Kediler

60 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kedi alerjisi olan çocuklarda bileşene dayalı tanı yönteminin hava yolu inflamasyonu ile ilişkisi

GİRİŞ: Kedi alerjisi dünyada oldukça yaygın ve sıklığı giderek artan bir alerjidir. Kedi alerjenlerine karşı oluşan duyarlılık astım ve alerjik rinit gelişiminde önemli bir faktörüdür. Moleküler kedi alerjenleri (Feld1 ila Feld8) bileşene dayalı tanı yöntemi ile ölçülebilmektedir ve majör kedi alerjeni olarak Feld1 gösterilmektedir. Özellikle astım hastalarında Feld1'e karşı oluşan antikor seviyeleri artmaktadır. Solunum yollarındaki alerjik inflamasyonun ana belirteçlerinden olan sitokinlerin en önemli olanları IL-4, IL-5 ve IL-13'tür. Yoğunlaştırılmış soluk havasında bunların ölçümü yapılabilmektedir. Biz bu çalışma ile kedi alerjisi olan çocukların moleküler kedi alerjeni ile solunum yollarındaki alerjik inflamasyonun ilişkisini incelemeyi amaçlamaktayız. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerji İmmünoloji Polikliniğine ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğine 2020 Haziran-2022 Haziran tarihleri arasında 4-17 yaş aralığında, deri prik testi ile sadece kedi alerjen duyarlılığı saptanmış hastalar dahil edildi. Başvuru anında veriler kaydedildi. Hastaların başvuru tanılarına göre GINA rehberinden yararlanılarak yapılan skorlamaları ve TNSS skorlamaları kaydedildi. Aynı gün içinde Feld1 antikoru, IL-4, IL-5, IL-13 düzeyleri değerlendirilmek üzere kan örneği ve EBC örneklemesi alındı. İstatistiksel veri analizi için Jamovi 2.3.21 kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 80 hastanın 40 (%50)'ı erkek, 40 (%50)'ı kız idi. Hastaların yaş ortalaması 12.1 ± 2.78 yıl olarak, araştırmaya dahil edilme yaşı 11.2 ± 2.64 yıl olarak bulundu. Hastaların %73.8'inde Feld1' e karşı antikor pozitifliği görüldü. %52.5'i başvuru tanısında astım olması Feld1 ile astımın doğru orantılı olduğunu gösterdi. Ailede alerjik hastalık varlığı olanlarda Feld1 pozitifliği %62.7 ile daha yüksek saptandı. Ev içinde kedi olması Feld1 maruziyeti ve astım ile doğru orantılı olduğu saptandı. Ev dışı kedi temaslarının ise Feld1 pozitifliği ile doğrudan ilişkili olduğu görüldü (p<0.05). Astım şiddeti ile Feld1 pozitiflik oranı doğru orantılı olarak görüldü. (p<0.05). Solunum yollarındaki inflamasyon ile Feld1 pozitifliğinin ilişkili olmadığı görüldü. SONUÇ: Çalışmamızda kedi alerjisi olan çocuklarda Feld1 antikorunun pozitifliğinin yüksek oranda olduğu görülmüştür. Aynı zamanda Feld1 pozitifliğinin astım kliniğinin şiddetini öngörmede kullanılabileceği görülmüştür. Kedi alerjisi olan çocuklarda ailede alerjik hastalık varlığı ile Feld1 pozitifliğinin yüksek oranda olması astım kliniği için risk faktörü olarak sayılabilir. Solunum yollarındaki inflamasyonun moleküler kedi alerjenleri ile ilişkili olmadığı bulunmuştur.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiAstım+6
Gökhan Kaya
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde ekstremite uzun kemik kırıklarının sağaltımı

Dünyada pet hayvan olarak beslenen kedi sayısındaki artış, veteriner hekimlerin de kedi kırıklarıyla daha sık karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Her ne kadar kedi uzun kemik kırıklarının tedavi prensipleri köpeklerdekine benzer ise de ortopedik teknikler açısından hastaya ve kırığa bağlı olmak üzere çeşitli farklılıklar mevcuttur. Bu çalışmada 58 kedide karşılaşılan 71 adet ekstremite uzun kemik kırığının değerlendirilmesi ve tedavi bulgularının paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 58 kedide, arka bacak kırıklarının daha fazla görüldüğü, en sık kırılan kemiğin tibia olduğu ve bunu sırasıyla femur, humerus, antebrachium, radius ve ulna'nın izlediği belirlenmiştir. Olguların %51,72 sinin yüksekten düşme, %36,20 sinin çeşitli travmalara ve %12 sinin de trafik kazalarına bağlı olarak şekillendiği görülmüştür. Uygulanan sağaltım yöntemleri incelendiğinde 54 olguda intramedüller pin, 4 olguda plak ve 1 olguda plak ve pin, 4 olguda caput ve collum femoris rezeksiyonu, 4 olguda bandaj, 3 olguda eksternal fikzasyon ve daha önce opere edilmiş ve komplike olmuş açık enfekte antebrachium olgusunda da amputasyon uygulanmıştır. İki olgu hariç tüm olgularda fonksiyonel iyilişme sağlanmış ve hastalar bacaklarını kullamaya başlamışlardır. Kırık sağaltım yönteminin seçiminde en önemli kriter olarak ekonomik nedenlerin etkin olduğu belirlenmiş ve hasta sahiplerine sunulan alternatifler arasında fiyat uygunluğu sebebi ile büyük bölümünün intramedüller pin uygulamasını tercih ettiği ve plak kullanımını tercih etmedikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, kırık tipine her zaman en uygun sağaltım yöntemini seçmek ekonomik nedenlerden dolayı mümkün olmasa da, seçilen yöntemin doğru şekilde uygulanması ve birkaç yöntemin bir arada kullanılması (intramedüller pin, serklaj, bandaj) ile başarılı sonuçlar almanın mümkün olduğu kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kedi, ekstremite, uzun kemik, kırık, tedavi

EkstremitelerKedilerKemik ve kemikler+4
Gülcan Turan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertiroidili kedilerde alerjen spesifik in-vitro IGE analizleri

Bu çalışmada farklı klinik bulguları bulunan, hipertiroidizm tanısı konulan kedilerde alerjen spesifik in vitro IgE seviyelerinin tespiti ile endokrin bozukluğa ilişkin korelasyonun belirlenmesi amaçlanmıştır. Tezin içeriğini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalına hipertiroidizm ile uyumlu dermatolojik, gastrointestinal, kardiyovasküler bulgular ile getirilen değişik yaş, her iki cinsiyetten kediler oluşturdu. Yapılan teşhis çalışmalarında göre I. grupta (n=9) hipertiroidizmi bulunan kediler, II. grupta (n=14) ise sağlıklı kediler yer aldı. Olgularda ilişkin hastalığa yönelik diğer hastalıkların ekarte edilmesi amacıyla V-check (Vcheck V200, Bionote, Kore: ELK Diagnostic, Türkiye) cihazı ile total T4 (TT4) seviyeleri ölçüldü. Her iki gruptaki kedilerde Vena cephalica antebrachii'den antikoagulantsız serum tüplerine 0.2'şer ml kan örneği alınarak santrifüj işlemi uygulandıktan sonra in vitro yöntem ile 20 farklı alerjene spesifik Ig E düzeyleri Polycheck alerji testi (Biocheck, Almanya: Atateknik/RDA Grup, Türkiye) ile belirlendi. In vitro test sonuçları baz alındığında D. farinae (P=0.000), D. pteronyssinus (P=0.000), Malassezia (P=0.000), Lepidoglyphus (P=0.013), Aspergillus-Penicillium (P=0.019), Ragweed (Ambrosia) (P=0.000), kayın/kızılağaç/fındık/poleni (P=0.009), çınar/söğüt/kavak poleni (P=0.000), Parietaria (Wall pellitory) (P=0.000), çavdar poleni (P=0.002), ot karışımı (P=0.003), ısırgan otu (P=0.000), beyaz kaz ayağı (P=0.000), sinirli ot (P=0,001), adi pelin (P=0,000), kuzu kulağı (P=0,000), Acarus siro (P=0,000), Tyrophagus (P=0,000), pire (P=0,000) spesifik IgE konsantrasyonları açısından hipertiroidili kediler ve sağlıklı kedilerin P değerleri arasında istatistiksel olarak belirgin farklılıklar tespit edildi. Bu çalışmada kontrol grubuna (n=14) dahil edilen kedilerin bazılarında çeşitli alerjenlere karşı IgE yanıt geliştiği, ancak bu durumun hipertiroidili kediler ile karşılaştırıldığında daha düşük miktarlarda olduğu görüldü. Sonuç olarak hipertiroidili kedilerde farklı alerjenlerin hastalık aktivitesi ile ilişkide olabileceği yapılan çalışma kapsamında serum total T4 seviyeleri ve alerji test sonuçları baz alınarak söylenebilir.

HipertiroidizmKedilerTiroid hastalıkları+2
Deniz Sude Ateş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kliniğimize getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan pelvis kırıkları ve sağaltım olanakları

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu pelvis bölgesinde (sakroiliak bölge, ilium, iskium, pelvik taban ve asetabulum) kırığı saptanan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 19 adet kedi ve 21 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada, bu kırıkların sağaltımı için operatif ve konservatif sağaltım yöntemleri uygulandı. Çalışma materyalini 21 köpekte karşılaşılan 15'i ilial gövde, 10'u pelvik taban, 8'i sakroiliak ayrılma, 4'ü iskium, 4' ü asetabulum ve 1'i ilial kanat kırığı olmak üzere 42 ve 19 kedide karşılaşılan 10'u sakroiliak ayrılma, 8'i ilial gövde, 4'ü pelvik taban, 3'ü asetabulum ve 2'si iskium kırığı olmak üzere 27, toplam 69 kırık oluşturdu. Çalışmaya dahil edilen 21 köpekte karşılaşılan 42 kırığın 24'üne konservatif 18'ine operatif sağaltım uygulanırken, 19 kedide karşılaşılan 27 kırığın 17'sine konservatif 10'una operatif sağaltım uygulandı. Operatif sağaltım tercih edilen olgularda karşılaşılan kırık tipine göre çeşitli çap ve ebatlarda intrameduller pinler, plaklar, vidalar ve serklaj tellerinden yararlanıldı. Olgularda postoperatif kontrol klinik ve radyografik olarak 1., 2., 4. ve 16. haftalarda gerçekleştirildi. Sonuç olarak karşılaşılan pelvis kırıklarında tercih edilen sağaltım yöntemi olarak gerek konservatif gerekse opertif sağaltım yöntemlerinin neredeyse tamamında fonksiyonel iyileşme gerçekleşti.

KalçaKedilerKöpekler+4
Mehmet Çağrı Çağlar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İshalli kedilerde cryptosporıdıum SPP.'nin araştırılması

Amaç: Cryptosporidium spp. insanlar ve hayvanlarda önemli gastro intestinal hastalıklara sebep olabilen protozoal bir parazittir. Ülkemizde insan ve bazı hayvan türlerinde Cryptosporidium spp. üzerine çeşitli çalışmalar bulunurken ishalli kedilerde Cryptosporidium spp.'nin varlığı üzerine çalışma bulunmamaktadır. Bu tezde özellikle zoonatik özellikte olan Cryptosporidium spp.'nin ishalli kedilerde varlığının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne ishal şikayeti ile muayene ve sağaltım amacıyla getirilen, farklı yaş, ırk ve cinsiyette 100 adet ishalli kedi dışkısı oluşturuldu. İshalli kedilerden alınan dışkı örenklerinden hazırlanan preparatlar Kinyon asit-fast boyama tekniği ile boyandı ve mikroskopta incelendi. Mikroskopta x100'lük büyütmede mavi zemin üzerinde boyutları 4,5 x 5,5μm arasında değişen yuvarlak şekilde parlak pembe-kırmızı boyanan Cryptosporidium ookistlerini gösteren yapılar pozitif olarak değerlendirildi. İshalin süresi, dışkı kıvamı, cinsiyet ve yaşa göre Cryptosporidium türlerinin dağılımları arasındaki farklar ki-kare (X2) testi ile değerlendirildi. Bulgular: İshalli kedilerden toplanan dışkı örneklerinde Cryptosporidium spp. varlığı %5 olarak saptandı. Sonuç: Bu çalışmada elde edilen verilere göre ishalli kedilerde Cryptosporidium spp.'nin dikkate almasının önemli olduğu sonucuna varıldı. Elde edilen verilerin ileride yapılacak çalışmalara referans olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Cryptosporidium, İshal, Kediler.

CryptosporidiumDiyareHayvan hastalıkları+2
Aysu Uğursal
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpek kliniklerinde beşeri ilaçların kullanım durumu

Veteriner hekimlikte, kedi ve köpek kliniklerinde çeşitli amaçlar için ilaç kullanımı oldukça yaygındır. Çalışmada kedi ve köpek kliniklerinde beşeri ilaç kullanım durumu, kullanma nedenleri, farmakolojik bilgiler, yazılan reçetelerin doğrulukları ile olumlu ve olumsuz yönleri incelenmiştir. Çalışmada, Türkiye'nin farklı illerinde faaliyet gösteren küçük hayvan kliniklerinde 11 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Anket formuna ilave olarak muayene edilen hayvana ait reçete istenmiştir. Toplam 172 adet anket incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında en fazla beşeri ilacın %55,8 oranıyla köpeklerde kullanıldığı görülmektedir. İlaç dozlarının büyük oranda (%92,4) hayvanın canlı ağırlığına oranlanarak hesaplandığı tespit edilmiştir. Kullanılan beşeri ilaçların veteriner müstahzarları olmadığı için (%65,7) yaygın olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Beşeri ilaçların en fazla tercih edilme sebebinin bu ilaçların kolay temin edilmesi (%68,6) olarak belirlenmiştir. Kullanılan ilaçların dozlarının beşeri ilaçların etken maddelerine göre hesaplandığı bildirilmiştir (%94,4). Kullanılan ilaçlara bağlı olarak görülen yan etkiler çok sık olmamakla birlikte yan etki gösteren ilaçların tekrar kullanılmayarak çözüm aranması yoluna gidilmiştir (%87,8). Kedi ve köpeklerde kullanılacak yeterli veteriner müstahzarının olmadığı tespit edilmiştir (%45,3). En çok eksikliği hissedilen veteriner müstahzarların ise kalp damar ilaçları ve hormonlar (%23,8) olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, ülkemizde kedi ve köpek kliniklerinde kullanılan veteriner müstahzarların yetersizliği, kullanılan beşeri ilaçların dozaj rejimi ve yan etkileri ile ilgili sorunlar belirgin bir şekilde görülmektedir. Bu çalışma, kedi ve köpeklere yönelik veteriner müstahzarların hazırlanması ve piyasaya sunulması, veteriner sahada beşeri ilaçların kullanımlarına ilişkin sorunların giderilmesi ve gelişmiş ülkelerdekine benzer veteriner müstahzar çeşitliliğinin ülkemizde de yaygınlaştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Veteriner hekimlik, veteriner müstahzar, kedi, köpek, beşeri ilaç.

KedilerKöpeklerVeteriner hekimlik+3
Mehtap Eter
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde gonyometre kullanılarak eklem hareket açıklığının ölçülmesi

İnsanlarda ve farklı memeli hayvan türlerinde eklem hastalıklarının derecesini ve önerilen tedaviye yanıtını ölçmeye yönelik farklı doğrulanmış nesnel ölçütler mevcuttur. Bu bağlamda kedilerdeki eklem hastalıklarını ve bu hastalıklara yönelik tedavilerin etkilerini daha iyi anlayabilmek için farklı eklemlere ait uygun hareket aralığının (ROM) güvenilir ve hızlı bir yöntemle ölçülmesi ve doğrulanması önemlidir. Kedilerde radyolojik yöntem ROM ölçümleri için kullanılmış olsa da daha basit ve invaziv bir olmayan bir yöntem olan gonyometrik ölçümlerin kullanılması yaygın değildir. Bu bağlamda tez çalışmasın amacı tekir ırkı kedi ile Scottish ırkı sağlıklı kedilerde gonyometrik eklem ölçümlerinin güvenilirliğini radyolojik yöntemle kıyaslayarak ortaya koymak ve kedilerde temel olarak kullanılabilecek referans değerleri elde etmekti. Çalışmada daha önce eklem sağlık sorunları bulunmayan toplam 42 (21 tekir ve 21 Scottish Fold) kedi kullanıldı. Bu kedilerde bir araştırmacı tarafından radyolojik ve gonyometrik uygulamalar yapılarak sonuçlar istatistiki açıdan değerlendirildi. Kedilerde çalışma sonunda elde edilen gonyometrik ve radyolojik ölçümler arasında istatistiki bir fark gözlenmedi. Bununla birlikte Scottish Fold hem de tekir ırkı kedilerde karpal ektansiyon dışındaki bütün ROM ölçümleri istatistiki olarak farklı bulundu. Her iki ırk kedi popülasyonunda yaşın ve cinsiyetin ROM üzerine etkisinin daha sınırlı ve istatstiki olarak önemsiz olduğu görüldü. Bu bulgular gonyometrik ölçümlerin potansiyel olarak kedilerde eklem hastalığının ilerlemesini gözlemleyebilmek ve tedavi modalitelerine yanıt olarak eklem hareketindeki iyileşme derecesini takip edebilmek için kullanılabilir bir yötem olduğunu göstermektedir. Ayrıca ırk özelliklerinın ROM üzerinde belirgin bir etkisi olduğu anlaşılmakta ve farklı kedi ırkları için referans değer oluştururken ırk özelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Gonyometre, Kedi, Radyografik ölçüm, Eklem hareket aralığı

Eklem hareket açıklığıGonyometriKediler+1
Zeliha Mercan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

V-gel® supraglottik solunum yolu cihazı kullanılan kedilerde düşük ve yüksek akım izofluran anestezisinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, izofluran genel anestezisine alınan ve V-Gel® supraglottik solunum yolu cihazı (SGAD) kullanılan kedilerde düşük akım ve yüksek akım anestezisinin klinik kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine çeşitli şikayetlerle getirilen 16 kedi oluşturdu. 16 olgunun, 14'ü erkek, 2'si dişi kediden oluşmaktadır. Kedilerin düşük akım anestezi (DAA) ve yüksek akım anestezi (YAA) için ağırlıkları sırasıyla 2,55-5 kg (ort, 3,43±0,29 kg) ve 3,1-5 kg (ort, 4,04 ± 0,21 kg) arasında değişmektedir. 16 adet kedi rastgele eşit iki gruba (DAA grubu n=8, YAA grubu n=8) ayrıldı. Tüm kedilere trankilizan olarak 1,1 mg/kg asepromazin maleat oral yolla verildi. 20 dakika sonra intravenöz yolla 4 mg/kg dozunda propofol uygulandı. İndüksiyonu takiben V-Gel® supraglottik solunum yolu cihazı ile entübasyon sağlandı. DAA grubuna başlangıçta 0,8 L taze gaz akımı ve vaporizatör ayarı %3'e getirilerek izofluran verildi. Sonra akım 0,2 L'ye indirilerek end tidal izofluran MAC konsantrasyonu 1,6-1,8 olacak şekilde idame edildi. YAA grubuna başlangıçta 0,8 L taze gaz akımı ve vaporizatör ayarı %3'e getirilerek izofluran verildi. Sonra taze gaz akımı değiştirilmeden end tidal izofluran MAC konsantrasyonu 1,6-1,8 olacak şekilde idame edildi. Uygulanan cerrahi girişim bitmesinden 15 dakika önce analjezi oluşturmak amacıyla butorfanol deri altı uygulandı. Son deri dikişi ile birlikte DAA grubunda taze gaz akımı 0,8 L'ye çıkarıldı ve vaporizatör kapatıldı. Hemodinamik parametreler, venöz kan gazı (anestezi öncesi, anestezi süresince, spontan solunum geldiğinde), dinamik kompliyans, ekstübasyon süresi, sarf edilen izofluran ve oksijen miktarları değerlendirildi. DAA grubunda sarf edilen ortalama izofluran ve oksijen miktarı sırasıyla 3,13±0,64 ml ve 25,88±2,25 L'dir. YAA grubunda sarf edilen ortalama izofluran ve oksijen miktarı sırasıyla 9,38±0,92 ml ve 49,25±2,14 L'dir. Her iki grup için çalışma sonucuna göre hemodinamik parametreler, venöz kan gazı sonuçları, dinamik kompliyans ve ekstübasyon sürelerinde benzer sonuçlar elde edildi. V-Gel® kullanılarak yapılan düşük akım anestezi, izofluran idamesinde yeterli donanıma sahip anestezi cihazı ve yakın monitörizasyon şartlarında, yakın laktat düzeyi takibiyle güvenle uygulanabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Düşük akım, Kedi, İzofluran, V-Gel®, Yüksek akım

AnestetiklerAnesteziAnestezi-genel+4
Ahmet Bircan Yalın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Feline infeksiyöz peritonitli kedilerde adenozin deaminaz ve C reaktif proteinin diagnoztik önemi

Bu çalışmada feline infeksiyöz peritonitis'li (FİP) kedilerde serum adenozin deaminaz (ADA-1) ve C reaktif protein (CRP) düzeyleri, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimler belirlenerek FİP'li kedilerde hücresel immun yanıtın durumunun tespiti, akut faz yanıtın belirlenmesi ve olası organ yetmezliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Ayrıca bu çalışma ile FİP'li kedilerde ilk defa ölçülmüş olan ADA-1 ve CRP düzeylerinin FİP'li kedilerde diyagnostik öneminin belirlenmesi hedeflenmiştir. FİP infeksiyonu özellikle immun sistemi zayıf çok genç ve çok yaşlı kedilerde daha çok görülmekte olup hasta kedilerin teşhisi de oldukça güçtür. Sağlıklı veya hastalığı atlatan kedilerin büyük bir çoğunluğu taşıyıcı olmakta ve diğer kedilere hastalığı sürekli bulaştırmaktadır. Aynı zamanda coronavirusların güçlü mutasyon yeteneği nedeniyle virüsü taşıyan kedilerde immun sistemleri zayıfladığı durumlarda şiddetli ve öldürücü olan FİP enfeksiyonu gelişebilmektedir. Bu kedilerde hücresel immun yanıt daha önemli olup humoral yanıtın yüksek olduğu kedilerde FİP enfeksiyonunu daha kolay geliştiği ileri sürülmüştür. Dolayısı ile FİP'li kedilerde hücresel immun yanıtın durumunu ortaya çıkaracak ve hastalığın teşhisine yönelik prognostik indikatötlerle ilgili çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu amaçla, çalışmada FİP şüpheli ve klinik olarak sağlıklı kedilere hızlı test kitlerinden felin coronavirus (FCoV) antikor ve antijen, felin immunodeficiency (FİV) antikor ve feline leukoma virüs (FLeV) antijen hızlı test kitleri uygulanmıştır. Testler sonucunda, sadece FCoV antikor veya antijen pozitif olan 20 adet kedi ile klinik olarak sağlıklı ve bütün test kitlerinde negatif olan 10 adet sağlıklı kedi çalışmaya dahil edilmiştir. Ayrıca FİP'li kediler klinik bulgular, radyografi ve nekropsi bulgularına göre kuru form (n=10) ve yaş form (n=10) FİP'li olarak gruplandırılmıştır. Bu kedilerden K3EDTA'lı ve aktivatör jelli antikogulantsız tüplere kan alınarak K3EDTA'lı kanlarla hematolojik analizler yapılırken antikougulansız kan örneklerinden elde edilen serumlar ile biyokimyasal analizler yapılmıştır. Ayrıca kuru formdaki kedilerin serum örneklerinde ve yaş form FİP'li kedilerin hem serum hem de peritoneal efüzyon örneklerinde ADA-1 ve CRP düzeyleri kedi spesifik ELISA ile belirlenmiştir. Yapılan hematolojik analizler sonucunda FİP'li kedilerde lökopeni (p<0,001), granulositozis (p<0,001), monositozis (p<0,001), lenfositopeni (p<0,001) ve eritrositopeni (p<0,001) belirlenmiştir. Lökositozis, granülosit ve monosit artışı kaynaklı olup ayrıca bu hayvanlarda orta düzeyde anemi belirlenmiştir. Biyokimyasal analizler sonucunda ise FİP'li kedilerin ALT (p<0,01), LDH (p<0,01), ALP (p<0,01); TP (p<0,01), globulin (p<0,01) düzeyleri kontrol grubuna göre önemli düzeyde yüksek bulunurken FİP'li kedilerin albümin (p<0,01) ve A/G oranları (p<0,01) ise önemli düzeyde düşük bulundu. Kuru formda bulunan kedilerin TP ve G değerleri yaş formda bulunan kedilere göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). FİP'li kedilerin ADA-1 (p<0,001) ve CRP (p<0,001) düzeyleri kontrol grubunda yer alan kedilerin değerlerine göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Yaş formda yer alan kedilerin hem serum hem de peritoneal efüzyon örneklerinde yüksek düzeyde ADA-1 ve CRP tespit edilmiş olup bu iki parametrenin hem serum hem de efüzyon düzeylerindeki artışta pozitif korelasyon belirlendi. Yapılan çalışmada FİP'li kedilerin bir kısmında analiz edilen xi parametrelerde önemli değişimler olurken bir kısmında ise sağlıklı kedilere benzer değerler elde edilmiştir. Bunun muhtemel nedenleri kedilerin farklı yaş grubunda bulunması, hastalık süreç ve şiddetinin farklı olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bununla birlikte FİP'li kedilerde analiz edilen parametrelerde enfeksiyona bağlı olarak değişim olabileceği gibi, bu kedilerde normal değerlerinde elde edilebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak, FİP enfeksiyonu kedilerde lenfositopeni, eritrositopeni, granulositozis ve monositozis kaynaklı lökositozis'i de içeren hematolojik değişimlere neden olmaktadır. Ayrıca bu enfeksiyon kedilerde hiperproteinemi, hiperglobinemi ve hipoalbuminemiye neden olarak karaciğer veya böbrek fonksiyonlarını da negatif yönde etkilemektedir. T-lenfosit aktivasyonu ve yangısal durumlarda artan ADA-1 ve pozitif akut faz protein olan CRP düzeylerindeki artış ve buna karşın negatif akut faz protein olan albümin düzeyindeki düşüş FİP'li kedilerde akut faz yanıtın oluştuğunu göstermektedir. ADA-1 düzeyindeki artış FİP'li kedilerde T-lenfosit kaynaklı hücresel immun yanıtın aktif olduğunu göstermektedir. Çalışmada FİP'li kedilerde serum ve peritoneal efüzyon ADA-1 ve CRP düzeylerindeki artışlar ve aralarında tespit edilmiş olan pozitif korelasyon, bu parametrelerin kedilerin FİP enfeksiyonunun tanısında kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Adenozin deaminazC reaktif proteinHematoloji+6
Mehmet Akif Kahraman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde feline coronavirus (FCOV) enfeksiyonu'nun kalsiyum metabolizması ve adenozin deaminaz (ADA) enzimi üzerine etkisi

AraĢtırmanın amacı FCoV ile enfekte ve FĠP belirtileri gösteren kedilerde enfeksiyonun Ca metabolizmasını nasıl etkilediğinin ve hücresel immun yanıtın yeterliliğinin belirlenmesidir. Ayrıca Ca metabolizmasındaki ve ADA-1 düzeylerindeki değiĢimlerin diagnostik bir öneminin olup olmadığının ortaya çıkarılması da hedeflenmiĢtir. Bunlara ek olarak bazı biyokimyasal ve hematolojik analizlerle enfeksiyonun organ veya sistemler üzerindeki etkisinin ortaya konulması da amaçlanmıĢtır. Birçok hastalık durumunda kalsiyum (Ca) metabolizmasının etkilendiği ve hastalıklara bağlı olarak kan Ca düzeylerinin arttığı belirlenmiĢtir. Özellikle tümoral veya granulomatöz oluĢumlarda, kanser olgularında kan Ca seviyesinin önemli düzeyde arttığı ve bu artıĢın diagnostik öneminin olduğu vurgulanmaktadır. Kedilerde FĠP enfeksiyonunda karaciğer, böbrek gibi birçok organda granulomatöz lezyonlar geliĢmekte olup bu hastalıkta Ca düzeyi ile ilgili herhangi bir çalıĢma yoktur. Adenozin deaminaz (ADA-1) insanlarda ve havanlarda özellikle lenfosit kökenli hücresel immun yanıtın yeterliliğinin ölçülmesinde kullanılmakta olup FĠP'li kedilerde ADA ile ilgili herhangi bir çalıĢma yoktur. Bu nedenle sunulan bu araĢtırmada FĠP'li kedilerde Ca metabolizmasının nasıl etkilendiğinin ortaya konulması ve hücresel immun yanıtın ADA-1 ölçülerek durumunun belirlenmesi araĢtırmanın konusunu oluĢturmaktadır. Ayrıca çalıĢmada karaciğer ve böbrekleri ilgilendiren bazı biyokimyasal analizlerle tam kan sayımları yapılacak ve olası organ yetmezlikleri ortaya konulacaktır. Bu çalıĢmada YaĢam Veteriner Kliniği (Konyaaltı/Antalya) getirilen corona pozitif , FIV ve FeLV negatif non- efüziv ve efüziv form kriterlerinin taĢıyan 20 adet FĠP li kedi ile 10 adet corona, FIV, FeLV negatif sağlıklı kedi çalıĢmaya dahil edilmiĢtir. 20 kedinin 10 tanesi efuziv 10 tanesi non- efüziv olarak belirlenmiĢtir. Bu hayvanların klinik muayeneleri yapılarak, solunum sayısı, vücut ısısı, kalp frekansı değerleri kayıt altına alındı. Bu hayvanların tam kan sayımları ve bazı biyokimyasal parametreleri analiz edildi. FĠP li kedilerin hücresel immun durumunu belirlemek için ADA-1 düzeyleri ölçüldü. FĠP'li kedilerin sadece solunum sayıları kontrol grubuna göre yüksek bulunmuĢ olup (p<0,01) kalp frekansı ve rektal derecelerinde istatistiksel olarak önemli farklar belirlenememiĢtir. Yapılan hematolojik analizler sonucunda FĠP'li kedilerin total lökosit (WBC) (p<0,01), granulosit (p<0,01) ve monosit (p<0,01) sayılarında kontrol grubuna göre önemli düzeyde artıĢlar belirlendi. Ayrıca FĠP'li kedilerin total eritrosit (p<0,01) ve lenfosit sayıları (p<0,05) ile HGB konsantasyonları (p<0,05) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düĢük olduğu saptandı Biyokimyasal analizler sonucunda FĠP'li kedilerin ALT (p<0,01), LDH (p<0,05), ALP (p<0,05), TB (p<0,01), TP (p<0,05) ve G (p<0,001) değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek, A(p<0,05) ve A/G (p<0,001) oranının ise daha düĢük olduğu saptandı. Kuru formda bulunan kedilerin BUN, TP, A, G değerlerinin YaĢ formda bulunan kedilerin değerlerine göre daha yüksek, A/G oranının ise daha düĢük olduğu belirlendi. Yapılan anlizler sonucunda FĠP'li kedilerin ADA-1 (p<0,001), PTH (p<0,01), PTHrP (p<0,001) ve P (p<0,01) düzeyleri kontrol grubu kedilerin değerlerine göre önemli düzeyde yüksek olduğu belirlendi. Kesim noktaları dikkate alındığında FĠP'li kedilerin %60'ında ADA-1 ve %25'inde PTHrP düzeylerinde artıĢlar belirlenmiĢtir. PTH, kalsitonin ve D3 vitamini artıĢları ise sadece birer kedide belirlenmiĢtir. Bununla birlikte FĠP'li kedilerin kalsitonin ve vitamin D3, Ca seviyeleri kontrol grubuna göre yüksek olmakla birlikte iki grup arasında istatistiksel olarak herhangi bir fark belirlenemedi. Sonuç olarak FĠP'li kedilerde hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde değiĢimler belirlenmiĢ ve bu değiĢimlerin kuru ve ıslak formu arasında fark göstermediği ortaya konulmuĢtur. FĠP'li kedilerin tanısında ADA-1 ve Ca seviyelerindeki artıĢın tanıda etkili bir parametre kabul edilebilir. Anahtar Kelimeler: Adenozin Deaminaz (ADA), Biyokimya, Calcitrol (1,25 dihydroxyvitamin D3), Feline Coronavirus (FCoV), Hematoloji, Kalsitonin (CT), Kalsiyum (Ca), Kedi, Magnezyum (Mg), Fosfor (P), Paratriod Hormon (PTH), Paratriod hormon related-peptid (PRTrP)

Adenozin deaminazKalsitoninKalsitriol+7
Hasan Barış Cengiz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur ili parklarında bulunan oyun alanlarının kedi ve köpek helmint yumurtaları ile kontaminasyonunun araştırılması

Bu çalışma, Burdur ili park ve bahçelerindeki çocuk oyun alanlarından alınan toprak örneklerinin, kedi-köpek helmin yumurtaları ile kontaminasyon durumu ve çocuk parklarının bu etkenler açısından taşıdığı riski belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla 10 parkın 10 farklı yerinden olmak üzere toplam 100 toprak örneği, herhangi bir takvime bağlı olmaksızın helmint yumurtaları yönünden incelenmek üzere alınmıştır. Çalışmada, incelemesi yapılan 10 parktan 4 tanesinin (%40), alınan 100 toprak örneğinden de 27 tanesinin (%27) kedi-köpek helmint yumurtaları ile kontamine olduğu tespit edilmiştir. En yaygın tür %21 ile Toxocara türlerinin yumurtası olurken; bunu Taenia türlerinin yumurtaları (%6) izlemiştir. Taenia türlerinin yumurtalarına 10 parktan sadece 1 tanesinde rastlanılırken, bu parktaki kontaminasyon oranı %60 olarak tespit edilmiştir. Helmint yumurtaları ile kontaminasyon belirlenen 4 parktan 3 tanesinde de sadece Toxocara spp. belirlenirken (park numara sırasına göre %70, %60 ve %80); Toxocara türlerinin kontaminasyon oranları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (P>0,05). Bu çalışmada ilk kez Burdur ilinde parklardaki çocuk oyun alanlarının helmint yumurtaları ile kontaminasyonu belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının ilerleyen yıllarda yapılacak benzer çalışmalara bir veri arşivi oluşturmasının yanında, tespit edilen parazit türlerinin meydana getirdiği hastalıklarla ilgili koruma-kontrol programlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

BurdurHelmintlerKediler+6
Canan Oğuz Akbaş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Calicivirus ile enfekte kedilerde adenozin deaminaz 1 (ADA-1), paraoksonase 1 (PON-1), c-reaktif protein (CRP) ve serum amyloid a (SAA) düzeylerinin araştirilmasi

Feline calicivirus (FCV) kedilerde genellikle hafif veya orta şidette üst solunum sistemi enfeksiyonlarına neden olur. Bununla birlikte FCV kedilerde çok daha şiddetli ve öldürücü sistemik enfeksiyonlara da neden olabilmektedir. FCV ile enfekte olan kediler uzun süre taşıyıcı olmakta ve kalabalık olarak barındırılan kedilere enfeksiyonun bulaştırılmasında önemli rol oynamaktadırlar. FCV'lerin yüksek genetik ve biyoçeşitliliği ve mutasyon yeteneği nedeniyle kediler arasında yüksek oranda enfeksiyona neden olmakta ve yapılan aşılar korumada başarısız kalmaktadır. Bu nedenle FCV enfeksiyonları günümüzde hala kediler için önemli bir enfeksiyon olarak yerini korumaktadır. FCV ile ilgili daha çok epidemiyolojik çalışmalar yapılmış olup tanı ve patogenezi üzerine çalışmalar son derece yetersizdir. Dolayısı ile mevcut bu çalışma ile FCV ile enfekte kedilerde hücresel immün yanıtın, oksidatif stresin ve yangısal sürecin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca analiz edilen parametrelerin kedilerde FCV enfeksiyonlarında diagnostik önemi araştırılmıştır. Çalışmada FCV ile enfekte 20 adet kedi ve 10 adet klinik olarak sağlıklı kedi kullanılmıştır. Tüm kedilerden ağız svapları alınarak FCV ve feline herpesvirus (FHV) antijen hızlı test kitleri uygulanmıştır. Testler sonucunda sadece FCV ile enfekte 20 kedi enfekte grubu oluştururken bütün testlerde negatif ve klinik olarak sağlıklı olan 10 adet kedi de kontrol grubunda yer almıştır. Çalışmada yer alan tüm kedilerden serum örnekleri toplanarak bu örneklerde kedi spesifik ELISA test kitleri kullanılarak adenozin deaminaz 1 (ADA-1), paraoksonaz 1 (PON-1), C-reaktif protein (CRP) ve serum amiloid A (SAA) analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda FCV ile enfekte kedilerin serum ADA-1, PON-1, SAA ve CRP düzeylerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli düzeyde artışların olduğu saptanmıştır (p<0,001). Ayrıca yapılan Pearson korelasyon analizlerinde ADA-1 ile PON-1 arasında yüksek düzeyde anlamlı negatif korelasyon (r=-0,73; p<0,001) saptanırken diğer parametreler arasında ise orta düzeyde korelasyonlar belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda FCV ile enfekte kedilerde ADA-1 düzeyindeki artış aktive olmuş hücresel yanıtı, PON-1 düzeyindeki düşüş oksidatif stresin geliştiğini, SAA ve CRP düzeylerindeki artışlar ise bu kedilerde akut faz yanıtın geliştiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma ile FCV ile enfekte kedilerde ADA-1'in hücresel immün yanıtın durumunun belirlenmesinde, PON-1'in oksidatif stres ve antioksidan kapasitenin belirlenmesinde ve ayrıca SAA ve CRP'nin gelişen yangıya bağlı akut faz yanıtın belirlenmesinde yararlı biyomarkırlar olarak kullanılabileceği ortaya konulmuştur.

Adenozin deaminazAmiloidAmiloid protein SAA+5
Seda Sarıkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Obez kedilerin kan serumlarındaki paraoksonaz ve telomeraz enzimleri ile HDL (High density lipoprotein) değerlerinin ölçülmesi ve birbirleriyle olası ilişkilerinin araştırılması

Obezite, vücuttaki yağ oranının metabolik ve fizyolojik fonksiyonlarını bozacak şekilde artışıdır. Günümüzde obezite, evcil kedilerde ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmekte ve giderek yaygınlaşmaktadır. Obezitenin, endokrin ve metabolik bozukluklar, hiperadrenokortisizm, hipotirodizm gibi birçok hastalık ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Paraoksonaz tip 1 (PON1), anti-inflamatuar özelliklere sahiptir ve negatif bir akut faz proteinidir. Karaciğerden PON sentezini diyet, yaşam biçimi karaciğer fonksiyonları ve herhangi bir hastalık görülme durumunun etkilediği bildirilmiştir. PON1, kanda HDL'nin (High Density Lipoprotein) farklı bölgelerine bağlantı yaparak taşınmaktadır ve oksidasyona karşı HDL'yi koruyucu özelliği bulunmaktadır. İnsanlarda obezite olgularında kanda PON1 düzeylerinin azaldığı bildirilmiştir. Plazma lipoproteinlerinden biri olan HDL, kolesterolün depolanması, boşaltımı veya yeniden dağıtılması için karaciğere geri taşınmasında rol oynamaktadır. Kediler için HDL başlıca kolestrol taşıyan lipoproteinlerdir. Telomeraz, telomerleri sentezleyen ve koruyan bir ters transkriptaz enzimidir. Telomer uzunluğu stres, obezite, egzersiz eksikliği, kötü beslenme alışkanlıkları sebebiyle daha da kısalmaktadır. Telomeraz enzimi yeterli bulunmadığında telomerler uzatılamaz ve böylece hücre döngüsünün durması, apoptoz veya ölümle sonuçlanacak bir DNA hasarı oluşabilmektedir. Bu çalışmada obez ve obez olmayan kedilerin kan serumlarındaki paraoksonaz, telomeraz enzimleri ve HDL değerleri ölçüldü ve birbiriyle ilişkileri değerlendirildi. Çalışmaya obez (n=15) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere toplam 25 kedi dahil edildi. Kedilerde vücut yağ ölçüm sistemiyle % vücut yağ oranı, %30'un üzerinde olanlar obez (n=15) olarak değerlendirildi, %30'un altında olanlar ise kontrol grubu (n=10) olarak değerlendirilip kan örnekleri toplandı. Her iki grupta olan kedilerde serum paraoksonaz, telomeraz enzim aktiviteleri ve HDL değerleri ölçülerek değerlendirildi. Paraoksonaz enzimi (p<0.001), telomeraz enzimi (p<0.001) ve HDL (p<0.008) değerleri obez ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterdi ve obez grupta kontrol grubuna göre düşük saptandı. Sonuç olarak; oksidatif stres parametresi olan ve inflamasyonlarda düştüğü bilinen paraoksonaz ve telomeraz enzimlerinin obez kedilerde de düştüğü görüldü. HDL değerlerinin kontrol grubundan düşük olması da obezite ile birlikte ortaya çıkan hastalıkların olduğunun bir göstergesidir.

EnzimlerHDLKediler+3
Tuğçe Dağ
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur il merkezindeki kedilerde toxoplasma gondii seroprevalansı

Toksoplazmozis dünya genelinde yaygın olarak görülen protozoer zoonoz bir hastalıktır. Parazitin insanları enfekte edebiliyor olması ve tüm sıcakkanlı canlılar için endemik olması hastalığın prevalansı açısından büyük önem taşımaktadır. Son konak olan kedinin insan popülasyonları ile yakın temasta olması hastalığın yayılmasında oldukça etkili bir faktördür. Bu çalışma Burdur il merkezinde yaşayan kedilerin Toxoplasma gondii seroprevalansının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada 200 ev ve sokak ilişkili kediden serum örnekleri alınmış ve hızlı antikor test kiti ile T. gondii seropozitifliği belirlenmiştir. Test sonuçları doğrultusunda farklı yaş ve cinsiyette evde veya sokak ilişkili olarak barındırılan 200 kediden 11'i T. gondii antikorları yönünden pozitif bulundu. Bu çalışma ülkemizde Burdur ilinde T. gondii açısından daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç duyulduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kedi, Seroprevalans, Toxoplasma gondii

BurdurKedilerSeroprevalans+2
Bilgehan Asena Aktemur
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde feline coronavirus enfeksiyonunun virolojik ve serolojik araştırılması

Kedilerde Feline Coronavirus Enfeksiyonunun Virolojik ve Serolojik Araştırılması Feline coronavirus enfeksyonu kedi sağlığını etkileyen önemli viral bir hastalıktır. Bu çalışmada, kedilerde feline coronavirus enfeksiyonu (FCoV) virolojik ve serolojik yöntemler kullanılarak varlığı araştırıldı. Bu amaçla evde pet hayvanı olarak beslenen söz konusu enfeksiyona karşı aşılanmamış farklı ırk, cinsiyet, yaş ve sosyal çevrede bulunan klinik bulgu gösteren veya göstermeyen altı ay yaşdan büyük 60 kediden hem kan ve hem de dışkı örneklemesi yapıldı. Toplanan kan numunelerine FCoV antikor (Ab) rapid test ve indirekt Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemleri uygulanarak FCoV antikorları yönünden kontrol edildi. Benzer şekilde aynı kedilerden alınan dışkı numuneleri de FCoV antijen (Ag) rapid test yöntemi kullanılarak FCoV antijen varlığı yönünden kontrol edildi. Analizleri yapılan 60 kedi kan serumu numunesinin rapid test-Ab yöntemi ile 21'i (%35), indirekt ELISA yöntemiyle ise 41'i (%68,33) seropozitif olarak belirlendi. Genel olarak farklı yaş guruplarında ve cinsiyet bazında tespit edilen antikor pozitiflik oranları arasındaki farklılığın istatistiksel olarak önemsiz (P˃0.05) olduğu tespit edildi. Ancak ELISA ile tespit etiğimiz seropozitifliğin 2 yaş ve altı ile 3 yaş ve üstü olarak istatistik değerlendirilmesinde anlamlı (P<0,05) farklılığın olduğu belirlendi. Benzer şekilde indirekt ELISA yöntemi ile rapid test-Ab yöntemi sonucunda belirlenen antikor pozitiflik oranları arasındaki farklılığın da istatistiksel olarak önemli (P˂0.001) olduğu tespit edildi. Toplanan 60 adet dışkı örneğinde de FCoV varlığı rapid test-Ag yöntemi ile araştırıldı ve 1 numune (%1,67) antijen pozitif bulundu. Bu araştırma sonucunda sahipli kedilerde FCoV enfeksiyonunun varlığı/yaygınlığı hem virolojik hem de serolojik olarak ortaya konulmuştur. Ayrıca FCoV enfeksiyonunun serolojik tanısında indirekt ELISA yönteminin rapid test-Ab yöntemine göre daha duyarlı ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antijen, Antikor, ELISA, Feline Coronavirus, Kedi, Rapid Test

AntijenlerEnzime bağlı immünosorbent testiKedi hastalıkları+6
Ahmet Topçu
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde akustik refleksin beyin sapı işitsel uyandırılmış potansiyel (Baer) testi ile araştırılması

Veteriner hekimlerin ve pet sahiplerinin non-invaziv tanı testlerine duydukları ilginin artmasıyla birlikte temel odyolojik değerlendirme testleri daha sık kullanılır hale gelmiştir. Diğer test teknikleri ile değerlendirilemeyen beyin sapının işitme yollarındaki iletimin muayenesinde güvenli bir yöntem olarak BAER testi kullanılabilmektedir. Veteriner odyoloji alanında elde edilen bilgiler genellikle köpekler ve deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilen çalışmalara dayanmaktadır. Bu çalışma ile beşeri hekimlikte yenidoğanlarda işitmenin değerlendirilmesinde kullanılan akustik refleksin, kedilerde BAER testi ile değerlendirilebilirliğini araştırmak ve geniş olgu sayısıyla, kedilerde klik uyaran BAER ile elde edilen yanıtların latans, amplitüd ve interpeak latans değerlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen ve çeşitli endikasyonlarla operasyona alınan, değişik ırk ve yaştaki 26'sı erkek, 24'ü dişi 50 kedi dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen kedilerde indüksiyon amacıyla 4 mg/kg propofol intravenöz kullanılmıştır, entübasyonun ardından anesteziye sevofluran ile devam edilmiştir. Otovideoskopik muayene ile dış kulağında enfeksiyon, paraziter enfestasyon bulunmayan ve kulak zarı normal görünen kedilerin, timpanogramları alınmış ve akustik refleks testi yapılmıştır. Ön muayene sonrası kedilerin BAER kayıtları, klik uyaran ile şiddeti 100 dB HL' den başlanarak 10' ar dB düşürülerek trasenin kaybolduğu eşik seviyeye kadar alınmıştır. Sonuçlar özellikle 90 dB, 100 dB ölçümlerinde akustik refleksi düşündürmektedir ancak bu konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

AkustikBeyin sapıKediler+4
Ayşegül Önür Yılmaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde doğal infeksiyöz peritonitis enfeksiyonunda akciğer lezyonları üzerine patolojik incelemeler

Bu çalışmanın amacı kedilerin infeksiyoz peritonitis enfeksiyonunda akciğer lezyonlarının detaylı bir şekilde incelenerek yangı sırasında bölgedeki hücresel yanıt tipleri ve sitokin etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmanın materyali Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı arşivindeki FIP tanısı konulmuş 20'si çalışma ve 5'i kontrol grubu (Akciğerde herhangi bir patolojiye rastlanılmamış) olmak üzere 25 kedinin dokularına ait parafin bloklardan oluştuturuldu. Parafin bloklar 4 µm kalınlığında kesilerek normal ve poly-l-lysinli lamlar üzerine alındı. Normal lamlar üzerine alınan kesitler Hematoksilen-Eozin ile boyandı ve hastalığın mikroskobik lezyonları belirlendi. Poly-1-lysinli lamlara alınan dokular ise ayrı bir şekilde Anti-Mause Anti-Feline Coronavirus Monoclonal Antibody, Anti-TNFα Antibody, Anti-IL-1-β Antibody, IL6 Antibody, Anti-CD3 Antibody ve Anti-CD20 Antibody streptavidin-biotin peroksidaz yöntemi ile standart ticari kit (Ultravision Detection System Anti-Polyvalent, HRP) kullanılarak immunohistokimyasal yöntem uygulandı. Boyanan kesitler ışık mikroskobunda incelenerek, lezyonlu bölgelerin mikrofotoğrafları çekilip kaydedildi. Vakaların tek tek fotoğrafları incelenerek skorlama yapıldı ve tablo haline getirildi. Her bir sitokin için farklı tablo oluşturuldu ve karşılaştırmaları yapıldı. Sonuç olarak şiddetli vakalarda IL-1 IL-6 TNFα salınımlarının yüksek olduğu T lenfositlerin (CD3) sayıca azaldığı buna karşın B lenfositlerin (CD20) sayıca arttığı tespit edilmiştir. Buna göre virüsün T lenfositleri yıkımlayarak T lenfosit savunmasını inhibe ettiği ve makrofajlar içinde replike olan virüsün tekrarlanan ataklarla B lenfosit proliferasyonunu arttırdığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte oluşan hasarın virüsün direkt etkisinden ziyade B lenfosit aracılı immun yanıtı sonucu antijen-antikor komplekslerine karşı oluşan aşırı sitokin salınımları ile alakalı olduğu belirlendi. Bu özelliği yönüyle insanlarda görülen Covid-19 hastalığına benzerliklerin olması ve Covid-19 ile FIP'in oluşum mekanizması, teşhis ve tadavisinde rol model olabileceği düşünülmüştür.

Akciğer hastalıklarıEnfeksiyonlarHistopatoloji+3
Fatih Yağcı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerin enjeksiyon yeri sarkomlarında PD-1 ve PD-L1 sunumlarının immunohistokimyasal olarak araştırılması

Bu çalışmada kedi enjeksiyon yeri sarkomları (KEYS) için immunoterapinin farklı bir yönden ele alınmasını sağlayabilecek olan programlı hücre ölümü 1 (PD-1) ve programlı hücre ölümü 1 ligandı (PD-L1) sunumlarının immunohistokimyasal olarak araştırılması amaçlanmıştır. PD-1/PD-L1 eksprese eden tümörlerde, bu yolağın baskılanması temeline dayanan tedavi stratejilerinin uygulanması mümkün olabilmektedir. Bu amaçla çalışmamızda öncelikle KEYS'lerin histolojik olarak klasifikasyonları yapılmış, ardından sarkomların malignite derecesi ve lenfosit infiltrasyon yoğunluğu belirlenerek, PD-1, PD-L1 sunumlarının farklı malignite dereceleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Tümörler histopatolojik görünümlerinin yanında immunohistokimyasal olarak vimentin, S100, düz kas aktini (SMA) ve sarkomerik aktin ile boyandı ve incelemeler sonrasında 8 olguya fibrosarkom, bir olguya indiferensiye sarkom, bir olguya liposarkom ve bir olguya rabdomyosarkom tanısı konuldu. PD-1 sunumlarının daha çok lenfoid infiltrasyonlarda ve makrofaj benzeri hücrelerde, olduğu, PD-L1'in ise daha çok tümöral hücrelerde ve infiltre makrofaj benzeri hücrelerde bulunduğu görüldü. Bulguların Pearson korelasyon analizi ile karşılaştırılmasında, tümör farklılaşmasının PD-1 ile orta dereceli (p < 0,05), PD-L1 ile ise yüksek dereceli (p < 0,01) bir korelasyonu bulunduğu görüldü. Tümör derecesinin de PD-1 ile düşük, PD-L1 ile orta dereceli korelasyon gösterdiği belirlendi (p > 0,05). PD-1 ve PD-L1 arasında ise orta dereceli bir korelasyon tespit edildi (p < 0,05). Bu bilgiler ışığında PD-1 ve PD-L1'in artan ekspresyonunun KEYS'lerde zayıf tümör farklılaşması ve dolayısıyla kötü prognozla ilişkili olabileceği sonucuna varıldı.

EnjeksiyonlarHistopatolojiKediler+5
İsmail Karagül
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde kedi ve köpeklerde coronavirus enfeksiyonlarının prevelansı

Antalya ilinde Kedi ve Köpeklerde Coronavirüs enfeksiyonlarının prevelansı Bu çalışmada Antalya ilinde farklı ırk, yaş ve cinsiyette, sahipli veya sokakta yaşayan kedi ve köpeklerde coronavirüs prevalansını rapid test yöntemiyle belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla Antalya ilinin Muratpaşa ilçesinde bulunan kliniğimize getirilen farklı yaş, ırk ve cinsiyette, sahipli veya sokakta yaşayan 100 adet kediden alınan kan örnekleri EDTA lı tüplere alınarak, yine farklı ırk, yaş ve cinsiyette 100 adet köpekten alınan dışkı örneği ise antijen yönünden hızlı test kitleriyle (Kedilerde Asan Fcov (Asan Pharmaceutical Co.,Ltd-Kore), Köpeklerde Asan CCV/CPV (Asan Pharmaceutical Co.,Ltd-Kore), taranmıştır. Çalışmada kullanılan 100 adet köpekten 2'si (%2) coronavirüs antijenleri yönünden pozitif olarak belirlenmiştir. Kedilerden alınan kan örneklerinde ise 54 kedide (%54) seropozitiflik tespit edilmiştir. Çalışmada kullanılan 59 dişi kediden 30 tanesinde (%50,84), 41 erkek kedinin ise 24 tanesinde (%58,53), 0-2 yaş grubu kedilerin 29 tanesinde (%29), 3-4 yaş grubunda 15 (%15), 5-6 yaş grubunda 4 (%4), 7-8 yaş grubunda 3 (%33), 9-10 yaş grubunda 2 (%2) ve 11 yaş üzerinde 1 (%1) kedide seropozitiflik belirlenmiştir. Irk açısından değerlendirildiğinde en yüksek oranda Scottish fold (%20) British shorthair (%10) ve tekir kedilerde (%9) seropozitiflik tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Antalya ilinde köpeklerde dışkıda coronavirüs antijenleri yönünden düşük, kedilerde ise kanda coronavirüs antikorları yönünden yüksek oranda seropozitifliğin belirlenmesi bu bölgede yetiştirilen kediler açısından coronavirüs hastalıkları bakımından risklerin oldukça yüksek olduğunu göstermektedir.

AntalyaKedilerKorona virüs enfeksiyonları+3
Onur Kıvrakdal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan kedilerde leptin ve ghrelin hormonlarının araştırılması

Obezite, vücutta fazla miktarda yağ birikmesine bağlı olarak metabolik ve fizyolojik fonksiyonlarının bozulmasıdır. Evcil kedilerde giderek yaygınlaşan bir problem olan obezitenin temel tıbbi kaygısı anormal yağ birikimine eşlik eden birçok hastalıkla ilişkili olmasıdır. Obezitenin nedenleri, gelişiminde rol oynayan birçok farklı değişken olduğu için net değildir. Leptin ve ghrelin enerji dengesini ile ilgili iki hormondur. Ghrelin oreksijenik bir hormonken leptin anoreksijenik bir hormondur. Bu iki hormon hakkında hala yeterince bilgi yoktur ve obezite ile bağlantısını araştıran araştırmalar çok azdır. Bu çalışmanın hayvan materyalini klinik olarak sağlıklı rutin kontrollere getirilen fizik muayene ile hemogram ve kan biyokimya sonuçlarına göre sağlıklı olan değişik ırk, yaş ve cinsiyette kedilerden oluşmaktadır. Çalışmada kedilerde vücut yağ ölçüm sistemiyle 20 kedi değ erlendirildi. Vücut yağ oranı, %30'un üzerinde olanlar obez (n=10) olarak değ erlendirildi, %30'un altında olanlar ise kontrol grubu (n=10) olarak değ erlendirilip kan örnekleri toplandı. Her iki gruptaki kedilerden Vena jugularisten antikoagulansız tüplere kan örnekleri alındı. Alınan kan örnekleri santrifüje tabi tutulduktan sonra serumları ayrıştırılarak serum analizleri yapılana kadar -20°C de saklandı. Daha sonra ELİSA yöntemi ile leptin ve ghrelin değerleri ölçüldü ve birbiriyle ilişkileri değerlendirildi. Her iki grupta olan kedilerde serum leptin (p=0,05) ve ghrelin p=0,001) değerleri belirlendi ve istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlendi. Sonuç olarak obez kedilerde leptin ve ghrelin hormonları önemli rol oynadıkları ve birbirleri ile bağlantılı olduğu saptandı.

GhrelinHormonlarKediler+3
Şefika Akgün
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Non-brakiosefalik kedilerde periodontal hastalığa yatkınlığın klinik ve termografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada; Gingival İndeks (Gİ), Papil Kanama İndeksi (PKİ) ve Plak İndeksi (Pİ)'ne göre kedilerin diş eti yangısı ve ağız hijyen derecesi belirlendi. Bu indeks dereceleri arasında, diş etinin farklı anatomik bölgelerinin, termal kamera yardımıyla ölçülen sıcaklıklarının karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmanın materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine ovariohisterektomi ve kastrasyon için getirilen, non-brakiosefalik ve diş etlerinde periodontal yıkımlanma gözlemlenmeyen, 1 yaş ve üzeri 50 kedi oluşturdu. Kliniğe getirilen kedilerin muayene odasında 30 dakika süre ile istirahati sağlandı. Anestezinin indüksiyonu sırasında pre entübe dönemde kedilerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür haldeyken termal kamera ile ilk termogramları alındı. Daha sonra kediler entübe edilerek anestezi cihazında inhalasyon anestezisine alındı. Kedilerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür hale getirildi ve 20 cm mesafeden termal kamera yardımıyla sağ ve sol maksiller ve mandibular yarımın termogramları alındı. Aynı prosedür rostral olarak insisiv dişler içinde uygulandı. Daha sonra tüm diş etlerine ait hiperemi, ödem, kanama ve plak yoğunluğu indeks sistemlerine göre kayıt altına alındı ve kediler işlemlerinin ardından taburcu edildi. Elde edilen termogramlardan, kedilerin her bir dişine ait diş etinin, serbest gingiva (SG), bağlı gingiva (BG) ve alveolar mukoza (AM) olmak üzere üç ayrı anatomik bölgesine ait sıcaklıkları kaydedildi. Kaydedilen sıcaklıklar kullanılan üç ayrı indeks sistemine göre ayrı ayrı sınıflandırıldı. Post entübe dönemde maksiller diş etlerinde Gİ dereceleri arasında SG bölgesinde (p=0,044<0,05); ayrıca mandibula bölgesinde ise SG, BG ve AM bölgelerinde (p=0,002<0.05) Gİ derecesi arttıkça sıcaklıkta önce düşüş sonrasında artış tespit edildi. Maksiller ve mandibular diş etlerinde Gİ0 derece olan SG, BG ve AM bölgelerinin kendi arasında bölgesel olarak SG-AM (r= 0,909°C ve p=0,000<0,05) ve BG-AM (r= 0,538°C ve p=0,037<0,05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Maksillar ve mandibular dişeti bölgelerinde sıcaklık farkında maksiller diş eti bölgelerinin (SG (r= 0,419±0,231°C ve p=0,071>0,05), BG (r= 0,457±0,231°C ve p=0,048<0,05) ve AM (r= 0,612±0,23°C ve p=0,006<0,05)) daha yüksek sıcaklığa sahip olduğu tespit edildi. Post entübe dönemde mandibulada PKİ dereceleri arttıkça AM bölgesinde sıcaklığın arttığı (p=0,048<0,05) sonucuna varıldı. Yine post entübe dönemde maksillada Pİ derecesi arttıkça SG bölgesinde (p=0,013; p<0,05) sıcaklıkta öncelikle bir düşüş sonrasında ise artış olduğu bulundu. Pre ve post entübe dönemde farklı Gİ, PKİ ve Pİ derecelerine sahip SG, BG ve AM bölgelerinin sıcaklık farkının karşılaştırıldığı analizde PKİ 2 hastalık derecesine sahip SG ve BG bölgelerinde istatiksel olarak pre entübe dönem sıcaklıklarının post entübe dönemden daha düşük olduğu (SG (r= -1.0334 ve p=0,023<0,05) ve BG (r=-0.8583p=0,043<0,05)) bulundu. Kedilerde yaş arttıkça Gİ derecesinin düştüğü ve Pİ derecesinin arttığı tespit edildi. Termal kameranın kedilerde diş eti hastalıklarının teşhisinde önemli katkıları olabileceği öngörüldü.

GingivaKedilerPeriodontal hastalıklar+3
Doğukan Polat
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pyometralı kedilerde serum amiloid düzeylerinin hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle birlikte değerlendirilmesi

Pyometralı Kedilerde Serum Amiloid Düzeylerinin Hematolojik ve Biyokimyasal Parametrelerle Birlikte Değerlendirilmesi Sunulan bu çalışmada pyometra vakalarında tanı amaçlı sıklıkla kullanılan hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile bir akut faz proteini olan serum amiloid A (SAA) değerinin etkinliğinin incelenmesi amaçlandı. Klinik olarak en sık tercih edilen parametreler ile SAA arasında herhangi bir korelasyon olup olmadığına bakıldı. İstatistiksel olarak önemlilik düzeyleri tespit edildi. Kedilerde pyometra vakaları ile ilgili çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu sebeple araştırmanın konusunu kedilere ait örnekler oluşturdu. Çalışmada farklı ırk, yaş ve kilolarda olmak üzere toplamda 14 adet kediye ait kan örnekleri kullanıldı. Kediler 2 gruba ayrıldı. Grup I'i klinik muayenede herhangi bir hastalık belirtisi olmayan ve kan parametreleri normal sınırlarda olan sağlıklı kabul edilen rutin ovariohisterektomi (OVH) operasyonu için kliniğe getirilmiş 7 kedi; Grup II'yi ise yapılan detaylı klinik muayene, hematolojik analizler ve ultrasonografik incelemeler sonrasında pyometra tanısı konulan 7 kedi oluşturdu. Çalışma grubundaki sağlıklı ve pyometralı kedilerin hematolojik parametreleri değerlendirildiğinde lökosit (WBC), nötrofil (NEU) ve monosit (MON) değerleri arasında istatistiksel olarak önemli derecede fark bulundu. Grup II'e ait bu değerler Grup I'e ait değerlere oranla anlamlı derecede yüksek tespit edildi (p<0.001). İncelenen diğer kan parametrelerinden olan eozinofil (EOS), lenfosit (LYM), eritrosit (RBC), hemoglobin (HGB), ortalama alyuvar hacmi (MCV), korpuskuler hemoglobin konsantrasyonu (MCHC), hematokrit (HCT) ve trombosit (PLT) arasında her iki grup karşılaştırıldığında önemli bir fark saptanmadı (p>0.05). Çalışma grubunu oluşturan kedilerde organ fonksiyonları incelendiğinde ve gruplar arası biyokimya parametrelerindeki değişimler değerlendirildiğinde alanin aminotransferaz (ALT), aspartat transaminaz (AST), kreatinin (CRE), total protein (TP), total bilirubin (TBİL), glukoz (GLU) değerleri arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde fark tespit edildi (p<0.001). Alkalen fosfataz (ALP), kan üre nitrojeni (BUN) ve gama glutamil transferaz (GGT) arasında istatistiksel olarak önemli fark bulundu (p<0.05). Yapılan çalışmada serum amiloid A değerinin gruplar arası karşılaştırılmasında pyometralı grubun SAA değerinin sağlıklı gruba oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna varıldı (p<0.001). Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre akut faz proteinlerinin (APP) hematolojik ve biyokimyasal analizlere ek olarak birlikte değerlendirilmesinin erken teşhis ve tedavide önemli bir rolü olduğu vurgulandı. Anahtar Kelimeler: Biyokimya, Hematoloji, Kedi, Pyometra, Serum amiloid

AmiloidBiyokimyaHematoloji+3
Rüştü Karataş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul yöresinde kedi ve köpeklerde deri hastalıklarının insidansı

Kedi ve köpeklerdeki deri hastalıklarına kliniklerde sıkça karşılaşılmakta ve oluşumunda uygun olmayan besleme, barınma ve bakım koşullarının önemli rol oynadığı ifade edilmektedir. Bu çalışmada İstanbul ilinde klinik, poliklinik, bakım-barınma ve rehabilitasyon hizmeti veren 26 küçük hayvan kuruluşunda saptanan deri hastalıklarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmada; ırk, cins, yaş ve tür gibi faktörlerden hareketle deri hastalıklarının insidansları belirlenerek hangi hayvanların hastalıklardan daha fazla etkilendiği ve bu hastalıkların nedenlerinin ne olduğu saptanmaya çalışıldı. Çalışmada 653'ü köpek ve 347'si kedi olmak üzere toplam 1000 olgu kullanılmıştır. Köpeklerin 256 (%39,2)'sı genç (0-2), 153 (%23,5)'ü orta yaş (2-5) ve 244 (%37,3)'ü yaşlı (5-13); kedilerin ise 164 (%47,3)'ü genç (0-2), 92 (%27)'si orta yaş (2-7) ve 91 (%26)'i ise yaşlı (7-19) hayvanlardan oluşmaktaydı. Yapılan ddeğerlendirme sonucunda olguların 276'sında kaşıntılı dermatoz (Kedi: 103 (%29.7); Köpek: 173 (%26.5)), 210'nunda sinüs oluşumuyla karakterize hastalıklar (Kedi: 66 (%19); Köpek: 143 (%21.9)), 122'sinde uyuz (Kedi: 8 (%2.3); Köpek: 114 (%17.4)), 98'inde dermatofitozis (Kedi: 54 (%15.6); Köpek: 44 (%6.7)), 87'sinde nodüler dermatoz (Kedi: 28 (%8); Köpek: 59 (%9)), 64'ünde komplike vakalar (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 62 (%9.5)), 31'inde apse (Kedi: 22 (%6.3); Köpek: 9 (%1.4)), 23'ünde çevresel dermatoz (Kedi: 11 (%3.2); Köpek: 12 (%1.8)), 16'sında otitis externa (Kedi: 3 (%0.9); Köpek: 13 (%2)), 13'ünde ülseratif dermatoz (Kedi: 6 (%1.7); Köpek: 7 (%1)), 12'sinde endokrin dermatozu (Kedi: 3 (%0.9); Köpek: 9 (%1.4)), 11'inde yağlı kuyruk sendromu (Kedi: 11 (%3.2)), 10'unda othematom (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 8 (%1.2)), 7'sinde kabuklanma ve pullanma ile karakterize hastalıklar (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 5 (%0.8)), 4'ünde fotosensibilizasyon (Kedi: 4 (%1.2)), 3'ünde cushing sendrom (Köpek: 3 (%0.5)), 3'ünde atopi (Kedi: 3 (%0.9)), 3'ünde interdigital dermatitis (Köpek: 3 (%0.5)) ve 1'inde ise yaz dermatiti (Köpek: 1 (%0.2) belirlenmiştir. Sonuç olarak; kedi ve köpeklerdeki deri hastalıkları ile ırk, cins, yaş, beslenme, barınma ve bakım gibi faktörler arasında yakın bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.

Deri hastalıklarıKedilerKöpekler+2
Cengiz Aktaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerin rehabilitasyonunda nörolojik ve ortopedik rahatsızlıklar için fizik tedavi uygulamaları ve sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada kedi ve köpeklerin rehabilitasyonunda nörolojik ve ortopedik rahatsızlıklar için fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR) uygulamaları ve bu uygulamalardan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın materyali 11 kedi ve 9 köpek olmak üzere toplam 20 olgudan oluştu. Bu olgulara FTR amacıyla transkutanöz elektrik stimülasyonu (TENS), terapötik ultrason (TU) ve düşük doz lazer terapi (LLLT) kullanıldı. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen olguların %55'i kedi ve %45'i köpek olacak şekilde dağılım gösterdi. Bu olgulardan 4 olguda kassel (%20), 9 olguda patella çıkığı ya da kalça eklemine ilişkin (%45), 1 olguda Leg Calve Pertes (%5), 8 olguda kalça çıkığı (%40)) gibi ortopedik problemler mevcutken, geriye kalan 7 olguda ise nörojenik kaynaklı (%35) (6 spinal travma (%30), 1 radial paraliz (%5)) olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olgular içerisinde sadece 6 tanesinde (%30) herhangi bir cerrahi planlama yapılmadan yalnız başına FTR uygulaması yapıldı. Diğer 14 olguda (%70) ise tedaviye yönelik cerrahi bir ameliyat yapıldıktan sonra FTR uygulaması yapıldı. Olgular kendi aralarında değerlendirildiğinde kedilerin yaşları ortalama 18,90 aylık, köpekler ise 31,77 aylık olarak hesaplandı. Kedilerin 6'sı erkek, 5'i dişi, köpeklerin de tamamı erkek idi. FTR uygulamaları ortopedik uygularda belirgin derecede bir iyileşme sağlanırken nörolojik vakaların bazılarında tam bir iyileşme sağlanamadı. Sonuç: Kedi ve köpeklerde çeşitli ortopedik ve nörolojik rahatsızlıkları için sadece medikal veya cerrahi olarak bir tedavi planlandığında hasta konforu, ağrı kontrolü, iyileşmenin hızlandırılması, hasta sahibi memnuniyeti gibi birçok amaç için tercih edilen FTR uygulamaları arasında TENS, TU ve LLLT bir kombinasyon halinde kullanılabilir. Bu kombinasyonun sunulan tez çalışmasındaki doz ve sürelerde elde edilen bulgulara göre sonuçların oldukça tatmin edici düzeyde olduğu ve kedi köpeklerin rehabilitasyonunda ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar için TENS, TU ve LLLT kombinasyonundan oluşan FTR uygulamalarının yalnız başına ya da tamamlayıcı bir tedavi olarak kullanılmasını öneririz. Anahtar Sözcükler: Fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR), kedi, köpek, transkutanöz elektrik stimülasyonu (TENS), terapötik ultrason (TU), düşük doz lazer terapi (LLLT)

FizyoterapistlerKedilerKöpekler+4
Aşkın Doğan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00

Related subjects