Identity formation
75 theses under this subject heading
The representations of the archetypal Jew in Christopher Marlowe's Jew of Malta and William Shakespeare's Merchant of Venice
William Shakespeare is one of the most popular authors, not only in England but worldwide. He was greatly influenced by his contemporary Christopher Marlowe. The similarity is witnessed in their themes, motifs, devices, and plots. During my research, these two writers' works respectively The Merchant of Venice and The Jew of Malta, are first broadly compared in order to explore the various differences and specific embellishment that each author adds and later closely examining their main characters, namely Barabas and Shylock in order to deconstruct the Jewish archetype. The following paper aims to also elaborately examine the archetypes, treatment, status, rights and the connotations revolved around Jews starting from Medieval literature, tracing its metamorphic progress through Renaissance and Victorianism till Modernism. An elaboration on the metamorphoses of the Jewish archetypal characters, previously recognised as stubborn, malicious, villain and hatred by God to the modernist alienated Jew striving to find his authentic identity in a socially constructed environment facing ambiguous personality threat, will also be encountered. Specifically, this paper analyses both authors' artistic recreations and embellishments of the archetype Jew as a satire on anti-Semitism.
Building identity within and beyond the urban background: Three Brothers by Peter Ackroyd as a bildungsroman
This thesis aims to disclose the formation of an individual identity as a process encompassing various experiences among which is the urban experience determining the building and assertion of 'identity'. Relaying on the most recent theories of psychogeography, the present thesis studies the interconnectedness between the individual mind and the urban background as a means of formative principle in constructing an individual identity. Although identity is viewed as eroded and indefinable in postmodernism, psychogeography endeavours to discover if the territory in which an individual located affects the mood and/or attitude of the individual in means of a search for the identity. In this study, Peter Ackroyd's Three Brothers, as a postmodern Bildungsroman, is analysed through the framework of psychogeography and the analysis indicates that there is an evident relationship with the identity and the urban background. This paper contributes to recent debates in the literature on identity and its indefinability concerning the postmodern thoughts by offering a new perspective. Keywords: Bildungsroman, Identity, Peter Ackroyd, Postmodernism, Psychogeography
Müfessirlerin tarihsellikleri –çağın fenomenleri, siyâsî/itikâdî kabuller ve etnik köken bağlamında-
"Müfessirlerin Tarihsellikleri" ismini verdiğimiz işbu tez vesilesiyle öncelikle günümüzde Kur'ân ile yan yana anıldığına şahit olduğumuz "tarihsellik" kavramının esas itibariyle insana ait bir mefhum olduğuna, tefsir bünyesinde yaşanan birçok ihtilafın da "tarihsellik" tabirinin insana ait oluşunun tam manasıyla idrak edilemeyişinden kaynaklandığına dikkat çekilmiştir. Tefsir sahasında vuku bulan ve esasında insanın tarihselliğinden ileri gelen bu ihtilafların giderilmesi ile muhtemel yeni ihtilafların önüne geçilebilmesi, herkes gibi bir insan olan müfessirlerin tarihselliklerini inşa eden unsurların doğru tespitine bağlıdır. Bu sebeple müfessirlerin tarihselliklerini inşa ederek onların tefsir tercihlerinde belirleyici olan ve müfessirleri tefsirde zorunlu olarak öznelliğe iten başlıca unsurlara tezimizin ilgili bölümlerinde örnekler üzerinden detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Çalışmamızda nihai olarak ayetlerdeki kast-ı ilâhîye dair ve Kur'ân'ın nüzul ortamı hakkında zengin bir müktesebatı bize taşıyan sahih rivayetler ile nesnel tarihî malzemenin tefsir disiplininde müfessirlerin tefsir tercihlerini denetleyen birer otorite olarak tayin edilmesi sayesinde müfessirlerin kendi tarihselliklerine karşı eserlerini koruyabilecekleri sonucuna varılmıştır.
Mübadele'nin (1923-24) Belleği: Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlar'da Bellek ve Kimlik İlişkisi
Bellek ve kimliğin ilişkisini ele alacak olan bu tez, Mübadele döneminde bir şekilde Anadolu'da kalarak Müslümanlaş(tırıl)an Rumların belleklerinin verili kimlikleri ile ilişkisini merkezine alıp, hatırlama ve unutma rejimleri üzerinden inceleyecektir. Hatırlama kadar, unutmanın da oldukça etkili olduğu savından hareketle, Mübadele ile başlayan ve sonrasında gerçekleşen olaylarla Müslümanlaş(tırıl)an Rumların unutma ve unutulma taleplerini, daha sonra hikayelerini bugüne neden taşıdıkları, nelerin, ne şekilde, ne için hatırlama sürecine girdiğini, bu süreç sonunda kimliklerle olan ilişkinin ve olası değişimin etnik yeniden canlanma ile ne biçimde ilişkilendirilebileceği tartışılacaktır. Bu doğrultuda aile hikayelerinde Müslümanlaş(tırıl)mış Rumluk olan kişilerle yapılacak sözlü tarih çalışmasıyla, hatırlama sürecinin kimlikler ile ilişkisi ve geçmişin anlamını şimdide sorgulayarak, evirildiği yeni anlamlar ve geleceğe yönelik beklentinin mahiyeti hakkında sonuçlar üretmeyi hedefleyecektir.
