Fiscal law
100 theses under this subject heading
Türk Hukukunda gelir vergisinde matrahın tespiti ve beyanı
Ülkelerin varlıklarını sürdürebilmelerinde, kalkınmada ve kamu harcamalarının finansmanında ülke ekonomilerinin en büyük gelir kaynaklarının başını çeken gelir kaynağı vergilerdir. Vergiler içerisinde Gümrük vergilerinden sonra en büyük orana Gelir Vergisi sahiptir. Tarihsel olarak vergiler; insanların birlikte yaşamalarının verdiği sonuca göre toplumsal ihtiyaçların karşılanabilmesi için bireylerin devlete ödeme güçlerinin belli bir kısmını aktardıkları parasal yükümlülüklerdir. Vergilendirmede zorunluluk (cebri olma) unsuru bireylerin devlete olan yükümlülüklerini yerine getirmede gönüllülük esasından uzak kalınmasına neden olmuştur. Vergi borçlusu ve vergi sorumlusu olan şahısların nihai amaçları kendilerine tanınan legal veya illegal yollardan yararlanarak en az vergiyi ödemeye veya hiç ödememeye çalışmaktır. Devletin şahıslara tanımış olduğu kanunlar ve haklar çerçevesinde vergi mükellefleri vergi kaçırmaya veya vergiden kaçınmaya, değişik yöntemlerle vergi matrahlarının daha az çıkmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, vergi sistemimizin temelinde yer alan Gelir Vergisi matrahının tespiti ve beyanının temel düzeyde açıklanması ve kanunun mükelleflere tanıdığı istisna, indirim ve muafiyetler çerçevesinde doğru bir şekilde yükümlülerin vergisel işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Beyan, Gelir, Matrah
Vergi yargısında istinaf kanun yolu incelemesi
Kamusal kaynakların en önemli kalemlerinden olan vergilerin toplanması, konulması ve vergilendirmeye ilişkin yapılan her türlü işlem toplumsal hayatta her anlamda bir etki doğurmaktadır. Bu nedenler vergiye ilişkin oluşumlarda yapılacak değişikliklere toplumlar hassasiyet geliştirmişlerdir. Vergiye ilişkin oluşumlarda olduğu gibi adalet sisteminde yapılan değişiklikler de toplumda hızlı ve etkin şekilde olumlu veya olumsuz tepki doğurmaktadır. Bu çalışma da yargı sisteminde yapılan önemli değişikliklerden birinin vergi yargısı üzerine etkileri ve benzeri uygulamaların farklı ülkelerde ve yargı kollarında görünümleri incelenmiştir. Tüm bu inceleme ile hedeflenen yapılan yargısal değişikliğin kısa zaman içerisinde istenilen sonuca ulaşılamasa bile beklenen faydayı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesine ilişkindir.
Vergi mükelleflerinin vergi suç ve cezaları ile temel vergilendirme ilkelerine bakış açısının analizi: Afyonkarahisar örneği
Mükellefin vergiye gönüllü ve cebri uyumunu sağlayacak mekanizmaların mali sistem içine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede mükelleflerin vergiye cebri uyumunu sağlayacak ve gönüllü uyuma yönlendirecek ceza uygulamalarından yararlanılmaktadır. Çalışmada, vergi cezalarının veriye karşı gelişen direncin neden olduğu olumsuzlukların giderilmesinde etkinliği araştırılmıştır. SPSS 19.0 analiz programı kullanılarak verilerin daha sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına önem verilmiştir. Afyonkarahisar ili ve ilçelerinde uygulanan anket çalışması toplamda 41 sorudan oluşmaktadır. Bunlardan 13'ü mükellefleri tanımaya yönelik demografik sorulardan oluşurken, 28'i ise verginin cezalarının ağırlığı, vergi ceza ve uygulamalarının eşitliği, kanunların boşluğu ve anlaşılabilirliği, vergi aflarına bakış açıları ve vergi suçlarına karşı verilen cezaların caydırıcılığı konusundaki düşüncelerine başvurulmuştur. Elde edilen verilere göre mükelleflerden vergi kanunlarında boşluk olduğunu % 54 oranında düşünürken, vergi uygulamalarının eşit uygulandığını düşünenler % 30 şeklinde gerçekleşmiştir. Aynı zamanda vergi afları konusunda ise % 72 oranında kriz dönemlerinde afların kullanılması gerektiğini ve zamanında vergi ödeyenlere bir haksızlık olduğunu sadece vergi ödemeyenlere kolaylık sağladığını dile getirmişlerdir. Vergi cezalarının caydırıcı olduğunu düşünenler ise % 81 civarında olurken aynı oranda da vergi tahsilâtında da cezaların kullanılması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Suçu, Vergi Cezası, Vergi Tahsilâtı, Vergi Ceza Hukuku, Vergi Cezalarının Caydırıcılığı, Tahsilât, Ceza, Suç, Verginin Unsurları, Vergileme Süreci, Verginin İlkeleri Bu tez Uşak Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi tarafından 2013/TP012 numaralı yüksek lisans tez projesi olarak desteklenmiştir
Vergi Hukuku açısından kişisel verilerin korunması
Kişisel verilerin korunması ve bu hususta verisi işlenen kişilere tanınan haklar, günümüzde önemi gittikçe artan ve ülkeler tarafından çeşitli çözüm önerileri getirilmek istenen konulardan birisini oluşturmaktadır. Nitekim teknolojinin de gelişmesiyle birlikte, kişisel verilerin işlenmesi hem çok daha kolay hale gelmiş hem de işlenen veri sayısı çok daha fazla artmıştır. Çalışma kapsamında, öncelikle kişisel verilerin korunmasına ilişkin kavramsal açıklamalara ve kişisel verilerin korunması hakkının niteliğine ilişkin tartışmalara yer verilmektedir. Kişisel verilerin korunması, küresel bir konu olduğundan, kişisel verilerin korunması hukukunun gelişiminin değerlendirilmesi de önemlidir. Bu çerçevede, mevzuatımıza da etki eden uluslararası kaynaklar ele alınmıştır. Ülkemizde ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa'nın 20. maddesinin 3. fıkrasına eklenen hüküm çerçevesinde, kişisel verilerin korunması bir hak olarak Anayasa'da açıkça yer almaya başlamıştır. 2016 yılında da, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede, çalışma kapsamında 6698 sayılı Kanun'un getirdiği düzenlemelere de ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Söz konusu Kanun ile getirilen düzenlemeler, vergi mükellefleri açısından da önemlidir. Nitekim uluslararası kaynaklara da benzer şekilde, Kanun ile kişisel verileri işlenen gerçek kişilere oldukça önemli haklar tanınmaktadır. Çalışma kapsamında da, vergi mükelleflerinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin hakları, vergi konularına ilişkin istisnalar ışığında ele alınmaktadır.
Sermaye şirketlerinin ortakları ile kanunî temsilcilerinin şirketin vergisel borçlarından doğan sorumluluğu: Amerika Birleşik Devletleri ve AB üyesi bazı ülkeler ile karşılaştırmalı bir irdeleme
Oldukça geniş bir kavram olması nedeniyle, tez çalışmamızda vergi hukukuna dair sorumluluk hükümlerine genel olarak değinilmiş, esas olarak fer'i vergi borçlusu konumundaki vergi sorumlusu ve sorumluluğu üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, sermaye şirketleri olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, şirket ortakları ile kanuni temsilcilerin şirketin vergi borç ve cezalarına ilişkin sorumlulukları, tarihsel süreç ve diğer ülke düzenlemeleri ile kıyaslamalı olarak, ilgili mevzuatta yapılan son değişiklikler, halihazırda tasarı aşamasında olan yasa çalışmaları ve yüksek yargı kararları ışığında ele alınmıştır. Sermaye şirketlerinin yönetim ve temsili ile kanuni temsilcileri Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olduğundan, bu Yasada yapılan en son değişiklikler, konunun aydınlatılması açısından ayrıca irdelenmiştir. Türk hukukunda sermaye şirketlerinin ortakları ile kanuni temsilcilerine yüklenilen sorumluluk hükümlerinin, başta Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile mukayesesi yapılarak ülkemiz düzenlemelerinin incelenen ülkelerin mevzuatına kıyasla ağır sorumluluk hükümleri taşıyıp taşımadığı, ayrıca ülkemiz mevzuatında konuya ilişkin olarak yapılan değişikliklerin tarihsel seyri incelenerek sorumluluk hükümlerinin zaman içerisinde ağırlaştırılıp ağırlaştırılmadığı hususunda bir sonuca ulaşılmaya çalışılmış; bu sonuçlara dayanarak da ülkemiz ilgili mevzuatı ve uygulamasında gözlemlenen noksanlıklara, aksaklıklara ve hatalı uygulamalara dair önerilerde bulunulmuştur.
Enflasyon etkisini azaltmaya yönelik Vergi Usul Kanununda yer alan düzenlemelerin değerlendirilmesi
Enflasyon etkisini azaltmaya yönelik Vergi Usul Kanununda yer alan düzenlemelerin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışmada literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda literatürdeki çalışmalar incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmada evren ve örneklemi, konu çerçevesinde hazırlanan makale ve tezler oluşturmaktadır. Bu kapsamda yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda; enflasyonun etkisini azaltmak için Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemelerin değerlendirilmesi, vergi sistemi içindeki enflasyonist baskıları yönetmenin karmaşıklıkları ve nüansları hakkında önemli çıktılar sağladığı düşünülmektedir. Çalışma kapsamında ulaşılan en temel yargı; Türkiye'deki yüksek ve kalıcı enflasyon oranları, ülkenin vergi sistemine önemli zorluklar getirdiği, vergi gelirlerinin gerçek değerini aşındırdığı ve vergi rejiminin adaletini ve verimliliğini bozduğudur. Çalışma sonuçları ayrıca Türkiye'nin enflasyon sorununu ele almak için Vergi Usul Kanunu'nda çeşitli mekanizmalar uyguladığını göstermektedir. Birincil önlemlerden biri, hükümet tarafından belirlenen yeniden değerleme oranlarına dayalı olarak gelir vergisi dilimleri, muafiyet sınırları ve düşülebilir giderler gibi belirli vergiyle ilgili rakamların periyodik olarak ayarlanmasıdır. Bu yeniden değerleme süreci, vergi mükelleflerinin nominal gelirlerindeki enflasyon kaynaklı artışlardan aşırı derecede etkilenmemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca, Vergi Usul Kanunu, cezalar, gecikme faizi ve belirli vergiler için vergi matrahı tutarları dahil olmak üzere belirli vergi yükümlülüklerinin endekslenmesine izin verir. Bu endeksleme mekanizması, bu vergi yükümlülüklerini enflasyon oranlarına bağlayarak gerçek değerlerinin zamanla aşınmasını önler. Ancak araştırma bulguları, bu önlemlerin bir miktar rahatlama sağlamasına rağmen, enflasyonun vergi sistemi üzerindeki etkilerini tamamen nötralize etmekte yetersiz kaldığını göstermiştir. Yeniden değerleme oranları ve endeksleme faktörleri genellikle gerçek enflasyon oranlarından daha düşük seviyelerde belirlenmekte ve bu da vergi gelirlerinin gerçek değerinin kademeli olarak aşınmasına ve farklı gelir grupları arasında vergi yükünde bir kaymaya neden olmaktadır. Ayrıca, çalışmada bu enflasyon ayarlama mekanizmalarının farklı vergi türleri ve hükümleri arasında uygulanmasındaki karmaşıklığı ve tutarsızlığı vurgulanmıştır. Bu noktada çalışmada tartışılan mekanizmaları, kavramları ve modelleri anlayarak, politika yapıcılar ve vergi otoriteleri enflasyonun getirdiği zorluklarla daha iyi başa çıkabilir ve vergi yönetiminde adalet, verimlilik ve şeffaflık ilkelerini koruyabilir.
Elektronik ticaret kapsamında gerçekleştirilen hizmetlerde katma değer vergisi
Hizmet işlemleri Katma Değer Vergisinin konusunu oluşturan temel unsurlardan birisidir. Bu işlemler içerisinde teknolojik gelişmelerle birlikte elektronik ticaret kapsamında gerçekleşen hizmet ifalarının artmasıyla bu ifaların kapsamı, vergilendirmenin teorik alt yapısı, vergilendirme ülkesinin belirlenmesi, verginin tahsil edilmesi hususlarında bir takım problemler ortaya çıkmıştır. Bu problemlerin çözümü adına iki ana bölümden oluşan tezin birinci bölümünde öncelikle kendi işleyişi bakımından zaten görece karmaşık olan Katma Değer Vergisi sistemi, hizmet işlemleri açısından genel hatları itibariyle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda verginin konusu, mükellefi, vergi sorumlusu ve tevkifat, istisnalar ve vergilendirme sürecindeki aşamalar açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise ilk olarak elektronik ticaret kavramı ve elektronik ticaretin türleri, karakteristik özellikleri, teknik altyapısı açıklanarak elektronik hizmetlerin çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. İkinci olarak elektronik ticaretin vergilendirilmesinde temel ilkeler incelenmiştir. Bu doğrultuda özellikle tarafsızlık ilkesi üzerinde durulmuştur. Üçüncü olarak elektronik ticaret kapsamında gerçekleşen işlemleri kapsayacak şekilde sınır ötesi hizmet ifalarında vergilendirme ülkesinin Katma Değer Vergisinin teorisine uygun bir şekilde neresi olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Dördüncü ve son olarak nihai tüketicilere yapılan sınır ötesi hizmet ifalarında vergilendirmenin gerçekleştirilebilmesi adına basitleştirilmiş kayıt sistemi açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: KDV, elektronik hizmet işlemleri, vergilendirme ülkesi, basitleştirilmiş kayıt sistemi, tarafsızlık ilkesi
Vergi cennetleri, tercihli vergi rejimleri ve zarar verici vergi rekabetinin OECD ülkeleri ve Türkiye açısından değerlendirilmesi
11 DOKTORA TEZ OZU VERGİ CENNETLERİ, TERCİHLİ VERGİ REJİMLERİ VE ZARAR VERİCİ VERGİ REKABETİNİN OECD ÜLKELERİ VE TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Şennur HOŞYUMRUK Maliye Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Nisan, 2003 Danışman: Prof. Dr. Fethi HEPER Bu çalışmanın amacı, dünya ve özellikle OECD'nin gündemini fazlasıyla meşgul eden ancak Türkiye gündemine henüz tam anlamıyla girememiş olan vergi cennetleri, tercihli vergi rejimleri ve zarar verici vergi rekabetini incelemektir. Vergi cenneti kavramı, genel olarak vergilerin bulunmadığı ülkeleri veya vergi oranlarının sıfır ve sıfıra yakın olduğu ülkeleri ifade etmektedir. Söz konusu ülkeler, tarım alanları ve fiziki yatırım alanları sınırlı olduğu için başka gelir kaynakları bulunmayan küçük ada ülkelerinden oluşmaktadır. Ekonomik kalkınmalarını sağlamada yabancı sermayeye ihtiyaç duyan bu ülkeler vergileri araç olarak kullanmaya başlamışlar ve global alandaki sermayenin ve yatırımların yönünü olumsuz yönde değiştirmişlerdir. Böylece, dünyanın gündemini uzun süre meşgul edecek olan tercihli vergi rejimleri ile zarar verici vergi rekabeti olgularının ortaya çıkmasına neden olmuşlardır. Tercihli vergi rejimleri hem vergi cenneti ülkelerde hem de pek çok gelişmiş ülkede uygulanmakta olan ve yabancı yatırımcılara sunduğu vergisiz kazanç avantajları nedeniyle tercih etme sebebi olan uygulamalardır. Zarar verici vergi rekabeti ise, vergi cennetlerindeki uygulamaların ve tercihli vergi rejimlerinin ortaya koyduğu bir sonuçtur.Ill Zarar verici vergi rekabeti ile mücadele çalışmalarına ilk defa 1996 yılında OECD tarafından başlanmış, Birleşmiş Milletler, G-8, Avrupa Birliği ve Mali Eylem Gücü gibi çokuluslu organizasyonlar da çalışmalara destek vermiştir. Konu ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir.
Vergi Ceza Hukukunda pişmanlık ve ıslah
Beyan esasına tabi olup da vergi kaybına ve/veya vergi kaçakçılığına sebep olan vergi mükellefleri için Vergi Usul Kanunu'nda belli şartların varlığı halinde cezadan kurtulma imkânı getirilmiştir. ?Pişmanlık ve Islah? kurumundan yararlanmak isteyen bir mükellef, sebep olduğu hukuka aykırı fiili/işlemi, vergi idaresi bunu haber almadan önce, kendiliğinden, yetkili mercilere bildirmelidir. Bunun ardından kendisine tanınan on beş gün içinde, hiç vermediği bir beyannamesi varsa bunu vermelidir. Daha önceden verdiği yanlış veya eksik bir beyannamesi varsa bunu düzeltmesi ya da eksikliklerini tamamlaması gerekir. Bu beyannamelerle bağlantılı olarak ödeme süresi geçmiş vergilerin de pişmanlık zammıyla birlikte aynı süre içinde ödenmesi şarttır.Temel hatlarıyla bu şekilde düzenlenen pişmanlık ve ıslah, Türk vergi sistemine özgü bir kurum olmayıp benzerlerine başka ülkelerde de rastlanmaktadır. Oldukça yaygın şekilde kullanıldığı anlaşılan bu tür kurumların hem mükellefler hem de vergi idareleri için zaman ve emek kaybını önlemek, iyiniyetli mükellefleri korumak, vergi tahsilâtını arttırmak gibi birçok faydası olduğu düşünülmektedir.
Kurumlar vergisinin genişletici maliye politikası ile ilişkisi: Türkiye ile OECD ülkelerinin mali ve ekonomik büyümelerinin analizi
Bu çalışmanın amacı, Kurumlar Vergisi ile Ekonomik Büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Tez kapsamında maliye politikasının gelişim süreci, amaç, araç ve ilkelerinden bahsedilmiştir. Kurumlar vergisinin gelişim süreci ve teorisi hakkında bilgiler verilip OECD ülkelerinde oran ve toplam vergi gelirleri içindeki yüzde payı incelenmiştir. Kurumlar vergisi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ve ekonomik büyüme modelleri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Türkiye ve OECD ülkeleri ekonomilerinin 2002-2016 yılları arasındaki verileri kullanılarak sırasıyla yatay kesit bağımlılık testi, birim kök testi (Pesaran(2007)) ve son olarak Swamy(1970) modeli kullanılarak rassal katsayılar regresyon analizi yapılmıştır. Çıkan sonuçlar yakınsama hipotezine göre her bir ülke için ayrı ayrı incelenerek OECD ülkeleri ile Türkiye karşılaştırması yapılmıştır. Sonuçlara göre; Türkiye'de kurumlar vergisi gelirlerinde meydana gelen %1'lik artış ekonomik büyüme üzerindeki değişmeyi %0,12 birim artırdığı ve ekonomik büyümede meydana gelen %1'lik artışın kurumlar vergisindeki değişmeyi %1,67 birim oranında artırmaktadır. OECD ülkelerinde, kurumlar vergisi gelirlerinde meydana gelen %1'lik artış ekonomik büyüme üzerindeki değişmeyi yüzde olarak 0,04 - 0,17 birim aralığında artırdığı, ekonomik büyümede meydana gelecek %1'lik artış kurumlar vergisindeki değişmeyi yüzde 1,15 - 5,38 birim aralığında artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Vergi Politikası, Türkiye, OECD, Ekonomik Büyüme, Kurumlar Vergisi, Panel Veri Analizi, Birim Kök, Yatay Kesit Bağımlılığı, Rassal Katsayılar Regresyon Analizi
Türk Vergi Hukukunda denetim yolları ve hukuka aykırı deliller
Beyan esasına dayanan vergi sistemimizde, vergiyi doğuran olaya ilişkin gerçek mahiyetin ortaya konulabilmesi açısından vergi denetimlerinin etkin bir şekilde tamamlanması gerekmektedir. Vergi denetimleri aracılığıyla gerçekleştirilen tarhiyata dayanak oluşturması için elde edilen bulguların hukuka uygun olarak sağlanması, çıkabilecek uyuşmazlıklarda idareye eylemleri konusunda haklılık kazandırabilecektir. Türk vergi hukukunda idare ile mükellef arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar konusunda delil önemli bir yere sahiptir. Vergi hukukumuzda vergiyi doğuran olay yemin hariç her türlü delil ile ispat edilebilmektedir. Buradan hareketle, serbest delil ilkesinin benimsenmesinin sebebi, vergilendirmeye ilişkin gerçek mahiyetin ortaya konulması olarak gösterilebilecektir. Ancak, her türlü delilin kullanılabileceğine dair bu ilkenin bazı sınırlamaları mevcuttur. Bu sınırlamalar, maddi gerçeğe ulaşmayı engeller niteliktedir. Vergi yargılamasında hâkim, re'sen araştırma yetkisine sahiptir. Gerek idarenin gerekse mahkemenin araştırma ve incelemelerdeki amacı vergiyi doğuran olaya ilişkin gerçek mahiyeti bulmaya yönelik tüm delillere ulaşmaktır. Vergi hâkimi, delilleri değerlendirirken muhakkak hukuka uygunluk hususunu da dikkate almak suretiyle hukuk devleti olmanın bir gereği olarak idarenin eylemlerinin yargı denetimine tabi olması adına hukuka aykırı delilleri dikkate alamayacaktır. ANAHTAR KELĠMELER: Denetim, Vergi Denetimi, Yoklama, Vergi Ġncelemesi, Arama, Bilgi Toplama, Ġspat, Delil, Hukuka Aykırı Delil
Dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıkları: Cezalar ve çözüm yollarının yapısal eşitlik modeli ile analizi
Ülke ekonomilerinin gelişmesinde zaman içerisinde daha büyük bir role sahip olan dış ticaretin, kurumsallaşması ve sağlıklı bir şekilde işleyişi önem arz etmektedir. Bu nedenle giderek artan ve çeşitlenen hacim ile birlikte daha karmaşık bir hâle gelen dış ticaret sürecinin birtakım kurallar ve standartlar çerçevesinde işlemesi gerekmektedir. Bu çerçevede geçmişten günümüze uluslararası düzeyde birtakım anlaşmalar düzenlenmiş, kuruluş ve organizasyonlar oluşturulmuştur. Ancak tüm düzenlemelere ve çabalara rağmen bu alanda taraflar arasında sıklıkla anlaşmazlıklar gündeme gelmektedir. Anlaşmazlıklar, ulusal ve uluslararası düzeyde çözüm mekanizmaları ile çözümlenmektedir. Bu çalışmada dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıklarına ilişkin teorik bilgilerin yanı sıra söz Türkiye'de gümrük idaresi ile doğrudan muhatap olan gümrük müşavirleri ve dış ticaret sorumlularının gümrük işlem ve uygulamaları sürecinde karşı karşıya kaldıkları anlaşmazlıkların kaynağını ve bunların çözümüne ilişkin algı ölçümünü konu alan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Yapısal Eşitlik Modeli ile dış ticaret sorumluları ve gümrük müşavirlerinin "gümrük sorunlarına", "gümrük cezalarına", "uyuşmazlık çözüm yollarına" bakışlarına ilişkin algılarını tespit etmek amacıyla üç ölçek geliştirilmiştir. Anket 925 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Analiz sonuçları genel olarak ölçekler bazında değerlendirildiğinde, gümrük müşavirlerinin dış ticaret sorumlularına göre algı düzeyinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Gümrük müşavirlerine ilişkin alt ölçekler bazında yapılan değerlendirmelerde; idarenin gerek gümrük işlem ve uygulamaları gerekse idari çözüm yolları süreçlerindeki performansının iyi olduğu, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hususunda mevcut idari yolların tatmin edici olduğu, mevcut cezaların yeterince caydırıcı ve makul bir düzeyde olduğu gibi sonuçlar öne çıkmaktadır. Buna karşılık mevzuatın karışıklığı, idareler arası uygulama farklılıkları ile idarenin teknik sistemlerinde birtakım iyileştirmelerin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Muhasebe denetiminin Türk hukuk sistemindeki yerinin incelenmesi (İcra İflas Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu açısından)
Muhasebe denetimi işletmelerin, mali tablolarının, mali durumuyla ilgili verilerin ve faaliyet sonuçlarının yasal düzenlemelere uygunluğunun denetlenmesidir. Bu kapsamda incelendiğinde muhasebe denetimi ve hukuk multidisipliner alanlardır. Bu alanların başlı başına birer çalışma alanı olduğu ve farklı anabilim dallarında çalışılması muhasebe denetimi ve hukuk disiplininin birbirinden nispeten soyutlanmasına neden olmuştur. Bu soyutlama neticesinde ortaya çıkan en büyük problem iyi bir hukukçunun mali denetim bilgisinin nispeten zayıf kalmasına, iyi bir mali denetimcinin ise hukuk bilgisinin nispeten zayıf kalmasına neden olmuştur. Doktora tezi kapsamında yapılan bu çalışmada muhasebe denetimi ve muhasebe denetiminin hukuki boyutu birlikte ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Çalışma neticesinde; Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilen muhasebe denetimi sürecinde denetlenen finansal tabloların Vergi Usul Kanunu'na göre işletme tarafından düzenlenen finansal tablolar olmadığı, bu tabloların yerine Kamu Gözetim Kurumu tarafından yayımlanmış olan muhasebe ve denetim standartları çerçevesinde hazırlanan finansal tabloların muhasebe denetiminde denetlenen tablolar olduğu, muhasebe ve finansal raporlama standartlarına göre hazırlanan finansal tablolar ticari kar (ticari bilanço) esasını benimserken Vergi Usul Kanunu'na göre hazırlanan tablolar ise mali kar (mali bilanço) esasını benimsediği, Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilmek istenen muhasebe denetimi Vergi Usul Kanunu kapsamında hazırlanan finansal tablolar üzerinden yapılamadığı için kanun koyucular tarafından işletmelerdeki finansal tabloların, defterlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu açısından uyumluluğun sağlanacağı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Türk vergi hukukunda vergi affı ve 6736 sayılı Kanunun mali yönden değerlendirilmesi
Vergi aflarına gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler başvurabilmektedir. Ancak vergi sistemi içinde vergi afları yarattıkları etkiler açısından tartışılan bir konu olmuştur. Vergi affı ekonomik, teknik, mali, siyasal gibi çeşitli amaçlar ile başvurulur. Bu çalışmada vergi affının mali amacı esas alınmaktadır. Tezin amacı, Türk Vergi Hukukunda vergi affına yönelik uygulamaları inceleyerek 9 Ağustos 2016 da yürürlüğe giren "6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Kanun" özelinde vergi affı uygulamasını mali açıdan değerlendirmektir. Çalışma bulgularına dayalı olarak yapılacak değerlendirme ve öneriler gelecek vergi affı uygulamalarına yön gösterici olacaktır.
Türkiye'de gelir idaresinin organizasyon yapısının vergi uyumuna etkisinin analizi
Çeşitli ülkelerdeki gelir idareleri organizasyon yapıları vergi uyumunu dolayısıyla vergi tahsilâtını artırmak amacıyla yeniden yapılanmıştır. Klasik organizasyon yapısı olan vergi türüne göre organizasyon terk edilmiş, fonksiyonel ve mükellef odaklı yapılanmalara geçilmiştir. Türkiye'de de dünyadaki bu gelişmelerden etkilenerek 2005 yılında gelir idaresi başkanlığı kurulmuş ve fonksiyonel yapılanmaya geçilmiştir. Bunun yanı sıra mükellef odaklı anlayışa yönelik 2007 yılında İstanbul'da Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı kurulmuştur. 2015 yılında pilot uygulama olarak Eskişehir ilinde Tek Vergi Dairesi Başkanlığı uygulamasına başlanmıştır. 29 ilde Vergi Dairesi Başkanlığına bağlı vergi dairesi müdürlükleri, Eskişehir ilinde Tek Vergi Dairesine bağlı şubeler ve 52 ilde Defterdarlığa bağlı vergi dairesi müdürlükleri bulunmaktadır. Ülkemizde farklı yapılanmaların olması gelir idaresinin yapılanmasının tam olarak tamamlanmadığını göstermektedir. Gelir idaresinin organizasyon yapısının vergi uyumunu etkilediği düşünülmektedir. Bu nedenle gelir idaresi vergiye uyumun artması açısından son derce önemlidir. Mükelleflerin vergi uyumunu belirleyen; idari faktörler, demografik faktörler, yapısal ve ekonomik faktörler, psikolojik ve ahlaki faktörler gibi pek çok faktör bulunmaktadır. Gelir idaresinin organizasyon yapısı da idari faktör olarak ele alınabilir. Bu araştırma, gelir idaresinin organizasyon yapısının vergi uyumuna etkisini incelemiştir. Toplamda 407 serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavire anket uygulanmıştır. Anket sonuçları faktör analizine ve yapısal eşitlik modellemesine tabi tutulmuştur. Vergi mükelleflerinin gelir idaresi hakkındaki görüşlerinin ve vergi uyumu üzerindeki etkilerinin en önemli faktörün "Mükellef Hizmetleri" olduğu görülmüştür. Bu nedenle, vergi mükelleflerine gelir idaresi tarafından kaliteli ve etkin hizmet sunulması vergi mükelleflerinin vergi yükümlülüklerini gönüllü olarak yerine getirmelerini ve vergi uyumlarını artırmalarını sağlayacaktır.
Vergi Hukukunda ispat ve delil uygulamaları
Türk vergi sistemi beyan esasına dayan bir vergi sistemidir. Mükelleflerin beyanlarına dayanan vergilerin doğru ve eksiksiz bir şekilde beyan edilmiş olduğunun araştırılması gerekmektedir. Vergilerin doğru ve tam olarak beyan edilmesinin araştırılması işlemi vergi idaresi tarafından yapılmakta olup yapılan işlem vergi incelemesi olarak adlandırılır. Vergi incelemesi sonrasında mükelleflerin beyan etmiş oldukları vergiyi eksik ve/veya hatalı beyan ettiğinin iddia edilmesi ise mükellefleri bir takım cezai yaptırımlar ile karşı karşıya bırakmaktadır. Cezai işlemin hatalı iddia olunması durumunda ise konu yargıya taşınabilir. Yargıya taşınan konunun normal bir durumun aksini iddia eden tarafça ispat edilmesi yani yargıcı inandırma faaliyetini yerine getirmesi esastır. Yargılama safhasında ispatın sağlanabilmesinde yardımı olabilecek araçlar ise delil olarak adlandırılmaktadır. Çalışmamızın üç bölümden oluşmakta olup ilk bölümümüzde genel olarak ispat ve delil kavramları açıklanacak, ikinci bölümde hukukun farklı alanlarında ispat ve delile ilişkin ilkeler ayrıntılarıyla kaleme alınacak, son bölümde ise Türk vergi sisteminde ispat ve delil uygulamaları incelenerek, yargı kararları ile yargının bakış açısı hakkında değinilecektir. Sonuç bölümünde ise mükelleflerin kimi zaman sunmuş olduğu delillerin yeteri kadar dikkate alınmadığı, kimi mükelleflerin ispat ve delil konusunda yeterli derecede bilgiye sahip olmadığı ve gereken özeni göstermediği ayrıca yargıya intikal eden uyuşmazlık konusu içeren bir davanın mahkeme tarafından re'sen araştırma yapılması durumunda elde edilen belgenin davacı tarafa iletilmemesi hakkında var olan sorunlar yazılacak ve çözüm önerileri getirilecektir.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma kurumunun değerlendirilmesi
Vergi idaresi ile vergi mükellefleri arasında vergilemeden kaynaklanan uyuşmazlıklar, vergilendirme sürecinin herhangi bir aşamasında ortaya çıkabilmektedir. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bu uyuşmazlıklar idari aşamada ve yargı aşamasında olmak üzere iki şekilde çözüme kavuşturulmaktadır. Çalışmamızda, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamadaki çözüm yollarından birisi olan uzlaşma müessesesi ve bu müessesenin etkinliği değerlendirilmeye çalışılmıştır. Uzlaşma müessesesi 1963 yılında 205 sayılı kanun ile Vergi Usul Kanunu'muza eklenen bir kurumdur. 205 sayılı kanun gerekçesinde uzlaşmanın amacının; kamu alacağının hızlı bir şekilde tahsili, idare ile mükellefler arasındaki ihtilafların süratle çözülerek mükelleflerin huzura kavuşturulması ve yargının iş yükünü hafifletmek olduğu belirtilmiştir. Uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında müessesenin etkinliği değerlendirilirken, belirtilen amaçlara ne ölçüde ulaşıldığı ve bu amaçlardan ne ölçüde uzaklaşıldığı üzerinde durulmuştur. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, vergi uyuşmazlığı kavramı ve uyuşmazlıkların ortaya çıkış nedenleri açıklanmış, uzlaşma müessesesinin ülkemizde uygulamaya girdiği 1963 yılından bu yana çıkarılmış olan kanun ve yönetmeliklerle geçirdiği değişiklikler ele alınmıştır. Uzlaşma kurumunun çeşitli ülkelerdeki uygulamalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, uzlaşma müessesesinin bu konudaki kanun ve yönetmeliklerde yapılan düzenlemeler kapsamında uygulamasına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, uzlaşmanın idare ve mükellefler açısından faydalı yönleri ile müesseseye yöneltilen eleştirilere değinilmiş olup, uzlaşma sonuçlarına ait istatistiki verilere dayanılarak geçmişte yapılmış olan uzlaşma görüşmelerinin sonuçları değerlendirilmiştir. Ayrıca uzlaşma müessesesi ile ilgili olarak uygulamada karşılaşılan sorunlar dikkate alınarak müessesenin daha etkin işleyebilmesi için çeşitli görüş ve önerilerde bulunulmuştur.
Dış ticaret vergileri ve hukuki esasları
Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler ithalat ve ihracat vergileri olarak gümrük vergileri, ithalattan alınan diğer vergiler ile yürütme tarafından konulan ek mali yükümlülüklerden oluşmaktadır. Bu bağlamda dış ticaret vergileri olarak gümrük vergileri ve ithalattan alınan diğer vergiler hukuki esasları çerçevesinde incelenmiş, ek mali yükümlülük olan fonlardan da önemli olanlara yer verilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, ilk olarak dış ticaret vergilerinin uluslararası boyutu kapsamında yapılan anlaşmalar ve vergileme ilkeleri ele alınmıştır. Dış ticaret düzenlemesi çerçevesinde yürütmeye yetki tanıyan anayasal düzenlemeler de değerlendirilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergiler ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamındaki gümrük verilerinin temel kavramları aralarındaki farkların ortaya konması adına karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca gümrük vergileri açısından önem arz eden gümrük rejimleri, eşyanın menşei, tarife cetveli ile kıymet tespit yöntemleri ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler olarak gümrük vergileri ve diğer vergiler ile fonların neler olduğu, temel unsurları göz önünde bulundurularak ve vergileme tekniği açısından incelenmiştir.
Yargı kararları ışığında vergi kaçakçılığı suçu
Vergi kanunlarına aykırı fiiller ve bu fiillere uygulanacak cezalar 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ile düzenlenmiştir. Vergi hukukunun suç ve cezaları düzenleyen kısmı olan Vergi Ceza Hukukunda, vergi kanunlarına aykırı fiillere verilecek cezalar idari para cezaları (mali cezalar) ve hürriyeti bağlayıcı cezalar (adli cezalar) olarak ikiye ayrılmaktadır. Tezde hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren, Vergi Ceza Hukukunun konularından birini oluşturan ve Vergi Usul Kanunu 359. maddesinde düzenlenen vergi kaçakçılığı suçu incelenmiştir. Tezde tüm unsurları ile ele alınan vergi kaçakçılığı suçu, üç bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde genel olarak vergi suçları ele alınmış, suçla korunan hukuki değer incelenmiş, vergi kaçakçılığı suçunun tarihsel gelişimine yer verilmiştir. İkinci bölümde vergi kaçakçılığı suçunun unsurları ve cezası incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise vergi kaçakçılığı suçunun özel görünüş şekilleri, kusuru kaldıran ve azaltan haller, davayı veya cezayı düşüren haller ve yargılama usulü incelenmiştir.
Serbest muhasebeci mali müşavirlik kurumunun vergi kaçakçılığı ile mücadeledeki rolünün değerlendirilmesi
daha sonra doldurulacaktır.
Yargı kararları ışığında ithalatın vergilendirilmesine ilişkin uyuşmazlıklar ve değerlendirilmesi
Dış ticaretten alınan vergiler, ülkelerarası mal ve hizmetin yer değiştirmesi nedeniyle, ticarete konu olan mal ve hizmetin miktarı veya kıymeti üzerinden alınan ekonomik, sosyal ve mali işlevlerinin yanında önemli bir dış ticaret ve ekonomi politikası aracıdır. Dış ticaret işlemlerini, ağırlıklı olarak ithalat ve ihracat işlemleri oluşturmakla birlikte, ülkemizde ihracatın teşvik edildiği ve daha ziyade ithalat işlemlerinden vergi alındığı göz önüne alındığında; dış ticaret işlemleri üzerinden alınan vergilerle ağırlıklı olarak ithalat işlemleri üzerinden alınan vergiler ifade edilmek istenmektedir. Bu nedenle, tezin konusunu da ithalat işlemlerinden alınan vergiler ve benzeri mali yükümlülükler oluşturmaktadır. Türkiye'de ithalat işlemleri üzerinden başta gümrük vergisi olmak üzere çeşitli isimler altında vergi ve eş etkili mali yükümlülükler alınmaktadır. Vergilendirilme sürecine ilişkin temel düzenleme Vergi Usul Kanunu iken, gümrük vergileri bu kanunun kapsamı dışında tutularak Gümrük Kanunu ile düzenlenmiştir. İthalat işlemlerinden alınan özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, damga vergisi gibi vergiler kendi kanunlarında düzenlenmekle beraber, Vergi Usul Kanunu sistematiğine tabidir. İthalat işlemlerinin vergilendirilmesi sürecinde, ithalat işlemlerinin uluslararası hukuk kuralları ile ilişkisinin bulunması, ticari ilişkilerin dinamik yapıya sahip olması, gümrük işlemlerinin teknik bilgiyi gerektirmesi, mevzuatın karmaşık ve dağınık olması gibi sebeplerle çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Uyuşmazlıklara ilişkin çözüm yollarının hepsinin yasalarda düzenlenmiş olması mümkün olmadığından, yargı yoluyla çözümüne ilişkin kararların incelenmesi ve değerlendirilmesi, uygulayıcılara yol göstermesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Tez konumuz, üç bölüm altında incelenecektir. Birinci bölümde, genel olarak dış ticaret ve vergilendirilmesi, seçilmiş ülkeler çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, ithalattan alınan vergi ve eş etkili mali yükümlülüklerin temel vergilendirme aşamalarına yasal mevzuat kapsamında yer verilmiştir. Tezin son bölümünde, gümrük vergisine ilişkin uyuşmazlıkların çözüm süreci, diğer vergilerde oluşan süreçten farklı olduğundan öncelikle zorunlu idari itiraz yolu ve yargı yoluna ana hatlarıyla yer verilmiş, ithalattan alınan vergilere ilişkin uyuşmazlıklara ait yargı kararlarından örnekler verilmek suretiyle uygulama hakkında değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İthalat, Gümrük Vergisi, Vergi Yargısı, Gümrük Uyuşmazlıkları.
Vergi Hukuku bağlamında Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu
İnsanların insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için elzem olan insan hakları, devletlerin ve hükümetlerin kendilerini meşru kabul ettirmelerindeki en önemli kıstastır. Devlet ve vatandaş ilişkisinde zayıf konumda olan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla yüksek mahkeme statüsüne sahip Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Mahkeme, vatandaşlar tarafından kamu gücünün temel hak ve özgürlük ihlallerine karşı yapılan bireysel başvuruları karara bağlamaktadır. Çok sayıda devlet, temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü işlemlerine karşı korunması amacıyla, bireylere Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı tanımıştır. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, 2010 yılında yapılan halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla yürürlüğe giren uygulama insan haklarının iç hukukta etkin olarak korunmasını sağlamaktadır. Her ne kadar bu yolun kabul edilmesindeki esas sebep Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nde Türkiye aleyhine başvuruların artması olsa da bireyler bu sayede ihlal edilen hak ve özgürlükleri için yeni bir yol bulmuşlardır. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu uygulamasının vergi hukuku bağlamında değerlendirilmesini ele aldığımız bu çalışmada amaçlanan; temel hakların etkili biçimde korunmasına yönelik olarak, vergilendirme alanında Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvurunun işleyişini, koşullarını ve uygulamadaki karşılığını göstermektir. Bu amaçla tez çalışması, 3 ana bölüm halinde planlanmıştır. Birinci bölümde anayasal gelişmeler ile Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş aşamaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru Yolu'nun şartları ve diğer bilgiler yer almış, üçüncü bölümde ise, vergi hukuku alanında bireysel başvuruda verilen kararların değerlendirilmesi yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Bireysel Başvuru, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi, Vergi Uyuşmazlıkları, Vergi Cezaları, Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması
Vergi Hukuku'nda uzlaşma müessesesi ve anayasa ilkeleri bağlamında değerlendirilmesi
Günümüzde refah seviyesindeki artış beraberinde kamu hizmetlerine olan ihtiyacın artmasına sebep olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere yapılmakta olan kamu harcamalarının esas kaynağı vergi gelirleri olmaktadır. Böyle bir durum karşısında devlet daha çok vergi toplamak isteyecektir. Buna karşılık ise mükellefler bilhassa işletmeler ise ödedikleri vergi haricinde fazla vergi ödemekten kaçındıkları gibi, zaten ödedikleri vergi de fazla gelmektedir. Bu nedenle daha az vergi verme yollarını aramaktadırlar. Vergi planlamalarını da bu doğrultuda yapmaktadırlar. Bu durumda ise, devlet daha çok vergi isterken karşı taraf olan mükellefin daha az vergi ödemek istemesi vergi uyuşmazlıklarına yol açmaktadır. Vergi hukukumuzda uzlaşma vergi uyuşmazlıklarının yargı yoluna başvurmadan vergi idaresi ile vergi mükellefi arasında anlaşma sağlanması ile çözümlenmesidir. Yapılan çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi üzerinde genel olarak bahsedilmiş, uzlaşma müessesinin hukuki yönü ve taraflar olarak ayrı ayrı faydaları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde, uzlaşmanın işleyişi kapsamlı bir biçimde, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası olacak şekilde açıklanmıştır. Türkiye'deki mevcut uzlaşma müessesesi işleyişi, rakamsal veriler eşliğinde açıklanmış, müessese çeşitli ülke uygulamaları olarak da değerlendirilmiştir. Son olarak uzlaşma müessesesinin daha etkin ve verimli çalışmasına ilişkin öneriler sunulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Anayasa yargısı kavramı açıklanmış, vergi kanunlarının bağlı olduğu Anayasa ilkeleri açıklanmış ve uzlaşma müessesesinin Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmış, öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Vergi, Uyuşmazlık, Uzlaşma, Anayasa Yargısı, Anayasal Vergileme İlkeleri
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun vergi affı kapsamında mali açıdan değerlendirilmesi
Tarih boyunca af kavramı bütün hukuk sistemlerinde yerini almış, kesin bir tanımı yapılmamakla beraber sürekli olarak uygulanmıştır. Vergi affı kavramının da vergi hukukunda dolayısıyla uygulamadaki vergi kanunlarında tanımı tam olarak yapılmamış ancak vergi affı ülkemizde Cumhuriyet' in ilanından bugüne kadar sık sık uygulanmıştır. Devletler giderlerini karışılmak amacıyla kaynak oluşturmak için her zaman değişik isimler altında gerçek ve tüzel kişileri vergilendirmek suretiyle vergi geliri elde etmişlerdir. Vergilendirmeye ilişkin usul ve esaslar vergi kanunlarında belirtilişmiş buna mukabil belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere cezalar öngörülmüştür. Vergi affı, devletin öngörülen cezalar ile tahsil edilmesi hedeflenen vergi alacaklarının bir kısmının ya da tamamının tahsilinden vazgeçmesidir. Vergi affı aynı zamanda kayıt dışı bulunan ve ekonomik dolaşıma kazandırılmak istenen varlık ve kazanç sahiplerine varlık ve kazançlarını kayıt altına almaları durumunda kolaylık sağlanması amacıyla da çıkarılmıştır. Bu tür vergi afları uygulamada "Varlık Barışı" olarak adlandırılmıştır. Ülkemizde 2014 yılında kadar başka hükümler yanında vergi affı hükümlerinin de yer aldığı ya da sadece vergi affı hükümlerinin yer aldığı 33 adet kanun çıkarılmıştır. Vergi afları genellikle değişik isimler altında ve çeşitli sebeplerle yasalaştırılarak uygulamaya konulmuştur. Düzenlenen vergi affı kanunlarının gerekçelerine bakıldığında bu kanunlar daha çok ekonomik, mali, teknik ve idari sebeplerle çıkarılmıştır. Sadece 1960 ve 1980 yılları arasında çıkarılan af kanunların düzenlenmesinde ise siyasi ve ekonomik nedenler öne çıkmış devlet toplumu rahatlatmak amacıyla alacaklarından kısmen veya tamamen vazgeçmiştir. Yaşanan ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesiyle beraber bu olumsuzluklar neticesinde vergisel yükümlülüklerini yerine getiremeyen mükelleflere yükümlülüklerini yetire getirmeleri amacıyla bir şans verilmesi ve vergi idareleri ve vergi yargısı üzerindeki iş yükünün azaltılması açısından vergi affı genellikle savunulmuştur. Buna mukabil vergi ahlakını bozması vergilendirme de adalet ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle de hep eleştirilmiş bir nevi dürüst mükelleflerin cezalandırıldığı savunularak vergi affına karşı çıkılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Affı, Varlık Barışı