Fertilization

72 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Sera koşullarında yetiştirilen değişik sebze türlerinin besin elementi alımları ve gübreden yararlanma oranları

Bu çalışmada sera koşullarında yetiştirilen karnabahar, marul, pırasa, turp ve yeşil soğan sebzelerinin, topraktan kaldırdığı besin elementi miktarlarıyla gübrelerden yararlanma oranlarını belirlemek amaçlanmıştır. Bu nedenle üreticinin yapmış olduğu yetiştircilik pratikleri ve gübreleme programı temel alınmıştır. Araştırma 4 tekrarlı yürütülmüş her tekrarda karnabahar için 13, marul için 20, pırasa ve turp için 57, yeşil soğan için 80 bitki yetiştirilmiştir. Araştırma her bitkinin hasat dönemine kadar sürdürülmüştür. Hasat edilip laboratuvara getirilen bitkilerin, yıkama, kurutma ve öğütme gibi gerekli işlemleri yapıldıktan sonra, kuru madde, N, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn ve Cu analizleri yapılmıştır. Bitkilerin gübreden yaralanma oranlarının belirlenmesinde karnabahar, marul, pırasa ve yeşil soğan bitkilerinin toprak altı ve toprak üstü aksamları birlikte, turp bitkisinin yumru ve yaprakları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre gübreli ve gübresiz parseller arasında tüm parametrelerde istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (P<0.05). Gübreden yararlanma oranlarına bakıldığında bitkilerin N, P, K, Ca ve Mg'dan yaralanma oranları karnabahar için yüzde olarak sırasıyla 5.57, 4.31, 13.93, 75.30, 467, marul için 11.39, 13.50, 38.75, 22.31, 586, pırasa için 8.32, 8.06, 17.50, 43.03, 326, turp yaprağı için 16.72, 20.66, 52.14, 241.43, 750, turp yumrusu için 6.37, 13.17, 31.60, 100, 413, yeşil soğan için 2.79, 2.50, 7.44, 81.83, 228 olarak belirlenmiştir. Uygulanan gübreler, bitkilerin verim ve besin elementi miktarını olumlu etkilemiştir. Özellikle N, P ve K için gübreden yararlanma oranları oldukça düşük bulunmuştur. Bu durum sera koşullarında yetiştirilen bitkilere N, P ve K için gereğinden fazla gübreleme yapıldığına dair kuvvetli ipuçları vermiştir. Denemeye konu olan bitkilerin daha az gübrelemeye ihtiyaç duyduğunu göstermiştir.

Besin elementleriGübrelemeSebze yetiştiriciliği+1
Ferhat Bulut
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pamukta (Gossypium hirsutum L.) farklı zaman ve dozlarda uygulanan potasyum gübrelemesinin verim ve verim ögelerine etkisi

Bu araştırma, 2020 ve 2021 yıllarında pamuk (Gossypium hirsutum L.) yetiştirme döneminde farklı zaman ve dozlarda uygulanan potasyum (KCl) gübrelemesinin verim ve lif teknolojik özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Deneme, Harran ovası koşullarında tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak ve her parsel 6 sıradan, sıra arsı 75 cm olarak oluşturulmuş ve sıra üzeri 5.3 cm olarak sırta ekim yapılmıştır. Denemede, yörede yaygın olarak ekilen, çiftçi ve sanayicilerin taleplerine uygun bir çeşit olan Fiona pamuk (Gossypium hirsutum L.) çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Denemede ekimden sonraki gün sayısı 30.gün, 40. gün ve 50. gün ana parselleri uygulanan potasyum (KCl) dozları ise; 0 kg/da, 10 kg/da, 20 kg/da ve 30 kg/da alt parselleri oluşturmuştur. Denemede kütlü pamuk verimi, bitki boyu, odun dalı sayısı, meyve dalı sayısı, koza sayısı, koza ağırlığı, lif randımanı ve 100 tohum ağırlığı, lif teknolojik özelliklerinden lif uzunluğu, üniformite oranı, lif mukavemeti, lif inceliği, kısa lif oranı ve parlaklık incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre kütlü pamuk verimleri 396 kg/da ile 520 kg/da arasında değişmiştir. En yüksek kütlü pamuk verimi (520 kg/da) ekimden sonraki 50. Gün ile 30 kg/da KCl interaksiyonundan elde edilmiştir. Bitki boyu değerleri 2020 yılında 85.41 cm ile 77.95 cm, 2021 yılında 87.63 cm ile 81.13 cm; koza ağırlığı değerleri 2020 yılında 6.49 g İle 5.97 g, 2021 yılında 6.97 g ile 5.92 g arasında; 2021 yılında 6.97 g ile ekimden sonraki 50. gün x 30 kg/da KCl uygulamasından elde edilmiştir. Meyve dalı sayısı değerleri 2020 yılında 9.02 ile 11.3 adet/bitki ve 2021 yılında 7.78 ile 10.44 adet/bitki sayısı arasında gözlemlenmiştir. Koza saysısı 2020 yılında 16.24 ile 13.69 adet, 2021 yılında ise 15.75 ile 10.15 adet arasında olup en yüksek koza sayısı 40.gün 20 kg/da uygulamasında tespit edilmiştir. Lif üniformite değerleri ise % 82.23 ile %85.40 arasında değişmiş olup kısa lif oranı 6.70 ile 11.70 arasında saptanmıştır.

Gossypium hirsutumGübrelemeLif teknolojisi+3
Ömer Hacıkamiloğlu
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demir ve bor uygulamalarının nohutun (Cicer arietinum L.) verim ve besin elementi içeriğine etkileri

Bu araştırmada demir ve bor uygulamalarının nohutun gelişimine ve besin elementi içeriğine etkileri incelenmiştir. Deneme Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesine ait deneme tarlalarında tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Demirin (0, 5 ve 10 kg Fe da) ve bor'un (0.00, 0.25 ve 0.50 kg B da) üç dozu kullanılmıştır. Deneme sonunda demir uygulamaları biyolojik verim, N, P, K, Fe, B, Mg, Mn ve Zn içerikleri üzerine önemli düzeyde (%5/%1) etki etmiştir. Bor uygulamaları ikinci dal, bakla sayısı, fertil bakla sayısı, baklada tane sayısı, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn, Cu ve B içerikleri üzerine önemli düzeyde (%5/%1) etki etmiştir. En yüksek tane ve biyolojik verim Fe10xB0 uygulanmış parsellerde 56.53 kg/da ve 115.90 kg/da olarak elde edilmiştir. Demir ve bor uygulamalarının tane ve sap besin elementi içeriklerinde önemli değişikliklere neden olurken verim ve verim kriterlerinde önemli değişikliklere yol açmadığı belirlenmiştir.

Bitki besin elementleriBorDemir+3
Mehmet Halis Öskan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş üzüm çeşidinde farklı budama şarjı ve bitki besleme uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında, iki farklı göz sayısında uygulanmış budama şarjı ile bitki besleme amaçlı organik ve inorganik kapsamlı bitki besleme preparatlarının, verim ve kalite unsurlarında meydana getirdiği etkiler ele alınmıştır. Çalışmada 30 ve 40 göz/omca olarak oluşturulan her bir budama grubuna, Tavuk gübresi (TG), Tavuk gübresi+Kimyasal yaprak gübresi (TG+KYG) ve Tavuk gübresi+Organik yaprak gübresi (TG+OYG) uygulanmış; sonuçlar verim ve kalite yönüyle değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında yapılmış olan uygulamalar, budama uygulamaları yönüyle ele alındığında, istatistiksel olarak salkımda kanat sayısı (P<0,01), titre edilebilir asitlik ve pH (P<0,05) parametrelerinde önemli bulunmuştur. Yaprak element içerikleri ise budama uygulamaları yönüyle, Fosfor (P<0,01), Mangan ve Nikel (P<0,05) için önemli bulunmuştur. Çalışma gübre uygulamaları yönüyle değerlendirildiğinde; omca başına verim miktarı istatistiki olarak (P<0,01) önemli bulunmuş, her iki budama grubunda da, kontrole göre verim artışı sağlamıştır. Ayrıca gübre uygulamalarının çekirdek sayısı (P<0,01), ilk sürgün boyu (P<0,01), titre edilebilir asitlik (P<0,05), pH (P<0,01), SÇKM (P<0,05) ve olgunluk indisi (P<0,01) için de istatistiksel olarak önemli olduğu görülmüştür. Element içeriklerine bakıldığında ise P, Mg, Cu, Fe, Na, Cd, Cr ve Ni mineralleri için önemli (P<0,01) bulunmuştur. Sonuç olarak yapılan uygulamaları, kalite ve kantite yönüyle genel olarak artışa neden olduğu; organik kökenli preparatların daha ön plana çıktığı tespit edilmiştir.

BudamaGübrelemeKimyasal gübre endüstrisi+3
Ali Tutuş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Potasyumlu gübrelerin yaprak uygulamasının kuraklık stresi altındaki domates bitkisi üzerindeki etkileri

Dünyada en fazla üretilen sebzelerden biri olan domatesin farklı abiyotik stresler ile verimi önemli ölçüde azalır ve kuraklık en önemli abiyotik streslerden biridir. Kuraklık stresi bitki büyümesini etkiler ve bu da verimin düşmesine neden olur. Bu araştırmada, farklı kuraklık stresi altındaki domates bitkisinin potasyum sülfat, potasyum nitrat ve potasyum klorür gübrelerinin yapraktan uygulanarak domates bitkisi üzerindeki tepkileri araştırılmıştır. Deneme 2020 yılı yetiştirme sezonunda Şırnak ili İdil ilçesi Çığır köyü ekolojik şartlarında tesadüf bloklar deneme desenine göre 3 tekerrürlü olacak biçimde yürütülmüştür. Denemede bitkisel materyal olarak Kamenta F1 sanayi domates çeşidi ve yerli domates genotipi Fereng kullanılmıştır. Denemede 3 farklı sulama düzeyi %100 sulama (kontrol), %66 sulama ve %33 sulama uygulanmıştır. Araştırmada gübre olarak %1 oranında yapraktan potasyum sülfat, potasyum nitrat ve potasyum klorür uygulanmıştır. Araştırmada yeşil aksam değerlendirilmesi, yaprak oransal su içeriği, yaprak sıcaklığı, yaprak klorofil miktarı, yaprak hücrelerinde membran zararlanması, yeşil aksamda ve meyvede yaş ve kuru ağırlık, yeşil aksamda ve meyvede makro ve mikro besin element analizi (K, Ca, Mg, N, Cu, Fe, Zn, Mn), toplam şeker içeriği, toplam fenolik ve flavonoid madde tayini, toplam meyve sayısı, toplam verim, ortalama meyve ağırlığı, meyve çapı ve boyu, meyve sertliği, meyve et kalınlığı, suda çözünebilir kuru madde ve pH analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda kuraklık stresinin hem Kamenta F1 çeşidi ve hem de Fereng domates genotipinde kontrole (%100 sulama) kıyasla yeşil aksamda ve meyvede bulunanan Ca ve Mg element içeriğini önemli derecede düşürmüştür. Uygulanan potasyumlu gübrelerinin domates bitkilerinde yeşil aksama, klorofil miktarına, meyvede bulunan Fe ve Zn içeriğine, yeşil aksamda Zn içeriğine, ortalama meyve ağırlığında etkili olduğu tespit edilmiştir. K2SO4 gübre uygulamasının diğer gübre (KNO3 ve KCI) uygulamalarına göre yaprak sıcaklığında, meyve boyunda, meyve eti sertliğinde, meyve et kalınlığında, SÇKM'de ve toplam verimde daha iyi sonuçlar göstermiştir. Kontrole kıyasla en iyi sonuçlar %33 sulama şartları altındaki bitkilerde toplam şeker içeriğinde, toplam fenolik ve flavonoid madde miktarında elde edilmiştir. Sonuç olarak kuraklık stresi altında yapraktan uygulanan K2SO4, KNO3 ve KCI gübrelerinin meyve verim kalite parametrelerinde olumlu etkiye sahip olacağı görülmüştür.

DomatesGübrelemeKuraklık+3
Baki Temur
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Taze blastokist transferi yapılan tüp bebek sikluslarında erken ve orta luteal dönem kan progesteron seviyelerinin devam eden gebelik oranları üzerine etkisinin araştırılması

Taze embriyo transfer sikluslarında, luteal fazda serum progesteron (P4) düzeylerinde bireyler arasında anlamlı farklılıklar vardır. Taze sikluslarda luteal faz serum P4 düzeylerinin, reprodüktif sonuçlar üzerine etkisini araştıran çalışmalar yetersizdir. Bu çalışmada, taze blastokist transferi yapılan, rhCG tetiklemesi ve standart luteal faz desteği (LFD) kullanan sikluslarda, erken/orta luteal faz P4 düzeylerinin devam eden gebelik oranlarına etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan 126 hasta prospektif olarak dahil edildi. Ovaryan stimülasyonda GnRH agonist (n=31) veya GnRH antagonist (n=95) protokolleri ve ovulasyon tetiklemesi için rhCG kullanıldı. LFD için günde 1 defa 90 mg vajinal progesteron jel kullanıldı. Serum P4 düzeyleri trigger günü, OPU günü, OPU+3 günü, OPU+5 günü ve OPU+14 günü olmak üzere beş durumda ölçüldü. Primer çıktı, devam eden gebelik (≥12. gebelik haftası) olarak alındı. Trigger günü, OPU günü ve OPU+3 günü P4 düzeyleri devam eden gebeliği olan (n=57) ve olmayan (n=69) hastalarda benzer iken, OPU+5 gününde devam eden gebeliği olan hastalarda anlamlı olarak daha yüksek P4 düzeyleri izlendi (104.4±35.1 ve 84.8±34.8 ng/ml, p<0.001). Hastaların ≈1/3'ünde OPU+3 ile OPU+5 günü arasında P4 düzeylerinde düşme olduğu (negatif-ΔP4) ve bu durumun pozitif ΔP4 olan hastalara göre devam eden gebelik oranlarında anlamlı olarak azalma ile ilişkili olduğu izlendi (31.1% vs 53.1%, p=0.03). Negatif-ΔP4 olan hastalar için, negatif-ΔP4 büyüklüğü devam eden gebeliğin anlamlı bir prediktörüydü. Vücut kitle indeksi ve FSH tüketimi negatif-ΔP4'un anlamlı prediktörleri olarak bulundu. Lojistik regresyon analizi yapıldığında, sadece ΔP4 devam eden gebeliğin bağımsız prediktörü olarak izlendi. Yapılacak iki adet serum P4 ölçümü ile P4 düzeylerinde düşme olan, yani devam eden gebelik oranlarında 2,5 kat azalma olan hastalar tespit edilerek bu siklusların ek P4 desteği ile veya donma-çözme politikası ile kurtarılabileceği ileri randomize kontrollü çalışmalar ile test edilmelidir. Anahtar Kelimeler: İVF, hCG trigger, luteal faz, progesteron, devam eden gebelik

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroGebelik+3
Esra Uyanık
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kümülüs hücreleri proliferasyon ve apopitoz indekslerinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

Günümüzde yardımla üreme tekniklerini kullanan (IVF: İn vitro fertilizasyon, ICSI: İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) hastaların gebelik oranı pek çok faktörün etkisi altındadır. Bu faktörlerden bazıları semen kalitesi, ovaryan stimülasyon tipi, östradiol (E2) seviyeleri ve hasta yaşıdır. Bunlar oosit sayısını, kalitesini, matürasyon oranını ve embriyo gelişimini etkilemektedir. Oosit matürasyonun ilerlemesini ya da gecikmesini sağlayan kümülüs hücreleri, lokal ürünler aracılığıyla oositi etkileyerek proliferasyon ve apopitozda güçlü birer düzenleyici olarak rol oynamaktadırlar.Bu çalışmada, kümülüs hücrelerinin proliferasyon ve apopitoz oranları belirlenip ? 37 yaş ve altı ile ? 38 yaş ve üstü olmak üzere iki gruba ayrılan hastalarda, mikroenjeksiyon sonuçlarıyla ilişkisi değerlendirildi.Bu amaçla, mikroenjeksiyon uygulamasına tabi tutulan hastalardan toplanan kümülüs-oosit komplekslerinden alınan kümülüs hücrelerine, prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) monoklonal antikoru uygulanarak proliferasyon indeksi tespit edildi. 4, 6 diaminido 2 phenilindol (DAPI) floresan boyası uyguladıktan sonra mikroskop altında morfolojik kriterlere göre apopitoz oranı belirlendi.Elde edilen bulgulara göre, kümülüs hücrelerinin proliferasyon oranlarının ? 37 yaş ve altındaki grupta anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kümülüs hücre apopitoz oranları değerlendirildiğinde ise her iki grup arasındaki fark anlamlı değildi. Proliferasyon ve apopitoz oranları tespit edilen gruplarda ayrıca oosit matürasyonu, fertilizasyon ve gebelik düzeyleri değerlendirildi. Toplanan oosit sayısı ve matürasyon oranlarının yanı sıra gebelik düzeylerinin kümülüs hücrelerinde yüksek proliferasyon indeksine sahip hastalarda anlamlı derecede artmış olduğu saptandı.Çalışmamızda, mikroenjeksiyon uygulanan hastalarda kümülüs hücre proliferasyon oranlarının sağlıklı gebelik eldesi konusunda önemli bir parametre olan kaliteli oosit seçiminde kullanılabilecek potansiyel bir belirteç olduğu sonucuna varılmıştır.

ApoptozisApoptozisFertilizasyon+6
Olcay Alpak
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Sperm tirozin kinaz aktivitesinin immünositokimyasal incelenmesi

Akrozom reaksiyonu sonucu fertilizasyonun gerçekleşmesi spermlerin dişi genital sisteminde ilerlerken kazandıkları kapasitasyon yeteneğine bağlıdır. Kapasitasyon yeteneği kazanan ve hiperaktivasyon gösteren spermler akrozom reaksiyonu ve fertilizasyonu gerçekleştirebilirler. Fosfo tirozin kinaz aktivasyonunun kapasitasyon, akrozom reaksiyonu ve dolayısıyla fertilizasyon sürecinde etkili olduğu ve bu süreçte reaktif oksijen türevlerinin tirozin kinaz aktivasyonunu etkilediği bildirilmiştir.Çalışma, semende reaktif oksijen türevi kaynağı lökositlerin artmış olduğu lökospermi vakaları ile normospermili vakalardan seçilen iki grupta gerçekleştirildi. Ayrıca her iki grup, sperm hazırlama yönteminde kullanılan santrifüj işlemi sonucu ortaya çıkan reaktif oksijen türevlerinin olası etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla iki alt gruba ayrıldı. İkiye ayrılan semen örnekleri santrifüj işleminin uygulanmadığı swim-up ve santrifüj uygulanan konsantrasyon yöntemleriyle hazırlandı ve immünositokimya için sperm yaymaları hazırlandı. Hazırlanan örnekler streptavidin-biotin peroksidaz yöntemiyle fosfo tirozin monoklonal antikoruyla işaretlendi.Yapılan değerlendirmelerde sperm tirozin kinaz aktivasyonunun spermlerin kuyruk bölgesinde lokalize olduğu, vakaların ekspresyon seviyelerinin bireysel farklılıklar gösterdiği izlendi. Normospermili vakalarda konsantrasyon grubunda swim-up grubuna göre aktivasyonun arttığı ancak bu artışın anlamlı olmadığı izlendi. Lökospermili vakalarda da konsantrasyon yöntemi uygulanan grupta bir artış gözlendi. Normospermili ve lökospermili gruplar arasında ise anlamlı bir fark tespit edilmedi. Normo ve lökospermili vakalarda reaktif oksijen türevlerinin sperm tirozin kinaz aktivitesi üzerine etkili olduğu söylenebilirse de bireysel farklılıkları ve sonuçlarını açıklayacak ileri çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir.

AkrosomFertilizasyonMeni+6
İlkay Şafak Tavukçuoğlu
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite tutumunun aşı tereddüdü ve fertilite farkındalığı ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma infertilite tutumunun, aşı tereddüdü ve fertilite farkındalığı ile ilişkisinin incelenmek amacıyla yapıldı. Kesitsel tipteki araştırmanın örneklemini Kilis Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca Devlet Hastanesi'ne başvuran 18-49 yaş arası 431 kadın oluşturdu. Araştırmanın verileri Birey Tanıtım Formu, İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği, Fertilite Farkındalık Ölçeği ve Aşı Tereddüdü Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle Şubat 2024- Şubat 2025 tarihleri arasında elde edildi. Araştırmada elde edilen veriler Statistical Package for Social Sciences for Windows 25.0 kullanılarak analiz edildi. Verilerin doğrulanmasında ve raporlamada ve DataBeeg 1.0 programı kullanıldı. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, min-maks değerleri, ortalama, standart sapma), t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Kurulan modeller doğrultusunda çoklu regresyon analizi uygulandı. Sonuçlar yorumlanırken %95 güven düzeyinde ve anlamlılık <0.05 düzeyinde değerlendirildi. Katılımcıların İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalaması 27.19±7.52; Aşı Tereddüdü Ölçeği puan ortalaması 32.26±5.83; Fertilite Farkındalık Ölçeği puan ortalaması ise 64.22±10.31 olarak bulundu. Yaş, kilo, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence, bazı obstetrik özellikler, kronik ve psikolojik hastalıkların tüm ölçeklerin puan ortalamaları üzerinde anlamlı düzeyde fark oluşturduğu belirlendi. Aylık gelirin İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği ile Fertilite Farkındalık Ölçeği puan ortalaması; yaşanılan yer ve medeni halin İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalaması üzerinde anlamlı düzeyde fark oluşturduğu belirlendi. İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği puanı ile Aşı Tereddüdü Ölçeği puanı ve Fertilite Farkındalık Ölçeği puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak kadınlarda infertiliteye yönelik tutum iyileştikçe aşı tereddüdü düzeyi artmakta ve fertilite farkındalık düzeyi azalmaktadır.

Aşı tereddüdüAşılamaAşılar+4
Bengü Sena Altun
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı sıyez buğday (Triticum monococcum L.) genotiplerinde farklı ekim sıklıkları ile azot uygulamalarının verim ve kaliteye etkileri

Bu çalışma, 2019-2020 ve 2020-2021 yetiştirme dönemleri arasında Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'ne ait İkizce Araştırma ve Uygulama çiftliği tarlalarında yürütülmüştür. Çalışmanın amacı; Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nce geliştirilen siyez buğday genotipleri için uygun ekim sıklığı ve azot dozlarının belirlenmesinin yanında siyez buğday genotiplerinin kalitesine etkilerinin belirlenmesidir. Bu amaçla, materyal olarak çeşit adayı ve çeşit aday adayı hatlardan oluşan beş farklı siyez buğday genotipi dört farklı ekim sıklığı 15, 18, 21,24 kg/da ve dört farklı azot dozu 0, 2, 4, 6 kg/da uygulanmıştır. Araştırma Tesadüf Bloklarında Bölünen Bölünmüş Parseller deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak iki yıl süreyle yürütülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre, iki yıl ortalama değerleri; çıkış gün sayısı 15.8-20.3 gün, başaklanmaya kadar geçen gün sayısı 161.3-168.5 gün, olgunlaşmaya kadar geçen gün sayısı 199.5-204.8 gün, m2'deki bitki sayısı 83.5-206.7 adet, m2'deki başak sayısı 585-1605 adet, bitki boyu 63.2-93.2 cm, başak uzunluğu 3.3-5.8 cm, başakta tane sayısı 12.5-20.8 adet, başakta tane ağırlığı 0.31-0.70 g, hasat indeksi % 28.15-42.75, tane verimi 200.4-362.9 kg/da, kavuzsuz bin tane ağırlığı 17.0-20.95 g, rutubet miktarı % 8.2-11.2, tane çapı 1.90-2.15 mm, tane sertliği % -9.80 - +6.55, kavuzsuz hektolitre ağırlığı 74.9-79.65 kg/hl, protein oranı % 18.66-24.35, Zeleny sedimantasyon değeri 10.0-67.5 ml, renk analizleri L değeri 98.38-100.65, a değeri 1.225-1.840, b değeri 14.85-18.40, beta karoten 10.08-21.4 ppm, demir içeriği 41.90-62.80 ppm, çinko içeriği 16.93-44.95 ppm olarak belirlenmiştir. En yüksek tane verimi ortalaması dört numaralı siyez genotipinde 15 kg/da ekim sıklığı ve 2 kg/da azot dozu uygulamasında 362.9 kg/da elde edilmiştir. En düşük tane verimi ortalamasını ise 200.4 kg/da 24 kg/da ekim sıklığı/4 kg/da azot dozu/beş numaralı siyez genotipi vermiştir. Verim ve kalite yönünden azot dozları ve ekim sıklıklarının siyez genotiplerinde ele alınan özellikler üzerinde farklılıklar oluşturduğu, aynı zamanda yıllara göre bu farklılıkların değiştiği söylenebilir.

Ekim sıklığıGübrelemeKalite+3
Dursun Parsak
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TESE ile sperm elde edilerek ICSI uygulanmış azospermik hastaların kriptozoospermik olanlarla fertilizasyon ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

İnfertilite, çiftlerin en az bir yıl süre içerisinde hiçbir korunma yöntemi olmaksızın cinsel ilişkiye rağmen kadında gebeliğin oluşmaması durumudur. Gebelik elde edemeyen çiftlerin yarıya yakın kısmında erkek faktörü bulunmaktadır. Son derece düşük sperm sayısı ve sperm motilitesi olan kriptozoospermik ya da azospermik erkeklerde üremeye yardımcı tekniklerin kullanılmasını ICSI gerektirir. Bu çalışmada azospermi sebebiyle Testiküler Sperm Ekstraksiyonu (TESE) yapılan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanmış hastalar ile kriptozoospermik hastalar için fertilizasyon ve gebelik oranlarının retrospektif karşılaştırılması amaçlandı. Çalışma kriterlerine uyan 528 (1.grup azospermik n=256 ve 2.grup kriptozoospermik n=272) hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Gruplarda %48,5'lik oranla (n=256) azospermi olgusu ve %51,5'lik oranla (n=272) kriptozoospermi olgusu bulunmaktadır. Olguların % 100'ünde (n=528) döllenme olduğu görüldü. Araştırmaya katılan 528 olgudan 92 tanesinde çeşitli sebeplerden dolayı embriyo transferi yapılamadığı, 436 olguda embriyo transferi yapıldığı görüldü. ET yapılan 436 olgudan %44,3'ünde (n=193) gebelik görülmezken, %55,7'sinde (n=243) gebelik görüldü. Kriptozoospermi grubundaki olgularda freezing yapılma oranı, azospermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,008; p<0,01). Kriptozoospermi grubundaki olgularda 2PN sayısı ≥6 olanların oranı, azopermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,036; p<0,05). Azospermik grupta gebelik oranı %51 ve kriptozoospermik grupta %49 (p<0.059) olup, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak gebelik oranlarında farklılık saptanmazken, kriptozoospermik vakalarda ise fertilizasyonun ve embriyo transferinden sonra kalan dondurulacak embriyo sayılarının daha yüksek olduğu gözlendi. Bu değerlendirmeden hareketle kriptozoospermik vakalarda TESE uygulamanın ejekülat spermine tercih edilmesinin fertilizasyon ve dondurulacak embriyo sayılarını arttırsa da transfer ve gebelik oranını arttırmayacağı yargısına varıldı.

AzospermiDölleme-yapayFertilizasyon+5
Leyla Mammadlı
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Taze TESE ve dondurulup çözülmüş TESE spermleri ile ıcsı yapılan hastalarda fertilizasyon ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

İnfertilite en az bir yıl korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde etmeme durumudur. İnfertilite problemi yaşayan çiftlerin yarısında erkek faktörü yer almaktadır. Erkek faktörünün %8'i azospermik vakalarda görülmektedir. Bu vakalarda TESE yöntemiyle, testislerden veya reprodüktif traktusun herhangi yerinden cerrahi yöntemle sperm alınır. Bazı vakalarda TESE ile toplanan sperm hemen ICSI yapılırken bazı vakalarda dondurularak bir sonrakı ICSI'ye kadar saklanmaktadır. Çalışmamızda taze TESE ile dondurulmuş TESE uygulanan 223 vakada retrospektif olarak fertilizasyon ve gebelik durumları karşılaştırıldı. Gebelik durumları, ET oranı, fertilizasyon, 2pn, ET günleri karşılaştırıldı. Çalışma kriterlerimize uyan 223 vakanı incelerken, ET yapılan 177 vakadan (%40,1) n=71'de gebelik olmadığı halde, (%59,9) n=106'da gebelik görüldü. ET yapılma oranlarına baktığımızda, toplam 223 vakadan (%79,4) n=177' sinde ET yapıldığı halde, (%20,6) n=46 vakada ET yapılmamıştır. Araştırmamızda bulunan 223 olgunun fertilizasyon oranlarını bulmak için 2PN değerine bakıldı. Sonuç olarak (%93,3) n=208 vakada fertilizasyon oluştuğu halde, (%6,7) n=15 olguda fertilizasyon oluşmamıştır. Yapılan analiz neticesinde kullanılan sperm türü ile ET oranı arasında anlamlı bir fark tespit edildi (p=0,02; p˂0,05). Taze TESE spermleriyle ICSI yapılan olgularda ET oranı, dondurulmuş TESE spermleriyle ICSI yapılanlara göre daha yüksek olduğu görüldü. Diğer değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sonuç olarak, değişkenler açısından anlamlı fark bulunamadı. Fakat ET oranında anlamlı fark tespit edildi. Taze TESE spermleriyle yapılan ICSI sonucunda ET oranının daha yüksek olduğu gözlendi. Gebelik açısından iki grup arasında anlamlı fark tespit edilmedi.

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroGebelik+3
Lala Suleymanova
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

IVF uygulanan çiftlerde sperm sayı ortalamasının retrospektif araştırılması

Son yıllarda çocuk sahibi olmak için IVF merkezine başvuran çift sayısı giderek artmaktadır. İnfertilitenin nedenleri incelendiğinde, erkek faktörü bu nedenlerin yarısını oluşturmaktadır. IVF merkezine baş vuran erkeklerin sperm sayısını belirlemek için retrospektif çalışma yapıldı. Çalışmanın örneklemini 2010-2019 yılları arasında özel bir hastenin tüp bebek merkezine başvuran 8046 vaka oluşturdu. Vakalar 4 gruba (1. grup 21-30 yaş, 2. grup 31-40 yaş, 3. grup 41-50 yaş ve 4.grup 50+ yaş) ayrılarak her birinin sperm sayı, motilite A ve motilite B değerleri belirlendi. Yaş gruplarına göre sperm sayısı değerleri birbiri ile kıyaslandığında; 4. grupta sperm sayısının 1, 2 ve 3. gruba göre daha azalmış olduğu görüldü. Motilite A ve motilite B için benzer sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak sperm sayı ortalaması 24x106 olarak bulundu. 50 yaş üstü erkeklerde sperm sayısı ve motilitenin diğer yaş gruplarına göre azaldığı görüldü. Yaş faktörünün sperm sayısı ve kalitesinde etkili olduğu görüldü.

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroRetrospektif çalışmalar+2
Khayala Valizada
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kestane çeşit ve genotiplerinin çiçek tozu kalitesinin belirlenmesi

Bu çalışma, Bursa ekolojik koşullarında yetiştiriciliği yapılmakta olan farklı ekolojilerde seleksiyon çalışmaları ile belirlenmiş 9 yerli (Castanea sativa Mill.) ('N-7-3', 'Erfelek', 'Firdola', 'Gavuraşı', 'Karamehmet', 'Sarıaşlama', 'Serdar', 'Seyrekdiken' ve 'Tülü') ve 2 hibrit (Castanea sativa x Castanea crenata) ('Maraval' ve 'Marigoule') çeşit olmak üzere toplam 11 kestane çeşit/genotipinde çiçek tozu kalitesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çiçek tozu canlılık düzeylerini belirlemek için Triphenyltetrazolium chlorid (TTC), çimlenme oranını belirlemek için 'petride agar' yöntemi kullanılmıştır. Çeşit ve genotiplerin anter ve çiçek tozu boyutları ölçülmüş ve bir anterdeki çiçek tozu üretim miktarı belirlenmiştir.Kestane çeşit/genotiplerin çiçek tozu canlılık, çimlenme oranları ile anter ve çiçek tozu boyutları bakımından da önemli farklılıklar olduğu saptanmıştır. Çeşit/genotiplerin canlı çiçek tozu oranı %25,22 ile %40,86, yarı canlı %26,22 ile %43,73, cansız çiçek tozu %24,67 ile %37,51 arasında değiştiği belirlenmiştir. Çiçek tozu çimlenme oranı %5'lik sakkaroz konsantrasyonunda %16,93 ile %35,35, %10'luk sakkaroz konsantrasyonunda %23,01 ile %36,63 aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Bir antere düşen ortalama çiçek tozu en yüksek 'Seyrekdiken' (8000 adet), en düşük miktar 'Gavuraşı' (5111,11 adet) genotipinde belirlenmiştir.

CanlılıkDöllenmeKestane+2
Yusuf Altın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İn-vitro fertilizasyon uygulanan polikistik over sendromu tanılı hastalarda, serum anti-müllerian hormon ve androjen düzeylerinin müllerian anomali sıklığı ve gebelik sonuçları üzerine etkisinin araştırılması

AMAÇ: Çalışmamızın amacı in-vitro fertilizasyon uygulanan Polikistik Over Sendromu (PCOS) tanılı hastalarda, serum Anti-Müllerian Hormon (AMH) düzeylerinin Müllerian anomali sıklığı ve gebelik sonuçları üzerine etkisinin araştırılmasıdır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmamıza, 14/10/2020 tarihinden itibaren, Bursa Uludağ Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Üremeye Yardımcı Tedaviler Merkezi'ne başvuran, PCOS ve açıklanamayan infertilite tanılı hastalara ait IVF siklusları dahil edildi. Tüm hastaların demografik verileri, sistemik hastalık, hirsutizm, alopesi gibi hiperandrojenizm bulguları, FSH, LH ve estradiol düzeyleri, serum AMH düzeyleri, transvajinal USG veya histerosalpingografi ile saptanmış uterin anomalileri, siklus verileri; buna ek olarak PCOS tanılı hastaların DHEA-S, Total Testosteron, Serbest Testosteron, Androstenedion ve 17-OH Progesteron düzeyleri kaydedildi. Hastaların gebelik sonuçları, perinatal sonuçları ve komplikasyonları, doğum şekilleri, yenidoğan APGAR skorları analiz edildi. Sonuçlar açıklanamayan infertilite tanılı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. SONUÇLAR: PCOS ve açıklanamayan infertilite grubu arasında uterin anomali insidansı açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Subgrup analizine bakıldığında uterin anomali saptanan PCOS grubunda (n=6), yine uterin anomali saptanan açıklanamayan infertilite grubundaki hastalara (n=6) kıyasla serum AMH değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti (p=0,002). PCOS grubunda ortalama AMH değeri 8,39 (1,97- 23,47) ng/dl iken, kontrol grubunda 2,92 (1,1-8,59) ng/ dl olarak saptandı(p=0,002). PCOS grubunda 33 hastanın 6'sında (%18,2) hastada uterin anomali saptandı. Açıklanamayan inferilite grubunda ise 50 hastanın 6'sında (%12) uterin anomali saptandı. PCOS grubunda klinik gebelik, abortus ve canlı doğum istatistiksel olarak anlamlı biçimde açıklanamayan infertilite grubuna oranla daha yüksek saptandı. TARTIŞMA: Bu çalışma, PCOS hastalarında serum AMH ve androjen düzeylerinin Müllerian anomali sıklığı üzerine etkisinin değerlendirildiği ilk prospektif çalışmadır. Uterin anomali saptanan PCOS grubunda, kontrol grubuna kıyasla AMH düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. PCOS grubunda rezorpsiyon anomalisi oranı yüksek bulunmuştur. Serum androjen düzeyleri ile korelasyon saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: CONUTA, PCOS, AMH, Uterin Anomali

AndrojenlerAnomalilerAntimüllerian hormon+6
Özge Albayrak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

IVF ve normal gebeliklerde anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumlarının incelenmesi

Giriş ve Amaç: İn Vitro Fertilizasyon (IVF) ve doğal yollarla gebe kalan kadınların anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumunun farklılık olup olmadığının belirlenmesi, hemşirelik bakımının kalitesinin ve etkinliğinin artması ile verilecek hizmetin planlanması ve geliştirilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmada; IVF ve doğal yollarla gebe kalan kadınlarda anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumlarını belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mart ve Haziran 2019 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve IVF merkezinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın yapıldığı dönemde belirtilen polikliniğe ve IVF merkezine başvuran ve örnekleme dahil olma kriterlerine uyan 61 IVF'li ve 61 normal toplam 122 gebe oluşturmuştur. Veriler; Veri Toplama Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Doğum Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler; frekans, yüzde hesaplamaları, ki-kare testi, Independent Sample t test, Mann-Whitney U testleri kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: IVF ve doğal yollarla gebe kalan kadınların Beck Anksiyete Ölçeği (p<0.05), WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği Alt Boyutlarından Ruhsal Alan (Z:-2,648; p<0,05) ve Sosyal Alan (Z:-2,968; p<0,05) ve Doğum Tutum Ölçeği (Z:-3,031; p<0.05) puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Bedensel ve Çevresel Alan alt boyut puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Sonuç olarak IVF ile gebe kalan kadınların doğal yollarla gebe kalan kadınlara göre anksiyete seviyelerinin yüksek olduğu bulunurken, yaşam kalitelerinin ve doğum tutumlarının ise olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Sağlık profesyonelleri tarafından gebelerin anksiyete belirti ve bulgularının erken teşhis edilmesi, psikolojik ve sosyal destek verilmesi, doğum süreci ve doğum sonrası dönem ile ilgili eğitim verilmesi ve doğum esnasında kişisel baş etme yöntemlerinin geliştirilmesine yardımcı olunması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, İnfertilite, In Vitro Fertilizasyon (IVF), Anksiyete, Yaşam Kalitesi, Doğum Tutum Ölçeği

AnksiyeteDoğumFertilizasyon+4
Şefika Özbek
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal yolla ve yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon düzeyinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, doğal yolla ve yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ile gebe kalan kadınlarda anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde yardımcı üreme teknileri (YÜT) ile gebe kalarak doğum yapan 52 ve doğal yolla gebe kalarak doğum yapan 104 kadın oluşturmuştur (n=156). Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu-1, Kişisel Bilgi Formu-2, Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Anne Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, normallik testi Shapiro-Wilk ile analiz edilmiştir. Sayısal ve ölçek verilerinin değerlendirilmesinde ise non-parametrik testler (Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi) kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiye Spearman Korelasyon analizi kullanılarak bakılmıştır. Araştırma verilerinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda YÜT ile gebelik yaşayan kadınlarda ABBÖ puan ortalaması 1.50±1.29 iken, doğal yolla gebe kalan kadınlarda bu ortalama 3.73±2.91 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Bu bulgu YÜT tedavisi alan kadınlarda doğal yol ile gebe kalan kadınlara göre anne-bebek bağlanma düzeyinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra çalışmamızda doğal yolla gebe kalan kadınlarda postpartum depresyon risk ortalaması 13.45±6.31 iken, YÜT ile gebelik yaşayan kadınlarda bu ortalama 12.01±3.39 olarak belirlenmiştir (p0.05). Aynı zamanda doğal yolla gebe kalan kadınların %45.2'nin, YÜT ile gebe kalan kadınların %51.9'nun postpartum depresyon riskine sahip olduğu belirlenmiş olup, her iki gruptaki kadınlarda da postpartum risk puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadığı belirlenmiştir (p0.05). Bu araştırmada doğal yolla gebe kalan kadınlarda EPDÖ ve ABBÖ toplam puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu saptanmıştır (r=0.354; p<0.001). Bu sonuca göre doğal yolla gebe kalan kadınlarda, anne bebek bağlanma düzeyi azaldıkça postpartum depresyon riski de artmaktadır. Araştırma sonuçları doğrultusunda; özellikle kadın sağlığı hemşirelerinin infertil kadınlara gebelik öncesi, gebelik ve gebelik sonrası dönemde fiziksel ve psikososyal gereksinimlerine yönelik danışmanlık hizmetlerini planlaması önerilmektedir. Aynı zamanda daha büyük gruplarda doğal ve YÜT ile gebe kalan kadınlarda postpartum depresyon ve anne-bebek bağlanması ilişkisinin incelendiği daha fazla kanıt temelli çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelime: infertilite, doğum sonu dönem, anne-bebek bağlanması, postpartum depresyon

BağlanmaDepresyonFertilizasyon+5
Elif Özdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mikoriza inokülasyonu, kompost ahır gübresi ve mineral gübrelemenin biber bitkisinin büyüme ve besin elementi alımı üzerine etkileri

Bu çalışma; mineral gübrelemeye alternatif olarak organik gübrelemenin (mikoriza, kompost ve ahır gübresi) biber bitkisinin verim ve bitki besin elementi alımı üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma iki yıl süreyle (Deneme I: 1996, Deneme II: 1997 yıllan) Çukurova Bölgesi koşullarında tarlada yürütülmüştür. Araştırma bulgularına göre, her iki yılda da mikorizal inokülasyon, kompost ve ahır gübresinin uygulaması, mineral gübreleme ve kontrole göre yaklaşık 2 katı kadar daha fazla verim artışı sağlamıştır. Biber verimi Deneme I'de kompost, Deneme II' de de mikoriza parsellerinde yüksek bulunmuştur. Besin elementi içerikleri yönünden ise kompost, mikoriza ve ahır gübresi uygulanmış parsellerde P, Zn, Cu, Fe ve Mn içeriklerinin mineral gübre uygulamasına göre genelde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mikoriza (G. caledenium), kompost, ahır gübresi ve mineral gübre, biber, verim, bitki büyümesi, besin elementi alımı

BiberBitki besin elementleriGübreleme+5
Ökkeş Köse
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1998
00
Master'sOpen AccessEN

The Effects of different irrigation methods and different nitrogen doses and forms on the yield and quality of watermelon

ABSTRACT MSc THESIS THE EFFECTS OF DIFFERENT IRRIGATION METHODS AND DIFFERENT NITROGEN DOSES AND FORMS ON THE YIELD AND QUALITY OF WATERMELON Ulaş ŞENYIGIT DEPARTMENT OF AGRICULTURAL STRUCTURES AND IRRIGATION INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF ÇUKUROVA Supervisor: Prof. Dr. Rıza Kanber Year: 1999, Pages:60 Jury : Prof. Dr. Rıza Kanber : Prof. Dr. Attila Yazar : Assis. Prof. Dr. Harun Koksal Different irrigation methods (S: Sprinkler; D: Drip), nitrogen forms (L: Liquid; G: Granule) with various amounts (based on applied line source sprinkler, Nı; N2; N3 kg/da) and two varieties of watermelon (P: Paladin; M: Madera) were studied. Based on the results, irrigation water amounts applied to the treatments ranged from 1 19.2 mm (first year) to 350.5 mm (second year). Nitrogen applications ranged from 5.1 kg/da (SL) to 10 kg/da (SG) in the all treatments. Total yield changed between 1325 kg/da (first year) and 5013 kg/da (second year) depending on year and treatments. Although the highest yield was taken from treatments in which liquid fertilisers were applied for both of the varieties in the first year. The varieties have different response to form and amounts of nitrogen in the second year. In this year, the highest yield was observed from SG treatments in Paladin variety. In Madera variety, the highest yield was taken from SGL treatments that granule and liquid fertiliser were applied together. The effects of irrigation methods and nitrogen levels on some quality parameters of watermelon were not important. However, fruit diameter of Madera was larger than Paladin variety. The longest fruit length was measured in Paladin-DL treatment. Key words: Watermelon, irrigation, fertigation, sprinkler. II

NitrogenFertilizationFertilizers+2
Ulaş Şenyiğit
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Pamukta (Gossypium hirsutum L. ) yaprağa bor uygulamlarının verim ve lif kalitesine etkisi

Bu çalışma, 2002 yılında Çukurova Bölgesi koşullarında yaprağa bor uygulamalarının pamuğun verim ve lif kalite özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütiitaüştür. Bor uygulamaları, her uygulamada 0.15, 0.30, 0.45 ve 0.60 kg/ha olmak üzere taraklanma, ilk çiçeklerime ve çiçeklerime doruğu dönemlerinde yapılmıştır. En yüksek koza sayısı 0.90 kg/ha bor uygulamasında, en düşük koza sayısı ise kontrolda oluşmuştur. Koza kütlü pamuk ağırlığı ve çırçır randımanında, sırasryla, 1.80 ve 0.90 kg/ha bor uygulamaları ile önemsiz artışlar elde edilmiştir. Bor uygulaması koza ağırlığında kontrole oranla önemli düzeyde artışa yol açmıştır. En yüksek koza ağırlıkları 0.45 ve 1.35 kg/ha bor uygulamalarından elde edilmiştir. Bor uygulamaları ile kütlü pamuk ve lif veriminde önemli artışlar olmuştur. Gerek kütlü pamuk gerekse de lif veriminde düşük dozda (0.45 kg/ha) bor uygulamaları kontrolden farksız verim vermiştir. Bor uygulamalarının lif kalite özelliklerinde önemli etkisi gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Pamuk, yaprak gübrelemesi, bor, verim, lif kalitesi.

BorGübrelemeLif kalitesi+3
Abdulveli Yıldırım
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Sera koşullarında azotlu gübre, organik gübre ve mikoriza aşılamasının domateste verim, kalite ve besin elementleri alımına etkisi

Bu çalışma organik gübrelemenin, mikoriza inoküiasyonunun ve mineral gübre uygulamasının sera koşullarında domateste verime, kaliteye ve bitki besin maddesi alımına etkisini belirlemek amacıyla, sera koşullarında 2 yıl süreyle yürütülmüştür. Örtü altı sebzeciliğinin hızla ilerlediği bölgemizde çiftçilerin yoğun olarak mineral gübre kullanımı, artan gübre dozları sonucu, üründe kalite bozulmaları meydana gelmekte ve dayanıklılığında da düşmelere neden olmaktadır. Ayrıca bitkinin çevre streslerine ve hastalıklara karşı direnci azalmaktadır. Ancak, organik kaynaklı gübrelemede ise bitkinin topraktan makro ve mikro besin elementlerinden daha iyi yararlanabildiği bilinen bir gerçektir. Buna bağlı olarak da ürün kalitesi, dayanıklılığı, bitkinin çevre koşullan (hastalık ve zararlılara ) karşı direnci artmaktadır. Yukarıda sözü edilen parametrelerin belirlenmesi amacıyla denemede 0, 5,10 ton çiftlik gübresi, 0, 12, 24 kg da"1 azot, 12, 24, 36 kg da'1 potasyum ve 10, 20 kg da"1 fosfor dozları uygulanmışlar. Araştırma bulgularına göre verim değerleri 12280 kg da"1 ile 7543 kg da"1 arasında değişmiştir. Meyve ağırlığı 136,7-107,1 gram arasında, meyvede çap ve yükseklik değerleri sırasıyla 66,8-60,43 mm ve 56,26 ile 52,3 1 mm arasında bulunmuştur. Domateste kuru madde %5,807-5,135 bulunurken vitamin C değerleri sırasıyla ve 3 1,51- 26,09 mg/100 gram taze ağırlık olarak bulunmuştur. Deneme sonucu elde edilen değerler, organik gübrelemenin bu çalışma ile belirlenen kalite paraetreleri üzerine olumlu etkilerinin olduğunu göstermiştir. Ayrıca, organik gübre uygulanan parsellerde daha yüksek verim değerleri elde edilmiştir.Anahtar Kelime : Mineral gübreleme, organik gübreleme, mikoriza, domates, örtü altı yetiştiriciliği

Besin elementleriDomatesGübreleme+5
Kadir Yalı
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Pamuk bitkisinde (Gossypium hirsutum L. ) azot ve pix (mepiquat chloride) uygulamalarının lif, iplik ve tohum kalitesine etkileri üzerine bir araştırma

Bu çalışma, 2000 yılında, pamuk bitkisinde azot (12, 18 ve 24 kg/da) ve Pix uygulamalarının (kontrol, taraklanma başlangıcında 25 cc/da, taraklanma başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da, çiçeklenme başlangıcında 35 cc/da, çiçeklenme başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da) koza, lif, iplik ve tohum kalitesine etkilerini saptamak amacı ile bölünmüş parseller deneme deseninde, üç yinelemeli olarak yürütülmüştür. En yüksek çırçır randımanı 18 kg azot dozunda çiçeklerime başlangıcından 15 gün sonra 35 cc/da Pix uygulamasında elde edilmiştir. Azot dozlarının ve Pix uygulamalarının incelenen tüm lif kalite Özelliklerine etkisi görülmemiştir. Soğuk çimlenme oranında azot uygulamalarının etkisi görülmezken, çiçeklenme başlangıcında 35 cc/da Pix uygulaması en yüksek soğuk çimlenme oranını sağlamıştır. İplik esnekliğinin artan azot dozu ile artma eğiliminde olduğu, en yüksek iplik esnekliğinin çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarında oluştuğu belirlenmiştir. Taraklanma dönemine oranla çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarının iplik kopma dayanıklılığında önemli düzeyde artış sağladığı bulunmuştur. İplikte kusur olarak bilinen ince ve kalın yerler yönünden en yüksek 24 kg azot dozunda ve çiçeklenme döneminde yapılan Pix uygulamalarında saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pamuk, Azot gübrelemesi, Pix uygulaması, lif, iplik, tohum kalitesi.

Azotlu gübrelerGübrelemeLifler+5
N. Burçak Atçıoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova koşullarında ketencik (Camelina sativa)'te farklı azot ve fosfor gübrelemesinin tohum verimi ve yağ oranına etkileri

Kasım 2001 - Mayıs 2002 tarihleri arasında Adana, ekolojik koşullarında yürütülen bu çalışmada, alternatif bir yağ bitkisi olan ketencik {Camelina sativa)'te farklı azot ve fosfor dozlarının tohum verimi ve yağ oranına olan etkileri incelenmiştir. Araştırmada aynı zamanda azot ve fosfor dozlarının bitki boyu, ilk dallanma yüksekliği, dal sayısı, harnup sayısı, harnuptaki tohum sayısı, bin dane ağırlığı gibi morfolojik özellikleri ile protein oranı üzerine olan etkileri de belirlenmiştir. 15 kg/da azot ve 10 kg/da fosfor uygulamalarına kadar tohum ve yağ verimlerinde artışlar sağlanmıştır. En yüksek yağ oranı (% 31) ile yağ verimi (72.39 kg/da) 15 kg/da azot ve 15 kg/da fosfor uygulamasından alınmıştır. Bölge için en uygun gübre miktarının 15 kg/da azot ve 5-10 kg/da fosfor olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Camelina sativa, Gübreleme, Verim

Azotlu gübrelerCamelina sativaCamelina sativa+5
Ahmet Karahoca
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yerli ve yabancı Trabzon hurması çeşitlerinin döllenme biyolojisi üzerine araştırmalar

In this research, germination, viability and pollen production of Ghora Gali pollinatior persimmon cultivar were studied in vitro conditions and its pollen tube growths were checked in vivo conditions. Persimmon cultivars Fuyu, Ghora Gali, Kaki Tipo, Vainiglia, Amankaki, Çekirdekli, Çekirdeksiz, Persimmon Seedless and Seedless Mardan were used in this study. The effects of free pollination, artificial pollination, isolation, flower thinning by hand, 12.5, 25, 50, 100 and 200 ppm GA3 treatment on the intensity of fruit drop, fruit set, speed of fruit growth were determined. In addition to some fruit quality parameters as fruit wide, fruit lenght, fruit high, fruit weight, seed number, level of aborted seeds and seed weight, TSS, titratable acidity and pH of fruit juice were tested. Although the pollen viability were found to be high, the pollen germination were found to be low in vitro conditions. The highest pollen germination rates were determined in 1 % agar + 1 5 % sucrose medium at 20°C. Pollinatior cultivar Ghora Gali's pollen production and rate of morphological homogenity were found high. In all cultivars' flower, pollen tubes reached the ovules in 1 day after pollination. It was determined that fruit drop and fruit growth was high in 3 month after treatments in most of the cultivars. Although high fruit set was obtained in the most of seedless cultivars low fruit set were obtained from seeded cultivars after isolation treatments. As far as fruit set are considered all treatments except isolation in most of seeded cultivars and all treatments in most of seedless cultivars were found succesfull. Free pollination, artificial pollination, flower thinning by hand and GA3 treatments were found to be effective increasing fruit size. From fruit quality characteristicts, TSS values in seedless cultivars were higher than seeded cultivars. In the other quality parameters, different values were obtained acording to cultivars and treatments.

Bahçe bitkileriDöllenmeTrabzon hurması
Gülsüm Sayılıkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00

Related subjects