Information and communication technologies
61 theses under this subject heading
Dijital bölünme araştırma trendleri: Bibliyometrik bir yaklaşım
Yirminci yüzyılın sonlarını etkileyen en güçlü faktörlerin başında bilgi ve iletişim teknolojileri gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler, toplumsal yaşamın hemen her unsurunda büyük değişikliklere yol açmıştır. Gelişen bu teknolojiler sayesinde hayata geçirilen akıllı çözümler, toplumun yaşam kalitesini büyük ölçüde arttırmaktadır. Ancak Bilgi İletişim Teknolojileri erişim ve kullanım açısından, insanlar ve ülkeler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıkların sonucu olarak "Dijital Bölünme" kavramı ortaya çıkmıştır. Dijital bölünme, bilgi ve iletişim teknolojisine erişebilen ve erişemeyen, kullanabilen ve kullanamayan insanlar arasındaki boşluk olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; uluslararası alanyazında dijital bölünmeyi konu alan ve Web of Science ile Scopus veri tabanlarında yayınlanan çalışmaların bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak, alandaki akademik durumuna ilişkin çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Alanda aktif olan yayınlar, kurumlar, dergiler, ülkeler vb. tespit edilerek, alana yaptıkları katkılar açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırma bulguları arasında, ilgili çalışmalarda kullanılan kelimelerin içerik analizinin yanı sıra kavramların zaman içindeki evrimi ve bağlantıları yer almaktadır. Araştırma sonucunda, uluslararası alanyazında dijital bölünme literatürüne en çok katkı sağlayan derginin Computers in Human Behavior olduğu; en çok katkı sağlayan kurumun University of Wisconsin olduğu; en çok katkı sağlayan yazarın Van Deursen Ajam olduğu tespit edilmiştir.
The effect of information communication technologies on firm's innovation performance in Sub-Saharan African countries
The main aim of this study is to see the impacts of ICT on a firm's innovation performance in sub-Saharan Africa. The objective of this study is twofold: Firstly, we investigate the effect of ICT applications on firms' innovative behaviour. Secondly, we analyze empirically the impact of ICT tools on firms' innovation performance in sub-Saharan Africa countries. Therefore, we used data from the 2013 enterprise survey (BEEPS). According to our results, the most important ICT tools are emails and using the internet for online sales. Firms who have IT Teams are not creating any difference, however, if a firm purchase or develop in-house any software then they are more likely to produce innovation than the other firms.
Investigation study markers of renal dysfunction and some biochemical tests in patients with beta-thalassemia (major)
This research objective was to evaluate renal dysfunction in patients with beta-thalassemia (major) between male and female and some other biochemical tests with normal mixed male and female without iron metabolism disorders or renal diseases served as a control group. This disease is considered a serious disease that poses great risks to the developed population of the country. The main goal was to explore the potential association that might exist renal failure between male and female in patients with beta-thalassemia (major) that they suffers from ferritin high levels concentration in their bodies that damages patients kidneys in addition to high levels of blood urea and serum creatinine. The results of the study indicated that there was a strong correlation between age and ferritin and K, Na, and Ca, as well as urea and creatinine, as they were considered diagnostic tests for the disease, while there was no association with the S.Uric acid test, and within the main tests in our research there was no any correlation between male and female with urea and creatinine and electrolytes in beta-thalassemia (major) patients , which indicates the possibility of using these tests in early diagnosis or even in the follow-up of patients who are believed to have kidney failure or follow-up of those already diagnosed with beta-thalassemia (major).
Teknoloji entegrasyonunun modellenmesinde öğretmenlerin teknolojik pedagojik içerik bilgileri, düşünme yapıları ve teknoloji ile öğretim yapmaya ilişkin duygularının rolü
Bu çalışmada, öğretmenlerin eğitsel amaçlar için BİT kullanımları, teknolojik pedagojik içerik bilgileri (TPİB), düşünme yapıları ve teknoloji ile öğretim yapmaya ilişkin duyguları ile ilgili var olan durumlarının betimlenmesi, bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşması ve değişkenlerin birbiri ile olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, İzmir ilinde ilk ve orta kademede görev yapan 298 öğretmen katılmıştır. Verilerin toplanmasında, eğitimde Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) kullanımını sınıflama ölçeği, TPİB ölçeği, teknoloji ile öğretim yapmaya ilişkin duygu ölçeği ve öğretmen düşünme yapısı ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçme araçları arasında yer alan öğretmenlerin teknoloji ile öğretim yapmaya ilişkin duygu ölçeği ve öğretmen düşünme yapısı ölçeği, araştırma kapsamında Türkçeye uyarlanmış olup; geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin BİT kullanımı, öğretimden önce BİT kullanımı, öğretimi örgütleme ve öğrenmeyi güçlendirme olmak üzere üç başlık altında incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları, öğretmenlerin eğitsel BİT kullanımları, TPİB, teknoloji ile öğretim yapmaya ilişkin duyguları (keyif ve kaygı) ve düşünme yapısı puanlarının cinsiyete ve kişisel BİT deneyimine göre farklılaşmadığını göstermiştir. Mesleki BİT deneyimine göre, öğretim önce BİT kullanımı, öğretimi örgütlemek için BİT kullanımı ve teknoloji ile öğretim yapmaya yönelik kaygı ve keyif duygu puanlarında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Mevcut çalışmada, öğretmenlerin BİT kullanımlarının yordanmasında söz konusu değişkenlerin birbiri ile ilişkilerini içeren bir yapısal eşitlik modeli test edilmiştir. İleri sürülen model, öğrenmeyi güçlendirmek için BİT kullanımındaki varyansın %67'sini, öğretimi örgütlemek için BİT kullanımının %57'sini, öğretimden önce BİT kullanımının %29'unu açıklamıştır. Ayrıca, ileri sürülen yapısal modelde yer alan 16 hipotezin v dokuzunun desteklendiği belirlenmiştir. Buna göre, öğretmenlerin gelişimsel düşünme yapısının TPİB üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu saptanmıştır. TPİB'in, kaygı duygusu üzerinde negatif; keyif duygusu ve öğrenmeyi güçlendirmek için BİT kullanımı üzerinde pozitif etkisi olduğu bulunmuştur. Keyif duygusunun, öğretmenlerin eğitsel BİT kullanım türlerinin tamamı üzerinde pozitif bir etkisi olduğu; bununla birlikte kaygı duygusunun BİT kullanım biçimleri üzerindeki etkisinin anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Bu bulgulara ek olarak, öğretimden önce BİT kullanımının, öğretimi örgütlemek için BİT kullanımı üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu görülmüştür. Öğretimi örgütlemek için BİT kullanım tipinin, öğrenmeyi güçlendirme için BİT kullanımında olumlu yönde bir etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Teknoloji entegrasyonu, BİT kullanımı, TPİB, Öğretmen Duyguları, Öğretmen Düşünme Yapısı
Kamu politikası formülasyonunda bilgi ve iletişim teknolojilerinin rolü
Kamu politikası oluşturma süreci, toplumda karşılaşılan herhangi bir problemin tanımlanması ve bu problem için çözüm üretmek amacıyla hükümetin gündemine gelmesi, kamu kurumlarının çeşitli önerileri doğrultusunda formülasyonu, bir çözüm yolunda mutabakata varılarak uygulanması ve son olarak uygulanan kararın değerlendirilmesi şeklindedir. Bu kapsamda çalışmada, kamu politikası oluşturma sürecinin önemli basamaklarından olan önerilerin ve alternatiflerin sunularak şekillendirildiği formülasyon aşaması irdelenmiş, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı da BİT'in kamu politikası formülayonunda ne gibi etkilerde bulunduğunu ve bunun sonucunda nasıl sorunlarla karşılaşıldığını literatür taraması yöntemi ışığında ortaya koymaktır. Bu çerçevede çalışmanın ilk iki bölümünde; kamu politikası ve BİT kavramları literatür temelinde incelenmiştir. Son bölümde ise uygulamalara, politikalara, karar verme sürecine ve BİT'in bu kavramlar üzerindeki rolüne yer verilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar doğrultusunda kamu politikası formülasyonunda BİT'in kullanılması politika için güvenilir, doğru veriler ve bu verilerin kanıtlanabilirliği için yeni bir ivme yarattığı görülmüştür. Böylece işlem maliyetleri oldukça azalarak politika hizmetlerinde erişim kolaylığı sağlamakta ve kaliteyi arttırmaktadır. Ayrıca E-demokrasi uygulamalarının hem merkezi yönetim hem de yerel yönetim bünyesinde politika formülasyonu ve karar verme sürecinde kullanılması, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkilerde köklü değişimler göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Politikası, Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Formülasyon, E-devlet
Çalışanların bilgi sistemlerini kullanmalarının geliştirilen birleştirilmiş teknoloji kabul ve kullanım modeli ile incelenmesi
Günümüzde teknolojinin değişim hızına paralel olarak işletme teknolojilerinin de hızla geliştiği ve yenilendiği görülmektedir. Bilginin işletmeler için en önemli stratejik güç olduğu bu dönemde, işletme bilgi sistemlerinin etkin ve verimli kullanılması, bu açıdan önemli bir konu haline gelmiştir. Bilgi sistemlerinin sahip olduğu teknik içeriğin yanında sistemi kullanan birey odaklı davranışsal içerik de artık dikkat çekicidir. İş ortamında görevleri sırasında bilgi sistemi kullanan çalışanların sistem bağlamında yoğun teknolojik bilgiye maruz kaldığı görülmektedir. Bu noktada sisteme hızlıca uyum sağlaması için kullanıcıların sahip olduğu bazı bireysel nitelikler önem kazanmaktadır. Tez çalışması bu bağlamda çalışanların bilişsel kapasitesine odaklanan teknolojik bilgiyi özümseme kapasitelerini ve bilgi teknolojileri alanında yenilikçi davranışını incelemiştir. Bu tez çalışmasının amacı, bilgi sistemleri kullanımında kullanıcı-sistem uyumu bağlamında birleştirilmiş teknoloji kabul ve kullanım modeli kullanılarak, bireysel özümseme kapasitesi ve bilgi teknolojileri yenilikçiliği değişkenlerinin teknoloji kabul ve kullanımın sürecindeki etkisini incelemek ve genişletilmiş bir modelini test etmektir. Tez çalışmasının ilk bölümünde araştırmanın amacı, problemi, sınırlılıkları ve önemi hakkında bilgi sunulmuştur. İkinci bölümde bilgi sistemleri, teknoloji kabul ve kullanım modelleri, bireysel özümseme kapasitesi ve bilgi teknolojileri yenilikçiliği konularında literatür incelemesine ait bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölüm olan yöntem bölümünde ise araştırmanın tasarımı ve süreci hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde araştırma kapsamında yapılan analizlerin bulguları yer almaktadır. Beşinci bölümde analiz bulgularına ait değerlendirme yapılarak gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Çalışmada nitel ve nicel analiz yöntemleri birlikte kullanılmıştır. İlk olarak bireysel özümseme kapasitesi kavramı hakkında 15 bilgi sistemi kullanıcısı ile derinlemesine görüşmeler yapılarak yeni bilgiler edinilmiştir, araştırmacı için geniş bir bakış açısı sunulmuştur ve bireysel özümseme kapasitesi ölçeğinin madde içeriklerinin kültürel uyumu sağlanmıştır. İkinci aşamada tezin önerilen modelinin test edilmesi için nicel çalışma yapılmıştır. Toplam 638 bilgi sistemi kullanıcısından anket yöntemi ile online ortamda veri toplanmıştır. Veriler, SPSS22 ve LISREL 8.15 analiz programları yoluyla analiz edilmiştir ve bulgular ortaya konmuştur. Çalışmanın kuramsal modeli için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda değişkenler arasında çoğunlukla anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Performans beklentisinin, sosyal etkinin, kolaylaştırıcı koşulların bireysel özümseme kapasitesi üzerinde etkili olduğu anlaşılmıştır. Bilgi teknolojileri yenilikçiliği ve çaba beklentisi üzerinde ise bireysel özümseme kapasitesinin etkili olduğu görülürken, bilgi teknolojileri yenilikçiliği ve çaba beklentisinin sistem kullanımı üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. Ancak çalışma bağlamında genişletilen teknoloji modelinin uyum kriterleri açısından mükemmel düzeyde kabul edildiği ve doğrulandığı görülmüştür. Çalışmanın teorik olarak gelecek araştırmalara katkı sunacağı ve çalışanların bireysel özelliklerinin teknoloji kabul araştırmalarında incelenmesinin pratikte özellikle insan kaynakları yönetimine yeni perspektifler oluşturacağı beklenmektedir.
Okul öncesi ve ilkokul öğrencilerinin teknoloji kullanım düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi ve ilkokul öğrencilerinin bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanım düzeylerini betimlemektir. Araştırmada cinsiyet, yaş, öğrenci sınıf düzeyi, ailenin eğitim durumu, gelir ve çocuk sayısı gibi değişkenlerle eğitim kademesi ile teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma tarama modeline göre yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Kırşehir il merkezinde bulunan dördü anaokul ve biri ilkokul olmak üzere beş devlet okulunda öğrenim gören 400 okul öncesi ve 407 ilkokul 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Konca (2014) tarafından geliştirilen ve araştırmaya göre revize edilmiş ölçme aracı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 23 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğrencilerin teknoloji kullanım düzeylerinin yüksek olduğu ve zengin bir teknolojik çevrede yaşadıkları tespit edilmiştir. Çocukların yayın teknolojik araç olan televizyon ile uzun zaman geçirdikleri buna karşın en az olarak bilgisayara vakit ayırdıkları görülmektedir. Öğrencilerin teknolojiyi kullanım amaçlarında anlamlı bir fark bulunmamakla birlikte ilkokul öğrencilerinin okul öncesi öğrencilerine oranla teknolojiyi daha çok bilgi amaçla kullandığı tespit edilmiştir. iv Ebeveynlerin teknolojinin çocukların gelişimleri ile ilgili düşüncelerine bakıldığında ilkokul öğrenci velilerinin teknolojiyi zihinsel ve fiziksel gelişimlerine zararlı olduğu şeklinde belirttiği gözlemlenmiştir. Çocukların teknolojiyi büyük oranda oturma odasında kullandıkları ve bu beceriyi kendi kendine yaptıkları sonucuna ulaşılmıştır. Erişim bağlamında ilkokul öğrencilerinin teknolojiyi okul öncesi öğrencilerine göre daha çok kullandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal bilgiler öğretiminde bilgi iletişim teknolojilerinin akademik başarıya etkisi: Meta analiz çalışması
Bu araştırmanın amacı deneysel çalışmaların bütünleştirilerek incelenmesi olarak ifade edilen meta analiz yöntemiyle Türkiye'de Sosyal Bilgiler Öğretimi kapsamında Bilgi İletişim Teknolojileri ve geleneksel öğretim yöntemlerinin öğrencilerin akademik başarı puanları üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda elde edilen çalışmalara ait bulgular ortak başlıklar altında toplanarak yıl, lisans düzeyi, örneklem boyutu ve tercih edilen yöntem ve araç gerece göre farklılıkların incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında yapılan literatür incelemesi sonucunda incelenen veri tabanlarında konu başlıkları dahilinde 60 adet çalışmaya ulaşılmıştır. Oluşturulan kodlama formu ile incelenen çalışmalardan 14 tanesi araştırma probleminin dışında kalması, değişkenlerin içerisinde akademik başarının yer almaması, nitel yöntemlerle hazırlanmış olması ve araştırmacı tarafından belirlenen sınırlılıkların dışında kalması sebebiyle araştırmadan çıkarılmıştır. Araştırma kapsamında 46 çalışma meta analize dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenini Bilgi İletişim teknolojilerinin akademik başarı üzerindeki etkisine ait etki büyüklükleri; bağımsız değişkenlerini ise yıl, örneklem boyutu, tercih edilen öğretim yöntemi-materyaller ve çalışmanın yayınlanma düzeyi olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamında veri analiz aşamasında CMA meta analiz paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında rastgele etkiler modeline göre E++=1.062 olarak hesaplanmıştır ve Cohen's d sınıflandırma ölçütüne göre etki büyüklüğü geniş aralıkta olarak yorumlanmaktadır. Rastgele etkiler modeline göre p değerinin 0.05'ten küçük olması anlamlı düzeyde farkın olduğunu ortaya çıkarmış ve incelenen çalışmalar dahilinde Bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımının geleneksel yöntemlere karşı akademik başarı puanları üzerinde pozitif yönde geniş ölçüde etki yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilere sunulan bilgilerin ve kazanmaları beklenen davranış, beceri ve yeterliliklerin aktarımında Bilgi İletişim Teknolojileri daha etkili bulunmuştur.
Uzaktan eğitim yöntemiyle verilen bilişim teknolojileri dersinin öğretmen adaylarının BİT yeterliliklerine ve teknolojik pedagojik içerik bilgilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, uzaktan eğitim yöntemiyle verilen bilişim teknolojileri dersinin öğretmen adaylarının BİT yeterliklerine ve teknolojik pedagojik içerik bilgilerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla Bilişim teknolojileri dersini uzaktan eğitim yöntemi ve yüz yüze eğitim yöntemiyle alan öğretmen adaylarının BİT yeterlik, teknolojik pedagojik içerik bilgi ve teknoloji entegrasyonuna yönelik öz-yeterlik düzeyleri arasında anlamlı farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmaya 10 üniversitenin eğitim fakültesinde öğrenim gören 413 öğretmen adayı katılmıştır. Araştırmada nedensel karşılaştırma deseni kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında Tondeur vd. (2017) tarafından geliştirilen ve Mumcu, Uslu ve Geriş (2018) tarafından Türkçeye uyarlanan "Bilgi ve İletişim Teknolojileri Yeterlilikleri Ölçeği", Kabakçı Yurdakul ve diğ. (2012) tarafından geliştirilen "Teknolojik Pedagojik İçerik Bilgisi Yeterlikleri Ölçeği" ile Wang, Ertmer ve Newby (2004) tarafından geliştirilen ve Ünal ve Teker (2018) tarafından Türkçeye uyarlanan "Teknoloji Entegrasyonuna Yönelik Öz-Yeterlik Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde araştırmanın amacına uygun olarak betimsel istatistiklerin yanı sıra ortalamalar arasındaki farkın anlamlılığını test etmek için bağımsız örneklemler için t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bilişim teknolojileri dersini uzaktan eğitim yöntemi ve yüz yüze eğitim yöntemiyle alan öğretmen adayları arasında BİT yeterlik, teknolojik pedagojik içerik bilgi ve teknoloji entegrasyonuna yönelik öz-yeterlik düzeyleri açısından, alt boyutlar dâhil olmak üzere, anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre BİT yeterlikleri, teknolojik pedagojik içerik bilgileri ve teknoloji entegrasyonuna yönelik öz-yeterlikleri açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğretmen adaylarının sınıf düzeylerine, eğitim hayatında kullandığı kendine ait bilgisayarı olma durumuna ve algıladığı teknolojiyi kullanma becerisine göre BİT yeterlikleri, teknolojik pedagojik içerik bilgileri ve teknoloji entegrasyonuna yönelik özyeterlikleri açısından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: BİT entegrasyonu, öğretmen adayları, BİT yeterlikleri, teknolojik pedagojik içerik bilgisi, BİT entegrasyonuna yönelik öz-yeterlikleri
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin fen eğitimine entegrasyonuna yönelik yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesi
Türkiye'de 2014-2019 yılları arasında fen eğitimi alanında teknoloji kullanımı ile ilgili lisansüstü tezlerin incelendiği bu araştırmanın iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlardan birincisi, fen eğitiminde teknolojinin kullanıldığı lisansüstü tezlerdeki araştırma eğilimlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın ikinci amacı ise, araştırma ölçütlerine uyan çalışmalar içinde deneysel yöntem ile desenlenen lisansüstü tezlerin bulgularının analiz edilerek, teknolojinin fen eğitimindeki rolü ve potansiyeli konusunda çıkarsamaların yapılmasıdır. Buna göre bu araştırmada sistematik haritalama ve sistematik alanyazın inceleme yaklaşımları takip edilmiştir. Tarama Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Ulusal Tez Merkezinde gerçekleştirilmiş ve 234 lisansüstü tezi araştırma kapsamına dahil edilmiştir. İncelenen tezlerin 183'nün yüksek lisans, 51'nin doktora tezi olduğu belirlenmiştir. Lisansüstü tezlerin yıllara göre dağılıma bakıldığında en fazla araştırmanın 2018 yılında (%28,63) yapıldığı görülmüştür. Araştırmalarda en çok ortaokul öğrencilerinin (%46,69) çalışma grubunu oluşturduğu; en çok nicel araştırma yönteminin (%46,15) tercih edildiği, en az çalışmanın yapıldığı yöntemin ise nitel araştırma yöntemi (%11,11) olduğu tespit edilmiştir. Araştırmalarda en çok kullanılan veri toplama aracının ölçek (%27,98) olduğu görülmüştür. İncelenen lisansüstü tezlerin 151'inde deneysel desenin kullanıldığı belirlenmiştir. Deneysel araştırmalarda en çok "Kuvvet ve Hareket" konusunun ele alındığı (%12,08) ve web teknolojilerinden yararlanıldığı (%14,75) görülmüştür. Bunun yanı sıra yapılan araştırmalarda en çok akademik başarının bağımlı değişken olarak incelendiği tespit edilmiştir. İncelenen deneysel araştırmalarda ileri sürülen 319 hipotezin 115'inin akademik başarı ile ilgili olduğu ve bunların 110'unun desteklendiği belirlenmiştir. Akademik başarı değişkeninin ardından tutum, motivasyon ve ilgi ilgili hipotezlerin frekansının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Problem çözme, yaratıcılık ve bilimsel süreç becerileri gibi beceriler ile ilgili 57 hipotezi ileri sürüldüğü bunların 43'ünün desteklendiği belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları ışığında fen eğitiminde teknoloji kullanımını incelemeyi amaçlayan gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Pandemi sürecinde okul öncesi öğretmenlerinin uzaktan eğitim için evde bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımı öz yeterliliği ile bilgi ve iletişim teknolojileri öğretmen tutumları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin uzaktan eğitim için evde bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımı öz yeterliğinin belirlenmesi ve okul öncesi öğretmenlerinin uzaktan eğitim için evde BİT kullanımı öz yeterliği ile BİT tutumları arasındaki ilişkiyi incelenmektedir. Araştırma Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde okul öncesi eğitim kurumunda çalışan ve Covid-19 pandemi döneminde uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerine BİT kullanarak uzaktan eğitim veren 161 okul öncesi öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen okul öncesi öğretmenlerine ilişkin kişisel bilgilerin yer aldığı 9 soruluk ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin uzaktan eğitim için evde bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımı öz yeterliğinin belirlenmesi için Gözüm, Metin, Uzun ve Karaca (2022) tarafından geliştirilmiş olan "Okul Öncesinde Uzaktan Eğitimi İçin Evde Bilgi Ve İletişim Teknolojileri Kullanımı Öğretmen Öz Yeterliği" ve Bilgi ve İletişim Teknolojileri Öğretmen Tutumları belirlemek için ise Aydın ve Semerci (2017) tarafından geliştirilen "Öğretmenlerin BİT Tutumları Ölçeği (ÖBİTTÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, yüzde gibi betimsel istatistiklerin yanı sıra, basit korelasyon, bağımsız örneklemler t-testi, tek faktörlü varyans analizi (One-way ANOVA), ile basit korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmada okul öncesinde uzaktan eğitimi için evde BİT kullanımı öğretmen öz yeterliğinin orta düzeyde olduğu, öğretmen öz yeterliğinin öğretmenlerin yaş, kıdem, öğrenim durumu, uzaktan eğitime yönelik eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı bir fark göstermediği, ancak öğretmenlerin BİT konusunda aldıkları eğitimin etkili olduğu belirlenmiştir. Okul öncesinde uzaktan eğitimi için evde bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımı öğretmen öz yeterliğinin ile BİT öğretmen tutumları arasında ise pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında okul öncesi öğretmenlerin BİT öz yeterliklerinin ve tutumlarının daha derinlemesine araştırılması ve öğretmenlerin bu becerilerinin desteklenmesi için desteklenmeleri gerektiğine yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Teachers' perceptions and practices in integration of information and communication technology with english language teaching: A case study in a Turkish preparatory school
The world, which is constantly developing through technology, reflects all innovations upon education field especially language teaching and shapes 21st century's learner profile. EFL instructors bridge over these two variables as initiators and guides regarding the coherence between language acquisition and Information and Communication Technology (ICT) as a dynamic tool. To create a modern teaching environment, language instructors need to acquire awareness about their own perceptions in order to make use of ICT aids and networks, and these perceptions lead them to appropriate practices for their own contexts. The main aims of this case study are to gain insight language teachers' perceptions about integration of ICT into English language lessons and to find out their practices. Within the scope of this research, this case study involves 15 EFL instructors by using purposive sampling. The transitioning to online education because of the pandemic (Covid-19) enabled all participants utilise and experience ICT materials and settings. The data were gathered through a semi-structured interview and pre and post questionnaires based on ICT training process. All procedure was introduced to participants through online meetings in advance and then, training sessions were conducted after the pre-questionnaire. After the training and instructors' practices in their online classrooms, post questionnaire and the semi-structured interview were implemented. Moreover, the qualitative data of the interviews were analysed through content analysis in parallel with the questionnaires' outcomes. The quantitative data were analysed via non-parametric tests of Statistical Package of Social Sciences (SPSS) and compared with each other in order to obtain differences. The results were concluded holistically considering ICT trainings, pre and post questionnaires and the interviews in a post method point of view.
EFL students' perceptions of self-regulated language learning through information and communication technologies in a university context
This study was conducted to scrutinize learners' self-regulated language learning (SRLL) with Information and Communication Technologies (ICT). This mixed-method research also aims to investigate participants' perceptions of SRLL by means of ICT. Additionally, their SRLL through ICT devices were examined depending on their age, gender, high school background, and department. In this research, data was gathered from 133 participants in the Foreign Languages High school at Erciyes University in Kayseri. The quantitative data was gathered through ICT use for the SRLL scale. In order to conduct the quantitative data descriptive analysis, inferential statistics and correlational statistics were used. Additionally, qualitative data was gathered through an interview which consists of five semi-structured questions. The data analysis from both the questionnaire and the interview data indicated that Turkish EFL learners have moderate and positive perceptions of SRLL by means of ICT. Additionally, there was no statistically significant difference between participants' gender and age and their ICT use for SRLL. On the other hand, there was a significant difference between participants' ICT use for goal commitment self-regulation and their high school background and their department. Finally, correlational results indicated that all of the sub-scales have relationships between each of them.
Yaşlılarda teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yaşlıların teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesidir. Araştırma nicel desende ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşlı refahı alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına üye olan 65 yaş üstü bireyler oluşturmuş olup 191 katılımcı ile araştırma tamamlanmıştır. Veri toplamak amacıyla literatür taramasına dayanarak hazırlanan sosyodemografik soru formu, Başarılı Yaşlanma Ölçeği, Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri ve Teknoloji Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında uygun istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %55,5'i kadındır, %62.3'ü evlidir, %80,1'nin çocuğu vardır. Ortalama yaş 69.56±6.118'dir. %39.3'ü üniversite mezunudur ve %22.5'i tam zamanlı olarak çalışmaktadır. %82.7'si ailesiyle beraber yaşamakta olup %61.8'i en uzun süre kentte yaşamını sürdürmüştür. Katılımcıların %95.29'unun teknolojik cihazı, %90.1'inin internete erişimi ve %57.6'sının en az bir sosyal medya hesabı vardır. %40.8'i günde 1-3 saat arası internet kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri puan ortalaması 4.32 ± 3.26 olup ortalamanın altında skorlar elde ettikleri tespit edilmiştir. Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 53.42 ± 11.10 olup, skorlar ortalamanın üzerindedir. Teknoloji Kullanım Ölçeği puan ortalaması 37.24 ± 9.08 olarak belirlenmiş ve bu puanların ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile başarılı yaşlanma ölçeği puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile toplumsal yaşama katılım envanteri puanları arasında anlamlı istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Sonuç olarak yaşlıların teknoloji kullanımının teşvik edilmesinin başarılı yaşlanma üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği görülmektedir. Başarılı yaşlanma sürecinde yaşlılar ile teknoloji arasında uyum çalışmalarının sağlanmasında sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yaşlı dostu teknolojik donanım ve yazılımların geliştirilmesinde ve yaşlıların teknolojik gelişmelere adapte edilmesinde sosyal hizmet uzmanlarının danışman, eğitici ve kaynak geliştirici roller üstlenmesi önerilebilir.
An investigation of ELT teachers' information and communicationtechnologies (ICT) self efficacy levels (A case of Libya)
This research aims to examine ELT teachers' self-efficacy levels towards Information and Communication Technologies and the relation between their self-efficacy levels and demographic traits. The data was collected through a scale (a computer self-efficacy scale (CSES) during the 2021-2020 academic year. The data included items related to the use of ICT technologies with personal information about the participants. The study was conducted on 176 Libyan English language teachers in Zawia at Zawia University in Two Faculties (Faculty of Art and Faculty of Education). Descriptive statistics were used to analyze the data in SPSS program. The findings of this study show that the majority of teachers' self-efficacy levels towards Information and Communication Technologies are at moderate level. Results further revealed that the relation between their self-efficacy level and demographic traits is significantly positive in terms of work experience, age, period of using computer and Internet. It can be concluded that duration of computer and internet use, experience and age play a vital role in teachers' self-efficacy towards Information and Communication Technologies and the lack of such knowledge and skills decrease their self-efficacy levels and hinder it.
Turist rehberliğinde bilgi kaynağı olarak ChatGPT'nin rolü: Tur tasarımı üzerine bir araştırma
Farklı alan ve mekanlarda turistler ile doğrudan iletişim ve etkileşimi içeren turist rehberliği mesleği doğası gereği çok çeşitli bilgilerin belirli bir düzen içerisinde turistin ilgisini çekecek şekilde aktarımını gerekli kılmaktadır. Söz konusu bu gerçeklik ise turist rehberlerinin devamlı olarak bilgi arayan, doğru bilgiye ulaşmaya çalışan kişiler olarak karakterize edilmesine neden olmaktadır. Turist rehberleri mesleklerinin icrası kapsamında ihtiyaç duydukları bu bilgileri görsel basından yazılı basına, eski metinlerden güncel bilgilere kadar farklı farklı kaynaklardan elde edebilmektedirler. Son dönemde bu bilgi kaynaklarına yapay zekâ uygulamalarının eklenmesi de bilgi kaynağının doğru ve etkin kullanımı ile etik hususlara riayet konularının daha fazla ön plana çıkmasını sağlamıştır. Buradan hareketle, bu araştırmada ChatGPT'nin bir bilgi kaynağı olarak kullanım durumunun nitel araştırma yöntemleri ile incelenmesi, tur tasarımında yapay zekâ kullanımı ve yapay zekâ sohbet robotlarının (chatbot) tur tasarımındaki etkinliğinin karşılaştırmalı olarak analiz edilmesi amaçlanmıştır. 20 Eylül 2023–20 Şubat 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen sonuçlar ışığında turist rehberlerinin ChatGPT kaynaklı bilgileri doğrudan anlatım dahil olmak üzere farklı süreçlerde kullandığı, bilginin elde edilmesi sürecindeki hız ve kapsayıcılığın da temel tercih nedeni olduğu saptanmıştır. Araştırmada ayrıca yapay zekâ destekli tur tasarımlarının insan odaklı tasarımlara göre özellikle zaman ve maliyet konusunda önemli avantajlar getirdiği, bununla birlikte deneyim ruhu bağlamında sınırlılıklar olduğu gözlenmiştir. Araştırma bulguları ile hem sektör paydaşlarına hem de literatüre önemli düzeyde katkı sağlandığı öngörülmektedir.
Beşinci sınıflarda bağlantıcılık temelli bilgi ve iletişim teknolojileri destekli çevrimiçi yabancı dil dinleme becerisi öğretimi
Eğitimde dijitalleşme çoğu zaman eğitimcilerin yetişebileceğinden hızlı bir şekilde ilerlemekte iken pandemi nedeniyle eğitimin büyük ölçüde uzaktan yapılması eğitimcileri daha da zorlamıştır. Dahası, günümüz öğrencileri Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) ile iç içe durumdadır ve hayatlarında bu unsur önemli bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla bu öğrencilere ulaşmak için dijitalleşen eğitimde BİT kullanımı kaçınılmaz görünmektedir. Eğitimciler açısından bu duruma uyum sağlamak kolay görünmemektedir ve bunun temel nedenlerinden biri öğrenme kuramlarının bu yeni duruma tam uyumlu olmamasıdır. Bu anlamda dijital ağlarla örülü bir eğitim için ortaya konan bağlantıcı öğrenme kuramının içinde bulunduğumuz teknoloji çağına özgü öğrenme-öğretme süreçlerine rehberlik etmesi hedeflenmiştir. Buna göre eğitimde dijital dönüşümden önemli ölçüde etkilenen yabancı dil öğretimi ve özellikle araştırmalarda yeterince ilgi görmeyen yabancı dilde dinleme becerisinin bağlantıcı öğrenme kuramına dayalı ve BİT destekli etkinlikler aracılığıyla geliştirilmesinin mümkün olup olmadığını belirlemek amacıyla beşinci sınıflarla bu araştırma yürütülmüştür. Karma yöntem entegre edilmiş eylem araştırması yöntemiyle yürütülen ve öğrenci ve araştırmacı günlükleri, görüşme formu ve araştırmacı tarafından geliştirilen dinleme becerisi başarı testleri aracılığıyla veri toplanan bu araştırma 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Aksaray ili Merkez ilçesinde bir devlet ortaokulunda yürütülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre bağlantıcı öğrenme kuramına dayalı ve BİT destekli etkinlikler MEB tarafından belirlenen beşinci sınıf dinleme kazanımlarının elde edilmesinde istatistiki olarak anlamlı bir biçimde etkili olmuştur. Ayrıca katılımcıların bu tür etkinliklere ilişkin büyük ölçüde olumlu görüşler ifade ettiği ve olumlu bir tutum ortaya koyduğu; olumsuz düşüncelerinin ise büyük ölçüde teknik sorunlardan ve kısmen de etkinlik tasarımı ile ilgili olduğu görülmektedir. Katılımcıların bağlantıcı öğrenme kuramı kapsamında değerlendirilebilecek davranışlar aracılığıyla öz-yönlendirme ve akran etkileşimi aracılığıyla öğrenme süreçlerini destekledikleri görülmüştür.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Türkiye örneği
Sürdürülebilir ekonomik büyüme ülkelerin en temel iktisadi hedefleri arasında sayılmaktadır. Bilgi ekonomisi, toplumların yeryüzünde yaşamaya başladıkları andan itibaren, istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için geçirmiş oldukları gelişim ve değişimin son safhasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda bilgi ekonomisinin önemli bir bileşeni olarak bilinen Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT), günümüzde ekonomik büyümenin önemli bir belirleyicisi olarak kabul edilmektedir. Söz konusu teknolojilerin kullanımı ülkelerde, verimlilik oranlarında artışa ve maliyet oranlarında da düşüşe yol açmakta ve sonuç olarak pozitif dışsallık yaratarak verimlilik oranındaki artış yoluyla ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada, son yıllarda önemi giderek artan BİT konu edilmekte ve BİT ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ampirik açıdan incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla çalışmada, Türkiye'de BİT ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, zaman serisi metodolojisi kullanılarak ekonometrik açıdan incelenmektedir. Çalışmada, Türkiye'de BİT'in ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini incelemek üzere Cobb Douglas toplam üretim fonksiyonuna dayalı olarak tanımlanan ekonometrik modeller, zaman serisi analizi kapsamında ve 1990-2020 dönemi için analiz edilmektedir. Analiz sonucunda Türkiye'de, inceleme döneminde BİT'in ekonomik büyümeyi pozitif ve istatistiki açıdan anlamlı bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen söz konusu ampirik bulgular, BİT kullanımının arttırılmasını sağlamak amacıyla devlet tarafından gerekli alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve özel kesiminde söz konusu alanda yatırım yapması konusunda teşvik edilmesinin Türkiye'de sürdürülebilir bir ekonomik büyüme performansının sağlanabilmesi için oldukça gerekli olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Ekonomik Büyüme, Türkiye
Dijital ebeveynlik farkındalığının belirlenmesi: Sakarya Büyükşehir Belediyesi SGM örneği
Teknolojinin hızlı gelişimi, iletişim süreçlerini dönüştürerek yeni medya araçlarının hayatımıza dahil olmasına ve iletişim alışkanlıklarının farklı bir boyuta taşınmasına neden olmuştur. TÜİK verilerine göre, Türkiye'de evden internet kullanım oranı %95 seviyesine ulaşmış; sosyal medya platformlarında geçirilen süre, Türkiye'yi bu alanda en yoğun kullanım oranına sahip ilk 20 ülke arasına yerleştirmiştir.Ancak dijital dünyanın sunduğu fırsatların yanı sıra, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanım özellikle çocuklar açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu risklerin yönetilmesi ve çocukların dijital dünyaya sağlıklı bir şekilde entegre olmalarının sağlanması, ebeveynlere önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu bağlamda, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Adapazarı Sosyal Gelişim Merkezi'nde 219 ebeveynin katılımıyla, "Dijital Ebeveyn Farkındalığı" ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada, katılımcılara kişisel bilgi formu ile birlikte, 16 maddeden oluşan 5'li Likert tipi bir ölçek sunulmuş ve dört farklı alt boyut analiz edilmiştir. Nicel araştırma yöntemiyle elde edilen veriler, SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, ebeveynlerin olumsuz model olma ve dijital ihmal farkındalık düzeylerinin düşük, buna karşılık verimli kullanım ve risklerden koruma düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Karşılaştırmalı analizlerde, babaların olumsuz model olma ve dijital ihmal düzeylerinin annelere kıyasla daha yüksek, annelerin ise verimli kullanım farkındalık düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, çocukların ilgilerine yönelik sosyal ve kültürel etkinliklerin artırılması ve ebeveynlerin eğitim yoluyla dijital okuryazarlık ve farkındalık düzeylerinin geliştirilmesi gerektiği önerilmektedir.
A framework for corporate digital responsibility: Conceptualization and operationalization
The rapid advancement of digital technologies, data-driven systems, and algorithmic decision-making has expanded the boundaries of corporate responsibility by introducing new risks, uncertainties, and expectations that challenge traditional frameworks of corporate (social) responsibility. In response, Corporate Digital Responsibility (CDR) has emerged as a concept that addresses an organization's responsibilities in the digital sphere, encompassing its impacts on individuals, society, and the environment. A comprehensive understanding and operationalized framework of CDR are needed to assess and enhance digital responsibility practices. This thesis seeks to address this gap by developing a structured and actionable framework for CDR that supports ethical and responsible digital governance. The purpose of this thesis is to provide a comprehensive operationalized framework that enables organizations to conduct corporate digital governance for ethical and responsible behavior towards all stakeholders. The study adopts an exploratory, two-phased design: conceptualization and operationalization. In the first phase, the scope of CDR was defined through a systematic literature review (SLR) and expert opinion. The resulting framework consists of six core components and eighteen dimensions: (1) Sustainable Digital Ecosystem; Responsible Innovation, Adequate Digital Infrastructure, Digital Sustainability, and Digital Well-Being, (2) Digital Trustworthiness; Digital Transparency, Accountability, and Corporate Governance, (3) Digital Equity and Fairness; Digital Accessibility, Digital Inclusion and Diversity, and Dispute Resolution and Redress, (4) Digital Empowerment; Digital Education and Literacy, Digital Awareness, and Digital Maturity, (5) Data Ethics and Human Rights; Data Ownership, Digital Privacy, Digital Security, and Autonomy, and (6) Artificial Intelligence (AI) Ethics; Ethical AI/Algorithms. In the second phase, potential indicators were derived from an extensive source review and refined through a three-step selection process. This resulted in 352 indicators aligned with the conceptual framework. In the fourth step, a Real-Time Delphi study was conducted with industry experts, and indicators were evaluated based on their priority and traceability. A total of 292 indicators reached expert consensus and were classified into three priority levels (high[est], medium, low) using the Weighted Sum Model (WSM). This structured indicator set enables organizations to monitor, assess, and enhance their digital responsibility performance. The research findings underscore the necessity of a structured, multi-dimensional approach to CDR, aligned with stakeholder expectations. This thesis provides a comprehensive and operationalized framework to both scholars and practitioners necessary for ethical, inclusive, secure, sustainable, and socially responsible digital practices. The proposed framework offers a strategic tool for embedding responsible digital conduct into corporate governance structures. This study extends the academic discourse on CDR and guides organizations in aligning their digital activities with ethical standards and principles of responsible governance.
BİT tabanlı mobil çalışanların iş yaşam dengesi ve motivasyonlarının yazılım sektöründe analizi
Bu araştırmanın amacı, BİT Tabanlı Mobil çalışanların uzaktan çalışma, iş-yaşam dengesi ve motivasyon arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu amaca yönelik BİT tabanlı mobil çalışanların iş yaşam dengelerini durumlarının motivasyonları ile ilişkili olup olmadıklarını tespit etmek temel hedefler arasındadır. 1970'ler fordizmin krize girdiği ve yerini postfordist döneme bıraktığı yıllardır. Bu dönemde neoliberal politikaların hayata geçirilmesiyle beraber işgücü piyasaları değişmeye başlamıştır. Özellikle dijitalleşme, işgücü piyasalarında esnekleşme, küresel rekabet ve kadınların artan istihdama katılımı gibi nedenlerle yeni istihdam biçimleri ortaya çıkmıştır. Eğreti, atipik, güvencesiz veya esnek istihdam şeklinde kavramsallaştırılan bu istihdam türlerinden bir tanesi de tele çalışma ve bilgi iletişim teknolojileri (BİT) tabanlı mobil çalışmadır (TBİTM). TBİTM, çalışanların ağlar, dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları ve internet gibi dijital teknolojileri kullanarak en azından işverenin şirketinden farklı bir yerde çalıştığı düzenlemedir. Günümüz koşullarında teknolojinin ilerlemesi ile bit tabanlı mobil çalışanların sayısı artmıştır ve çalışanların iş yaşam dengesi ve motivasyon kavramları ücretliler ve işverenler için önem arz eden bir unsur haline gelmiştir. Bu çalışmada saha araştırması yapılmıştır. Veri toplamak için nicel yöntemler kullanılmıştır. Veriler anket yardımıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Araştırma örneklemi için yazılım sektöründe çalışan 400 kişiye ulaşılmış olup araştırma sorularına uygun şekilde yanıt veren 395 kişi için analizler gerçekleşmiştir. Araştırmanın sonucunda bit tabanlı mobil çalışmanın iş yaşam dengesinin yüksek olduğu, içsel ve dışsal motivasyonlarının anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkinin söz konusu olduğu sonucuna varılmıştır. İş yaşam dengesi ve motivasyonların cinsiyet, medeni durumu, yaş, öğrenim durumu, çocuk sayısı, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı, uzaktan çalışma sıklığı, günlük çalışma saati ve kıdem derecelerine göre anlamlı farklılık olup olmadığı detaylı olarak incelenmiş sonuçlar iş yaşam dengesi ve motivasyon için farklı şekillerde anlamlılıklarının olduğu sonucuna varılmıştır. İş yaşam dengesi ve motivasyon arasındaki ilişkinin anlamlılığı regresyon ve korelasyon analizleri ile incelenmiş, iş yaşam dengesinin içsel motivasyon ve dışsal motivasyon ile anlamlı ve pozitif olarak bir ilişkinin varlığına ulaşılmıştır.
Yeşil bilişim farkındalığına yönelik bir karma yöntem araştırması: Konya ili örneği
Bilgi ve iletişim teknolojileri, günümüzde büyük bir hızla gelişmekte ve değişmekte, bu durum çevre üzerinde olumlu ve olumsuz etkiler içermektedir. Bu çalışmayla Konya ilinde faaliyet gösteren kamu sektörü ve özel sektör çalışanlarının bilgi ve iletişim teknolojileri kullanım durumları, yeşil bilişim farkındalıklarının incelenmesi ve firmalarda yeşil bilişim uygulama faktörlerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada karma bir araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Çalışanlara nicel veri toplama aracı olan anket uygulanmıştır. Firma yöneticilerinden ise yapılandırılmış mülakat yöntemiyle veri toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2021 yılında Konya ilinde kamu sektörü ve özel sektörde yer alan 212 çalışan oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla kullanılan anket ve yapılandırılmış mülakat soruları oluşturulurken literatürdeki farklı çalışmalardan yararlanılmıştır. Nicel verilerin analizinde faktör analizi, Bağımsız Örneklem t-Testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda özel sektörde yer alan çalışanların yeşil bilişim farkındalığını oluşturan boyutlar arasında, yeşil bilişim zorunluluğu ortalamalarının kamu sektöründe yer alan çalışanlara göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Farkındalığı oluşturan bir başka boyut uyku modu/ekran koruyucu kullanımı ortalamasının ise kamu sektöründeki çalışanlarda daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kamu sektöründe yer alan firmanın yeşil bilişime yönelik faaliyetlerinin ağırlıklı olarak geri dönüşüm, atıkların bertarafı gibi konulara yoğunlaştığı, özel sektörde yer alan firmaların ise enerji tasarrufu ve minimum maliyete odaklandığı görülmektedir. Literatürde yeşil bilişim farkındalığına yönelik boşluğu doldurması açısından önemli katkılar sağlayacağı düşünülen bu çalışmayla ayrıca gelecek çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Araç görünür ışık iletişimi için kanal modelleme
The demand for vehicular communication systems has increased since they are considered the key enabling technology for Intelligent Transportation Systems (ITSs). Vehicular communications allow information sharing between the vehicles and the infrastructures, which have great potential in improving road safety, traffic flow, and passenger comfort along the road. The resulting vehicular connectivity forms are Vehicle-to-Vehicle (V2V), Vehicle-to-Infrastructure (V2I), Infrastructure-to-Vehicle (I2V), and Vehicle-to-Pedestrian (V2P), commonly referred to as Vehicle-to-Everything (V2X) communication. Most of the research efforts and standardization activities on V2X communication have focused on Radio Frequency (RF) technologies. However, limited RF bands allocated for V2X networks can suffer high interference levels in heavy traffic, and channel congestion might be particularly problematic for delay-sensitive safety functionalities. To address such issues, Visible Light Communication (VLC) has been proposed as an alternative or complementary vehicular access solution to RF-based V2X communications. VLC is based on the principle of modulating the intensity of the Light-Emitting-Diode (LED) and enables the dual use of LED for both illumination and communication purposes. The ubiquitous availability of LED-based streetlights, traffic lights, and automotive exterior lighting positions VLC as a potential wireless connectivity solution for vehicular networks. Vehicular VLC has received increasing attention recently in several aspects such as physical layer design, upper layer network protocols, and integration with RF-based solutions for hybrid systems. As in any other communication system, channel modeling plays a critical role in VLC system design and optimization. Earlier results in the literature have focused on indoor channel modeling. Those results do not apply to vehicular VLC systems since they exhibit inherently different characteristics to indoor counterparts. For example, the ideal Lambertian model, used for indoor LED luminaries, fails to match the illumination characteristics of automotive Headlights (HLs), Taillights (TLs), traffic lights, and streetlights. In addition, the effects of road reflectance, road type, weather conditions, the orientation of the user/vehicle equipment and infrastructures, receiver aperture size, and the sunlight might strongly affect the link performance of vehicular VLC systems. Despite the increasing attention on indoor VLC channel models, there is a lack of realistic vehicular VLC channel models. Motivated by these, we provide in this dissertation a comprehensive channel modeling study for different vehicular VLC links. In the first part of this dissertation, we explain our channel modeling approach, which builds upon advanced non-sequential ray tracing features of OpticStudio software. This approach allows the integration of any realistic light source radiation pattern. It can handle a large number of reflections for better accuracy. Since this is a simulation-based channel modeling methodology, it must be validated, at least once, against the measurements in a real scenario. Therefore, we carry out measurements and simulations for the same cases to validate our channel modeling approach considering both the Line of Sight (LoS) and the Non-Line of Sight (NLoS) cases. Such a realistic channel modeling approach is then adopted to model the V2V VLC channel when two vehicles travel in the same lane and by utilizing the Headlights (HLs) of the source vehicle as wireless transmitters. The most recent proposed channel path loss model was a linear function of transmission distance applicable only for ranges less than 20 meters. Therefore, we propose a new path loss expression that takes the form of a negative exponential function and provides an excellent match to simulation results for large transmission ranges and under different weather conditions. This expression is then utilized to derive the achievable transmission distance for a targeted data rate while satisfying a given value of Bit Error Rate (BER). We then consider V2V based Taillights (TLs) and derive a new path loss model that works for measured TL radiation patterns of different commercial car models. Utilizing the derived path loss model, we further derive a closed-form expression for the maximum transmission distance under the target BER value. Furthermore, the Root-Mean-Square (RMS) delay spread is investigated by considering different V2V density scenarios. In the above points, the effect of both the lateral shift between the two vehicles, the exact geometry of the vehicle's HLs, and the receiver aperture on the path loss model of the V2V system is excluded. Therefore, to address such shortcoming, we develop a closed-form path loss expression for the V2V VLC system as a function of link distance, lateral shift between the two vehicles, weather type, transmitter beam divergence angle, and receiver aperture diameter. While several vehicular VLC efforts investigated the V2V link channels while only a few attentions were paid to V2I/I2V channels, and by considering very idealistic assumptions. Motivated by this, we consider the I2V VLC links where the traffic lights and streetlights are deployed as wireless transmitters. First, we model the I2V based on a commercial traffic light and derive a closed-form expression of the path loss model as a function of both longitudinal and lateral shift distances. Then, we model the I2V system with street light transmitters and derive a closed-form expression for channel path loss as a function of pole spacing, the height of both the lighting pole and the vehicle, the longitudinal and lateral distance between the vehicle and the pole, and the aperture size of the Photodetector (PD). The effect of these transceivers and infrastructure parameters on the system average error rate performance is also investigated considering the mobility of vehicular communication, which makes the path loss no longer deterministic. We further model the reverse channel link, i.e., the V2I system, where the vehicle communicates with an infrastructure pole deploying its HLs as transmitters, and three PDs located within the traffic pole to act as receivers. Based on the Channel Impulse Responses (CIRs), obtained from the ray tracing, we introduce an expression for the achievable capacity considering the effect of propagation environment and the LED non-linear characteristics. In most V2V and I2V VLC works, the most common underlying assumption is using one or two PDs. That might be sufficient for establishing a connection between two vehicles cruising in the same straight lane or between the vehicles and infrastructure with clear LoS. To position VLC as a strong candidate for vehicular connectivity, it is essential to realize multi-directional reception in various deployment scenarios supporting V2V and I2V links. To address this of practical relevance, we investigate the channel modeling of multi-directional coverage for vehicular VLC systems in different road types and traffic scenarios. We quantify the capability of receiving signals in several cases including the V2V connectivity (with HLs and TLs) and the I2V connectivity (with traffic and streetlights). We further quantify the contribution of individual PDs to elaborate on the usage cases of each PD. In the last part of this dissertation, we explore the vehicular VLC as a wireless connectivity solution to enable outdoor broadcasting for public safety systems. We utilize the ubiquitous streetlights as wireless transmitters taking into account the fundamental differences imposed by the outdoor medium and lightning infrastructure. These include the effect of the asymmetrical pattern of streetlights, the orientation of the user equipment, the weather condition, and the solar irradiance. We consider two broadcasting scenarios; VLC broadcasting in the roadway and VLC broadcasting in the sidewalk path, and obtain the received Signal-to-Noise Ratios (SNRs) for all links under the mobility condition.
Analysis of the relationship between the adoption to ICTs and the internationalization of SMEs in Northern Iraq
The primary purpose of this study is to examine the relationships between the adoption of information and communication technologies (ICTs) and the internationalization of small and medium-sized enterprises (SMEs) in Northern Iraq. The data is obtained from the managers of SMEs, particularly those working within the service sector, through a survey; the sample comprises 278 returned responses from managers. The study data was analyzed using SPSS v-26 to test the hypotheses. The regression analysis is used to test the study hypotheses, and the results suggest that using ICTs in business activities роѕitivеly influenced the internationalization of SMEs via improving international position and international experience. Rеѕultѕ indiсatеd that the adoption to ICTs in SMEs activities and ICTs usage related to human capital skills have influenced the internationalization of SMEs, particularly the international position and international experience. Furthеrmоrе, as an external resource, the government supports for adoption to ICTs of SMEs, which is favorably related to their ICTs usage capacities, and ѕignifiсantly influenced the internationalization of SMEs, particularly the international experience of SMEs.