Fertilization
59 theses under this subject heading
Mikoriza inokülasyonu, kompost ahır gübresi ve mineral gübrelemenin biber bitkisinin büyüme ve besin elementi alımı üzerine etkileri
Bu çalışma; mineral gübrelemeye alternatif olarak organik gübrelemenin (mikoriza, kompost ve ahır gübresi) biber bitkisinin verim ve bitki besin elementi alımı üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma iki yıl süreyle (Deneme I: 1996, Deneme II: 1997 yıllan) Çukurova Bölgesi koşullarında tarlada yürütülmüştür. Araştırma bulgularına göre, her iki yılda da mikorizal inokülasyon, kompost ve ahır gübresinin uygulaması, mineral gübreleme ve kontrole göre yaklaşık 2 katı kadar daha fazla verim artışı sağlamıştır. Biber verimi Deneme I'de kompost, Deneme II' de de mikoriza parsellerinde yüksek bulunmuştur. Besin elementi içerikleri yönünden ise kompost, mikoriza ve ahır gübresi uygulanmış parsellerde P, Zn, Cu, Fe ve Mn içeriklerinin mineral gübre uygulamasına göre genelde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mikoriza (G. caledenium), kompost, ahır gübresi ve mineral gübre, biber, verim, bitki büyümesi, besin elementi alımı
The Effects of different irrigation methods and different nitrogen doses and forms on the yield and quality of watermelon
ABSTRACT MSc THESIS THE EFFECTS OF DIFFERENT IRRIGATION METHODS AND DIFFERENT NITROGEN DOSES AND FORMS ON THE YIELD AND QUALITY OF WATERMELON Ulaş ŞENYIGIT DEPARTMENT OF AGRICULTURAL STRUCTURES AND IRRIGATION INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF ÇUKUROVA Supervisor: Prof. Dr. Rıza Kanber Year: 1999, Pages:60 Jury : Prof. Dr. Rıza Kanber : Prof. Dr. Attila Yazar : Assis. Prof. Dr. Harun Koksal Different irrigation methods (S: Sprinkler; D: Drip), nitrogen forms (L: Liquid; G: Granule) with various amounts (based on applied line source sprinkler, Nı; N2; N3 kg/da) and two varieties of watermelon (P: Paladin; M: Madera) were studied. Based on the results, irrigation water amounts applied to the treatments ranged from 1 19.2 mm (first year) to 350.5 mm (second year). Nitrogen applications ranged from 5.1 kg/da (SL) to 10 kg/da (SG) in the all treatments. Total yield changed between 1325 kg/da (first year) and 5013 kg/da (second year) depending on year and treatments. Although the highest yield was taken from treatments in which liquid fertilisers were applied for both of the varieties in the first year. The varieties have different response to form and amounts of nitrogen in the second year. In this year, the highest yield was observed from SG treatments in Paladin variety. In Madera variety, the highest yield was taken from SGL treatments that granule and liquid fertiliser were applied together. The effects of irrigation methods and nitrogen levels on some quality parameters of watermelon were not important. However, fruit diameter of Madera was larger than Paladin variety. The longest fruit length was measured in Paladin-DL treatment. Key words: Watermelon, irrigation, fertigation, sprinkler. II
Pamukta (Gossypium hirsutum L. ) yaprağa bor uygulamlarının verim ve lif kalitesine etkisi
Bu çalışma, 2002 yılında Çukurova Bölgesi koşullarında yaprağa bor uygulamalarının pamuğun verim ve lif kalite özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütiitaüştür. Bor uygulamaları, her uygulamada 0.15, 0.30, 0.45 ve 0.60 kg/ha olmak üzere taraklanma, ilk çiçeklerime ve çiçeklerime doruğu dönemlerinde yapılmıştır. En yüksek koza sayısı 0.90 kg/ha bor uygulamasında, en düşük koza sayısı ise kontrolda oluşmuştur. Koza kütlü pamuk ağırlığı ve çırçır randımanında, sırasryla, 1.80 ve 0.90 kg/ha bor uygulamaları ile önemsiz artışlar elde edilmiştir. Bor uygulaması koza ağırlığında kontrole oranla önemli düzeyde artışa yol açmıştır. En yüksek koza ağırlıkları 0.45 ve 1.35 kg/ha bor uygulamalarından elde edilmiştir. Bor uygulamaları ile kütlü pamuk ve lif veriminde önemli artışlar olmuştur. Gerek kütlü pamuk gerekse de lif veriminde düşük dozda (0.45 kg/ha) bor uygulamaları kontrolden farksız verim vermiştir. Bor uygulamalarının lif kalite özelliklerinde önemli etkisi gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Pamuk, yaprak gübrelemesi, bor, verim, lif kalitesi.
Sera koşullarında azotlu gübre, organik gübre ve mikoriza aşılamasının domateste verim, kalite ve besin elementleri alımına etkisi
Bu çalışma organik gübrelemenin, mikoriza inoküiasyonunun ve mineral gübre uygulamasının sera koşullarında domateste verime, kaliteye ve bitki besin maddesi alımına etkisini belirlemek amacıyla, sera koşullarında 2 yıl süreyle yürütülmüştür. Örtü altı sebzeciliğinin hızla ilerlediği bölgemizde çiftçilerin yoğun olarak mineral gübre kullanımı, artan gübre dozları sonucu, üründe kalite bozulmaları meydana gelmekte ve dayanıklılığında da düşmelere neden olmaktadır. Ayrıca bitkinin çevre streslerine ve hastalıklara karşı direnci azalmaktadır. Ancak, organik kaynaklı gübrelemede ise bitkinin topraktan makro ve mikro besin elementlerinden daha iyi yararlanabildiği bilinen bir gerçektir. Buna bağlı olarak da ürün kalitesi, dayanıklılığı, bitkinin çevre koşullan (hastalık ve zararlılara ) karşı direnci artmaktadır. Yukarıda sözü edilen parametrelerin belirlenmesi amacıyla denemede 0, 5,10 ton çiftlik gübresi, 0, 12, 24 kg da"1 azot, 12, 24, 36 kg da'1 potasyum ve 10, 20 kg da"1 fosfor dozları uygulanmışlar. Araştırma bulgularına göre verim değerleri 12280 kg da"1 ile 7543 kg da"1 arasında değişmiştir. Meyve ağırlığı 136,7-107,1 gram arasında, meyvede çap ve yükseklik değerleri sırasıyla 66,8-60,43 mm ve 56,26 ile 52,3 1 mm arasında bulunmuştur. Domateste kuru madde %5,807-5,135 bulunurken vitamin C değerleri sırasıyla ve 3 1,51- 26,09 mg/100 gram taze ağırlık olarak bulunmuştur. Deneme sonucu elde edilen değerler, organik gübrelemenin bu çalışma ile belirlenen kalite paraetreleri üzerine olumlu etkilerinin olduğunu göstermiştir. Ayrıca, organik gübre uygulanan parsellerde daha yüksek verim değerleri elde edilmiştir.Anahtar Kelime : Mineral gübreleme, organik gübreleme, mikoriza, domates, örtü altı yetiştiriciliği
Pamuk bitkisinde (Gossypium hirsutum L. ) azot ve pix (mepiquat chloride) uygulamalarının lif, iplik ve tohum kalitesine etkileri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, 2000 yılında, pamuk bitkisinde azot (12, 18 ve 24 kg/da) ve Pix uygulamalarının (kontrol, taraklanma başlangıcında 25 cc/da, taraklanma başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da, çiçeklenme başlangıcında 35 cc/da, çiçeklenme başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da) koza, lif, iplik ve tohum kalitesine etkilerini saptamak amacı ile bölünmüş parseller deneme deseninde, üç yinelemeli olarak yürütülmüştür. En yüksek çırçır randımanı 18 kg azot dozunda çiçeklerime başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da Pix uygulamasında elde edilmiştir. Azot dozlarının ve Pix uygulamalarının incelenen tüm lif kalite Özelliklerine etkisi görülmemiştir. Soğuk çimlenme oranında azot uygulamalarının etkisi görülmezken, çiçeklenme başlangıcında 35 cc/da Pix uygulaması en yüksek soğuk çimlenme oranını sağlamıştır. İplik esnekliğinin artan azot dozu ile artma eğiliminde olduğu, en yüksek iplik esnekliğinin çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarında oluştuğu belirlenmiştir. Taraklanma dönemine oranla çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarının iplik kopma dayanıklılığında önemli düzeyde artış sağladığı bulunmuştur. İplikte kusur olarak bilinen ince ve kalın yerler yönünden en yüksek 24 kg azot dozunda ve çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarında saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pamuk, Azot gübrelemesi, Pix uygulaması, lif, iplik, tohum kalitesi.
Çukurova koşullarında ketencik (Camelina sativa)'te farklı azot ve fosfor gübrelemesinin tohum verimi ve yağ oranına etkileri
Kasım 2001 - Mayıs 2002 tarihleri arasında Adana, ekolojik koşullarında yürütülen bu çalışmada, alternatif bir yağ bitkisi olan ketencik {Camelina sativa)'te farklı azot ve fosfor dozlarının tohum verimi ve yağ oranına olan etkileri incelenmiştir. Araştırmada aynı zamanda azot ve fosfor dozlarının bitki boyu, ilk dallanma yüksekliği, dal sayısı, harnup sayısı, harnuptaki tohum sayısı, bin dane ağırlığı gibi morfolojik özellikleri ile protein oranı üzerine olan etkileri de belirlenmiştir. 15 kg/da azot ve 10 kg/da fosfor uygulamalarına kadar tohum ve yağ verimlerinde artışlar sağlanmıştır. En yüksek yağ oranı (% 31) ile yağ verimi (72.39 kg/da) 15 kg/da azot ve 15 kg/da fosfor uygulamasından alınmıştır. Bölge için en uygun gübre miktarının 15 kg/da azot ve 5-10 kg/da fosfor olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Camelina sativa, Gübreleme, Verim
Bazı yerli ve yabancı Trabzon hurması çeşitlerinin döllenme biyolojisi üzerine araştırmalar
In this research, germination, viability and pollen production of Ghora Gali pollinatior persimmon cultivar were studied in vitro conditions and its pollen tube growths were checked in vivo conditions. Persimmon cultivars Fuyu, Ghora Gali, Kaki Tipo, Vainiglia, Amankaki, Çekirdekli, Çekirdeksiz, Persimmon Seedless and Seedless Mardan were used in this study. The effects of free pollination, artificial pollination, isolation, flower thinning by hand, 12.5, 25, 50, 100 and 200 ppm GA3 treatment on the intensity of fruit drop, fruit set, speed of fruit growth were determined. In addition to some fruit quality parameters as fruit wide, fruit lenght, fruit high, fruit weight, seed number, level of aborted seeds and seed weight, TSS, titratable acidity and pH of fruit juice were tested. Although the pollen viability were found to be high, the pollen germination were found to be low in vitro conditions. The highest pollen germination rates were determined in 1 % agar + 1 5 % sucrose medium at 20°C. Pollinatior cultivar Ghora Gali's pollen production and rate of morphological homogenity were found high. In all cultivars' flower, pollen tubes reached the ovules in 1 day after pollination. It was determined that fruit drop and fruit growth was high in 3 month after treatments in most of the cultivars. Although high fruit set was obtained in the most of seedless cultivars low fruit set were obtained from seeded cultivars after isolation treatments. As far as fruit set are considered all treatments except isolation in most of seeded cultivars and all treatments in most of seedless cultivars were found succesfull. Free pollination, artificial pollination, flower thinning by hand and GA3 treatments were found to be effective increasing fruit size. From fruit quality characteristicts, TSS values in seedless cultivars were higher than seeded cultivars. In the other quality parameters, different values were obtained acording to cultivars and treatments.
Kurbağa yumurta modelinde fertilizasyondan birinci yarıklanmaya kadar olan evredeki membran potansiyel değişimleri ve bu değişimlerin iyonik temeli
61 7. ÖZET Bir yumurtanın başarılı olarak fertilize olabilmesi, türlerin çoğunda, yalnızca bir sperm tarafından döllenmesine bağlıdır. Bu şartın sağlanabilmesi için yumurtada polispermiye karşı blok mekanizmaları geliştirilmiş olup, bunlardan ilki Fertilizasyon potansiyeli ile sağlanan geçici elektriksel blokdur. Bu çalışmada Rana cameranoi türü kurbağa yumurtasındaki fertilizasyon potansiyeli ile birinci yarıklanmaya kadar olan evrede gelişen membran potansiyel değişimlerine ait iyonik temellerin incelenmesi amaçlanmıştır. Hücre içi kayıt tekniği kullanılarak fertilizasyondan birinci yarıklanmaya kadar olan evredeki membran potansiyel değişimleri sürekli olarak gözlenmiştir. Standart solüsyon olarak % 10 Ringer kullanılırken, membran potansiyel değişimlerine Na+ ve Ca+2'nm etkilerinin incelenebilmesi için bu iyonlara ait dış ortam yoğunlukları değiştirilmiş, K+ ve Cl"'na ait etkiler için ise bu iyonların kanal blokerleri kullanılmıştır (sırasıyla, TEA ve SITS). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar şöyledir: Döllenmemiş yumurtaya ait membran potansiyelini temelde K+ etkilemekte iken, spermin yumurtayı aktive etmesi ile gelişen fertilizasyon potansiyelinde (FP) Cl" etkisi ön plana çıkmaktadır; K+, FP'ne klora göre daha az katkıda bulunmaktadır. Na+ FP'nin oluşumuna direkt katkıda bulunmamakta, ancak dış ortam Na+ yoğunluğu azaltıldığında pik fertilizasyon potansiyel (FPp) değerini düşürmektedir. Dış ortamdaki Ca+2'un FP üzerinde anlamlı bir etkisi olmayıp, kalsiyumsuz solüsyonlarda döllenmiş yumurta, normal gelişmesini sürdürebilmektedir. Hücre dışındaki Ca+2, polispermiyi önleyen elektriksel ve mekanik bloklara herhangi bir katkıda bulunmamaktadır. Fertilize olmuş yumurtanın zar potansiyeli (MPf), birinci yarıklanmaya kadar anlamlı bir değişiklik göstermemektedir. Birinci yarıklanma sırasında gelişen hiperpolarizasyondan (faz 1) temelde K+; pik hiperpolarizasyonu takip eden ve membran potansiyelinin62 tekrar stabil bir değere dönmesini de kapsayan ikinci fazdan ise Na+ ve Ca+2 sorumludur. Fertilizasyon potansiyelinden sorumlu temel iyon olan klor, yarıklanma döngüsüne ait hiçbir parametreyi anlamlı olarak etkilememektedir.
Various nutritional applications on productivity indicators in wheat
Biofertilizers are natural preparations containing a compatible group of beneficial microorganisms that have an active and effective role in supplying the plant with the nutrients it needs. The study aimed to find the level of addition of bio-fertilizer Carbac G to reduce the doses of mineral fertilizers and reach the possibility of recommending biofertilizers as an alternative to the ground additions of mineral fertilizers in the wheat crop. In the study, which included five different applications, the harvested plants were evaluated in terms of plant height, the area of leaf flag, number of spikes, number of grains per spike, the weight of 1000 grains, grain yield, biological yield, harvest index, protein, gluten parameters. As a result of the study, it was determined that the mixture of traditional biofertilizers and organic matrix chemical fertilizers performed better than the traditional method in terms of wheat growth performance in alluvial soils of semi-tropical agro-climatic conditions of wheat cultivation.
IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması
İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği
Çukurova koşullarında ekim öncesi topraktaki mineral azotun birinci ürün mısır gübreleme programında kullanım potansiyeli
Bu çalışmada, Çukurova koşullarında toprakta ekim öncesi bulunan mineral azotun, bölgenin tarımsal ekonomisine önemli katkı sağlayan 1. ürün mısırın gübreleme programında kullanım olanakları araştırılmıştır. Çalışma için, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında mısır üretim alanlarında ekim öncesi ve hasat sonrası üç farklı derinlikten alınan (0-30, 30-60 ve 60-90 cm) örnekler kullanılmış ve ?NH?_4^+ ve ?NO?_3^- ölçülerek, toplam mineral azot (Nmin) değerleri hesaplanmıştır. Bununla birlikte, hasat edilen mısırda kimi bitkisel parametreler (sap verimi, tane verimi, sap ve tanede %N, sap, tane ve total bitki tarafından kaldırılan N) ölçülmüş ve bu bulguların topraktan elde edilen değerler ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada, çiftçinin ekim öncesi toprakta var olan azotu göz ardı ettiği görülmüştür. Bulgular, ekim öncesi toprakta bulunan azotun kısmen mısırın başlangıç azotunu karşılayacak düzeyde olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, hasat sonrasında da toprakta önemli miktarda azot kaldığı tespit edilmiştir ki bu, çiftçinin ihtiyacından fazla azot gübrelemesi yaptığını göstermektedir. Toprak ve bitkisel parametrelerin birlikte değerlendirilmesi ile, kimi parametreler arasında doğrusal bir ilişki elde edilmiş olup; bu ilişki istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur. Araştırma sonuçları, topraktaki mineral azotun mısırın gübreleme programında kullanılacak önemli bir araç olduğunu göstermektedir. Ancak, topraktaki Nmin ile mısır verimi arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Yozgat şartlarında farklı azot dozlarının bazı kenevir genotiplerinin (Cannabis sativa var. sativa) verim ve kalite özelliklerine etkileri
Bu çalışmada, Yozgat ekolojisinde beş farklı azot (N) dozunun (0, 8, 12, 16 ve 20 kg/da) iki farklı kenevir genotipinde (Narlısaray ve Futura 75) verim ve kaliteye etkileri incelenmiştir. Çalışma, 2021 yılında Yozgat Bozok Üniversitesi, Kenevir Araştırma Enstitüsü uygulama alanında yürütülmüştür. Çalışma, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Genotipler ana parsellere, azot dozları ise alt parsellere yerleştirilmiştir. Çalışmada incelenen parametrelerde iki genotipin ortalama değerleri bakımından bitki boyu 112,3-187,9 cm, teknik sap uzunluğu 94,9-150,4 cm, sap çapı 4,96-8,69 mm, biyokütle verimi 851,5-2239 kg/da, kuru sap verimi 305-995 kg/da, lif oranı %23,98-28,16, lif verimi 81,33-231 kg/da, kıtık oranı %71,83-76,01, kıtık verimi 223,3-763,3 kg/da, bin tohum ağırlığı 17,46-17,88 g, tohum verimi 64,5-121 kg/da, yağ oranı %30,21-31,31 ve yağ verimi 19,31-37,77 kg/da arasında değişmiştir. İncelenen tüm parametrelerde elde edilen değerler azot dozunun artmasıyla beraber artış göstermiştir. Yozgat koşullarında her iki genotip için tohum üretimi bakımından dekara 12 kg/da, lif üretimi için Narlısaray genotipi için 12 kg/da, Futura 75 çeşidi için 16 kg/da azotlu gübreleme yapılmasının uygun olacağı görülmektedir.
Diagnostik histeroskopi IVF-ICSI/ET öncesi mi, sonrası mı yapılmalıdır?
Amaç: Çalışmada IVF-ICSI/ET yapılmış ancak başarısız olunmuş ve ilk kez IVFICSI/ET planlanmış olan iki ayrı hasta grubuna histeroskopi uygulanarak, intrauterin patolojilerin saptanması, patoloji saptanan grupta cerrahi düzeltme yapılarak, bundan sonraki IVF-ICSI/ET sürecinde canlı doğum oranlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reproduktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi Yöntem ve Gereçler: Prospektif yapılan bu çalışmada, 2014 – 2016 yılları arasında arasında infertilite polikliniğine başvuran, rutin değerlendirme sonucunda, ilk kez IVF-ICSI/ET kararı alınan hastalara, histeroskopi ile intrauterin patolojilerin saptanarak düzeltilmesi halinde gebeliğe olası katkıları hakkında ayrıntılı bilgi verilerek onamı alınan hasta Grup I (n=65) olarak belirlendi. Aynı süreçte daha önce IVFICSI/ET uygulanmış olan ancak histeroskopi uygulanmayan hastalar kontrol grubu Grup II (n=133) olarak belirlendi. Ayrıca histeroskopi uygulanan ve normal uterin kavite saptananlar Grup Ia (n=47), intrauterin patoloji saptananlar ise Grup Ib (n=18) olarak ikiye ayrılarak kontrol grubu ile canlı doğum oranları karşılaştırıldı Bulgular: Gruplar arasında yaş, infertilite süresi, infertilite etyolojisi, bazal FSH, LH, E2 değerleri ve transfer edilen embriyo sayıları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup I'de intrauterin patoloji sıklığı % 28, grup II'de intrauterin patoloji sıklığı %46 olarak (endometrial polip % 51-33, servikal adhezyon % 22-29 , servikal polip % 16-15 , intrauterin adhezyon % 11-19 ve submüköz myom % 0-4) saptandı. Grup I ve Grup II'de canlı doğum oranları sırasıyla % 27 ve % 30 olarak bulundu. Her iki grup arasında, ilk histeroskopi sonrası canlı doğum açısından istatistiksel bir fark saptanmadı (p=0.47). Grup Ia ve Grup II canlı doğum oranları açısından karşılaştırıldığında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmemiştir. (p=0.51). Grup Ib ve Grup II canlı doğum oranları açısından mukayese edilerek her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.41). Grup Ia ve Grup Ib canlı doğumlar açısından kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.11). Sonuçlar: IVF-ICSI/ET öncesi yapılan histeroskopi ve aynı seansta histeroskopi ile saptanan patolojilerin düzeltilmesi IVF-ICSI/ET başarısı ve canlı doğumu istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttırmadığını belirledik. Anahtar Kelimeler: Histeroskopi, intrauterin patolojiler, canlı doğum oranları, IVFICSI/ET öncesi histeroskop
Siklik GMP amp sentaz / interferon genlerinin uyarıcısı yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yeri
Amaç: Sitozolik DNA'yı tanıyarak inflamatuar süreçleri aktive eden cGAS/STING yolağıdır. Fertilizasyonda bu yolağın baskılanması beklenmektedir. Eğer bu yolak baskılanmazsa inflamatuar süreçler aktive olarak fertilizasyon başarısızlığına veya da erken embriyonik gelişimde bozukluğa yol açabilir. Bu çalışmada cGAS/STING yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yerinin belirlenmesi, fertilizasyona ve embriyolojik gelişime etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Balb/C cinsi farelerden üç grup oluşturulmuştur. Grup 1: Kontrol grubu, Grup 2: Fertilizasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 1. gün sakrifiye edilen grup; n:15), Grup 3: İmplantasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 4,5. gün sakrifiye edilen grup; n:15). Grup 1 ve Grup 3' de Hematoksilen ve Eozin ile cGAS, STING, NLRP14, IRF3 ve IFN primer antikorları ile indirekt immunohistokimya metodu uygulanmıştır. Grup 2'de ise 1 günlük embriyolar toplanıp, immunflorasan boyama yapılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda, cGAS/STING yolağının ve bu yolağın negatif regülatörü NLRP14'ün varlığı indirekt immunohistokimya ile gösterilmiştir. Fertilizasyondan sonra 1 ve 4,5. günlerdeki embriyolarda yüksek cGAS ve STING immunoreaktiviteleri ile orta düzeyde IRF3 ve IFN immunoreaktiviteleri, negatif NLRP14 immunoreaktivitesi saptanmıştır. Sonuç ve Yorum: Kontrol grubu, embriyonik 1 ve 4,5. günlerdeki cGAS/STING yolağına ait moleküllerin ve bu yolağın negatif düzenleyicisi olan NLRP14'ün immunoreaktivite düzeyleri saptanmıştır. Özellikle NLRP14'ün fertilizasyon ve erken embriyo gelişiminde nükleik asit algılayıcı yolağın suprese edilmesinde önemli olduğu ve açıklanamayan infertilite olgularında göz önüne alınması gerektiği öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: cGAS, STING, NLRP14, fertilizasyon, implantasyon, ovaryum, testis
IVF/ICSI-Et başarısızlığında histeroskopik bulgular
Amaç: Çalışmada daha önceden IVF-ICSI-ET yapılmış ancak başarısız olmuş hasta grubuna uygulanan histeroskopi sonucunda saptanan intrauterin patolojilerin saptanması ve bu patolojilerin sınıflandırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Hatalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Retrospektif olarak yapılan bu tanımlayıcı çalışmada, 01.01.2013 ve 31.12.2019 tarihleri arasında İnfertilite Polikliniği'ne başvuran 228 primer ve sekonder infertilite tanılı, daha önceden dış merkezde veya kliniğimizde IVF-ICSI/ET yapılıp başarısızlıkla sonuçlanan hastalara uygulanan histeroskopi sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 228 hastanın histeroskopi sonuçları değerlendirildiğinde, hastaların 97 tanesi (%42.5) normal histeroskopik bulgulara, 131 tanesi (%57.5) anormal histeroskopik bulgulara sahipti. Bu anormal bulguları inceleyecek olursak, en sık izlenen patoloji % 23.1 oranla endometrial polip saptanmıştır. %20.5 intrauterin sineşi, %18.6 servikal patoloji (polip ve defekt), %13.5'inde servikal stenoz, %10.9 uterin septum/subseptum, %4.5'inde myoma uteri, %3.2'sinde arkuat uterus, %3.2'sinde T-shape uterus , %1.9'unda intrauterin enfeksiyon, %0.6'sında vajinal septum saptanmıştır. Sonuçlar: Bu tez çalışmamızın sonuçları incelendiğinde tartışmada bahsedilen literatür taramaları sonucunda değerlendirilen çalışmalarla büyük oranda benzerdir. İmplantasyon başarısızlığı olan hastalarda nedene yönelik ek incelemeler yapılmalıdır. Önerilen incelemeler; histeroskopi, histerosalpingografi, pelvik ultrasonografi, karyotip analizi, overyan rezerv ve fonksiyon testleridir. Bu hastalara uygulanacak tedaviler kanıta dayalı tıp dahilinde olmalıdır. Tedavideki amaç, embriyo kalitesi ve endometrial reseptiviteyi arttırmaktır. Histeroskopinin IVF üzerine olan pozitif etkisi endometrial kavitedeki lezyonları saptama ve tedavi etmesi ile ilişkilidir. Sonuçlarımıza göre ve mevcut literatüre uygun olarak, histeroskopi, diğer araştırma yöntemleri tarafından gözden kaçırılan intrauterin patolojileri saptamaktadır. Anahtar Kelimeler: IVF, IVF-ICSI/ET, IVF başarısızlığı, histeroskopi, intrauterin patolojiler, infertilite
Tekrarlayan implantasyon başarısızlığında endometrial hasarlanmanın endometriumdaki etkileri
Amaç: Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı (TİB) olan hastalarda IVF'in başarısı endometrium ile blastokistin uyumlu gelişimine bağlıdır. TİB'in sebepleri arasında, embriyo ve endometrium ile bağlantılı problemler olduğu ileri sürülmektedir. TİB olan kadınlarda iyi kalitede embriyo transferi yapılmasına rağmen gebeliğin oluşmaması sebebiyle endometrial faktörlerin değerlendirilmesi görüşü ön plana çıkmaktadır. Endometrium 'implantasyon penceresi' olarak adlandırılan zaman dilimi içinde embriyoyu kabul eder. Endometriumdan pipel yardımı ile biyopsi alınmasıyla yaratılan endometrial hasarlamanın endometrial reseptiviteyi arttırdığına yönelik birçok çalışma yayınlanmasına rağmen endometrial hasarlanmanın hangi mekanizma ile bunu yaptığı net olarak bilinmemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda TİB tanısı konulmuş 19 hastaya, menstrüel siklusun 19-21. günleri arasında tanısal histeroskopi ile endometriumun yapısal ve histolojik patolojisi olmadığı saptandı ve alınan materyal endometrial reseptivite belirteçlerinden LIF, integrin αvβ3, östrojen alpha reseptörü için immunohistokimyasal değerlendirmeye, pinopod oluşumları açısından elektron mikroskopisi değerlendirmesine alındı. Aynı hasta grubunda takip eden bir sonraki siklusta yine 19-21. günler arasında tedaviye yanıt araştırması için yapılan endometrial örnekleme materyalleri de endometrial reseptivite belirteçleri için değerlendirildi. Herhangi bir endometrial patolojisi olmayan tedavisiz gebe kalabilmiş kadınlardan oluşan endometrial reseptivite referans grubunun sonuçları alınarak karşılaştırma yapıldı. Bulgular ve Sonuç: TİB tanılı hastaların hasarlandırma öncesinde endometriumlarında fertil kadınlardan farklı saptanan ultrastrüktüel bulguların hasarlandırma sonrasında fertil kadınların endometirumuna benzeyen özelliklere dönüştüğü saptandı. İmmunohistokimyasal olarak LIF düzeylerinin hasarlandırma ile arttığı, Östrojen alpha reseptörünün ve İntegrin αvβ3 düzeylerinin hasarlandırma ile anlamlı farklılık oluşturmadığı saptandı.
Farklı form, miktar ve zamanlarda üstten uygulanan azotun mısırın azot kullanım etkinliği ve verimine etkisi
Bilindiği gibi, dünya üzerinde artan nüfus artmayan hatta yer yer azalan tarımsal alanlarla bir arada ekoloji üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle, en az girdiyle en yüksek bitkisel verimlere ulaşılması günümüz tarımının en önemli konularından bir tanesidir. Mevcut Yüksek Lisans Tezinde de, tarla koşullarında mısır (Zea mays L. çeşit DeKalb DKC6761) bitkisi kullanılarak tek yıllık bir tarla denemesi yürütülmüştür. Denemede Kontrol parsellerine tabandan sadece fosfor (P) ve potasyum (K) uygulanmış, Yeter (optimum) ve Düşük (optimumun %75'i) Azot (N) parselleri ise toplam optimum N'un %27'sine karşılık gelen 9,1 kg N•da-1 dozunda bir N ile de gübrelenmiştir. Üstten ise üre, kalsiyum amonyum nitrat (CAN) ve/veya amonyum sülfat (AS) gübreleri kullanılarak çıkıştan sonraki 25 ve/veya 50. günde optimum veya optimumun %75'ine tamamlanacak şekilde ilave N uygulamaları yapılmıştır. Hasat sonrasında, toplam dane verimi, hasat artığı kuru madde verimi ve bu materyallerde N, P ve K konsantrasyonları ve buradan hesaplanan alım değerleri verilmiştir. Sonuçlar arasında istatistiki anlamda önemli farklılıklar bulunmuş, optimum dozlarda N'un yarısı çıkıştan 25 gün sonra üre, diğer yarısı ise çıkıştan 50 gün sonra CAN ile uygulanan deneme varyantı hem verim, hem N kullanım etkinliği hem de kazanç açısından ön plana çıkmıştır. Bu uygulamayı ise Yeter N dozlarında N'un Üre/AS (yarısı çıkıştan 25 gün sonra üre, diğer yarısı ise 50 gün sonra AS formunda) ve Üre/- (tamamı çıkıştan 25 gün sonra üre formunda) şeklindeki uygulamaları takip etmiştir.
Domates öz nekrozu hastalığı'na vermikompost, mikoriza ve potasyum gübrelemesinin etkinliğinin belirlenmesi
Pseudomonas cichorii'nin neden olduğu domates öz nekrozu hastalığı verim kayıplarına sebep olan tohum ve toprak kaynaklı bakteriyel hastalıklardan biridir. Bu çalışmada Mersin ili Erdemli ilçesi örtüaltı domates yetiştiriciliği yapılan alanlarda öz nekrozu belirtileri gösteren bitkiler toplanmıştır. Ardından hasta bitkilerden patojenik bakteri izolasyonu ve LOPAT testleriyle MALDI TOF MS ile tanısı yapılmıştır. Öz nekrozu hastalığını baskılamada vermikompost, mikoriza ve potasyum gübrelemesinin teksel, ikili ve üçlü kombinasyonlarının etkileri saksı denemeleriyle araştırılmıştır. Uygulamaların tümü %52-74 oranında hastalığı baskılamada başarılı olmuştur. Uygulamalar içerisinde en başarılı uygulama hastalığı %74 oranıyla baskılayan Mikoriza uygulaması olmuştur. Ardından vermikompost, vermikompost+mikoriza, vermikompost+potasyum, mikoriza+potasyum uygulamaları hastalığı %68-71 oranlarında hastalığı engellemiştir. Diğer başarılı uygulamalar ise %62 ile üçlü kombinasyonda ve %52 ile sadece potasyum gübrelemesinde elde edilmiştir. Bitki besin alınımını iyileştirici etkisi olan ve hastalıklara dayanıklılığı uyaran bu uygulamaların Öz Nekrozu Hastalığı'nın mücadelesinde başarıyla kullanılabileceği bu çalışmayla gösterilmiştir.
Mera ıslahında herbisit ve gübre uygulamaları (Düzce Köprübaşıömerefendi örneği)
2011 - 2012 yıllarında yürütülen bu çalışma ile 2,4-D Amin, azot ve fosforun farklı dozları ile birlikte kombinasyonlarının ot verimi ve kalitesine etkisinin belirlenerek, Düzce Köprübaşıömerefendi ve benzer özellikteki doğal mera alanlarında yapılan ıslah çalışmalarında daha iyi sonuçlara ulaşmak için uygun ıslah yönteminin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma Köprübaşıömerefendi Köyü doğal mera alanında 25 m2 büyüklüğünde parsellerde, tesadüf bloklarında bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak, ana parsellerde herbisit, alt parsellerde fosforun dozları, altın altı parsellerde azotun dozları olacak şekilde düzenlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre genel ortalama olarak 4387 kg/ha kuru ot verimi alınırken, ortalama kuru ot, kuru madde, ham protein ve ham kül veriminde 75 kg/ha P2O5+100 kg/ha N uygulaması ile yüksek değerler (sırasıyla 5175,3 kg/ha, 4814,3 kg/ha, 615,1 kg/ha ve 467,8 kg/ha) elde edilmiştir. Denemeden sağlanan genel ortalama olarak ADF oranı %32,40, NDF oranı ise %57,95?tir. Buğdaygil, baklagil ve diğer familyalara ait bitkilerin genel ortalama olarak botanik kompozisyona katılma oranları sırasıyla %76,10, %7,19 ve %16,71 olup, 75 kg/ha P2O5+100 kg/ha N uygulaması ile baklagillerin botanik kompozisyona katılma oranı ortalama %11,2?ye yükselmiştir. 2,4-D Amin uygulaması buğdaygillerin ortalama botanik kompozisyona katılma oranlarını arttırırken, baklagil ve diğer familyalara giren bitkileri azaltmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ot verimi ve kalitesinde yüksek değerlerin elde edilmesi, artan verimle birlikte meranın baskın yabancı otu Ranunculus marginatus d'Urv. var. marginatus d'Urv.?un azalması, verime baklagillerin katılma miktarının artması ve mera alanının sürdürülebilirliği dikkate alındığında 2,4-D Amin uygulaması yapılmadan fosforun 75 kg/ha dozu ile azotun 100 kg/ha dozunun kombine edildiği uygulamanın en uygun ıslah yöntemi olabileceği düşünülmektedir.
CRISPR/DCAS9 epigenom düzenleme teknolojisi kullanılarak oositin döllenme yeteneğinin geri kazandırılması
Male and female infertility is one of the most important problems in modern world. Many studies have been conducted on environmental factors and genetic factors, which are among the causes of infertility. Melamine which is used very frequently in the industry as the raw material of many adhesives, laminated surface coatings and dishes, was shown to be one of these environmental factors. When melamine is added to dairy products, it causes a false protein increase because of its nitrogen content. Long-term exposure of the body to the chemical melamine can cause many kidney and liver problems and infertility in newborns. It was suggested to cause infertility in women by decreasing the quality of oocyte. Recently, melamine was shown to suppress the JUNO expression which was identified as the sperm IZUMO1 receptor. As JUNO is essential for fertilization, and mice with JUNO damage are infertile, effect of melamine on fertility was suggested to be related with JUNO suppression. To investigate this relationship and suggest a potential clinical approach, we aimed to establish an environmental factor-induced infertility model in oocytes and restore fertilization capacity using CRISPR/dCas9 activation systems. To this end, we first activated the JUNO gene in HEK293T cells using the CRISPR/dCas9 SAM and Tet1 systems. As shown by qPCR, a 200-fold increase was achieved in JUNO gene expression using the SAM system. Mouse sperms were shown to bind to JUNO-activated HEK293T cells, which confirmed the sperm binding capacity of the JUNO protein, and potential of our approach. To test the clinical potential of our strategy, we generated a mice model with suppressed JUNO expression consisting of three groups: control, sham, and melamine gavage. Mice were given 50 mg/kg of melamine by gavage every two days. After three weeks of treatment, significant decrease in JUNO expression was shown in melamine-exposed oocytes. Melamine was also decreased the total number of oocytes, an increase in the number of atretic follicles, and a decrease in the expression of JUNO in granulosa cells. To demonstrate the therapeutic potential of our approach, dCas9-based activator proteins and transcribed gRNA were given by microinjection into the oocytes with decreased JUNO expression. Using qPCR and IF methods, JUNO expression was demonstrated to increase back in oocytes. Using a fertilization assay, the 2-cell ratio was found to be 46% in melamine treated oocytes, while this ratio increased to 76% in melamine treated and dCas9-based activator injected oocytes. Together, our results indicated that we have generated a successful infertility model, and by utilizing CRISPR/dCas9 activation systems, we restored the fertilization capacity of oocytes. This study suggests an original approach which can be applied to overcome different infertility problems.
Döllenmiş sazan (Cyprinus carpic L. 1758) yumurtası üzerine farklı dölleme solüsyonları ve uygulama sürelerinin etkisi
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ DÖLLENMİŞ SAZAN (Cyprinus carpio L. 1758) YUMURTASI ÜZERİNE FARKLI DÖLLEME SOLÜSYONLARI VE UYGULAMA SÜRELERİNİN ETKİSİ Ayşe Gül HARLIOĞLU Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Su Ürünleri Yetiştiricilik Anabilim Dalı 2002, Sayfa: 23 Bu çalışmada, sazandan (Cyprinus carpio) alınan yumurta-sperma karışımı üzerine, hazırlanan dört farklı solüsyonun farklı sürelerde ilave edilerek yumurtaların yapışkanlığının giderilmesine ve döllenme oranının artırılmasına olan etkileri araştırılmıştır. Üre-tuz solüsyonu (30 g üre - 40 g tuz - 10 L su) ile 30, 60 ve 90 dakika karıştırılarak tanin 1 solüsyonu (5 g tanin - 10 L su) ile 10 saniye yıkanan yumurtalarda döllenen yumurta oranı sırası ile %91.87, %97.14, %98.47; döllenmeyen yumurta oranı %8.13, %2.86, %1.53; gözlenen yumurta oranı ise %13.23, %66.36, % 68.13 olarak bulundu. Üre-tuz solüsyonu ile 30,60 ve 90 dakika karıştırılan ve tanin 2 solüsyonu (10 g tanin -10 L su) ile yıkanan yumurtalarda döllenen yumurta oranı ise sırasıyla %96.24, %96.93, %98.10; döllenmeyen yumurta oranı %3.76, %3.07, %1.90; gözlenen yumurta oranı %15.83, %63.36, %65.3 olarak bulundu. Bununla birlikte üre-tuz solüsyonu ile 30, 60 ve 90 dakika karıştırılan ve tanin 3 solüsyonu (15 g tanin - 10 L su) ile yıkanan yumurtalarda döllenen yumurta oranı sırası ile %71, %96.50, %98; döllenmeyen yumurta oranı %29, %3.50, %1.90; gözlenen yumurta oranı %2.56, %58.76, %63.90 olarak saptandı. Süt tozu solüsyonu (20 g süt tozu - 4 g tuz - 1 L su) ile 30, 45, 60 ve 80 dakika süreyle karıştırılan yumurtalarda döllenen yumurta oranı sırası ile %93.30, %92.04, %96.54, %93.54; döllenmeyen yumurta ora nı %6.70, %7.96, %3.46, %6.46 ve gözlenen yumurta oranı %10.50, %36.66, %31.30, %32.16 olarak bulundu. Ayrıca süt solüsyonunun (1 L süt - 1.5 g/L tuz - 5 L su) 60 dakika süreyle uygulanması ile de döllenen yumurta oranı %98.10; döllenmeyen yumurta oranı %1.90; gözlenen yumurta oranı ise %60.7 olarak bulundu. Anahtar kelimeler: Sazan, Cyprinus carpio, üretim, döllenme, dölleme solüsyonu
Farklı azot ve fosfor gübrelemesinin Elazığ ili Karakoçan ilçesi Savucak köyü merasının ot verimi ve kalitesi üzerine etkisi
Bu araştırma, Elazığ ili Karakoçan ilçesi Savucak köy merasında farklı dozlarda azot ve fosforlu gübrelemenin verim ve kalite üzerine etkisini belirlemek amacıyla 2021-2022 yıllarında iki yıl süre ile yürütülmüştür. Araştırma tesadüf blokları deneme deseninde faktöriyel düzene göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Denemede iki yıl için azotun 5 dozu (N₀=0, N₅=5, N₁₀=10, N₁₅=15, N₂₀=20 kg N/da) ve fosforun 5 dozu (P₀=0, P₄=4, P₈=8, P₁₂=12, P₁₆=16 kg P₂O₅/da) kombine edilerek toplam 25 farklı kombinasyon ve gübre kaynağı olarak azot için Üre (%46 Azot), fosfor için ise TSP (%44 triple süper fosfat) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, azot ve fosforlu gübre dozu arttıkça meranın yeşil ot verimi 53,4 kg/da'dan 103,8 kg/da'a yükselmiştir. Azot ve fosfor dozlarının uygulandığı merada kuru otta saptanan buğdaygil oranı %95,7-62,4 , baklagil oranı %1,7-19,8, diğer familya bitkileri oranı ise %2,2-20,6 arasında değiştiği belirlenmiştir. Meranın otunun en yüksek ham protein oranı (%22,4) 15 kg/da azot ve 4 kg/da fosfor uygulanan parselden elde edilmiştir. Ham protein verimi 8,8 kg/da'dan 20,4 kg/da'a yükselterek yaklaşık 2,5 kat artış göstermiştir. ADF ve NDF oranları fosfor dozuna bağlı olarak artış göstermiştir. SKM (%61,7-%66,6) oranları gübre uygulamasına bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. KMT (%2,2-%2,9) ve NYD (%107,7-%145,1) azotlu gübre dozuna bağlı olarak sürekli artış göstermiştir. Mera otunun Ca, Mg, K ve P oranları sırasıyla %0,97-1,39, %0,24-0,35- %2,18-3,19 ve %0,30-0,41 olarak elde eldilmiş ve uygulanan gübre dozlarına bağlı değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Uygulanan azot ve fosfor dozlarının artışının yeşil ot, kuru ot, ham protein, SKM oranı, kuru madde tüketim oranı, NYD, Ca, Mg, K ve P verimlerini arttırdığı saptanmıştır. Ayrıca, azot dozlarının ADF ve NDF oranları üzerindeki etkisini azalttığı, fosfor dozlarına bağlı olarak artış gösterdiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar, benzer ekolojik koşullara sahip meralarda verim açısından 15 kg/da N, 12 kg/da P, kalite açısından ise 15 kg/da N, 4 kg/da P kombinasyonunun optimum gübreleme stratejisi olabileceğini göstermektedir.
Bazı bezelye (Pisum sativum L.) çeşitlerinde farklı bitki sıklıklarının ve gübreleme uygulamasının verim ve verim unsurlarına etkisi
Araştırmada; bitki ağırlığı, bitki boyu, ilk bakla yüksekliği, bitkide dal ve bakla sayısı, baklada tane sayısı, bakla uzunluğu, bakla genişliği, biyolojik verim ve tane verimi incelenmiştir. Gübre uygulamasının bitki ağırlığı, bitki boyu, bitkide dal ve bakla sayısı, bakla uzunluğu ve genişliği, baklada tane sayısı, tane verimi ve biyolojik verim üzerine etkisi önemli bulunmuştur. Bitki sıklığının bitkide dal sayısı, bakla genişliği, baklada tane sayısı, tane verimi ve biyolojik verim üzerine etkisi önemli bulunmuştur. Gübre uygulaması ile tane veriminin % 6 oranında arttığı, en düşük bitki sıklığı ile en yüksek bitki sıklığı arasındaki verim artışının ortalama % 50 civarında olduğu bulunmuştur.
Farklı gübre tiplerinin bezelye (Pisum sativum L.)'nin verim ve verim özelliklerine etkisi
Bu araştırma, farklı gübre tiplerinin bezelyenin verim ve verim özelliklerine etkisini incelemek amacıyla 2014 yetiştirme mevsiminde Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanında yürütülmüştür. Araştırmada iki bezelye çeşidi (Utrillo ve Cambados) ve farklı gübre formları (kontrol, organo mineral gübre (vermikompost), amonyum nitrat + organo mineral gübre, tavuk gübresi, amonyum nitrat + tavuk gübresi, bakteri, triple superfosfat (P2O5), amonyum nitrat + triple superfosfat (P2O5), tavuk gübresi + triple superfosfat, amonyum nitrat + triple superfosfat, amonyum sülfat, diamonyumfosfat, amonyum nitrat) kullanılmıştır. Gübreleme ekim ile birlikte toprak uygulaması şeklinde tek seferde yapılmıştır. Deneme, tesadüf bloklarında 2 faktörlü deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada; m2 deki bitki sayısı, bitki ağırlığı, bitki boyu, bitkide dal sayısı, bitkide bakla sayısı, bitkide tane sayısı, baklada tane sayısı, 100 tane ağırlığı, bakla uzunluğu, bakla genişliği, biyolojik verim ve tane verimi özellikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bezelye, Pisum sativum L., Gübre, Gübreleme,