağDin felsefesiDinler tarihi+4
Dilâ Baran Tekin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

VI. ve VII. yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik

Biz bu tezimizde VI. ve VII. Yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik ve putların varlığını irdeledik. İslâmiyet gelmeden önce ve gelişi sırasında Arabistan'daki putlar ile putperestliğin kökenlerini, durumlarını gösterip İslâmiyet'le birlikte putların kaldırılması olayını inceledik. Bu kapsamda bu konuda yazılan siyer ve tarih kitapları ve konu ile ilgili makale ve ansiklopedi maddelerine başvurduk. Temel olarak ilk elden kaynaklarını sonra da günümüzde yazılan eser ve makaleleri esas alacağız. Buna konuyu işleyip bir sonuca vardık. Tarih boyunca insanlar görünmeyen ilaha karşı görünen ve el sürülen bir maddeye yani tasvirlere tapmayı ve inanmayı yeğlemişlerdi. Bu genelde soyutun somutlaştırılmış halidir denilebilir. Görünmeyen ilahın yanında görünen, el değinilen cansız ilahların heykellerine/timsallerine inanmak, onlardan medet ummak insanların en büyük sapma noktaları olmuştu. Arap anlayış ve inancının getirdiği somut tanrılara tapınma arzusu, kadim islam tarihçilerine göre Kâbe sevgisi kaynaklı olarak, ondan uzaklaşınca Kâbe'yi timsalen etrafında dönmeleri ile somut tanrı anlayışı ve dış etkenlerle birlikte yaygınlık kazandı. Arapların daha çok şekilsiz veya insan şekli olmayan put/heykellere taptıklarını, söyleyebiliriz. Bunlar Kur'ân'da geçtiği gibi sanem, ensâb ve vesen olarak nitelenip isimlendirilmişti. İnsan suretindeki putlar ise Suriye, Roma, İran ve Mısır bölgelerindeki putperestlik inancından etkilendiğini gözlemleyebiliriz. Yine Hz. Nuh döneminden kalma Vedd, Süvâ', Yegūs, Yeûk ve Nesr gibi putlar Arabistan'ın çeşitli yerlerinde tapınılan putlardı. İslâm tarihçileri ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. İdris ve Hz. Nuh peygamberler zamanından beri insanlar putlara tapar hale gelmişlerdi. O dönemlerde sadece Araplar değil başka medeniyetlerde de putlar ve putperestlik yaygındı. Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin ve diğer medeniyetlerde de durum böyleydi. İslâm'ın doğduğu ve yayıldığı yer olan Arabistan'da da put edinme ve tapma yaygındı. Nuh tufanı, Arim seli veya çeşitli sebeplerle Arabistan'ın ortalarına ve kuzey, güney yönlerine Arap kabile göçleri olmuştu. Gerek bu göçler gerekse ticaret ve çeşitli nedenlerle diğer kavim ve dinlerden etkilenen Arap kabileleri kendilerine birtakım putlar edinmişlerdi. Dolayısyla tüm Arabistan'da putperestlik çok yaygınlaşmıştı. İslâm tarihçilerinin çoğunun görüşüne göre, Amr b. Lühay'ın başlattığı Mekke'deki putperestlik ise Kâbe içi ve dışında Hübel, Lât, Menât ve Uzzâ gibi büyük putlar ile birlikte 360 putun yer almasına kadar devam etmişti. İlk devirlerdeki Arapların animist, doğa ve ruh tapıcılığı inançları zamanla Arabistan çevresindeki din ve inanışlardan etkilenerek putperestliğin yaygınlaşması şeklinde devam etmiştir. Putperestlik, İslâm'ın gelişi ile ilk ciddi eleştirisini almıştı. Mekke'nin Fethi (630) ile birlikte putların yıkılmıştı. Ancak Hz. Ebû Bekir döneminde putperestlikten kalma yaşamı devam ettirmek isteyenler olmuştu. İlk halifenin isyanları kararlılıkla bastırılmasıyla putperestler bu ümitlerini yitirmişlerdi. Hz. Ömer döneminin fetihleri ile de putperestlik böylece tamamen Arabistan'da ortadan kaldırılmış oldu. Anahtar Kavramlar: Put, Putperestlik, Sanem, Vesen, Ensâb. Bilim Kodu: 60303

6. yüzyıl7. yüzyılAraplar+4
Bekir Özbal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

IV. Lateran Konsilinde Yahudilere yönelik alınan kararlar

Dinler tarihinde farklı din mensuplarına muamele biçimi kültür ve medeniyet tarihi tartışmalarının önemli bir konusu olmuştur. Bu bağlamda örneğin Yahudi-Hristiyan ilişkileri tarihinde, Yahudilerin Hristiyanlar tarafından nasıl ötekileştirildiklerinin Hristiyan teolojik ve politik tarihinde pek çok örneği vardır. Kilise babalarının eserlerindeki Yahudi imajından konsillerde Yahudilerle ilgili alınan kararlara kadar pek çok örnekte Yahudilerin Hristiyanlar tarafından nasıl baskı, zulüm, işkence ve katliamlara maruz kaldıkları meselesi Yahudi-Hristiyan tarihinin önemli konularından birisi olmuştur. Bu bağlamda bu tezde söz konusu konsillerden özellikle IV. Lateran Konsil'inde Yahudiler hakkında alınan kararların Avrupa tarihinin daha sonraki safhalarında hatta modern çağdaki gelişmelere kadar uzanan bir etkisi olduğu fikriyle hareket edilmiştir. Orta çağdan günümüze uzanan tarihsel süreçte Hristiyan-Yahudi ilişkilerini anlamada önemli bir yeri olan ve kilise reformasyonu, heretikler, dini azınlıklar meselesi açısından kilise tarihinde önemli bir yere sahip olan bu konsil, Yahudilerin Avrupa'daki varlığını etkileyen sonuçlar doğurmuştur. "IV. Lateran Konsil'inde Yahudilere Yönelik Alınan Kararlar ve Yansımaları" adlı bu çalışmada, 1215 yılında gerçekleştirilen IV. Lateran Konsili'nin Yahudilere yönelik dört kararı ile bu kararların sonuçları ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde 13. yüzyılda Avrupa'nın dini durumu; Papalık, haçlı seferleri ve Avrupa'nın kültürel ve siyasi şartları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiş, bahsi geçen olayların konsil sürecine katkısı genel bir perspektifle sunulmuştur. İkinci bölümde konsil öncesi yaşanan gelişmeler ile konsilin toplanma nedenleri ve Yahudilere yönelik hangi kararların alındığı incelenmiştir. Son bölümde ise alınan kararların Papalık mektupları çerçevesinde dini, toplumsal ve sosyal yansımaları değerlendirilmiştir. Yahudilere yönelik resmi bir tavır olan konsil kararlarının Yahudi-Hristiyan ilişkilerinin boyutlarını anlamak açısından önemi incelenmiştir. Kilisenin "öteki" olarak Yahudilere yönelik tutumunun konsil sonrası süreci ne ölçüde etkilediği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: IV. Lateran Konsili, Orta Çağ, Yahudiler, Hristiyanlık, III. Innocent, Antisemitizm, Haçlı Seferleri

Dinler tarihiKonsilLateran Konsili IV+2
Bahar Dündar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yahudilikte dini sorumluluk çağı: Bar Mitzva ve Bat Mitzva

İnsan hayatının doğum, ergenlik, evlilik ve ölüm gibi belli evreleri dönüm noktası olarak addedilmektedir. Bir aşamadan diğerine geçişi ifade eden ve bu dönemlerde uygulanan ritüeller geçiş törenleri olarak isimlendirilmektedir. Birçok dinde olduğu gibi Yahudilikte de bu törenlere önem verilmekte ve çeşitli uygulamalar gerçekleşmektedir. Bu çalışmanın da konusunu teşkil eden ve bahsi geçen törenlerden biri olan bar mitzva (erkekler için) ve bat mitzva (kızlar için) çocukluktan ergenliğe geçişin sembolü olarak görülmekte ve genç Yahudi bireyler bu süreçle birlikte dini hükümlerden sorumlu sayılmaktadırlar. On üç yaşını doldurmuş erkekler için kullanılan bar mitzva ve on iki yaşını doldurmuş kızlar için ifade edilen bat mitzva kavramları zamanla bu dönemlerde kutlanan törenlerin de adı olmuştur. Genel kabule göre, günümüze eş değer bar mitzva törenlerinin görülmeye başlaması on altıncı yüzyıla dayanmakta ve bu törenlerde Tora okuma, tefilin takma, deraşa verme ve seuda düzenleme gibi uygulamalar yerine getirilmektedir. Bat mitzva törenleri ise Yahudilikte kadının konumuna ilişkin dile getirilen farklı görüşlerin de etkisiyle yirminci yüzyılda düzenlenmeye başlamıştır. Bar mitzva ve bat mitzva törenleri Türk Yahudi toplumu da dahil, birtakım farklılıklar içermekle birlikte neredeyse bütün Yahudi cemaatleri tarafından kutlanmaktadır. Bu çalışmayla bar ve bat mitzvanın tarihsel sürecinden yola çıkılarak Yahudiler nezdindeki önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bar Mitzva, Bat Mitzva, 13. Yaş, Geçiş Töreni, Yahudilik

Bar MitzvaBat MitzvaDini tören+7
Hamide Erdağ
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taberî tefsiri'nde Hıristiyanlık

Bu çalışmada müfessir Taberî'nin yazmış olduğu "Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân" adlı tefsirindeki Hıristiyanlık ve Hıristiyanlarla alakalı düşüncelerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Öncelikle çalışmada Hıristiyanlıkla ilgili ele alınan konular hakkındaki âyetler aktarılmış ve bu âyetlerde önemli görülen kelimelerin üzerinde durulmuştur. Ardından Taberî'nin ele alınan konu hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri belirlenmiştir. Ayrıca gerekli görülen yerlerde diğer müfessirlerin görüşlerine ve Hıristiyan kutsal kitaplarından alıntılara da yer verilerek benzerlikler ve farklılıklar açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışma giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, sınırları, yöntemi ve kaynakları hakkında genel bilgiler verildikten sonra Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et- Taberî'nin hayatı, ilmi şahsiyeti, eserleri ve tefsiri hakkındaki bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde Taberî'nin tefsirine göre Hz. Meryem ve Hz. Îsâ ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Taberî Tefsirinde Hz. Îsâ'nın Akıbeti işlenmiştir. Bu bölümde Hz. Îsâ'nın vefatı, ref'i, nüzûlü ve Mesihliği gibi konular, Kur'an-ı Kerim, İnciller ve Taberî'nin tefsiri esas alınarak karşılaştırmalı bir şekilde çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Taberî tefsirindeki Hıristiyanlık eleştirisine yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise ulaştığımız bulgular ortaya koyulmuş ve çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır.

Dinler tarihiHristiyanlarHristiyanlık+4
Sümeyye Erdoğan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alevîlerin dinî inanç ve yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü örneği)

Bu çalışma, "Alevîlerin Dinî İnanç ve Yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü Örneği)" başlığı altında Alevîlikle ilgili inançlar, ibadetler, dinî kurum, örf ve âdetler üzerine yapılan bir alan araştırmasıdır. Yapmış olduğumuz bu çalışma, sahada yapılan derleme ve incelemeler neticesinde elde edilen bilgilerden meydana gelmektedir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde yaptığımız çalışmanın amacı ve hedefi belirtilmiştir. Birinci bölümde, araştırma alanı ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Ballar Köyü Alevîlerinin temel inanç yapıları ve ibadetleri/erkânları tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Ballar Köyü Alevîlerinin dinî kurumları ve örf âdetleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise çalışmamızın öne çıkan kısımlarına değinip ele aldığımız konulardan çalışmada ulaşılan sonuç belirtilip genel bir değerlendirme yapılmıştır.

AlevilerDini imanDinler tarihi+7
Fatih Arslan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodokslukta sakramentler: Makedon Ortodoks Kilisesi örneği

Bu çalışmada Makedon Ortodoks Kilisesi'nde sakramentler konusu incelenmesi hedeflenmektedir. Makedon Ortodoks Kilisesi, VI. yüzyılda bölgedeki Justiniana Prima adlı şehirde kurulan piskoposluktan sonra XII. yüzyılda kurulan Ohri Başpiskoposluğu'nun bir devamı şeklinde günümüze kadar gelmiştir. Ancak günümüzde bağımsız Kuzey Makedonya Devleti kurulmuş olmasına rağmen, Makedon Ortodoks Kilisesi'nin otosefalliği 2022 yılına kadar tartışmalı bir mesele iken Sırp Ortodoks Kilisesi'nin Makedon Ortodoks Kilisesini tanıması ve İstanbul Patrikhanesinden alınan karar ile 9 Mayıs 2022 tarihinde tanınması sonucunda otosefalliği resmileşmiş oldu. Günümüzde Makedon Ortodoks Kilisesi otosefalliğini ilan etmiş bir kilise konumundadır ve kendi içerisinde hiçbir yere bağlı olmadan faaliyetlerini yerine getirmektedir. Makedon Ortodoks Kilisesi yedi sakrament kabul etmektedir. Bunlar: Vaftiz, Evharistiya, Konfirmasyon, Günah İtirafı, Evlilik, Rahip Takdisi, Hastaları Yağlama. Bu çalışmada zikredilen sakramentlerin her biri; anlamı, tarihi süreçleri, sakramentleri kabul etmeden önce aranan şartlar ve ayin uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.

Dinler tarihiHristiyanlarHristiyanlık+5
Senol Amedov
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam öncesi İran dinlerinde din adamı ve ruhbanlık

İran gerek kendine has tarihi gerekse edebi yönü ile birçok araştırmacıyı cezbetmeyi başarmış oldukça farklı bir coğrafyadır. Çok kültürlü yapısı ve yakın coğrafyalarla iletişime ve ticarete açık olması çok farklı inanışların bu bölgede filizlenmesinde ve serpilmesinde önemli bir katkıya sahiptir. Zerdüştîlik günümüze kadar ulaşabilen tek İran tandanslı din olsa da Zurvân kültü, Anâhitâ kültü, Mithraizm, Maniheizm ve Mazdekiye İran'da doğan, gelişen ve günümüze bilgileri ulaşan diğer önemli inanışlardır. Şüphesiz bu inanışların büyümesinde ve etrafını domine etmesinde ya da sönüp gitmesinde en önemli paye bu dinlerin ruhbanlarına aittir. Çalışmamız, İslam öncesi İran merkezinde gelişen söz konusu dinler ile sınırlı olup amacımız bu dinleri din adamı kavramı ve ruhban sınıfları arasındaki benzerlik ve farklılıkları ile ele almaktır. Bu sayede eski İran'daki ruhbanlığın mahiyeti ve din adamlarının dinî, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel, coğrafi vb. faaliyetleri ve etkileri araştırılmak ve elde edilen veriler ışında karşılaştırmalı olarak aktarılmak istenmektedir.

