Evil

67 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İyinin ve kötünün ötesinde: Marquis de Sade

Doğadan edindiği bilgiyi, doğayı ve insanları egemenliği altına almak için araç olarak kullanmakta olan insanın, şu an gelinen noktada üzerinde deney yapılacak bir nesne durumuna düşürülmesi, ve karşısında güç istemi ile nesne-insan ilişkilerini belirleyen düzenin varlığında, sanatın gerçeklere varma yolundaki başkaldırıcı gücü, bizi Marquis de Sade'ı yüzelli yıl sonra tekrar incelemeye itmiştir. Yazar kültür ve doğa hakkında başlıbaşına bir görüşü ortaya koyarak, yeni hissetme ve düşünme tarzı ile başlıbaşına bir dil ortaya koymayı başarabilmiş ve bu özgün dilini başkaldırısının silahı olarak kullanmıştır. 2015 yılında Paris Musée d'Orsay'da gerçekleştirilen ve Marquis de Sade'ı mercek altına alan, "Sade, Attaquer Le Soeil" (Sade, Güneşe Sadırmak) sergisi, yazınsal kültürden görsel kültüre geçişte, sadik üslubun sanat ürünlerinde içeriği ve biçimi belirleyen bir kaynak olması açsından, çalışmamızın izleğini oluşturmaktadır. Otuz yıllık Marquis de Sade uzmanı, yazar ve eleştirmen Annie Le Brun küratörlüğünde gerçekleştirilen sergi, 1740-1814 yılları arasında yaşamış yazar, Marquis de Sade'ın metin okumalarını merkeze alarak, diğer düşünür ve felsefecilerden anektodlarla ve görsel sanatlarda bu düşüncelerin yansımaları olan örneklerle hazırlanmıştır. Biz bu çalışmamızda, Sade'ın kültür ve doğa görüşünü diğer felsefi referanslar ışığında incelerken, yeni hissetme ve düşünme tarzı ile oluşturduğu, sınır tanımaz olumsuzlama ve yadsıma içeren bu özgün dilinin ve kendisinden sonra gelen bir çok sanatçı ve sanat akımı tarafından, bıraktığı mirasın, yorumlanış biçimlerini, örnekleri ile beraber inceledik. Çalışmamızın ilk bölümlerinde, Marquis de Sade'ın, töre ahlakının dayatmalarını baştan aşağı yıkıma uğratırken, ortaya koyduğu doğa felsefesinin, çözümlemesini yaptık. İyi ve kötünün, Eros ve Thanatos'un, haz ve acının tanımlamalarını diğer felsefi referanslar ve Marquis de Sade'ın doğa felsefesi ile karşılaştırmalı olarak incelerken, bu kavramların birbirine karşıt gibi çalışırken, birbirlerinin görünür kılışının sonucuna vardık. Yaşamının otuz yılını, hapishane duvarlarının ardında, başkasının olmadığı dünyada geçiren yazarın, benzersiz üslubunu oluşturan farklılıkları araştırdık. Tasarladığı kapalı evreninde, besin, para, giyecek gibi gündelik unsurlara yüklediği felsefi anlamlar, üslubunun ayırt edici özelliklerini oluştururken, sapkınlığın pozitif içeriğinin ifadesinde, rasyonel çerçevede kullandığı dile, adeta bilimsel bir amacı varmışçasına hakimiyetindeki ustalığı, yazarı benzersiz kılmaktaydı. Yazarın sarsıcı üslubunun en önemli silahı olan, erotik söylemlerini tüm felsefesini anlatmak için araç olarak kullanması, ars erotika'nın (erotik sanat) tüm sınırlarını değiştirmesine neden olmuştur. Marquis de Sade'ın çağdaşlarının çok ötesinde yer alan üslubunun, yarattığı kıvılcım ile farklı sanat dallarının, karşılıklı birbirlerine dokunmaları ve birbirlerini yükseltmeleri, her birinin olanaksızın ifadesinde yeni bir araçla yerleşik kültürün karşısına çıkmasına yol açmıştır. Yazarın zamanı aşan üslubu, çağdaş sanatın örneklerinde de kendini göstermeye devam etmektedir. Anahtar kelimeler: Marquis de Sade, eros, thanatos, haz, güç istenci,

Doğa felsefesiFelsefeGörsel sanatlar+4
Sibel Erdamar
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geç dönem Stoa felsefesinde kötülük problemi

Bu çalışma geç dönem Stoa felsefesinin ahlaki öğretileri kapsamında kötülük probleminin ne olduğuna ve kaynağına yönelmeyi amaçlar. Bu ahlaki öğretiler kötülük probleminde büyük bir öneme sahip olan "irade" kavramının insan yaşamındaki yerinin ve mahiyetinin kökenlerini ortaya koyarlar. Bu kökenler bağlamında geç dönem Stoa felsefesinde kötülük, insan iradesinin sınırları dahilinde olup kendinde bir gerçeklik taşımaz. Çünkü Stoa felsefesinde evrene hakim olan öngörü ve yazgı katında şeyler, iyilik ve kötülük şeklinde ayrıma tabi tutulmaktan ziyade birbirleri için gerekli ve faydalı görülürler. Bundan ötürü esasında kötülük, insanın şeylere yüklediği yanlış değer yargılarının ürünüdür, kendinde bir şey değildir. İnsanın yanlış yargılarından kaynaklanan kötülük, Stoa felsefesinde "farksız" kavramı üzerinden açıklanmaya çalışılır. Son dönem Stoa filozoflarına göre insan için irade dışındaki her şey birbirinden farksızdır. Örneğin mal-mülk, yoksulluk, hastalık, sağlık, sürgün vb. şeyler insanın iradesi dışında olup, birbirinden farksız şeylerdir. Dolayısıyla önemli olan ve insanı erdeme, bilgeliğe, mutluluğa eriştiren yegane şey iradedir. İrade sayesinde erdemin, bilgeliğin ve mutluluğun egemen olduğu bir yaşam biçiminde yanlış değer yargılarından arınmış bir benlik söz konusudur. O halde bu benliğin yaşamında meydana gelen şeyler, kendinde kötü ya da iyi değil, yaşamın birer parçalarından ibarettirler.

