Hospitals-public
59 theses under this subject heading
Türk hukuku açısından bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi
Bu çalışmada uygulamada sıklıkla karşılaşılmaya başlanan bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi incelenmektedir. Sözleşme hasta, hekim ve özel hastane üçgeninde meydana gelen akdi ilişkilerden oluşmaktadır. Taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümüne ışık tutması amacıyla sözleşmenin taraflarının aralarındaki ilişki, ilişkilerin hukuki nitelikleri, tarafların akdi yükümlülükleri ve sona erme halleri öğretide yer alan görüşler ve yargı kararları ile birlikte ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hasta, Hekim, Özel Hastane İşletmecisi, Sözleşme, Hukuki Nitelik, Yükümlülük, Yükümlülüklerin İhlali.
Kilis Devlet Hastanesine başvuran ve anti HCV pozitif saptanan hastalarda HCV RNA ve genotip dağılımının araştırılması
Bu araştırmada Kilis Devlet Hastanesine başvuran ve anti HCV pozitif saptanan hastalarda HCV RNA ve genotip dağılımının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Kilis Devlet Hastanesi'ne başvurup hepatit panelleri istemiyle kan örneği alınan ve anti-HCV pozitif tespit edilen 104 hastanın serumları toplanarak çalışılıncaya kadar -80°C de saklanmıştır. Anti HCV'leri ELISA yöntemiyle (Architect i2000, Abbott, Almanya) pozitif saptanan numunelerde Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji laboratuvarında HCV RNA araştırıldı. HCV RNA pozitif saptanan 61 örnekte üretici firmanın önerileri doğrultusunda, (Qiagen, Hilden Almanya) genotip çalışıldı. Altmış bir örneğin üçünde belirgin bir genotip saptanamadı. Genotip saptanan 58 hastanın 31'i (%53.4) kadın, 27'si (%46.6) erkek olup, 27'sinin (%46.6) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 31'inin (%53.4) ise yabancı Uyruklu olduğu görüldü. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 27 kişide etkin olarak Tip 1b (%40.7), yabancı uyruklu 31 kişide ise en fazla görülen genotipin Tip 4 (%64.5) olduğu saptandı. Genotip dağılımının cinsiyet ile anlamlı bir farklılığı olmadığı saptandı. Baskın tipler olan Tip 1 ve Tip 4'ün ileri yaşlarda daha yüksek oranlarda olduğu görüldü. Çalışmada elde edilen bulgular, yabancı uyruklularda Tip 4 ve Tip 5'in daha fazla olduğunu göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında ise Tip 1b'nin sık olduğu görülmektedir. Bu da, bölgedeki mültecilerin hastalığı kendi ülkelerinden getirdiğini düşündürmektedir. Çalışmamız, yabancı uyruklu kişilerdeki genotip dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Yine tedavi rejimlerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında daha dikkatli planlanmasının gerekliliğini gözler önüne sermektedir.
Assessment of knowledge and attitudes about infection prevention among health care workers in kirkuk city hospitals
Hastane kaynaklı enfeksiyonlar (HKE), hastanede daha uzun süre kalma, daha yüksek ölüm oranı ve daha pahalı tıbbi bakım için bir faktördür. HKE önleme ve yönetimi çok önemli halk sağlığı sorunlarıdır. Her türlü işte güvenlik esastır, ancak özellikle sağlık hizmetleri ortamlarında daha da önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının rutin enfeksiyon kontrol uygulamalarına yönelik bilgi ve tutumlarını değerlendirmekti. Çalışmanın tasarımında nicel araştırma kullanıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırma yapıldı. Araştırma, Kerkük ilindeki 2 hastaneden (Kerkük Genel Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi) olasılıksız örnekleme (kolayda örnekleme) yöntemiyle seçilen 200 sağlık çalışanı ile gerçekleştirildi. Kendi kendine uygulanan yapılandırılmış bir anket kullanarak çalışma yapıldı. Bu anket önce toplum sağlığı alanında farklı üniversite profesörlerinden 10 kişilik bir uzman grubuna sunuldu ve üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Çalışmada kullanılan anket üç bölümden oluştu. İlk bölüm, sağlık çalışanlarının demografik ve mesleki bilgilerine ilişkin sorular içermekte olup, ikinci ve üçüncü bölümler sırasıyla enfeksiyon kontrol standart önlemlerine ilişkin bilgi ve tutuma odaklandı. Yüzdelik analizlerle değerlendirme yapıldı. Çalışma sonuçlarına göre, sağlık çalışanlarının %67'sinin 20-29 yaş aralığında, %56'sinin kadın, %55,5'inin evli, %71'inin 1-5 hizmet yılına sahip, %63,5'inin lisans mezunu, %57'sinin hastane enfeksiyonları ile ilgili 2 eğitime katıldığı ve sağlık çalışanlarının %55'nin hemşire olduğu görüldü. Sağlık çalışanların hastane enfeksiyonları ile ilgili bilgi düzeyi sonuçlarına baktığımızda ise; hastane enfeksiyonlarından korunmak için bir hastanede bir rehber olduğunu sağlık çalışanlarının %85'nin bildiği, hastande kullanılan malzemelerle hastane enfeksiyonun taşındığını %88.5 sağlık çalışanının bildiği ancak sağlık çalışanlarının iğneleri kullandıktan sonra atarken kapatılması gerektiğini %78'nin bilmediği görüldü. Sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonlarına karşı tutum sonuçlarında ise; %91.5'nin doğru çalışma yöntemi ile hastane enfeksiyonlarından kurtulabileceğine katıldığı ancak her hastada yeni bir eldiven giyilmesine %29 oranında sağlık çalışanının katılmadığı gibi sonuçlar ortaya çıktı. Tüm sonuçlara bakıldığında sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonları konusunda bilgi ve tutum düzeylerinin iyi olduğu görülmesine rağmen sağlık çalışanlarına bu konuda düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilir.
Bir kamu hastanesinde görev yapmakta olan hekim ve hemşirelerin algılanan stres düzeyleri ve baş etme tarzlarının belirlenmesi
Hekimler ve hemşireler çalışma alanları gereği stresli meslek grupları arasında sayılmaktadırlar. Bu nedenle stres düzeylerinin ve stresle başetmede kullandıkları yöntemlerin belirlenmesi, özellikle çalışmanın yapıldığı pandemi döneminde önem kazanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, bir kamu hastanesinde çalışan hekim ve hemşirelerin algılanan stres düzeyleri ve baş etme tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şubat 2021-Nisan 2021 aylarında Ankara Şehir Hastanesinde çalışmakta olan hekim (N=2410) ve hemşireler (N=3900); örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden hekim (n=130) ve hemşireler (n=242) oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre hemşirelerin Algılanan Stres Ölçeği puanları hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p<0.005). Hekim ve hemşirelerin Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği alt boyutlarından aldıkları puanlarda; hekimlerin İyimser Yaklaşım alt boyutu puanı, hemşirelerin ise Çaresiz Yaklaşım ve Boyun Eğici Yaklaşım alt boyutu puanı daha yüksek çıkmıştır (p<0.005). Hekim ve hemşirelerin Kendine Güvenli Yaklaşım ve Sosyal Destek Arama alt boyutu puanları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak; hemşirelerin algılanan stres düzeylerinin hekimlere göre daha fazla olduğu; hemşirelerin stresle baş etmede hekimlere göre etkisiz yöntemlere daha fazla başvurduğu belirlenmiştir. Çalışmanın pandemi döneminin bitip, normal yaşama dönüldüğünde tekrar edilerek karşılaştırılması ve özellikle hemşirelere etkin baş etme yöntemlerini kullanmalarını sağlayacak uzun süreli psikososyal destek programları uygulanması önerilir.
