Risk Perception

100 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Edirne ili Keşan içesine bağlı iki köyde tarım çalışanlarının deri kanseri risk düzeyleri, risk algıları konu ile ilgili bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Deri kanseri tüm dünyada ve Türkiye'de artan insidansı ile dikkat çeken önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada, tarım çalışanlarının deri kanseri risk algıları, risk düzeyleri, deri kanseri ve güneşten koruma ile ilgili bilgi düzeyleri ve davranışlarını belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan çalışma Edirne ili Keşan ilçesine bağlı Akhoca ve Suluca köylerinde yaşayan 186 tarım çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, tarım çalışanlarının sosyodemografik özelliklerini sorgulan kişisel bilgi formu, Fitzpatrick deri fototipi sınıflaması, deri kanseri bilgi ve davranış soru formları ile toplanmıştır. Anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. İstatistiksel analizleri yapmak için SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada tarım çalışanlarının yaş ortalaması 52,89±13,63 olup %89,8'i erkek ve %67,7'si ilkokul mezunudur. Katılımcıların %34,4'ünün Fitzpatrick deri fototipi sınıflamasına göre yüksek risk düzeyinde olduğu fakat %75,3'ünün kendisini deri kanserine yakalanma açısından riskli görmediği belirlenmiştir. Tarım çalışanlarının bilgi puan ortalaması 7,76±1,65, davranış puan ortalaması 12,11±3,78'dir. Tarım çalışanlarının bilgi puan ortalamasını özellikle yüksek gelir durumuna sahip olma 0,896 puan ve 40 yaşından küçük olma 0,854 puan arttırmaktadır. Davranış puan ortalamasını ise kadın cinsiyeti 3,562 puan, 6 aydan daha az çalışma süresi 1,987 puan, risk düzeyi 2,306 puan ve bilgi puan ortalaması 0,385 puan arttırmaktadır. Sonuç: Çalışmada her üç çiftçiden birinin deri kanseri risk düzeyinin yüksek olduğu söylenebilir. Bununla birlikte katılımcıların deri kanseri ve güneşten korunma ile ilgili bilgi düzeyinin iyi olduğu fakat davranış puanlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Risk düzeyleri yüksek, bilgi ve davranış puan düzeyleri düşük olan kişilere yönelik deri kanseri ve güneşten korunma hakkında eğitimler verilmesi ve tarama programlarının düzenlenmesi gereklidir. Anahtar kelimeler: Deri kanseri, tarım çalışanı, risk algısı, risk düzeyi, güneşten korunma

Deri hastalıklarıGüneş radyasyonuKaçınma davranışı+4
Gülsüm Tombul
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genetiği değiştirilmiş gıdalar ve risk algısı: Sonradan edinilen pozitif bilginin tutuma etkisi

Son yıllarda yaşanan gıda panikleriyle birlikte sağlıkla ilgili olası kayıplar, tüketicilerin gıda seçimlerini etkileyen en önemli unsurlardan biri, gıda güvenliği de öncelikli bir rekabet unsuru olmuştur. Yabancılık, sınırlı bilgi seviyesi, belirsizlik ve doğala müdahale gibi etkenlerle genetiği değiştirilmiş gıdalar, fiziksel risk algısının yüksek olduğu ürünler haline gelmiştir. Tartışmalar bu ürünlerin taşıdığı riskler ve getirdiği faydalar etrafında devam ederken, tüketicilerin çoğunluğunun, risklere odaklanan negatif içerikli bilgiye maruz kaldığı da bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkarak pozitif bilginin genetiği değiştirilmiş gıdalara karşı tutuma olan etkisinin araştırıldığı çalışmada, katılımcılar, algılanan riskin türünü belirleyen bilgi işleme stratejilerine göre üç grupta incelenmiştir. Günlük/popüler ve bilimsel olmak üzere iki farklı türde pozitif bilgiye maruz bırakılan katılımcıların tutumlarındaki değişimin anlamlı olup olmadığı araştırılmıştır. Bilgiyi sezgisel süreçten geçiren ve sezgisel risk algısına sahip olan katılımcıların tutumunda, her iki bilgi sonrasında da pozitif yönde değişim olmuştur. Sistematik süreci izleyen ve analitik risk algılayan grupta ise pozitif yönde değişim sadece bilimsel bilgi sonrasında görülmüştür. Analitik risk algısına sahip olan ancak konuyu politik bakış açısı ile değerlendirerek karara varanlar ise politik risk grubu altında incelenmiştir. Grubun tutumunda, her iki tip bilgi sonrasında değişiklik beklenmezken bilimsel bilgi pozitif yönde değişim yaratmıştır.

BilgiBilgi işlemeBilimsel bilgi+6
Tuğçe Özgen
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Terör saldırıları bağlamında psikolojik dayanıklılık, öz etkililik / yeterlik ve pozitif negatif duygusallık ilişkisi

Terörist saldırılar, doğrudan etkilenen mağdurların yanı sıra toplumların tüm katmanlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, literatürdeki terörizm tanımları, terörizmin gelişimi, çeşitleri incelenmiş ve 2016 yılında Türkiye'de yaşanan önemli terörizm saldırıları ortaya konulmuştur. Sonrasında terörist saldırıların toplum üzerindeki etkilerini özellikle dolaylı yoldan etkilenen bireyler üzerinden ölçmeye yönelik olarak terörizm risk algısı, psikolojik dayanıklılık, öz etkinlik/yeterlik ve pozitif negatif duygusallık kavramları irdelenmiştir. Çalışmada İstanbul genelinde gerçekleştirilen bir saha çalışması ile İstanbul'da yaşayan katılımcıların terörizm risk algıları ve terör olaylarıyla bu kişiler üzerindeki psikolojik ve duygusal ilişkiler analiz edilmiştir. Analizde katılımcıların farklı demografik özelliklerine göre, terörizmin alt boyutlarında herhangi bir farklılık olup olmadığı incelenmiş ve terörizm risk algısı ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif korelasyon, negatif duygularla pozitif korelasyon tespit edilerek çıkan sonuçlara göre çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılığı yüksek bireylerde terörizm risk algısı düşük, negatif duygusallığı yüksek bireylerin ise terörizm risk algılarının yüksek olduğu görülmüştür.

DuygusallıkPsikolojik dayanıklılıkRisk algılaması+4
Süreyya Şahin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Müşterilerin online satış mecralarından algıladıkları risk ve bekledikleri fayda

İnternet ve teknolojinin hemen her alanda hayatımıza girmesine bağlı olarak alışverişin online platformlarının kurulması ve neredeyse tamamen internet üzerinden gerçekleştirilmesi ile yakın gelecekte geleneksel pazar, sanal pazar ayrımının anlamsız olacağı görülmektedir. İşletmeler açısından ise bu alışveriş modelinin uygulanması tercih olmaktan çıkarak zorunluluk halini almıştır. Bu iş modelinin işletmelere getirdiği avantajların (kar, maliyet daha çok müşteriye ulaşma vb.) yanında dezavantajları da bulunmaktadır. Dezavantajlardan en önemlileri; risk faktörü ve beklenen faydadır. Bu dezavantajlar hem işletmeler açısından hem de tüketiciler açısından önem arz etmektedir. Risk faktörünün ve beklenen faydanın, müşterilerin satın alma kararlarına ne ölçüde yansıdığının belirlenmesi ile işletmelere fayda sağlanması, bununla birlikte bilgiye daha kolay ulaşan ve daha donanımlı müşterilerin sürekli değişen alışveriş alışkanlıklarına rağmen literatürde konu ile ilgili güncel bilgi eksikliğinin olması ve günümüzde kazanç sağlamak isteyen bireylerin ilgi odağı olan bu platforma girmeyi düşünen hemen her kesimden girişimciye fikir ve ön bilgi sağlanması da tez konusunun araştırma için önemini belirlemeye öncülük sağlamıştır. Müşterilerin risk ve fayda düzeylerinin demografik özellikleri ile ilişkisini tespit etmek için 32 sorudan oluşan ölçek kullanılarak online anket yöntemi aracılığıyla 300 katılımcıdan oluşan anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmadan alınan verilerin analizinde, Sosyal Bilimciler İçin İstatistik Programı (SPSS)'ndan faydalanılarak, nicel analiz yöntemlerine başvurulmuştur. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde online alışverişin ve tüketici yapısı gereği müşterilerin alışveriş esnasında bilgi paylaşma zorunluluğu, online alışveriş mecralarına duyulan şüphe ve ek ödeme yapma zorunlulukları risk algısını arttırırken, kolay, hızlı, evrensel ve rahat ulaşılabilir olması ise fayda algısını arttırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte tüketicilerin demografik özelliklerinin online alışveriş algılarını çok fazla etkilemediği sonucuna varılmıştır. Araştırma da elde edilen sonuçların işletmelerin müşteri risk ve fayda algılarına yaklaşımını kolaylaştırarak, müşteriler açısından yapılması beklenen değişiklikleri ve önem derecelerini belirlemelerine yardımcı olunması asıl amaçlardandır. Anahtar Kelimeler: Müşteri, Online Alışveriş, Risk Algısı, Beklenen Fayda,