FelsefeFelsefe tarihiKötülük+1
Sevda Bağış Yaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kötülük problemi (Gazzâlî-İbn Rüşd örneği)

Bu çalışma, İslam düşüncesinde derin izler bırakmış iki önemli filozof olan Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün nedensellik teorilerini ve bu teorilerin kötülük problemine yansımalarını analitik bir yöntemle incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, felsefe tarihinin önemli tartışmaları arasında yerini alan nedensellik ilkesinin epistemolojik ve ontolojik temelleri irdelenmiş; akabinde Gazzâlî'nin nedensellik anlayışı ve Aristotelesci nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler, daha sonra da İbn Rüşd'ün bu eleştiriler doğrultusunda Aristotelesci nedensellik anlayışını savunması ele alınmış ve mukayeseli bir analize tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Gazzâlî, tabiatta a priori nedensellik bağı bulunduğu fikrini reddederek, sebep-sonuç ilişkisinin ancak ilahî iradenin sürekli yaratımıyla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Buna karşılık İbn Rüşd, nedenselliğin empirik ve akli verilerle temellendirilebileceğini iddia etmekte ve doğadaki düzenliliğin zorunlu bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. İkinci bölümde ise kötülük problemi felsefi ve kelâmî tartışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. "Kötülüğün mahiyeti ve kaynağı" sorusuna dair geliştirilen argümanlar ekseninde, Gazzâlî'nin kötülüğü âdem (yokluk) kavramıyla açıklayan ve ilahî kudretin mutlaklığını merkeze alan teolojik yaklaşımı ile İbn Rüşd'ün kötülüğü kozmolojik düzenin kaçınılmaz bir bileşeni olarak yorumlayan teodise anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki düşünürün, Tanrı'nın adaleti ve hikmeti ile âlemdeki kötülük olgusunu uzlaştırmak için geliştirdikleri teoriler, varlık, nedensellik ve ahlak arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik ve kötülük problemi arasındaki bağı ontolojik ve teolojik düzlemde sorgulayarak, İslam felsefesindeki Tanrı-âlem-insan üçgenine dair temel gerilim alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün felsefî sistemleri üzerinden yapılan bu analiz, yalnızca klasik bir tartışmanın yeniden değerlendirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çağdaş metafizik ve teodise tartışmaları için de yeni perspektifler sunmaktadır.

GazaliKudretKötülük+4
Elmas Kübra Karaca
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik dönem mitolojilerinde ahlâki kötülüğün görsel yansımaları

Mitoloji, bin yıllardır insanlığın yaşamını anlamlandıran ve biçimlendiren söylenceler bütünüdür. Varoluşundan bu yana kendisini ve çevresini anlamlandırmaya çalışan insan, çeşitli inanışları yaşamıyla bütünleyerek, duygusal ısınma ihtiyacını gidermiş ve onu çaresiz bırakan zorluklar karşısında ayakta kalabilmek üzere güç ve teselli bulmuştur. Bu zorluklar, tarihin çeşitli dönemlerinde, tanımlanmak ve kavranabilir bir anlam zemininde temellendirilmek üzere kimi zaman muhayyile düzeyinde bir 'şeytan' kişileştirmesiyle, kimi zaman ise "kötülük" kavramlaştırmasıyla ele alınmıştır. Kötücül nitelikleriyle öne çıkan kurgusal karakterler ve olaylar, insanın yaşadığı çevreyi anlamlandırma sürecine katkı sağlamış olmakla birlikte, mitolojik literatürün önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Kötülük, felsefe için önemli bir düşünce alanı olmakla birlikte, içeriği itibariyle, çeşitli inanışların muhtevasında mevcut ve işlek vaziyettedir. Düşüncenin ve inanışın, tarih boyunca beslendiği bir anlam basamağı olan kötülük, mitolojiyle olan güçlü ilişkisinin de etkisiyle, sanatsal üretim için de etkili ve sürekli bir kaynak olmuştur. Bu tez kapsamında, antik dönem mitolojilerindeki olaylar ve karakterler, kötülüğün ahlâki yönleriyle ilişkileri bağlamında ele alınmış ve bu olaylar ve karakterlerin, çeşitli dönemlerde sanatçılar tarafından yorumlanan plastik örnekleri irdelenmiştir. Kötülük kavramının mitolojiyle ilişkisinin sanat tarihindeki serüvenini inceleyen teorik bir araştırma ve çözümlemeye müteakiben, kötülük ve mitoloji ilişkisinin merkezde olduğu bir dizi uygulama gerçekleştirilmiştir.

AhlakAntik ÇağKötülük+3
Deha Koç
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The supernatural and punishment in Coleridge's selected works

The supernatural, apart from being an element widening the range of imagination in literature from past to present, is an agent in the daily lives, folk and religious beliefs of people for explaining the unknown. As one of the prominent poets of the Romantic era, Samuel Taylor Coleridge is known for his frequent use of the supernatural in his works in various ways such as an unusual landscape, a character, an event, or a power. In his works he interprets the supernatural both as benevolent and malignant, depending on the one who controls it. In this context, in the first chapter of this thesis, Coleridge's "The Wanderings of Cain" (written in 1798, published in 1828), The Rime of the Ancient Mariner (written and published in 1798), and "Kubla Khan" (written in 1800, published in 1816) are studied in terms of their treatment of the divine supernatural possessed by a divinity or the spiritual forces, used as a means of punishment for the sins committed against nature, a human being or the religious orders. In the second chapter, Osorio (written and published in 1797), "Christabel" (written in 1797-1800, published in 1816) and "The Three Graves" (written in 1797-1798, published in 1809) are studied focusing on the earthly supernatural as a means of punishment possessed and controlled by humans, and human-formed beings for evil purposes. In the mentioned works it is observed that the divine supernatural is presented as a power to preserve justice, and accordingly the works have a didactic purpose. On the other hand, when the supernatural is possessed by human beings with evil nature, it is made use of in order to punish and harm the innocent human beings. Consequently, this thesis puts forward that in the mentioned works, Coleridge presents the supernatural as a means of punishment and also points out that the natural order which is subverted by the evil and the sinful people can be remedied if only the supernatural power is controlled by a divinity; otherwise, it functions to create chaos.

PunishmentColeridge, Samuel TaylorSupernatural+4
Ruken Uzun
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mutezile ve Maturidiyye'nin aslah meselesine bakışı bağlamında şer problemi

Düşünce tarihinde kötü olarak kabul edilen şeylerin yaratıcıyla bağlantısı ve dünyadaki kötülüklerin kaynağı meselesi, insanlık tarafından sorgulanan konuların başında gelmiştir. Dünden bugüne yaratıcının sonsuz iyiliğe, ilme, irade ve kudrete sahip varlık olduğunu kabul edenlere, var olan kötülüklerin böyle bir yaratıcı fikriyle uyuşmadığı gerekçesiyle karşı çıkılmıştır. Kelam ilminde şer problemi, aslah konusu çerçevesinde ele alınmış, Mu'tezile, Eş'arî ve Mâturîdîlerce incelenerek şerrin kaynağı ve anlamlandırılmasına yönelik fikirler oluşturulmuştur. Aslah konusu da kelamda daha çok ilahî adalet ve insanın fiilleri kapsamında tartışılmıştır. Bu çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından meydana gelmektedir. İlk bölümde salah-aslah kavramlarıyla birlikte ilişkili kavramların tanımlamaları yapılmıştır. İkinci bölümde Mu'tezile'nin aslah teorisi ele alınmıştır. Aynı zamanda bu teorinin temel dayanağı olarak gösterilen adalet bahsi de Mu'tezile ve Mâturîdiyye ekolleri temel alınarak genel hatlarıyla bu bölümün içeriğine dâhil edilmiştir. Aynı zamanda tezimizin de başlığını oluşturan üçüncü bölüm, Mâturîdîlerin aslah meselesinde Mu'tezile'ye yönelttiği eleştirilere ayrılmıştır. Bu bölümde ayrıca aslahın ortaya çıkışında önemli bir etken olan şer probleminin çözümüne dair görüşler paylaşılmıştır. Sonuç kısmı da çalışmamızda ele aldığımız konuların panoramik bir fotoğrafı mahiyetinde olup aynı zamanda değerlendirmeler ve kısmi çözüm önerileri içermektedir. Anahtar Kelimeler: Aslah, Hikmet, Kötülük, Mu'tezile, Mâturîdî.

AslahEş`ariHikmet+7
Selçuk İnal
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Saf kötülüğe yönelik inanç ile bazı sosyal psikolojik değişkenler arasındaki ilişkiler

Baumeister (1999) tarafından öne sürülen saf kötülük miti yaklaşımı, saf kötülüğün ne olduğuna ve saf kötülerin nasıl insanlar olduğuna dair tüm kültürlerde çok benzer bir inanç yapısını olduğunu iddia etmektedir. Baumeister'e (1999) göre, bireylerin adil dünya inançlarını ve benlik değerlerini korumalarına imkân veren bu inanç erken çocukluk döneminde ortaya çıkar ve yaş aldıkça kalıcı hale dönüşür. Saf kötülük inancı olarak adlandırılan bu inanç bireylerin kişiliklerini, bilişsel özelliklerini, ideolojik-politik tutumlarını ve dini yönelimlerini etkilemektedir. Bu yaklaşım üzerinden hareket eden mevcut araştırmada da üç farklı çalışma yapılmıştır. Birinci çalışmada saf kötülük mitinin Türkiye toplumunda ne düzeyde bulunduğunu belirlemek amacıyla 14 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. İkinci çalışmada 414 katılımcıdan elde edilen veriler üzerinden Webster (2012) tarafından geliştirilen "Saf Kötülüğe Yönelik İnanç Ölçeği" Türkçe'ye uyarlanmıştır. Üçüncü çalışmada ise, saf kötülüğe yönelik inancın kökten dincilik, sorgulayıcı dindarlık, adil dünya inancı, sağ-kanat yetkeciliği, belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlük, savaşa ve barışa yönelik tutumlar ile ilişkileri incelenmiştir. Analizler sonucunda, kökten dincilik ve saf kötülüğe yönelik inanç arasındaki ilişkiye belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlüğün; sorgulayıcı dindarlık ve saf kötülüğe yönelik inanç arasındaki ilişkiye ise hem belirsizliğe karşı hoşgörüsüzlüğün hem de sağ-kanat yetkeciliğinin aracılık ettiği bulunmuştur. Her üç çalışmanın sonuçları ilgili yazın doğrultusunda tartışılmıştır.

KötülükPolitik psikolojiSaf kötülük+4
Ercan Şen
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

"Baykuş Sesleri ve Sinekler" filmi bağlamında kültürel bir pratik olarak sıradanlaşmış kötülük

Bu çalışmada, tez kapsamında çekilen Baykuş Sesleri ve Sinekler filminde başat bir tema olarak öne çıkan kötülük olgusu, sıradanlık ve kültürel pratikler çerçevesinde incelenmiştir. Birçok farklı disiplinin inceleme konusu olan kötülük, geleneksel düşünce tarihinde tanrı ile ilişkilendirilmiş ve çoğunlukla teolojik tartışmaların konusu olarak görülmüştür. Çalışmanın çıkış noktası, insanın sorumluluğu ve tercihleriyle ile gerçekleşmiş kötülük arasında bağlantı kurduğundan, kuramsal çerçeve kısmında kötülüğü etik bir düzlemde ele alan tartışmalara yer verilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulurken tümdengelimsel bir anlayışla, öncelikle kötülük etik bir kategori ve olgu olarak tartışılmıştır. Üçüncü bölümde tarihsel toplumsal süreçler içinde yaşanılan kötülüklere örnekleriyle birlikte yer verilmiştir. Sonraki bölümde kötülüklerin altında yatan iyilik motivasyonları incelenmiştir. Çalışmanın asıl soruşturduğu konu olan kötülüğün sıradanlaşması ile ilgili kısımda bilinçli ve bilinçsiz eylem olarak kötülüklere ve doğru değerlendirme ve etik eylem kavramlarına değinilmiştir. Tüm bu kuramsal çerçeve ışığında Michael Haneke'nin Beyaz Bant, Ömer Lütfi Akad'ın Gelin filmi kötülüğün sıradanlaşması bağlamında ele alınmış ardından da tez kapsamında çekilen Baykuş Sesleri ve Sinekler filminin değerlendirmesi yapılmıştır.

AhlakEtikKötülük+3
Hasan Aydın
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Türk kısa hikâyeciliğinde kötücül çocuklar

Kötülük toplumda anlamlı bir biçim olan "erdemsiz" liğin karşılığı olarak kabul edilir ve "fena, kötü, berbat" kelimeleriyle tanımlanır. Beşerî ilimlerin sıkça gündeme getirdiği bu erdemsizlik ahlak çerçevesinde ele alındığında henüz toplumun ehlileştirme oyununa dâhil olmamış çocuklar sahneye çıkar ve sahneye çıkmanın yanı sıra edebiyatta da toplum algısının aslında çok iyi bildiği, "masum" sıfatının altına gizlediği yarı ehlileşmiş halleriyle çeşitli türlerdeki kurgulara dâhil edilirler. Dünya edebiyatında çocuğun bu hâlini işleyen eserlere "kötülük edebiyatı" başlığı altında yer verilirken Türk edebiyatında böyle bir başlık ve sınıflandırma bulunmamasına rağmen eserlerde kötülüğün her çeşidine rastlandığı gibi "kötücül, kötü, yarı ehlileşmiş çocuklara" da rastlanılır. Bu tezde "kötülük ve çocuk" kavramının Modern Türk kısa hikâyesinde tarihsel bir izlekle nasıl, neden ele alındığına odaklanıp kurguda faili çocuk olan kötülük eyleminin kimi zaman estetize edilerek kimi zaman da araçsallaştırılarak işlendiği, bu durumun varlığı ortaya konularak tartışılacaktır. Bu amaçla ele alınacak öykülere karar verilmeden görece bir kötülük tanımı yapılarak kötü ve kötücül çocuğun politik, psikolojik ve sosyal bağlamları üzerinde düşünülmüştür. Buradan hareketle bu bağlamların çocuk ve kötülük kavramlarıyla açık bir şekilde ilişkilendiği öyküler seçilmiştir. Tez ana hatlarıyla bu minval üzere ilerlerken temel tartışma kötülüğün çocuk karakterlerle anlatıda nasıl temsil edildiği ve bu temsillerin anlatıda nasıl yer aldığı, hangi zamanlarda hangi yollarla estetize edildiği ya da ne için araçsallaştırıldığı üzerine ilerleyip tezin ana bölümünü bu tartışma oluşturacaktır. Bunu göstermek için literatür taraması sonucu tespit edilen Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Nasıl Öldürdüler?", Orhan Kemal'in "Köpek Yavrusu", Pınar Kür'ün "Son Çizgi", Ömer Seyfettin'in "İlk Cinayet", "Falaka" ve "Acıklı Bir Hikâye", Sait Faik Abasıyanık'ın "Son Kuşlar", "İzmir'e" ve "Bohça", Onat Kutlar'ın "Kül Kuşları", Sema Kaygusuz'un "Engereğin Oğlu", Reşat Nuri Güntekin'in "Hasta Çocuk", "Kol Saati" ve "Çocuk Kavgası", Mine Söğüt'ün "Naz Neden Derine Gömmemiş Kediyi?", Sabahattin Ali'nin "Ayran", Bekir Yıldız'ın "Demir Bebek", Leyla Erbil'in "Diktatör", Yusuf Atılgan'ın "Tutku", Vüs'at O. Bener'in "İlki" ve "Havva" öyküleri olmak üzere toplamda yirmi iki öyküde kurbanlar üzerinden yapılmış bir sınıflandırmaya göre kötülük temsilleri incelenecek ve modern Türk kısa hikâyeciliğindeki kötücül çocuklar ortaya konacaktır.

HikayeKötüKötülük+3
Süheyla Abanoz
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hannah Arendt'te radikal kötülük problemi

Kötülük kavramı insanlık tarihi kadar eski bir kavram olsa da kötülük probleminin rasyonel düşünceyle birlikte baş göstermiş olduğu düşüncesini birçok önemli düşünür tarafından kabul görmüştür. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de en önemli problemlerin başını çeken kötülük probleminin, modern versiyonu olarak radikal doğasının ele alındığı bu çalışmanın özel amacı; modern dönem kötülük probleminin ayırt edici unsurlarını, Nazi Almanyası'nda yaşananların yarattığı kırılma noktaları ile totaliter sistemler tarafından yaratılan ahlaki boşluklar üzerinden tartışmaktır. Çalışma genel anlamda ise iyilikle kötülüğün sınırlarının bulanıklaştırıldığı, kötülük kavramının ve tüm ahlak ilkelerinin içeriğinin muğlaklaştırıldığı bugünlerde kötülüğün anlamını yeniden düşündürmeyi amaçlamaktadır. Modern dönem kötülük düşüncesi, olan bitenlerden ötürü Tanrı'yı suçlamaktan vazgeçerek; insanı, insanî değerleri, ahlakı sorgulamaya yönelmiştir. Bu minvalde, İkinci Dünya Savaşı'ndan daha eski bir tarihe sahip olmasına rağmen özellikle o tarihlerde, Nazilerin oluşturduğu ve insan üzerindeki tahakkümünün yanı sıra insan doğası üzerindeki deneyleriyle de kötülük kavramının tüm anlamlarını içerisinde barındıran toplama kampları başlı başına felsefi bir problem haline gelmiştir. Böyle bir ortam için ilk bakışta kendini dayatan sorular şunlar olacaktır: Modern Avrupa"nın ortasındaki bu insanlar nasıl olurda böyle bir kötülüğün bir dişlisi haline gelebilir veya buna nasıl kayıtsız kalabilir? Bu ilk problemin temeli kötülük kavramının bazı kullanımlarına mı dayanır? Peki öyleyse kötülük kavramının doğası, muhtevası nedir? Kötülük Radikal midir yoksa Sıradan mı? ya da Kötülük hem radikal hem de sıradan olabilir mi? Bu soru ve sorunlara Arendt'le birlikte Nazi Almanyası'ndaki totaliter işleyiş içerisinden bakan bu çalışma, modern anlamda kötülük kavramının spekülatif alanına ilişkin eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.

Arendt, HannahKötülükTotaliterizm
Tuğba Yazıcı
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The concepts of good and evil in avicenna's philosophy

Avicenna is the most significant philosopher of the Islamic Philosophical tradition in the Farabi School. He is considered to be the greatest philosopher in Mashshai (peripatetic) school after Farabi. His moral philosophy includes similar views with his predecessors such as Plato, Aristotle, Farabi, and Ibn Miskeveyh. He addresses topics such asethics and human happiness in his encyclopedic treatises and other treatises he wrote. In Avicenna's understanding of morality, the aim of man is to reach happiness and this is only possible by having good morals. In his philosophy of ethics, the essential thing in the universe is goodness and the evil is faulty. The aim of this study is to provide a comprehensive understanding of Avicenna's good-bad understanding, which is reflected in his work within the general moral philosophy. For this reason, Avicenna's predecessors Aristotle, Plato, Farabî and İbn Miskeveyh's moral philosophies and understanding of happiness have been discussed firstly in the study in general terms. Then, Avicenna's thoughts on good and evil within the philosophy of morality have been evaluated.

Moral philosophyReligious philosophyEvil+3
Yağmur Ayas
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlana'nın Mesnevi'sinde kötülük problemi

?Mevlana'nın Mesnevi'sinde Kötülük Problemi? adlı bu çalışma, Mevlana'nınMesnevi' sinin kendine özgü yapısında kötülük, kötülük sorunu kavramlarını ve bunlarınİslam düşüncesindeki konumu itibariyle nasıl ele alındığını ve düşünce dünyasınasağlamış olduğu katkıyı araştırmaya ve açıklamaya çalışır.Tez dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü; konunun anlaşılmasınısağlayacak kavramsal bilgileri açıklamaya yöneliktir. Bu nedenle bu bölümde, felsefi birkavram olarak kötü nosyonu, kötülük kavramları ve kötülük sorunu hakkında temelbilgiler verilmiştir.Araştırmanın ikinci bölümünde, konunun İslam düşüncesinde nasıl ele alındığıaraştırılmıştır. Ayrıca İslam düşüncesinin temelini oluşturan Kur'ân'da, İslamfelsefesinde ve Kelâm ilminde kötülük sorununa nasıl yaklaşıldıgı üzerinde durur.Araştırmanın asıl konusunu teşkil eden üçüncü ve dördüncü bölümler,Mevlana'nın Mesnevi'sinde kötülük ve kötülük sorununun incelenmesine ayrılmıştır.Üçüncü bölümde Mevlana'nın Mesnevi'sinde kötülük kavramı ele alınmış; ve buyapılırken Mesnevi merkezli olarak kötülük kavramının çesitleri analiz edilmiştir. Sonbölümde ise, kötülük probleminin Mesnevi'de İslam düşüncesinin ana argümanlarınındayanağı olan Kur'ân, ve bunların farklı formlarda tezahürü olan İslam felsefesi veKelâm ilminde merkezli olarak nasıl ele alındığı incelenmiş ve genel kodlarıilişkilendirilerek sunulmuştur.Sonuç olarak bu çalışma; evrensel bir düsünce adamı olan Mevlana'nınMesnevi' sinin incelenmesine ve ?Kötülük Sorunu? çalışmalarına katkı sağlamayıamaçlar.Anahtar Kelimeler: Mevlana, Mesnevi, iyilik ve kötülük, Kötülük Sorunu, Teodise,İslam felsefesi

KötülükMesneviMevlana Celaleddin-i Rumi
Rıdvan Gelir
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Transformation from misanthropy to philanthropy in Charles Dickens's Hard Times and Great Expectations

Charles Dickens was one of the most prominent authors of Victorian England and his novels, short stories, essays, poems, and plays remain popular to this day. Although he wrote many other works throughout his literary career, Dickens is mostly known as a novelist. In his novels, Dickens describes many different aspects of Victorian society and he sometimes makes social criticisms in his works.This thesis studies two of Dickens?s novels, Hard Times and Great Expectations, which are generally believed to be different in terms of their themes and subjects. While Hard Times depicts the destructive power of the industrial revolution and its impact on the people, Great Expectations recounts the story of an orphan who develops morally through his mistakes as he climbs the social ladder and becomes a gentleman. This study demonstrates that the two novels show similarities in terms of the moral lessons that Dickens aims to give his readers. In both novels, Dickens depicts the oppression of the lower class by the upper class. He finds the solution to this oppression in the transformation of the evil characters from misanthropy to philanthropy. At the end of the both novels, villain characters feel regretful about their misdeeds and they start to feel empathy towards the lower class. This transformation of Dickens?s characters in both novels also carries a message to the reader. Dickens?s moral solution to social corruption also aims to educate his readers. Dickens?s villain characters and their transformation to philanthropy draw a clear distinction between goodness and villainy. In both novels, villainy fails and goodness wins over.

Dickens, CharlesLiteratureEvil+2
Ferit Şahin
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kötülük probleminin felsefi açıdan incelenmesi

Kötülük, farklı tanımları olmakla birlikte herkesin açık bir şekilde sezinlediği bir fenomendir. Düşünce tarihinin en eski ve en çok tartışılan problemlerinden biri de bu fenomenden yola çıkılarak ortaya atılmaktadır. Mutlak kudretli, mutlak alim ve mutlak iyi bir Tanrı fikri ile yeryüzündeki kötülüğün varlığı arasında çelişki olduğu iddiası, ortaya kötülük problemini çıkarmaktadır. Hume bu problemi şöyle dile getirir: "Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? Öyleyse o güçsüzdür (mutlak kudretli değildir). Kötülüğü önlemeye gücü yetiyor da önlemek istemiyor mu? O halde kötü niyetlidir (mutlak iyi değildir). Hem güçlü hem de iyi ise o halde kötülük nerden geliyor?" Kötülük probleminin çözümüne yönelik yöntemleri kabaca iki başlıkta toplamak mümkündür. Bunlardan "Savunma", formüle edilen problemin aslında bir tutarsızlık içermediğini göstermeye çalışan bir yöntemdir. "Teodise"de ise bir adım ileriye giderek tutarsızlık olmadığı gibi, Tanrı'nın kötülüğe izin vermesinin gerekçesi ortaya konmaya çalışılır. İrade ile işlenen "ahlaki kötülüğe" karşı Alvin Plantinga'nın tatmin edici bir açıklama getirdiği, modern din felsefesi literatüründe genel kabul görmüştür. "Doğal kötülük" ün açıklanması konusunda ise Richard Swinburne'ün yaklaşımı yardımcı olabilir. İnsanların bir imtihan ortamında olduklarına dair yaklaşım ise her iki kötülük türünü açıklayıcı güce sahiptir. Bu çalışmada "Özgür İrade Savunması" hem ahlaki hem de doğal kötülük bağlamında incelenecek, itirazlar değerlendirilecek ve bu çözümlerin imtihan paradigması ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Ayrıca kötülük kavramının ontolojik temellendirmesinin kötülük probleminin çözümündeki rolü tartışılarak teizmin ateizm karşısındaki pozisyonu analiz edilecektir.

DinDin felsefesiFelsefe+1
Fatih Fidan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Kelâmî ahlâk bağlamında iyi ve kötünün tabiatı ve insan fiilleri

Duyulur âlemde iyilik ve kötülüğün reel varlığından hareketle kaynağının tespiti ve insan fiilleri ile irtibatlandırılması kelâmî ahlâkın temel problemidir. İnsanın ahlâkî eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilmesi açısından Tanrı-insan ilişkisinin açıklanması gerekir. Kelâm'da önemli bir yere sahip olan hüsün ve kubuh anlayışlarının incelenmeye tabi tutulması, kelâmî ahlâkın sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine zemin oluşturmaktadır. Yükümlülük, sorumluluğun dayanağı; sorumluluk da ahlâkî fiillerin meydana gelmesinde ve adaletin gerçekleşmesinde önemli bir katkı sağlamaktadır. Yükümlülüklerin kaynağı olarak sadece akıl bir öncül olarak ele alınamaz. İnsanı yükümlüklerini yerine getirmekten alı koyan bazı hususlar bulunmaktadır. Herbir sorumluluk, ortam ve duruma göre farklılık arz eder. Aklı olan herkes sorumluluğu oranında değerlendirilir. Allah'ın varlığına ve birliğine inananlar, onun Kur'an'da kendisine atfettiği vasıflara sahip olmanın yanında adaletli olduğu ve adaleti tesis ettiği hususunda hemfikirdirler. Ancak kelâm ekolleri fiillerin insanî boyutu söz konusu olduğunda özellikle hem Allah'ı acz içeren fiillerden uzak tutabilmek hem de insanı yaptıklarından sorumlu kılabilmek amacıyla fiillerin kime nispet edileceği konusunda farklı düşüncelere sahiptirler. Bu itibarla ahlâkın üç önemli boyutu olan iyilik ve kötülüğün tabiatı, ilâhî kudret ve adalet, ahlâkî özgürlük ve sorumluluk çalışmamızın iskeletini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kelami Ahlâk, Hüsün ve Kubuh, Ef'al-i İbad, Kaza ve Kader, Hikmet, Kudret ve Adalet

AdaletAhlakAhlaki eylemlilik+7
Elif Ağalday
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi hikâyelerinde kötülük olgusu

Olumsuzluk ile eşdeğer tutulan "kötülük" kavramı; din, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi alanların çeşitli tanım ve incelemede bulunduğu bir kavram olarak belirir. Kötülüğün tanımından ziyade kötülüğün nasıl bir eylem olarak ortaya çıktığı birçok araştırmacının anlamlandırmaya çalıştığı asıl konudur. Bu anlamlandırma çalışmaları beraberinde "kötülük problemi" olarak adlandırılan bir sorunu doğurur. Kötülük problemi daha çok teolojinin ilgi alanına girer. Teoloji ve felsefe kötülüğü tanrı ile ilişkilendirerek bu konuyu ele alır. Psikoloji ve edebiyat gibi alanlar ise daha ziyade insanın yaşam serüveninden yola çıkar. Kötülüğe dair zengin malzemelerin en yoğun bulunduğu alan edebiyattır. Edebî eserlere bakıldığında hemen hemen her türünde kötülüğün izlerine rastlanır. Edebî tür olarak hikâyeler, hayatın gerçekliğine daha yakın bir düzlem yaratması sebebiyle bu çalışmanın hedef noktasıdır. Türk edebiyatında hikâye, Tanzimat'tan sonra gittikçe gelişme göstererek modern hikâyeyi ortaya çıkarır. Modern hikâyenin edebiyattaki zenginliği Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleşir. Cumhuriyet devri hikâyesi, sosyal gerçekçilik çerçevesinde şekillenerek kendi içerisinde dönemlere ayrılır. Bu dönem hikâyeleri psikoloji ve toplumsal içerikli olmasının yanı sıra kötülüğe dair çeşitli unsurları içinde barındırır. Çalışmada Cumhuriyet Dönemi'ne ait yirmi hikâye kötülük bağlamında incelenir. Çalışmanın amacı; kötülük algısının Cumhuriyet Dönemi hikâyelerinde nasıl yer edindiğini irdeleyerek insanın kurmacaya yansıttığı kötülük ve kötülüğe dair konuları daha anlaşılır kılmaktır.

Cumhuriyet DönemiKötülükTürk dili ve edebiyatı
Gamze Nur Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zeki Demirkubuz sinemasında kötülüğün sıradanlığı

İnsanoğlu var olduğu günden itibaren hayatı anlamlandırma çabası içinde olmuştur. Bu noktada kötülük kavramı, insanlığın temel uğraşlarından biri haline gelmiştir. Kötülükle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içinde bulunan insan, kötülüğü tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu sebeple değişen dünya düzeni içinde kötülük kavramı farklı zamanlarda farklı temellerde tartışılmıştır. Zamanla kötülüğün varlığı, ifade aracına dönüşerek sanat dallarına yansımıştır. Yedinci sanat olarak kabul görülen sinema, kötülük kavramından en fazla beslenen sanat dallarının başında gelmiştir. Görsel ve işitsel duyuya hitap eden sinema, kötülüğün temsilinde bir araç görevi görmüştür. Toplum yaşantısı ve sinema arasında doğrudan bir ilişki vardır. Türk sineması, başlangıcından günümüze kadar toplumu yansıtan bir ayna görevi görmüştür. Özellikle 1980'li dönemlerde Türkiye coğrafyasında yaşanan gelişmeler, Türk toplumu ve Türk sineması üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Bu durum kötülük anlayışını da şekillendirmiştir. 1990'lı yıllarda sinemaya başlayan Zeki Demirkubuz toplumsal sorunları birey üzerinden anlatma yolunu seçerek, kötülük kavramıyla doğrudan ilgilenmiştir. Bu çalışma, kötülüğün günümüzde sıradanlaşması ve sıradanlaşan kötülüğün Zeki Demirkubuz filmlerinde temsillerini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla birinci bölümde kötülük kavramı tanımlanmaya çalışılarak, kötülüğün Antik Yunan'dan günümüze kadar felsefi boyutta ele alınma biçimlerine değinilmiştir. İkinci bölümde Türk sinemasının gelişim sürecine, bu süreçte kötülüğün ele alınma biçimlerine ve Zeki Demirkubuz sinemasının genel özellikleri dahil kötülük anlayışına yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Zeki Demirkubuz'un Üçüncü Sayfa, Yazgı ve Yeraltı filmlerinin analizi yapılarak, bu filmler üzerinden kötülük olgusu incelenmiştir.

Demirkubuz, ZekiKötülükSinema+1
Yaşar Yiğit
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kötülük problemine iki bakış: Augustinus ve Spinoza

Kötülük problemi felsefe tarihinde epistemoloji, ontoloji, siyaset, etik vb. birçok alanda tartışılan önemli bir konu olmuştur. İnsan var olduğu günden itibaren farklı düzeylerde de olsa bu meseleyle ilgilenmiş, evrendeki kötülükleri anlamlandırma çabasına girmiştir. Çalışmada ele alınacak filozoflardan Augustinus kötülük problemini, teodise ekseninde ele almaktadır. Kötülüğün kaynağını insanın özgür istencinde bulan Augustinus, Tanrı'nın evrendeki kötülüklerden sorumlu olmadığı görüşüyle Ortaçağ düşüncesinde etkili bir isim olmuştur. Çalışmanın diğer filozofu, Modern Dönemin ve Kıta rasyonalistlerinin önemli isimlerinden Spinoza ise kötülük problemini, meşhur Tanrı/Doğa anlayışı üzerine temellendirmiş, meseleyi ele alırken tek töz olarak içkin bir Tanrı anlayışına uygun açıklamalar yapmıştır. Kötülük problemini açıklarken mutluluğa ve dolayısıyla iyiye giden yol olarak gördüğü erdemlilik anlayışını, yaşamda kalmayı sürdürme eğilimi olarak gördüğü conatus öğretisiyle birlikte ele alarak iyi-kötü anlayışını ortaya koymuştur. Bu çalışmada Augustinus ve Spinoza'nın kötülük problemi hakkındaki düşünceleri, kendi felsefe anlayışları ve yaşadıkları çağ içerisinde ele alınacak, iki farklı çağda söz konusu meseleyle ilgili benzerlik ve farklılıklara dikkat çekilecektir.

AugustinusKötülükSpinoza, Baruch
Sevgican Akça
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslam düşüncesinde engellilik

Engellilik tüm toplumlarda rastlanılan bir durum olması açısından evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu yönüyle, dinin sahip olduğu evrensellikle de paralellik göstermektedir. Bundan dolayı ilahiyat alanında yapılması gereken çalışmalarda engellilik konusu önemli bir yer tutmalıdır. Bizim engelliliği konu edindiğimiz araştırmamız da, alanda yapılacak çalışmalara mütevazi bir katkı sağlama teşebbüsüdür. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle engellilik kavramının çeşitli zeminlerde ki tanımlarına yer verilmiştir. Daha sonra bu tanımlardan hareketle engelliliği ifade edebilecek en makul ifadelerin neler olması gerektiği tartışılmıştır. Son olarak, engelliliğin tarihi seyrine bakılarak belirli dönem ve medeniyetlerde kavramın nasıl yorumlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, engelliliğin teolojik yönü irdelenmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük dinin öncülüğünde başlayan bu teolojik araştırma, sınırlı bir şekilde ilkel dinler ve yerel dinlerde de konunun nasıl işlendiğine ışık tutmuştur. Dinlerin engellilik üzerine yorumlarının nerelerde benzeşip nerelerde ayrıştığı bu bölümün muhtevasında yer etmiştir. Üçüncü ve son bölümde Kelam ve İslam Felsefesi alanlarında yer alan engellilik anlatımları işlenmiştir. Kelam'da Mutezile, Eşari ve Maturidi okullarının konu hakkındaki yorumları mercek altına alınırken İslam Felsefesin'de, İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi isimlerin engelliliği hangi başlıklarda ve ne şekilde işlediklerine odaklanılmıştır.

EngellilikKaderKelam+5
Süleyman Akbayram
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Siyaset, modernite ve postmodernite bağlamında bir kötülük eleştirisi: Hannah arendt ve Zygmunt Bauman ekseninde bir tartışma

Dünya üzerinde birçok zıtlık bir arada bulunmaktadır. İyilik ve kötülük kavramlarının oluşturduğu zıtlık da bunlardan biridir. Bu çalışmada kötülük kavramının bireysel ve toplumsal yönleri değerlendirilerek söz konusu kavramın siyaset arenasına yansımasına kadar izlediği yolda geçirdiği süreçler açıklanmıştır. İnsan doğasında beliren kötülüğün çevreye yansıtılmasında etkili olan seçimler, bir kötülüğün ortaya çıkmasında etkili olan bireysel etkenler ve durumsal etkenler, söz konusu kötülüğün siyasi arenadaki temel yansımaları Adorno, Milgram ve Zimbardo'nun çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Arendt ve Bauman ekseninde tartışılan kötülük kavramının kaynakları Arendt'in eserleri üzerinden bireysel ve toplumsal olarak ayrı ayrı ele alınarak üç temel başlık altında belirtilmiş ve Bauman üzerinden modern ve post-modern ayrımı dâhilinde kategorize edilmiştir. Sonuç itibariyle, kötülük kavramının siyasi arenaya taşınması bireysel ve durumsal etkenlerin bileşkesi sonucunda gerçekleşmektedir. Bu sebeple, söz konusu taşınmaya zaman yahut mekân yönüyle bir sınırlandırma getirilememektedir. Dolayısıyla, bu noktada modern yahut post-modern dünyanın hiçbir noktasındaki olası tehlikeler bir diğer noktasındaki olası tehlikelerden ayrı tutulmamalıdır.

AntisemitizmArendt, HannahBauman, Zygmunt+6
Selin Cengiz
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik Türk şiirinde kötülüğü temsil eden varlıklar

İnsanlık tarihi iyi ve kötünün mücadelesi ile geçmiştir. Toplum hayatını derinden etkileyen bu mücadelenin edebi metinlere yansıması kadar doğal bir durum olamaz. Klasik Türk şiiri de bu tespitin içindedir. Tercihini iyiden taraf yapan klasik Türk şiiri iyinin daha belirgin hale gelmesi için de kötüye ait unsurları kullanmıştır. Bu tez klasik Türk şiirinde karşılaşılan kötülük düşüncesinin temsilcisi olan varlık ve şahsiyetleri öncelikle tespit etmeyi sonrasında da onların edebi metinlere nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tez; metafizik kötü varlıklar, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kötü şahıslar, dinî muhtevalı eserler ile İslam mitolojisinde yer alan kötü şahıslar ve tarihi kaynaklarda geçen kötü şahıslar ve bunların klasik Türk şiirine yansımaları üzerinde durmaktadır. Kötülüğün temsilcisi şahsiyet veya varlıklar klasik Türk şiirinde özellikle sevgilinin âşığa, rakibin aşığa yaptığı eziyetler ve övülen şahsın devrinde yaşanan kötü olaylar çerçevesinde teşbih unsuru olarak kullanılmıştır. Yine din büyüklerine yapılan haksızlıklarda rol oynayan kötü şahıs ve varlıklar doğrudan objektivasyona başvurulmadan klasik Türk şiirine yansımaktadır. Kısaca tez, kötülük düşüncesinin temsilcisi varlık ve şahısların klasik Türk şiirindeki görünüşü üzerinde dururken aynı zamanda bu şiirin muhteva zenginliğinin bir yönünü de göstermeyi hedeflemektedir.

Eski Türk edebiyatıKlasik Türk edebiyatıKötülük+3
Hilal Ay
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Filmlerle ahlak felsefesi: İyinin ve kötünün gösterimi üzerine bir soruşturma

İyi ve kötü değerleri, yalnızca günlük hayatın işlerlerinde değil aynı zamanda gerçekliğin aktarımı olarak sinemanın kendi operasyonlarıyla da sıkça önümüze sunulur. Eğer insan davranışına ait belli kuram veya formüller üzerine yoğunlaşmak Etik Felsefesinin başlıca bir göreviyse; eyleme, dönüşüme, gerçekleşmeye ve var olmaya ilişkin sunulara en yatkın sanat olan sinema sanatı da ahlakın iyi'si ve kötü'sü üzerine çokça düşünebilmektedir. Tez, bu anlayış ile birlikte sadece ahlak felsefesinin değil, sinemanın da eylemlere atfettiği değerleri Utanç (Bergman, 1968) filmiyle rasyonel iyi ve kötü, Onur Savaşı (Vinterberg, 2012) filmiyle duygusal iyi ve kötü ve son olarak da Notre Dame'ın Kamburu (Delannoy, 1956) filmiyle estetik iyi ve kötü olarak üçe böler. Anlaşılması ve gelecek sinema felsefesi çalışmalarına ilham olması ümidiyle tez, ahlakın üç kategorisi üzerine düşünürken bunları, filmlerin kendi doğal dünyalarıyla çatışmaya sokar. Dördüncü bölüm ve sonuç bölümünde ise bu kategorileştirmeyi camın dışından izlemeyi önerir. Çalışma, Ahlak Felsefesi adına pek çok kavramdan bahsetmekle kalmaz, bunların yıkım veya tekrardan inşası için okuyucuya birçok ipuçları verir. Sonuç bölümündeyse ahlak felsefesine ait mefhumlar üzerine sinematik çıkarımlarda bulunur.

Ahlak felsefesiDeğerlerFilm+5
Fahrettin Girgin
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Anadolu masallarında iyilik ve kötülük motifi

Kolektif bilincin taşıyıcısı olan masallar, geçmişten günümüze kadar geleneksel olanı simgeleyerek varlığını devam ettirmiştir. Masallar, Türk kültür geleneğinin derin izlerini yansıtarak sembollerin diliyle insanlara öğütler vermekte ve toplumsal normlara bağlılığı ifade etmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde sembolik olarak çeşitli anlamlar içermekte ve insan hayatına yön vermektedir. Semboller, farklı varlıklarla ifade edilmekte ve bu varlıklar üzerinden görünür kılınmaya çalışılmaktadır. Masallarda yer alan kötücül güç ve varlıklarla mücadelede hayvanların, insanların, keramet ehli/yardımcı ihtiyarların, doğaüstü/olağanüstü varlıkların, obje/nesne ve sözlerin önemli bir yeri vardır. Kahramanların gölge yanlarını fark ederek bu yanlarından uzaklaşmalarına, bilinç dışı unsurlardan sıyrılarak bireyleşim süreçlerini tamamlamalarına yardımcı olan her türlü varlık, nesne ve sözler kahramanların iyiliği için çalışmakta, kötüleri ve kötülükleri defetmektedir. Gerçek hayat ile hayal edilen hayatın bütünleşmesinden meydana gelen ve geçmiş ile günümüz arasındaki bağlantıyı sağlayarak bugünün şekillenmesine yardımcı olan, bunu yaparken de sembollerin ifade gücünden yararlanan masallar; hayvanlar, insanlar, keramet ehli/yardımcı ihtiyarlar, doğaüstü/olağanüstü varlıklar, obje/nesne ve sözler aracılığıyla kahramanların ruh hallerini, kötülüklerle mücadelelerini, erginlenme yolundaki başarılarını ifade etmeye çalışır. Bu aşamalar, bir yardımcı/rehber/yüce birey ya da yüce ana/yüce ananın yansıması olan varlıklar/mekânlar tarafından desteklenir. Masallarda yer alan hayvanlar, insanlar, obje/nesne ve sözler, kimi zaman rehber/yol gösterici vasıflarıyla kahramanların en büyük yardımcısı ve destekçisiyken kimi zaman engelleyici/yıkıcı/zorba güçler olarak kahramanların aşama kaydetmesinin önündeki en büyük engeldir. Kahraman, zorluklarla/zıtlıklarla mücadele edebildiği ölçüde bu mücadelenin sonunda galip çıkar. Haklı bir galibiyetle sonuçlanan masallarda iyilik yüceltilir. İyilik eden en güzel şekilde mükâfatlandırılırken kötülük eden en ağır cezaya çarptırılır. Masallarda öğreticilik, doğruyu gösterme, anlatılanlardan ders çıkarma ön planda olduğundan masalların değer aktarımındaki rolü de oldukça fazladır. Toplumsal değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması masalın ana görevlerinden biridir. Değer yargıları, bir toplumun çoğu tarafından kabul edilen ahlaki ilke ve inançlardır. Değerler, sosyo-kültürel ögelerin anlamlandırılması adına önemli birer araçtır. Toplum hayatında önemli bir yeri olan ve masallara da yansıyan doğruluk, dürüstlük, yalan söylememe, emanete ihanet etmeme, büyüklerin sözünü dinleme, yardıma ihtiyacı olan varlıklara iyilikte bulunma, doğaya zarar vermeme gibi değer yargıları masallar aracılığıyla toplumu oluşturan bireylere kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bireylere aktarılmaya çalışılan değer yargılarının insanları eğitme amacı bulunmaktadır. Masallar, değerler eğitimi açısından birçok iletiye sahiptir. Etik iletiler olarak doğruluk, dürüstlük, yalan; sosyolojik iletiler olarak aile, yönetici; psikolojik iletiler olarak umutsuzluğa kapılmamak, sabır ve kararlılık, umut ve şans, iyilik ve kötülük, haklılık ve haksızlık, zekâ ve dikkat, dostluk, arkadaşlık, saygı ve sevgi, bağışlayıcılık ve incelik, cömertlik, hırslarına yenik düşmeden paylaşımda bulunabilme; ekonomik iletiler paranın gücü ve ekonomik dayanışma olarak masallarda görünür kılınmaktadır. Tüm bunlara ek olarak insanlara ve doğaya sevgiyle yaklaşma söz konusudur. İnsanlar, üzerine düşen görev ve sorumlulukların bilincine vararak hareket etmelidir.

Halk bilimiHalk edebiyatıHalk hikayeleri+6
Sema Bayram
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Leibniz ve Kant'ta Teodise

Mutlak iyi bir Tanrı'nın varlığına rağmen yeryüzünde hâlâ kötülüğün bulunması, Antik dönemde de filozofların zihinlerini meşgul etmişti. Antik Yunan felsefesinin içerisinden çıkan kötülük problemi, Hristiyan ve Müslüman düşünürler tarafından da ele alınmıştır. Bu problem henüz genç yaştan itibaren Leibniz'in de ilgisini cezbetmiştir. Onun felsefesini incelediğimizde öne çıkan iki unsurun tözler meselesi ve kötülük problemi olduğunu görürüz. Nitekim 17. yüzyıl sonlarından itibaren Leibniz'in ortaya koyduğu monadlar öğretisi Kartezyenizmin sıkı bir eleştirisi olmakla kalmamış, o dönem Katoliklik ve Protestanlık mezhepleri arasındaki pek çok tartışma konusundan birisi olan kötülük ve günahın mahiyeti alanına da uzanan neticeleri olmuştur. Tarihi gidişat Leibniz felsefesinin aleyhine gelişmiş ve Leibniz'e yöneltilen eleştiriler onun monadlar öğretisi üzerine değil, o öğretinin bir uzantısı olan 'mümkünlerin en iyisi' kavramı üstünde yoğunlaşmıştır. Aldığı eğitim gereği Leibniz felsefesini yakından tanıyan Immanuel Kant ise tarihi olgulardan dolayı henüz kariyerinin başındayken kötülük ve Tanrı'nın inayeti hakkında makaleler yazmak durumunda kalmıştır. Kant'ın erken dönemindeki felsefesinde Leibnizci eğilimler görürüz fakat olgunluk döneminde ise bunun yerini özgün bir felsefe almıştır. Kant'ın Leibnizci düşünceye bakışı, ona getirdiği eleştiriler ve kendisini Leibnizci teodiseden sıyırarak, kötülük problemine kendi felsefesi içerisinde tutarlı bir cevap verme girişimi, Leibniz'in felsefesine daha eleştirel bakabilmemizi sağlamaya hizmet eder. Ayrıca Kant'ın kendi teodise görüşü de, felsefe tarihinin bu en köklü problemlerinden birisini aydınlatma hususunda bizatihi önemlidir. Bu çalışma, problemin kısa bir tarihçesini sunduktan sonra Leibniz ve Kant teodiselerinin birbirleriyle hem temeldeki hem de sonuçtaki ilişki ve farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kötülük Problemi, Tanrısal İnayet, Teodise, Leibnizci Teodise, Kantçı Teodise.

Kant, ImmanuelKötülükLeibniz, Gottfried Wilhelm+2
Mustafa Çağrı Günday
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects