Infant-newborn

323 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi

Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.

Ana-çocuk hemşireliğiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+6
Funda Güler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan işitme tarama sonrası tanı, cihazlandırma ve aile eğitim programlarına yönlendirilme sürecinin incelenmesi

Durum çalışması olarak desenlenen bu araştırmanın amacı, bir ileri tanı merkezinde yenidoğan işitme taramasından eğitime yönlendirmeye kadar olan süreci incelemek, bu sürece ilişkin hem sağlık çalışanlarının hem de ailelerin görüşlerini, karşılaştıkları zorlukları, sundukları çözüm önerilerini belirlemek ve işitme kayıplı çocukların yönlendirildikleri eğitim programlarını araştırmaktır. Bu araştırmaya, ileri tanı merkezinden dört odyometrist, bir uzman odyolog, bir kulak burun boğaz hekimi ve çocuğu bu ileri tanı merkezinde tanılanan yedi aile katılmıştır. Bu araştırmanın verileri; aile ve sağlık çalışanları ile yapılan görüşmelerle, ilgili merkezde yapılan gözlemlerle, belgelerle, süreç ürünleriyle ve araştırma günlüğü yoluyla toplanmıştır. Toplanan verilerin tümevarımsal analizinden elde edilenler her bir araştırma sorusunu cevaplayacak şekilde raporlaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, ileri tanı merkezlerinin ve işitme kayıplı çocuklar için eğitim veren devlet kurumlarının arttırılmasına ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir. Ailelerin ise süreçte psikolojik ve ekonomik olarak desteklenmeye ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmıştır. Sürecin daha etkin bir şekilde işlemesi için, sağlık çalışanlarına geri bildirim veren bir takip sistemine ve işitme kayıplı çocukların eğitiminde uzman kişilerin sağlık çalışanları ile işbirliğinin arttırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan bu araştırma; sağlık çalışanlarının, ailelerin neler yaşadığını daha iyi anlamalarına ve eğitimcilerin işitme kayıplı çocukların tanılanma süreci hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmalarına katkı sağladığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: İşitme kayıplı çocuk, Yenidoğan işitme taraması, Erken müdahale, Aile Katılımı, Takip Sistemi.

Aile eğitimiBebek-yenidoğmuşErken müdahale eğitim programı+7
Nagihan Baş
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğanlar ve süt çocuklarında kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesinde doku doppler görüntüleme, strain ve strain rate ölçümleri

AmaçÇalışmamızda, sağlıklı yenidoğanlar ve süt çocuklarında sol ventrikül doku Doppler ekokardiyografi, strain ve strain rate ölçümleri yapılarak bu dönemdeki kardiyak hemodinamik değişimlerin saptanması ve normal referans değerlerin belirlenmesi amaçlandı.Gereç ve yöntemlerBu çalışma Ekim 2010-Nisan 2011 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Kardiyoloji bölümünde gerçekleştirildi. Hastanemiz yenidoğan bölümü tarafından takip edilen sağlıklı bebekler ile Pediatrik Kardiyoloji polikliniğinde masum üfürüm saptanan, yaşları 1 gün ile 3 ay arasında değişen toplam 149 bebek çalışmaya alındı. Bebekler, 32 prematür (gestasyonel yaş 36-37 hafta arasında, grup1), 32 term (gestasyonel yaş ? 38 hafta, grup 2), 47 infant (1. ayını dolduran, grup 3) ve 38 infant (3.ayını dolduran, grup 4) olmak üzere dört gruptan oluşmakta idi.Standart ekokardiyografik çalışma, PW Doppler ve doku Doppler, strain ve strain rate çalışmaları Mylab 50 (Esaote, Florence) Eko cihazı kullanılarak aynı kişi tarafından yapıldı.BulgularGrup 1, 18 (%56,3) kız, 14(% 43,8) erkek; grup 2,14 (%43,8) kız, 18 (%56,3) erkek; grup 3, 18 (%33,8) kız, 29(%61,7) erkek; grup 4, 22 (%57,9) kız, 16 (%42,1) erkek bebekten oluşuyordu. Apgar skorları açısından gruplar arasında fark saptanmadı (p>0.05).Konvansiyonel ekokardiyografik incelemede grupların sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonları normal sınırlarda idi Gruplar arasında EF ve FK açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05)Sol ventrikül pulsed Doppler ekokardiyografik incelemede diyastolik erken doluş velositesi (E) ve diyastolik geç doluş velositesi (A) değerlerinde grup 1'den, grup 3'e doğru artış olduğu bulundu. Bu artış, grup 1 ve 2 arasında (sırasıyla p=0.02; p=0.004), grup 2 ve 3 arasında (sırasıyla p=0.001; p=0.001), grup 2 ve 4 arasında (sırasıyla p=0.001; p=0.01;), grup 1 ve 3 arasında (sırasıyla p<0.001; p<0.001), grup 1 ve 4 arasında (sırasıyla p=0.001; p=0.001) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Grup 4 de mitral E/A oranının grup 2'ye göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü (p=0.005). Diğer gruplar arasında mitral E/A oranları açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).Sol ventrikül doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirilen pik erken relaksasyon velositesi ( E') değerlerinde grup 1'den, grup 4'e doğru artış olduğu görüldü. Bu artış grup 2 ve grup 3 (p=0.001), grup 2 ve grup 4 (p=0.001), grup 3 ve 4 (p=0.001), grup 1 ve 3 (p=0.001), grup 1 ve 4 (p=0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Pik geç relaksayon velositesi (A') değerlendirildiğinde grup 2 ve 3 (p=0.005), grup 1 ve 3 (p=0.001), grup 1 ve 4 (p=0.001) arasında arasında anlamlı artış saptandı.Sol ventrikül dört boşluk, iki boşluk, üç boşluk görüntülemelerden elde edilen longitidunal ve kısa eksen görüntülemelerden elde edilen sirkumferansiyal sistolik velositeler, sistolik strain ve SR değerlerinin tüm gruplarda bazalden apekse doğru azalmış olduğu bulundu (p<0.001).SonuçÇalışmamızdaki bulgulara göre, yenidoğan ve erken süt çocukluğu döneminde kardiyak açıdan önemli hemodinamik değişiklikler olmakta ve bu değişiklikler doku Doppler ekokardiyografi, strain ve strain ekokardiyografi ile saptanabilmektedir. Ancak bu konuda yapılan çaılışmaların az sayıda olması nedeni ile daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

Bebek-yenidoğmuşEkokardiyografi-dopplerFetal kalp+2
Özlem Elkıran
İnönü University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Maternal obezitenin Anne ve yenidoğan sağlığına etkisi

Araştırmanın amacı, maternal obezitenin anne ve yenidoğan sağlığına etkisini incelemektir. Araştırma Mart 2015-Ağustos 2016 tarihleri arasında İskenderun Devlet Hastanesi loğusa servisinde, vaka-kontrol çalışması olarak yapılmıştır. Çalışmaya alınan kadınlar gebe kalmadan önceki beden kitle indekslerine göre normal kilolu (kontrol grubu n=144) ve obez (vaka grubu n=142) olmak üzere iki gruba ayrılmış ve toplam 286 kadın ile çalışma tamamlanmıştır. Veriler,"Veri Toplama Formu ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri toplama formu klinikte loğusalar ile yüzyüze görüşme yöntemi, bazı veriler hasta dosyasından alınarak ve doğumdan altı hafta sonra telefon görüşmesi ile doldurulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare testi, Student t test, Fisher-Freeman-Halton testi, Fisher's Exact test ve Yates' düzeltmeli Ki-kare testi kullanılmıştır. Obez kadınların yaş, gebelik ve yaşayan çocuk sayısı ortalamalarının kontrol grubu kadınlara göre daha yüksek, eğitim düzeylerinin ve doğum haftası ortalamasının ise daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Obez grubu kadınların gebelik, doğum sonu erken dönem ve geç dönem komplikasyonlarını kontrol grubuna göre daha yüksek oranda yaşadıkları bulunurken (p<0,05), doğum sonu altıncı hafta sonunda depresyon görülme durumu yönünden gruplar arasında fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Her iki grup kadınlarda sezaryen oranı yüksek olup doğum şekilleri, yenidoğanların ilk yarım saatte emzirilmeye başlanması, yenidoğanlarda komlikasyon görülmesi yönünden gruplar arasında istatistiksel fark olmadığı (p>0,05), obez kadınların yenidoğanlarının 1. dk ve 5. dk Apgar puanlarının daha düşük olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak, obez kadınların antenatal ve postpartum dönemlerde yaşadıkları sorunların normal kilolulara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Gebelik planlayan kadınların prekonsepsiyonel dönemden itibaren obezite yönünden taranmaları, obez kadınlara eğitim ve danışmanlık yapılması önerileblir.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerBebek-yenidoğmuş+4
Selva Özgül
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Term yenidoğanda kanguru bakımının ağrı üzerine etkisi

Bu çalışmada, term yenidoğanlarda aşı uygulaması sırasında kanguru bakımının, bebeğin ağrı düzeyine ve fiziksel parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, pararel gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmaya rastgele örnekleme yöntemi ile toplam 128 termde yenidoğan alınmıştır. Örneklem büyüklüğü power analizi ile belirlenmiştir. Araştırma verileri Kütahya Merkez Gaybiefendi ve Fatih ASM'de Mayıs-Eylül 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Yenidoğan Tanılama Formu, NIPS Yenidoğan Ağrı Skalası, pulse oksimetre ve kronometre kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22 ve SAS 9.3 paket programlarında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare testi, shapiro–wilk testi, bağımlı gruplar arasında t testi, bağımsız gruplar arasında t testi, tukey testi, tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. İstatistiksel testlerde p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada sosyodemografik değişkenler açısından girişim ve kontrol grubu arasında fark yoktur (p>0.05). Aşı uygulaması öncesinde, sırasında ve sonrasında girişim ve kontrol grubundaki yenidoğanların NIPS puanları ve oksijen saturasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda NIPS puanı için her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Girişim grubundaki yenidoğanların NIPS puanı kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede azalmıştır. Oksijen satürasyonunun girişim grubundaki grup içi karşılaştırmalarında aşılama öncesi ile sırası arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p>0.05) diğer karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Aşılama sonrası oksijen satürasyonu aşılama öncesine ve sırasına göre anlamlı düzeyde artmıştır. Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Bu farklılık oksijen satürasyonunda sürekli azalması yönündedir. Gruplar arası yenidoğanların kalp hızları arasında aşılama öncesinde ve sırasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p>0.05) aşılama sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Girişim grubunda grup içi karşılaştırmada aşılama öncesi ile aşılama sırası ve sonrası arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Aşılama sırasında ve sonrasında kalp hızı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında her 3 ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0.05). Bu farklılık kalp hızının anlamlı olarak sürekli artışı yönündedir. Grupların ağlama süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; en iyi sağlık bakım sonuçları için kanguru bakımı ile ilgili çalışmaların arttırılması ve kanguru bakımının rutin uygulamalar arasına alınması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Ağrı, Kanguru bakımı, NIPS

AğrıAğrı ölçümüBebek bakımı+4
Deniz Yiğit
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan sepsisinde serum hepsidin düzeyinin c reaktif protein ve interlökin 6 düzeyleriyle karşılaştırılması

Çalışmamızda, sepsis tanısı almış prematüre ve term yenidoğanlarla, sağlıklı prematüre ve term yenidoğanlarda hepsidinin serum seviyesinin belirlenmesi, hepsidinin, C reaktif protein ve İnterlökin 6 ile korelasyonunun saptanması amaçlanmıştır. Bu çalışma, T.C. Sağlık Bakanlığı DPÜ Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Şubat 2017- Eylül 2017 tarihleri arasında doğan yenidoğanlarda yapıldı. Çalışmaya 11 sepsis tanılı term, 19 sepsis tanılı prematüre yenidoğan, 11 sağlıklı term ve 19 sağlıklı prematüre yenidoğan dahil edildi. 37. gestasyonel haftadan önce doğan yenidoğanlar prematüre, 38-42. gestasyonel hafta arasında doğan yenidoğanlar term yenidoğan grubunu oluşturdu. Çalışma gruplarına konjenital anomalisi, perinatal asfiksisi, inrtakraniyal kanaması olan ve kan transfüzyonu alan bebekler dahil edilmedi. Çalışmada term yenidoğan grubu ile prematüre yenidoğan gruplarının gestasyon yaşı, doğum ağırlığı, cinsiyet, doğum şekli ve örnekleme günleri gibi demografik verilerinin yanı sıra CRP, IL-6, hepsidin, beyaz küre sayısı, Htc, hemoglobin, trombosit, MCV değerlerine ve kan kültürü sonuçlarına da bakıldı. Elde edilen verilerin analizinde, SPSS 23.0 programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyini belirlemek için, %95 güven aralığında ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Çalışmaya toplam 60 yenidoğan alındı. Hepsidin değerinin term sepsis tanılı yenidoğan grubunda ortalama 926,34±303,00 ng/mL, term sağlıklı yenidoğan grubunda ortalama 401,23±92,07 ng/mL değerinde olduğu görüldü. Hepsidin değerinin prematüre sepsis tanılı yenidoğan grubunda ortalama 1223,22±370,39 ng/mL, prematüre sağlıklı yenidoğan grubunda ortalama 415,12±107,99 ng/mL değerinde olduğu görüldü. Bununla birlikte term sepsis tanılı yenidoğan grubunun hepsidin düzeyi ile beyaz küre sayısı, hemoglobin, Hct, trombosit sayısı, IL-6 ve CRP değerleri arasında istatistiksel olarak kuvvetli ve anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Prematüre sepsis tanılı yenidoğan grubunun ise hepsidin düzeyi ile doğum ağırlığı, beyaz küre sayısı, Hct, trombosit sayısı, IL-6 ve CRP değerleri arasında istatistiksel olarak kuvvetli ve anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). İnflamasyon sırasında salınımının IL-6 aracılı olduğu bilinen hepsidinin serum seviyesinin IL-6 ve sepsis tanısında sıklıkla kullandığımız CRP ile pozitif korelasyonu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Yenidoğan, sepsis, hepsidin, C reaktif protein, interlökin 6

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Şükran Aslan
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları

Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.

Aile hekimliğiBebek-yenidoğmuşBebekler+7
Ramazan Ali Güneş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanan invaziv işlemlerde kullanılan iki farklı antiseptik solüsyonun etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştırılması

Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki (YYBÜ) hastaların kateter yerleştirilmesi ve kültür alınması gibi girişimsel işlemlerinde dezenfektanlar sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlemlerde güvenilir antiseptik solüsyonlar ile dezenfeksiyonun sağlanması, enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu hastalara yatışları süresince venöz kateterizasyon, kan ve idrar kültürü alınması, lomber ponksiyon yapılması gibi işlemler uygulanmaktadır. Dünya genelinde YYBÜ'lerde povidon iyot çözeltileri veya klorheksidin bazlı çözeltiler bu amaçla kullanılmaktadır. Povidon iyot çözeltilerinin tiroid fonksiyonlarını baskıladığı, klorheksidin bazlı çözeltilerin ise cilt yan etkileri olduğu bilinmektedir. Klorheksidin çözeltilerinin, prematürelerde güvenilir olduğunu gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, etkinlik ve yan etkiler açısından hangi dezenfektanın daha üstün ve güvenilir olduğu araştırılmıştır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15.07.2018 – 26.03.2020 tarihleri arasında doğan ve YYBÜ'de majör operasyon geçirmeden en az 7 gün süreyle prospektif olarak izlenmiş olan 208 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar iki gruba randomize edilmiştir: Yüz dört hastanın tüm girişimsel işlemlerinde %10 povidon iyot çözeltisi (%10 PI) kullanılırken diğer 104 hastada %2 klorheksidin glukonat + %70 izopropil alkol (%2 CHG + %70 IA) içeren çözelti kullanılmıştır. Hastaların yatış süreleri, yatışları boyunca kaç kez antiseptik solüsyon uygulandığı, tiroid fonksiyon testi sonuçları, kültür üremesi durumu ve yatışında geçirmiş olduğu diğer hastalıklar kaydedilmiştir. Çalışma, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 19.06.2018 tarih ve 2018-11/16 sayılı onay alındıktan sonra başlatılmıştır. %10 PI kullanılan 104 bebekten 77'si (%74) prematüre, 27'si (%26) term bebeklerdi. %2 CHG +%70 IA kullanılan 104 bebekten 75'i (%72,1) prematüre, 29'u (%27,9) term bebeklerdi. %10 PI kullanılan bebeklerden %31,7'sinde, %2 CHG +%70 IA kullanılan bebeklerden ise %17,3'ünde kültür üremesi saptanmıştır (OR=2,22; p= 0,024). Kontaminasyon lehine değerlendirilen olgular çıkarıldığında sepsis oranı %10 PI grubunda %8,7, %2 CHG + %70 IA grubunda ise %4,8 olarak hesaplanmıştır (p=0,406). Kültür kanıtlı sepsis olgularına yönelik yapılan lojistik regresyon analizinde dezenfektan seçiminin, kültür kanıtlı sepsis gelişme oranlarını etkilemediği görülmüştür. Olguların tiroid fonksiyon testleri değerlendirildiğinde %10 PI grubunda olan 98 bebeğin ortanca tiroid stimülan hormon (TSH) değeri 4,05 mIU/L, %2 CHG + %70 IA grubunda olan 97 bebeğin ortanca TSH değeri ise 3,09 mIU/L olarak saptanmıştır (p=0,016). %2 CHG + %70 IA çözeltisi kullanılan gruptaki hiçbir bebekte cilt yan etkisi veya nörolojik yan etki gözlemlenmemiştir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, %10 PI içeren çözelti ile kıyaslandığında enfeksiyonlardan koruyuculuk açısından benzer etkiye sahiptir. %10 PI çözeltisi, özellikle prematüre bebeklerde iyot içeriğinin emilimi nedeniyle geçici hipotiroidiye neden olabilmektedir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, hem hipotiroidi gelişimine neden olmadığı için, hem de belirgin bir cilt yan etkisi görülmediği için yenidoğanların cilt dezenfeksiyonunda %10 PI çözeltisi yerine güvenle kullanılabilecek bir çözeltidir.

AntiseptiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+5
Hakan Küçüker
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan yenidoğan işitme taraması test sonuçlarının risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Türkiye'de Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi Programı 2004 yılından beri ülke çapında tüm yenidoğan bebeklere uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2014 yılının başından 2020 yılı Haziran ayına kadar yapılmış tüm yenidoğan işitme tarama test sonuçlarının incelenmesi, sonuçların araştırılan risk faktörleri ile ilişkisinin ölçülmesi, uygulanan işitme taraması testlerinin etkinliğinin ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Yöntem ve Gereçler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 2014 yılının başından 2020 yılı Haziran ayına kadarki 7 yıllık süreçte yapılıp kayıt altına alınan 8085 bebeğin yenidoğan işitme tarama test sonuçları çalışmaya dahil edildi. İşitme taraması test protokolü kapsamında tüm bebeklere ''Transient Evoked Otoacoustic Emissions'' (geçici uyarılmış otoakustik emisyon ölçümü / TEOAE) ve/veya ''Auditory Brainstem Response'' (işitsel beyin sapı yanıtı / ABR) testleri ile işitme taraması yapıldı. Tarama testini geçemeyip refere edilen bebekler takibe alındı. Tarama testleri yenidoğan dönemindeki bebeklere uygulandı. Her iki kulak için tarama testleri ayrı ayrı uygulandı, sonuçlar; "bilateral geçti", ''sağ geçti, sol refere'', ''sol geçti, sağ refere'', ''bilateral refere'' şeklinde kaydedildi. İşitme tarama testlerinden bilateral olarak geçemeyen tüm bebekler tarama protokolü sonucunda referans merkezlere yönlendirildi. Referans merkezlerde yapılan testler sonucu işitme kaybının olup olmadığı belirlendi. İşitme kaybı olan ve olmayan bebeklerdeki risk faktörlerinin sıklığı karşılaştırıldı. Bulgular: Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi uygulanan 8085 bebeğin %98,2'sinde (n:7941) işitme kaybı yokken, %0,9'unda (n:74) işitme kaybı saptandı. Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Testi protokolüne başlayan ama takiplerine devam etmeyen %0,9 (n:70) bebek vardı. Taranan bebeklerde cinsiyet dağılımı, doğum tartısı, düşük doğum ağırlığı (<1500 gram), doğum şekli, hamilelik dönemi ateşli hastalık, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, hiperbilirubinemi, IV yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı sorgulandı. İşitme kaybı tespit edilen grupta cinsiyet dağılımı, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, düşük doğum ağırlığı, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı durumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. İşitme taraması test sonuç kayıtlarına bakıldığında APGAR skoru sorusunun hiç sorulmadığı, gebelik dönemi ateşli hastalık geçirme sorusuna ise hiç pozitif veri girilmediği görüldü. Sonuç: Çalışmamızda taranan 8085 bebeğin verileri incelendiğinde tarama sonucunda işitme kaybı olan 74 bebeğin (%0,9) erken tanısının yapıldığı görüldü. Bu bebeklerden bazılarında bilateral işitme kaybı saptanırken bazılarında unilateral işitme kaybı saptandı. Bu yüzden işitme tarama testinin bilateral uygulanmasının daha doğru bir uygulama olduğu görüldü. Yenidoğan işitme kaybı için risk faktörü olarak sorgulanan cinsiyet dağılımı, ailede kalıtsal işitme kaybı, akraba evliliği, düşük doğum ağırlığı, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi yatışı durumlarının işitme kaybı olan grupta istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklı olduğu tespit edildi. İşitme tarama testi sonuç kayıtlarında APGAR skoru sorusunun tüm hastalar için boş bırakılması ve gebelik dönemi ateşli hastalık geçirme sorusuna hiç pozitif veri girilmemesi düzeltilmesi gereken bir durumdur. Sorgulanan kriterlerin anlamlı sonuçlar verdiği, birçok yenidoğan bebeğin işitme kaybının erken tanı ve tedavisi için büyük önem taşıdığı , bunun için de Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi programlarının ciddiyetle ve yenidoğan hiçbir bebeğin atlanmadan yapılmasının hedeflenmesi çalışmamızda da gösterdiğimiz üzere ortadadır. Ülkemizde uygulanan Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi programları ile alakalı çok merkezli ve daha fazla vaka sayısına sahip çalışmaların yapılması risk faktörlerinin daha net anlaşılması ve yeni risk faktörlerinin tespiti noktasında önemlidir. Böylece tarama programının daha fazla geliştirilmesine büyük katkı sağlanacaktır. Tarama programı ile ne kadar fazla işitme kayıplı bebek tespit edilirse, bu bebeklerin erken tanı ve tedavileri ile ilerleyen yaşlarında yaşayacakları; birçok bedensel, zihinsel sağlık probleminin ve sosyo-ekonomik problemlerinin önüne geçilecektir. V Anahtar Kelimeler: Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Testi, yenidoğan, risk faktörleri, cinsiyet, ailede kalıtsal işitme kaybı, düşük doğum ağırlığı, akraba evliliği, doğum şekilleri, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, düşük APGAR skoru.

Bebek-düşük doğum ağırlığıBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
Muhammed Talha Karadoğan
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 2020-1 Mayıs 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Çalışma örneklemini 123 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği", "YYBÜ Anne Baba Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüleceği Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Araştırma verileri 22.0 SPSS programıyla analiz edilmiş ve geçerlik güvenilirliği kanıtlanmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin durumluk kaygı puanı ortalamaları 48,26±10,21 ve sürekli kaygı puanı ortalamaları 47,52±8,46 olarak her ikisinde de algılanan "orta düzeyde kaygı" olduğu belirlenmiştir. YYBÜ Anne-Baba Stres Ölçeği toplamından aldıkları puan ortalamaları 104,38±31,58; ölçeğin alt boyutlarından Görüntü ve Sesler puan ortalaması 16,21±6,12; Bebeğin Görünümü ve Davranışları puan ortalaması 52,53±19,19; Bebeğinizle İlişkiniz puan ortalaması 35,62±13,42 bulunmuş olup, ölçek toplam ve alt puan ortalama değerlerinin "orta derecede stresli" olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısı, çalışma durumu, bebeğin cinsiyeti, doğum şekli, yoğun bakım ortamının özellikleri, ebeveynlerin sağlık personelleriyle iletişimi, bebeğin sağlık durumu gibi özelliklerin ebeveynlerin stres ve kaygısını etkilediği bulunmuştur. Bu süreçte aile merkezli yaklaşım ile yenidoğanların en değerlileri olan ebeveynlere destek olunması önerilmektedir.

Ana-babaAnksiyeteBebek-yenidoğmuş+7
Gamze Güney
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çok düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlarda antibiyotik maruziyetinin erken dönem olumsuz etkileri

Amaç: Antibiyotikler, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören erken doğmuş yenidoğanlarda en sık kullanılan ilaçlar arasındadır. Antibiyotik yönetiminin iyi yapılmaması geç neonatal sepsis (GBNS), nekrotizan enterokolit (NEK) ve mortalite artışına katkıda bulanabilmektedir. Bu çalışmada, GBNS ve NEK için risk faktörlerinin belirlenmesi, antibiyotiklerin erken kullanımının ve kullanım süresinin bu riski arttırıp arttırmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Ocak 2011-Aralık 2021 yılları arasında yatırılan 229 çok düşük doğum ağırlıklı bebeğin (ÇDDA) kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Ampirik antibiyotik seçimi ve süresi GBNS ve NEK sıklıkları ve mortalite değerlendirildi. Bulgular: Prematürite (%100), maternal hipertansiyon (%37,6), uzamış membran rüptürü (%16,6) ve NEK (%13,6) sepsis ile ilişkili en sık risk faktörleriydi. ÇDDA bebeklerde ampirik antibiyotik kullanım oranı %87,3 bulundu. Ampisilin ve gentamisin en sık kullanılan antibiyotiklerdi. ÇDDA bebeklerin ortalama ampirik antibiyotik kullanım süreleri 6,5  3,4 olup ortancası 7'dir, ampirik antibiyotik kullanım süreleri 0 ile 17 gün arasında değişmektedir. Antibiyotik kullanım süresine bakıldığında olguların %68,1'inde 5 günden fazla antibiyotik maruziyeti olduğu görüldü. GBNS ve NEK sıklığı %43,7 ve %13,6 bulundu. Tek değişkenli regresyon analizinde antibiyotik kullanımının GBNS riskini arttırdığı saptandı (OR:4,34, %95 GA). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde ise antibiyotik kullanımı ile GBNS arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Nekrotizan enterolit (NEK) gelişen bebeklerin DOT (toplam antibiyotik kullanım süresi) oranı NEK görülmeyen bebeklere kıyasla daha uzun saptandı (95 gün, 27 gün, p<0,001). Ölüm sıklığı %7 saptandı ve ampirik antibiyotik kullanımı ile NEK ve ölüm sıklığı arasında anlamlı fark görülmedi. Tek değişkenli regresyon analizinde postnatal steroid kullanımının GBNS ve NEK riskini arttırdığı saptandı (OR:9,11, OR:4,64). Sonuç: Çalışmamızda ampirik antibiyotik kullanımı ile NEK ve ölüm arasında anlamlı bir ilişki saptanmasa da ampirik antibiyotik kullanımının GBNS riskini arttırdığı gösterilmiştir. Sonuçlar gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmasının önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: yenidoğan sepsisi, yenidoğanda antibiyotik kullanımı, nekrotizan enterokolit

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarBebek-düşük doğum ağırlığı+5
Esra Tekin Uzun
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan taraması ile tanı alan ve almayan kistik fibrozis hastalarının klinik mikrobiyolojik ve ebeveynlerinin psikolojik durumunun karşılaştırılması

Amaç̧: Kistik fibrozis (KF), yaşam süresi ve kalitesi üzerinde olumsuz etkisi olan kalıtsal bir hastalıktır. Yeni doğan tarama testleri, tüm dünyada halk sağlığı programları bağlamında ciddi bir öneme sahip olan koruyucu sağlık hizmetleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmada amacımız; kliniğimizde izlenen tarama pozitif ve tarama negatif KF hastalarının klinik, mikrobiyolojik ve ebeveynlerinin psikolojik durumunu değerlendirilmesi karşılaştırılması planlandı. Materyal ve Metot: Çalışmamızda, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğinden takipli yenidoğan tarama programı (YTP) başlangıcı olan 2015 ve sonrası doğumlu KF tanısını alan 71 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Olgular tarama pozitif KF (grup I) ve tarama negatif KF (grup II) olarak 2 gruba ayrıldı. Katılımcılara çocuklarının yaşı, ne kadar süre ile tanı aldıkları, hastane yatışı ve ilaç kullanımı öyküsü̈, annenin yaşı, annenin eğitim durumu, ailedeki çocuk sayısı, ekonomik ve sosyal destek alıp almadıkları sorgulanarak veri toplama formuna kaydedildi. Hastaların primer bakım verici olan annelerine ise PHQ-9 (Patient Health Questionnaire; Hasta sağlık anketi) ölçeği ve GAD-7 (Generalized Anxiety Disorder Questionnaire; Yaygın anksiyete bozukluğu) ölçeği kullanılarak anket formu uygulandı. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statiktikse 27.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Klinik sonuç ölçütleri, pozitif ve negatif YT olan KF'li hastalar ve ebeveynleri arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm çalışma popülasyonu, 51'i YT pozitif grubunda ve 20'si YT negatif grupta olmak üzere 71 olgu içeriyordu. YT negatif grupta tanı anındaki medyan yaş daha büyüktü (p<0.001), YT pozitif olan hastaların yaş medyan değeri 4(2-6) yıl, YT negatif olan hastaların yaş medyan değeri 5(3-5) yıl olarak saptandı. YT pozitif grupta asemptomatik olma durumu başvuru anında daha yüksekken, YT negatif grupta başvuru anında önemli ölçüde hasta gelişme geriliği, diyare, solunum semptomları olduğu görüldü (p=0,004) (p<0,001) (p=0,029) (p=0,002). Gruplar arasında güncel takiplerde ağırlık z skoru (p = 0,843) ve boy z skoru (p = 0,712) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. YT pozitif grupta IRT-1, IRT-2 ve kantitatif ter testi medyan değerleri anlamlı derecede yüksek bulundu. Tüm hastalara genotipleme yapıldı ve %93 hastada mutasyon tanımlandı. En yaygın mutasyon %20 alelik frekans ile deltaF508 idi, bunu %7 oranı ile 2183AA->G izlemekteydi. Ebeveynlerin gruplar arasında GAD-7 ölçeğine göre anksiyete puanı ve PHQ9 ölçeğine göre depresyon puanı istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı (p=0,142) (p=0,247). Demografik özelliklerin hiçbiri, depresyon veya anksiyete ile ilişkisi tanımlanmadı. Hastalar ayrıca semptomatik ve asemptomatik olarak ikiye ayrıldı. Ebeveynlere yapılan iki ölçeğin semptomatik ve asemptomatik grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptandı (p<0,001). Sonuç̧: Çocuklarda YTP ile KF hastaları erken tanı almakta, tedavilerine erken başlanabilmekte, hastaların yaşam kaliteleri ve yaşam klinik iyileşmeleri belirgin düzelmektedir. Bu süreçte kronik hastalık olarak tanımlanan çocuklara multidisipliner yaklaşımda bulunmak ve gereklilik halinde ebeveynlerinin ruhsal açıdan desteklenmesi önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Kistik Fibrozis, Yenidoğan tarama programı, anksiyete, depresyon

Ana-babaAnksiyeteBebek-yenidoğmuş+5
Hanife Buşra Küçük Bilici
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni doğanların maternal kanal kaynaklı enfeksiyonlarında etken mikroorganizmaların tür ve insidanslarının tespiti

49 ÖZET Gebelerden maternal kanal yolu île bebeğe bulaşması muhtemel mikroorganizmaların tür ve insidansı ile maternal kanal kaynaklı geçişe delil teşkil etmek üzere çalışmaya 60 gebe kadın ile onlardan doğan 59 'u miadında matur, l"i immatür 60 babek dahil edilmiştir. Serolojik metodlarla antikor taşıyıcılığı yönünden değerlendirilen anne ve kord serum örneklerinde HSV ve C. trachomatis 'e karşı %18.3-8.3 ve M20-18.4 oranında antikor taşıyıcılığı tespit edilmiştir. Maternal kanaldan selektif tekniklerle yapılan izolasyon ve mevcut antijenlerin gösterilmesine yönelik çalışma ile de genital kanal örneklerinin 26 (%43) 'smda U. urealyticum 'un en sık rastlanan mikroorganizma olduğu,, bunu sırası ile 19 (M31.6) isolman ile difteroidlerin, 17 (Z28.3) isolman ile Staphylococcuslar, 11 (M18.3) izolmanla da Chlamydia' lar m izlediği, B.G.S. 'ların ise 8 (Z13.3) vak'ada kolonize oldukları görülmüştür. Bu mikroorganizmalardan başta 6 (%50) vak'a ile E.coli olmak üzere 4 (Z36.3) vak'a ile C. trachomatis 'in 4 'er vak'a ile de N.hominis ve Difteroidlerin muhtemelen maternal kanalla fetüs arasında bebeğe bulaşarak bebeğin konjuktiva ve yüzünde kolonize oldukları tespit edilmiştir. Gebelikleri 59 (198.3) 'u normal miadında matur doğumla sonlanmış annelerin bebeklerinden 2 'si doğum sonrası solunum stresi ile kaybedilmiştir. Prematüre olarak doğan 1 bebekle annenin maternal kanalında bulunan ve bebeğe geçmesi muhtemel mikroorganizmalar arasında açık ilişki kurulmuşken, matür doğan ve solunum stresi ile kaybedilen iki bebekten birisinin annesinin kanında anti-chlamydial IgM antikorunun tespiti chlamydial enfeksiyonların bebeklerin kaybedilmesinde etkili olabileceğini akla getirmektedir.

Bebek-yenidoğmuşEnfeksiyonlarGebelik+2
Shahla Zadeh (shokouhi)
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin yenidoğandaki topuk kanı alımına bağlı gelişen ağrının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi ve uygulamaları

Ağrının azaltılması veya giderilmesi hemşirelik bakımının en önemli amaçlarından biridir. Özellikle birinci basamak sağlık kuruluşlarında, yenidoğan bölümlerinde ve doğum ünitelerinde çalışan hemşireler topuk kanı alımına bağlı oluşan ağrıyı yönetmede aktif rol oynamaktadırlar. Bu tez çalışmasında; hemşirelerin yenidoğandaki topuk kanı alımına bağlı gelişen ağrının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi ve uygulamalarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini; 01.06.2022-01.09.2022 tarihleri arasında Ankara'daki devlet üniversitesi hastanelerinin yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde görev yapan 100 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyerek tüm evrene ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında; araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan 30 soru içeren bir anket formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularında hemşirelerin %40'ı topuk kanı alımı sırasında hissedilen ağrının yönetimine ilişkin eğitim aldığını ve bu hemşirelerin %85,4'ü eğitimden edindiği bilgileri klinik alanda uygulamadığını ifade etmiştir. Katılımcıların %96'sı yenidoğanların topuk kanı alımı sırasında hissettikleri ağrının yönetilmesini gerekli bulduğunu, %60'ı topuk kanı alımı sırasında hissedilen ağrının yönetiminde kendini yeterli gördüğünü, %22'si çalıştığı birimde topuk kanı alımı sırasında bebeğin hissettiği ağrıyı azaltmak için rutinde uygulanan yöntemlerin olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların %71'nin topuk kanı alınan bebeğin ağrısını azaltmak için kullanılan non-farmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak araştırmaya katılan hemşirelerin yarısından fazlası topuk kanı alımı sırasında hissedilen ağrının yönetimine ilişkin eğitim almamış olmakla birlikte nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgilerinin iyi olduğu görülmüştür. Buna rağmen spesifik olarak topuk kanı alımına bağlı gelişen ağrı ile ilgili nonfarmakolojik yöntem uygulama oranının düşük olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, sağlık kurumlarında ağrı kontrolü protokollerinin oluşturularak uygulamaya konulması önerilebilir.

AğrıBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
İrem Nur Aygül
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vajinal doğumda erken ten temasının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterliliği üzerine etkisi

Araştırma vajinal doğumda erken ten temasının emzirme başarısı ve emzirme öz yeterlilik üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Çankırı Devlet Hastanesi'nde vajinal doğum yapan (N:139), örneklemini araştırma katılım şartlarına uyan 32'si deney 32'si kontrol grubu olmak üzere toplam 64 anne oluşturmuştur (n:64). Deney grubundaki annelere doğum sonu erken ten teması uygulanmış, kontrol grubunda ki annelere hastane rutinleri uygulanmıştır. Araştırma verileri; Genel Bilgiler Formu, LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği Kısa Şekli formları ile toplanmıştır. Araştırmada erken ten teması uygulanan annelerin emzirme başarısı ve emzirme öz yeterlilik düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Annenin, yaşının, yaşayan çocuk sayısının, emzirme tecrübesinin, gebeliğinin planlı olma durumunun ve bebeğin emme süresi ve ilk emzirilme zamanının, emzirme başarısını ve emzirme öz yeterlilik düzeyini etkileği belirlenmiştir. Erken ten temasını konusunda annelerin ve sağlık çalıaşanlarının farkındalıklarının artırılması ve hastanelerin rutin uygulamalarına erken ten teması uygulamasının dahil edilmesi önerilmektedir.

Bebek beslenmesiBebek-yenidoğmuşBebekler+5
Aysel Keskin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nekrotizan enterokolit olgularında Rotavirüs enfeksiyonlarının rolü ve sitokinlerle ilişkisi

Amaç: Nekrotizan enterokolit patogenezinde Rotavirus enfeksiyonunun rolü ve interlökin 6, interlökin 8 ve tümör nekroz faktör alfa ile ilişkisinin araştırılması.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmadaki çalışma grubu (Grup 1), Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde nekrotizan enterokolit şüphesi veya tanısıyla izlenmekte olan hastalardan, kontrol grubu (Grup 2) ise benzer postnatal yaşta, başka nedenlerle yatmakta olan hastalardan oluşturuldu. Nekrotizan enterokolit olguları modifiye Bell kriterlerine göre evrelendi. Gaita örneklerinde Latex yöntemi ile Rotavirus antijeni araştırıldı. İnterlökin 6, 8 ve TNF ? değerleri, 0. ve 48. saatlerde alınan serum örneklerinde mikro ELISA yöntemi ile tespit edildi. Gruplar klinik ve laboratuvar özellikleri yönünden karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışma grubuna alınan 31 hasta ile, kontrol grubuna alınan 30 hasta prospektif olarak incelendi. Gruplar arasında cinsiyet, doğum ağırlığı ve intrauterin büyüme açısından anlamlı fark yoktu. Nekrotizan enterokolitli hastaların gebelik süreleri, kontrol grubundakilerden anlamlı şekilde daha kısa, hastanede yatış daha uzun bulundu (sırasıyla p=0,031, p=0,007). Rotavirus pozitifliği nekrotizan enterokolitli hastalarda % 41,9 iken, kontrol grubunda % 6,7 idi (p=0,001). Gaitada Rotavirus tespit edilen olgularda, tespit edilemeyenlere göre nekrotizan enterokolit gelişme olasılığı 10 kat fazla bulundu. Rotavirus pozitif olan nekrotizan enterokolit olgularından % 38,5'i evre I, % 53,8'i evre II, % 7,7'si evre III olgular idi. Grup 1'de IL 6'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'nin 0. saat ve 48. saat değerlerinden düşük bulundu (0. saat için p=0,448 ve 48. saat için p=0.016). Rotavirus pozitif nekrotizan enterokolitli hastalarda IL 6'ın 0. ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilemeyenlere göre daha düşük bulundu (0. saat için p=0,609 ve 48. saat için p=0,017). Grup 1'de IL 8'in 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'deki değerlere oranla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek idi (0. saat için p=0,000 ve 48. saat için p=0,023). Nekrotizan enterokolitli hastalarda, Rotavirus pozitif olgularda interlökin 8 0. saat ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilmeyen nekrotizan enterokolit olgulardaki IL 8'in 0. saat ve 48. değerlerine göre yüksek tespit edildi (sırasıyla p=0,007 ve p=0,004). Nekrotizan enterokolitli hastalarda TNF-?'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, kontrol grubuna göre yüksek bulundu (0. saat için p=0,516 ve 48. saat için p=0,048). Grup 1'de Rotavirus pozitif olgularda TNF-? 0. ve 48. saat değerleri Rotavirus negatif olguların değerlerinden hafif yüksek bulundu (sırasıyla p=0,352 ve p=0,880).Sonuç: Nekrotizan enterokolit, prematüre yenidoğanlarda önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Nekrotizan enterokolitli olgularda yüksek oranda Rotavirus pozitifliği saptanması; Rotavirus pozitif NEK'li olgularda IL 6 düzeylerinin düşmesi, IL 8 ve TNF-? düzeylerinin yükselmesi, bu hastalığın patogenezinde Rotavirusun rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Rotaviruslara bağlı nekrotizan enterokolit olgularının prognozları daha iyi olmakla beraber, salgınlara yol açabilen virusa karşı önlem alınması, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sağkalımın artması yönünden olumlu katkı sağlayacaktır.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+4
Efsun Gargun Sızmaz
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan döneminde geçirilen sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonların ve antibiyotik kullanımının erken çocukluk döneminde atopik hastalıkların gelişimi üzerine etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı yenidoğan döneminde geçirilen sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonların ve antibiyotik kullanımının erken çocukluk döneminde atopik hastalıkların gelişimi üzerine olan etkisini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Ocak 2001 ve Eylül 2007 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatırılan ve sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçiren 73 çocuk ve bu çocukların yenidoğan dönemi boyunca hastaneye yatırılmamış ve antibiyotik tedavisi almamış 41 kardeşi çalışmaya alındı. Atopik hastalıkların değerlendirilebilmesi için bir anket doldurularak çocukların ayrıntılı öyküleri alındı, fizik muayeneleri yapıldı ve çocuklardan tam kan sayımı, total IgE, spesifik IgE, hx2 ve fx5 tetkikleri çalışıldı. Çocukların annelerindeki atopik durumu saptamak için annelerden total IgE düzeyi için kan örnekleri alındı.Bulgular: Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçiren 73 çocuğun 32'si (% 45,2) ventilatör ilişkili pnömoni, 28'i (% 38,4) bakteriyemi ve 12'si (% 16,4) klinik sepsis geçirmişti. Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon grubundaki çocuklarda atopik hastalık oranı (% 37,0) daha yüksek idi (p<0,001). Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçiren 24 çocukta (% 32,9) astım, 3 çocukta (% 4,1) allerjik rinit, 5 çocukta (% 6,8) atopik dermatit vardı. Kardeş grubunda ise 2 çocukta (% 4,9) astım, 1 çocukta (% 2,4) allerjik rinit ve toplam 2 çocukta (% 4,9) en az bir atopik hastalık saptandı. Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon grubu ve kardeş grubu karşılaştırıldığında sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon grubunda astım oranı çok daha yüksek (p<0,001), allerjik rinit ve atopik dermatit sıklığı ise benzerdi (sırasıyla p=0,999 ve p=0,158). Her iki gruptaki çocukların eozinofil sayısı, spesifik IgE, hx2 ve fx5 sonuçları arasında bir farklılık saptanmazken atopik hastalıkların yüksek oranda saptandığı sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon grubunda total IgE düzeyleri belirgin olarak daha yüksek saptandı (p=0,003). Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon grubunda ventilatör ilişkili pnömoni geçiren çocuklar ve bakteriyemisi olan çocuklar karşılaştırıldığında atopik hastalık oranı açısından farklılık yoktu (p=0,309). Çalışmaya alınan tüm çocuklar arasında atopik hastalığı olan 29 çocuk, atopik hastalığı olmayan diğer 85 çocuk ile karşılaştırıldığında yenidoğan döneminde hastaneye yatıp sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçirmenin atopik hastalık olma riskini 11,5 kat arttırdığını gördük.Sonuç: Yenidoğan döneminde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçiren çocuklarda astım ve toplam atopik hastalık oranı çok daha yüksek saptanmıştır ve yenidoğan döneminde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon geçirmek ve bu nedenle antibiyotik kullanmak atopik hastalık riskini belirgin arttırıyor gibi görünmektedir.Anahtar Kelimeler: Antibiyotik, atopik hastalık, sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon, yenidoğan dönemi.

AntibiyotiklerBebek bakımıBebek-yenidoğmuş+2
Ayşe Özkan
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Risk faktörü taşıyan yenidoğanlarda otoakustik emisyon, işitsel beyin sapı davranım odyometrisi (Tarama ve diagnostik) bulguları

Erken bebeklik döneminde normal işitmeye sahip olmak, konuşma ve lisan gelişiminin yanı sıra sosyal, duygusal ve zihinsel gelişim açısından da oldukça önem taşımaktadır. Çalışmamızda; işitme kaybı açısından risk faktörlerini taşıyan yenidoğanlarda uyarılmış otoakustik emisyon testi (TEOAE), işitsel beyin sapı davranım odyometrisi (ABR), (tarama ve diagnostik) ile yapılan işitme taramasının sonuçları sunulmuştur.Yenidoğan işitme taraması kapsamında odyoloji ünitesinde Ocak 2009 ? Mart- 2010 yılları arasında toplam 940 bebek işitme taramasından geçirilmiştir. Çalışmamızda, işitme kaybı açısından risk faktörleri taşıyan 207 yenidoğan seçilmiştir. Yenidoğan işitme taraması protokolüne göre çalışmamızda, bu 207 bebeğe işitme fonksiyonlarını değerlendirmek için TEOAE, tarama ABR ve diagnostik ABR uygulanmıştır. Yüksek risk grubundaki 207 yenidoğan, Joint Comittee on Infant Hearing (JCIH) - 2007'de belirtilen yüksek risk kriterleri dikkate alınarak seçilmiştir.207 yenidoğana birinci basamak taramada; TEOAE+ tarama ABR, ikinci basamakta ise diagnostik ABR uygulanmıştır. Yapılan birinci basamak tarama sonuçlarına göre bilateral her iki testende `kalan' , 39 yenidoğana diagnostik ABR yapılmıştır.Yüksek risk grubundaki bu 39 yenidoğana işitme fonksiyonlarını değerlendirmek için yapılan TEOAE, tarama ABR ve diagnostik ABR sonucunda; 23 bebek normal işitmeli,16 yenidoğan işitme kayıplı (%7.73) olarak bulunmuştur. İşitme kaybı tespit edilen hastalara işitme cihazı verilerek takibe alınmıştır.İşitme kaybı açısından yüksek risk faktörlerinin iyi bilinmesi ve bu riskleri taşıyan infantlara işitme taraması uygulanması, işitme kaybı olan çocuğun erken tanısında ve rehabilitasyonunda çok önemlidir.Bu nedenle de doğum kliniklerinde ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde görevli personelin bu konuda bilgilendirilmesi ve duyarlı olması büyük önem taşımaktadır. Bu bölümlerde sorumlu olan personelle, kulak burun boğaz ve odyoloji ünitesi sıkı bir işbirliği içinde çalışması zorunludur.Anahtar kelimeler: : Yenidoğan işitme taraması, Otoakustik emisyon, Tarama işitsel beyinsapı cevabı, Diagnostik ABR

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Cabbar Çadırcı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonlar ve risk faktörleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmiş hastalarda sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon (SBİE) sıklığını, enfeksiyon etkenlerini ve risk faktörlerini araştırmaktır.Hastalar ve Yöntem: Hastalar başvuru tarihleri, cinsiyet, doğum şekli, doğum kilosu, gestasyonel yaş, başvuru anındaki yaş, hastanede kalış süresi, başka kurumda yatırılıp yatırılmaması ve süresi, geldikleri iller, ameliyat yapılıp yapılmaması, sepsis gelişimi, TPN (Total parenteral nutrisyon) alımı, toraks tüpü uygulaması, endotrakeal entübasyon, idrar sondası kullanımı, nazal veya oral sonda kullanımı, karın dreni uygulaması, santral kateter uygulaması, oral beslenmeme süresi, laboratuar parametreleri, cerrahi stres dereceleri, yara niteliği yönünden incelendi. Enfeksiyonların ve enfeksiyon etkenlerinin yıllara göre dağılımına, antibiyotik direnç paternlerine bakıldı. Sonuçlar Mann-Whitney-U ve Ki-kare testleri ile istatistiksel olarak kıyaslandı.Bulgular: Toplam 264 hastanın 48'i çalışma dışı bırakıldı. Kalan 216 hastanın 73'ünde SBİE vardı ve 143 hastada SBİE yoktu.Düşük doğum ağırlığı ve başka kurumda yatırılıp sevk edilme, yüksek cerrahi stres derecesi, TPN kullanımı ve süresi, toraks tüpü takılması ve süresi, endotrakeal entübasyon ve süresi, idrar sondası ve süresi, santral kateter, ameliyatlarda karın dreni konulması, nazal-oral sonda süresi ve enteral beslenmesiz geçen sürenin uzaması SBİE için risk faktörü olarak bulundu. SBİE olan hastalarda, CRP, PCT değerleri yüksek hematokrit düşük ve en sık tanı özofagus atrezisiydi. SBİE olanların 40 (% 54,8), enfeksiyonu olmayanlardan 16 (% 11,2) bebek öldü. SBİE olan hastaların 57'sinde sepsis saptandı, bunların 35'i öldü. Hastanede kalış süresi SBİE olan hastalarda 47,2, SBİE olmayan hastalarda 17,5 gündü.Sonuç: İnvaziv işlemler ve süresinin azaltılması, hastanede kalış süresinin kısaltılması, salgın şeklindeki mikroorganizmalara özel önlemler alınması SBİE ve buna bağlı ölüm oranlarını düşürebilir.Anahtar Kelimeler: Cerrahi yenidoğan, sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon, risk faktörleri, enfeksiyon, cerrahi yenidoğanlarda sepsis

Bebek bakımıBebek-yenidoğmuşBebekler+5
Ahmet Gökhan Güler
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğanın erken dönemde emzirilmesine etki eden faktörler

bu çalışma, yenidoğanın erken dönemde emzirilmesine etki eden faktörleri incelemek amacıyla, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum servisinde, 63 sağlıklı anne ve bebeklerinde uygulanan kesitsel bir çalışmadır. Veriler, literatürden yararlanarak geliştirilen sosyo-demografik bilgiler, emzirme ve anne sütünün önemi, gebeliğe ve doğuma ait özellikler, emzirmeye isteklilik vb. sorulardan oluşan anket formu ve LATCH emzirme tanılama aracı kullanılarak yüz yüze toplandı. Ayrıca rutin olarak bakılan maternal prolaktin değerleri kaydedildi.Annelerin bebeklerini ilk 30 dakikada emzirmeye başlayanların oranı %73 idi. Annelerin anne sütüyle ilgili düşünce ve deneyimleri ile bebeklerini erken dönemde emzirmeleri arasında ilişki bulunamadı (p>0.05). Vajinal doğum yapan annelerin %95.4'ü 30 dakika içinde bebeklerini emzirirken, sezaryenle doğum yapanlarda bu oran %61 idi. Genel anestezi alan annelerin %50'si ilk 30 dakikada bebeklerini emzirirken, rejyonel anestezi (spinal, epidural) uygulanan annelerde bu oran %71.4 idi. Bebeklerin sosyo-demografik özelliklerinin bebeklerin erken dönemde emzirilmelerine etkili olmadığı bulundu (p>0.05). Annenin doğum şekli ile prolaktin seviyeleri arasında ilişki anlamlı bulundu (p<0.05). Annelerden bebeklerini ilk 5 dakikada emzirenlerin prolaktin seviyesi 380.164+84.77 ng/ml, 6-30 dk'da 301.745+115.31 ng/ml, ilk 30 dk'dan daha geç emzirenlerin ise 277.772+115.84 ng/ml idi. Sezaryen doğumda annelerin LATCH puan ortalamaları 5.56+3.3, vajinal doğumda ise 7.18+3.4 idi. Bu durumda olabildiğince vajinal doğumların desteklenmesi, sezaryen endikasyonlarının uygun konulması, eğer sezeryan gerekiyorsa da rejyonel anestezinin kullanılması, bebeklerin erken dönemde anne sütüyle beslenmesinin sağlanması önemlidir. Hemşirelerin, LATCH emzirme tanılama aracını kullanarak erken dönemde annelerin bebeklerini emzirmelerini değerlendirmesi, bu konuda hemşirelere hizmet-içi eğitim verilmesi önerilebilir.Anahtar sözcükler: Anne Sütü, Erken emzirme, Hemşirelik, LATCH, Prolaktin.

Anne sütüBebek-yenidoğmuşEmzirme+3
N. Ecem Oksal Güneş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Polikliniğinde tanı alan veya takibe giren kalıtsal metabolik hastalığı olan hastaların tanılarının, klinik ve laboratuar bulgularının analizi ile takip sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Polikliniğinde tanı alan veya takibe giren kalıtsal metabolik hastalığı olan hastaların tanı alma ve tedavi süreçleri ile prognozları incelendi.Bu yolla geniş bir intervali olan ve akraba evliliğinin çok yoğun olduğu bölgemizin; kalıtsal metabolik hastalık profilini, hastaların tanı alma yaşlarını, tedavi alabilme ve tedaviye uyum oranlarını ve prognozlarını görerek; bundan sonra yapılması planlanan bölgesel veya ulusal düzeydeki tarama proğramlarına ışık tutabilmeyi hedefledik. Belli metabolik hastalık gruplarında ülke içindeki oranlarımız ile bölgemizin önemini vurgulamayı amaçladık.Gereç ve yöntem: 2009 yılından itibaren şüpheli ulusal yenidoğan tarama sonuçları nedeniyle polikliniğimize başvuran 1112 bebeğin, polikliniğimizde takipli 747 fenilketonüri ve 51 mukopolisakkaridoz, 48 Organik Asidemi, 21 Gaucher, 9 Fabry, 14 Nieman Pick, 16 sistinozis hastasının dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların doğum tarihi, başvuru yaşı, başvuru nedenleri, tanı yöntemleri, aile öyküleri, ebeveyn akrabalığı, takip süreleri, tedavi durumları, mental motor gelişim düzeyleri, tedaviden fayda görme oranları ve bununla ilgili olabilecek demografik özellikleri incelendi.Bulgular: Tarama programı ile fenilketonüride erken tanının mümkün hale geldiğini gördük. Psikomotor gelişim düzeyinin ise tarama ile erken tanı alan hastalarda çok iyi olduğunu gördük. Mukopolisakkaridoz, Organik Asidemi, Gaucher, Nieman Pick, Fabry, Sistinozis tanılarının ne kadar geç ve zor olduğunu tespit ettik. Ayrıca bu hasta grubunda takip düzeyinin yetersiz olduğu, devlet politikalarıyla öncelik ve destek verilmediği sürece bu hastalara gereken bakımın yeterli düzeylere çıkamayacağı görüldü. Aktif izlediğimiz hasta sayıları açısından ülkemizdeki diğer önemli merkezlerle kıyasladığımızda kısıtlı laboratuar imkanlarımız ve hekim sayımızın az oluşuna rağmen fenilketonüri, Gaucher, Fabry ve Nieman Pick tip C açısından ikinci Mukopolsakkaridozlar için dördüncü sırada olduğumuzu gördük.Sonuç: Çoğunluğu otozomal resesif olarak kalıtılan kalıtsal metabolik hastalıklar, ülkemizde akraba evliliği yaygın olduğu için fazladır. Bizim bölgemizde ise ülke geneline göre daha fazladır. Ülkemizdeki hekimlerin ve ailelerin bu konudaki bilgi düzeyi yetersizdir. Sağlık politikalarının kalıtsal metabolik hastalıklara yaklaşımının sadece tarama düzeyinde kalması yeterli değildir. Bu konuda sağlık politikalarının daha ileri götürülmesi gereklidir.Anahtar Kelimeler: Kalıtsal metabolik hastalık, organik asidemi, lizozomal depo hastalıkları, Gaucher, Maple Syrup Urine Hastalığı, Pompe, Nieman-Pick, Sistinozis, Biotidinaz, Fenilketonüri, Mukopolisakkaridoz, yenidoğan tarama programı, Türkiye

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıFenilketonüri+7
Adem Kara
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan hemşirelerinin cilt bakımına yönelik bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Yenidoğanların cilt bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesinde hemşirelere önemli görevler düşmektedir. Bu çalışma yenidoğan hemşirelerinin cilt bakımına ilişkin bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel çalışma olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurum izinleri ve etik kurul izni alındı. Araştırma Haziran 2016- Ağustos 2018 tarihleri arasında dört farklı şehirdeki beş farklı hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi (YYBÜ)'nde görev yapan hemşirelerle gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, çalışmaya dahil etme kriterlerini sağlayan 124 yenidoğan hemşiresi oluşturdu. Verilerin toplanması amacıyla araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan, "Tanıtıcı özellikler veri formu", "Yenidoğan hemşirelerinin cilt bakımına ilişkin bilgi düzeylerini belirleme formu" ile "Cilt bakımına yönelik uygulamalar anketi"nden yararlanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız iki örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, regresyon analizi, çoklu karşılaştırma testi olarak Duncan testi ve Brown-Forsythe testi kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan yenidoğan hemşirelerinin çoğunluğunun 20-30 yaş grubunda ve %79.8'inin lisans mezunu olduğu bulundu. Hemşirelerin %75.8'inin yenidoğanın cilt bakımına yönelik eğitim almadığı ve yarısından fazlasının cilt bakımı ile ilgili güncel literatürü takip etmediği belirlendi. Yenidoğan hemşirelerinin yaşı, eğitim durumu, çocuk sahibi olma durumu, hemşire olarak çalışma süresi, yenidoğan ünitesinde çalışma süresi ve cilt bakımına yönelik eğitim alma durumu ile bilgi düzeyi puan ortalamaları arasında fark bulundu (p<0.05). Yenidoğan hemşirelerinin cilt bakımına yönelik uygulamalarına bakıldığında; yenidoğanın vücut temizliğine ilişkin en sık gerçekleştirilen uygulamaların %65.3 ile vücudu ılık su ve spanç ile silmek, %59.7 ile günlük silme banyo yaptırmak ve %46.0 ile vücut temizliğini günlük yapmak olduğu saptandı. Göbek bakımına ilişkin en sık gerçekleştiren uygulamanın göbek güdüğünü doğal kurumaya bırakma (%81.5) uygulaması olduğu belirlendi. Basınç yaralarını önlemeye yönelik olarak hemşirelerin %86.3'ünün pozisyon değiştirme uygulamasını gerçekleştirdiği bulundu. Dermatit tedavisinde çinko oksitli pişik preparatlarının kullanımı (%81.5) en sık tercih edilen uygulama olarak saptandı. Yenidoğan hemşirelerinin cilt temizliği/dezenfeksiyonunda %83.9 ile en sık alkol kullandığı, en nadir tercih edilen ürünün ise povidon iyot olduğu belirlendi. Yenidoğan hemşirelerinin üçte biri yenidoğanın cildini günlük, üçte biri ise haftada bir değerlendirdiğini bildirdi. Hemşirelerin tamamına yakınının cilt değerlendirilmesi için ölçek kullanmadığı ve üçte ikisinin cilt bakımına yönelik kanıta dayalı uygulamaları takip etmediği bulundu. Yenidoğan ünitelerinde çalışan hemşirelerin cilt bakımına yönelik bilgilerini güncellemeleri ve kanıta dayalı uygulamaları takip edebilmeleri için hizmetiçi eğitimlerin düzenlenmesi, kongre, sempozyum ve kurslara katılımlarının teşvik edilmesi, ayrıca lisans ya da çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği alanında lisansüstü eğitim mezunu olan hemşirelerin YYBÜ'nde istihdam edilmesi önerilir.

Ana-çocuk hemşireliğiBebek-yenidoğmuşBebekler+6
Betül Bişgin
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kordon kanında hematolojik parametrelerin apgar ile korelasyonu ve sepsisin değerlendirilmesi

Sepsis, yenidoğan mortalite ve morbiditesi oldukça yüksek olan, multisistemik tutulum yapan bir hastalıktır. Kesin tanısı kan kültüründe bakteri üretilmesi ile konmaktadır. Yenidoğan sepsisinde tanı koymayı sağlayacak spesifik bulgu ve belirtecin olmaması, duyarlılığı yüksek olan belirteçlerin maliyetinin fazla olması nedeniyle, düşük maliyetli, her hastanede değerlendirilebilecek belirteçleri kordon kanında değerlendirerek erken tanı ve tedaviyi sağlamak amacıyla çalışmamız yapılmıştır. Kan tetkiklerinin, klinik bulgu ve APGAR ile korelasyonu değerlendirilmiştir. Çalışmamız Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde doğan yenidoğanlarda prospektif olarak Ağustos 2018 ve Ağustos 2019 tarihlerinde yürütülmüştür. Çalışmaya 100 yenidoğan dahil edildi. 31 yenidoğana yatış yapıldı. 22'sinde sepsis saptandı. Annede koryoamniyot olan, erken membran rüptürü öyküsü olan, canlandırma ihtiyacı, fetal distress, asfiksi, majör anomalisi, intrakraniyal kanaması olan yenidoğanlar dahil edilmedi. Veri analizi SPSS, Mann Whitney U, T testi kullanılarak yapılmıştır. T testine göre sepsisle ilişkili görülen APGAR 5. dakika skoru, gebelik haftası, RBC, kordon kan gazı pH'ı ve hemotokrit değerleri BLR analizinde önemli bulunmamıştır. Sepsis olma riski açısından prokalsitonin ile APGAR 1. dakika skoru, glukoz ve hemoglobine göre daha önemli bulunmuştur. APGAR 1. ve 5. dakika skoru arasında çok güçlü bir ilişki görülmüştür. APGAR 1. ve 5. dakika skorları ile HCO 3 ve BE arasında doğrusal yönde, PO 2 ve laktat arasında zıt yönde ilişki görülmüştür. APGAR 1. ve 5. dakika skorları ile Hemotokrit arasında, APGAR 5. dakika skoru ile RBC arasında ilişki görülmüştür. Yenidoğan sepsisi, APGAR skoru ve hematolojik parametrelerin birbiri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Çalışmamıza göre herhangi bir risk faktörü olmayan yenidoğanlarda dahil olmak üzere özellikle riskli yenidoğanlarda kordon kanındaki hemoglobin, glukoz ve prokalsitonin ve APGAR düzeyinin ilişkilendirilmesinin sepsisin erken tanısında anlamlı olduğu görülmüştür. Kordon kanında bakılan hematolojik parametrelerde yükseklik saptanan hastalarda sepsis açısından ileri tetkik planlanması önerilir. Ayrıca sepsis açısından riskli olan hastalarda kordon kanından yapılacak prokalsitonin sonucu ile erken tanı ve tedavinin başlanmasını sağlayacaktır. Daha büyük çalışma gruplarında, yüksek riskli hastalarda, asfiksi öyküsü olanlarda, prematürelerde, annede ek hastalık olan yenidoğanlarda yapılacak çalışmaların bu parametreleri netleştirmeye faydası olacaktır.

Apgar puanıBebek-yenidoğmuşC reaktif protein+5
Zeynep Çilsal
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım Ünitesine yatırılarak izlenen doğuştan kalp hastalığı olan bebeklerin retrospektif olarak incelenmeleri

Amaç: Çalışmamızın amacı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi?ne yatırılarak izlenen doğuştan kalp hastalıklarının retrospektif olarak taranmasıydı. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada Ocak 2007-Aralık 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi?ne yatırılarak izlenen 217 doğuştan kalp hastalığı olan bebek incelendi. İnteratriyal septumda 4 mm?den küçük açıklıklar olan ve ilk üç günde saptanan ve 1 aylık izlemde kapanan ince patent duktus arteriyozus olguları çalışmaya dahil edilmedi. Ünitemizde bebeklerde kalpte normal olmadığı düşünülen üfürüm, kardiyak kökenli olduğu düşünülen santral siyanoz, akciğer hastalığı ile açıklanamayan solunum sıkıntısı varsa, bebek diyabetik anne bebeği ise, sendromik görünümü varsa ve intrauterin fötal kardiyak anomalisi tespit edilmişse kardiyoloji konsultasyonu istendi ve pediyatrik kardiyolog tarafından değerlendirildi. Bulgular: Beş yılda yenidoğan servisine yatırılan 3287 hasta içinde doğuştan kalp hastalığı tanısı alanların sıklığı % 6,6 olarak bulundu. Hastaların 59?u (% 27,2) prematür, 158?i (% 72,8) matürdü. Bebeklerin 68?inin (% 31,4) anne babası akrabaydı. Olguların yatış nedenlerinde en büyük grubu, tanı alarak hastanemize yönlendirilen (% 42,3) ve intrauterin tanı alan bebekler (% 27,6) oluşturuyordu. % 56,6 bebeğin antenatal dönemde tanımlanabilen bir risk faktörü vardı. Bebeklerden 60?ına (%27,6) hastanemizde fötal ekokardiyografi yapılmıştı. Çocuk Kardiyoloji konsültasyonu en sık (% 54,3) siyanoz nedeni ile istenmişti. Hastaların 76?sında (% 35,1) asiyanotik doğuştan kalp hastalığı, 133?ünde (% 61,3) ise siyanotik doğuştan kalp hastalığı vardı. Siyanotik hastalarda görülen en sık defekt pulmoner atrezi, asiyanotik hastalarda ise ventriküler septal defekt idi. Hastaların 18?inde (% 8,3) konjenital kalp hastalığına doğuştan yapısal anomali eşlik ediyordu. Hastaların 12?sine (% 5,5) bir sendrom eşlik ediyordu. Hastalar, ünitemizde ortalama 17,34±19,27 gün izlendiler. Tüm hastaların % 30,8?i (67/217), opere olanların % 44,2?si (31/70) yenidoğan yoğunbakım ünitesinde iken eksitus oldu. Eksitus oranı siyanotik hastalarda daha fazla idi (%38?e karşı %20, p=0,001). Sonuç: Bu çalışmada, hastanemizde Perinatoloji, Neonatoloji, Çocuk Kardiyolojisi ve Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Bilim Dalları olması nedeni ile kompleks kardiyak hastaların ünitemize refere edildiği ve siyanotik doğuştan kalp hastalıklarında mortalitenin daha yüksek olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Doğuştan kalp hastalığı, yenidoğan.

Bebek-yenidoğmuşKalp defektleri-konjenitalRetrospektif çalışmalar+1
Selman Zan
Çukurova University
2013
00

Related subjects