Kamu hastanelerinde sağlık hizmetlerini faturalandırma yönetim süreçleri ve uygulamada yaşanan sorunların belirlenmesi
Birçok ülkede ve Türkiye'de, hızlı gelişen sektörlerin başında yer alan sağlık hizmetlerine, talep her geçen gün katlanarak artmaktadır. Sağlık hizmetlerine olan talepteki bu artış, sağlık harcamalarındaki artışları da beraberinde getirmektedir. Ülkeler, bütçe kalemleri içerisinde sağlık hizmetlerine ayrılan payı daha etkin ve verimli kullanabilmek, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak, harcamaları kontrol altına almak, maliyetleri azaltmak, hakkaniyetli ve uygulanabilir sağlık finans modeli için, her geçen gün daha fazla çaba göstermektedirler. Özellikle sağlık hizmetlerinde geri ödeme yöntemleri başta olmak üzere birçok etken, sağlık hizmetlerinin kalitesini ve sağlık hizmet sunucularının finansal yönetimini etkilemektedir. Bu çerçevede kamu sağlık hizmetlerinin devamlılığı ve finansal sürdürülebilirliği için gerekli olan, kamu hastaneleri faturalama yönetim süreçlerinde yaşanan sorunların belirlenmesi ve çözüm önerileri sunulması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla hazırlanan anket formu, Sağlık Bakanlığı'na bağlı rol tescil grubu B, AI ve AII olan hastanelerin fatura çalışanlarına gönüllülük esası çerçevesinde elektronik ortamda uygulanmıştır. Araştırmaya 312 katılımcı geri dönüş yapmış olup, araştırmada elde edilen verilere ilişkin yapılan faktör analizinde, kamu hastaneleri faturalama süreçlerinde etkili olan 7 temel sorunsal faktörün olduğu tespit edilmiştir. Bu faktörler; HBYS ve kullanıcı kaynaklı sorunlar (x̄=2,48), fatura oluşturma ve tahsilatına ilişkin sorunlar (x̄=3,19), sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasından kaynaklı sorunlar (x̄=4,15), denetim eksikliğinden kaynaklı sorunlar (x̄=3,45), kurum faturalama biriminden kaynaklı sorunlar (x̄=3,34), mevzuat kaynaklı sorunlar (x̄=2,92) ve son olarak ödeyici kurum kaynaklı sorunlardır (x̄=2,49). Bu faktörlerden bazılarının; yaş, cinsiyet, kurumda çalışma süresi, kurum statüsü ve katılımcıların meslek gruplarına göre farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu sorunlara yönelik olarak; faturalama süreçlerinin yeniden tasarlanması, konuyla ilgili personellere rutin eğitimlerin verilmesi, denetimlerin sıklaştırılması, paydaşlarla etkili iletişim, yasal mevzuat değişikliği için gerekli alt yapının hazırlanması ve sağlık sunucularına, piyasa koşullarında geri ödemelerin yapılması, vb. adımların atılması, sorunların çözümüne önemli derecede katkı sunacağı düşünülmektedir.
Adana il merkezi kamu hastaneleri çocuk yoğun bakım ünitelerinde cheltenham hasta sınıflama skalasına göre hemşirelerin iş yükünü etkileyen faktörler
Yoğun bakım üniteleri, hemşirelerin iş yükünün oldukça fazla olduğu, ani kararlar verebilme ve müdahale edebilme becerileri gerektiren kompleks ünitelerdir. Hemşireler tarafından dile getirilen en önemli iş streslerinden biri fazla iş yüküdür. Bu çalışma, Çocuk Yoğun Bakımda çalışan hemşirelerin iş yükünü ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla planlandı. Araştırma, 1 Kasım 2016- 30 Kasım 2016 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitelerinde kesitsel olarak gerçekleştirildi. Veriler, "Hemşire Tanıtıcı Özellikler ve İş Yükü Formu", "İş Yükü Ölçeği", "Cheltenham Hasta Sınıflandırma Ölçeği, Yoğun Bakım Hemşire Aktiviteleri formu" hemşireler tarafından doldurularak toplandı İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay ve kurumlardan resmi izin alındı. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30.90±5.97 idi. Hemşirelerin %72.6'sı lisans mezunu, %54.8'inin mesleki deneyim 5 yıl ve daha azdır. Hemşirelerin %60'ı günlük ortalama 2 hasta bakmaktadır. Hemşirelerin %47.9'u iş yükünü fazla, %43.8'i ise çok fazla olarak nitelendirdi. Hemşirelere göre iş yükünü artıran faktörlerin başında, hemşirelerin görev dışı işleri yapması gelmektedir (%32.4). Hastaların %2.2'si Tip 1 sınıfı hasta, %8.8'i Tip 2 sınıfı hasta %22.2'si Tip 3 sınıfı hasta, %66.6'sı Tip 4 sınıfı hasta grubundadır. Hemşirelerin, Kategori 1 için %35.4, Kategori 2 için %24.9, Kategori 3 için %18.3, Kategori 4 için % 6.5, Kategori 5 için %14.5, Kategori 6 için %0.1 zaman ayırdıkları belirlendi. Buna göre hemşirelerin, direkt hemşirelik uygulamalarına %60.4 (Kategori 1 ve 2) oranında zaman ayırdıkları belirlendi, hemşireler çalışma sürelerinin yarıdan fazlasını hastaları ile ilgili direkt bakıma ayırmaktadır. Hemşirelerin iş yükünün azaltılmasına yönelik faaliyetlerin arttırılması, hemşirelerin bakım verdikleri hasta sayısının dağılımının dengeli olması, bakım gereksinimlerinin dikkate alınması önerilebilir.
İskenderun'da bir Devlet Hastanesinin genel cerrahi kliniğinde periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit gelişme durumu ve etkileyen durumların belirlenmesi
Bu araştırma, periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit gelişme durumunu ve etkileyen durumların belirlenmesi amacıyla yapılmış, kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma, İskenderun Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde 1 Şubat-31 Mayıs 2016 tarihleri arasında yapıldı. Veriler, Hasta Tanımlama Formu ve Periferik Venöz Kateter ve Tedaviye Yönelik Bilgi Formu kullanılarak toplandı. Flebit ve derecesini tanımlamak amacıyla Görsel Flebit Tanılama Ölçeği kullanıldı. Veri toplama formları hastaların birinci (intravenöz kateter uygulandıktan en az 24 saat sonra), üçüncü ve beşinci yatış günlerinde araştırmacı tarafından dolduruldu. Araştırmanın örneklemini; cerrahi servisinde yatan, en az 24 saattir periferik intravenöz kateter takılan ve örneklem ölçütlerini sağlayan 80 gönüllü hasta oluşturdu. Flebit gelişme hızı %43,75 olarak saptandı. Gelişen flebitlerin çoğu ikinci derece idi ve %22.50'si üçüncü gün gelişti. Çoklu Lojistik Regresyon Analizi sonuçlarına göre erkek cinsiyette olmanın flebit oranının artmasında en etkili faktör olduğu saptandı (OR: 1.21, CI: 0.68-1.49) (p<0.05). Diğer değişkenler (Yaş, kronik hastalıklar, kateter numarası, anatomik bölge, PİK içi antibiyotik ve sıvı uygulaması) flebit gelişmesinde etkili bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak hastaların yarısına yakınında flebit gelişti. Hemşirelerin, flebit için risk oluşturan etmenleri bilmeleri, hastalarını bu yönden daha yakından izlemeleri önerildi. Anahtar Kelimeler: Periferik İntravenöz Kateter, Flebit, Hemşirelik
Diyarbakır bölge hastanelerinin iş güvenliği ve sağlığı bakımından araştırılması
İş sağlığı kavramı günümüz iş dünyasının üzerinde durduğu önemli bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. İş sağlığının amacı; Yapılan iş nedeniyle ortaya çıkabilecek her türlü hastalıklardan ve risklerden korunmak için gerekli asgari çalışma ortamını oluşturmak ve çalışma koşullarında yeterli düzenlemeleri yapmaktır. İSG' nin amacı, çalışanlar başta olmak üzere, işletmeyi ve çevredeki insanları korumaktır. İnsan yaşamının öncelikli olması, sağlıklı nesillerin yetişmesini sağlamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği kavramı, işveren, üretim, verimlilik, çalışma ortamı, kısacası tüm organizasyonu ilgilendiren bir kavramdır. Tüm çalışanların fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan iyi durumda olmasını sağlamak, çalışanları mevcut çalışma koşulları nedeniyle oluşabilecek risklerden korumak ve çalışanları istihdam etmek için herhangi bir meslek ayrımı yapılmaksızın tüm çabalar sarf edilmektedir. Çalışmamızda materyal olarak Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde hem iş ortamının hem de hastane çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısında durumlarını ortaya koymak ve çalışanların bu iş sağlığı ve güvenliği alanındaki bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama aşamasından sonra, anket sorularının yanıtlara göre değerlendirilmesi ve hedeflenen oranın istatistiksel olarak değerlendirilmesinde, yüzde frekans tablosu analizi uygulanmıştır. İstatistik analizler SPSS paket programında yapılmıştır. Çalışmanın amacı; hastanede çalışan personellerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgi tutum ve davranışlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte tasarlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma 2019 yılında, çalışan Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görevli bireylere uygulanmıştır. Farklı meslek gruplarından gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 166 kişiden veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS Statistics 21 paket programında analiz edildi. Verilerin normallik analizi Kalmagorov-Smirnov testi ile yapıldı ve boyutların non-parametrik olduğu görüldü. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre ölçekten aldıkları puan ortalamalarının karşılaştırılmasında non-parametrik testlerden mann-Whitney U (MWU) ve Kruskal-Wallis testi ile kullanıldı. Analizler için %95 güven düzeyinde anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde iş sağılığı ve güvenliği alanında oldukça yeterli olduğu görülmüştür. Fakat çalışanların işe başlama ve sonrasında koruyucu aşı yaptırmadığı, özellikle işe yeni başlayan, ilk ve orta eğitim düzeyine sahip ve radyoloji ve laboratuvarlarla çalışanlara iş sağılığı ve güvenliği alanında eğitim, seminer ve uygulamalı eğitim verilmesi önerilmektedir.
Gaziantep ili kamu hastanelerinde verilen taşımalı yemek hizmetlerinin değerlendirilmesi
Begüm UĞURLU, Gaziantep İli Kamu Hastanelerinde Verilen Taşımalı Yemek Hizmetlerinin Değerlendirilmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışma Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep il merkezindeki dört kamu hastanesinde, hastane yemekhanesinde yemek yiyen toplam 575 hastane personeline verilen taşımalı yemek hizmetinin toplu beslenme sistemleri açısından değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya katılan personele verilen toplu beslenme hizmeti ile ilgili görüşleri sorulup, 5'li Likert tipi ölçeklendirme ile çok kötü, kötü, orta, iyi ve çok iyi şeklinde değerlendirilmiştir. Çalışmada yapılan değerlendirme sonuçlarına göre, yemeklerin beğeni kriterlerinin dağılımına bakıldığında; bireyler toplam olarak sırasıyla yemeklerin kıvamını (%40,3), görüntüsünü (%36,0), sıcaklığını (%35,0), pişme oranını (%34,0), kokusunu (%33,5), yeterli ve dengeli beslenme açısından elverişliliğini (%33,0) ve ekmeğin kalitesini (%32,0) orta düzeyde beğenmiştir. Çok kötü değerlendirilen seçenekler ise sırasıyla yemeklerin yağ oranı (%35) ile yemeklerin uyumu (%23,0) olmuştur. En yüksek beğeni oranı ise; yemek miktarının yeterliliğinin/doyuruculuğunun (%31,0) iyi olarak değerlendirilmesinde görülmüştür. Yemekhanelerin fiziki özelliklerinden havalandırmanın çok kötü (%40,0) olarak değerlendirildiği, hastanede yemek kokusundan şikâyetin de yüksek düzeyde (%36,0) olduğu saptanmıştır. Taşımalı yemek hizmeti verilen kurumlarda bireyler yemekhane genel temizliğini (%37,4) ve yemek takımlarının temizliğini (%35,7) orta düzeyde değerlendirirken, yemekhane personelinin temizliğini (%43,0) iyi olarak değerlendirmişlerdir. Benzer şekilde yemekhane personelinin servis sırasındaki tutum ve davranışı da (%41,2) iyi olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; çalışmanın yapıldığı hastanelerde verilen taşımalı yemek hizmeti sunum biçiminden memnuniyetin orta düzeyde (%38,0) olduğu saptanmıştır. Hastaneler arası değerlendirmede de yemeklerin yağ oranı hepsinde çok kötü olarak değerlendirilirken, yemek miktarının yeterliliği/doyuruculuğu iyi olarak değerlendirilmiş ve değerlendirmelerde anlamlı bir fark bulunmuştur (p≤0,05). Memnuniyet oranının artırılması için yemeklerin sübjektif özellikleri iyileştirilmeli, standart yemek tariflerine bağlı aynı kalitede yemek üretimi verilmeli ve servis sırasında yemek kalitesini etkileyecek iyileştirici önlemler alınmalıdır. Anahtar sözcükler: toplu beslenme, yemek hizmeti, memnuniyet, hastane, hijyen.
Mardin ili kamu hastanelerinde görev yapan ameliyathane hemşirelerinin ameliyathanenin yönetimine yönelik tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalıĢma ameliyathane hemĢirelerinin, ameliyathanenin yönetimine yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıĢtır. ÇalıĢma verileri 1 Temmuz 2019 - 29 ġubat 2020 tarihleri arasında Mardin ilinde yer alan devlet hastanelerinin ameliyathane servislerinde Sosyodemografik Özellikler Veri Formu ve Ameliyathane Yönetimi Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıĢtır. AraĢtırmanın örnekleminde 76 hemĢire yer aldı. HemĢirelerin yaĢ ortalaması 33.76±6.31 ve 47.4‟si kadın, % 73.7‟si evli, % 68.4‟ü lisans mezunuydu. Ameliyathane Yönetimi Tutum Ölçeği puan ortalamalarında en yüksek puan alınan alt boyut "stres ve tükenmiĢlik" iken en düĢük puanın "liderlik" alt boyutunda olduğu belirlendi. Güven alt boyutunda kadınların erkeklere göre daha yüksek puan ortalamasına sahip oldukları belirlendi (p<0.05). Ekip çalıĢması alt boyutunda ise mesleki deneyimi 7- 12 yıl arasında olanların puan ortalamaları daha yüksekti (p<0.05). Ameliyathanede çalıĢma yılına göre 5-9 yıl arasında çalıĢanların bilgi paylaĢama alt boyutunda puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi. Medeni durum ve ameliyathanede çalıĢma konusunda eğitim alma durumu ile ölçek alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıĢtır (p>0.05). Sonuç olarak; bu araĢtırmada hemĢirelerin stres ve tükenmiĢlik durumlarının ameliyathane yönetimi tutumlarını etkilediği ve liderlik eden kiĢinin de bu tutumlarının belirlenmesinde etken olduğu görülmüĢtür. HemĢirelerin meslekte çalıĢma ve ameliyathanede çalıĢma süresi ekip üyeleri ile iĢbirliği yapma konusunda etkili bulunmuĢtur. HemĢirelerin ameliyathane yönetiminde etkili olmak adına tecrübeli olan ekip üyelerinin kliniklerde rehber rol üstlenmeleri, ekip üyelerinin verimliliğini azaltan stres ve tükenmiĢliği azaltabilmek için sürekli iletiĢim halinde olmaları ve paylaĢımda bulunmaları gerekmektedir. Liderlik yönünün geliĢtirilebilmesi için de hemĢireler mesleki geliĢimlerini arttıracak eğitimlere katılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Yönetim, HemĢirelik, Cerrahi HemĢireliği
Balıkesir Devlet Hastanesi'nde Maliyetlerin belirlenmesi ve performans analizi
Birer sağlık kurumu olarak hastaneler, belirli düzeydeki sağlık hizmetlerini en düşük maliyetle ve maksimum nicelikte ve nitelikte üretmesi beklenen kuruluşlardır. Bu amaca hastane süreçlerine çağdaş yönetim tekniklerinin uygulanması ile ulaşılabilir. Birer çağdaş yönetim tekniği olan maliyet etkinlik ve performans analizleri yöneticiye hastane faaliyetlerinin planlanması, karar verme ve denetleme süreçlerinde yardımcı bir araçtır. Bu çalışmada Balıkesir Devlet Hastanesi'nin 1996 yılına ait verileri kullanılmıştır. Maliyet merkezleri esas ve yardımcı maliyet merkezleri olmak üzere başlıca iki grupta toplanabilir. Esas maliyet merkezleri yatan hasta servisleri, poliklinikler, laboratuvarlar, röntgen, acil servis, fizyoterapi ünitesi ve hemodiyaliz bölümleridir. Eczane, yönetim ve diğer destek hizmet merkezleri ise yardımcı maliyet merkezleridir. Direkt ilk madde malzeme giderleri, direkt personel giderleri ve genel üretim giderleri tanımlanıp, uygun ölçütler kullanılarak esas ve yardımcı maliyet merkezlerine dağıtılmıştır (Birinci dağıtım). İkinci dağıtımda ise yardımcı maliyet merkezlerindeki maliyetler esas maliyet merkezlerine dağıtılmıştır. Daha sonra hastane ve servis boyuntunda maliyetler, gelir-gider etkinliği, toplam maliyetler içerisindeki harcama kalemleri ve yatak etkinlik göstergeleri hesaplanabilmiştir. 1996 yılında hastanenin 400 kadro ve 415 fiili yatak kapasitesi vardır. Kapasite Kullanım Oranı yüzde 64.5, Ortalama Yatış Süresi 5.6 gün, Yatak Devir Hızı 42 hastadır. Hasta günü maliyeti 3.199.000 TL yatak maliyeti 753.544.000 TL hasta maliyeti 17.980.000 TL olarak bulunmuştur. Hekim başına 2.9 dolu yatak, 191 yatan hasta, 3.2' hemşire düşmektedir. Toplam hastane geliri 253.985.150.000 TL'dir. Hastane servisleri arasında kapasite kullanım oranı, ortalama yatış süresi ve yatak devir hızı açısından farklılıklar vardır. Hastane yönetimi tarafından bu durumun kaynak dağıtımı sürecinde dikkate alınması gerekmektedir.
2010 ve 2011 yıllarında Sağlık Bakanlığı yataklı tedavi kurumlarında antibiyotik kullanımı ve tüketiminin retrospektif analizi
Sağlık hizmeti sunumunda ilaç vazgeçilemez bir unsurdur. İktisadi açıdan değerlendirildiğinde ise kullanım ve değişim değerine sahip, kullanım belirleyicisinin hekim veya eczacı olduğu, tüketicinin talep elastikiyetinin sıfır olduğu bir metadır. İlaç kullanımı araştırmaları; ilaç kullanım alışkanlıkları, kullanım belirleyicilerinin profilleri ve kullanım çıktısı yani sağlık kalitesi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar.Malzeme Kaynakları Yönetimi Sistemi (MKYS), Sağlık Bakanlığı?na bağlı yataklı tedavi kurumları ve bağlı kuruluşlarındaki envanter kayıtlarının takip edildiği ve stok yönetiminin yapıldığı bir sistemdir. Bu tez çalışmasında verilerin kaynağı olarak, MKYS?de ATC sınıflandırma sistemine göre tasnif edilen ilaç kullanım verileri alınmış ve 2010-2011 yılları antibiyotik kullanımının retrospektif analizi yapılmıştır. Sonuç olarak; OECD ölçeklerindeki diğer ülkelerde olduğu gibi enfeksiyon hastalıklarının halen yaygın bir sorun olduğu ve antibiyotik tüketiminin fazla olduğu, Türkiye ilaç piyasasının oligopol piyasa özelliği taşıdığı, yıllar itibariyle yeni jenerasyon antibiyotiklerin tüketiminin hızla arttığı ve direncin gelişmesini tetikleyici kullanım alışkanlıkları olduğu, jenerik ürünleri olan ilaçların tercihi ile maliyetlerin azaltılabileceği, bölgeler arası antibiyotik tüketimlerinin ve hatta aynı bölge içerisinde yıllar itibariyle antibiyotik tüketimlerinin büyük ölçüde değişebildiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: ilaç kullanımı araştırması, antibiyotik
Kurum imajının müşteri memnuniyetine etkisi: Kamu- özel hastane örneği
Bu araştırmanın amacı, hastane işletmelerinde kurumsal imajın hasta memnuniyetine etkisinin incelenmesidir. Hastane türüne göre (kamu- özel) göre farklılık gösterip göstermediğini de ortaya koymaktır. Bu amaca ulaşmak için belirlenen bir kamu ve özel hastaneden hizmet alan hastalar araştırmanın evreni olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklem büyüklüğü her hastane için 250 olmak üzere toplam 500 olarak belirlenmiştir. Veri toplama sürecinde kolayda örneklem yönteminden yararlanılmıştır. Veriler yüz yüze anket tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS 20 paket programında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda kurumsal imaj ile hasta memnuniyeti arasında pozitif yönlü bir ilişki varken, hasta memnuniyetinin hastane türüne göre farklı olmadığı görülmüştür. Son olarak, demografik özelliklere göre tercih edilen hastane türleri incelendiğinde cinsiyet, yaş, meslek, gelir düzeyi ve eğitim düzeyi gibi tüm demografik özelliklere göre tercih edilen hastane türlerinin farklılık gösterdiği saptanmıştır.
Kamu hastanelerinde yönetim sorunları algıları üzerine bir araştırma: Kastamonu örneği
Sağlık hizmetlerinin odağında insan olduğundan ülkeler ekonomilerinin önemli bir parçasını sağlık giderlerine ayırmaktadır. Ekonomik olarak böylesine yüksek bir paya sahip sağlık hizmetlerinin yönetim ve organizasyonunun etkili bir şekilde işlemesi gerekmektedir. Sağlık hizmetinin lokomotifleri olan hastanelerin diğer hizmet sektörlerinden ayrı özelliklere sahip olması hastane yönetiminin bilimsel yönetim anlayışıyla ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda sağlık hizmetlerini sunan kamu hastanelerinin yönetilmesinde gerekli özen gösterilmeli ve müşteri memnuniyetini arttırabilmek için yeni uygulamalar geliştirmelidirler. Bu kapsamda gerçekleştirilen hastane yönetim sorunları algıları üzerine yapılan araştırma dört ana başlıkta irdelenmiştir. İlk olarak yönetim ve organizasyon kavramsal çerçevede açıklanmıştır. İkinci olarak sağlık hizmeti kavramları ve kamu hastaneleri yönetim ve yönetim fonksiyonları açıklanmıştır. Üçüncü olarak konu ile ilgili literatür araştırması yapılmış ve Kastamonu Devlet Hastanesi çalışanları üzerine ampirik anket çalışması yapılmış ve 280 kişiye uygulanan anket çalışmasının analizinde SPSS programından faydalanılmıştır ve anket güvenilirlik katsayısı 0,924 olarak saptanmıştır. Bu bölümde analizler sonuçları kısa açıklamalarla desteklenmiştir. Son bölümde kamu hastanelerinde karşılaşılan temel yönetim sorunlarının neler olduğu ve nasıl üstesinden gelinebileceği konusunda savlar ileri sürülmüştür. Araştırma sonucunda kurumda yönetsel sorunların kaynağının; yöneticilerin yetkinliğine, kurum içerisinde personel dağılımına, adil yönetime, yönetim ile personel arasındaki iletişime, hizmet alanlardan yapılan geri dönüşlerin dikkate alınmamasına bağlı olduğu tespit edilmiştir.
Bir devlet hastanesinde çalışan hemşirelerde obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'nde hemşire kadrosunda çalışanlar (sağlık memuru, ebe, hemşire) üzerinde obezite sıklığının belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'inde belirlenen tarihler arasında çalışan 206 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamı alınmıştır. 174(%84,46) sağlık personeli araştırma grubunu oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Obezite Değerlendirme Formu bulunan anket formu uygulandı. Araştırmada veri analizi SPSS(ver: 22.0) programında yapıldı.anket sonuçlarına ilişkin verilerin analizinde; Kruskal Walls Testi, Mann-Withney U Testi ve Ki kare testleri kullanıldı. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının %54.5'i normal kiloda (95 kişi) iken, %31'i (54) fazla kilolu, %11,5'i (20 kişi) obez olarak değerlendirilmiştir. Öte yandan sağlık çalışanlarının %2.9'u (5 kişi) zayıf grubunda yer almaktadır. Hemşirelerde obeziteyi etkileyen faktörler incelendiğinde; evli olan sağlık çalışanlarında, sağlık memurlarında, eğitim düzeyi düşük olanlarda, çalışma yılı yüksek olanlarda, şu anda çalışmış olduğu kurumda çalışma yılı fazla olanlarda, çocuk sayısı fazla olanlarda, aşırı kilolu olduğunu düşünenlerde, cerrahi tedavi alanlarda, kronik hastalığı olanlarda ve daha az yürüyenlerde obezite sıklığı yüksek bulundu. Sonuç olarak Sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksektir ve obezite sıklığını arttıran birtakım faktörler kontrol altında alınabilir ve engellenebilir özelliktedir. Obezite konusunda bilinçli ve örnek olması gereken sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksek olmakla beraber, sağlıklı beslenmeyle ilgili farkındalık oluşturacak şekilde eğitim programlarının düzenlenmesi obezite sıklığının düşürülmesi yönünden önemli olduğu görüşüne varıldı.
Stratejik seçimlerde değerlerin rolünün belirlenmesi: Libya sağlık bakanlığına bağlı hastanelerde bir inceleme
Stratejik seçim, örgütün hedeflerine ulaşması için olası seçeneklerin belirlenmesi sürecinin bir sonucu olarak tanımlanılabilir. Stratejik seçim, yönetimsel bir faaliyettir ve literatürde, değerlerin insanların yaptıkları seçimleri etkilediği ve verdikleri kararlarda ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Değerler, eylemin en güçlü ilham kaynaklarıdır. Sonuçta, stratejik seçim süreci bir değerler aynası olarak düşünülebilir. Kar amacı güden örgütler için, strateji kavramı yaygın bir kullanıma sahiptir ve stratejik seçim işlemi araştırmacıların dikkatini çekmektedir, ancak kamu örgütlerinde strateji ile ilgili sınırlı araştırmalar bulunmaktadır. Dahası, araştırmaya uygun niş bir alan olarak, devlet hastanelerinin stratejik seçim süreçleri açısından incelenmesi gerekmektedir. Hastaneler, sadece hastalığın teşhis ve tedavi edildiği yerler değil aynı zamanda yönetilmesi gereken örgütlerdir. Bu açıklamalardan hareketle, çalışmanın ana amacı, Libya'daki kamu hastanelerinde stratejik seçimi belirleyen faktörlerle ilgili olarak yöneticilerin algıları üzerinde bireysel değerlerin ve örgütsel değerlerin rolünü açıklamaktır. Literatüre uygun biçimde, amaçsal değerler ve araçsal değerler bireysel değerler olarak kabul edilmiş ve örgütsel değerler de değerlerin farklı bir yönü olarak dikkate alınmıştır. Ayrıca, literatürde stratejik seçimle ilgili olarak açıklandığı üzere, yöneticilerin dışsal kontrol, örgütsel kaynaklar, kamu örgütünün doğası, örgütsel amaçlar, zaman yönelimi ve liderlik ile ilgili algılarının stratejik seçimin belirleyici faktörleri olduğu kabul edilmiştir. Çalışmanın temel amacına dayanarak Libya Sağlık Bakanlığı'na bağlı kamu hastanelerinin üst düzey yöneticileri ile ampirik bir araştırma yürütülmüştür. Çalışmanın verileri anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkileri araştırmak için korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Böylece, çalışmanın hipotezleri istatistiksel analizler ile test edilmiştir. Bu bağlamda, bu çalışmanın bulguları, Libya kamu hastanelerinin üst düzey yöneticilerinin, değerlerin stratejik seçim sürecindeki rolüyle ilgili farkındalıklarını artırmalarına yardımcı olacaktır.
Sağlık işletmelerinde algılanan hizmet kalitesi ve Ankara'da hastane türlerine göre bir araştırma
Sağlık hizmetlerinin amacı insanın fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak sağlığının korunması, iyileştirilmesi ve bu durumun sürekliliğinin sağlanarak toplumun refah düzeyinin ve mutluluğunun geliştirilmesidir. Bütün hizmet kuruluşlarında olduğu gibi, sağlık kuruluşlarında da hizmet kalitesi önemli yer tutmaktadır.Bundan dolayıdır ki işletmelerin hizmet kalitesi için ortaya koydukları tüm çabaların yarattıkları etkilerin ölçülmesi, hizmeti alan müşterilerin sunulan hizmetleri nasıl algıladıkları, kalitenin hangi boyutlarında nasıl farklılıklar gösterdikleri ve elde edilen bu sonuçlara göre yeni tedbirlerin alınması sürekli iyileştirmenin anahtarı olmaktadır.Yukarıda ele alınan koşullar çerçevesinde bu çalışmada, sağlık alanında sunulan hizmetlerin kalitesinin bu hizmetleri alanlar tarafından nasıl algılandığı, bu hizmetleri sunan farklı hastane türlerine göre karşılaştırılarak değerlendirmelerde bulunmaktır. Böylece hastaların hizmet kalite algılarının hastane türlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve farklılıkların kalitenin hangi boyutları açısından ön plana çıktığı gibi tespitler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.Kalite,2.Hizmet,3.Hizmet Kalitesi,4.Hastane Türleri,5.Hastane İşletmeleri
Türkiye'deki kamu hastanelerinde görevli servis sorumlu hemşirelerinin yönetsel yeterliklerinin belirlenmesi
ÖZETBu araştırma Türkiye' deki kamu hastanelerinde görevli servis sorumlu hemşirelerinin yönetsel yeterlik düzeylerini ve yeterlikler ile bireysel özellikler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Türkiye' deki üniversite ve devlet hastaneleri oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde ülkemizin yedi coğrafi bölgesi temel alınmış ve her bölgeden yatak kapasitesi en fazla olan bir devlet ve bir üniversite hastanesi belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında ?bireysel özelliklere ilişkin soru formu? ve ?Servis Sorumlu Hemşiresi Yeterlik Değerlendirme Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırmada, servis sorumlu hemşirelerinin, ön lisans mezunu olduğu (%47.7), yönetim deneyimlerinin 1-5 yıl arasında değiştiği ve çoğunlukla bir yönetim eğitim programına katılmadıkları (%65) belirlenmiştir. Servis sorumlu hemşirelerinin, Yönetsel Yeterlik Ölçeği alt boyutlarında; en fazla genel ünite yönetimi, en az bakımın yönetimi alt boyutlarında yeterli oldukları; çalışanlarının gelecekteki görevlerini/kariyerlerini planlama konusunda ise yetersiz oldukları belirlenmiştir. Servis sorumlu hemşirelerinin yeterliklerini etkileyen faktörlere ilişkin bulgular incelendiğinde, mesleki deneyim, daha önce yönetim eğitimi alma ve yönetim eğitimi isteme durumu dışındaki diğer bireysel özellikler ile yeterlikler arasında istatistiksel olarak anlamlı farkların olduğu saptanmıştır (p<.05). Bu bağlamda, servis sorumlu hemşirelerinin yetersiz oldukları alanlar dikkatle irdelenerek, hizmet içi eğitim programlarıyla gelişimsel ihtiyaçları karşılanmalıdır.Anahtar Kelimeler: Hemşirelikte Yönetim, Servis Sorumlu Hemşiresi, Alt Kademe Yönetici, Yönetsel Yeterlik
Acil servise 24 saat içinde aynı yakınma ile tekrar başvuruların değerlendirilmesi: Bir devlet hastanesi örneği
Acil Servise 24 Saat İçinde Aynı Yakınma ile Tekrar Başvuruların Değerlendirilmesi: Bir Devlet Hastanesi Örneği Çalışmanın Amacı; Tuzla Devlet Hastanesi acil servisine; 24 saat içerisinde ayni/benzer yakınma ile tekrar başvuran hastaların hızını ve yaygın tekrar başvuru nedenlerini değerlendirmek ana amacı ile planlanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda acil servis hizmetlerinin ileriye yönelik daha verimli, hızlı, kaliteli, maliyet etkin sunulmasına ve tekrar başvuru oranının düşmesine yönelik benzer çalışmalara katkı sağlamak, acil serviste hizmet sunumu ve hasta bakımında kalitenin izlenmesi ve değerlendirilmesine, hasta ve çalışan memnuniyetine ışık tutmak diğer hedeflerimizdir. Çalışmanın Yöntemi; Kesitsel, Retrospektif gözlemsel bir çalışmadır. Araştırma 01. 01. 2016 ve 31.12. 2016 tarihleri arasında Tuzla Devlet Hastanesi Acil Servisine Aynı Yakınma ile Tekrar Başvuran Hastalardan oluşmaktadır. Veriler hastane bilgi yönetim sistemin(HBYS) den taranmıştır. Çalışmanın Bulguları; Yapılan araştırma sonucunda %27,7' si (n=473) kadın, %72,3' ü (n=1234) erkek olmak üzere Acil Servise 24 saat içinde aynı şikâyet ile başvuran 1707 hastayı kapsamaktadır. Hastaların yaşları 1 ile 118 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 33,62±16,59 yıldır. Bu hastaların %81,2' sinin (n=1386) 18-64 yaş arasında olduğu, %91,7' sinin (n=1566) sağlık güvencesinin SGK olduğu, %58,7' sinin (n=1002) mesai dışında başvurduğu, %2,1' inde (n=36) konsültasyon görüldüğü, %10,5' inin (n=180) ağustos ayında başvurduğu saptandı. Bu hastalara konulan tanıların %17,7' sine (n=302) idari amaçlar için muayene, %14,5' ine (n=247) akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış, %12,5' ine (n=213) idari amaçlar için diğer muayeneler, %4,7' sine (n=81) diğer yumuşak doku bozuklukları, başka yerde sınıflanmamış, %4,4' üne (n=75) üst solunum yolu hastalıkları, %3,8' ine (n=65) renal kolik, tanımlanmamış ve %3,5' ine (n=60) gastroenterit ve kolit, enfektif olmayan, tanımlanmamış tanılar konulmuştur. Çalışmanın sonucu; Tuzla Devlet Hastanesi Acil Servise aynı yakınma ile başvuran hasta oranı yüzde 0.0054 olarak bulunmuştur. Acil servise aynı şikayetle tekrar başvuru acil yoğunluğunu arttırmaktadır. Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler ışığında özellikle idari amaçlı muayenelerin tekrar başvuruyu arttırdığını bulduk. Çalışmada elde ettiğimiz ikinci en sık başvuru nedeni ise; üst solunum yolu enfeksiyonudur (ÜSYE). Elde ettiğimiz veriler ışığında idari amaçlı muayeneler için ayrı bir poliklinik açılabilir. ÜSYE ile başvuru yapan hastalara taburculuk eğitimi verilerek sayının azaltılabileceğini gözlemledik. ANAHTAR KELİMELER: Tekrar Başvuru, Acil Servis
Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan sağlık personelinde bel ağrısı ve bel ağrısını etkileyen faktörler
Sağlık hizmet alanında, özellikle de hastanelerde, çalışma ortamı iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli riskler taşımaktadır. İşyeri kaynaklı kas-iskelet sistemi hastalıkları, çok görülen sağlık problemlerindendir. Bel ağrısı, kas-iskelet sistemi hastalıkları içinde en sık görülen hastalıktır. Bu çalışma, sağlık çalışanlarında bel ağrısı görülme sıklığı ve bel ağrısını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ili sınırları içindeki Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan sağlık personeli oluşturmuştur. Bu kapsamda Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev alan sağlık personeli sayısı; 207 doktor, 368 hemşire, 166 ebe ve 283 diğer sağlık personeli olmak üzere toplamda 1024'dür. Araştırmanın kapsamında herhangi bir örneklem seçilmemiştir. Anketler araştırma kapsamına alınan kişiler ile yüz yüze görüşme yöntemi ile katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Cevaplılık oranı %48,8 olmuştur. Veri toplama aracı olarak sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerine ilişkin soru formu ve Oswestry Bel Ağrısı ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada, bel ağrısını etkilediği düşünülen sigara ile ilişkili, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi anket formu uygulanmıştır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının, %67,4'ü kadın olup; %19,4'ü hekim, %57,2'si hemşire/ebe %5,6'sı diğer sağlık personeli, %12,6'sı teknisyen/tekniker, %1,6'sı fizyoterapist ve %75,2 si evli, %18'i doktora eğitimlidir. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının %29,4'ünde bazen, %55,2'sinde sürekli bel ağrısı şikayetleri olduğu belirlendi. Araştırma kapsamına alınan sağlık çalışanları %47.4'ü bel ağrısı nedeniyle hekime başvurduğunu, %63,3'ü bel ağrısı nedeniyle ilaç kullandığını, %21,4'ü bel ağrısı nedeniyle rapor aldığını, %40,4'ü bel ağrısının çalışma performansını etkilediğini, %7.2'si bel ağrısı nedeniyle iş yükü daha az olan bir alana geçtiğini belirtti. Bel ağrısına sahip olanlarda ağrının şiddetini ve neden olduğu engelliliği ölçen "Oswestry ölçeği" nden aldıkları puanların ortalamaları tüm çalışanlarda 33.78±1,37 olarak bulundu. Cinsler arası bakıldığında kadınlarda 35,47±13,96 ile erkeklerden daha yüksek olduğu görüldü. Bel ağrısı ile sigara kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bel ağrısı yönünden riskli oldukları belirlenen sağlık çalışanlarına bel sağlığını korumaya yönelik etkin öneriler bulunmaktadır. Buna bağlı olarak sağlık personelinde bel ağrısının azaltılması ve sağlıklı çalışmaları için iş ortamlarının mutlaka ergonomik açıdan değerlendirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte yaygın sağlık eğitimi verilerek kas iskelet sistemi açısından da sağlıklarını korumak ve sürdürmek için uygun alışkanlıklar kazandırılmalıdır.
Fatih Devlet Hastanesi laboratuvar çalışanlarının anatomik yapılarının iş ortamına uygunluğunun, işe bağlı kas-iskelet şikayetlerinin oluşumu üzerine etkisinin araştırılması
Endüstriyel toplum yapısına geçiş, buna bağlı gelişme ve eğilimler sedanter çalışma, çalışma yerlerinin uygun olmayan tasarımı, çalışmanın veya çalışma yöntemlerinin yetersiz organizasyonları, çalışma tekniklerinin yanlış oluşu statik kas çalışmasına ve postüral bozukluklara ve çeşitli sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Laboratuvar çalışanlarında tekrarlayıcı fiziksel hareketler, kötü postürde çalışma, stres, tekrarlayıcı ve şiddetli aktiviteler, mola vermeden uzun süreli çalışma, uzun süre ayakta kalma ve kötü ergonomik koşulları nedeniyle işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıkları oluşmaktadır. Bu çalışmada Fatih Devlet Hastanesi Laboratuvar çalışanlarının anatomik ölçümlerinin, çalışma ortamına uygunluğunun kas-iskelet şikayetleri ile ilişkisinin araştırılması ve ergonomik riskleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma Fatih Devlet Hastanesi Laboratuvar çalışanlarında Mayıs - Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirildi. Çalışanlar üzerinde anatomik ölçümler yapılarak, araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formları ve kas-iskelet şikayetleri değerlendirmek için Nordic anketi kullanıldı. Çalışmamızda laboratuvar çalışanları işe bağlı son 12 ayda yaşanılan kas-iskelet şikayetler bakımından en çok yakınılan bölgeler ise sırasıyla bel, boyun ve sırttır. Çalışanların kişisel bilgileri, anatomik ölçümleri ve çalışma ortamının ölçüleri ile kas-iskelet sistemi şikayetleri ilişkisinin araştırılmasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Ergonomik düzenlemelerin yapılması, ergonomi eğitimleri ve girişimlerini kapsayan ergonomi programı uygulanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Sağlık personelinin çalıştığı birime göre ikincil travmatik stres düzeyinin belirlenmesi
Araştırma sağlık personelinin çalıştığı birime göre ikincil travmatik stres düzeyini belirlemek amacı ile Nisan – Eylül 2018 tarihleri arasında Burdur Devlet Hastanesinde çalışan 212 sağlık personeli ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Özellikler Formu" ve "İkincil Travmatik Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Çalıştığı birime göre sağlık personelinin ikincil travmatik stres ölçeği toplam puan ve alt boyut puan ortalamaları karşılaştırıldığında kaçınma ve uyarılma alt boyutu ve toplam puan ortalamaları açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0.05), buna karşın istemsiz etkilenme alt boyutunda anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Toplam puan ve tüm alt boyutlarda dahili birimlerde çalışan personelinin puan ortalamasının cerrahi birimlerde çalışan personellere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamızda sağlık çalışanların ikincil travmatik stres düzeyleri ortalamanın üzerinde bulunmuştur. Çalıştığı birim ne olursa olsun sağlık personelinin ikincil travmatik stres düzeyinin yüksek olduğu ve ikincil travmatik strese bağlı semptomların ortaya çıkmaması için çalışanların yaşadığı stresi azaltacak, dolaylı travma reaksiyonlarını en aza indirgeyecek girişimlere ihtiyaç duyulduğu ve bu girişimleri belirleyecek yeni araştırmalar yapılması önerilmektedir.
Bir eğitim ve araştırma hastanesine alt solunum yolu infeksiyonu nedeniyle başvuran beş yaş altı çocuklarda pasif içiciliğin etkisinin araştırılması
Pasif içiciliğin zararlı etkilerine fetus, yenidoğan ve süt çocukları daha ileri yaşlardaki çocuklara ve erişkinlere göre daha duyarlıdır. Pasif sigara içiminin, bebeklik ve çocukluk döneminde alt solunum yolu enfeksiyonuna daha fazla yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışma; alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE) nedeniyle bir eğitim hastanesine başvuran beş yaş altı çocuklarda pasif içiciliğin etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır.Vaka-kontrol tipi olarak planlanan araştırmada; bir eğitim araştırma hastanesine alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE) nedeniyle müracaat eden beş yaş altı çocuklardan oluşan 55 kişilik vaka grubu ile herhangi bir solunum yolu hastalığı olmayan ve başka nedenlerle aynı hastaneye müracaat eden beş yaş altı çocuklardan oluşan 56 kişilik bir kontrol grubu seçilmiş, vaka ve kontrol grubu pasif sigara içimine maruziyet açısından incelenmiştir. Ayrıca; çocukların ve ebeveynlerin demografik özellikleri, ebeveynlerin sigara kullanımları, alt solunum yolu enfeksiyonu tanı ve klinik bulgularına ilişkin sorular içeren bir anket formu ebeveynlere yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Çalışmada hem vaka hemde kontrol grubunda; serumda total IgE, kotinin düzeyi ve mm3 kanda eozinofil sayısı çalışılmıştırÇalışmaya alınan çocukların ortalama yaşları 24.8±15.6 (2-60) ay, 54'ü (%48.7) kadın, 57'si (%51.3) erkektir. Çocukların annelerinin sigara içme oranı %30.6, sigara bırakma oranı %17.6, sigaraya başlama ortalama yaşı 17.5±3.5 yıldır. Babalarının sigara içme oranı %82.9, sigara bırakma oranı %8.7, sigaraya başlama ortalama yaşı 16.5±3.1 yıldır. Aktif sigara içen annelerin %67.9, babaların %69'u çocuklarının yanında sigara içmektedir. Sigara dumanına maruziyetleri benzer (p=0.628) olan vaka ve kontrol gruplarında serum kotinin, total IgE düzeyi de benzer olarak saptanmıştır (p=0.265, p=0.265). Yanında sigara içilen çocuklarda kotinin, total IgE ve eozinofil düzeyleri yanında sigara içilmeyenlere göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.0001, p=0.033, p=0.032). Hastaların yanında içilen toplam sigara miktarı ile kotinin düzeyi arasında güçlü ilişki saptanırken (p=0.013-spearman's rho: 0.318), total IgE ve eozinofil sayıları arasında ilişki saptanmamıştır (p=0.450-spearman's rho:0.099, p=0.130-spearman's rho:0.198). Çalışmada kotinin düzeyi ile total IgE arasında (p=0.046, spearman's ?rho?=0.190), total IgE ile eozinofil sayıları arasında doğrusal korelasyon saptanmıştır (p=0.020, spearman's ?rho?=0.221). Çalışmada ortalama kotinin düzeyi 0.9 ng/ml üzerindeyken, duyarlılık %87, özgüllülük ise %80.8 olarak bulunmuşturSonuç olarak; bir eğitim hastanesine müracaat eden beş yaş altı çocuklarda pasif sigara dumanına maruziyet düzeyinin oldukça yüksek olduğu, çocukların ASYE geçirmelerine pasif içiciliğin anlamlı etkisi olmadığı, çocuklardaki kotinin düzeyini; ebeveynlerin sigara içiyor olması, içilen sigaranın evde yada çocuk yanında içiliyor olması ve içilen sigara miktarının etkili olduğu saptanmıştır. Bu nedenle; pasif sigara içiminin fetüs, bebek ve çocuğa olumsuz etkileri konusunda başta ebeveynler olmak üzere tüm bireylere yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmalarına öncelik verilmelidir.Anahtar kelimeler: Çocuk, pasif içicilik, ASYE, kotinin, total IgE, eozinofil
Hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı; Muş Devlet Hastanesi örneği
Amaç: Bu araştırma ile hastanelerde hizmet veren hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı ile ilgili bilgi ve davranışları incelenip, atılması gereken adımların belirlenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma, 01.08.2020- 01.03.2021 tarihleri arasında Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan bir devlet hastanesinde çalışan 254 hemşire ile yapılmıştır. Çalışmada 18 soruluk anket formu araştırmacı tarafından hemşirelere uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, azalma, standart sapma), Independent Sample t -Testi, ikiden fazla grup için ANOVA ve ki-kare analizi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda, Hasta adına istenilen ilaçlarda yanlış veya etkileşim olabileceği düşünülen durumlarda hemşirelerin %93,3'ünün hekim /eczacı ile iletişime geçtikleri; %87,3'nin hizmet içi eğitim aldığı; %67, 3'ünün uygulama öncesinde hastanın ilaç ve besin allerjisi olup olmadığını sorguladığı belirlenmiştir. Ayrıca %74,0'nün ihtiyaç halinde kullanılmak üzere bulundurulan ilaçları saklama koşullarına uygun şekilde sakladığı, %86,6'sının son kullanım tarihi takibini yaptığı, %71,7'nin hastaya ilaçların kullanım şekilleri ile ilgili eğitim verdiği ve %38,6'sının beklenmeyen yan etki bildirimini yaptığı saptanmıştır. Yapılan istatiksel analizde hemşirelerin yaşı, eğitimi, deneyimli olma durumu ile akılcı ilaç kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca poliklinikte görev alan hemşire ile yoğun bakım da görev alan hemşirenin akılcı ilaç kullanımı arasında anlamlı bir farklılık olduğu, hemşirenin ilaç uygulamadan önce hastanın ilaç ve besin alerjisi öyküsünün sorgulama durumları ile çalıştıkları birim arasında anlamlı zayıf bir farklılık olduğu, yapılacak ilaç uygulamasından önce hastanın ilaç ve besin alerjisi öyküsünün sorgulama durumu ile hizmet içi eğitime katılma durumu arasında zayıf fakat anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.005). Hizmet içi eğitime katılan hemşirelerin %90,6' sının, ilaç uygulama öncesinde hastanın anamnezinde ilaç ve besin alerjisi öyküsü sorguladığı belirlenmiştir. Sonuç: Hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı konusunda bilgi eksikliği ve ilaç uygulama hataları bulunmaktadır. Hastanede yoğunluğu fazla olduğu birimlerde sürekli olarak danışman eczacılık hizmeti sunulması ya da akılcı ilaç danışma birimlerinin kullanarak bu birimlerin aktif kullanılmasının sağlanması önerilebilir, hata oranlarını düşürerek hasta güvenliği ve maliyet etkin pozitif katkılar sağlayacağı önerilmektedir. Kurulacak olan bu birimler hata oranlarını düşürecek, hasta güvenliğini artıracak ve hizmetin maliyet etkin verilmesini kolaylaştıracaktır. Anahtar Kelimeler: Akılcı İlaç Kullanımı, Hemşire, Hastane