Algılanan faydaElektronik ticaretMüşteriler+6
Sakine Çetin
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Acil sağlık hizmetleri çalışanlarının KBRN tehditlerine yönelik risk algısı ve hazırlılık durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer kelimelerinin baş harflerinden oluşan KBRN, bu maddelerin kaza veya kasıtlı olarak yayılmasıyla oluşan doğa ve insan sağlığı için zararlı olan durumları ele almaktadır. Olası bir KBRN tehdit ve tehlikesinde ortaya çıkabilecek mortalite ve morbiditenin azaltılmasında acil sağlık hizmetleri önemli bir yer edinmektedir. Bu kapsamda yapılan araştırmanın amacı KBRN olaylarında kritik öneme sahip acil sağlık hizmetleri çalışanlarının KBRN olaylarına yönelik risk algısını ölçmek ve olay öncesi hazırlık tutumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini Hatay ili sınırları içerisinde bulunan 112 acil sağlık hizmetleri istasyonları ile hastane acil servislerinde görev yapan acil sağlık hizmetleri çalışanları oluşturmaktadır. 383 kişiden oluşan örneklem grubuna KBRN olay yeri tehlikelerine yönelik risk algısı ve hazırlık ile ilgili 5'li likert ölçeğine dayanan anket formu yüz yüze anket tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken student t test ve tek yönlü ANOVA istatistiksel metotları kullanılmıştır. Katılımcıların KBRN tehlikelerine yönelik risk algısı ile KBRN olaylarına hazırlık tutumları arasındaki ilişkiyi test etmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara bakıldığında erkek katılımcıların hazırlık durumu kadın katılımcılara göre anlamlı derece yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte, KBRN eğitimi alan veya daha önce KBRN olayına müdahalede bulunan katılımcıların hazırlık durumunun pozitif yönde etkilendiği belirlenmiştir. Ayrıca, 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının KBRN tehlikelerine yönelik risk algısı ve hazırlık durumlarının hastane acil servis çalışanlarına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Korelasyon analizi sonucunda; KBRN tehlikelerine yönelik risk algısı ile KBRN olaylarına hazırlık tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r:0,471; p<0,001). Katılımcıların KBRN tehlikelerine yönelik risk algısı arttıkça KBRN olaylarına hazırlık tutumlarının da artığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak acil sağlık hizmetleri çalışanlarının hazırlık tutumlarını pozitif yönde etkilemesi bakımından risk algılarını arttırmaya yönelik eğitimlere ağırlık verilmelidir.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil servisAcil tıp+6
Zeynep Tazearslan
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Algılanan riskin tüketici yenilikçiliğine etkisi: E-ticaret siteleri üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın amacı, e-ticaret sitelerinde algılanan riskin tüketici yenilikçiliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, tez çalışması teorik olarak algılanan risk, tüketici yeniliği ve e-ticaret konularına odaklanmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise e-ticaret sitelerinden en az bir kere alışveriş yapmış olan yaş olarak 12 yaş ve üstü tüketicilere anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasında, cevaplayıcılardan e-ticaret sitelerine yönelik olarak algılanan risk, tüketici yenilikçiliği ve algılanan faydayla ilgili ifadelere katılma durumları tespit edilmiştir. Anket sonuçları SPSS ve AMOS programları ile analiz edilmiştir. Anket sonuçlarına göre, e-ticaret sitelerinde algılanan riskin tüketici yenilikçiliği üzerinde negatif bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Risk, Tüketici Yenilikçiliği, E-Ticaret

Elektronik ticaretRiskRisk algılaması+4
Ümit Çakar
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The mediating roles of emotion dysregulation and metacognition in the relationship between terrorism and community violence related risk appraisals and psychological symptomatology

The purpose of the present study was to examine the mediating roles of emotion dysregulation and metacognition in the relationship between terrorism and community violence related risk appraisals and psychological symptomatology. Brief Symptom Inventory, Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form, Terror Risk Perception Questionnaire and Metacognition Questionnaire were used to collect data from university students (between 18-23 years old) who have been living in Ankara at least 3 years. The results of multiple mediation models indicated that risk appraisals towards terrorist attacks and community violence incidents may lead to difficulties in emotion regulation and to use of unhelpful metacognitive functions that may also lead to disrupting psychological functioning in the youth population. The findings of the present study have clinical and psychosocial implications. In clinical implications, cognitive and emotional skills of youth would be supported by working on emotion regulation and metacognitive functions. In psychosocial implications, youths' the sense of control and safety would be improved by community-based interventions and policies.

Emotion dysregulationRisk PerceptionSymptom+6
Mustafa Sarıkaya
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

An investigation into the effects of mood and autobiographical memory on risk appraisal in adolescents

Risk-taking behaviors and identity is two of the biggest concerns in adolescence and emerging adulthood. In the current study, risk-taking behaviors were focused in the frame of self-concept which is a crucial part of identity. The primary aim of the study was to investigate both direct relationship of the positive and negative self-concept via self-defining memories (SDM) on risk-taking behaviors and indirectly through risk appraisal while the mood after recalling these memories moderating these two relationships. Beside of the main aim, there were few research questions that the study investigated. The present study investigated predictive roles of sensation-seeking and impulsivity on risk-taking. Moreover, the differences between positive and negative SDMs in terms of phenomenological characteristics and the emotions were other research questions that were focused. The data was collected from 113 students whose age range was between 17 and 23 from different universities in Ankara, Turkey. The results showed that there is no relationship between SDM and risk-taking either directly or indirectly through risk appraisal. Moreover, the study did not find any relationship between mood and risk-taking. For research questions, the results showed that sensation-seeking is a better predictor than impulsivity. Furthermore, results showed that there are several differences between positive and negative SDM both in terms of phenomenological characteristics and emotions.

MemoriesAdolescentsPositive self+5
Büşra Sel
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between e-service quality , perceived risk and customer satisfaction: An emperical study on etsy online shopping store

In today's online markets, the capacity of online shopping stores to consistently enhance customer satisfaction and engagement is more important than conventional metrics like growth, economies of scale, or share price in evaluating its financial performance. As a result, it is critical, to determine and studying the core factors that affects the customer satisfaction like e- service quality and perceived risk. From this point the primary aim of this thesis was to investigate the relationship between e-service quality, perceived risk and customer satisfaction. To accomplish this aim the convenience sample has been chosen as a way to gather data from the Iraqi respondents about their experiments on the ETSY online shopping store , 340 valid questionnaires have been collected the descriptive, correlation and simple linear regression analyses have been employed to test the hypothesis of the thesis. The findings of the thesis indicates that there are a statistically signtificant relationship between e-service quality , percieved value and the customer satisfaction

ShoppingShopping centersElectronic service+7
Noor Adnan Maktarı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seçilmiş bir grup ergen arasında nargile kullanım durumunun saptanması ve nargile ile ilgili algının değerlendirilmesi

Nargile, son dönemde genç ve ergenlerde yaygınlaşan bir tütün ürünüdür ve önemli bir halk sağlığı sorunudur. Nargile içme eğilimindeki artışın; nargilenin sağlık riskleri ile ilgili bilgi eksikliklerine, bağımlılık potansiyelinin düşük algılanmasına ve sosyal açıdan daha kabul edilebilir görülmesine bağlı olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle araştırmamızda; ergenlerde nargile kullanımıyla ilgili faktörlerin belirlenmesi, nargilenin sağlık etkileri ile ilgili bilgi düzeyleri, nargile bağımlılık algısı, sosyal kabulü ve nargile algısını etkileyen faktörlerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, 1 Ekim 2019-30 Nisan 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ergen Sağlığı Bilim Dalı'na başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 12-18 yaş aralığında 400 ergen dahil edilmiştir. Katılımcılara nargile kullanımı ile ilgili sosyodemografik özellikler, sağlık hastalık durumu ve sağlıklı yaşam davranışları, aile ve yakın çevrenin tütün kullanımı, kişinin tütün kullanımı, nargile ile ilgili bilgi düzeyi ve nargile algısı bölümlerini içeren anket formu gözlem altında uygulanmıştır. Ergenlerin %14,5'i nargileyi hayatlarında en az bir kez kullanmışken, mevcut nargile kullanım sıklığı %6,8 olarak saptanmıştır. Yaşın ilerlemesi (p<0,001), sigara kullanımı(p<0,001), babanın sigara (p<0,001) ve nargile (p=0,024), öğretmenin nargile (p=0,004), arkadaşın sigara ve nargile kullanımı (p<0,001) nargile kullanım sıklığını artırmaktadır. Yaşın küçük olması (p=0,005), sigara kullanmak (p<0,001), nargileyi hiç kullanmamış olmak (p<0,001), nargilenin bağımlılık yapacağı düşüncesini artırmaktadır. Ayrıca sigara ve nargileyi (p<0,001) hiç kullanmamak, yaşın küçük olması (p<0,001), sağlıklı beslendiğini düşünüyor olmak (p=0,012), babanın sigara(p=0,005), öğretmenin nargile (p=0,016) arkadaşların sigara, nargile(p<0,001) ve diğer tütün ürünlerini (p=0,035) kullanmıyor olması nargilenin sosyal kabul algısını olumlu etkilemektedir. Nargilenin bağımlılık yapmayacağını düşünenlerde nargileyi kabul edilebilir olarak görme sıklığı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p<0,001). Nargile içmeyi kabul edilemez gören ergenlerin, nargilenin kanser yapıcı maddeler içerdiği konusunda daha bilgili olduğu saptanmıştır (p=0,008). Nargilenin toplumdaki kabul edilebilirliğini etkileyen faktörlerin etki kuvvetleri ile ilgili; yaştaki bir birimlik artışın, nargile içmeyi kabul edilebilir görme oranını 1,68 kat, öğretmeninin nargile içtiğini biliyor olmanın nargile içmeyi kabul edilebilir olarak görmeyi 2,05 kat artırdığı, ergenin hayatının bir döneminde en az bir kere nargile içmiş olmasının nargile içimini kabul edilebilir görmeyi 10,14 kat artırdığı saptanmıştır. Çalışmamızın literatüre katkısı, ergenler arasında nargilenin bağımlılık yaptığı ve diğer olumsuz sağlık etkileri ile ilgili bilgi eksikliklerinin, ergenlerde nargilenin sosyal kabulünü artırdığını göstermesidir. Ayrıca, aile bireylerinin ve akranların nargile kulanım sıklığında ve nargile algısında önemli etkileri olduğu gösterilmekle birlikte, öğretmenlerinin bu konuda ergenler üzerinde daha etkili oldukları ilk kez bu araştırma ile gösterilmiştir.

AlgıBağımlılıkErgenler+6
Ayşe Yolcu
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi erişkin hastanesinde izlenen hastaların hastalık ile ilgili risk algıları ve yaşam tarzı değişikliği planlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları bildirmiş olup, 7 Ocak 2020'de daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir coronavirus'un hastalığa neden olduğu tespit edilmiştir. Başlangıçta 2019-nCoV olarak isimlendirilen yeni coronavirus, salgının ilerleyen dönemlerinde bu etkenin 2002 yılında salgın yapan SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) virusuna (SARS CoV) olan benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış, virusun yol açtığı klinik hastalığa da Coronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) adı verilmiştir (1). Küresel önlem ve karantina çabalarına rağmen virusun insidansı giderek artmış olup 11 Mart 2020 tarihinde DSÖ tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir (2). İlk veriler tüm yaş gruplarının SARS-CoV-2 açısından riskli olduğunu göstermiş, COVID-19 hastalığının genellikle ileri yaş ve / veya komorbiditesi olan kişilerde görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmiştir (3). Pandeminin başlangıç döneminde Çin'de tanı konulan tüm vakaların tanımlayıcı ve kesitsel analizinin yapıldığı çalışmada olgu fatalite oranının yaş ve eşlik eden ek hastalıklarla dramatik olarak değişebileceği görülmüştür. 72.314 hasta içeren çalışmada 889 asemptomatik hastanın olduğu belirtilmiş ve olgu fatalite oranı %2.3 olarak bulunmuştur. 50 yaşına kadar olgu fatalite oranı %0.5'in altında iken, 50- 59 yaş arasında olgu fatalite oranı %1.3, 60-69 yaş arasında %3.6, 70-79 yaş arasında %8 ve 80 yaş ve üstünde %14.8 olarak görülmüştür. En yüksek olgu fatalite oranı kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda görülmekte iken (%10.5), sırası ile diyabet (%7.3), kronik solunum yolu hastalığı (%6.3), hipertansiyon (%6.0) ve kanser (%5.6) varlığında da olgu fatalite oranlarının belirgin arttığı görülmüştür (4). Takip eden çalışmalarda obezite ve sigara kullanımı da artan risk ile ilişkili bulunmuştur (5). Kronik hastalıklar; yavaş ilerleyen, 3 ay ve daha uzun süreli, birden fazla risk faktörünün neden olduğu, genellikle komplike bir seyir gösteren ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen hastalıklardır. COVID-19 salgınında olgu fatalite oranlarını arttıran risk faktörleri olan bu hastalıklar tüm dünyada, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin tümünde, ölüm nedenlerinin başında gelmiştir (6). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (7). Bu çalışmaya COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran hastalar alınmıştır. Hastalardan çalışmaya katılmayı kabul ettiklerine dair yazılı onam alındıktan sonra, COVID-19 geçirenlerde genel sağlık durumu ve yaşam tarzlarında yapmayı planladıkları değişiklikler anket yöntemi ile sorgulanmıştır. Biz bu çalışma ile COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler yaratacağı konusunda hipotezler ürettik. Çalışmanın başlıca amacı hem erken ölüme yol açan hem de COVID-19'un kötü sonlanım noktaları ile ilişkili bulunan değiştirilebilir risk faktörleri olan hastalarda, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılmış olmanın bu risk faktörlerini ortadan kaldırmaya yönelik sigara bırakma, alkol tüketimini sınırlama, düzenli diyet ve egzersiz yapma, kronik hastalıkların düzenli takibi gibi davranış değişikliği kararlarına yol açıp açmayacağını değerlendirmektir. Hastalar ve Yöntem: Araştırma, etik kurul izini alındıktan sonra 10 Şubat 2021 – 10 Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. İlk 2 aylık süre (10 Şubat 2021 – 10 Nisan 2021) içerisinde hastaların verilerinin toplanması planlanmış olup veri toplama işlemi tamamlandıktan sonraki 1 ay içerisinde (10 Nisan 2021 – 10 Mayıs 2021) elde edilen verilerin analizi ve yazılması planlanmıştır. Araştırmaya COVID-19 tanısı ile halen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi ve taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar alındı. İletişim kurulamayan, soruları yanıtlayamayacak olan veya çalışmaya katılma onamı vermeyen hastalar dışlandı. Çalışmaya dahil edilen hastalardan RT-PCR sonucu ve ya ELISA ya da hızlı antikor testleri gibi serolojik testlerinin sonucu pozitif olanlar, RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 için tipik ve ya COVİD-19 ekarte edilemez şeklinde raporlananlara COVİD-19 tanısı konulmuştu. RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 ile uyumsuz ve ya pnömoni bulgusu yok şeklinde raporlanan hastalarda COVİD-19 tanısı dışlanmıştı. Araştırma gözlemsel araştırma ana başlığında kesitsel bir anket çalışması olacak şekilde planlandı. Anketin ilk kısmında hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo, medeni hali, çocuk sayısı, eğitim durumu, işi/mesleği, kronik hastalıkları, birlikte yaşadığı 65 yaş üstü ve/veya kronik hastalığı olan kişi varlığı gibi sosyodemografik bilgileri sorgulanıp olup, pnömoni ve influenza (mevsimsel grip) aşısı olup olmadıkları ve aşı olmadılar ise nedenleri sorgulandı. İkinci kısımda hastalara risk algısını değerlendirmek amacıyla COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri sorgulandı. (Örneğin; sigara içmek, alkol kullanmak, kilolu olmak, kronik hastalığı olmak, aşı yaptırmamak gibi) Bu risk faktörleri algısına göre hastalara bundan sonraki yaşamlarında yapmak istedikleri değişiklikler (sigarayı bırakmak, alkol tüketimini sınırlamak, düzenli spor ve egzersiz yapmak, düzenli aşı yaptırmak gibi) ve bu değişiklikleri yapmak için başvuracağı yöntemler (sigara bırakma poliklinikleri, aile hekimlikleri gibi) soruldu. Anketin üçüncü kısımında hastaların sigara kullanım öyküsü soruldu. COVID-19 tanısı alan hastaların bu konudaki farkındalık ve sigara kullanım davranışlarında nasıl bir değişiklik gözleneceğini saptamak amacıyla hastaların sigara kullanım süre ve miktarı, en son içtiği tarih, düzenli olarak kullandığı diğer tütün ürünleri, evde sigara içen kişi varlığı, daha önce sigara bırakma girişimleri soruldu. Aktif sigara içen hastalara nikotin bağımlılıklarını belirlemek amacıyla Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi yapılması planlandı. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca hasta tarafından doldurulan ve özellikle birinci basamakta ruhsal rahatsızlığı ayırt etmek üzere geliştirilen, birçok dil ve kültüre uyarlanan Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılması amaçlandı. İstatistiksel analiz için SPSS 23 programı kullanıldı. Tartışma ve Sonuç: COVİD-19 pandemisi ani bir şekilde ortaya çıkmış ve ayırt etmeksizin bütün cins, ırk ve ülkeden insanları etkilemiştir. Ne yazık ki kronik hastalığı olan bireylerde seyri kötü olabilmektedir (3). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmaya ilk aşamada COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri 212 hasta alınmıştır. Daha sonra onam vermeyen, çalışmayı kabul etmeyen ve iletişim sağlanamayan 12 hasta dışlanarak, 200 hastaya inilmiştir. Hastalar demografik verilerine göre sınıflandırılmış, daha sonra COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri anket yöntemiyle sorulmuş, hastalığın üzerlerinde yarattığı farkındalığın düzeyinin anlaşılması sağlanmıştır. Ayrıca yaşam tarzı değişikliklerinin yanısıra genel sağlık anketi değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların demografi özelliklerine bakıldığı zaman, Türkiye'de ortalama yaş ortancası 37,2 iken, çalışmamızda ortalama yaş 45,61 ± 16,82 şeklinde görüldü (8). Çalışmamızda daha yüksek yaş popülasyonun seçilmesinin nedeni, artan yaşla birlikte, paralelinde artan kronik hastalıkların olması ve özellikle COVİD-19'la birlikte yaratacağı hastaların risk algısı ve genel sağlık değerlendirmesi üzerindeki etkisini daha net görmek idi. Nitekim, çalışmamıza katılan hastaların % 72'sinin 1 ve daha fazla kronik hastalığı mevcut idi ve % 63'ü en az 1 ilaç kullanmakta idi. Kronik hastalıkların dağılımına bakıldığında dünya genelinde görülen kronik hastalıkların prevalansından daha fazla olduğu görüldü. Koroner arter hastalığı çalışmamızda 168 hastada mevcut olmakla birlikte hastalıklar arasında % 41,17 ile birinci sırada idi. TEKHARF 1990 çalışmasına göre; ülkemizde, 20 yaş ve üzeri erişkinlerde koroner arter hastalığı prevalansı %3.8 iken, bizim çalışmamızda koroner arter hastalığı prevelansının daha yüksek olmasını sebebi, ön planda COVİD-19 hastalığının kronik hastalıklarda daha fazla görüldüğü, ayrıca COVİD-19 tanısı almış ve kronik hastalığı olan hastaların ayaktan takipten ziyade, hastanemize yatırılarak izlendiği idi (9). Böylece kronik hastalıkları olan hastalar hastanemize yatırılarak izlenmiş ve böylece çalışmaya dahil edilmişti. Aynı durum tip 2 DM'de de mevcut idi. Ancak çalışmaya katılan hastalardan hipertansiyon tanısı olduğunu ifade eden hastaların yüzdesinin % 11,2 olduğu görülmesi yani dünya geneline göre düşük prevelansta olması, toplumdaki hipertansiyon farkındalığının az olmasına bağlandı. Önceki çalışmalar dikkate alındığında bizim çalışmamızda obezite prevalansı yüksek ve fazla kiloluluk prevelansı benzerdi. Ancak hasta grubumuzun seçilmemiş ve toplumu temsil eden bir örnek olduğunu düşündüğümüzde obezite prevalansı açısından çok kötü bir yerde olmadığımızı söyleyebildik. Yüksek vücut kitle indeksine sahip COVİD-19 tanısı alan hastaların düşük bir yüzdesi obezitenin farkında olup, taburculuk sonrası istatistiksel olarak az bir kısmının sadece kilo vereceği, diyet ve egzersiz yapacağı görüldü. Kronik hastalığa sahip olan 146 hastanın anlamlı sayılabilecek büyük çoğunluğu (% 81,5'i) kronik hastalıklarının COVİD-19'a neden olduğunu düşünmekte idi. Hastalar, kendilerinin büyük çoğunluğunun kronik hastalıklara sahip olması ve de birçoğunun maske, kişisel hijyen gibi COVİD-19 önleyici kurallara uymasına rağmen, COVİD- 19 hastalığa yakalanmasına neden olarak ilk planda kronik hastalıklarına bağlı olarak düşündükleri genel sağlık düzeyleri olduğu kanısına varıldı. Hastalarla görüşmelerde hastaların % 63'ü kronik hastalıklarının takibini bundan sonra daha düzenli yapacağını belirtirken, % 19 hasta takiplerine devam etmeyeceğini belirtti. Takibi reddeden hastaların redd sebebi sorgulandığında, literatürlere dahi giren, "Corona fobisi" olarak nitelenedirilebilen, hastane ve sağlık çalışanlarından uzak kalması gerektiği düşüncelerinin olduğu farkedildi (10). Çalışmanın ikinci kısmında da görüldü ki, hastların büyük çoğunluğu pnömokok ve mevsimsel grip aşılarını COVİD-19 tanısı almadan önce yaptırmamıştı. Özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalıkları olan hastalar tarafından, pnömokok ve mevsimsel grip aşılarının yapılmamasının COVİD-19 hastalığına neden olabileceğinin düşünüldüğü görülmüş. Hastaların aşı yaptırmamasının temel nedeninin özellikle pnömokok aşısında aşı temininde problem yaşadıkları görüldü. Bu problemin düzeltilmesi ise sağlık politikalarının iyileştirilmesi için yol gösterisi olmalıdır. Hastaların aşı yaptırmamasının ikinci sırasında ise, hastaların neredeyse dörtte biri – beşte birinin (%21,77 ve % 23,61) aşı olması gerektiğini bilmemesidir. Bu toplumsal farkındasızlığın çözümünün özellikle birinci basamak sağlık kuruluşundaki hekimlerden geçmektedir. Her 2 aşı grubunda da aşıyı yaptırmayan hastaların üçüncü ve dördüncü en sık görülen sebepleri arasında hastaların riskli grubunda olup, olmadığnı bilmemesi ile aşının bir işe yaramadığını düşünmesi yer almaktadır. Beşinci en sık görülen neden ise her iki gruptada benzer oranda olan (% 4,83 - % 4,86 ) aşının muhtemel yan etkileri konusudur. Ancak son kılavuzlarda aşıların yan etkilerinin en hafif ve sık görülen yan etkileri dahil azami % 2 olması sebebiyle aşıların koruyucu oldukları kabul edilmiştir (11). Yine çalışmamızın ikinci kısmında görüleceği üzerine COVİD-19 tanısı alıp, taburcu olduktan sonra hastaların büyük çoğunluğununun (% 78 grip, % 83 pnömokok ) aşılarını yaptıracağını belirttiği görüldü. Bu farkındalık ve aşı olma isteği yüzdesini artıran neden olarak, aşının şuanda maske, sosyal mesafe ve hijyen dışında hastalar tarafından somut bir farmakolojik/immünolojik korunma yöntemi ve çözüm olarak görülmesi idi. Ayrıca aşının yan etkisi, etkinliği ıspatlanmamış diğer tedavilerin (favipravir, glukokortikoid ..) yan etkilerine nazaran daha düşük olduğunun bilinmesi de hastaların aşı yaptıracağı yönündeki kararını etkilediği görüldü. Aşı yaptırmakta kararsız olan hastaların yüzdesi pnömokok aşısında % 11 iken, mevsimsel grip aşısında ise % 18. Aşıyı kesinlikle reddedenlerin yüzdesi ise pnömokok aşısında % 6 civarında, mevsimsel grip aşısında ise % 4 oran hala mevcut idi. Hastalarla görüşmenin ve bu araştırmanın özellikle kararsız hastalar üzerinde bırakacağı etkinin olumlu olarak görülmesi yüz güldürücü oldu. Hastaların % 54'ünün COVİD-19 geçirmesine rağmen, COVİD-19 aşısı olacağını belirtti. Pandeminin ilk günlerinden itibaren COVİD-19'dan korunmanın 3 ana bileşeninden ikisi olan maske ve hijyen konusu ile ilgili sorulan soruların cevabından anlaşılmakta idi ki, hastaların büyük çoğunluğu, bu iki koruma önlemine dikkat ediyor. Ancak hastaların büyük çoğunluğu kurallara uymasına rağmen, bu kurallara uyulmamasının COVİD-19 hastalığına yakalanmasına neden olarak görmüyor. Verilere bakıldığı zaman % 12 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uyamamasının neden olduğunu düşünmekle birlikte, % 84 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uymasına rağmen, hastalığa yakalanmasına neden olan faktörün bu olmadığını düşünüyor. Bu verilere karşın hastaların büyük çoğunluğu hijyen ve maske ile ilgili tedbirlere uyacağını belirtmesi ilk planda ilginç karşılansa da, şuanda kesin spesifik tedavisi olmayan COVİD-19 hastalığının, mutlak birincil koruma yöntemi olarak görülen maske ve hijyen kurallarına taburculuk sonrası uyulmayla önlenebileceği bilgisinin hastaneye yatış sırasında hekimler tarafından ve taburcu olduktan sonra da kitle iletişim araçları ve medya yoluyla hastalara anlatılmasının bu farkındalığın oluşmasına neden olduğu düşünüldü. Hastaların taburculuk sonrası kişisel hijyen ve maske takma yüzdesinde ciddi bir artış yaşanacağı, hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Verilere göre hastaların %98'i el yıkama ve hijyen kurallarına daha çok uyacağını/uymaya başlayacağını belirtti. Ayrıca hastaların % 76'sı maske takacağını veya takmaya devam edeceğini ifade etti.. Hastaların büyük çoğunluğunun kalabalık ortamlara zorunlu bir şekilde girmesinin ve mesleğinin COVİD-19 hastalığa neden olabileceğini düşünmekle birlikte, sosyoekonomik düzey ve başka bir iş bulamama kaygısından dolayı, sadece az bir kısmının mesleğini değiştirebileceği ancak büyük çoğunluğun zorunlu durumlar hariç kalabalık ortamlara girmeyeceği öngörüsü doğrulandı. Hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Çalışmamızın üçüncü konusu olan sigara kullanım durumu sorgulandığında görüldü ki, sigara içen hastaların (n=76 hasta ) % 31,51'i COVİD-19 hastalığa yakalanmasının sigara içmeyle ilişkili olduğunu kesinlikle düşünmekte olup, % 57,85 hasta bu konuda kısmen kabul etmekte veya kararsız idi. Hastaların % 38'inin sigara içen olması ve özellikle bir ve daha fazla kronik hastalığı olan hastaların % 63,14'ünün sigara kullanımının bırakacağını belirtmesi sigaranın toplum nezdinde diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi COVİD-19 hastalığı üzerindeki etkisinin anlaşıldığını göstermiştir. Çalışmaya katılan hastaların sigara içme yüzdesi Türkiye sigara içme ortalamasının (%23,8) üzerinde idi (12). Bu da sigara içen hastalarda COVİD-19 hastalığının daha çok olduğu hipotezini doğruladı. Toplum nezdinde alkolün COVİD-19 ile ilişkisinin tıpkı sigara gibi ama sigaraya nazaran daha az bilinmediği, kararsız fikirlerin daha ön planda olduğu gözlendi. Ancak sigaranın aksine halen alkol tüketen hastaların % 13,79'u alkolü bırakacağını söylemesi, COVİD-19 ile alkol ilişkisinin hastalarda belirgin bir farkındalık yaratmadığı düşünüldü. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılmıştır. Hastaların yaşlarıyla birlikte GSA puanlarının arttığı görüldü. Özellikle 65 yaş ve üstü gruptaki bireylerde ruhsal sorunların görülme düzeyinin COVİD-19 sonrası daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca kronik hastalıkların sayısı ve şiddetiyle de aynı doğrultuda ilişki saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin durumluk ve sürekli kaygı puanları ile medeni durum ve eğitim düzeyi ile olan ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Özellikle dul, boşanmış olanlar, okur yazarlık oranı olmayanlar veya ilkokul mezunu olanlarda, evinde 65 yaş üstü birey veya çocuk kalmayan hastalarda COVİD-19 sonrası kaygı düzeyinin arttığı görüldü. Literatürde de benzer şekilde COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler konusundaki hipotezimizi bu çalışmamızla doğruladık. Farklı merkezlerle verilerin birleştirilmesi COVİD-19 hastalığı ve genel sağlık aktivitesi konusunda daha daha değerli bilgiler verecektir. Anahtar Sözcükler: COVİD-19, Kronik Hastalıklar, Sigara, Genel Sağlık Anketi Kaynaklar: 1. Study claiming new coronavirus can be transmitted by people without symptoms was flawed. 2020. Availab- le from: https://www.sciencemag.org/news/2020/02/ paper-non-symptomatic-patient-transmitting-coronavi- rus-wrong. 2. Coronavirus disease 2019 (COVİD-19) Situation Report – 51 https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/situation-reports/20200311-sitrep-51-covid-19.pdf?sfvrsn=1ba62e57_10 3. Wang W, Tang J, Wei F. Updated understanding of the outbreak of 2019 novel coronavirus (2019-nCoV) in Wuhan, China. J Med Virol. 2020;92(4):441‐447. doi:10.1002/jmv.25689 4. Surveillances, Vital. "The epidemiological characteristics of an outbreak of 2019 novel coronavirus diseases (COVID-19)—China, 2020." China CDC Weekly 2.8 (2020): 113-122. 5. Wang D, Hu B, Hu C, etal . Clinical characteristics of 138 hospitalized patients with 2019 Novel Coronavirus–Infected pneumonia in Wuhan, China. JAMA 2020;323:1061-9. 10.1001/jama.2020.1585 32031570 6. Global Health Observatory (GHO) data Premature NCD deaths. Situation and trends. https://www.who.int/gho/ncd/mortality_morbidity/ncd_premature_text/en/ 7. Noncommunicable Disease ande their risk factors. Time to deliver: report of the WHO İndependent High Level commission on Noncommunicable Disease https://www.who.int/ncds/management/time-to-deliver/en/ 8. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2020 – TÜİK https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayal%C4%B1-N%C3%BCfus-Kay%C4%B1t-Sistemi-Sonu%C3%A7lar%C4%B1-2020-37210&dil=1 9. Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri (TEKHARF) 2017 ONAT - TEKHARF-2017.pdf (tkd.org.tr) 10. Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection - Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection | Iranian Journal of Psychiatry and Behavioral Sciences | Full Text (kowsarpub.com)

AnketlerHastalarHastalık+6
Kamıl Zarnıshanov
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Marka deneyimi, algılanan risk ve satın alma niyeti üzerine bir uygulama

Bankacılık sektöründe uygulanan bu çalışmanın amacı, marka deneyimi, algılanan risk ve satın alma niyeti arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma kapsamında, marka deneyiminin, satın alma niyeti üzerindeki etkisinin yanı sıra; algılanan riskin, marka deneyiminin, satın alma niyeti üzerindeki etkisinde düzenleyici rolünü belirlemek amacıyla bir model geliştirilmiştir. Yapılan çoklu regresyon analizlerinin sonucunda, marka deneyimi, satın alma niyetini olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca, algılanan risk boyutlarının, marka deneyiminin, satın alma niyeti üzerindeki etkisinde düzenleyici etkisi olduğu tespit edilmiştir.

Bankacılık sektörüMarkaMarka deneyimi+4
Ayşe Şeyma Çolak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Perakendecilik sektöründe özel markalı ürünlere yönelik algılanan risk: İzmir ilinde bir uygulama

Günümüzde değişen tüketici ihtiyaçları ve ekonomik koşullar perakendecileri rekabet avantajı yaratma konusunda yeni stratejiler kullanmaya yönlendirmektedir. Özel markalı ürün stratejileri perakendecilerin kendi mağazalarında satmak üzere kendi markalarına ait ürünleri üretmeye başlaması olup son dönemlerde ön plana çıkmaktadır. Tüketicilerin özel markalı ürünlere yönelik algıladıkları riskler özel marka tutumlarını ve dolayısı ile satın alma davranışlarını etkilemektedir. Bu çalışmada algılanan risk faktörünün tüketicilerin özel marka tutumlarına etkisinin ölçüldüğü analizlere yer verilmiştir. Perakendeci imajının, algılanan risk ile ilişkili olması nedeniyle özel marka tutumlarını etkilediği görülmüştür. Araştırmanın bulgularına göre algılanan risk ve perakendeci imajı tüketicilerin özel marka tutumlarını etkilemektedir. Perakendecilerin imaja yönelik güçlü stratejiler geliştirmesi tüketicilerin özel marka tutumlarını olumlu yönde etkileyecektir. Çalışmanın önemi tüketicilerin özel marka tutumlarını algıladıkları riskler ve perakendeci imajı etkisiyle analiz etmesidir. Tüketicilerin özel markalı ürünlere yönelik tutumlarının incelendiği bu çalışma, rekabet koşullarının yoğun olduğu ve tüketicilerin birçok süpermarket alternatifi arasından seçim yapabildiği bir bölge olan İzmir'de yapılması bakımından önemlidir.

MarkaMarka beğenisiMarka ilginliği+6
Gülfer Salman
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İlk halka arzlarda finansal iletişim ve algılanan risk: Bireysel yatırımcı profilinin davranışsal finans açısından değerlendirilmesi

İlk halka arz, şirketlerin paylarını ilk defa halka sunması yoluyla sermaye artırımı için oldukça önemli bir araçtır. Yatırımcıların finansal karar alma süreçlerinde etkili olan birçok faktör bulunmasına karşın, finansal iletişim ve algılanan risk özellikle ilk halka arzlar açısından araştırılması önem arz eden iki unsurdur. İlk halka arz yatırım türü söz konusu olduğunda, şirket ve yatırımcı arasındaki finansal iletişim oldukça önemli olabilmekte ve bu yatırım şekli yatırımcılar için riskli olarak algılanabilmektedir. Çalışmanın temel amacı, ilk halka arz yatırım kararları üzerinde finansal iletişim ve algılanan riskin etkisinin araştırılması ve bireysel yatırımcı profilinin incelenmesidir. Bu amacı gerçekleştirmek üzere, ilk halka arzlara yatırım yapan 1062 bireysel yatırımcıya bir anket uygulanmıştır. Çalışmada Açımlayıcı Faktör Analizi ve diğer analizler için SPSS 25 paket programı, Yapısal Eşitlik Modellemesi için ise AMOS 25 paket programı kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; bireysel yatırımcıların ilk halka arzlar ile ilgili olarak finansal iletişime önem verdikleri ve bu yatırım türüne karşı algıladıkları risklerin de yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yatırımcılar, şirket ile aralarında güçlü bir finansal iletişimi tercih ederken; ilk halka arz yatırım türünü riskli yatırımlar arasında görmektedirler. Bulgulara göre, çalışmada yer alan yatırımcıların büyük çoğunluğu riski seven yatırımcılardan oluşmaktadır. Bireysel yatırımcı profili incelendiğinde, yatırımcıların finansal iletişim tercihleri ve algıladıkları risklerin genel olarak demografik özelliklerine göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, yatırımcıların birbirinden farklı davranışlarını inceleyen davranışsal finans açısından değerlendirme yapıldığında; kadınların erkeklerden daha fazla finansal iletişimi tercih ettiği ve ilk halka arz yatırım türüne karşı algıladıkları riskin erkeklerden daha yüksek olduğu görülmektedir. Benzer olarak; evlilerin bekarlardan daha fazla finansal iletişimi tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, yatırımcılarının finansal iletişim tercihleri ve algıladıkları riskler gelir durumlarına göre farklılık göstermektedir. Finansal iletişim tercihleri açısından yatırımcıların yaş ve eğitim durumları anlamlı bir farklılık tespit edilemezken, yatırımcılarının medeni durumlarının algıladıkları riskler için anlamlı bir farklılık yaratmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bireysel yatırımcılarDavranışsal finansFinansal iletişim+5
Nihan Caba
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Menşe ülke imajının müşteri risk algısı ve müşteri güveni üzerine etkisi: Azerbaycan'daki Türk markaları

Üreticiler veya hizmet sağlayan birimler, ürün ve hizmetlerini müşterilerin isteğine göre planlar ve hazırlarlar. Onlar için önemli olan ilk şey müşterinin isteği, memnuniyeti ve güvenidir. İthal markalar içerisinde Türk markaları Azerbaycan pazarında yüksek bir paya sahiptir. Fakat bir kısım müşteriler bu görüşü benimseyememiştir. Literatüre kavramsal anlamda katkıda bulunmayı amaçlayan bu çalışmada genel olarak menşei ülke imajının müşteri güveni ve risk algısına olan etkilerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Yapılan literatür taraması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, Azerbaycanlı tüketicilerinin örneklemi oluşturduğu bir anket çalışması yapılarak veriler elde edilmiştir. Araştırma modeli doğrultusunda veriler analiz edilerek bulgular ortaya konulmuştur.Araştırma modelinde iki araştırma hipotezi bulunmaktadır. Bunlardan ilki menşei ülke imajının müşteri risk algısı üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. Yapılan analiz sonuçlarına göre anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. İkinci araştırma hipotezi de menşei ülke imajının müşteri güveni üzerinde etkisi inde olup olmadığını araştırmaktır. Üçüncü araştırma hipotezi de müşteri güveni üzerinde müşteri risk algısının etkisinin olup olmadığını çözmektedir. Sonuç olarak modelin ileri düzeyde anlamlı olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: menşe ülke imajı, müşteri güveni, algılanan risk.

AzerbaycanGüvenMüşteri algısı+7
Gulshan Yagublu
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İlkokul, ortaokul ve liselerde risk toplumu bağlamında korku kültürü (Muğla ili örneği)

Bu araştırmada devlet okullarında çalışan okul yöneticileri ve öğretmenlerin mesleklerine yönelik artan risk algılarıyla birlikte yaşadıkları korkuları ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırma, durum çalışması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın genel amacı doğrultusunda, ilk aşamada, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin okullardaki risk durumlarına yönelik görüşleri incelenmiştir. Kartopu örnekleme tekniği kullanılarak yapılan yarı yapılandırılmış ön görüşmeler 11 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin risk algı düzeyleri incelenmiştir. Bu aşamada, araştırma kapsamında Risk Algısı Ölçeği geliştirilmiştir. Ölçek geliştirme çalışmalarının ardından araştırmaya 453 katılımcı (okul yöneticileri ve öğretmenler) dâhil olmuştur. Elde edilen verilerin analizinde betimsel istatistikler, t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Araştırmanın son aşamasında ise okul yöneticileri ve öğretmenlerin iş yaşamlarında korktukları durumlar incelenmiştir. Maksimum çeşitlilik örnekleme tekniği kullanılan bu aşamada, 20 katılımcı ile yarı yapılandırılmış form kullanılan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular tematik içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, devlet okullarında çalışan okul yöneticileri ve öğretmenlerin risk algılarının çok çeşitli durumlarda ortaya çıktığı; risk algı düzeylerinin yükseğe yakın olduğu ve eğitimde son dönemlerde yaşanan durumların okul yöneticileri ve öğretmenleri farklı durumlardan korkmaya ittiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: korku kültürü, risk toplumu, okul yöneticileri, öğretmenler, korku, risk

Eğitim kurumlarıEğitim sosyolojisiKorku kültürü+6
Çağlar Kaya
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bankalarda finansal erken uyarı sinyalleri ve risk yönetimi

Çalışmanın birinci bölümünde, Risk Yönetimi Tanımı, Kapsamı, Risk Yönetimi Aşamaları ve Ülkemizdeki düzenlemeler ile Risk Yönetiminin Kurumsal Yönetim içindeki rolünden bahsedilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Risk Yönetiminde önemli bir yeri olan Finansal Erken Uyarı Sinyalleri hususuna kısaca değinilmektedir.Çalışmanın üçüncü bölümünde, Bankaların Karşılaştığı temel risk çeşitleri ve bu risklerin yönetiminden bahsedilmektedir.Çalışmanın dördüncü bölümünde, Bankaların Risk Yönetimi Süreçlerinin Tesisi ve Risk Ölçümünde kullanılan yöntemler anlatılmaktadır. Çalışmanın beşinci bölümünde, Bankalarda Risk Yönetiminin Denetlenmesi Süreci anlatılmaktadır. Çalışmanın altıncı bölümünde, Dünyada ve Türkiye'de Bankacılıkta Risk Yönetiminde Öne Çıkan Yaklaşımlar, Gelecekteki Zorluklar ve Sahip Olunması Gereken Yetkinlikler ele alınmıştır. Çalışmanın yedinci ve son bölümünde ise Sektörde Önde Gelen Bankaların Risk Yönetimi Yapılanması ile Karşılaştırması hakkında bilgiler verilmiştir.

BankalarErken uyarı sistemleriFinansal gelişme+4
Beyhan Kuşin Kılınçer
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştığı çevrimiçi risklere yönelik algılarının çeşitli değişkenler açısından

Güncel çalışmalara göre, çocukların internete erişim oranları artma, internetle tanışma yaşları ise düşme eğilimindedir. Buna paralel olarak, çocuklar çevrimiçi risklerle daha çok karşı karşıya gelmektedir. Çocukların çevrimiçi fırsatlardan yararlanmalarını desteklemek ve bu ortamlara özgü risklerden etkilenmelerini önlemek önemli bir gündem maddesi halini almıştır. Bu çalışmaların en önemli paydaşlarından biri de öğretmenlerdir. Öğretmenler, çocukların çevrimiçi risklere karşı birincil başvuru kaynakları arasında yer almaktadır. Bu durum öğretmenlerin çevrimiçi risklere yönelik algılarını önemli bir çalışma alanı haline getirmektedir. Çocukların internete erişim yaşlarının düşme eğiliminde olması ve Türkiye'deki anne babaların internet okuryazarlıklarının düşük olması nedeniyle bu çalışmada sınıf öğretmeni adaylarının çevrimiçi risklere yönelik algılarına odaklanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştıkları çevrimiçi risklere yönelik algılarının, cinsiyet, güvenli internet kullanımı konusunda eğitim alma, çevrimiçi risklerle karşılaşma, internet kullanma sıklığı ve internette kullanılan servis sayısı değişkenlerine göre incelenmesidir. Bu amaçla, araştırma kesitsel tarama deseninde kurgulanmıştır. Çalışmaya, öğretmen adayları için çocukların karşılaştıkları çevrimiçi risklere yönelik algı ölçeğinin geliştirilmesi ile başlanmıştır. Bu amaçla ilk olarak, alanyazındaki çevrimiçi risk çerçeveleri incelenmiş ve bir çerçeve temel alınmak üzere seçilmiştir. Bir sonraki aşamada bu çerçeve bir uzman paneliyle Türkiye bağlamında değerlendirilmiştir. Bu aşamadan sonra kuramsal çerçevede yer alan boyutlar için göstergeler yazılarak madde havuzu oluşturulmuştur. Oluşturulan madde havuzu, ölçek geliştirme deneyimi olan uzmanların katılımıyla gerçekleştirilen ikinci bir uzman panelinde değerlendirilmiştir. Bu aşamadan sonra ölçeğin pilot formu oluşturularak dil ve yüz görünüş geçerlikleri için uzman görüşlerine tabi tutulmuştur. Uzman görüşlerinin alınmasının ardından, ölçek formu ile pilot uygulama gerçekleştirilerek öğretmen adayları tarafından anlaşılırlığı test edilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliğinin test edilmesi için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenirliğinin sınanması için iç tutartlık katsayısı ve test – tekrar test güvenirliği yöntemlerine başvurulmuştur. Bu testlerle birlikte "Çocuk ve Ergenlerin Karşılaştığı İnternet Risklerine Yönelik Algı Ölçeği"nin geliştirilmesi tamamlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2013 – 2014 öğretim yılında Türkiye'deki 19 devlet üniversitesinin eğitim fakültelerinde okumakta olan 1890 sınıf öğretmeni adayıdır. Verilerin analizi için, bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi, yinelenen ölçümler için varyans analizi ve parametrik olmayan bağıntı yöntemlerine başvurulmuştur. Araştırma bulgularına göre sınıf öğretmeni adaylarının çocukların karşılaştığı çevrimiçi risklere yönelik algıları yüksektir. Kadın sınıf öğretmeni adaylarının risk algıları, erkek sınıf öğretmeni adaylarına göre yüksektir. Sınıf öğretmeni adaylarının risk algıları güvenli internet kullanımı konusunda eğitim alma ve çevrimiçi risklerle karşılaşma durumlarına göre değişim göstermemektedir. Bunun yanında, öğretmen adaylarının risk algıları ile internet kullanım sıklıkları ve internette kullandıkları servis sayıları arasında bir ilişki gözlenmemiştir. Risk algısı alanyazınına göre, yüksek risk algısı riskten kaçınma davranışının belirleyicileri arasındadır. Bunun bir sonucu olarak, öğretmen adayları çocuklara çevrimiçi teknolojiler konusunda olumsuz bildirimlerde bulunabilir. Ek olarak, öğretmen adayları çevrimiçi teknolojileri derslerine entegre etmeye direnç gösterebilirler. Bu bağlamda, öğretmen adaylarının risk algılarının düşürülmesi için eğitim ve risk iletişimi çalışmalarının gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Sınıf öğretmenliği, bilişim teknolojileri öğretmenliği, psikolojik danışma ve rehberlik alanları öncelikli olmak üzere, öğretmen adayları için çocukların karşılaşabileceği çevrimiçi risklere yönelik farkındalık eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir. Ek olarak görev yapmakta olan öğretmenler için bu çevrimiçi riskler konusunda meslekiçi eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Bunun yanında, çevrimiçi riskler sorununun diğer paydaşları olan aileler, eğitim yöneticileri, yazılım geliştiriciler ve kanun koyuculara yönelik farkındalık çalışmalarının geliştirilmesi de önerilmektedir. Bununla birlikte, çevrimiçi riskler probleminin çözümününde en önemli adım çocukların sorunlar ve başa çıkma yöntemleri konusunda bilgilendirilmesidir. Bu bağlamda tüm ders içeriklerinde çocukların güvenli ve sorumlu internet kullanımının vurgulanması son derece önemlidir. Anahtar sözcükler: sınıf öğretmenliği, öğretmen adayı, çevrimiçi risk algısı

Aday öğretmenlerBilgi güvenliğiGüvenlik+6
Onur Dönmez
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık riskleri algısının gıda tüketimine yansımaları: Eskişehir örneği

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sistematik bir şekilde hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını rahat karşılamak amacıyla ortaya çıkan gıda endüstrisi, sağlıkla ilgili birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Gıdanın ve gıdanın üretildiği yerin hijyeni, gıdaya katılan katkı maddelerinin belirsizliği başta olmak üzere, gıdanın tüketiminde tüketiciye ne tür zararlarının olabileceği belirsiz kalarak sağlık korkularına neden olmuştur. Gıda güvenliği eksikliği, bireylerde kaygı ve korkulara neden olarak güven erozyonu yaratmış, tüketicilerde gıda tüketimi konusunda kaygı oluşmaya başlamıştır. Tüketicilerin gıda tüketimine yönelik korku, kaygı veya güvenlerinin, sosyo-ekonomik yapılarıyla nasıl ilişkilendirildiğinin ele alınacağı bu araştırmada, nitel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Eskişehir Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinde iki farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip 4 mahallede seçilen 400 kişiye anket tekniği uygulanarak ve 12 kişi ile derinlemesine görüşme yapılarak; bireylerin sağlıkla ilgili risk tutumlarının gıda tüketimine nasıl yansıdığı araştırılmış ve analiz edilmiştir. Gıda tüketiminde gösterilen tutumun bireylerin sosyo-ekonomik yapılarıyla ne denli bağlantılı olduğu, bireylerin riskin farkında olduklarında tüketim faaliyetlerinin nasıl değiştiği, kaygı, korku ve risklerin tüketim davranışlarını ne derece etkilediği üzerinde durulmuştur. Araştırmanın bulgularında, sosyo-ekonomik farklılıkların sağlık riski algısında pek farklılık yaratmadığı, genel anlamda tamamına yakın kısmının sağlık riski korkusu içerisinde olduğu, tükettiklerinden şüphe ettiği, devlete, üreticiye ve aracılara güven duymadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Aylık hane geliri yükseldikçe organik ürün tüketimi artmaktadır. Bunun yanında genetiği değiştirilmiş ürünlerin hastalık yapıcı etkisinin varlığına inanç söz konusudur. Bu konuda yeterli önlem alınmadığı savunulmakta ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda güvencesi, sağlık, risk, korku, güven ve gıda tüketimi

EskişehirGıda tüketimiRisk+6
Betül Yurt
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de orman okulu yaklaşımını uygulayan okul öncesi kurumlarındaki yetişkinlerin uygulama sürecine dair risk algılarının ve deneyimlerinin incelenmesi

Bu araştırmada, Orman okulu uygulaması gerçekleştiren idarecilerin, öğretmenlerin ve çocukları bu uygulamalara katılan ebeveynlerin Orman okulu uygulama süreçlerine dair risk algılarını içeren görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden 'Durum Çalışması' ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 'Amaçlı Örnekleme' yöntemlerinden 'Ölçüt Örnekleme' yöntemi ile seçilen; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak 7 farklı coğrafik bölgede 16 farklı ilde Orman okulu uygulaması gerçekleştiren idareciler, öğretmenler ve çocukları bu uygulamalara katılan ebeveynler oluşturmaktadır. Çalışma grubunda yer alan katılımcılardan 2'si devlet anasınıfı, 1'i devlet anaokulu ve 15'i özel anaokulda görev yapmakta olan 10 idareci, 20 öğretmen ve çocuğu bu okullardan birine devam eden 10 ebeveyn yer almaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan 'Ebeveyn Demografik Bilgi Formu', 'İdareci ve Öğretmen Demografik Bilgi Formu' ve araştırmacı tarafından geliştirilip, uzman görüşü alınarak hazırlanmış olan 'Orman Okulu Uygulama Süreçlerinde Karşılaşılabilecek Riskli Durumlar Hakkında Öğretmenlerin, İdarecilerin ve Ebeveynlerin Görüşleri' isimli yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Araştırmanın verileri katılımcılar ile çevrimiçi ve yüz yüze (karma) görüşmeler yapılarak elde edilmiştir. Elde edilen verilerden oluşan temalar; riskin tanımı, Orman okulu uygulamalarında karşılaşılan riskler, Orman okullarında karşılaşılabilecek risklerin bağlı olduğu sebepler, risk kaynaklarının çeşitliliğinin etkisi, riskler karşısındaki oluşan deneyimler ve bu deneyimlerin orman okulundaki uygulamalara etkisi, Orman okulu uygulamaları sırasında sık yaşanılan riskli durum örnekleri, çocuğun risk alabilmesini olumlu/olumsuz etkileyen faktörler olarak yer almıştır. Temalara ilişkin görüşler doğrudan alıntılarla yansıtılarak betimsel analiz ve tematik analizin birlikte kullanılmasıyla analiz süreci tamamlanmıştır. Elde edilen bulgulardan bir kaçına değinecek olursak; yetişkinlerin çoğunlukla riskli durumları tehlike olarak değerlendirdiği, yetişkinlerin çocuğa ve çocukluğa atfettiği değerin kültürel yaklaşımlar doğrultusunda erken çocuk eğitiminden beklentilerine göre şekillendirmeye çalışmasının Orman okulu uygulamalarına yansımaları, yetişkinlerin risk algısının olumlu/olumsuz yönde olmasının çocuğun risk yönetim becerisini olumlu/olumsuz yönde etkilediği, yetişkinin doğayla kurduğu ilişkinin temelinin türcülük üzerinden kurgulanıyor olmasının çocukların doğa ilişkisine etkileri bulgular arasında yer almaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular arasında özellikle risk algısının kültürel normlarla şekillendiği bulgusu üzerine, Orman okulu eğitim yaklaşımının her ülkede kendi kültürel normlarına göre eğitici eğitiminin tasarlanması gerektiği vurgulanmıştır. Eğitim modelinin bu normlara göre uyarlanması sayesinde, Orman okulu eğitiminin felsefesini koruyarak ülkemizde anlamlı bir yaygınlaşma sağlanabileceği yönünde önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler; Orman okulu, risk algısı, sınıf dışı eğitim, öğretmen, idareci, ebeveyn.

DeneyimEbeveynlerOkul yöneticileri+7
Mehri Erol
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Algılanan tüketici riski ile elektronik ağızdan ağıza iletişim arama motivasyonları ilişkisi: Dumlupınar Üniversitesi öğrencileri üzerine bir uygulama

Tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen ekonomik, demografik, sosyokültürel ve psikolojik faktörlerle birlikte ağızdan ağıza iletişimin etkisi de her geçen gün artmaktadır. Ağızdan ağıza iletişim gelişen teknoloji ve iletişim ile internete taşınmıştır. Bu yeni durum ağızdan ağıza iletişimi elektronik ağızdan ağıza iletişim (eWOM) haline dönüştürmüştür. Bu dönüşüm tüketicileri algılanan risklerini düşürmek ve doğru satın alma kararı vermek için internet ortamında eWOM davranışına yöneltmiştir. İnternet ortamı ve sosyal medya platformları eWOM sağlayanları ve eWOM arayanları iç içe bulundurmaktadır. Tüketiciler eWOM arama davranışı ile ürün veya hizmet hakkında performans bilgisi, ürün kullanım bilgisi, ürünün kabul görmüşlüğü hakkında birçok veriye sosyal medya platformlarında ulaşabilmektedir. eWOM birçok tüketicinin karar aşamasında başvurduğu ve çok daha fazla yayılmaya başladığı iletişim türüdür. eWOM arayanlar da sağlayanlarda belirli motivasyonlar ile hareket etmektedir. eWOM arama motivasyonları tüketicilerin neden eWOM' a yöneldiğini açıklamaktadır. eWOM sağlama motivasyonları ise bilgi sağlayan tarafın motivasyonlarını açıklamaktadır. Tüketicinin algılanan riski ve eWOM arama davranışı arasındaki ilişki riskin düşürülmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada tüketicinin algılanan riski ile eWOM arama motivasyonları ilişkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tüketici, Algılanan risk, Sosyal Medya, WOM, eWOM, eWOM Arama Motivasyonları

Ağızdan ağıza iletişimElektronik ağızdan ağıza iletişimRisk algılaması+5
Zeynep Bakır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İyonlaştırıcı radyasyon ile çalışan sağlık personelinin radyasyon risk algılarının iş doyumları üzerine etkisinin incelenmesi

Dünyada tıp teknolojisinin gelişmesiyle birlikte sağlık alanında da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Radyasyon, evrenin başlangıcından bu yana yaşamın her aşamasında doğal olarak mevcut olmuştur. İyonlaştırıcı radyasyonun keşfinden sonra hızla gelişen teknolojiler, buna teşhis ve tedavi edici radyasyonu da ekleyerek bunu mümkün kılmıştır. Sağlık hizmetlerinde radyolojik tetkikler, iyonize radyasyon ortamlarında çalışan hastalar ve sağlık çalışanları için ciddi riskler oluşturmaya başlamıştır. Bu çalışma iyonlaştırıcı radyasyon ile çalışan sağlık personelinin radyasyon risk algılarının iş doyumları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, nicel araştırma deseninde tasarlanmıştır. Araştırma mevcut durumu sorgulayan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Orta Karadeniz Bölgesi'nde yer alan bir ilin üniversite ve devlet hastanesinde 01 Nisan 2022- 25 Mayıs 2022 tarihleri arasında iyonize radyasyon içeren ortamlarda görev yapan 150 sağlık personeli oluşturmuştur. Çalışmada örnekleme yöntemine başvurulmamış evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Veri toplama süresi sonucunda çalışmanın örneklemini 150 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Katılımcılardan 9 sağlık çalışanının ankete katılmayı kabul etmemesi nedeniyle çalışma 141 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Çalışmada verilerin toplanması amacıyla "Mesleksel İyonlaştırıcı Radyasyon Risk Algısı Anketi" ve "Minnesota İş Doyumu Ölçeği " kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 düzeyi kabul edilmiştir. Araştırma sonucunda, sağlık personelinin çoğunluğunun iş doyum düzeylerinin yüksek olduğu, radyasyon riski algı düzeyinin artması ile yaşam kaygısı düzeyinin arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, Radyasyon, Sağlık Personeli

Radyasyon etkileriRadyasyon-iyonizanRisk algılaması+2
Mehmet İstek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli yaş grubu gebelerde prenatal bağlanma ve risk algısı

Bu araştırma, riskli yaş grubu gebelerde prenatal bağlama ve risk algısını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yürütülen araştırmanın örneklemini Nisan 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi gebe polikliniğine başvuran 213 gebe (18-19 yaş grubu: 71, 20-34 yaş grubu 71, 35 yaş ve üstü: 71) oluşturmuştur. Araştırma verileri Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) ve Gebelikte Risk Algısı Ölçeği (GRAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri IBM-SPSS V24 paket programında yapılmıştır. İstatiksel analizlerde, Independent Samples T test, Mann Whitney U, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis H analizleri kullanılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise "Spearman" ve "Pearson-x2" Korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan gebelerin PBE toplam medyan puanı 63 [21-84], GRAÖ toplam medyan puanı 15 [0-96,1] olduğu saptanmıştır. Yaş gruplarına göre PBE ve GRAÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Gebelerin eş çalışma durumu, gebelik sayısı, gebe eğitimi alma ve gebeliğin planlı olma durumu ile PBE puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin yerleşim yeri, eğitim düzeyi, eş eğitim düzeyi ve çalışma durumu, düşük öyküsü, gebelikte sorun yaşam durumu ve planlanan doğum şekli ile GRAÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; gebelerin prenatal bağlanma durumlarının iyi düzeyde olduğu, risk algılarının ise düşük olduğu bulunmuştur. Yaşın prenatal bağlanma düzeyini ve gebelikte risk algısını etkilemediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Hemşirelik, Prenatal Bağlanma, Risk Algısı, Riskli Yaş

BağlanmaGebelikGebelik-yüksek riskli+3
Raife Özdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Belirsizlik ve risk algısının firma performansına etkisi

Günümüzde rekabet sadece firmalar arasında değil aynı zamanda firmaların tedarik ağ yapıları içinde de yaşanmaktadır. Ayrıca tüm bu rekabet koşulları giderek daha fazla belirsizleşen çevre koşulları altında gerçekleşmektedir. Teknolojinin hızla gelişimi, artan rekabet ortamı, müşteri beklenti ve ihtiyaçlarının değişmesi, fiyat farklılıkları firmaların belirsiz ortamda karar almasına (vermesine) ve bunun neticesinde çeşitli riskler ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Bu noktada firmalar belirsizlik ve riskin yarattığı yıkıcı sonuçlar ile baş edebilmek ve bunların etkilerini azaltabilmek için çeşitli stratejileri (esneklik, tedarik zinciri görünürlüğü, tedarik zinciri risk uygulamaları) tedarik ağ yapıları ile birlikte geliştirmekte ve uygulamaktadır. Bu bağlamda çalışma; esneklik, çevresel belirsizlik ve tedarik zinciri görünürlüğü kavramları ile risk ve tedarik zinciri risk uygulamaları arasındaki ilişkiyi inceleyerek; bunların işletme performansı üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket uygulanmış (200 firma) ve araştırma hipotezleri "korelasyon" ve "regresyon" analizleri ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; çevresel belirsizlik ile risk, tedarik zinciri görünürlüğü ile tedarik zinciri risk uygulamaları arasında anlamlı ilişkiler bulmanın yanı sıra, tedarik riski ile işletme performansı arasında negatif, tedarik zinciri risk uygulamaları ile işletme performansı arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir.

BelirsizlikBelirsizlik parametreleriFirma performansı+5
Semir Ölmez
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects