Unemployment policy
57 theses under this subject heading
Türkiye'de eğitim istihdam ilişkisi ve genç işsizliği sorunu
Genç işsizliği özelde ise eğitimli genç işsizliği sorunu günümüzün önemli makro ekonomik problemlerinin başında gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte nitelikli işgücü ekonomik gelişmenin en önemli unsuru haline gelirken, eğitim sistemine ise talep edilen nitelikte işgücü yetiştirme sorumluluğu yüklenmiştir. Eğitim ve istihdam arasındaki ilişki 1960'lı yıllarda Beşerî Sermaye Teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Teoriye göre eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltması, istihdamı kolaylaştırması beklenmektedir. Fakat günümüzde bazı ülkelerde eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltamadığı görülmektedir. Bu durum eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi tartışmalı hale getirerek, durumun geçerliliğini ve varsa sorunun tespit edilmesini gerektirmiştir. Çalışmada Türkiye'de 1988-2020 döneminde genç işsizliğini etkilediği düşünülen temel makroekonomik göstergeler ve yükseköğretim ile genç işsizliği arasındaki ilişki ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizler sonucunda yükseköğretim brüt okullaşma oranı, yükseköğretim harcamalarının GSYH içerisindeki payı ve reel ekonomik büyüme ile genç işsizliğini arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Genç işsizliği ile genç işgücüne katılım oranı ve dışa açıklık arasında negatif ilişki tespit edilirken, enflasyon ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Genç İşsizliği, Yükseköğretim, ARDL sınır testi
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
Yoksullukla mücadelede mikro kredi: Muş ili örneği
Yoksulluğu azaltmak, tüketen kesimden çok üreten kesimi ve gelir seviyesini artırmak amacıyla çeşitli politikalar üretilmektedir. Bu politikalar uygulanırken çeşitli araçlar kullanılır. Bu araçlar içerisinde farklı dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan ve son yıllarda önemi daha da artan mikro kredi yöntemi önemli bir yer tutmaktadır. Mikro kredi yönteminin amacı; yoksul olan kadınların ekonomiye katılması, üreten ve gelir elde eder bireyler olmasının sağlanmasıdır. Çalışmanın amacı; mikro kredi yönteminin Doğu Anadolu Bölgesi Muş İl'inde yoksulluğu azaltmada etkin olup olmadığının incelenmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak Muş İl'inde mikro kredi kullanan iki yüz kadın ile yüz yüze anket yöntemi uygulan mikro kredinin kadınlar üzerindeki ekonomik ve sosyal etkileri incelenmiştir. Mikro kredi uygulamasının sonucunda; iş imkanlarının yetersiz ve istihdamın az olduğu Muş İl'inde hem kredi kullanan kadınların hem de bu kadınların kurdukları işlerde çalıştırdıkları diğer kadınların istihdama katıldıkları ve üreten bireyler oldukları görülmüş ve kadınların gelirlerinde görece artış tespit edilmiştir. Çalışmada mikro kredi sistemi ile sadece kredi kullanan kadınların değil, ailelerinde de aile içi toplam gelirlerde, harcamalarda ve tasarruflarda da önemli artışlar meydana geldiği görülmüştür. Bunun dışında mikro kredi kullanan kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması gerek aile içinde gerekse çevresinde kadının statüsünü artırarak özgüveninin artmasına neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda "Mikro Kredi Yöntemi Muş İl'inde Yoksulluğu Azaltmada Etkindir" şeklindeki hipotezi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Mikro Kredi, Muş İli Örneği.
İstihdam teşviklerinin istihdam üzerindeki etkisinin ölçülmesi: Ankara örneği
Dünyanın farklı ülkelerindeki siyasi otoriteler ekonomik ve toplumsal anlamda önemli bir risk unsuru olan işsizliği azaltmak veya istihdamı artırmak için çaba sarf etmekte ve farklı politikaları uygulamaya koymaktadırlar. İstihdam teşvikleri de birçok ülke tarafından yoğun bir şekilde kullanılan aktif işgücü politikaları arasındadır. Bu politikalar genellikle işverenlere sağlanan sosyal sigorta prim destekleri, vergi indirimleri ve doğrudan ücret sübvansiyonu gibi destekleri içermektedir. Prim sübvansiyonları, işverenlerin maliyetlerini düşürdüğü için istihdamı artırmakta, hem de firma verimliliğini yükselttiği için ülke ekonomisini güçlendirmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanan istihdam teşvikleri, bugün yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde aktif olarak uygulanmakta olan 22 adet teşvik türü bulunmaktadır. Bu teşviklerin her birinin uygulanma şartları birbirinden faklı olmakla beraber bazı teşvik türleri ilave istihdam sağlanması yönüyle daha işlevsel konumda yer almaktadır. Tez çalışmasında; ilave istihdam sağlayan teşviklerin istihdamı ne ölçüde etkilediği ve ne kadar fayda sağladığı ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ilave istihdam sağlanması ve istihdamın artırılması için uygulanan 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinin istihdama olan etkileri nicel araştırma yoluyla incelenmiştir. Çalışmada, araştırma evreni olarak Ankara İlinde bulunan firmalar belirlenmiştir. Örneklem seçimindeyse, araştırma evreninde Nace kodu imalat sektörü olan ve 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinden yararlanan 1586 firma ele alınmıştır. Bu kapsamda, 2016–2019 yılları için SGK'dan temin edilerek süzülen ve düzenlenen veriler üzerinde SPSS yardımıyla kovaryans analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Bu doğrultuda Kovaryans analizi bulguları göstermektedir ki, Nace kodu dağılımlarına göre iş kollarının veya sektörlerin istihdam teşviklerinden yararlanmada birbirinden farklı şekilde etki gösterdiği, bununla beraber teşviklerden yararlanmanın ana faaliyet kolları bazında yıllar itibarıyla artış eğilimi içerisinde olduğu ortaya çıkmıştır. Korelasyon analizi bulgularına göre, 6111 sayılı prim teşvikinin teşvikli istihdam üzerindeki etkisinin istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve yüksek düzeyde olduğu, ancak 687 sayılı ve 7103 sayılı prim teşviklerinin ise istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde etkisinin olduğu bulunmuştur. Prim teşviklerinin, teşvikli istihdam ve istihdam üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalışan çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, ilave istihdam sağlayan prim sübvansiyonlarının, teşvikli istihdamı pozitif yönde ve istatistiki bakımdan anlamlı etkilediği, aynı zamanda istihdamı da artırdığı bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca, 6111 sayılı prim teşviki kapsamında alınan prim sübvansiyonunun, teşvikli istihdamı diğer iki düzenleme kapsamında alınan sübvansiyonlardan daha fazla etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Tek yönlü varyans analizi kapsamında, firmaların faaliyet yıllarına göre aldıkları teşvik tutarlarının istatistiki bakımdan anlamlı farklılaştığı, bu yönüyle firmaların mali yüklerinin azaldığı ve dolayısıyla istihdam artışının sağlandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda, istihdam artışı sağlamak için uygulanan istihdam teşviklerinin, teşvikli istihdamı ve istihdamı pozitif yönde etkilediği anlaşılmıştır. İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması için uygulanan istihdam politikalarında iyileştirmelerin yapılması, işgücü piyasasının yapısal dönüşümüne katkı sunacaktır.
Türkiye'de genç işsizliğinin sosyo-ekonomik belirleyicileri üzerine bir analiz
İşsizlik, dünya genelinde birçok ülkede toplumun sosyo-ekonomik düzeyini yansıtan önemli göstergelerden biridir. Genç nüfusun iş bulamama durumunu ifade eden genç işsizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan ve yüksek genç nüfus potansiyeline sahip ülkelerde sosyo-ekonomik boyutta birçok soruna yol açmaktadır. Bu tezin temel motivasyonu, Türkiye'de genç işsizliği sorununun çözülebilmesi için genç işsizliğin sosyo-ekonomik profilinin ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda, Türkiye'de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin işsiz kalmalarını etkileyen sosyo-ekonomik belirleyicilerin neler olduğu ve bu faktörlerin gençlerin işsiz kalma olasılığını hangi yönde ve ne kadar etkilediğinin belirlenmesi bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının 2013 ve 2017 yıllarına ait mikro-kesit verileri kullanılarak, genç bireylerin işsizliği üzerinde belirleyici olan faktörler logit model ile analiz edilmiştir. Elde edilen analiz bulgularına göre, genç bireylerin eğitim düzeyleri yükseldikçe işsiz olma olasılıklarının arttığı, yaş gruplarına göre gençlerin yaşları arttıkça işsiz olma olasılıklarının azaldığı, sağlık durumları kötüleştikçe ve hanenin geçinebilme durumu zorlaştıkça genç bireylerin işsiz olma olasılıklarının arttığı, genç bireylerin sosyalleşmeleri ve kültürel faaliyetlere katılmalarının işsiz olma olasılıklarını azalttığı, yaşanılan çevrede suç, şiddet ve çevresel sorunların olmasının ve gencin yaşadığı hanenin kalabalık olmasının gencin işsiz olma olasılığını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon ve işsizlikle mücadele yöntemleri ve çözüm önerileri: Türkiye örneği
Enflasyon ve işsizlik bir ekonominin belirli bir dönemdeki başarısının ölçülmesinde bakılan temel göstergelerin en önemlilerindendir. Bundan dolayı iktisat tarihinin her döneminde ekonomiler para, enflasyon, işsizlik ile yakından ilgilenmişlerdir. Bu çalışmada enflasyon ve işsizlik değişkenleri açıklanarak Türkiye'de bu sorunlarla mücadelede uygulanan ve uygulanmakta olan politikalar çerçevesinde bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için enflasyon ve işsizlik oranlarının düşürülmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmada Türkiye'de enflasyon (tüfe), işsizlik rakamları, reel efektif döviz kuru ve m2 para arzı değişkenleri zaman serisi analiziyle 2005:1- 2014:5 dönemi aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yöntem olarak birim kök testi yapılıp, Johansen eşbütünleşme analizi kullanılmıştır. Zaman serisinin durağan olduğu yapılan birim kök testleri sonucunda görülmüştür. Eşbütünleşme analizinde en fazla 1 de eşbütünleşme vardır. Enflasyon ile işsizlik arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki görülmüşken, enflasyon ve döviz kuru arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Enflasyon ve m2 para arzı arasında aynı yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, İşsizlik, İktisat Politikaları, Türkiye Ekonomisi.
Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç işsizlik sorunu ve kaynakları
Günümüz küresel ekonomisinde genç işsizlik gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan tüm ülkelerin en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu anlamda, işsizlik nasıl ki küresel bir sorun olarak görülüyorsa genç işsizlik de aynı doğrultuda hükümetlerin ortak bir sorunu olarak görülmektedir. İlk olarak 1980'lerde sanayileşmiş ülkeler için ciddi bir sorun olarak ortaya çıkan genç işsizliği 21.yüzyıl başında işgücü piyasalarında yaşanan kırılmalar ile tüm ülkelerin karşı karşıya geldiği ve çözümü en acil ekonomik ve sosyal bir sorun haline gelmiştir. Öyle ki dünya genelinde olduğu gibi, Avrupa Birliği ve Türkiye'de de genç işsizlik oranları, genel işsizlik oranının iki katı seviyesinde seyretmektedir. Makro ve mikro boyutta birçok faktör gençlerin işgücü piyasasında daha kırılgan olmalarına ve genç işsizlik oranlarının yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu durum 15-24 yaş grubundaki bireylerin yaşadığı işsizlik sorununun çözümüne yönelik önlemler alınmasını gerektirmektedir. Genç işsizlik sorununu dikkate alan Avrupa'da, gençlerin istihdamının arttırılması ve işgücü piyasasına gençlerin aktif katılımının sağlanması politika hedeflerinin en üst sıralarında yer almaktadır. Diğer yanda, Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla genç bir nüfusa sahip Türkiye ise dinamik bir ekonomi oluşturmak için daha avantajlı durumdadır. Dolayısıyla genç işsizlik sorununa yönelik olarak uygulanacak politikaların belirlenmesi hem Türkiye hem de Avrupa Birliği ülkeleri için önem arz etmektedir. Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkelerinden; Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Malta, Polonya, Portekiz, Yunanistan ile Türkiye için 1991-2016 yıllarına ait Gayrisafi Yurtiçi Hasıla, Enflasyon, Yabancı Doğrudan Yatırım ve Finansal Kriz verileri kullanılarak Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç ve genel işsizliğin belirleyicileri panel veri analizi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ekonomik büyüme, enflasyon ve yabancı doğrudan yatırımlar genç işsizlik ve genel işsizlik oranını negatif etkilerken, finansal krizler pozitif etkilemektir. Ayrıca genç işsizlik, genel işsizliğe kıyasla makroekonomik faktörlerin etkilerine daha fazla duyarlıdır.
Dünya'da ve Türkiye'de yoksulluk ve yoksullukla mücadele politikaları
En bilinen tanımıyla yoksulluk; insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, kişilerin minimum yaşam standartlarına sahip olamaması anlamına gelir. Yoksulluğun başlıca sebepleri olarak eğitim eksikliği, savaş ve siyasi istikrarsızlıklar, ulusal borçlar ve sosyal eşitsizlik sıralanabilir. Son yıllarda sosyal bilimcilerin önemli araştırma konusu haline gelen yoksulluk, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artan küreselleşmeyle beraber hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerin ortak problemi olmuştur. Tarihsel düzeyde kapsamı ve içeriği değişmekle beraber, ülkelerin yoksullukla mücadele çabaları kamu politikaları haline gelmiştir. Yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de göz ardı edilmemesi gereken birincil bir sorundur. Bu kapsamda bazı seçilmiş AB ülkelerinin gelir dağılımını gösteren Gini katsayıları ve kamu sosyal harcama kalemleri yıllar itibariyle tablolar halinde gösterilmiştir. Türkiye'nin makroekonomik göstergelerine yer verilerek seçilmiş AB ülkeleriyle karşılaştırılmıştır. Türkiye'de toplumun refahı için gelir düzeyi düşük ailelere yapılan yardımlardan bahsedilmiş, bu yardımları yapan kurumların yapısı incelenmiştir.
Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri (1980- 2017 dönemi)
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çözüm bekleyen önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Türkiye'de gelir dağılımı konusu, her zaman gündemde olan ve tartışma konusu yapılan bir alan olmuştur. Bir ülkede gelirin dağılımı, o ülkenin gelişmişlik düzeyi, toplumun sosyal ve idari yapısı hakkında bir fikir verebilmektedir. Sosyal devletin önemli görevlerinin başında gelirin adil dağılımını sağlanması gelmektedir. Yoksulluk olgusu insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. En genel ifadeyle yoksulluk, insanların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki yetersiz kalmalarıdır. Bu yetersizlik aslında kişinin yetersizliğinden değil küresel kaynakların adil dağılmamasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifade ile gelir dağılımının eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk temelde bireylerin değil ülkenin hatta bunun da üzerinde küresel bir sorundur. Bu nedenle devletler kamusal kaynaklarla ya da sivil toplum örgütleriyle yoksulluğun giderilmesine ilişkin politikalar ve uygulamalar geliştirmektedirler. Bu çalışmada Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri 1980-2017 yılları arasında ele alınmıştır. Çalışma sonucunda yeterli olmamakla birlikte ülkemizde yoksullukla mücadele için farklı politika ve uygulamaların yapıldığı görülmektedir. Araştırma sonucunda mikrokredi desteklerinin kapsamının, miktarının ve geri ödeme sürelerinin genişletilmesi, bölgeler arası gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine yönelik politika ve uygulamalara ağırlık verilmesi düşünülmektedir.
Genç işsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Dünyada ve Türkiye'de 15 yaşın üstündeki işgücünün ve özellikle de çalışmanın asıl konusu olan gençlerin işsizlikle karşılaşması, ülkelerin emek kapasitesinin atıl durumda kalması anlamına gelmektedir. İşsizlik önemli toplumsal, bireysel, ekonomik ve psikolojik sorunlara yol açmaktadır. İşsizlerin içinde genç olarak nitelendirilen 15-24 yaş arası kişilerin kendi içerisinde farklı eğitim, beceri ve psikolojik yapılarının olması sorunun çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Konu ile ilgili yapılmış çalışmalar genellikle işsizlik ve büyüme oranları arasında negatif bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir. Bu sebeple ekonomik büyümeyi gerçekleştirmek her ülke için temel amaç olduğundan dolayı genç işsizliğinin incelenmesi önem arz etmektedir. Genç işsizliği ile mücadele politikalarının farklı ülkelerde ve Türkiye'de çeşitli biçimlerde uygulanması ve uygulanırken birinin ya da birkaçının aynı anda kullanılması durumlarının yaygındır. Genç işsizliğini azaltmak için ekonomik büyümenin sağlanmasının yanında aktif işgücü politikalarının bölgesel olarak doğru belirlenmesi ve uygulanması, eğitim alanında genel kültür ağırlıklı eğitim veren ortaöğretim kurumlarının mesleki ve teknik eğitim veren ortaöğretim kurumlarına dönüştürülmesi, bir başka deyişle lise mezunu olan herkesin bir mesleğe sahip olması önerilmiştir. Böylelikle ülkenin geleceği olan gençlerin işsizlik problemlerinin azaltılması öngörülmüştür.
Evrensel temel gelir teorisi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Evrensel temel gelir; bir toplumdaki herkese koşulsuz ve düzenli olarak belirli aralıkla devlet tarafından nakit gelir transferi yapılmasını ifade etmektedir. Tarihsel kökenleri çok eskiye dayanan bu fikir günümüzde birçok farklı siyasi ve iktisadi düşünceye sahip çevrelerce desteklenmekte ve tartışılmaktadır. Bu fikir bireyin her alanda özgürleşmesinden işçilerin iş gücü piyasasındaki pazarlık gücünün artmasına; yoksulluğun etkilerinin hafifletilmesinden gelir dağılımındaki dengesizliğin azaltılmasına kadar birçok gerekçeyle savunulmaktadır. Gelir testi gibi bürokratik süreçleri içermemesi ve koşulsuz olarak herkesi kapsaması; evrensel temel geliri mevcut sosyal refah programlarından önemli derecede ayrıştırmakta ve uygulanmasını idari açıdan son derece basit kılmaktadır. Bu avantajına karşın mali açıdan uygulanabilirliği eleştirilen en önemli konuların başında gelmektedir. Çalışmanın amacı, evrensel temel gelirin Türkiye'de uygulanabilirliğini mali açıdan değerlendirmektir. Bu bağlamda Türkiye'ye özgü farklı miktar ve kapsamlar belirlenmiş, toplamda 12 farklı senaryo oluşturulmuştur. Oluşturulan senaryoların maliyetleri hesaplanmış ve bu maliyetlerin nasıl finanse edilebileceğine ilişkin olarak Türkiye'nin borçluluk durumu, kamu harcamaları ile kamu gelirleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda toplumun çok büyük bir kesimini kapsayacak evrensel temel gelirin mali açıdan uygulanabilir olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
Sosyal dışlanma bağlamında genç işsizliğe yönelik devletin mali çözüm önerileri: Türkiye ve seçilen ülkelerde uygulanan istihdam politikaları
İlk kez Fransa'da kullanılan ve giderek önemi artan sosyal dışlanma kavramı hem nesnel hem de öznel değerlendirmeleri içermektedir. Çok boyutlu ve dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramının sınırlarını belirlemek çok güçtür. Sosyal dışlanma biçimlerini ölçen birçok gösterge bulunmakla birlikte bunların en başında istihdam gelmektedir. Özellikle gençlerin iş gücü piyasasına katılım eksikliği sosyal dışlanma bakımdan da çok önemlidir. Çünkü genç işsizliği hem bireylerde hem de toplumda ekonomik ve sosyal açıdan risklerin oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla genç işsizliği yüksek seyreden ülkelerin istihdama yönelik uyguladıkları aktif ve pasif politikaları yeniden değerlendirmesi, en kısa sürede gençleri istihdama dahil etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, dünyada giderek artan ve birçok ülkenin temel sorunu haline gelen genç işsizliği konusunun sosyal dışlanma bağlamında incelenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal dışlanma kavramı, ikinci bölümünde sosyal dışlanma ile istihdam arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye ve seçilen ülkelerde sosyal dışlanma türü olarak genç işsizliği konusuna yer verilmiştir. Ayrıca çalışmanın son bölümünde bulunan ve araştırma örneklemini Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören 18-24 yaş aralığındaki öğrencilerin oluşturduğu alan araştırmasında, öğrencilerin işsizlikle ilgili kaygı, beklenti, plan ve düşünceleri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda gençlerin mezun olmadan işsizlik korkusunu çok yüksek seviyelerde hissettiği, gelecekle ilgili beklenti ve düşüncelerinin olumsuz yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Does social context impact the well-being consequences of unemployment?
This thesis aims to examine the role of the social context on the psychosocial cost of unemployment in Turkey by using the Life Satisfaction Survey in 2013. Previous studies find that increasing unemployment in one's social context weakens the work norms and alleviates the burden of unemployment on individuals. In this study, we define four measurements for contextual unemployment: the province-level unemployment rates, the average percentage of unemployed in one's age & education group, and the number of unemployed in one's household. We apply multilevel regression analysis and ordered probit techniques. The results show that contextual unemployment soothes the negative impact of unemployment on the unemployed. The second major finding is that the negative impact of personal unemployment is diminished, the more unemployment is prevalent at the household level. Besides, the social norm hypothesis works especially for unemployed females in Turkey.
Diyarbakır'da kadın yoksulluğu üzerine sosyolojik bir araştırma
Yoksulluk, günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olmama durumudur. Yoksulluk ve yoksulluk kriteri ülkeden ülkeye, toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Yoksulluğun yaratmış olduğu etkiler de ülkeden ülkeye, toplumdan topluma da farklılık göstermektedir. Türkiye'de ataerkil toplum yapısının varlığı, cinsiyet eşitsizliği gibi nedenler kadınların erkeklere oranla yoksulluk karşısında daha savunmasız olmaları sonucunu doğurmaktadır. Kadınlar erkeklerden daha baskın şekilde yoksulluğu hissetmekte ve yoksullukla mücadele etmektedirler. Kadın yoksulluğu, yoksulluğun bir kadın sorunu haline gelmesini incelemenin yanı sıra aile içi şiddet, erken evlilikler, boşanma, hane içi eşitsizlikler, eğitim eksikliği, kültürel faktörler, ırk ve çalışma gibi kadını ilgilendiren farklı faktörleri de kapsamaktadır. Kadın yoksulluğu üzerine araştırma yapmak amacıyla, örneklem grubu olarak 110 kadın belirlenmiştir. Diyarbakır'da bir alan araştırması planlanarak kadınlara anket uygulanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Kadınların içinde bulundukları sosyal çevre ile yaşam alanlarına dair birçok unsurun araştırılarak değerlendirilmesi ile kadınların yoksulluğa bakış açıları, nasıl etkilendikleri ve yoksullukla mücadele yolları açıklanmaya çalışılmıştır. Kadın yoksulluğunu anlayabilmek ve çözümleyebilmek için yapmış olduğum bu çalışma ile kadın yoksulluğunu, sosyolojik açıdan incelenerek kadın yoksulluğu ile ilgili yapılacak çalışmalara ve yoksulluk ile mücadele politikalarına sınırlı da olsa katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen bulgulara göre kadınların sadece gelir odaklı yoksulluk yaşamadıkları görülmektedir. Yoksul kadınların eğitim, çalışma hayatı, özgürce karar alma gibi hakları da kısıtlanmaktadır. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanması ataerkil toplum yapısı tarafından engellenmektedir. Yoksul kadınların yaşam standartlarını yükseltecek yeterli bir gelişmenin varlığına da rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın Yoksulluğu, Diyarbakır, Yoksulluk, Kadın.
Yoksullukla mücadelede osyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının rolü: Kastamonu ili örneği
Günümüzde kişiler ya da ailelerin hayatlarını devam ettirmek için ihtiyaç duydukları temel gereksinimlere erişememesi halini ifade eden yoksulluk sadece kişileri değil aynı zamanda içinde bulunduğu toplumu da doğrudan etkilemektedir. Yoksulluğun temelinde yatan ekonomik sorunlar başta olmak üzere siyasal, coğrafi, demografik ve sosyal sorunlarda bu durumu tetiklemektedir. Yoksulluk globalleşen dünyada ülke sınırlarını aşarak küresel bir sorun haline gelmiştir. Bu denli önemli ve kapsamlı bir sorunun çözümü için ise yoksulluğun merkezi konumundaki ekonomik sorunlar ile birlikte bu problemi etkileyen faktörleri ortadan kaldıracak kalıcı sosyal politika ve uygulamalar büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yoksullukla ile mücadelede muhtaç bireylere ulaşmada en yakın kurum olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yardım faaliyetleri Kastamonu İli özelinde incelenmiştir. Kastamonu ili, Orta Karadeniz bölgesi ile Batı Karadeniz bölgesi arasında geçiş konumunda olması, ilçe sayısının fazla olması, yaşlı nüfusun fazla olması, göç alma-verme hızının yüksek olması vb. coğrafi ve demografik sebeplerle seçilmiştir. Çalışmanın kapsamını Kastamonu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından 2012-2021 yılları arasında verilen yardım faaliyetleri oluşturmaktadır. Doküman incelemesi esasına dayanan bu çalışmada 2012-2021 yılları arasında verilen sosyal yardımların içeriği, dağılımı ve yıllara göre değişimi, cari ve reel fiyat düzeyinde değerlendirilmiştir. Kastamonu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yapılan yardım sayısının ve kapsamının artması, yoksul bireylerin sosyal hayata tutunmaları için önemli olduğu görülmektedir. Buna karşın "yaşlılık aylığı" hariç verilen yardım miktarlarının reel fiyatlar seviyesindeki değerlendirmelerinde önceki yıllara göre azaldığı görülmektedir. Bu durumun ortadan kalkması, yapılan yardımların daha etkin kullanılabilmesi için her yıl enflasyon ve alım gücü dikkate alınarak yardım miktarlarının revize edilmesi gerekmektedir.
Türkiye'de temel makro ekonomik değişkenler ile yatırımları ve istihdamı teşvik yasalarının istihdam üzerine etkileri
Bu tez çalışmasının hazırlanması ardındaki temel neden, işsizlik sorununun 2000 yılı ardından Türkiye'de ön plana çıkmış olmasına karşın Literatürde Türkiye için benzeri bir çalışmanın bulunmamasıdır. Ayrıca Türkiye için yapılmış istihdam ve işsizliği inceleyen çalışmaların çoğunlukla yalnız bir değişken ile işsizlik yada istihdam arasındaki nedenselliği araştırmaya yönelik olduğu görülmüştür. Tez çalışması, makro ekonomik değişkenler ve politika değişkenlerinin istihdam değişkeni üzerindeki etkilerini aynı model içerisinde incelemektedir ve makro ekonomik değişkenlerin istihdam değişkeninin etkileme güçlerinin büyüklüğü açısından bilgiler sunmaktadır. Bu sayede istihdama yönelik politikalar çerçevesinde makro ekonomi politikalarının öncelikli hedeflerinin neler olması gerektiğine ilişkin ön bilgiler vermektedir. Bu yönü ile Türkiye için yapılmış diğer çalışmalardan ayrılmaktadır.Çalışma, Türkiye Ekonomisi için makro ekonomik değişkenler olan Reel GSYH, Reel Faiz Oranı, Reel Döviz Kuru, İhracatın İthalatı Karşılama Oranı ile politika değişkenleri olan, ücret üzerindeki yükler ve 5084 ve 5763 sayılı iki Yatırımları ve İstihdamı Teşvik Yasasının istihdam üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yukarıda adı geçen temel makro ekonomik değişkenlerin istihdam üzerindeki dinamik etkilerini incelemek için Pesaran ve Shin (1998) tarafından geliştirilen genelleştirilmiş etki-tepki analizi, Vektör Hata Düzeltme Modeli (VHDM) kullanılarak yapılmıştır.Etki-tepki analizin elde edilen sonuçlar, çalışmaya konu olan temel makro ekonomik değişkenlerden, ihracatın ithalatı karşılama oranı değişkeninin, istihdam üzerinde en güçlü dinamik etkiye sahip değişken olduğu göstermiştir. Bu bulguya ek olarak, reel GSYH değişkeninde görülen artışların, istihdamı artırıcı yönde kalıcı etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, reel faiz oranı değişkeninde görülen bir artışın, istihdam değişkenini kalıcı olarak azalttığı yönünde bulgular elde edilmiştir ve ulusal parada görülen değer artışlarının istihdamı negatif yönde etkilediği fakat bu etkinin güçlü olmadığı anlaşılmıştır. Bu bulgular çerçevesinde, ihracatın ithalatı karşılama oranı değişkenini etkilemeye yönelik tedbirlerin yapısal önlemlere dayanması gerektiği düşünülmektedir. Söz konusu politikanın ekonomik büyümenin sağlanması ve faiz oranlarının artmamasına yönelik önlemler ile desteklenmesi durumunda etkinliğinin artacağı düşünülmektedir. Yukarıda açıklanan yaklaşımlar, ücret üzerindeki yükleri düşürecek politikalar ve istikrarlı bir döviz kuru politikası ile tamamlanmalıdır. Bunun yanında istihdama yönelik teşvik politikalarının ulusal kapsamlı olmasının daha etkin sonuçlara yol açması beklenebilir.Anahtar Sözcükler:1.İstihdam, 2.Makro Ekonomik Değişkenler, 3.Teşvik Yasaları, 4.İşsizlik, 5.Türkiye Ekonomisi
Unemployment and labor market policies in the European Union and Turkey
This study has been carried out to examine the policies of labour market implemented for dealing with the prolems of unemployment with regards to EU and Turkey. İn this study, unemployment and policies of labour market primarly have been discussed cognitively. Then, the employment policies implemented have been evaluated with the existing form of unemployment and applications in some countries are discussed by touching upon the regularization related to labor marked in EU. Afterwards, labour market in Turkey has been evaluated and the policies of labor market implemented from past to present have been pointed up. Finally, the labour market and policies of labor market having application areas in EU and Turkey have been compared in a general sense and some suggestions are tried to be put forward.
Bolu ilinde kadın istihdamının önündeki engeller
Kadınların işgücüne katılımı, ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma için önemli bir faktördür. Yüksek kadın işgücü; daha fazla verimlilik, yüksek ekonomik büyüme ve olumlu sosyal değişimler sağlar. Bununla birlikte, erkeklerin işgücüne katılımı gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlardan daha fazladır. Kadınların işgücüne katılım oranlarının düşük olmasının temel nedenleri; yeterli iş olanağının sağlanamaması gibi ekonomik güçlükler, sosyal normlar ve kültür, evlilik, doğurganlık, kadınların ev içerisinde üstlendikleri rol, çocuk ve yaşlı bakımı, toplumun eğitim düzeyi ve kurumsal yapıdır. Türkiye'deki kadınların işgücüne katılım oranları OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok düşük olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, düşük olan kadın işgücüne katılım oranlarının Bolu ili için temel sebeplerini araştırmaktır. Çalışma, 400 gönüllü işsiz kadın ile yapılan anket verilerine dayanmaktadır. Ampirik yöntem olarak faktör analizi kullanılmıştır. Faktör analizinin sonuçları, kadın işsizliğinin temel faktörü olarak istihdam olanaklarını göstermektedir. Diğer faktörler ise; işverenlerin talepleri, öz yetersizlik, öz saygı, yeti eksikliği, olumsuz ve dışsal koşullar, iş arama motivasyonu, toplumsal düşünce yapısı ve işgücü piyasası koşulları olarak sıralanmaktadır.
OECD ülkeleri ve Türkiye'de genç işsizlik-büyüme ilişkisi üzerine bir inceleme
Küreselleşen dünyada sosyo-ekonomik problemler arasında olan işsizlik olgusu, yetişkinlere nazaran gençleri etkisi altına alarak yaygınlaşmaya başlamıştır. Dünyada küreselleşme ve teknolojik gelişmeler ile birlikte genç nüfus içerisindeki vasıfsız işsiz sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır. Yetişkinler ile gençler için farklı nedenleri ve sonuçları bünyesinde barındıran genç işsizlik sorunu ile başa çıkabilmek ve 15-24 yaş aralığındaki genç nüfus üzerindeki olumsuz koşulları minimum düzeye indirebilmek için sorunun derinine inerek ve doğru politikalarla mücadele edilmelidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de ve OECD ülkelerinde 15-24 yaş aralığındaki nüfusun boyutlarını nedenleriyle inceleyerek büyüme ile ilişkisini analiz etmektir.
İşsizlik ve enflasyon arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Enflasyon ülkede belirli durumlar dikkate alınarak belirlenen mal ve hizmet sepetinden oluşturulan fiyat endeksinin değerindeki değişmeyi ifade ederken; işsizlik ise işgücünün istihdam şartlarını kabul ettiği halde iradesi dışında istihdam edilmemesidir. İki kavram da ekonomi için istenmeyen durumları yansıtmaktadır. Bu doğrultuda iki değişkenin birbirlerini etkileyip etkilemedikleri literatürde birçok çalışmaya konu olmuştur. 1958 Phillips'in çalışmasını takiben 1970'li yıllarda Phillips eğrisi (1958) beklentilerle ele alınmaya başlanmıştır. Friedman ve Phelps tarafından öncülüğü yapılan Monetarist okula göre orijinal Phillips eğrisinde uyumcu beklentiler ile dikkate alınmalıdır. Onlara göre sadece kısa dönemde değişkenler arasında "işçi yanılmaları" yüzünden Phillips eğrisi ilişki vardır. Aynı yıllarda R. Lucas, N. Wallace ve T. Sargent'in öncülüğünü yaptığı Yeni Klasik okulda ise Phillips eğrisinin (PC) uyumcu beklentilerle değil rasyonel beklentilerle ele alınması gündeme gelmiştir. Onlara göre iki değişken arasında sadece kısa dönemde ve politikaların gizli uygulanması (firma yanılma modeli) durumunda Phillips eğrisi ilişkisi yaşanmaktadır. Yeni Keynesyen okul iktisatçıları da PC için rasyonel beklentilerin uygulanması gerektiğini savunmuşturlar. Onlara göre iki değişken arasında sadece (nominal katılıklar) kısa dönemde ilişki olabilmektedir. Post Keynesyen iktisatçılara göre ise beklentiler rasyonel değildir. Çünkü gelecek belirsizdir ve beklentiler heterojendir. Onlara göre PC ilişkisi uzun dönemde de devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de işsizlik ve enflasyon arasında uzun veya kısa dönem için herhangi bir ilişkinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Daha önce yapılan çalışmalarda çalışmamızda kullandığımız değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli ilişkilerin hem aylık hem de yıllık veriler kullanılarak ayrı ayrı test edildiğine rastlanmamıştır. Bu çalışmada işsizlik ve enflasyon verilerinin hem aylık hem de yıllık olarak ayrı ayrı ele alınarak sonuçların tutarlı olup olmadığı gözlenmek istenmiştir. Bu doğrultuda değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin tespiti için hem yıllık (1986-2020) hem de aylık (2014:01-2021:09) ARDL eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Ayrıca daha önceden Türkiye odaklı yapılan çalışmalarda işsizlik ve enflasyon arasındaki ilişkinin tespiti amacıyla SUE ve M3 ile birlikte analiz edildiğine rastlanmamıştır. Bu çalışmanın aylık analizlerinde bu değişkenler kontrol değişkenleri olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, değişkenler arasında sadece işsizliğin bağımlı değişkeni, enflasyonun ve LGNP'nin bağımsız değişkenleri oluşturduğu yıllık analizde (Denklem 2) uzun dönemli ve negatif yönlü ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca enflasyonun bağımlı değişken, işsizliğin ve LGNP'nin bağımsız değişkenler olarak ele alındığı yıllık analizin (Denklem 1) hata düzeltme modeline göre iki değişken arasında kısa dönemde negatif ilişki mevcuttur. Değişkenlere ait katsayılar arasında kısa dönemli ilişki olup olmadığı da yıllık analizde Granger nedensellik testi, aylık analizde Toda-Yamamoto nedensellik testi ile sınanmıştır. Sözü edilen testlere ait sonuçlara göre işsizlik ve enflasyon arasında kısa dönem için nedensel bir ilişki yoktur. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Enflasyon, Phillips Eğrisi, ARDL Eşbütünleşme Yaklaşımı
Türkiye'de kadın istihdamı sorunu: Kadın istihdamını artırmaya yönelik uygulanan sosyal politikalar ve öneriler
Türkiye'de dezavantajlı kesimin bir parçası olan kadınların çalışma hayatında iyileştirilmesi gerekmektedir. Geleneksel düşünce yapısı, ev işi ve bakım sorumlulukları, cinsiyet ayrımcılığı, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi sorunlar kadınların çalışma hayatında güçlenmesini engellemekte ve cinsiyet eşitsizliğinin büyümesine neden olmaktadır. Bu sorunlar nedeniyle işgücü piyasasında kadınların istihdam oranları yetersiz olmakta ve ekonomik olarak güçlenmeleri mümkün olmamaktadır. Bu sorunların çözümü ise etkili politikaların uygulanmasıdır. Bu tez çalışması kadınların işgücü piyasasındaki genel görünümüne ve kadın çalışanların sorunlarına dikkat çekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'de kadınların işgücü istatistikleri ele alınmış, veriler AB ve OECD ülkeleri ile kıyaslanmıştır. Diğer taraftan kadın istihdamında örnek politikalara sahip bazı ülkeler ele alınarak bu ülkelerin çalışma hayatı içerisinde kadınlara yönelik uyguladıkları politikalar incelenmiştir. Bu doğrultuda AB ve OECD ülkelerine göre en düşük kadın istihdamı oranına sahip olan Türkiye'de mevcut politikalar değerlendirilmiş ve kadın istihdamının artırılması için öneri ve görüşlerin sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Kadın İşsizliği, Kadın İstihdamı Sorunu.
İşsizlikle mücadelede sosyal güvenlik uygulamaları: Türkiye örneği
İnsanlık tarihinin en eski çağlarından beri varolan sosyo-ekonomik, mesleki ve fiziksel riskler insanların geleceğe yönelik endişelerini arttırmıştır. Bu nedenle insanlar, kendilerini koruyacak ve geleceğe umutla bakabilmelerine yardımcı olabilecek bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyaç duymuşlardır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yürürlüğe konulan 102 sayılı sözleşmede, toplumsal riskler 9 sınıfa ayrılarak, bu risklerle mücadele edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Tezimizin de konusunu oluşturan İşsizlik, Uluslararası sözleşme metninde yer alan bir sosyo- ekonomik risk olarak tanımlanmıştır. Bizde çalışmamızda işsizliklikle ilgili bilinmesi gereken kavramları, işsizliğin nedenlerini, sonuçlarını ve çözüm önerileriyle birlikte işsizlikle mücadelede Türkiye'de uygulanan sosyal güvenlik politikalarını irdelemeye çalıştık. Özellikle sonuç bölümünde işsizlik sigortası veya sosyal yardımlar kapsamında yapılan ödeme ve yardımların etkin kullanılmasına ilişkin önerilerde bulunduk. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, İşsizlikle Mücadele Yöntemleri, İşsizlik sigortası,Sosyal Koruma, Sosyal Güvenlik,
Sosyal girişimcilik olgusu ve bir örnek olay incelemesi
Sosyal girişimcilik, sosyal girişimci ve bu kişiler tarafından kurulan sosyal girişim örgütleri akademik literatürde yer alan nispeten yeni kavramlardır. Yaşadığımız yüzyılın günden güne çoğalan sosyal sorunlarını çözmeye yönelen sosyal girişimcilik, sosyal etki için sürekli yenilikçilik, proaktiflik içeren faaliyet olarak ifade edilebilir. Sosyal girişimciler yaşadığımız sorunların farkında olup, eldeki kaynakları kullanarak, yaratıcı düşünmeleri ile fırsatları keşfederek, sosyal değer yaratmak için çalışmaktadırlar. Bu çalışmada sosyal girişimcinin kim olduğu ve sosyal sorunların ne tür faaliyetlerle çözüldüğü araştırılmaktadır. Bu bağlamda; sosyal sorunların ortadan kalkmasında etkili bir çözüm olarak sosyal girişimcilik önemli bir rol oynamaktadır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; girişimcilik ve girişimci, sosyal girişimcilik ve sosyal girişimci kavramlarının genel tanımları; ikinci bölümde ise sosyal girişimcileri destekleyen küresel kuruluş Ashoka'nın yaptığı faaliyetler ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde; Türkiye'de genç işsizlik sorunu üzerinde çalışan bir örnek olay incelemesi yapılmaktadır. Bu bölümde, örnek olay incelemesi gerçekleştirilen kurumun tanımı, çalışmaları, hedeflerine ulaşma yolları ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Girişimcilik, Sosyal Girişimci, Sosyal Sorun Çözümü.
Yoksulluk ve işsizliğe post keynesyen yaklaşım
Bu tezin hedefi , işsizliğe ve yoksulluğa karşı güncel politik öneriler olan temel gelir ve devletin nihai işveren olma rolü ile ilgili bilgi vermek olmaktadır. Klasik liberalizm döneminden başlanarak, günümüze değin olan piyasa-devlet ilişkisi ve işsizlik-yoksulluk ilişkisi farklı ekollerin perspektifinden anlatılacaktır. Var olan işsizliğe yönelik olarak post keynesyen ekolün teorik ve politik önerileri günümüz koşullarının terimleriyle tanıtılacaktır. Bunun için ise klasik dönem iktisatçıları olan Marx, Smith, Ricardo, Polanyi ve fikirleri referans alınacaktır. Keynesyen teori içinse öncelikle John Maynard Keynes ve ikinci olarak da takipçisi olan Minsky'nin fikirleri analiz edilecektir. Birinci bölümde Polanyici bir perspektifle işsizlik, yoksulluk, devlet ve piyasa ilişkisi incelendikten sonra emek piyasalarının uğradığı dönüşüm tartışılacaktır. İkinci bölümde temel gelir politikaları ve bunu deneyimleyen ülkeler incelenecektir. Üçüncü bölümde Keynes ve onun takipçisi olan Minsky hakkında bilgi verilecektir ve post keynesyen iktisat hakkında Minsky'nin fikirleri anlatılacaktır. Dördüncü bölümde post keynesyen okulun metodolojisi ve post keynesyen ekolün işsizlik ve yoksulluğa yönelik politik önerileri analiz edilecektir. Beşinci bölümde ise ülke örnekleri anlatılarak Türkiye'de devletin son işveren mercii olma rolünün uygulanabilirliği ile ilgili bir kıyaslama yapılacaktır.