Cahiliye DönemiDinDini hayat+6
Nevfel Akyar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hıristiyanlıkta ikonoklazm dönemi ve ikonofillerin kalesi olarak Uludağ

Bizans Devleti tarihinin kırılma noktalarından birini oluşturan ikonoklazm dönemi aynı zamanda Hıristiyanlık tarihinin de en önemli dönemlerinden biridir. Yüz yılı aşkın (726- 843) bir süre devam eden bu dönemde ikon yanlısı olan ikonofiller kazanacakları başarı öncesinde çetin sınavlar vermişler ve kovuşturmalara maruz kalmışlardır. İkonofillerin baskı ve eziyetten kaçabilmek için sığındıkları yerlerin başında başkente yakın olması ve kolayca gözden kaybolmaya imkân vermesi sebebiyle Uludağ gelmiştir. Emniyet ve mahremiyete imkân sağladığı için keşişlerin tercih ettiği Uludağ, ikonoklazm tarihi boyunca kendisine sığınanlara ev sahipliği yapmış ve bu süreçte Uludağ'da büyük bir manastır mirası vücuda gelmiştir. IX. ve XI. yüzyıllarda Uludağ'ı, imparatorların dahi ziyaret ettiği bir hac merkezi haline getiren manastırlar ve keşişler bu çalışmanın esas konusunu oluşturmaktadır. Çalışma boyunca keşiş menkıbelerinden ve günümüzdeki kalıntılarından hareketle manastırların yerleri araştırılmış ve Uludağ'daki Hıristiyanlık mirası detaylıca incelenmeye çalışılmıştır

Bizans DönemiBizanslılarDinler tarihi+5
Ömer Kaptan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Jesuit missionary approaches to the 'Muslim infidels' and its impact today

With the approach of the Ottomans to Europe and the failed crusade, priests and missionaries decided to move forward against the Ottomans, the other and the Muslim infidels with the 'divine sword', defeating them by stabbing the 'divine sword' right through their hearts. Starting with the priest and missionary Juan de Segovia who happen to have written a polemic work against Islam, the Quran and its traditions, he never transferred his missions outside Europe but perhaps influenced other priests and missionaries with his approach and with his work to further his 'divine sword'. Ignatius de Loyola and his Jesuit Order were known for their 'universal' missions and their interactivity with 'Muslim infidels' outside Europe. Altough, Ignatius himself never left the borders of Europe for missionary purpose but his fellow 17th century Jesuit members did and they did so gradually by travelling an residing in countries like India, Japan and Mesopotamia. This thesis will show a more detailed insight on Jesuit missionary approaches to Muslims and their interactivity with them in and outside Europe.

JesuitsHistory of religionsMissionary+3
Bengi Alp
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Katoliklikten Protestanlığa Luteran reform ve heretikler

Bu çalışmada Hıristiyanlığın kurumsallaşmasıyla güçlenen Katolikliğin Ortaçağ Avrupası'nda yüzyıllar içindeki gelişimi ve yaşadığı bölünmeler ele alınmıştır. Kilisenin yönetime etkisi, yönetimin de topluma etkisi göz önünde bulundurularak heretik hareketlerin ortaya çıkış sebepleri ve meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak bu hareketin sonuçları değerlendirilmiştir. Önce Katolikler nezdinde heretik kabul edilen gruplar ve şahsiyetler ele alınmış ardından XVI. yüzyılın en büyük heretiği Luther ile Kilise'nin mücadelesi aktarılmıştır. Luther, Katolikler için bir heretik iken başlattığı reformun başarıya ulaşması sonucu kendisi de, başka inanç gruplarını heretik olmakla suçlamış ve Protestanlık dışında kalanlar hakkında metinler kaleme almıştır. Bu tezin ilk bölümü Luther reformunun bir ilk olmadığı ve Kilise'ye karşı mücadelenin çok daha önceki yıllara dayandığını göstermektedir. Kilise'ye karşı çıkışların sebepleri ayrıca incelenmiş teolojik, siyasi, toplumsal etkiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde reformcu bir şahsiyet olarak Luther üzerinde durulmuş, Kiliseyle yaşadığı problemler değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Avrupa toplumunun tarihsel geçmişini anlamanın, günümüz problemlerine ışık tutacağı düşünüldüğünden bazı konularda bugün ile bağlantı kurulmaya çalışılmıştır.

AntisemitizmDinler tarihiHristiyanlık+7
Hayriye Buşgut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Türk dininin İslam tasavvuf kültüründeki izleri

Tezimizin incelediği ana tema İslam'dan önceki Türk dininin ne olduğu ile birlikte bu inancın günümüze yansıyıp yansımadığı hususudur. Geleneksel Türk dininin Türklerin yaşayışlarını, adetlerini ve tutumlarını ne şekilde etkilediği araştırmamız için önem arz etmektedir. Bu inanç bilhassa İslam dinine birçok yönden etki ettiğinden ötürü biz araştırmamızı İslam tasavvufu ile sınırlandırmış bulunmaktayız. Bu hususta incelediğimiz tasavvufî gruplar ise daha çok Türklerin arasında ortaya çıkıp yayılma gösteren yapılardır. Araştırmanın genel olarak sorduğu soru ise bir toplumun geçmiş dönemlerdeki kabul ettiği inancın daha sonrasında benimsenen yeni dinin içerisine hangi yollar ile dahil olduğu konusu ve Türklerin inanç tarihi açısından bu durumun gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur. Özellikle tasavvufun hoşgörülü ve müsamahakar yönü ile gizemci ve mistik tarafı eski inancın tasavvuf perdesi altına girmesini sağlamıştır. Araştırmada karşılaştırma yöntemi kullanılıp geleneksel Türk dini ile tasavvufun benzeyen tarafları mukayese edilerek ortak yönleri tespit edilmiştir. Ayrıca "Kam" ile "Veli"nin birbirini andıran yaşantıları, tavırları ve tutumları da izah edilmiştir. Geleneksel Türk dini içerisindeki mitolojik unsurlara yer verilerek destanlar ve masalların içinde gizlenen bu unsurların tasavvufî öğelere nasıl dönüştüğü örneklendirilmiştir. Tarikatların bir kısım ritüellerini ve inanışlarını etkisi altına alan eski Türk inancının, Müslüman Türkler üzerindeki izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda hangi tarikatın ne şekilde bir tesir altında kaldığını sınıflandırarak ifade ettik. Geleneksel Türk dininin bir kısım rakamlara yüklediği anlamın halk inanışlarına ve halkın, kaynağını tasavvuftan alan uygulamalarında yer ettiğini belirttik. Bununla birlikte geleneksel Türk dini içerisinde Türklerin yaşamlarının her aşamasında karşılaşılan kültlere ve onların mevzubahis kültleri, İslam ile tanıştıktan sonra da koruduklarına değinilmiştir. Anahtar Sözcükler: Dinler Tarihi, Geleneksel Türk Dini, Şaman, Kült, Tasavvuf

Dinler tarihiEski Türk dinleriEski Türkler+7
İnci Zehra Gökdere
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kitab-ı Mukaddes'te peygamber görümleri

Dinler tarihinde kutsalı tecrübe eden kişilerin yaşadığı vizyonlar (görümler) önemli bir yer tutar. İnsanlık tarihi kadar eski denilebilecek bu kutsalı tecrübe anı günümüze kadar önemini korumuştur. İnsanlar bazen tanrıların doğrudan konuşmadığını sembollerle ve olağanüstü tasavvurlarla insanlara mesaj verdiğini düşünmüşlerdir. Eski Yunan'da 'orakller' Sümer medeniyetinde zigguratlarda görev yapan kahin sınıfı, Orta Asya'da esrime geçiren kam ve şamanlar, kutsalı tecrübe ettikleri anlarda tanrı yahut tanrılarla konuşmalarını çoğunlukla semboller ve simgelerle anlatmışlardır. Kutsal Kitap'ta da pek çok peygamber ya da tanrı adamı olarak isimlendirilen kişiler söz konusu anları yaşamış ve 'Rabb'in' kendisine gösterdiği olağanüstülükleri insanlara, krallara anlatmışlardır. Görümler (Vizyon, görü, müşahede) insanların bilinçleri açıkken diğer bir ifadeyle rüyada değilken kutsalı tecrübe anlarıdır. İnsanlar ve peygamberler görümleri oldukça sık bir şekilde müşahede etmiş ve uluslarına bu görümler vasıtasıyla müjdeler yahut uyarılar getirmişlerdir. Görümler genellikle tabiatları itibariyle olağanüstü semboller ve mecazlarla vuku bulmuştur. Bu görümleri defalarca tecrübe eden peygamberler bile görümlerin anlamlarını her zaman açık seçik anlamlandıramamışlardır. Biz de bu çalışmamızda söz konusu görümlerin dinler tarihindeki yerini tespit etmeye ve görümlerin insanların hayatlarında hangi anlamlara geldiğini bulmaya çalıştık.

Dinler tarihiHristiyanlıkKehanet+6
Oğuzhan Karahanlı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Avignon Papalığı: 1305-1378

V. Clemens'in bir alternatif olarak küçük Avignon'u seçmesi, XI. Gregorius'a kadar, toplam yedi papanın Roma Kilisesi'ni buradan idare etmesinin yolunu açmıştır. Bu süreçte hüküm süren papalar Roma'ya uğramadan, Roma Kilisesi ve Batı Hıristiyanlık dünyasını Avignon'dan yönetmişlerdir. Hepsi hukuk eğitimi almış olan papalar, Roma Kilisesi'nin politikasını 14. yüzyılın gerçeklerine göre şekillendirmek için uğraş vermişlerdir. Ancak dönem kendi içerisinde pek çok sorunu bünyesinde barındırmaktadır. Bavyeralı Ludwig ile olan mücadeleler, İtalya meseleleri, Yüzyıl Savaşları, veba salgınları, Kilise'nin doktrinel meseleler haricinde ilgilenmek zorunda olduğu ciddi sorunlardan sadece bir kaçıdır. Papalığın İtalyan arenasından uzaklaşması, onun Avignon merkezli yeni dinamikler üzerine Kilise politikası inşa etmesini beraberinde getirmiştir. Birkaç örnek hariç Avignon papaları, Papalığın kalıcı olarak Roma'ya dönmesinin askeri operasyonlar ile mümkün olduğu sonucuna ulaştıklarından bölgeyi şekillendirmede bu politikayı takip etmişlerdir. Diğer Avrupa ulusları ile ilişkiler de birkaç gerilim anı haricinde dostane bir şekilde seyretmiştir. Roma'dan uzakta olmak beraberinde merkezileşme kaygılarını da getirmiştir. Merkezileşme ile özellikle XXII. Ioannes'in titiz gayretleri sonucunda var olan ofislere işlevsellik getirilmiştir. Papalık, Kilise ofisleri ve idari kadronun şekillenmesi adına Avignon papalarına çok şey borçludur. Ancak merkezileşme çabalarının en önemli ayağının etkin vergi ve fon toplama gerçeği olduğu önemli bir husustur. Bu durumda bir kurum olarak Papalık sarayının laiklerin saraylarıyla aynı görünüme kavuşması, halkın Kilise politikalarından soğumasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Papalık, Avignon Papalığı, V. Clemens, Roma, Fransa.

AvrupaDinler tarihiFransa+3
Asiye Abdurrahmanoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kültür çevresinde yabancı dinlerin varlığı ve etkisi (Başlangıçtan Uygur dönemi sonuna kadar)

Genel olarak kabul edildiği üzere Türkler bugün Orta Asya diye tarif edilen tarihi coğrafyada tarih sahnesine çıkmıştır. Çeşitli coğrafi ve iklimsel farklılıklara sahip olmakla birlikte, büyük ölçüde Bozkır arazisini de barındıran bu coğrafya Türk kültürünün hayat bulduğu bir alan bulmuştur. Gerek iktisadi gerekse siyasi ve sosyal hayatın şekillendiği bu alanlarda, dini hayatın da kendine has birtakım özelliklere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Bozkır topluluklarının kendi coğrafyaları dışında hayat bulmuş ve gelişmiş yabancı dinlerle de temas kurdukları anlaşılmaktadır. Bozkır halklarının, yabancı dinlerle temas kurmasının en önemli araçlarından biri, esasen ticari bir değer olan İpek yolu olmuştur. İpek Yolu üzerinde hâkimiyeti kurma isteği yanında, bu ticari yolların etkili unsurları olan Soğdlarla ilişkiler de Türklerin, bilmedikleri kültür ve dinlerle tanışmalarına neden olmuştur. Bozkır kültüründe varlık gösteren toplulukların yaşamlarında, dini hayat unsurları ile iç içe olduğu ve bu dinlerin sadece inanç boyutuyla değil; ticari, ekonomik ve siyasi etkilerinin de olduğu görülmüştür. İpek yolu vasıtasıyla taşınan kültür ve din, bozkır topluluklarına yeni unsurlar öğretmiştir. Bozkır halklarının yabancı dinlerle temas kurmasını sağlayan unsurlardan bir diğeri de siyasi, askeri ve iktisadi gerekçelerdir. Gök-Türk ve Uygur Hakanlığı döneminde bazı Hakanların bu gibi gerekçelerle Budizm ve Manihaizm gibi yabancı dinlerle temas kurdukları ve bu dinlere belli ölçüde eğilim gösterdikleri bilinmektedir. Yine de Bozkır coğrafyasında yaşayan Eski Türkler, her ne kadar yabancı dinlerle temasta bulunmuşsa da kendi öz inançlarından vazgeçmemişlerdir. O yabancı dinleri de kendi inançlarıyla birleştirmişlerdir.

Bozkır kültürüDinlerDinler tarihi+4
Fatıma Erol
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dinler tarihinde dinin tarifiyle ilgili farklı görüşler

Bu çalışmada, Dinler Tarihinde dinin tarifiyle ilgili farklı görüşler konu edilmektedir. Bu bağlamda ilk olarak, din kavramının kökeni ve sözlük anlamına değinilerek, din kavramını tanımlamanın zorluğu, bir din tanımında bulunması gereken unsurlar, dinlerin sınıflandırılması, dinin kaynağı ve tarihsel süreçte dinin görüntülerine yer verilmiştir. Daha sonra tanımların sınıflandırılması meselesi işlenmiş ve tanımlar fenomenolojik, tarihsel, antropolojik, eleştirel, özsel, işlevsel ve diğer tanımlar olmak üzere sınıflandırılmıştır. Son olarak, din tanımlarına yöneltilen eleştiriler doğrultusunda, tanımlardaki karakteristik sorunlara değinilmiş ve dinin tanımlanması konusunda ortaya konulan önerilere yer verilerek çalışma bitirilmiştir.

DinDinler tarihiTarih
Ayşe Kartopu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel çin mitleri üzerine bir araştırma

Mitler; başat kahramanları tanrılar veya yarı-tanrılar olan, metafizik âlemde ve bilinmeyen zamanlarda geçen ve birer hakikat olarak inanılan kutsal aktarımlardır. Diğer tarihsel ve kutsal aktarım türleri ile arasında ciddi farklar vardır. Bu nedenle tezimizde kısaca efsane, halk hikâyesi, destan, masal, kıssa, menkıbe ve memorat türlerine de değinilmiştir. Tezimiz kadim Çin kültüründeki mitsel aktarımları konu edinmektedir. Önceleri sözel kültürde şekillenen bu mitler, M.Ö. dördüncü yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Bu erken döneme ait mitler tarihî süreçte çeşitli şekillerde, değişik eserlerde, farklı yazarlar tarafından kullanılmıştır. Üstelik bu mitler bazen, çeşitli dinî ve felsefî ekollerce farklı şekillerde yeniden yorumlanarak o ilk özgün hallerini kaybetmişlerdir. Bu sebeple tezimizde, Çin mitlerinin o ilk saf formlarını tespit ve tahlil etmek amaçlanmıştır. Çalışmamızda kullanılan kaynaklar kadim Çin mitlerini en saf halleriyle edindiğimiz Çin klasikleridir. Geleneksel Çin düşüncesinin köklerini oluşturan bu mitler ana temalarına göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Yaratılış ve türeyişten bahseden köken mitleri ile kargaşanın izale edilip düzenin yeniden sağlanmasını işleyen kahramanlık mitleri bu ana temalara birer örnek olarak verilebilir. Bu sayede kadim Çin düşüncesindeki en temel inanışların (Ying-Yang veya Dao gibi) mitlerdeki arkaik kökenleri ortaya konulmuştur.

Dinler tarihiUzak DoğuÇin+1
Musa Osman Karatosun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde mezhep tartışmaları

"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Geçiş Sürecinde Mezhep Tartışmaları" başlığını taşıyan çalışmamızda, dönemin temsil gücü yüksek olan Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası başta olmak üzere diğer dergilerdeki yazılar, mezhep tartışmaları bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca araştırmamızda, söz konusu dergilerdeki İslâm mezhepleri ile ilgili makaleler ve dönemin mezheplerle ilgili düşünce yapısını yansıtan eserler incelenmiştir. Araştırmada buhranlı zamanda yaşanan mezhep tartışmalarının temelde hangi meseleyi merkeze alıp onu çözmeye çalıştığı tespit edilmiş ve dönemin tasvîri yapılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde Osmanlı'nın son döneminde İslâm mezhepleri tarihi çalışmaları, Mezhepler Tarihinin ders oluş süreci, İslâm dünyasının Doğu-Batı ilişkileri, devletin dağılması sürecinde din-devlet-siyaset tartışmalarında ortaya çıkan akımlar ve dinî hayata yön veren geleneksel eğitim kurumları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Osmanlı'nın mezhebî yapılanması, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası'nda mezhepler hakkında yazı yazanların yanı sıra onların çalışmaları, Osmanlı coğrafyasında yaşayan İslâm mezhepleri ile İslâm'dan farklılaşan mezhepler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise söz konusu dergilerde imâmet ve hilâfet, teceddüd ve terakki, kaza ve kader, iman-amel münasebeti, takrîbü'l-mezâhib, ittihâd-ı İslâm, mehdîlik, ictihad ve taklid gibi kelâmî ve mezhebî konular ve problemler tartışılmıştır.

Dinler tarihiMezheplerMezhepler tarihi+3
Süleyman Çam
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yemen bölgesiyle ilişkili Kur'ân kıssalarının tarihsel ve kültürel açıdan tahlili

Bu araştırma Yemen bölgesiyle ilgili Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel tahlilini içermektedir. Araştırmanın amacı, söz konusu Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel gerçekliğini ortaya koymaktır. Hedefi ise ilgili kıssalardaki müphemlikleri vuzuha kavuşturmaktır. İlgili kıssalar tarih-vâkıa uyumu yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmaya dair literatür değerlendirmesine de yer verilmiştir. Birinci bölümde Kur'ân'da kıssa kavramı ve Kur'ân kıssalarına dair tartışmalı meseleler ele alınmıştır. İkinci bölümde İslâm öncesi dönemde Yemen tanıtılmış, Yemen kökenli Âd kavmi, Sebe' Melikesi ve Sebe' halkı kıssaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Yemen'le irtibatlı Lokman, Semûd kavmi, Medyen/Eyke halkı, Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssası ele alınmıştır. Araştırmamız neticesinde oryantalistlerin Kur'ân kıssalarının kaynağı meselesine ilmî değil ideolojik yaklaştıkları tespit edilmiştir. Nüzûl dönemi Araplarının araştırmamıza konu olan kıssaları sözlü kültür, ticaret ve göçler vesilesiyle bildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Tarihte ikinci bir Âd kavmi olmadığı kanaati hasıl olmuştur. Sebe' Melikesi'nin varlığına dair deliller ağır basmaktadır. Ancak kimliği tespit edilememiştir. Lokman'ın Yemenli Lokman b. Âd olduğu kanaatine varılmıştır. Medyenlilerin ve Eykelilerin aynı kavim oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd, kâfirlerdir. Söz konusu çukurlar Zûnüvâs ve maiyetindekiler tarafından Necran'da kazdırılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssasının teşekkülünde politik ve ekonomik kaygıların ön planda olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, araştırmamıza konu olan kıssaların tarihî ve kültürel gerçekliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

Dinler tarihiKur'an-ı KerimKıssalar+2
Elif Yazıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Zerdüşt'ün Gatha'sı üzerine bir araştırma

İran kültür havzasında doğan Zerdüştilik yaklaşık 3000 yılı aşkın geçmişe sahiptir. Tek tanrılı dinler arasında yer almaktadır. İran, Ortadoğu ve Orta Asya'nın dinsel, kültürel ve sosyal yapısında etkili olmuş bir dindir. Kadim Aryanlar döneminden kalma tarım ve göçebelik geleneklerini taşımakta olan Zerdüştilik kendine özgü teoloji, ritüel, eskatoloji ve ahlak anlayışına sahiptir. Monoteist yapısı, düalist anlayışı ve muhafazakâr geleneğiyle varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Sasanilerin yıkılmasıyla Zerdüştilik gerileme sürecine girmiştir. Milli bir dine dönüşerek varlığını İran, Hindistan ve diasporada devam ettirmektedir. Zerdüştiliğin geçirdiği dönüşümleri, diğer din ve kültürlere etkilerini anlamada Avesta ve Zendler temel kaynaktır. Zerdüştiliğin kendi içindeki değişim, dönüşüm ve farklılaşmasını anlamada ise Avesta'nın Gatha bölümü oldukça önemlidir. Günümüz modern Zerdüştiliği Gatha merkezli din anlayışına dayanmaktadır.

Din felsefesiDinlerDinler tarihi+5
Mahmut Polat
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nag Hammadi literatüründe sethiyanizm

Bu çalışma Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında yaşamış gnostik akımlardan birisi olan Sethiyanizm'i konu almaktadır. İsmini Adem ve Havva'nın üçüncü oğulları Şit'den alan bu dini hareket ilk kez Nag Hammadi literatürünün keşfedilmesi ile ön plana çıkmıştır. Yapılan bu çalışmada Sethiyanizm'i heresiolojik literatürün etkisinde kalmadan sadece kendi kutsal metinlerinin ışığında değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma içinde Sethiyan metinlerdeki mitler, tanrıların doğuşu, insanın yaratılışı ve kurtuluş doktrini olmak üzere üç parçada incelenmiştir. Sethiyanizm aşkın bir ilk prensipten sudur etmiş kutsal varlıklardan oluşan karmaşık bir kozmolojiye sahiptir. Maddi dünya ise kozmik bir kaza sonucu doğan kötücül bir demiurgos tarafından yaratılmıştır. İnsan, ruhsal özü ile Pleroma olarak bilinen göksel âleme, vücudu ile maddi âleme aittir. İnsanlık durumundan kaynaklanan bütün acıların sebebi bu iki zıt doğa arasındaki çatışmadır. Kurutuluş ise sadece kutsal özün tekrar göksel âleme yükselmesi ile gerçekleşir. Anahtar kelimeler: Sethiyanizm, Nag Hammadi, Gnostisizm, Demiurgos.

Din felsefesiDini akımlarDini hareketler+7
Hasan Şanlı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tapınak Şövalyeleri (Kuruluşu, yükselişi, kurumsal yapısı ve düşüşü)

XI. yüzyılın sonlarına gelindiğinde dünya, Batı'da Katolik Hristiyan Kilisesi, Doğu'da Ortodoks Kilisesi, Müslüman Türk ve Arapların oluşturduğu güç denkleminin Ortadoğu coğrafyasındaki büyük mücadelesine sahne oldu. Papa II. Urbanus tarafından 1095 Clermont Konsili'nde tohumları atılan ve yaklaşık iki asır boyunca devam eden bu savaş silsilesi, "Haçlı Seferleri" gibi dinî bir tabirle ifade edilse de, politik ve ekonomik çıkarların ön plana çıktığı uluslararası bir savaş halini aldı. Kudüs'ü kurtarma sloganıyla 1096'da Doğu'ya gelen Birinci Haçlı orduları, 1099 yılında Kudüs'ü Müslümanlardan alarak burada siyasi bir otorite kurdular. Kudüs'ün Müslümanlardan alınması, Avrupa toplumunda büyük bir sevinç yaratmış ve Avrupa toplumunun neredeyse her kesiminden insanlar, hac ibadetlerini ifa etmek için Kudüs'e akın etmeye başlamıştı. Tapınak Şövalyeleri de, hac ibadetinin yarattığı coşku ve şartların bir tezahürü olarak ortaya çıkan bir örgüt oldu. Avrupa'dan Kudüs'e gelen hacı adaylarını Müslümanların saldırılarından koruma gibi bir amaç edinen Tapınak Şövalyeleri, yoksulluk, itaat ve erdenlik yemini ederek o dönem için emsali olmayan dinî-askeri karakterli bir örgüt olarak ortaya çıktı. Kuruluşundan çok kısa bir süre sonra, Papalık tarafından resmi bir örgüt olarak tanınan Tapınak Şövalyeleri, bu durumla birlikte büyük bir yükseliş göstererek Avrupa'nın en zengin ve en prestijli örgütü haline geldi. Sahip olduğu zenginlik ve askeri karakteriyle Haçlı Seferleri'nin asli bir unsuru haline gelen Tapınak Şövalyeleri, bu seferlerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra sorgulanmaya hatta ihanetle suçlanmaya başlamışlardı. Yükselişleri gibi düşüşleri de çok hızlı gerçekleşen Tapınak Şövalyeleri, 1312 yılında Papalık tarafından resmi olarak ilga edilmiş, fakat arkalarında bitmek bilmeyen soru işaretleri bırakmışlardı. Çalışmamızda, Tapınak Şövalyeleri'nin asıl kuruluş amaçlarının ne olduğu, kısa sürede yükselerek dönemin en zengin ve en güçlü örgütü haline gelemelerini sağlayan faktörlerin neler olduğunu, Haçlı Sefeleri'nde hangi anlamda nasıl aktif bir rol üstlendiklerini ve yargılanmalarına sebep olan olayların perde arkasında yatan gerçeklerin neler olduğunu dönemin kaynakları ve modern çalışmaların desteğiyle ortaya koymaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Tapınak Şövalyeleri, Süleyman Tapınağı, Haçlı Seferleri, Kudüs, Papalık, Kral IV. Philip.

Dinler tarihiFilistin-KudüsHaçlı seferleri+2
Muhittin Çeken
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects