Osmanlı sanatı
Bu konu başlığı altında 86 tez
Kuzey Afrika ülkelerinde darbedilen Osmanlı sikkeleri
Bu çalışma, Kuzey Afrika ülkelerinde darbedilen Osmanlı sikkelerine odaklanmakta; bu sikkelerin üretim süreçlerini, tipolojik özelliklerini ve tarihî önemini incelemektedir. Araştırma, sikkelerin üzerindeki yazıtları, kullanılan malzemeleri, darp yerlerini, süsleme unsurlarını ve bu sikkelerin Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuzey Afrika'daki parasal ve kültürel sistemlerindeki rollerini analiz etmektedir. Çalışma üç ana bölümde yapılandırılmıştır: • Giriş bölümü, konunun tanımını, önemini, kapsamını, literatür taramasını ve metodolojiyi ortaya koymakta; ayrıca Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus'taki darphaneler hakkında genel bilgiler sunmaktadır. • Birinci bölüm, sikkelerin darp yerlerine göre kronolojik olarak düzenlendiği bir katalogdan oluşmakta ve her bir örnek ayrıntılı biçimde incelenmektedir. • İkinci bölüm ise incelenen sikkelerin malzemeleri, darphaneleri, süsleme unsurları ve yazıtları üzerine kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, yalnızca Osmanlı sikkelerini değil, aynı zamanda Kuzey Afrika darphanelerinde üretilen sikkelerin yazılarını, biçimlerini, süslemelerini, bileşimlerini ve ikonografik anlamlarını da bilimsel olarak analiz ederek Osmanlı nümizmatik literatürüne önemli bir katkı sağlamaktadır.
Ahvâl-i Kıyâmet ve resimli nüshaları
Bu çalışmanın konusunu, 13. yüzyıl şairlerinden Şeyyad İsa ya da Şeyyad Hamza tarafından manzum olarak yazılmış Ahvâl-i Kıyâmet'in, 16. yüzyıl sonu 17. yüzyıl başlarında hazırlanan resimli nüshaları oluşturmaktadır. Osmanlı sarayında ve toplumunda Hicri 1000 (1591-2) yılından itibaren kopacağına inanılan kıyamet beklentisiyle bağlantılı bir bağlamda hazırlanan Ahvâl-i Kıyâmet'in günümüze ikisi tam ve ikisi de dağılmış yapraklar halinde olmak üzere dört resimli nüshası ulaşmıştır. Bunlar sırasıyla, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Hafid Efendi 139, Berlin Staatsbibliothek Ms. Or. Oct. 1596, Philadelphia Free Library'de Rare Book Department (Ms. O. Tu 4-Tu 7)- Harvard University Art Museum (1956.196) ve Dallas Museum of Art, Keir Collection (IV, 9-21) nüshalarıdır. Resimli Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarında tasvirler kıyametin üç aşamasında toplanmıştır: Kıyamet öncesi alametler, kıyametin gerçekleşmesi, kıyamet sonrası hayat. Bu tezde, tasvirlerin metinle bağlantısı incelenmiş, metinden canlandırdığı bölümler aktarılarak imgeler çözümlenmiş ve betimlenmiştir. Yazmalar resim konuları ve resim programları yönünden karşılaştırılmış, aralarında farklar olduğu gözlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin tek kaynağının metin ya da nüshalar arasındaki bağlantılar olmadığı tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin Osmanlı nakkaşlarının özgün anlatılar için özgün görsel yorumlar üretmeleri sürecini örneklediği tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarının Osmanlı resmi içerisinde üslup açısından hangi gruba ait olduğu belirlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimli nüshalarında karşımıza çıkan kıyamet tasvirlerinden bazılarının benzerlerine İslam resim sanatının başka ürünlerinde rastlamakla beraber resimli Ahvâl-i Kıyâmet yazmalarında kıyamete dair tüm tasvirler bir arada yer almaktadır. Ahvâl-i Kıyâmet nüshaları bu bakımdan benzersizdir ve daha önce betimlenmemiş kompozisyonları ile Osmanlı resminde özgün bir yere sahiptir. Nüshalarda yer alan özellikle mahşer ve ahiret hayatını konu alan resimlerin Osmanlı kitap resmi örnekleri arasında yer almadığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler 16-17. yüzyıl Osmanlı Resmi, Osmanlı resminde kıyamet, Kıyamet alametleri, Kıyamet sonrası hayat.
Osmanlı minyatürlerinin sinemasal dil açısından Surname-i Vehbi örneğinde incelenmesi
Osmanlı minyatür sanatı, özellikle Fatih Sultan Mehmet'in sanata ilgisi ve sanatı destekleyici özellikleri sayesinde onun döneminden itibaren gelişerek ve saray içerisinde teşkilatlanarak devam etmesi üzerine hem korunmuş hem de oldukça fazla eseri ve gelişimi beraberinde getirmiştir. Sanatçıların hayal dünyaları kadar gerçekleri de ön plana çıkarmaları nedeniyle tarihi gerçeklikleri ve olayları birincil gözden anlatan minyatür örnekleri, yaklaşık 500 yıl Osmanlı sanatı içerisinde oldukça fazla miktarda yer almıştır. Olayların içinde yer alan nakkaşlar çalışmalarına gözlemlediklerini olduğu gibi geçirmelerinin yanı sıra sanatçıya özgü eserini kendi biçim ve üsluplarını da katarak meydana getirmişlerdir. Sinemaya özgü niteliklerin Osmanlı minyatür sanatında kullanılıp kullanılmadığını incelediğimiz bu çalışmada örnek olarak Surnâme-i Vehbî tercih edilmiştir. Kendine has tarzı ile Levnî'nin yapıtlarından olan Surnâme-i Vehbî, Osmanlı minyatür sanatında önemli bir yer edinmiştir. Sinemanın temel öğelerini baz alarak yürüttüğümüz bu çalışmadaki minyatürler aynı zaman göstergebilimsel açıdan da ele alınmışlardır. Birinci Bölüm, Osmanlı minyatür sanatına giriş niteliğinde ve dönemlere göre ayrılarak incelenmiştir. Sarayın sanata bakışı ve dönemin şartları ışığında değerlendirilen minyatür sanatının en iyi eserlerinin yer aldığı, klasik dönem olarak da anılan 16. Yüzyıl ve Batılılaşmanın ipuçları görülen 17. yüzyıl ve 18. yüzyıl yapıtları ve sanatçıları, bu bölümün konusunu oluşturmaktadırlar. İkinci bölümde ise sinemasal dilin öğeleri olarak ışık, renk, hareket, kurgu, kompozisyon tanımlanmıştır. Üçüncü bölüm göstergebilime giriş yapılmış ve düz anlam, yan anlam konuları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm ise Surnâme-i Vehbî minyatürlerinden örnek olarak seçilenler ışığında sinemasal dil çözümlemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Minyatür Sanatı, Surname-i Vehbi, Sinemasal Dil, Sinemasal Dilin İlkeleri, Göstergebilim
Takkeci İbrahim Ağa Camisi çinilerinin günümüz kumaş deseni tasarımına uyarlanması üzerine bir araştırma
XVI. yüzyıl ve XVII. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti her alanda olduğu gibi sanatta da en parlak dönemini yaşamış, günümüze kadar gelen, eşsiz eserler kazandırmıştır. Bu yüzyıllar arası yapılan mimari eserlerde, Geleneksel Türk El Sanatlarının en güzel örnekleri ortaya çıkmıştır. Cami, saray, kervansaray, çeşme, türbe gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan çiniler dönemlerinin ihtişamını yansıtmaktadır. Konumuz olan bu çiniler sır altı tekniği ile yapılmış, uygulama yerlerine göre saray nakkaşhanelerinde desenlendirilmiş, İznik ve daha sonra Kütahya en önemli imalat yerleri olmuştur. Dönemin, en güzel çini örneklerini görebileceğimiz Takkeci İbrahim Ağa Caminin, (Arakiyeci İbrahim Ağa, Takkeci İbrahim Çavuş Camisi diye de anılır) (1591) çini panolarının motif özellikleri kullanılarak hazırlanan özgün, tekstil tasarımları, araştırmanın geçmiş ile gelecek köprüsünü oluşturma çabasıdır. Bu çalışmada, Osmanlı Çini Sanatı'nın görsel bir anlatım dili olduğu ve bu dilin günümüz tasarımcıları tarafından kabul görmesi, dolayısıyla caminin tanıtımına katkıda bulunulması hedeflenmektedir.
Osmanlı estetiğinde klasik romantik bireşimi Süleyman Seyyid
Osmanlı'da Batı tarzı resmin benimsenmesinde orduyu modernleştirme çabalarısonucunda kurulan askeri okulların etkisi büyüktür. 1773 yılında kurulanMühendishane-i Bahrî Hümayun, 1795 yılında kurulan Mühendishane-i Berrî-iHümayun ve 1834 yılında kurulan Mekteb-i Harbiye gibi okullarda resim dersleriverilmeye başlanır.Bu okullardaki resim dersleri, teknik anlamda Batılılaşmakisteyen Osmanlı Devleti'ne denk düşen bir öğretim programına sahiptir. Bunaparalel olarak, eğitim amacıyla yurt dışına öğrenciler yollanır.Yurt dışına gönderilen ilk ressamlar arasında, Ferik İbrahim Paşa, Hüsnü YusufBey gibi isimler yer alır. İkinci dönem Fransa'ya resim eğitimine giden sanatçılarOsman Hamdi, Şeker Ahmed Paşa ve Süleyman Seyyid'dir.19. yüzyıl Osmanlı resim sanatında natürmortları ile ün kazanmış bir ressam olanSüleyman Seyyid, doğal olanı doğallıktan çık artmamaya özen göstermiştir.Kompozisyonlarının geneline hakim olan sadelik doğayı severek gözlemlediğiningöstergesidir. Yalın şeylerin saf güzelliğini keşfeden bir göze sahiptir. SüleymanSeyyid'in kuvvetli gözlemi, onu düşsel görüntüler yerine görüneni betimlemeyesevk eder. Kullandığı parlak ışık ve yumuşak tonlar ile sanatçı gözlemlediğigerçeğe duygusallık katmıştır.
Kıyamet ve son yargı tasvirlerinde hibrit ikonografisi
Başlangıcı olan her şeyin bir sonu olduğu bilincinden hareketle, gelecekte insanlığı nasıl bir sonun beklediğine ilişkin merak sorunsalı, toplumların inanç biçimlerine göre şekillenmektedir. Apokaliptik düşünce yapısının, Antik dönemden bu yana sunduğu kaynakların yansımaları aydınlanma çağının da ötesine geçerek etkisini sürdürmektedir. Bu araştırma, 16. ve 17. Yüzyıl Post-Bizans dönemi Ortodoks Son Yargı İkonaları ile İslâm kıyamet kültürünün yansımasını bulduğu, yaklaşık aynı döneme tarihlenen Osmanlı kıyamet minyatürlerinin incelenmesi temelinde ele alınmıştır. Bununla birlikte, aynı kutsal kaynaklardan beslenen bu iki semavi dine ait iki kültürün etkileşim sürecinde apokaliptik hibrit tasvirlerin ikonografik biçimlenişi ve tipolojik karşılaştırması araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Ortodoks Hıristiyan teolojisinde ikonalar, kutsallıklarıyla litürjinin bir parçası konumundadır. İslam sanat geleneğinde tasvirlerin böyle bir kutsallık alanı olmamakla birlikte, çeşitli konulardaki tasvirlerin yanında dini içerikli olanlar da bulunmaktadır. İnanç bağlamında araştırmanın odaklandığı temel sorunsal, iki kültürün kıyamet tasvirlerinde yer alan hibrit imgelerin yazınsal alandan imgesel olana aktarımında kollektif hafızanın biçimlenişine etki eden dinamiklerin gelenekler doğrultusunda değerlendirilmesi, ikonografik ve ikonolojik bir okumayla benzerlik ya da farklılıkların saptanmasıdır. Bizans ve İslam geleneklerinde hibrit tasvirlerin gelişiminin izlenmesi bu değerlendirmede tezin önemli bir aşamasını oluşturur. Araştırmada kullanılan metodoloji, araştırma sürecinde elde edilmiş verilerin "nitel veri analizi" yöntemi çerçevesinde, bulguların ayıklanmasını içeren eksiltme yöntemidir. Bu bağlamda araştırmada kullanılan veriler, konu bütünlüğünün sağlanması bakımından örneklem amacıyla azaltılarak seçilmiş bulguları içermektedir.
Osmanlı'da kâtı' sanatı ve günümüz sanatçılarına yansımaları- örnek çalışma
Katı, geleneksel sanatlarımız içerisinde yer alan önemli sanat dallarımızdan birisidir. 16. Yüzyılın başlarında Osmanlı sanatına dahil olan bu sanat, 18. yüzyılın sonlarında itibaren çok fazla temsilcisi olmadığı için unutulma noktasına gelmiştir. Günümüzde dahi çok az sayıda yazılı kaynak mevcut ve bu kaynaklara ulaşmak oldukça zordur. Bu çalışmada, kâtı' sanatının Osmanlı'da gelişimi, temsilcileri ve eserlerine, aynı zamanda günümüz sanatçıları ve çalışmalarına yer verilmiştir Birinci bölümde sanat, geleneksel sanatlar ve kâtı' sanatının tanımına, geleneksel sanatlar içerisindeki yerine dair açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde kâtı' nın tarihçesi ve Osmanlı'da gelişimi, günümüze ulaşan eserler, kâtı' sanatçılarının yanı sıra kullanılan malzemeler ve bezeme konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde, Kâtı' eğitimi, üsluplar, sıkça yapılan yanlışlar ve kâtı' sanatçıları ile yapılan görüşmeler ışığında, üslupları ve eserleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Bu tez yeniden canlanmaya başlayan kâtı' sanatının gelecek nesillere doğru aktarılması adına atılmış bir adım niteliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kâtı', Kâğıt Kesme, Kağıt, Geleneksel Sanat, Oyma Sanatı
Dünya müzelerinde Osmanlı kumaş ve halıları
Asırlar süren Osmanlı İmparatorluğu'nun, sosyo-politik gücü ve görkeminin yanı sıra, sanata karşı duruşları ve sanat zevki göz ardı edilemeyecek kadar ihtişamlıdır. Ancak Türk sanatının Osmanlı'ya gelene kadarki, tarihi sürecini de göz ardı etmemek gerekir. Kökeni ilkel devirlere kadar dayanan bu sanatın, İslamiyet öncesi devirde başlayan oluşumu, İslamiyet'ten sonra şekillenmeye başlamıştır. Türk Sanatı'nın gelişimi Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 16.yüzyılda en nihai şeklini şeklini almıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda verilen eserlere Batı her zaman büyük hayranlık beslemiştir. Özellikle kumaşlarının ve halıların kalitesi, özgünlüğü ve gösterişi her zaman dikkat çekmiştir. Şu an dünya müzelerinde ve özel koleksiyonlarda bu kadar çok kumaş ve halının olması, o ihtişamlı zamanlarda, yurt dışına çok fazla eşyanın çıkarıldığı sonucuna ulaşmamızı sağlamaktadır. Çoğunluğu 16. yüzyıla ait olan bu eserler, Türk sanatının o dönem ki görkemli halini de sergilemektedir. Bu araştırmada, dünya müzelerindeki kumaş ve halıları incelemeden önce, Türk süsleme sanatının gelişimi üzerine inceleme yapılmış, dönemsel gelişimi kronolojik olarak irdelenmiştir. Türk süsleme sanatının kökenine kadar inilerek başlangıcından, en görkemli zamanına kadar, hangi eserlerde ne şekilde kullanıldığını da araştırmaya dahil edilerek dünya müzelerinde yer alan Osmanlı dönemi kumaş ve halılarını da incelenerek,araştırma görsel ve yazılı kaynaklarla desteklenmiştir. Anahtar Kelime: Osmanlı Devleti, Türk sanatı, İslamiyet, Müze, Kumaş ve Halı
Rusların Erzurum ve Kars'taki dini mimarisi
Toplumlar arası iletişimde, sanat ve kültür alanındaki etkileşimler son derece olağandır. Kültür tarihi araştırmalarındaki yoğunluk arttıkça, coğrafi konumları farklı doğu ile batının ayrı kültürlerle kendilerini ifade ettikleri bilinmekle birlikte; her iki toplumun bir sentez içerisinde birbirlerini etkilemiş olmaları da kabul görmektedir. Rus tarihinde modernleşme çabalarının öncüsü olan I. Petro zamanında, yüzyıllara dayalı geleneği ve dinsel havası olan Moskova'nın yerine; 1703 yılında, Baltık Denizi kıyısında yeni bir şehir kurarak orayı başkent yapma arzusu ile 'Petersburg' adında, tamamen Avrupai bir kent kurulmaya başlanmıştır. Bu kentin planlanması baştan sona İngiltere, Fransa, Hollanda ve İtalya'dan getirilen yabancı mimar ve mühendislerce gerçekleştirilmiştir. Tezimizde Anadolu'da ilk imar gören şehirlerimizden Kars ve Erzurum'un 1878 Rus işgali ile benzer bir süreci yaşadığını görmekteyiz. Rusya'da egemen olan batılılaşma ve modernleşme anlayışının bir uzantısı olarak burada kurulan yeni şehirler, geçmiş Rus şehirlerini andıran eski Osmanlı şehrinin üzerine kurulmamıştır. Esas Rus topraklarından uzakta bir koloni şeklindeki bu bölge, yeni anlayışa uygun olarak Avrupai tarzda ızgara planına sahip olarak kurulmaya çalışılmış ve bu amaçla yine yabancı mimarlardan faydalanılmıştır. Rusların Anadolu'ya getirdiği Baltık Mimarisi birçok medeniyetin sentezi olarak harmanlanmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde; Rus dönemi yapılarının cephe biçimlendirmelerinde, zengin duran görselliğe önem verilerek plasterler, kornişler, bordürlerle bezeli, kütlesel hareketlenmelere pek fazla yer verilmediği; cepheye hareket kazandırmak ve monotonluğu bozmak için belirli bir düzene göre yerleştirilen cephe elemanlarının kullanıldığı ve yoğun taş işçiliği ile de bu durumun desteklendiği dikkat çekmektedir. Bunların yanı sıra; Baltık mimarisi yapılarında görülen duvarlarda yapı malzemesi olarak çoğunlukla andezit ve bazalt taşı kullanılmış olması, kalın duvarlı, dikdörtgen planda, genellikle tek veya iki katlı inşa edilen yapılar olması, giriş hollerinin ve bu hole açılan odaların ve camekanlı bölümlerinin olması gibi özellikler Kars ve Erzurum'da bulunan Rus dönemi yapılarında da öne çıkan detaylardandır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesindeki T.6045 numaralı Tarih-i Feth-i Yemen minyatürleri
Osmanlı minyatür sanatı, Orta Asya'dan Anadolu'ya asırlardır devamlılığı sürdürmüş bir gelenektir. Minyatür şüphesiz, üretildiği dönemin birçok verisini bünyesinde barındıran en net belgelerdir. İncelenen eser, Koca Sinan Paşa'nın Yemen ve Tunus seferlerini konu almaktadır. Dolayısıyla söz konusu seferlerin en net belgeleri, incelenen eserin minyatürleri olmuştur. Bu bilgiler doğrultusunda, Osmanlı Devleti'nde 16. yüzyılın en önemli belgelerinden olan Tarih-i Feth-i Yemen'in 88 konu başlığı altındaki 107 minyatürü inceleme konusu olmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında, konuyla ilgili kaynaklar tespit edilmiştir. Daha sonra söz konusu eserin minyatürleri, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nden temin edilmiştir. Çalışma aşamasında ilk olarak Osmanlı minyatür sanatının genel hatlarından bahsedilmiştir. Bir sonraki süreçte yazma eserin özelliklerine değinilmiştir. İncelenen minyatürler katalog başlığı altında tanımlanmıştır. Değerlendirme bölümünde minyatürlerin konuları, kompozisyon özellikleri, kompozisyonu oluşturan unsurları irdelenmiştir.
Geçmişten günümüze Diyarbakır İçkale ve yapıları
Mezopotamya'nın Bereketli Hilali içerisinde yer alan kadim Diyarbakır kenti, ilk yerleşik hayatın başlangıç noktasından günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği ve başkentlik yapmıştır. Diyarbakır suriçi tarihinin başlangıç noktası Hurri-Mitani medeniyetinin yerleştiği, yaşam sürdüğü Amida höyük'tür. Surun ilk kara bazalt taşları bu noktada birbiriyle buluşup, Diyarbakır kentini oluşturmuştur. İmparatorluklara ev sahipliği yapan Diyarbakır kentinin yöneticilerini ağırladıkları kısım geçmişten günümüze Amida Hüyük'ün de içinde bulunduğu Diyarbakır Surlarının kuzeydoğusunda bulununan İçkaledir. Bu çalışmada Diyarbakır İçkale içerisinde Diyarbakır'a gelip geçmiş medeniyetlere ait mimari izler ortaya çıkarılıp, değerlendirildikten sonra kronolojik şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Diyarbakır kentinin çekirdeğini oluşturan İçkale'nin geçirmiş olduğu tüm evreler ve İçkale 'de mevcut tüm yapılar: kale, burç ve Artuklu Sarayı ayrıca günümüzde mevcut olan 5 kale kapısı, 2 ibadethane, 4 türbe, 10 kamu yapısı, 4 su yapısı ve kaynaklarda yer alıp günümüze ulaşamayan saray, dökümhane, hamam, cami, hastane vb. yapıların izleri sürülmüştür.
Şanlıurfa Müzesi'ndeki Osmanlı Dönemi madeni mühürler
Mühürler, toplumların hayatında önemli bir yeri vardır. Özellikle Osmanlı Döneminde Padişahtan, okuma yazma bilmeyen vatandaşa kadar herkesin ve her makamın bir veya birçok mührü bulunmaktaydı. Geçmişten günümüze mühür; devletlerin, değişik yönetimlerin bazen önemli kişilerin bir egemenlik, güç, hâkimiyet nişanesi olmuştur. Özellikle devlet işlerinde, resmi yazışmalarda verilen emrin kesinliğini, doğruluğunu, yazı üzerindeki mühür ispatlar. Resmi ve özel hayatta önemli yeri olan mühürler, içerikleri ve biçimleri kadar sanatkârının sanatı ile de dikkat çekerler. Osmanlı Dönemi mühürcülüğünde; altın, gümüş, bronz, akik, ahşap ve pirinç gibi malzemelerle imal edilen mühürlerin üzerindeki yazılarda sülüs, nesih, ta'lik, rik'a,küfi ve celi divani üsluplar kullanılmıştır. Bazen devlet içerisinde bulunan kurumların bile kendine özgü mühürleri bulunmaktadır. Yüksek Lisans Tez konum olan, Şanlıurfa Müzesinde bulunan, madeni mühürler, 18 ve 19. yüzyıllarında kullanılan genelde karye ve nahiye mühürleri olup yerel idareciler ve muhtarlar tarafından kullanılmıştır. Bu mühürler damga mühür olup bronz, pirinç bakır ve gümüşten yapılmışlardır. Mühürler üzerindeki sülüs ve celi sülüs yazılar kazıma tekniğiyle hak edilmiştir. Üzerlerinde genel olarak sahibinin ismi ve nereye ait olduğuna dair yazılar yer almaktadır. Söz konusu mühürlerin yazıları genelde dairesel formlu yüzeylere, kazıma tekniğinde sülüs ve celi sülüs yazılarla hak edilmiştir. Şanlıurfa Müzesindeki 18 ve 19. yüzyıla ait Osmanlı Dönemi mühürlerin, aynı dönem diğer örnekleri ile benzer özellikler göstermektedir. Envanter kayıtlarından söz konusu mühürlerin, Şanlıurfa müzesinin ilk açıldığı yıllarda satın alma ya da hibe yoluyla kazandırıldıkları anlaşılmaktadır. Uzun yıllar depolarda bekletilen bu mühürler, daha sonra müzenin etnografya salonunda sergilenmiştir. Müzenin Haleplibahçe'deki yeni yerine taşınmasıyla birlikte, mühürler, yeni müzede etnografik eserlerin teşhir salonu henüz düzenlenmediğinden, diğer etnografik eserlerle birlikte depoda muhafaza edilmektedirler.
Mardin Müzesi'nde bulunan Osmanlı Dönemi silah ve erkek aksesuarları
Çalışmamızın kapsamını oluşturan Mardin Müzesi Osmanlı Dönemi silah ve erkek aksesuarları olup, teknik, süsleme, form, malzeme gibi birçok açıdan incelenerek ele alınmıştır. Osmanlı yaşantısıyla bütünleşmiş olan eserler, silahlarda kılıç, kama ve hançerlerdeki yüksek kalitede çeliğin kullanılması, süslemeleri ve teknikleriyle çeşitlilik göstermektedir. Özellikle aksesuarda kendini gösteren eserler, üzerlerinde farklı yazı hatlarıyla ayetler, isimler ve lafzlar bulundurarak inancında etkisini ortaya koymaktadır. Araştırma konumuzun daha iyi anlaşılması için değerlendirme ve karşılaştırma yapılarak, Anadolu'nun çeşitli yerlerine ait örneklerle eserlerin benzer ve farklı yönleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın son evresinde ise tanıtılmış eserlerden yola çıkılarak, elde edilen bilgilerden bir sonuca varılıp anlatılmıştır.
16. ve 17. yüzyıl Osmanlı minyatür sanatının seramik sanatındaki etkileri ve günümüz yorumları
"16. ve 17. Yüzyıl Osmanlı Minyatür Sanatının Seramik Sanatındaki Etkileri ve Günümüz Yorumları" konulu bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nun; idari, siyasi, sosyal ve kültürel yapısını inceleyerek, Osmanlı Devleti'nin minyatür sanatına olan katkılarına ayrıca diğer sanat dallarına kısaca değinilmiştir. Bu tez çalışmasında, Osmanlı döneminden önce minyatür sanatının çıkış noktası, etkileri, sebepleri, nerelerde ve ne şekilde yaygınlaştığı ele alınmıştır. Osmanlı devletinde saray içerisinde ve dışında minyatür sanatının nasıl var olduğunu, sanatçıların neleri konu ettiğini, ne şekilde çalıştıkları anlatılmıştır. O dönemlere ait ün yapmış minyatür sanatçılarından ve günümüze kadar gelmiş eserlerinden bahsedilmiştir. Nakkaş olarak adlandırılan minyatür sanatçıları, dönemin padişahlarının portrelerini, yaşantılarını, çıktıkları seferleri, av sahnelerini, sadrazamların sünnet düğünlerini vb. konu etmişlerdir. Osmanlı minyatür sanatının gelişim evreleri, en parlak dönemleri ve bu dönemlere ait örnek eserlere değinilmiştir. Osmanlı Minyatür sanatını çağdaş minyatür sanatına taşımış sanatçılar ve örnek çalışmaları verilmiştir. Günümüz seramik sanatçılarından minyatür işlemiş sayılı sanatçıdan bahsederken, ticari amaçlı minyatür eserleri, figürleri kullanarak çini ve seramik yüzeylere aktarılan ürünlerden bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Minyatür, Nakkaş, Seramik, Çini.
Kuş figürlü Osmanlı mangırlarının seramik form ve yüzeylerde yorumları
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında basılıp kullanılan mangır olarak adlandırılan bakır paralar, üzerlerindeki sultan adları, sultan mühürleri, hayvan figürleri, nakış desenlerinin bulunduğu pullar çok çeşitli çalışma alanları sunmaktadır. Osmanlı Devleti'nde kuş figürü, gücü, kuvveti ve kudreti temsil ettiği için çok önemli ve özeldir. Kuş betimlemeleri, mimaride, minyatürde, tezhipte, el sanatlarında, süslemede, seramik sanatında ve hatta günlük hayatta kullandıkları paraların üzerinde kullanılmıştır. Kuş Figürlü Osmanlı Mangırları, arkeoloji ve nümismatik alanında yaşanan gelişmelerle günümüze dek ulaşabilmiş ve az sayıdaki parça koleksiyonerler aracılığıyla belli başlı müzelerde sergilenmektedir. Osmanlı bakır paralarından olan mangırlar, hem kültürel bakımdan önemli bir değere sahip olup hem de doku bakımından oldukça zengin parçalardır. Bu çalışmada, Osmanlı mangırları üzerinde yer alan kuş figürleri ve desenler yeniden yorumlanarak seramik form ve yüzeylerde kullanılmıştır. Uygulamalarda, seramik sanatında kullanılan çeşitli şekillendirme ve dekorlama teknikleri kullanılmış özgün sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakır, Kuş, Mangır, Para, Seramik
Osmanlı Dönemi Karamemi üslubunda İznik çini tabaklarında görülen motifler, kompozisyonların incelenmesi ve uygulanması
Özellikle 16.yüzyıldan itibaren İznik'te yoğunlaşan Osmanlı Dönemi Çini Sanatı, Saray nakkaşhanesinin saray ustaları tarafından çini komposizyonlarına getirilen yeni yaklaşımlar Osmanlı dönemine özgü yeni üslupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Osmanlıya özgü olan Karamemi üslubuda bunlardan sadece bir tanesidir. Kanuni dönemindeki Saray nakkaş hanesinin en önemli sanatkârları Şah Kulu ve onun öğrencisi olan KaraMemi'dir. KaraMemi, klasik çini komposizyonlarının yanı sıra çalışmalarında kendi zevkini ve görüşünü yansıtan natüralist bir yaklaşım izlemiştir. KaraMemi tabak çalışmalarında ana tema olarak, bahçe çiçekleri ile beraber bahar dalları ve servi ağacıda motiflerini karakterlerini kaybetmeden desen içerisinde kullanılmıştır. Motiflerin karakterlerinin üzerinde oynanılmamasından dolayı yarı üsluplaştırılmış çiçeklerin kendi sapı ve yaprağı ile komposizyon içerisinde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Karamemi, Çini, İznik, Üslup
Osmanlı dönemi İznik çinilerinde (Yemek kapları) görülen bitkisel kompozisyonlar ve sıraltı fırça dekorlu porselen yemek takımı uygulamaları
Türk sanatında görülen motiflerin İslamiyet öncesi Asya'da yaşamış Türk kavimlerine kadar uzandığı bilinmektedir. Motiflerin İslamiyet sonrası çeşitlilik kazanarak farklı üsluplar ile birlikte geliştiği görülmektedir. Türk sanatı bu sayede dini, mimari yapılarda ve çeşitli kullanım eşyalarında, yemek sunum kaplarında kendine has üslubunu ortaya çıkartarak bir sanat çerçevesi oluşturmuştur. Çini sanatına Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük önem verilerek saray atölyelerinde görkemli çalışmalar yapılmıştır. Bu sayede Türk çini sanatı en muazzam dönemine 16. yüzyılda ulaşmıştır. İznik bu dönemin en önemli üretim merkezi olmuştur. Yoğun olarak görülen bitkisel motiflerin yanında, yazı süsleme, geometrik motifler, sembolik motifler de Osmanlı imparatorluğunun bu sanatı icra ettiği her dönemde özellikle yemek sunum kaplarında görülmektedir. Motifler ve üsluplar ile ilgili bilgilere tez çalışmasının birinci bölümünde detaylı olarak yer verilmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde ise çini sanatında önemli bir yere sahip olan yemek sunum kaplarının işlevselliği, boyutları ve üzerine uygulanan kompozisyonlar ele alınmıştır. Bu bölümde yemek ve servis kapları sahanlar, tabaklar, tepsiler ve kâseler olarak incelenmiştir. Yemek ve servis kapları biçim ve motif açısından ele alınarak renk, desen ve kompozisyon özellikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Yemek sunum kaplarının süsleme elemanları tasarım ilkelerine bağlı kalınarak ortaya çıkartılmıştır. Tüm bu biçim, motif ve renk gibi yardımcı elemanlar dönemin kültürel algısı ve sanat üslubuna göre oluşturulmuştur. Tez çalışmasının son bölümünde incelenen dönem örneklerinden yola çıkılarak yeni yorumlarla uygulamalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalarda İznik dönemi yemek sunum kaplarının bulunduğu kitaplar, müze ve koleksiyonlardaki örnekler incelenerek bu kaynaklardan faydalanılmıştır.
19. yüzyılda İngiliz kadın ressamların gözünden Osmanlı dünyası: VAM Searight koleksiyonu
Bu çalışma, çeşitli nedenlerle Doğu coğrafyasında bulunan İngiliz kadınların, Victoria & Albert Müzesi (VAM) Searight Koleksiyonu'nda yer alan Doğu konulu resimleri üzerinden, kadınların Oryantalizmini, Doğu'ya ve Doğulu hemcinsine olan yaklaşımını ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Searight Koleksiyonu öncelikli olmak üzere, kadın gezginlerin Doğu serüveninin izlerini sürmek, yerli halk ve kültürlerle olan ilişkisini belirlemek, bunların kadın belleğinin yazılı ve görsel kayıtları üzerindeki yansımalarına ışık tutmak, bunları veriler üzerinden belgelemek ve değerlendirmektir. Sanayileşme atılımlarıyla dünyanın en güçlü İmparatorluğu haline gelen 19. yüzyıl İngiltere'sine damgasını vuran romantizm ve Oryantalizm akımlarının etkisi, Doğu-Batı ilişkilerinin ve iki kültür arasındaki yakın temasın giderek artmasını ve bunları karşılamak üzere eserler üreten bir sanatçı grubunun oluşmasını beraberinde getirmiştir. Bir akım olmaktan çok, Doğu konulu olması bakımından ayrı bir kategoride yer alan ve zaman içinde kendine has özellikleriyle gelişim gösteren Oryantalist eserler, kimi zaman sanatçıların Doğu seyahati deneyimi olmaksızın hayali tasvirler üzerinden üretilen, belirli imgeler aracılığıyla yerel toplulukları hedef alan bir ötekileştirmenin ve ayrımcılığının hissedildiği örnekler olmuştur. Batılı hegemonyanın kurguladığı tasvirlerde durağan, bakımsız, sefil, vahşi, egzotik ve erotik imgeleriyle sunulan Doğu sahneleri, eril gözün bir yansıması olarak çeşitli biçimlerde varlığını göstermiştir. Doğu kadını da bu yerleşik anlayıştan payını alarak odalık figürlerinde, hamam sahnelerinde, köle pazarlarında, cariyelerin günlük yaşam sahnelerinde Batılı erkin bakış açısı üzerinden temsil edilen bir özellik kazanmış, 20. yüzyıla uzanan tarihi süreçte yerleşik bir imge haline gelmiştir. Çalışmada, geçmişten beri Batılı erkek gezginlerin egemenlik alanı olan Doğu kentlerinde, 19. yüzyılın ortalarından itibaren kendine yer bulmaya başlayan Batı kadınının, bu Oryantalist geleneğe olan tavrı ve Doğulu hemcinsiyle olan ilişkisinin eserler üzerindeki yansımalarının belirlenmesine çalışılmıştır. Bu amaçla VAM'da eserleri olduğu tespit edilen kadın sanatçıların biyografileri, eğitimleri, seyahat metinlerinde neleri kayıt altına aldıkları, Doğu topraklarına geliş nedenleri ve eserlerine ilişkin detayları, dönemin siyasi ve kültürel koşulları göz önüne alınarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: 19. Yüzyıl, Doğu-Batı İlişkileri, Oryantalizm, Kadın Seyyahlar, İngiliz Kadın Ressamlar
Son dönem osmanlı resim sanatında entelektüel kadın imgesinin yaratımı
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi, kadınlar tarafından ataerkinin iktidarına karşı verilmiş mücadeleler bütünü olan Osmanlı Kadın Hareketi'nin gerçekleştirildiği yıllardır. Bu hareketle ortaya çıkan kadınlar, ataerkinin iktidarından gelen her türlü haksızlık ve eşitsizliğe karşı ezilen Osmanlı kadınlarının yanında eyleme geçerek entelektüel birer karakter ortaya koymuşlardır. Söz konusu karaktere yalnızca tarihte değil tuvallerde de rastlanır. Ancak bu zamana kadar Osmanlı Kadın Tarihi ile Osmanlı Resim Sanatı arasında bir bağlantı kurulamamış ve gerek Osmanlı kadınlarının gerekse Osmanlı kadın imgesi temsillerinin sergilemiş olduğu entelektüel karakterin ayırdına varılamamıştır. "Son Dönem Osmanlı Resim Sanatında Entelektüel Kadın İmgesinin Yaratımı" isimli bu yüksek lisans tezinde ise Osmanlı Kadın Tarihi ile Osmanlı Resim Sanatı arasında bir bağlantı kurmak ve hem Osmanlı kadınlarının hem de Osmanlı kadın imgesi temsillerinin entelektüel kimliğini açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Söz konusu kimlik, aynı zamanda tarih ve tuvaller arasındaki bağlantının en önemli yeri olması nedeniyle araştırmanın odak noktasıdır. Bu doğrultuda entelektüel Osmanlı kadınlarının ve entelektüel Osmanlı kadın imgesi temsillerinin yaratım süreçleri incelenmiş ve söz konusu incelemede bir yandan Osmanlı kadınları ile Osmanlı kadın imgesi temsillerinin aralarındaki bağlantı sorgulanırken bir yandan da hem Osmanlı kadınlarının hem de Osmanlı kadın imgesi temsillerinin entelektüel kimlikleri tartışılmıştır.
İslam'ın Osmanlı minyatürüne etkileri üzerine Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" kitabındaki yorumuna bakış
Bu çalışmanın amacı; Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" eserindeki yorumlarına göre İslam dininin Osmanlı minyatürlerini nasıl etkilediğini belirlemektir. Romanda, 16. yüzyılda İstanbul'da olan olaylardan bahsedilmektedir. Eski üstadların minyatürlerini iyi bir şekilde kopyalayan ve taklit eden ve aynı zamanda kendi özel üslubuyla yorumlayan Osmanlı nakkaşhanesindeki sanatçıların hayatı anlatılmaktadır. Bu dönemde, Avrupa yavaş yavaş Osmanlı İmparatorluğu'na olan etkisini göstermektedir. 16. yüzyıl, Avrupa'da Yüksek Rönesans dönemidir. Avrupa'daki sanatın minyatürden farklı olmasına rağmen, romanda büyük bir karşılaştırma yapılmaktadır. Siyaset ve din sanatı güçlü bir şekilde etkilemektedir. Asıl sorun, tasvirlerin insanlara gerçekçi olarak benzememesi ve dindar toplumlar tarafından kınanmasıdır. Minyatürde; dünya kağıt üzerinde çok değişik açıdan gösterilmektedir. Ayrıca İslam'da Kuran'ı Kerim'i tasvir etmek genellikle yasaktır. Rönesans sanatında, aksine İncilde olan karakterler, hikayeler resmedilmektedir. Bu kadar büyük kültürel farklılıklar muhafazakarlar tarafından öfkeyle karşılanmaktadır. Bu çalışmada, Orhan Pamuk Batı ve Doğu sanatında kültürel ve manevi dünyasını karşılaştırmaktadır. Önemli olan akıl ve iman arasındaki noktadır. Çünkü bu bilim ile sanatın gelişmesine doğrudan ilgilidir.
Yenice-i Vardar'ın (Yunanistan) kent gelişimi ve Osmanlı eserleri
Evrenos Bey'in yaşadığı dönem, Balkanlar'ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmeye başlandığı ve Osmanlı devletinin kendine özgü bir feodal sistemle bölgede yayıldığı döneme denk gelmektedir. Evrenos Bey bir akıncı, uc beyi, hacı ve çok sayıda hayır kurumunun kurucusu olmuştur. Odaklandığımız şehir, Evrenos'un isminin yüceltildiği, dini ve ticari niteliğe sahip olan Yenice-Vardar'dır. Şehir için en önemli kişi Evrenos Bey değil, kasabayı kültürel bir merkeze dönüştüren ve bizzat Evrenos Bey'in soyundan gelen Ahmed Bey'dir fakat kentin tarihini yorumlamak için öncelikle Evrenos Bey'in geride bıraktığı anıtların çözümlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın bir parçası da şehir kavramının ne olduğu ile ilgilidir, şehrin anlamı büyüktür çünkü insanoğlunu barbarlık seviyesinden medeniyete taşımıştır. Bu nedenle, medeniyet tarihini ilerlettiği için yeni bir kent oluşturulması önemlidir. Bu çalışmada İslam şehri, Osmanlı şehri veya Balkan şehri gibi terminolojilerin kenti görme biçimini, kentte yaşayan insanları, inşa ettikleri anıtları ve inşa etme nedenlerini nasıl etkilediklerini göreceğiz. Anahtar Kelimeler: Yenice-i Vardar, Gazi Evrenos Bey, Ahmed Bey, Zaviyeli İmaret, Vakıf, Akıncı Beyleri, Uç Beyleri
Painting, artistic patronage and criticism in the public sphere: A study of the Ottoman Society of Painters, 1909-1918
This study examines the Ottoman Society of Painters, and traces the history of its first nine years, from its foundation in 1909 until the demise of the Empire in 1918. The position of the Ottoman Society of Painters in the late-Ottoman cultural milieu was certainly a significant one. As an artistic organization, run by the graduates and students of the Academy of Fine Arts, it published the first art journal of the Empire, and contributed to the painting exhibitions organized in Istanbul and in Vienna during the First World War.The final decade of the Ottoman Empire was indeed a unique decade, and it is the objective of this study to understand the Society and their art as part of these `catastrophic? years; the years that witnessed revolutions, rebellions, nationalistic agendas, wars and massacres. This thesis firstly explores the historical and artistic specifics that lead to the foundation of the Society, and then, focuses on the key themes and debates of its journal, in an attempt to understand how contemporary political circumstances, such as the Balkan Wars and the nationalist agenda of the CUP, influenced the fabric of the Journal itself. The last chapter looks at Ottoman visual culture during World War I and explores the responses of the Society?s painters to this disastrous war and its extraordinary conditions.
The changing iconography of nizami manuscripts in the Ottoman, Safavid and Mughal book cultures
This thesis scrutinizes illustrated manuscripts of Nizami's Khamsa produced or refurbished in Safavid, Ottoman, and Mughal realms between 1450-1600, in order to understand how the iconographic pool, the illustrative programs and approaches to illustration of the book cultures of these realms were inspired by and responded to the Timurid manuscripts of the same book. To this aim it studies ten manuscripts from the aforementioned four dynasties and compares their illustrative programs and thematic agendas. The main argument of the thesis is that each of the three early modern Muslim empires constructed their relationship to the Timurid heritage in a different way determined by their chronological and geographical position vis-à-vis the Timurid dynasty and their divergent cultural trajectories. The study reveals that the relationship of Safavid painting to Timurid painting developed in terms of a relationship between practitioners of the art and their tradition, while Ottoman and Mughal gaze to Timurids was largely dynastic. Whereas Ottomans aspired to Timurid cultural prestige and competed with them in their products, Mughals' genealogic relationship to the latter led them to emphasize the relationship in their painting and proclaim it with a sense of pride. The study contributes to the existing scholarship in its nuancing of the relations among these dynasties and approaching the matter through illustrations to a single text, of which illustration was in itself demonstrative of a specific relationship to Timurid legacy, and of which content deepened the intellectual aspect of the paintings with its discussions of visual arts.
Kapadokya bölgesi müzelerinde yer alan Osmanlı dönemi madeni mutfak eşyaları
Bu tez çalışmasında, "Kapadokya bölgesi müzelerinde yer alan Osmanlı dönemi madeni mutfak eşyaları" incelenmektedir. "Mutfak" kavramı, yiyecek ve içeceklerin hazırlanma, pişirme, tüketim, saklama, servis gibi unsurlarını içeren ve kültürel bir yapıyı içermektedir. Bu kavram, aynı zamanda toplu yemek törenleri ve bu törenlerle ilişkili inanç ve uygulamaları da anlatır. Osmanlı yemek kültürü, Türk mutfağının temelini oluşturan ve sofra düzeninde önemli bir yer tutan bir yapıdır. Bu dönemde kullanılan araç ve gereçlerin çeşitliliği ve estetik zenginliği dikkat çekicidir. Osmanlı mutfağına özgü eşyalar genellikle el işçiliği ile yapılmış ve sanat eseri niteliği taşımaktadır. Bu özel parçalar, yemeklerin hazırlanması, sunumu ve servisi için kullanılmıştır. Mutfak eşyaları genellikle madeni malzemeden yapılmış ve çeşitli bezemelerle zenginleştirilmiştir. Bu bezemeler, farklı teknik ve motiflerle yapılmış, üretildiği dönem ve yerin özelliklerini yansıtmaktadır. El sanatı eserlerinde bezemeler, estetik bir değer kazandırmış ve farklı tekniklerle, motif ve kompozisyonlarla zenginleştirilerek güzel bir görünüm sağlamıştır. El işçiliğiyle yapılan bezemeler, işlevsel bir araçtan sanatsal bir esere dönüşmektedir. Bitkisel ve geometrik bezemeler, hayvan ve insan figürleri gibi çeşitli motifler kullanılmış ve Osmanlı sanatının özelliklerini yansıtmıştır. Sosyal statü ve zenginlik göstergesi olarak saray ve zengin ailelerin mutfak eşyalarında da kullanılmıştır.