Yeni medyada fotoğraf paylaşımının kimlik inşasındaki rolü: Instagram örneği
Fotoğrafın gündelik yaşamın bir parçası haline geldiği dönemlerde sosyolojik alanda kimlik üzerine yapılan tartışmaların da sesleri yükseliyordu. Günümüzde iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, bu tartışmalara farklı bir boyut kazandırdı. Bu çerçevede fotoğraf temelli Instagram alanının kimlik inşasında oynadığı rolü ortaya koymak bu çalışmanın başlıca hedefidir. Varsayımımız, bireyin gündelik yaşam pratiklerini görünür hâle getirmek amacıyla Instagram alanında paylaştığı fotoğrafın, kimliğin yeniden üretimi ve dönüşümü üzerinde doğrudan bir etkisi olduğu yönündedir. Çalışmamız giriş ve sonuç bölümleri dışında 2 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölüm dört ana başlıktan oluşmaktadır. İlk başlık, Bourdieu'nün habitus, alan ve sermaye kavramlarının Instagram alanı ile ilişkisi çerçevesinde incelenmesini kapsamaktadır. İkinci başlık, kimlik üzerine yapılan çalışmaların tarihsel süreçteki değişimine ilişkin sosyolojik tartışmaları içeren bir literatür taramasının ürünüdür. Bu bağlamda kimliğin durağan ve katı bir olgu olarak anlaşıldığı dönemlerden inşa edilebilir bir olgu olarak ortaya konduğu dönemlere kadar yapılan tartışmalar incelenmiştir. Üçüncü başlık, fotoğrafın gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmesindeki tarihsel süreç ve bir alt başlıkta bu sürecin getirdiği imkânlar çerçevesinde kimliğin olası dönüşümünde ya da üretimdeki katkısı ele alınmıştır. Dördüncü başlık ise, yeni medya kavramının tarihsel gelişimi, gündelik hayatımızda yarattığı değişim ve kimlik inşası ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. İnceleme alanımız olan Instagram'ın kısa tarihsel sürecine ilişkin bir anlatının ardından Instagram'ın kullanım yoğunluğunu ortaya koyan veriler ve alandaki terimlerin açıklanması bu bölümün konuları arasındadır. Üçüncü bölüm, çalışmamızın amacı doğrultusunda hazırladığımız anket taslağından elde edilen verileri ve bu verilerden hareketle yaptığımız analiz ve yorumları kapsamaktadır. Sonuç kısmında ise analiz ve yorumlar neticesinde elde ettiğimiz bulgular, tezimiz çerçevesinde değerlendirilerek incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, Instagram alanında yapılan fotoğraf paylaşımının kimlik inşasında, diğer bir deyişle, kimliğin dönüşümü ve yeniden üretiminde nasıl bir rol oynadığı ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Kimlik, Fotoğraf, Bourdieu, Instagram
Memory and emotions in the identity construction: The Algerian descendants in Adana
This thesis examines the identity formation of Algerian descendants in Adana and Kozan based on the narratives of three different generations to understand how they define and give meaning to their identity and belonging in Turkey. The research aims to explain what it means to be Algerian descendants in Turkey and live between two cultures and analyze how diasporic identity formed. For this, I conducted 20 recorded interviews, attended different community gatherings, and engaged in participant observation. The study considers both individual and collective identity theories to investigate identity formation in a diaspora. The findings suggest that interlocutors' identity construction was influenced by nostalgia and collective memory transmitted through generations. Moreover, the interlocutors' emotional connection to Algeria led to creating a utopian nostalgic version of it through which they sustain their ethnic identity. Observation in the field suggests that Algerian descendants have solid emotional ties to the homeland through their religious affiliation, culture, symbols, and customs, but this belonging changes according to generation. The study shows that generations experienced different political contexts in Turkey regarding otherizing and discrimination of minorities, leading them to position and negotiate their identity strategically. Interlocutors also negotiate their belonging to Turkey through narratives, symbols, and "usable" memories that legitimize their presence. Thus, this research shows the emergence of a hybrid identity as a strategy of integration and belonging. It is also argued that hybrid identities emerge, nurture, and are negotiated in diasporic spaces. In this sense, this study contributes to the "third-space" (Bhabha 1994)conceptualization by exploring the diasporic space through memory and emotion repertoires. This research is the first to focus on the identity formation of Algerian descendants in Adana and Kozan; it contributes in that sense to the literature on Algerian diaspora identity but also to the contemporary Turkish and Algerian historiography. Keywords: Belonging, Hybridity, Identity, Memory, Nostalgia, Third-space.
Ötekine dair anlatıların kimlik inşasındaki rolü: Van'a bağlı Alaköy'de toplumsal bellek çalışması
Bu tez çalışmasında, sözlü kültür ve anlatının toplumsal işlevinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Düşünme ve ifade etmenin sözlü aktarıma dayalı olduğu kültürlerde anlatı, toplumsal benliğin kurucu unsuru ve aynı zamanda değişim göstererek devamlılığını sürdüren bir mekanizma olarak iş görmektedir. Tez çalışmasında savunulan bu görüşe göre; anlatılar, dayandıkları fikirler ve söylemler aracılığıyla toplumların kimliklerini yeniden üretmektedir. Toplumların "ben kimim?" sorusuna verdiği cevap, geçmişten bugüne hatırda kalanların anlatılarından ortaya çıkmaktadır. Van ilinin Tuşba ilçesine bağlı Alaköy'de yaşayan insanların, köyün geçmişine dair neler hatırladıkları, önceki kuşaklardan onlara neler aktarıldığı ve bunları nasıl anlattıkları bu tezin temel problemidir. Bu amaçla, yapılan etnografik saha araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanarak, Alaköy'de yaşayan insanların köyün geçmiş hayatına ilişkin anlatıları ve anlatılarında kullandıkları söylemler incelenmiştir. Böylelikle, Alaköy örneğinde, geçmişte bir arada yaşayan ve ortak bir kültürü paylaşan farklı kimlikten insanların, geçmişi hatırlama ve unutma pratiklerinin kimlik ekseninde nasıl bir değişim gösterdiği belirlenmiştir. Köyde yaşayan insanların sözlü anlatıları; kimliğin inşasında belirleyici rolü olan toplumsal belleğin, farklı kimlikten insanların birbiriyle kurduğu ilişkilere bağlı olarak şekillendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu durum, toplumsal belleğin de tıpkı toplumun kendisi gibi dinamik olup, durumsal ve zamansal olarak sürekli değişim gösteren bir olgu olduğunun bir göstergesidir.
The evolution of Arab political identity in the context of Arab Spring: A social constructivist perspective
Arab political identity, despite its different paths of development, has emerged and evolved depending on the social and historical context and manifested through discourse. Among different ideological currents, Arab national identity, which developed as a reaction to the late Ottoman rule and the advance of Western influence in the region, dominated the course of events in the Arab world from the late 19th to the second half of the 20th century. In the interwar (1918-1939) and in the post-1945 periods, it turned out to be an anti-colonial and pan-Arab national movement, culminating with Nasserism led by nationalist and socialist figures in the 1950s and 1960s. After 1967, a variety of reasons led to the decline of pan-Arabism and the rise of Islamism in the region. However, the changing context and world order with globalization brought about the split of Islamism into different forms and a revival of Arab liberal thought dating back to the 18th century. At the beginning of the 21st century, a youth-led wave of pro-democracy uprisings shook the region, demanding an inclusive and accountable political leadership, a functioning economic system, and a just and stable social order upon the overthrow of authoritarian regimes. At this point, considering the role of identity in political and social mobilization in the Arab world, this thesis aims to examine the evolution of Arab political identity in the context of the Arab Spring. The study relies on Discourse Analysis (DA) as a research method, while the theory of Social Constructivism is used to evaluate the research findings. Consequently, this thesis argues that Arab political identity has evolved from an Islamist ideology toward a post-Islamist and liberal thought, despite its failure to dominate current Arab politics, in the context of the Arab Spring upon the reconstruction of social reality and perceptions through language-in-use.
Die integrationsproblematik und identitätserschaffung aus der perspektive des multikulturalismus. Eine politisch- und literarische debatte in den werken der autoren Serdar Somuncu und Thilo Sarrazin
The international migration therefore appears to be one of the most challenging and complex issues that governments have to deal with, especially nowadays. With the existence of different groups like foreigners, locals, citizens, immigrants and refugees, it is very difficult for countries to have a homogeneous social structure. Demands are made for coherence in migration policies, but it is not an easy goal as different values need to be reconciled, including economic, security and humanitarian. At this point, multiculturalism is one of the most important topics of discussion in contemporary political theory and it is based on the demands of ethnocultural groups for the recognition of their identity and culture. Multiculturalism is still a controversial issue for Germany and is not officially recognized by Germany. This situation leads to a deepening debate between the nature of citizenship and belonging in Germany in the context of integration. In this context, the aim of the work is to find an answer to Germany's integration problem with multiculturalism and to make a contribution to the literature with an alternative reading of existing problems. For this purpose, the methodology of the work and then the concepts of multiculturalism and identity are discussed in the first part of the work. After giving the definition of multiculturalism and its historical development, the views of Charles Taylor and Will Kymlicka, who represent the communitarian and liberal view, are included. In the second chapter, the integration in Germany was debated and the applicability of the Canadian model in Germany was mentioned, giving the appearance of multiculturalism in different countries. In the practical part of the work, the works of the authors, "Der Antitürke" Serdar Somuncus and "Deutschland schafft sich ab" Thilo Sarrazins were examined, which represent the different ideas of integration and to which the critical discourse analysis of Ruth Wodak was applied. Die internationale Migration erscheint heutzutage als eines der herausforderndsten und komplexesten Probleme, mit denen Regierungen umgehen müssen. Mit der Existenz unterschiedlicher Gruppen wie Ausländer, Einheimische, Bürger, Einwanderer, Flüchtlinge ist es für Länder sehr schwierig, eine homogene soziale Struktur zu haben. Die Anforderungen werden an die Kohärenz in der Migrationspolitik gestellt, aber es ist kein leichtes Ziel, da unterschiedliche Werte miteinander in Einklang gebracht werden müssen, einschließlich wirtschaftlicher, sicherheitsbezogener und humanitärer. An dieser Stelle ist der Multikulturalismus eines der wichtigsten Diskussionsthemen in der zeitgenössischen politischen Theorie und er basiert auf den Forderungen ethnokultureller Gruppen nach der Anerkennung ihrer Identität und Kultur. Der Multikulturalismus ist für Deutschland noch ein umstrittenes Thema und wird von Deutschland nicht offiziell anerkannt. Diese Situation führt zu einer sich vertiefenden Debatte zwischen dem Wesen der Staatsbürgerschaft und der Zugehörigkeit in Deutschland im Kontext der Integration. Das Ziel der Arbeit ist es in diesem Zusammenhang, eine Antwort auf das Integrationsproblem Deutschlands mit dem Multikulturalismus zu finden und mit einer alternativen Lesart zu bestehenden Problemen einen Beitrag zur Literatur zu leisten. Zu diesem Zweck werden im ersten Teil der Arbeit zunächst die Methodik der Arbeit und dann die Begriffe der Multikulturalismus und die Identität diskutiert. Nachdem die Definition des Multikulturalismus und seine historische Entwicklung gegeben wird, werden die Ansichten von Charles Taylor und Will Kymlicka einbezogen, die die kommunitaristische und liberale Sicht vertreten. Im zweiten Kapitel wurde die Integration in Deutschland debattiert und die Anwendbarkeit des kanadischen Modells in Deutschland erwähnt. Im praktischen Teil der Arbeit wurden die Werke der Autoren, „Der Antitürke" Serdar Somuncus und „Deutschland schafft sich ab" Thilo Sarrazins unter die Lupe genommen, die die unterschiedliche Integrationsvorstellungen vertreten und an denen die kritische Diskursanalyse von Ruth Wodak angewendet wurde.
Türk halk kültüründe damat "Samsun'un Tekkeköy ilçesi örneği"
Bu çalışmanın amacı Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründe damat(-lık) kurumu ve kimliğinin erkek kimliğinin inşasındaki rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda öncelikle Samsun'un Tekkeköy ilçesi Türk halk kültüründeki evlilik anlayışı ortaya koyularak yöredeki erkekliğin inşa sürecinin tamamlanmasındaki damat kimliği ve folklorunun algısal, davranışsal, icra, inanç ve maddi yönleri ele alınmıştır. Çalışma, Samsun'un Tekkeköy ilçesinde yapılmış olan saha araştırması sonucu elde edilen veriler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmada, Samsun'un Tekkeköy İlçesi'nde erkeklik kimliğinin inşasında damatlık kurumunun bu inşanın tamamlanmasında belirleyici rolü olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Erkeklik, Evlilik, Damat Folkloru, Tekkeköy
Çerkes ve Abaza (Abhaz) kökenli yazarların romanlarında millî kimlik inşası
Çerkes ve Abaza ( Abhaz) Kökenli Yazarların Romanlarında Millî Kimlik İnşası başlıklı tez çalışması, Çerkeslerin ve Abazaların (Abhazların) Türkçe yazdığı romanları incelemektedir. 1875-2021 yılları arasında yazılan elli iki romanda "kimlik", "alt kimlik", "öteki" "kimliklenme" "asimilasyon" "gelenek" doğrultusunda temel sorunlar belirlendi. Bu çalışmada kullanılan Çerkes ve Abaza tanımlamaları, yazarların kendini ve karakterlerini nasıl tanımladığını temel alarak yapıldı. Kendini Çerkes ya da Abaza olarak tanımlayan yazarların kimlik söylemi üzerinde duruldu. Kimliklenme ve kimliklendirme sorununa bağlı olarak; etnik kültür ögeleri, ötekileştirme, kültürel çatışma, kültürel etkileşim, uyum -uyumsuzluk süreci, dil yitimi, öz değerleri anlatma ve koruma, toplumsal hafızanın canlandırılması gibi durum ve sorunların ele alınışı incelendi. Çerkes ve Abaza ( Abhaz) Kökenli Yazarların Romanlarında Millî Kimlik İnşası başlıklı tezde, sözü edilen anlayışla millî kimliğin inşasında edebiyatın etkisine açıklık getirmeye çalışıldı. Ele alınan eserler uzun ve karmaşık bir tarihî süreci kapsadığı ve diaspora odaklı olduğu için diasporik kimliğin bakış açısı belirlenmeye çalışıldı. Örfi kuralların, dinî, siyasi, tarihî olayların, kültürel etkileşimin bu bakışı nasıl etkilediği; romanın kimlik inşasındaki yeri ve etnik gruplar için edebiyatın kendiliğini kamusal alanda ifade etme aracına dönüşmesi tartışıldı.
Identity development of children raised under state protection or foster care system: A grounded theory study
The main purpose of the current study was to investigate the psychological experiences of late adolescents who grew up under state protection and/or foster family in their identity development processes. A qualitative method, grounded theory method was employed to pursue this aim. The data were collected through semi-structured interviews with 17 individuals from three different participant groups. As a result of the analysis, five super-ordinate themes were conceptualized: (1) ambiguous losses, (2) objectification, (3) discrimination and stigmatization, (4) resource allocation, and (5) identity. The results of the analysis revealed that growing up under state protection and/or foster family emerges difficulties in the personal, social, and political areas of late adolescents' lives. These difficulties manifest in the lives of these late adolescents as norms that they internalize or challenge. As a result of these two ways, growing up under protection results in these adolescents being proud of their identity or drifting from life. The findings of this study emphasized the importance of social arrangements that ensured a healthy identity development for late adolescents raised under government protection and/or foster family.
Modern Türk kimliği inşasında Avrupa imgesi
19. yüzyılda Osmanlı'nın iç yapısında Batı ile bütünleşme düşüncesi yolunda Tanzimat Fermanı'nın getirdiği reformlarla başlayan, anayasal yönetimlerin (1876 I. Meşrutiyet ve 1908 II. Meşrutiyet ) ilanıyla devam eden modernleşme çabaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda da devam etmiştir. Cumhuriyet dönemi, seküler ve modern bir ulus devlet yaratma yolunda yapılan inkılapların üzerine oturduğu temel eksenler Türk ulus kimliğinin inşası, uygar medeniyetler seviyesine çıkma ve laikleşme olgusunun topluma yayılması olmuştur. Modern ulus devletlerin ve kimliklerin dünya sahnesinde yer almaya başlaması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'de Türk ulus kimliğini ön plana alan yeni bir kimlik inşa sürecine girmiştir. Bu çalışmanın temel amacı Türk kimlik inşasını tarihsel süreçler içerisinde analiz ederek, ulus kimliğinin oluşumunda Avrupa imgesini (Türk ulus kimlik inşasında Avrupa etkisini) incelemektir. Bu doğrultuda tüm kimliklerin alt yapısını oluşturan kimlik kavramı ve unsurları üzerinde çalışma başlatılmıştır. Daha sonra Türk kimliğinin tarihsel süreç içerisinde nasıl ortaya çıktığı ve nasıl inşa edilmeye başlandığı çok yönlü olarak incelenmiştir. Son olarak bu tezde Avrupa uygarlığının ve kimliğinin ortaya çıkışı ve Türk kimlik inşasında nasıl bir etki yarattığı üzerinde durulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus kimliğini inşa etmek için yaptığı inkılaplar çeşitli boyutlarla incenlenmiş ve bu inkılapların gerçekleşmesinde etkili olan unsurlar belirtilmiştir.
Avusturya ulus kimliği inşasında entegrasyon tartışmaları ve Türkler
15 Mayıs 1964 tarihinde Avusturya ile Türkiye arasında yaşanan 'İşçi Gö-çü'nün ardından Avusturya'daki entegrasyon tartışmalarının Avusturya ulus kimliğine yansımaları literatür ve görüşmeler çerçevesinde 'inşacı' bir yaklaşımla değerlendiril-miştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi de dahil olmak üzere yüzünü 'Batı' dünyasına çeviren Türkiye Cumhuriyeti, dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğuna 31 Temmuz 1959'da ortaklık başvurusunda bulunarak Avrupa Birliği yolunda önemli bir adım attı. Türkiye-Avusturya ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg İmpara-torluğu tarihine uzanır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Marshall yardımı alan Avus-turya, yeniden yapılanabilmesi için insan gücüne ihtiyaç duydu. Bu ihtiyacın geçici ve alternatif olarak Türkiye'den karşılanabileceği konusunda mutabık kalınmıştı. İşgücü Celbinin ardından Avusturya'daki Türk vatandaşlarının sayısı bugün 300.000'e yaklaştı. Zamanla Avusturya'ya yerleşen Türklerin misafirlik süreleri Avus-turya'nın gündeminde yer almaya başladı. Tartışmalar bazen siyasi malzeme olarak kullanılmıştır. Tüm bu gelişmeler Avusturya'nın sosyal yapısını ve ulusal kimliğin olu-şumunu etkilemiştir. Bu çalışmada Türklerin Avusturya toplumuna uyum süreci ve bu son durumda ulusal kimliğe yansımaları araştırılmıştır. Bu kapsamda literatür araştır-ması ve görüşmeler yoluyla veriler toplanmış, elde edilen veriler MAXQDA – 2022 programı aracılığıyla analiz edilmiştir.
Dil, kültür ve etnisite bağlamında kimlik inşası: Ardeşen örneği
Kimlik inşası, tarih ile yüzleşme ve geleceğe yön verme arasında hassas bir dengeyi temsil eder. Bu çalışma, Ardeşen'deki Lazların kimlik inşası sürecinde etkili olan unsurları ele almayı amaçlamaktadır. Ardeşen, hem Türkçe hem de Lazca konuşulan bir bölge olarak, yerel kimlik ile ulusal kimlik arasındaki etkileşimi anlamak için uygun bir örnek sunmaktadır. Araştırma, etnik kimlik ve milli kimlik tanımında hangi öğelerin ön plana çıktığını irdelenmiştir. Etnik aidiyetler ile milli kimliği ayrıştıran unsur ile tamamlayıcı unsurların neler olduğu araştırılmıştır. Din, tarih, etnisite, dil ve kültür gibi unsurların, ulusal kimliğin inşasında nasıl bir rol oynadığı incelenmiştir. Ardeşen'de yaşayan bireylerin hem Laz kimliğini hem de Türk kimliğini nasıl bir arada sürdürebildiği; bu süreçte devlet politikalarının ve yerel dinamiklerin nasıl bir etkileşim içinde olduğu incelenenmiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki kimlik ve aidiyet tartışmalarına yeni bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Mikro düzeyde kimlik inşasını ele alarak, yerel dinamiklerin ulusal kimlik üzerindeki etkisi derinlemesine incelemektedir. Araştırma, ulusal kimlik inşasında ideoloji ve siyasetten uzakta durarak literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Çalışmada, nitel ve nicel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir araştırma yöntemi benimsenmiştir. Araştırma verileri, Ardeşen bölgesinde yapılan etnografik gözlemler, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve anketlerden elde edilmiştir. Nitel veriler, bireylerin kimlik inşası süreçlerini derinlemesine anlamayı hedeflerken, nicel anket sonuçları milli kimlik algısını ve Türk kimliği aidiyeti seviyelerini ölçmek için kullanılmıştır. Ardeşendeki Lazlar; Türk kimliğini, ulus kimlik olarak nitelemekte siyasi ve resmi kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliğini ise ulusaltı kimlik olarak nitelemekte kültürel ve etnik kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliği alt kimlik Türk kimliği üst kimlik olarak görülerek bu iki kimlik arasında bir çatışma olmadan birlikte var olmaktadırlar.
Moldova'daki Gagauz Türklerinin dil ve eğitim durumları üzerine sosyolojik bir araştırma
23 Aralık 1994'te Moldova parlamentosunda Gagauziya Özerk Bölge Birimi'nin (Gagauz Yeri) oluşturulmasına ilişkin bir yasa çıkarıldı. Bu yasanın resmi adı "Gagauziya'nın özel yasal statüsü (rus. "Zakon ob osobom pravovom statuse Gagauzii (Gagauz Yeri)") olarak geçmektedir ve yasanın asli amacı kısmında Gagauz Türk halkının özerklik statüsünün tanındığını görebilmekteyiz. Aynı yasaya göre Gagauziya'nın kendi milli bayrağı, marşı ve sembölü belirtilmiş ve bunlar Moldova devleti tarafından da tanınmış oldu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Gagauz Türklerinin siyasi statüleri değiştikçe, sosyo-kültürel yapısı ve kimlik inşasında değişimler gerçekleşmiştir. Bu çalışma kapsamında Moldova'da yaşayan Gagauz Türklerinin kültürlerini sürdürme durumları, dil ve eğitim durumları, aile yapısı, sosyal etkileşim durumları, aidiyet duygusu ve kültürel aktarım süreçleri incelenmiştir. Araştırma bölgesi olarak özellikle Moldova'da yaşayan Gagauz Türklerinin bulunduğu yerin seçilmesindeki amaç, Gagauz Türklerinin kendilerine ait sadece bu bölgede özerk bir yapıya sahip olmaları. Nitel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı bu çalışmanın alan araştırması Moldova'da gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında ise kartopu örnekleme tekniği kapsamında Moldova'da yaşayan Gagauz Türk toplumunun çeşitli kesimlerini temsil eden 29 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği ile veri toplanmış ve analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; Moldova'da yaşayan Gagauz Türklerine Sovyetler Birliği sonrasında uygulanan eğitim politikalarına göre, eğitim durumlarının yüksek seviyede olduğunu söylemek mümkündür. Gagauz okullarında eğitim ağırlıklı olarak Rus dilinde verilmektedir. Eğitimin kalitesi yüksek olup, yüksek eğitimde fakülte seçenekleri çoktur. Ancak ülkede ekonomik sıkıntılar mevcut olduğundan dolayı genç Gagauz Türkleri eğitim dili olarak Rus dilini benimsemektedirler. Bunun yanında Gagauz Türkleri kendi kültürünü ve Gagauz dilini sonraki nesillere aktarılabilmektedir. Gagauz Özerk Bölgesi yasal statüsünü aldıktan sonra, kendi ana Gagauz dilini koruyabilmektedir. Moldova'da yaşayan Gagauz Türklerinin, Sovyetler Birliği'ndeki gibi çekirdek aile yapısına sahip oldukları belirtilmiştir ve aile içi konuların karar alma sürecinde, tüm aile bireyleri eşit bir şekilde rol oynamaktadır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte dini kısıtlamalar da ortadan kalkmıştır. Gagauz Türkleri için dini teamüllere uyulması önemli olduğunu ifade etmek mümkündür.
Kimlik ve performans ilişkisi: Kıbrıs'ta halk dansları
Bu çalışma kimlik ve performans arasındaki ilişkiyi halk dansları etrafında ve etnografik bir bakışla incelemeyi amaçlar. Sosyal ve kültürel olarak inşa edilen kimlik kavramı sabit değil, dönemsel ve durumsal olarak yeniden üretilen bir kavrayıştır. Kimlik kimi zaman iktidarlar eliyle kimi zaman kültürel yaşamın olağan akışı içinde kendiliğinden değişir. Performans kavramıysa, iki çift gözün karşılıklı olarak birbirini izlediği her türden ortamda meydana gelen sosyal, kültürel ve iletişimsel edimlerin tümüdür. Performans, görece gölgede kalmış bir konu olsa da kültürel yapıp etmelerin merkezinde yer alır; kültürel yaşam, benlik sunumları ve performanslarla inşa edilir. Kimlik ve performans kavramları çalışmanın teorik arka planını oluşturmaktadır. Bu bağlamda kimliğin performatif bir kavram olduğu ve halk danslarının kimlik performansları sunan bir etkinlik olduğu fikrinden yola çıkılmıştır. Bu yönüyle halk dansları uluslaşma süreçlerinde de ulus-kimliğin vitrinini oluşturmuştur. Bu araştırmada halk danslarının, Kıbrıs adasındaki kimlik inşalarında nasıl konumlandığı, kimlik performanslarının aracı olarak nasıl işe koşulduğu araştırılmaya çalışılmıştır.
Osmanlı Balkanlarında kimlik inşası: Bulgar etnik terörünün kuramsal yorumu
Bu çalışma 19. Yüzyılda Balkan coğrafyasındaki uluslaşma hareketleri çerçevesinde ulus kimliğinin oluşumunu, bu oluşum içerisinde hangi sebeplerin öncelikli olarak görüldüğünü, kimliğin inşasında hangi unsurların kullanıldığını ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Ulus kimliğinin ortaya çıkışındaki doğal süreç ile inşa edilen yapay etkenler ile birlikte kimliğin varlığının kabulü ve devam ettirilebilmesi için hangi faaliyetler içine girildiği de çalışmanın cevabını bulmaya çalıştığı sorular arasındadır. Bu faaliyetlerin bireyler ve gruplar üzerindeki psikolojik etkisi ise çalışmanın açılım getirmeye çalıştığı temel konulardandır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın ilk bölümünde kimlik kavramı ile ilgili temel açıklamalar yapılmış, özellikle bireysel kimlik ve grup kimliğinin kapsamı, oluşum süreci ve iki kavram arasındaki etkileşim açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise grup kimliği ve özel olarak ulus kimliğinin oluşum süreci ile ilgili bir örnekleme yapılmış ve 19. yüzyılda Balkanlar'da ortaya çıkan uluslaşma hareketleri genel oluşum sebepleri ile anlatıldıktan sonra Bulgar uluslaşma hareketi özelinde ulusal kimliğin inşası ve diğer grupların inşa edilen kimliği kabul etmesi, benimsemesi ile ilgili olarak kullanılan unsurlar anlatılmaya çalışılmıştır. Bilhassa tedhiş faaliyetleri ile diğer grupları sindirme ve etkisiz hale getirme ile yeni ulusun varlığının kabulünün sağlanması çabaları örnek üzerinde anlatılmaya çalışılmıştır.
Toplumsal bellek ve mübadillerin kimlik inşası
Mübadele kavramı değişim manasında kullanılan ve 1923 yılında gerçekleştirilen Türk-Yunan Nüfus mübadelesi ile özdeşleşen bir kavramdır. 1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesi ile Yunanistan'da yaşayan Müslüman dininden Yunan uyruklu azınlık ile Türkiye'de yaşayan Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarının yer değiştirilmesi işlemi gerçekleştirilmiştir. Bu zorunlu göç süreci neredeyse bir buçuk milyon insanın yaşamının değişimine tanıklık etmiştir. Mübadelenin gerçekleştiği tarihin ardından doksan dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye'ye iskân edilen mübadillerin kültürel devamlılığı nasıl sağlanmaktadır? Çalışmanın problemini ve odağını teşkil eden sorudan hareketle mübadillerin kültürel devamlılığının sağlanmasında ve kimlik inşası sürecinde rol alan dinamiklere odaklanılmaya çalışılmıştır. Kimliğin oluşumu sürecinde hatırlama konusu büyük önem arz etmektedir. Ancak hatırlama işlemi salt zihinsel bir faaliyet olmaktan çok daha fazlasıdır. Bireyler hatırlama/bellek konusunda diğerlerin tanıklığına ihtiyaç duymaktadır. Bir bireyin içerisine doğduğu toplum kişinin sosyalizasyon sürecine tanıklık ettiği gibi kişi hatırlama konusunda da toplumun üyelerinin varlığına ihtiyaç duyacaktır. Bu konu kolektif bellek kavramının doğuşuna zemin hazırlamıştır. Kolektif bellek bireyin hatırlaması gerekenleri üyesi olduğu toplumun diğer üyeleri ile kolayca hatırlayabileceğini görüşünü savunmaktadır. Bununla beraber kimliğin oluşumu sürecinde geçmişe ihtiyaç duyulmakta bu durum ise kolektif belleği gerekli kılmaktadır. Bu anlamda toplumsal bellek kimlik oluşumu sürecinin vazgeçilmez bir unsurudur ve toplumsal bellek bugünün koşullarıyla geçmişin yeniden inşası sürecini kapsamaktadır. Buradan hareketle Türkiye'ye iskânı gerçekleştirilen mübadillerin kimlik oluşumu ve kültürel devamlılığı hususunda toplumsal bellek pratiklerine odaklanılmıştır. Bununla beraber gerek teknolojik alanda meydana gelen değişimler gerek kolektif belleğin bugünün koşullarıyla yeniden inşa ediliyor oluşu gerekse bütün bunlarla beraber değişen toplumsal bellek pratikleri göz önünde bulundurularak mübadillerin oluşturulduğu facebook gruplarına odaklanılmaktadır. Bu anlamda çalışmada nitel yöntemin bir deseni olan etnografik yöntemin sanal ortama uygulanması ile oluşan netrografik yöntem kullanılmıştır. Çalışmada netrografik yöntem kurallarına bağlı kalınarak çok sayıda üyesi bulunan, paylaşım trafiği yoğun olan Selanik, Rumeli ve Balkan Göçmenleri ve Selanik Kozana Göçmenleri adlı facebook grupları araştırmanın örneklemini teşkil etmektedir. Çalışmanın amaçları doğrultusunda, Türkiye'nin farklı illerinde bulunan mübadillerin oluşturduğu söz konusu facebook gruplarında yapılan paylaşımlar çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kolektif Bellek, Mübadele, Netrografi, Facebook
Almanya'daki genç kuşak Türk diasporasının dini kimlik inşası
Kimlik konusu modern ulus devletler için önemini korumaya devam etmektedir. İletişim, haberleşme ve ulaşım ağlarının artması ve göçlerin görünür olması, ulus devletlerin sınır ötesindeki topluluklarına yönelik de kimlik politikaları geliştirmesine neden olmuştur. Buna paralel olarak göçü alan toplumlar da kendi ulus devlet modelleri bağlamında göçmen ve diasporik gruplara yönelik kimlik politikaları geliştirmiştir. Bu anlamda Almanya'daki Türk diasporası hem Türkiye'nin hem de Almanya'nın geliştirdiği çeşitli politikalardan etkilenmektedir. Bu etkilenmenin özellikle dini kimlik bağlamında nasıl gerçekleştiği bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Almanya'daki genç kuşak Türk diasporasında dini kimlik inşasını ele alan bu çalışma nitel yönteme başvurarak Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yaşayan 18-22 yaş arasındaki 23 katılımcıdan elde edilen niteliksel verilere dayanmaktadır. Araştırma Almanya'daki genç kuşakların dini kimlik inşasında belirleyici olan unsurları ortaya çıkarmayı ve genç kuşakların dini kimlik inşasını anlamaya çalışmaktadır. Saha çalışması sonucunda kendini dini kimlik çerçevesinde tanımlayan genç kuşak katılımcıların dini kimlik inşasında aile, sivil toplum kuruluşları, dil ve Almanya'nın politikaları olmak üzere dört farklı unsurdan etkilendikleri görülmüştür.
Sosyo-kültürel bir inşa olarak bireyselleşen Kürt dindarlığının imkanı
Bireyler kendi yaşam alanları içerisinde kimliklerini üretirler. Bireyler ürettikleri bu kimliklerini etkileşimlerle yeniden inşa ederler. Bu temel görüş üzerinden şekillenen araştırmada genel amaç sınırlandırılmış bir konu üzerinden din ve etnisite arasındaki ilişkinin ne olduğu ve bunun nasıl bir sekülerleşme tipolojisini ortaya çıkardığını anlamaktır. Din süreklilik arz eden bir özelliğe sahiptir. Şartların değişmesi ve diğer faktörlerin etkisiyle oluşan ihtiyaçlar sonucu dinin yeniden inşa edildiği düşünülmektedir. Dindar Kürt bireyler örneğinde hangi şartlar ve etkenlerin böyle bir inşayı doğurduğu bu araştırma sürecinde gözlemlenmeye çalışılmıştır. Dini ve etnik duygunun bir araya gelmesini sağlayan olgu ve olayların neler olduğu ve din ile etnisitenin bir arada bulunabilme özelliğini ortaya çıkarmak ve bunun sonucunda bireyde gözlenebilen bir değişim varsa bunun doğasını araştırmanın genel amaçları bakımından önem taşımaktadır. Çalışma oluşturduğu bağlam ile bireylerdeki süreçsel ve düşünümsel nitelikleri, öznel anlamları ve toplumsal gerçekliğin etkileşim ve iletişimsel doğasını ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle bunları anlamaya imkân veren nitel yöntem ve fenomenolojik çözümleme tercih edilmiştir. Araştırmanın verileri de yarı yapılandırılmış soru formu yardımıyla mülakatlar yapılarak elde edilmiştir. Mülakatlar 8'i kadın olmak üzere toplamda 28 kişi ile yapılmıştır. Bu bireyler Ankara, Aydın, İzmir, Bitlis, Van ve Hakkari şehirlerinden seçilmiştir. Elde edilen veriler katılımcıların etnik ve dini kimlik algılarını, bu algı ile oluşan dinsel tasavvurlarını ve siyasal tahayyüllerini içermektedir. Bu araştırmanın analizi görüşme dökümleriyle başlamış ve elde edilen bulguların betimlenmesi ve yorumlanması ile tamamlanmıştır. Ancak bu verilerden elde edilen bulgulardan üretilen sonuçlar genelleştirilmeyerek araştırmanın örneklemini kapsayacak biçimde tasarlanmıştır. Böylece bu özgül örneğin etnik kimlik, din, farklılıklar, bireyselleşme, sekülerleşme gibi konularda sürdürülen tartışmaları genişleterek alana bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu araştırmada, görüşmeler sonucunda elde edilmiş sözlü ifadelerin yanında, ikincil veri kaynakları da çalışmayı desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Veriler sonucunda çalışmanın örneklemini oluşturan bireylerde güçlü bir kimlik algısının olduğu tespit edilmiştir. Bireylerdeki kimlik algısı hem dinî hem de etnik kimlikle alakalıdır. Bu da araştırmaya konu olan dindar Kürt bireylerde din ve etnisitenin canlı, hareketli bir şekilde karşılıklı etkileşim sonucunda yeniden inşa edildiğini göstermektedir. Bu kimlik algısının sonucu olarak gelenekten farklı bir din tasavvurunun oluştuğu görülmektedir. Bu anlamda dinin öznel ve içsel bir tasavvurunun katılımcı anlayışında mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Oluşan bu yeni dinsel tasavvur örneğinde etnik kimlik önemli bir dinamik olarak işlev görmektedir. Siyasal alana bakıldığında ise katılımcılar açısından belirleyici unsurun etnik kimlik stratejisi olduğu görülmektedir. Çünkü dindar Kürt katılımcılar kendilerine yönelik yaşananları bir kültür ve kimlik sorunu olarak görmektedirler. Din ise kazandığı öznel anlamlar ile burada temel kaynaklardan biri olmaya devam etmektedir. Bu anlamda bireylerde çoğulcu, her şeyi kapsamaya çalışan bir siyasal düşünüşün oluşturulmaya çalışıldığı görülmektedir. Dolayısıyla bu çalışma konu edindiği bireyler örneğinde etno-dinsel inşanın seküler inşayı da beraberinde getirdiği düşüncesini irdelemektedir. Böylece temelini bireysel inşadan alan bir Kürt İslamından bahsetmek mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Din Sosyolojisi, Etnisite, Din, Kimlik, Kürtler, Kürt İslamı
Beyimbet Maylin'in piyeslerinde Sovyet kimliğinin inşası
Beyimbet Maylin'in piyeslerinde Sovyet kimliğinin inşasını ele alan bu çalışma temelde altı bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde, araştırmamızın problemi, argümanı ve yöntemleri ifade edilmiştir. Buna göre bu çalışma, her şeyden önce "kimlik" mefhumunu, "biz" ve "öteki" zıtlığı çerçevesinde inşa edilebilen bir kavram olarak düşünmüş ve bu düşünceden hareketle Kazakistan coğrafyasında SSCB'nin ideolojik kimlik politikalarını, Kazak yazar, şair ve dramaturg Beyimbet Maylin'in piyesleri üzerinden analiz etmeye çalışmıştır. Bunun hemen ardından çalışmanın ikinci bölümünde araştırmaya konu olan sanatçı Beyimbet Maylin'in biyografisi ve edebî yaşantısı aktarılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümü, "Sovyet Öncesi Dönemde Kazaklar", Sovyet dönemine gelindiğinde ideoloji tarafından "öteki" haline getirilecek yaşantının, değerlerin, adetlerin ve geleneklerin açıklandığı bölümdür. Bu bölümde Kazakların kökeni ve oluşumundan başlayarak, Kazakların geleneksel kültürleri, yaşantıları, idari ve ekonomik ve sosyal yaşamları hakkında bilgi verilmiştir. Bunun ardından Rusların Kazak bozkırlarını fethi bölümü izlemiş ve Rus Çarlığı yıkılana kadarki dönemde, 1905 Devrimi'nde, İç Savaş yıllarında Kazakların sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel yaşantısı ele alınmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümü, "Sovyet Döneminde Kazaklar", önce Sovyet rejiminin "milliyetler problemini" çözmek adına ürettiği "milliyetler politikası"nın kuramsal dayanaklarını açıklamış, ardından Sovyet hükümetinin Kazakistan'daki idarî, ekonomik ve sosyal politikaları, Sovyet Milliyetler Politikası çerçevesinde aktarılmıştır. Araştırmanın beşinci başlığı, "Beyimbet Maylin'in Piyeslerinde Sovyet Kimliğinin İnşası" bölümünde önce tiyatro sanatının insan yaşantısındaki işlevinden ve Sovyet devrindeki misyonundan bahsedilmiştir. Bundan sonra yazarın piyesleri hakkında bilgiler ve piyeslerin özetleri okuyucuya sunulmuş; piyeslerin içerik analizleri üzerinden Sovyet kimliğinin "biz" ve "öteki" gruplarının ne şekilde kurgulandığına dair tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmanın altıncı ve son bölümü, bütün araştırma boyunca elde edilen bulguların toplu şekilde genel bir çerçevede değerlendirmesini içermektedir.
Demographic engineering, forced migration and resettlement policies in General Inspectorates
This thesis attempts to focus on General Inspectorates which were active institutions between 1927-1952, by looking at them in context of demographic engineering, forced migration and resettlement policies. Population policies which are inevitable requirement for the nation-building process, are tried to be understood with this institution. The effectivity of General Inspectorates in the Eastern parts of Turkey are tried to be shown, even if they create a small part of this broader project. In addition to these, this thesis highlights the importance of the General Inspectorates' intermediary role to impose the centralized power as decentralized units. This thesis which mostly bases on information from the Republican archive, attempts to examine nation-building process and demographic engineering policies by giving examples from the implementations of the General Inspectorates in the Eastern provinces.
Kültürel kimlik bağlamında Mardin Süryani müziği
6000 yıllık geçmişe sahip olan Süryaniler, ilk Hristiyan hükümdar olan Kral Abgar'ın yardımıyla kendilerini putperestlikten ayırmak için kendi topluluklarına Suriye'den gelen 'Süryani' ismini vermişlerdir. Bu topluluk Mezopotamya olarak bilinen, geçmişinde birçok ırka ve devlete ev sahipliği yapan bölgede yüzyıllar boyunca var olmuşlardır. Çok kültürlülüğün bir tezahürü olarak, Süryaniler'de müziğin doğuşu, eski Mezopotamya'da imparatorluk kurmuş olan Asurluların dini bir kimlikle kiliseye girmesiyle oluşmuştur. Kilisedeki kutsama törenleri, vaftiz ve özel günlerin ayin müzikleri Süryani müziğinin bir parçasıdır. Süryaniler de birçok toplulukta olduğu gibi çeşitli sanatlara ve müziğe büyük ölçüde ilgi duymuşlardır. Mardin merkez yöresinde yaşayan Süryanilerin kültürel kimliğinin inşasında, geçmişten günümüze müziğin nasıl bir rol oynadığı araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Bu araştırma, kültürel kimlik ekseninde, Mardin yöresinde yaşayan Süryanilerin tarihsel süreç içinde, dini ve din dışı müzik pratiklerinin kayıt altına alınıp betimlenerek alana kaynak oluşturulması hedefini taşımaktadır. Mardin yöresi, çok sayıda etnik ve dini grubun binlerce yıl yan yana yaşadığı bir geçiş noktası olmuştur. Günümüzde ortaya konan popüler Süryani müziği, Süryani kilisesinin zengin birikimine ve mirasına dayanmaktadır. Konuyla ilgili sistematik bir kaynağın olmaması, bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Kültürel Kimlik, Süryani, Mardin, Müzik, Pratik.