Mental disorders

98 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve ruhsal iyilik hallerine ilişkin nicel bir araştırma

Bu araştırma, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyeleri ile aynı hanede yaşayan yetişkin aile üyelerinin bakım yüklerini ve ruhsal iyilik hallerini ortaya çıkarmak ve araştırmaya katılan bireylerin bakım yükünün ruhsal iyilik hallerine etkisini saptamak amacını taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Evde bakım uygulamasından yararlanan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 313 bakım veren aile üyesi ve aynı hanede yaşayan 129 yetişkin aile üyesi olmak üzere toplam 442 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS V27 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün, şiddetli yük kapsamında olduğunu, ruhsal iyilik halleri açısından ise ölçek puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonuçlarında hem evde bakım uygulaması kapsamında bakım verenlerin hem de yetişkin aile üyesi katılımcıların bakım yükünün, ruhsal iyilik hallerini negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu kapsamda katılımcıların bakım yükü arttıkça ruhsal iyilik hallerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünü azaltılıp ve ruhsal iyilik hallerinin artırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahaleleri ve sosyal politikalarının ortaya konulması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda öncelikle ruh sağlığı alanında kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün azaltılması amacıyla ruhsal hastalık tanısı almış birey sayısı ile orantılı olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin artırılması, bakım veren bireylerin ruhsal sağlık takibinin yapılması, bir sosyal politika uygulaması olan evde bakımın, bireylere insan hakları temelinde sunulması öneriler arasında yer almaktadır. Anahtar Sözcükler Kronik ruhsal hastalık, bakım, bakım yükü, ruhsal iyilik hali, sosyal hizmet

Bakım verme yüküKronik hastalıkKronik ruhsal hastalıklar+4
Bilgehan Ergün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında akıl ve ruh hastalıkları

1864 – 1944 yılları arasında yaşayan ve Türk edebiyatının önemli isimleri arasında sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar, kırk bir adet roman kaleme almıştır. Araştırmacı ve gözlemci bir yazar olan Gürpınar, romanlarında toplumsal konulara yer vermiştir. Kadının toplumdaki yeri, kadın – erkek ilişkileri, alafranga yaşam, batıl inançlar, din – bilim çatışması, halkın sefaleti, toplumsal yozlaşma yazarın romanlarında temel konulardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanları konu çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Halka bir şeyler anlatmanın derdinde olan yazar, romanlarında birçok toplumsal soruna değinmiştir. Eserlerini ortaya koyarken araştırmalar ve gözlemlerden de faydalanan yazar, sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi çeşitli alanlarda da bilgi sahibidir. Yazarın romanlarının dikkat çeken taraflarından biri, söz konusu metinlerin her birinde akıl ve ruh hastalıklarına dair detaylı malumatın yer alması ve hemen her romanda akıl veya ruh hastalıklarından mustarip bir veya daha fazla karakterin bulunmasıdır. Bu nedenle Gürpınar'ın romanlarındaki akıl ve ruh hastalıkları ile psikolojik ve toplumsal anomalileri araştırmak, incelemek, tasnif etmek, yorumlamak ihtiyacı hissedilmiş, bu ihtiyacın karşılanmasının yazarın kurmaca dünyasının ve yazar kimliğinin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu çalışmanın amacı yazarın romanlarındaki psikolojik sorunlar, akıl ve ruh hastalıkları gibi konuları tespit ederek elde edilen bulguları psikolojik bağlamda bir değerlendirmeye tâbi tutup yorumlamaktır. Bu çalışmada ulaşılan sonuçların hem akıl ve ruh hastalıkları bağlamında edebi metinleri merkeze alarak yapılan tematik çalışmalara, hem edebiyat tarihine hem de Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarına ve romancılığına dair çalışmalara ve birikime katkı sağlaması ümit edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Rahmi Gürpınar, psikoloji, akıl hastalıkları, ruh hastalıkları, Türk romanı.

EdebiyatGürpınar, Hüseyin RahmiHastalık+5
Cem İraz
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zeka yöntemlerinin doğal dil işlemede etkin kullanılması

Dilin soyut ve dinamik doğası, dili yapay zekâ ile modellememizde belli sınırlılıklara yol açmaktadır. Bu sınırlılıklarını en aza indirgemek için dili ve bağlamını çok boyutlu yapılar olarak ele almak ve modellemede veriye özgü yöntem stratejisi belirlemek gereklidir. Bu tez çalışmasında, yapay zekâların içerik üretme performansı, içeriklerin analizi ve içeriklerin sınıflandırılması ele alınmıştır. Yapay zekaların performansı eğitim bilimleri kapsamında ele alınmış ve içerik üretme kapasitelerinin etkili istem tasarımı ile nasıl geliştirilebileceği üzerine odaklanılmıştır. Eğitim bilimlerinde Bloom Taksonomisine uygun olarak soru tasarımı gerçekleştirilmiş ve taksonomiye uygun soru hazırlamada rehberlik eden referans noktalar özenle dikkate alınmıştır. İçeriklerin analizi için Sinema filmlerine ait içerikler film puanı ve türünün makine öğrenimi modelleriyle tahmini için kullanılmıştır. Bu bağlamda öznitelik seçimine ve girdi oluşturulmasına değinilmiş ve belirli özniteliklerle film puanı için regresyon modelleriyle tahmin yapılmıştır. film özetlerini içeren tür sınıflandırılması ele alınmıştır. Günümüz önemli mental sağlık sorunları arasında olan anksiyete, depresyon ve intihar eğilimlerinin ilgili sosyal medya gönderileri ile belirlenmesi mümkün hale gelmiştir. Sosyal medya gönderilerinin sınıflandırması için metin ön işleme tekniklerinin ve hiper parametre yöntemlerin başarıma etkileri ele alınmıştır. Diğer taraftan metin vektörel temsilleri için farklı yöntemler ele alınmış ve sınıflandırma performansı incelenmiştir. Sadece tekrarlayan ifadeleri kaldırarak uygulanan ön işlemden sonra yapılan Roberta modeli ile %87,2 başarım elde edilmiştir. Bi-LSTM modeli eğitiminde ön eğitimli Roberta, word2vec ve TF-IDF vektörlerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş hibrit vektör sınıflandırma başarımını %13 kadar artırdığı görülmüştür. Yapay zekâ yöntemlerinin doğal dil işlemede etkin kullanılması için üç farklı problem farklı yöntem ve tekniklerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Yapılan uygulamalarda görüldüğü üzere gerek metin içeriklerinin çeşitliliği gerek önişlemlerin sırası ve yapılması ve gerekse hiper parametre yöntemlerinin uygulanması başarımı ciddi şekilde etkilediği görülmüştür.

Bloom taksonomisiCNNDerin öğrenme+3
Yasemin Atayolu
İskenderun Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mesleki tükenmişliğin psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı yönünden değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, lise ve üstü eğitim seviyesine sahip masa başı beyaz yakalı çalışanların tükenmişlik durumlarını ve bunun psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı ile olan ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmaya uygun örnekleme yoluyla 143 beyaz yaka çalışan dahil edilmiştir. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Psikolojik Belirtiler Tarama Testi (SCL-90-R), Dini Yönelim Ölçeği (DYÖ) ve Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada yapılan analizlere göre katılımcıların %48'i mesleki tükenmişlik yaşarken, %52'si mesleki tükenmişlik yaşamamaktadır. Sosyodemografik değişkenlere göre bakıldığında, katılımcıların tükenmişlik puanları herhangi bir sosyodemografik veriye göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Tükenmişlik yaşayan katılımcıların tüm psikopatolojik semptom puanları, tükenmişlik yaşamayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların tükenmişlik puanları arttıkça SCL-90-R puanları da artış göstermektedir. Dini yönelim ile tükenmişlik arasından herhangi bir anlamlı ilişki bulunmamıştır. Katılımcıların tükenmişlik puanı ile KOÖ puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yani tükenmişlik arttıkça kontrol odağının yönü anlamlı olarak dışsal kontrole doğru artmaktadır. Son olarak psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı değişkenlerinin birlikte tükenmişlik puanlarındaki toplam varyansın %32'sini açıkladığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya göre demografik ve mesleki özelliklerin tükenmişlik seviyesi üzerine bir etkisi olmadığı, fakat tükenmişliğin; psikopatolojik semptomlar ve dışsal kontrol odağı ile doğrusal bir ilişki içinde olduğu belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, ruhsal bozukluk, inanç, iç kontrol odağı, dış kontrol odağı

Beyaz yakalıDenetim odağıDış denetim+5
Cemre Ayhan Sönmezgil
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mental hastalıkların sinemada kullanımı: Split filmi incelemesi

İnsanın sahip olduğu mental bozukluklar sinemanın ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren sinemada kullanılmıştır. Mental bozukluklar ile ilgilenen psikoloji, psikiyatri ve nöroloji bilimleri geliştikçe, sinemada hayat bulan mental hastalıklı karakterlerin çeşidi ve yaratılan karakterlerin katmanları artmıştır. Sinemanın kitlelere erişme gücünün arttığı günümüzde mental hastalıkların bilimsel temellerden uzak, eksik veya diyalektik olmayan biçimde perdeye aktarılması ilgili hastalıklardan muzdarip bireyleri ve onların yakın çevresini olumsuz etkilemektedir. Sinema endüstrisi içerisinde üretilen filmlerde mental hastalıkların etik değerleri hiçe sayarak salt eğlence, dram veya korku amaçlı kullanması doğru değildir. Split filminin baş karakterinde gözlemlenen dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalığı, literatürde karşılığı olmayan nüanslar ve davranış biçimleri içermektedir. Split filminde dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalığını salt endüstriyel parametreleri göz önünde bulundurarak seyrelten ve yüzeyselleştiren; dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarına potansiyel suçlu imajı veren bir tutum mevcuttur. Bunlara ek olarak Split filminde ilgili hastalığa diyalektik bir yaklaşım söz konusu değildir. Bu tutum sebebiyle DKB'li bireylerin tümünü kapsayan olumsuz bir söylem mevcuttur. İlgili konuda görüş belirten uzmanlara göre etik dışı bu tavrı benimseyen Split filmine erişerek izleme fırsatı bulmuş her bireyin DKB hakkında yanlış, eksik bilgilendirilmiş olma ihtimali doğmuştur ve film sosyolojik bir problem doğurabilme potansiyeline sahiptir. İlgili konuda görüş bildiren uzmanların bazıları ise Split filmini DKB hastalığının sinemadaki en tutarlı temsili olarak görrmektedir. Filmin hastalık bağlamında büyük hatalara düştüğünü de kabul eden uzmanlar, DKB'nin sinemada benzer nitelikte bir temsili bulunmaması sebebiyle Split filminin seyirciyi hastalık hakkında bilinçlendirebileceğini ve bu sebeple getirdiği faydanın, yarattığı zararı karşılayabileceğini savunmaktadır.

Akıl hastası kişilerDissosiyatif bozukluklarDissosyatif kişilik bozuklukları+4
Berkay Hasbay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal ve kentsel alanlarda akıl hastalığı ve delilik olgusu

Bu araştırma, kırsal ve kentsel alanlarda yaşayan bireylerin normal-anormal, delilik ve akıl hastalığı olgularını nasıl tanımladıkları ve bu şekilde nitelendirilen bireylerle nasıl ilişki ve etkileşim kurduklarını köy ve kent bağlamında karşılaştırmalı olarak ele almayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, bireylerin yaşadıkları mekânın ilişki dinamikleri ve kültürüyle ilişkili olarak deli ya da akıl hastası olarak nitelendirilen bireylerin damgalanma, sosyal dışlanma ve kabul süreçlerinin nasıl olduğunun anlaşılması hedeflenmektedir. Araştırma, kentsel alan olarak Ankara ve kırsal alan olarak ise Samsun'un Elmaçukuru Köyü'nde gerçekleştirilmiştir. Kentsel alan olarak Ankara'nın tercih edilmesinde hem büyükşehir hem de başkent olması sebebiyle kentsel ilişkilerin yoğunluğu, kırsal alan olarak Elmaçukuru Köyü'nün tercih edilmesinde ise, şehir merkezine uzak, izole bir dağ köyü olması sebebiyle kırsal ilişkilerin yoğunluğu etkili olmuştur. Nitel araştırma yönteminin uygulandığı araştırmada kentten ve köyden 8'er katılımcı olmak üzere toplamda 16 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca araştırmanın kırsal sahasını oluşturan Elmaçukuru Köyü'nde katılımlı gözlem uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda köy ve kent ilişki dinamiklerine bağlı olarak, bireylerin akıl hastalığı ve delilik tanımlarına, kurdukları ilişkilerin mahiyetine ve damgalanmış bireyleri toplumsal dışlama ve kabul süreçlerine ilişkin anlamaya dönük sonuçlara ulaşılmıştır.

DamgalamaDelilikKentler+2
Merve Bayraktar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhsal hastalığa sahip bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Öz damgalama ya da içselleştirilmiş damgalama toplumun geri kalanlarının inandığı yetersiz ve değersiz olma damgalanmasının birey tarafından içselleştirilmesidir. İçselleştirilmiş damgalamayı kavramsallaştırmak gerekirse, bireyin geliştirdiği yanlış ve uyumsuz inançlar bütünüdür (Yanos & diğ., 2011). Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi (WHOQOL) grubu yaşam kalitesini, "Hastanın, hem içinde yaşadığı kültürel yapı ve değerler sistemi bağlamında, hem de kendi amaçları, beklentileri, standartları ve endi- şeleri açısından, yaşamdaki durumu ile ilgili kişisel algısı" olarak tanımlamaktadır (Whoqol Group, 1995). Yapılmış olan bu araştırmanın modeli ilişkisel tarama modelidir. Örneklem grubu olasılığa dayalı olmayan, kartopu yöntemi ile ölçeklerin online form olarak ulaştırılacağı ruhsal hastalığa sahip 18-65 yaş arası 150 kişi olarak seçilmiştir. Katılımcılardan kişisel bilgi edinilmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan formda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, çalışma durumu, meslek dalı, ruhsal bir hastalık tanısı olup olmadıkları, ailelerinde ruhsal bir tanı almış birey olup olmadığı soruları yöneltilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde orta düzeyde negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda içselleştirilmiş damgalanma arttıkça orta düzeyde yaşam kalitesi azalmaktadır. İçselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesinin yaş demografik değişkenine göre elde edilen bulgular incelendiğinde içselleştirilmiş damgalanma ile yaş arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Daha önce psikiyatrik ya da psikolojik destek alma değişkenine göre katılımcıların %73.3'ü daha önce herhangi bir nedenle psikiyatrik ya da psikolojik destek aldığı, %26.7'si almadığı tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcıların psikiyatrik bir bozukluk sebebi ile %9.3'üpsikiyatrik bir bozukluk sebebi ile hastanede yatmış, %90.7'si yatmamış, %5.3'ü 2 hafta hastanede yatmış, %4'ünün 6 ay hastanede yatmış olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan katılımcıların %46'sının ebeveynlerinin ikisi de sağ, %21.3'ünün ebeveynlerinin ikisi de vefat ettiği, %18'inin babasının vefat ettiği, %14.7'sinin annesinin vefat ettiği bulunmuştur. Yapılan mevcut çalışmanın en önemli sonucu içselleştirilmiş damganın ruhsal hastalığı olan bireylerde yaşam kalitesine etkisini belirlemiş oluşudur. Ruhsal hastalıkların erken tanılanması ve müdahale edilmesi hastalıkların olumsuz etkilerini azaltmada yardımcı olacağı düşünülmektedir.Çeşitli kurumlarda uygulanan damgalamayı önlemeye yönelik eğitimler ile ruhsal hastalıklara yönelik damgalama ve içselleştirilmiş damgalanma eğilimini azaltacağı düşünülmektedir.Gelecek çalışmalar için tedavi ve psikoeğitimin kullanıldığı deney çalışmaları yapılabilir. Deney çalışmaları sonucunda tedavi ve psikoeğitimin içselleştirilmiş damgalanmayı ne düzeyde azaltacağı ve yaşam kalitesini ne düzeyde arttıracağı görülebilir.

DamgalamaMental bozukluklarYaşam kalitesi+2
Mehmet Leblebici
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Acil serviste ruh sağlığı triyaj yaklaşımının etkinliği

Amaç: Çalışma, acil serviste ruh sağlığı triyaj yaklaşımının etkinliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma metadolojik, tek gruplu(hemşire) ve randomize olmayan(hasta) gruplu yarı deneysel ve analitik bir özelliktedir. Mayıs 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında bir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmaya eğitim programına katılan 30 hemşire(katılım oranı %68,18); eğitim öncesi dönemde 200 hasta, eğitim sonrası dönemde ise 165 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verileri; acil servis hemşirelerinin ruhsal sıkıntısı olan hastalara yönelik tutum belirleme formu, eğitim bilgi formları, ruhsal durum değerlendirme formu, hasta memnuniyeti formu ve hastane bilgi sistemindeki verilerle elde edilmiştir. Çalışmada öncelikle Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası'ını Türk kültürüne uyarlama çalışması yapılmıştır. Daha sonra hemşirelere "Acil serviste ruhsal sıkıntısı olan hastaya yaklaşım ve ruh sağlığı triyaj skalası (RSTS)" konulu eğitim verilmiş ve hastalara RSTS uygulanmış olup; RSTS uygulamasının geçerlik ve güvenirliğine ve hemşirelere verilen eğitimin etkinliğine ilişkin bulgulara ulaşılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 programında parametrik ve nonparametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin %73,3'ü kadındır, yaş ortalaması 28,53±4,77; acil serviste çalışma yılı ortalaması 4,57±3,83'tür. Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası'nın kapsam ve yüzey geçerliği açısından Türk kültürüne uygun olduğu (p<0,05); ayrıca Türkiye'de kullanılmakta olan genel triyaj skalasının alt kategorileriyle içerik ve tanım olarak iyi düzeyde uyumlu olduğu saptanmıştır (Kappa 0,738 p<0,05). Çalışmada eğitim sonrasında RSTS uygulamasının inter rater güvenirliği Kappa değerinin 0, 631olduğu (p<0,05), geçerliliği açısından hastaların triyaj bekleme süresinin 26,56 dakika olduğu (p<0,05) ve hemşirelerin doğru triyaj kodunu belirleyebildiği saptanmıştır. Bununla birlikte eğitim sonrasında, RSTS uygulamasının geçerliliği açısından hastaların tedavi ve bakım için acil serviste kalma süresi, toplam acil serviste kalma süresi, acil serviste hemşirelik hizmetlerinden memnuniyet durumu üzerine olmadığı belirlenmiştir(p>0,05). Aynı zamanda RSTS uygulamasının geçerliliği açısından acil servise tekrar başvuru durumu, hemşirelerin verdikleri triyaj kodu ile hastaların triyaj bekleme süresi arasındaki uygunluk durumu üzerine etkinliğinin olmadığı belirlenmiştir. Diğer taraftan hemşirelere verilen eğitimin etkinliğine ilişkin bulgular incelendiğinde, eğitim sonrasında hemşirelerin bilgi düzeylerinin ve ruhsal sıkıntısı olan hastalara yönelik iş doyumunun arttığı, iş yükünün azaldığı, hastalara bakım verirken hemşirelerin kendilerine güvenme durumlarının arttığı, bakım verirken daha az güçlük yaşadıkları bulunmuştur. Hasta bakımı ile ilgili güçlüklerin hastalarla ilgili değil acil servisin fiziki koşulları ile ilgili olduğu ve hastaların uygun koşulları olan genel acil serviste bakım almaları gerektiği konusunda farkındalık geliştiği saptanmıştır. Ayrıca hemşirelerin bakım verirken hissettikleri temel duyguların eğitim öncesinde öfke, kaygı, çaresizlik iken; eğitim sonrasında kaygı, çaresizlik, üzüntü ve korku olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası Türk kültürüne uyarlanmıştır. Ruh sağlığı triyaj skalası uygulamasının güvenirliği ve hemşirelerin doğru triyaj kodu verme ve hastaların triyaj bekleme süresi üzerine geçerliği kanıtlanmıştır. Eğitim programının genel olarak hemşirelerin ruhsal sıkıntısı olan hastalara bakım vermeye yönelik duygu, düşünce ve tutum konusunda olumlu bir etkisi vardır. Ruh sağlığı triyaj skalası uygulaması konusunda daha geniş bir örneklemde uzun süreli ve çok sayıda çalışmaya gereksinim olduğu düşünülmektedir.

Acil servisAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+4
Ayşe Büyükbayram
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ege Üniversitesi Tıp ve Diş hekimliği fakültelerinde eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansı ve mental sağlık hizmetlerine gereksinim algısı

Amaç: Bu çalışmanın amacı Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde 2017-2018 yılında eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansını, risk faktörlerin ve mental sağlık hizmetlerinden yararlanma düzeyinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel özellikteki bu çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim yılında Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesinde öğrenim gören tüm yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplandığı 2017-2018 eğitim döneminde tıp fakültesinde 110, diş hekimliği fakültesinde de 35 olmak üzere toplam 145 yabancı uyruklu öğrencinin eğitim gördüğü belirlenmiştir. Bu öğrencilerin %84,1'ine ulaşılabilmiştir. Görüşülen toplam 122 öğrencinin %73,8'inin (n=90) tıp, %26,2'sinin (n=32) diş hekimliği fakültesinde okumaktadır. Depresyon belirtisi varlığı çalışmanın bağımlı değişkeni olarak alınmıştır ve Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Skalası (The Center for Epidemiologic Studies Depression Scale; CES-D) ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenler ise demografik özellikler; sosyoekonomik durum, sağlık davranışları–alışkanlıklar; sosyal ilişkiler, akademik durum; ayrımcılık ile karşılaşması ve Mental Sağlık Hizmetine Gereksinim Algısı ve Hizmet Kullanımı olmak üzere yedi başlık altında değerlendiren bir anket kullanılmıştır. Veri toplama aşamasında öğrencilere sınıflarında ya da kütüphanede ulaşılmıştır. Tüm bağımsız değişkenler için tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır (frekanslarda, ortalama değerlerde ve standart sapma) ve ki-kare testini kullanılmıştır. Bulgular: Toplam 39 ülkeden gelen katılımcıların yaş ortalaması 23,51±3,47 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %93,5'i ailesinin gelir düzeyinin orta veya iyi olduğunu düşünmektedir. Her on öğrenciden ikisi maddi sıkıntı yaşadığını bildirmiştir. Araştırma grubunun %81,9'u ve %48,4'ü sırasıyla tıp/ diş okuyor okumaktan ve alınan tıp/ diş hekimliği eğitimi niteliğinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %66,4'ü tıp/ diş hekimliği fakültesindeki akademik başarı düzeyinden memnun olduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin %44,3'ü tıp ya da diş hekimliği okuma nedeni olarak çocukluğundan beri idealindeki meslek olduğu ifade etmiştir. Fakültedeki öğretim üyeleri ile olumlu bir iletişim kurabildiğini düşünen öğrenciler araştırma grubunun yarısını oluşturmaktadır. Birlikte eğitim görülen arkadaşlar açısından ise bu oran yüzde 72,9'a çıkmıştır. CES-D ölçeğine göre araştırma grubunun 17.43±10,25 skor ortalamasıyla %35,2 öğrencide depresif belirtiler olduğu belirlenmiştir. Tıp fakültesinde ilk üç sınıfta okuyan öğrencilerin yarısında depresif belirti saptanırken, diş hekimliği fakültesinde ise sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir. Tıp /diş hekimliği okuyor olmaktan ve aldığı eğitimin niteliğinden memnuniyet ile depresif belirti varlığı arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Birlikte eğitim gördüğü arkadaşları ile iyi bir ilişkisi olan, sorunlarını rahatlıkla paylaşabildiği en az bir arkadaşı olan ve ailesinden manevi destek alabilen öğrenciler arasında depresif belirti sıklığı diğer öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Öğrencilerin hane reisinin işi ve maddi açıdan sıkıntı yaşayıp yasamadığını ifadesi açısından bakıldığında depresif bulgu gösteren ve göstermeyen kişiler arasında anlamlı fark olduğunu göstermektedir. Diğer yandan, fakültedeki öğretim üyeleriyle iletişim ve depresyon arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Cinsiyet, yaş, medeni durum, doğum yeri, yaşamının en büyük bölümünü geçirdiği yer, öğrencinin ailesinin şu anda yaşamakta olduğu yer, doğumdan bu yana Türkiye'de yaşamış olma ve eğitim dönemlerinde oturulduğu yer ile CES-D'ye göre depresif belirti varlığı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Araştırma grubunun %63,3'ü fakültede mental sağlık sorunları için danışmanlık veren bir birim olmadığını ya da varlığını bilmediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %22,1'i doktor, psikolog, sosyal çalışmacı gibi bir profesyonel danışman ile görüşmenin kendisine iyi geleceğini düşünmüş, fakat sadece %6,6'sı herhangi bir danışman ile görüşmüştür. Sonuç: Bu çalışma tıp/diş hekimliği öğrencilerinde depresyon prevalansı yüksek olduğunu ve dünya çapında yapılan çalışmalarda da benzer bir eğilimin olduğunu göstermiştir. Öğrenim yılı ve alınan eğitiminden ve niteliğinden memnuniyeti depresyon prevalansı üzerinde bir etkiye sahiptir. Tıp fakültesinde öğrenim yılı artıkça depresif belirti sıklığı düştüğünü saptanmıştır ama diş hekimliği fakültesinde sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir.

Depresif bozuklukDepresyonMental bozukluklar+6
Hadera Atobrhan Israel
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel psikiyatri polikliniği ve bir aile danışmanlık merkezine ilk kez başvuran olgularda erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu'na eşlik eden I. eksen psikiyatrik bozukluk yaygınlığının araştırılması

AMAÇ: Araştırmamızın birincil amacı bir üniversite hastanesi erişkin genel psikiyatri polikliniğine ilk kez başvuran ardışık olgular ile bir aile danışmanlık merkezine ilk kez başvuran ardışık olgulardaki erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yaygınlığını araştırmaktır. Araştırmamızın ikincil amacı ise erişkin DEHB'li olguların başvuru nedenlerini ve DEHB'ye eşlik eden I.eksen psikiyatrik bozukluk yaygınlığını belirlemektir. YÖNTEM: Araştırmamız Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Erişkin Genel Psikiyatri Polikliniği ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı Psikoaktif Aile Danışmanlık Merkezi'nde yürütülmüş olan kesitsel bir epidemiyolojik çalışmadır. Araştırmayla ilgili bilgi verilerek araştırmaya katılmayı kabul ettiklerini gösterir yazılı onayları alınan ve klinik değerlendirme öncesinde dışlama ölçütlerini karşılamayan olgulardan araştırmada kullanılan olgu rapor formunu, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS)'yi, Turgay'ın DSM-IV'ye Dayalı Erişkin DEB/DEHB Tanı ve Değerlendirme Envanteri'ni ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ)'yü başvurdukları merkez şartlarında doldurmaları istenmiştir. Tarama ölçeklerinin herhangi birinden kesme puanının üzerinde skor alanlar (ASRS'nin A bölümündeki taralı alanlarda 4 ya da daha fazla maddeyi işaretleyenler; Turgay'ın DSM-IV'ye Dayalı Erişkin DEB/DEHB Tanı ve Değerlendirme Envanteri'nde 1. veya 2. bölümdeki dokuzar sorudan en az beş tanesine 2 veya 3 puan verenler) genel psikiyatri polikliniğinde klinik görüşmeye alınmıştır. Aile danışmanlık merkezine başvuran olgular arasında tarama ölçeklerinin herhangi birinden kesme puanının üzerinde skor alanlar ise telefonla aranarak EÜTF'ye klinik görüşme için davet edilmiştir. Bu çalışmada duyarlılığı arttırmak için iki farklı tarama testi kullanılmıştır. Tarama testlerinin en az birinden geçerek klinik görüşmeye alınan olgulara Erişkinlerde DEHB için Tanısal Görüşme (DIVA 2.0) uygulanmıştır. Erişkin DEHB için tanısal değerlendirme yapılırken DSM-5 kriterleri dikkate alınmıştır. Mümkün olduğu durumlarda kişilerin 1.dereceden yakınları ile yüz yüze ya da telefonla görüşülerek çocukluk dönemleri ile ilgili bilgi alınmaya ve tanı doğrulanmaya çalışılmıştır. DIVA 2.0 ile değerlendirilerek erişkin DEHB tanısı konan olgulara DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) uygulanmıştır. Çocukluk çağı DEHB belirtilerini sorgulamaya yönelik olarak kullanılan WUDÖ'de kesme puanı 36 ve üzeri olarak belirlenmiştir. Bu görüşmeler yaklaşık 2 saat süren tek oturumda yapılmıştır. BULGULAR: DSM-5 kriterlerine göre yapılan değerlendirmede 210 olgudan oluşan genel psikiyatri polikliniği örneklemindeki erişkin DEHB yaygınlığı %14,3 (n=30); 133 olgudan oluşan aile danışmanlık merkezi örneklemindeki erişkin DEHB yaygınlığı ise %9,8 (n=13) olarak hesaplanmıştır. SCID-I'e göre genel psikiyatri polikliniği erişkin DEHB olgularına en sık eşlik eden tanılar sırasıyla depresif bozukluk (%40), özgül fobi (%26,7), alkol kötüye kullanımı (%16,7), distimik bozukluk (%16,7) ve obsesif-kompulsif bozukluk (%13,4) şeklinde; aile danışmanlık merkezi erişkin DEHB olgularına en sık eşlik eden tanılar ise depresif bozukluk (%46,1) ve alkol kötüye kullanımı (%23,1) şeklinde sıralanmıştır. Genel poliklinik DEHB olgularına en az bir psikiyatrik bozukluk eşlik etme oranı %80, birden çok psikiyatrik bozukluk eşlik etme oranı %46,7'dir. Aile danışmanlık merkezi DEHB olgularına en az bir psikiyatrik bozukluk eşlik etme oranı %84,6, birden çok psikiyatrik bozukluk eşlik etme oranı ise %30,8'dir. Genel poliklinik DEHB olgularının ASRS (z=-2,345; p=0,019), Turgay'ın DSM-IV'ye Dayalı Erişkin DEB/DEHB Tanı ve Değerlendirme Envanteri 3. Bölüm (DEHB ile ilgili özellikler ve sorunlar bölümü)(z=-2,461; p=0,014) ölçek puanları aile danışmanlık merkezi DEHB olgularından anlamlı düzeyde yüksektir; WUDÖ ölçek puanları da genel poliklinik DEHB olgularında yüksek bulunmuş ancak aradaki fark istatistiksel anlamlılık kazanmamıştır (z=-1,045; p=0,296). Genel poliklinik DEHB olgularında DEHB'li olmayanlara göre disiplin cezası almış olma (χ²=9,210; p=0,011), sık iş değiştirme (χ²=11,989; p=0,002), polis ile başının derde girmiş olması (χ²=8,68; p=0,009), iş/ev kazası geçirmiş olma (χ²=5,501; p=0,028) oranları; aile danışmanlık merkezi DEHB olgularında ise DEHB'li olmayanlara göre disiplin cezası almış olma (χ²=18,423; p=0,001), polis ile başının derde girmiş olması (χ²=11,997; p=0,005), adli sorun yaşamış olma (χ²=5,466; p=0,035) oranları yüksek bulunmuştur. Genel poliklinik (χ²=1,776; p=0,180) ve aile danışmanlık merkezi (χ²=3,263; p=0,090) DEHB olgularında DEHB'li olmayanlara göre intihar girişiminde bulunmuş olma oranları da yüksek bulunmuş ancak aradaki fark istatistiksel anlamlılık kazanmamıştır. Çocukluk döneminde DEHB tanısı almış olan erişkin DEHB tanılı olguların oranı genel poliklinikte %16,7; aile danışmanlık merkezinde ise %30,8'dir. Genel poliklinik DEHB olgularının yalnızca %30'u, aile danışmanlık merkezi DEHB olgularının ise yalnızca %15,4'ü kendisinde DEHB olduğundan kuşkulanarak başvuruda bulunmuştur. Başvuru yakınmalarına baktığımızda aile danışmanlık merkezi DEHB olgularından evlilik/ilişki sorunları (%84,6'ya karşı %49,5) (χ²=5,680;p=0,037), kendi içinde yaşadığı sorunlar (%53,8'e karşı %14,7) (χ²=11,166; p=0,003), eğitim hayatındaki sorunlar (%46,2'ye karşı %9,5) (χ²=12,864; p=0,03) nedeniyle başvuranların oranının DEHB'li olmayanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu; iş hayatındaki sorunlar (%30,8'e karşı %10,5) (χ²=4,153; p=0,064) nedeniyle başvuranların da istatistiksel anlamlılık kazanmasa da yine DEHB'li olmayanlardan yüksek olduğu görülmüştür. Genel poliklinikte DEHB tanısı alan ve almayan olgular arasında başvuru nedenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir. Aile danışmanlık merkezine başvurarak DEHB tarama testlerini geçen olguların %54'ü hastanede klinik görüşme yapılması için olan davete olumlu yanıt vermemiştir. SONUÇ: Araştırmamızda genel psikiyatri polikliniği ve aile danışmanlık merkezine başvuran olgulardaki erişkin DEHB yaygınlığı genel toplum örneklemi için bildirilenden yüksek bulunmuştur. Her iki merkezde de DEHB olgularının tamamına yakınında eşlik eden en az bir psikiyatrik bozukluğa rastlanmıştır. Genel psikiyatri polikliniğine başvuran DEHB olgularının daha ağır seyrettiği ve birden çok psikiyatrik bozukluk eşlik etme oranının istatistiksel anlamlılığa ulaşmasa da aile danışmanlık merkezi DEHB olgularından yüksek olduğu görülmüştür. Evlilik/ilişki sorunları, kendi içinde sorunlar, eğitim hayatında sorunlar, iş hayatında sorunlar yaşayan DEHB olguları ilaç dışı tedavi yöntemlerin uygulanmasını bekledikleri aile danışmanlık merkezine başvurmuştur. Aile danışmanlık merkezine başvuran olgular arasında DEHB olasılığı yüksek olan bir grubun psikiyatri polikliniğine yönlendirilmeleri konusunda güçlükler yaşanmıştır. DEHB tanısı psikiyatri kliniklerinde eş tanı oranlarının yüksek olması nedeniyle, aile danışmanlık merkezlerinde ise diğer yaşamsal sorunların ön plana çıkmış olması nedeniyle atlanıyor görünmektedir. Bu çalışmadan elde edilen verilerin DEHB'nin yaygınlığının, erişkinlerdeki klinik görünümünün, olguların psikiyatri klinikleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvuru nedenlerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunması umulmaktadır. Bu çalışma farmakoterapi dışı tedavi yöntemlerinin uygulanmasını bekleyen bir grupta erişkin DEHB prevalansını gösteren, DEHB'lilerin klinik görünümünü ve başvuru nedenlerini ortaya koyan ilk çalışmadır; ancak kuşkusuz bu alandaki bilgi birikimi ve deneyimin arttırılması için ruh sağlığı alanında hizmet veren veren kurumlarda daha geniş ölçekli yeni araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Aile danışmanlık merkezi; erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu; eş tanı; psikiyatri polikliniği; yaygınlık

AileDanışmanlık hizmetleriHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+4
Sercan Belirgan
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşim düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşim düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel tipte, tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İzmir ve Manisa illerinde psikiyatri yataklı servisi olan tüm kamu hastanelerinde, psikiyatri hastalarına bakım veren hemşireler oluşturmaktadır (N=291). Örneklem seçimine gidilmeyerek, araştırmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmaktadır (n=112). Veriler Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Ölçeği, Manevi Destek Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, sayı, yüzde dağılımları) ve Kruskall Wallis testi, Mann-Whitney-U testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ölçeğinden aldıkları ortalama puanları incelendiğinde, önemlilik boyutundan 313.08±30.45, yeterlilik boyutundan 283.79±37.43 ve uygulanabilirlik boyutundan 268.01±47.65 puan aldıkları belirtilmiştir. Hemşireler, ölçeğin gereksinimler alt boyutundan, önemlilik, yeterlilik ve uygulanabilirlik boyutlarında en yüksek puanı alınırken, maneviyat alt boyutundan en düşük puanı aldıkları saptanmıştır. Hemşirelerin, tanıtıcı özelliklerine göre özellikle hemşirelerin eğitim durumu, çalıştıkları kurum, bütüncül bakımın tanımını bilme ve bütüncül bakım verme durumları ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında önemli farkların olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin manevi destek algı düzeylerine göre bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında pozitif yönde ilişki vardır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine önem verdikleri, ancak aynı oranda kendilerini yeterli algılamadıkları ve uygulayabilir bulmadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği; Hemşirelik Bakımı; Hemşire-Hasta Etkileşimi

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+6
Elif Deniz Kaçmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının araştırılması

Bu araştırmada; ruhsal hastalıklara yönelik inançların, sosyo-demografik verilerle birlikte ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaya, İstanbul Bilim Üniversitesi'nde çeşitli bölümlerde öğrenim gören altı yüz kırk üçü kadın, yüz kırk yedisi erkek; yedi yüz doksan öğrenci katılmıştır. Araştırmada, demografik özelliklerin belirlenmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan 'Sosyo Demografik Bilgi Formu' , ruhsal hastalıklara yönelik inançların belirlenmesi amacıyla 'Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, Kolmogorov-Smirnov Normallik Testi, Bağımsız Örneklem T Testi, Bağımsız Örneklem Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis T testi, Pearson Korelasyon Testi uygulanmıştır. Yapılan istatiksel analizlerin sonucunda; yaş, eğitim bölümleri, doğdukları yerlere göre, psikiyatrik muayene ve tedavi öyküsü, aileden psikiyatrik muayene ve tedavi öykülerinin olup olmama ve tehlikelilik, çaresizlik ve kişiler arası ilişkilerde bozulma, utanma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, bu ilişkiler detaylı tablolar ve açıklamalarla ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler Ruhsal hastalık, İnanç, Üniversite Öğrencileri

Demografik özelliklerHastalıkMental bozukluklar+4
Ahmet Gedik
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozuklukta alt tiplerin mizaç ve karakter özellikleri ile ilişkisi

Amaç: Ruhsal bozukluklar ile kişilik, karakter ve mizaç arasındaki ilişki uzun yıllardır ilgi çekmiştir. Biz bu çalışmayla, OKB alt tipleri ile mizaç ve karakter özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerinde ya da yataklı servisinde izlenen Eksen I bozuklukları için DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşme-I ile Obsesif Kompulsif Bozukluk tanı ölçütlerini karşılayan, Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği skoru ≥ 16 olan, çalışma hakkında bilgilendirilip, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 103 OKB tanılı hasta dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Eksen I bozuklukları için DSM-IV Yapılandırılmış Klinik Görüşme-I Ölçeği, Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği, Maudsley Obsesyon Kompulsiyon Soru Listesi, Obsesif İnanışlar Ölçeği-44, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği, TEMPS-A Mizaç Ölçeği ve Mizaç ve Karakter Envanteri (Türkçe TCI) uygulanmış ve OKB alt tipleri MOKSL ve OİÖ-44'e göre belirlenmiştir. Böylece MOKSL ve OİÖ-44 skorlarına göre OKB alt tipleri ile mizaç ve karakter özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: MOKSL'ye göre belirlenen OKB alt tipleri ile TCI alt ölçek boyutları değerlendirildiğinde; kontrol, kuşku ve ruminasyon alt tipi OKB ile kendini yönetme arasında negatif yönde; temizlik alt tipi OKB ile yenilik arayışı arasında negatif yönde, kuşku ve yavaşlık alt tipi OKB ile kendini aşma arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. MOKSL'ye göre belirlenen OKB alt tipleri afektif mizaç açısından incelendiğinde; kontrol etme alt tipi OKB ile siklotimik mizaç arasında pozitif yönde, temizlik ve yavaşlık alt tipi OKB ile irritabl mizaç arasında pozitif yönde, ruminasyon alt tipi OKB ile siklotimik ve anksiyöz mizaç arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunurken, kuşku alt tipi OKB ile afektif mizaç özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ayrıca OKB'nin yavaşlık ve kuşku alt tipleri ile BDÖ puanı arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. OİÖ-44'e göre belirlenen OKB alt tipleri ile TCI alt ölçek boyutları değerlendirildiğinde; sorumluluk/tehlike beklentisi alt ölçek boyutu ile yenilik arayışı ve kendini yönetme arasında negatif yönde, mükemmelliyetçilik-kesinlik alt ölçek boyutu ile yenilik arayışı arasında negatif ve sebat etme arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. OİÖ-44'e göre belirlenen OKB alt tipleri ile afektif mizaç açısından incelendiğinde; sorumluluk/tehlike beklentisi alt ölçek boyutu ile anksiyöz mizaç arasında pozitif yönde; mükemmelliyetçilik-kesinlik alt ölçek boyutu ile irritabl mizaç arasında pozitif yönde, düşüncelere önem verme/düşünceleri kontrol etme alt ölçek boyutu ile depresif mizaç arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca mükemmelliyetçilik-kesinlik ve düşüncelere önem verme/düşünceleri kontrol etme alt ölçek boyutları ile BDÖ puanı arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla, alanyazında OKB alt tipleri ile mizaç-karakter arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz bulgulara göre; OKB alt tipleri ile bazı mizaç ve karakter özellikleri arasında ilişkiler bulunmuştur. Bu ilişkilerin bir kısmı alanyazın ile uyumlu olmakla birlikte, bir kısmının ileriki çalışmalarda yeni verilerle doğrulanması ve desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Obsesif Kompulsif Bozukluk, Mizaç, Karakter, Alt Tip

Kişilik tiplemeleriKişilik özellikleriMental bozukluklar+3
İrem Saraçoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikotik bozukluk ve depresyonlu hastalarda ekt'den önce çekilen eeg'de tedaviye cevap belirteç varlığının araştırılması

Elektrokonvülsif tedavi günümüzde depresyon, psikotik bozukluk, mani gibi psikiyatrik hastalıklar ve nadiren de bazı nörolojik hastalıklarda kullanılan bir tedavi uygulamasıdır. Etki mekanizması tam olarak bilinmemektedir. İşlemin uygulandığı hastalarda % 50- 80 arasında bir tedavi başarısı mevcuttur. Bununla birlikte kardivasküler, kemik kırık ve çıkıkları, konfüzyon, deliryum, bellek bozuklukları gibi ciddi yan etkileri mevcuttur. EKT' ye bağlı ölüm oranı 1/ 10000 hastadır.Elektrokonvülsif tedaviden fayda görmeyecek olan hastaların önceden belirlenebilmesi, bu hastaları gereksiz EKT uygulaması ve EKT' nin yan etkilerinden korumak adına önemli olacaktır.Biz de bu amaçla Elektrokonvülsif tedavi uygulanan hastaların EKT öncesi çekilmiş olan EEG' lerini Fourier analizi ile inceledik. EKT' den fayda gören ve görmeyen grup hastaların EEG' lerinde anlamlı bir parametre olup olmadığını araştırdık.Fourier analizi ile EKT' den fayda gören hastaların EEG' leri analiz edildi, ortak bir parametre bulunamadı. EKT' den fayda görmeyen hastaların EEG' leri analiz edildi, ortak bir parametre bulunamadı. EKT' den fayda gören ve görmeyen hastaların EEG' lerinde sağ ve sol hemisfer enerjisi arasındaki simetrilik incelendi, anlamlı bir parametre bulunamadı.Sonuç olarak hastaların EKT' den fayda görüp göremeyeceğinin EKT öncesi çekilen EEG analizinden yapılan bu çalışma ile anlaşılamadığı görülmüştür.

Depresif bozuklukDepresyonElektroensefalografi+3
Ertuğrul Dal
İnönü University
2011
30
Master'sOpen AccessTR

Zihin yetersizliği olan bireylere yaya becerisinin öğretiminde artan bekleme süreli öğretimin etkililiği

Bu çalışmanın amacı, zihin yetersizliği olan bireylere yaya becerisinin öğretiminde artan bekleme süreli öğretim yönteminin etkililiğini araştırmaktır. Bununla birlikte araştırma sürecine katılan katılımcıların ailelerinden ve iki polisten seçilen becerinin işlevselliğine yönelik görüşleri alınarak çalışmanın sosyal geçerliliği belirlenmiştir. Bu araştırmada yaşları 10-11 arasında değişen ve hafif düzeyde zihin yetersizlik tanısı almış üç katılımcı ile çalışılmıştır. Araştırmada tek denekli araştırma yöntemlerinden katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları tüm katılımcıların yaya becerisini kazandıklarını, birinci katılımcının uygulama bittikten iki, üç ve beş hafta sonra, üçüncü katılımcının ise uygulama bittikten bir, iki ve dört hafta sonra sürdürebildiklerini ve simülasyon ortamında edindikleri bu yaya becerisini tüm katılımcıların gerçek ortama genelleyebildiğini göstermektedir. Araştırmanın sosyal geçerlilik bulguları ise araştırmaya katılan katılımcıların ailelerinin ve polisin çalışmaya yönelik görüşlerinin olumlu yönde olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Zihin yetersizliği, Yaya becerisi, Artan bekleme süreli öğretim yöntemi,

Artan bekleme süreli öğretim yöntemiMental bozukluklarTrafik eğitimi+5
Kübra Ağrı
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Zihin yetersizliği olan öğrencilere temel toplama işlemlerinde akıcılık kazandırmada iki farklı uygulamanın karşılaştırılması

Bu araştırmada zihin yetersizliği olan öğrencilerin temel toplama işlemlerinde akıcılık kazanmalarında kapat-kopyala-karşılaştır ve işitsel kaydedilmiş işlemler uygulamalarının etkililik ve verimlilik açısından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmada ayrıca öğrencilerin; akıcılık kazandıkları temel toplama işlemlerini toplamanın değişme özelliğine göre genelleyip genellemedikleri, temel toplama işlemlerindeki akıcılık düzeylerinin araştırma sonunda normal gelişim gösteren akranlarından elde edilen değerlere yaklaşıp yaklaşmadığı ve araştırmaya ilişkin görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmaya; bir özel eğitim ortaokuluna devam eden, zihin yetersizliği tanısı almış ve yaşları 11-13 arasında değişen beş öğrenci katılmıştır. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Araştırma bulguları, zihin yetersizliği olan öğrencilerin; temel toplama işlemlerinde akıcılık kazanmalarında hem kapat-kopyala-karşılaştır hem de işitsel kaydedilmiş işlemlerin etkili olduğunu ve iki uygulama arasında etkililik ve verimlilik açısından çok anlamlı bir fark olmadığını, akıcılık kazandıkları temel toplama işlemlerini toplamanın değişme özelliğine göre yüksek düzeyde genellediklerini, temel toplama işlemlerindeki akıcılık düzeylerinin araştırma sonunda normal gelişim gösteren akranlarından elde edilen değerlere yaklaştığını ve araştırmanın amacının önemine, araştırmada kullanılan uygulamaların kabul edilebilirliğine ve araştırmada elde edilen bulguların anlamlılığına ilişkin olumlu görüşleri olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Zihin yetersizliği, Temel toplama işlemleri, Akıcılık, Kapat-kopyala-karşılaştır, İşitsel kaydedilmiş işlemler.

AkıcılıkKapat-kopyala-karşılaştır öğretim yöntemiMatematik+5
Halil Uysal
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Zihin yetersizliği olan çocuklarda kendiliğinden sayıya odaklanmanın artırılmasında pekiştirme sürecinin etkililiği

Çocuklarda çeşitli görevler kullanılarak ölçümlenen kendiliğinden sayıya odaklanma erken matematiksel becerilerle yakından ilişkilidir ve ileriki yıllarda gözlenen matematik becerilerinin kestirimcisidir. Bu araştırmanın amacı zihin yetersizliği olan çocuklarda kendiliğinden sayıya odaklanmanın artırılmasında ayrımlı pekiştirmenin etkililiğini incelemektir. Ayrıca araştırmada artırılan kendiliğinden sayıya odaklanmanın kalıcılığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları zihin yetersizliğine sahip üç çocuktur. Katılımcıların KSO'larını artırmada yapılandırılmış oyunlar ve ayrımlı pekiştirmenin kullanıldığı öğretim oturumları düzenlenmiştir. Tek denekli araştırma desenlerinden katılımcılar arası gecikmiş çoklu başlama modeli kullanılarak gerçekleştirilen araştırmada katılımcıların taklit görevlerindeki ve model görevlerindeki kendiliğinden sayıya odaklanmalarına ilişkin veri toplamak üzere başlama düzeyi, yoklama ve izleme oturumları düzenlenmiştir. Etkililik verilerinin grafiksel analizi yapılmıştır. Etkililik bulguları pekiştirme uygulamasıyla zihin yetersizliği olan çocuklarda kendiliğinden sayıya odaklanmanın artırılabildiğini ortaya koymuştur. Ayrıca katılımcıların kendiliğinden sayıya odaklanmalarındaki artışın uygulama bittikten 10 gün sonra da gözlendiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Zihin yetersizliği, Kendiliğinden sayıya odaklanma, PekiĢtirme

MatematikMatematik eğitimiMatematik öğretimi+7
Muhammet Yasin Yassıkaya
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessEN

An anthropological study: Women living with anxiety disorder

This research is a self-reflective study, that analyzes the causes and consequences of anxiety disorders in a sociocultural context. As well as, the cultural and social causes of women's anxiety disorders, there are also several consequences of it in a cultural and social context. The main reason for doing this study was that, as a person who has been struggling with anxiety disorder for many years, I had the chance to observe the individuals who are living with this disorder, I saw that every individual's experience of anxiety disorder was unique, yet the causes and consequences had common socio-cultural backgrounds.In this study, it is aimed to look at the common sociocultural causes and consequences of this unique experience from the perspective of cultural anthropology.

Anxiety disordersAnthropologyWomen+4
Çağrı Ültay
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ruh sağlığı birimine başvuran bireylerin içselleştirilmiş damgalama düzeyleri ile sağlık kontrol odağı inançları arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı ruh sağlığı bozukluğu tanısı almış kişilerin sağlık kontrol odağı inançları ile ruhsal hastalıklara yönelik damgalamayı içselleştirme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sağlık kontrol odağı inancının kendi kendini damgalama düzeyi üzerinde etkisinin saptanmasıdır. Bu amaçla araştırmaya Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran 159 katılımcı araştırmaya dahil edilmiş, karıştırıcı etkinin önlenmesi amacıyla adli kurul ve sağlık kurulu hastaları çalışmaya alınmamıştır. Araştırmada Çok Boyutlu Sağlık Kontrol Odağı Ölçeği ve Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen verilen aşamalı çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; hastaların kendi kendilerini damgalama düzeylerini en iyi şans kontrol odağı inancının yordadığı bulunmuştur. Şans sağlık kontrol odağı inancı ile iç sağlık kontrol odağı inancının kendini damgalama puanları ile ilişkisi olduğu görülmüştür. Buna göre, şans sağlık kontrol odağı inancı yüksek bireylerin içselleştirilmiş damgalama puanları yüksek, iç sağlık kontrol odağı inancı yüksek bireylerin kendini damgalama puanlarının düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca veri toplama araçlarından alınan puanlarla, hastaların demografik özellikleri ve hastalık tanıları ile aldıkları tedavi ilişkisi de araştırma kapsamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalara yönelik öneriler çalışma sonunda sunulmuştur.

DamgalamaMental bozukluklarRuh sağlığı+1
Neslihan Yortan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Beden eğitimi ve spor öğretmen adaylarının zihinsel engelli çocuklara yönelik tutumlarıyla ilgili bir ölçek geliştirme çalışması

Beden Eğitimi ve Spor Öğretmen Adaylarının Zihinsel Engelli Çocuklara Yönelik Tutumlarıyla İlgili Bir Ölçek Geliştirme ÇalışmasıBu araştırmanın amacı, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmen (BESÖ) adaylarının, zihinsel engelli çocuklara (ZEÇ) yönelik tutumlarını belirlemek için bir tutum ölçeği geliştirmek ve tutumlar üzerindeki etkili faktörleri incelemektir.Araştırmada ?Betimsel Yöntem? kullanılmıştır. Araştırmaya dört farklı üniversitede Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği (BESÖ) programına kayıtlı 563 öğrenci katılmıştır. Tutum Ölçeğini geliştirmede ilk adım olarak, öncelikle ilköğretim okullarında görev yapan 15 Beden Eğitimi Öğretmeni yapılan görüşme yöntemi ile elde edilen inanç ya da niyet ifadelerini kapsayan bir madde havuzu oluşturulmuştur. Maddeler gözden geçirildikten sonra beşli likert tipinde 14 olumlu 13 olumsuz olmak üzere 27 maddelik bir ölçek belirlenmiştir.Açıklayıcı faktör analizi sonucu 12 olumlu 9 olumsuz olmak üzere 21 maddelik ?Zihinsel Engelli Çocuklara Yönelik Tutum Ölçeği?(ZEÇTÖ) elde edilmiştir. ZEÇTÖ' nün beş faktörlü bir yapı sergilediği ve bu faktörlerin toplam varyansın % 62,5'ini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ölçeğe İlişkin beş faktör, ?Yararlar? (?=0,916), ?Duygular? (?=0,711), ?Destekler? (?=0,511), ?Kabul? (?=0,667), ?Korkular? (?=0,501) olarak adlandırılmıştır. Ölçeğin tümü için hesaplanan Cronbach Alpha güvenirlik katsayısının 0,859 olarak bulunmuştur.Bu araştırma sonucunda geliştirilen ZEÇTÖ'nin geçerliği ve güvenirliği yüksek bir ölçek olduğu saptanmış ve ilgili çalışmalarda kullanılması önerilmiştir. Araştırmanın bir diğer sonucu olarak BESÖ programlarında engelli çocuklara yönelik derslerin öğretmen adaylarının olumlu tutum gelişimine beklenen katkıyı yapmadığı ileri sürülerek, BESÖ yetiştirme programının zihinsel engelli çocuklarla çalışma yeterliliği kazandıracak şekilde yeniden gözden geçirilmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Zihinsel Engelli Çocuklar, Beden Eğitimi Öğretmeni, Tutumlar.

Kaynaştırma eğitimiMental bozukluklarÖlçekler+1
Büşra Süngü
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye

Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.

DeliMental bozukluklarMüzik+7
Gamze Beşli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimlerin ruhsal bozukluğu olan hastalara yönelik damgalamalarının değerlendirilmesi

Çalışmamızda, bir üniversite hastanesinde çalışan tüm hekimlerin, ruhsal bozukluğu olan hastalara yönelik damgalamalarının değerlendirilmesi, ilişkili özelliklerin belirlenmesi, asistan hekim, uzman hekim ve öğretim görevlileri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. 496 hekimin katıldığı kesitsel tipte bir anket çalışmasıdır. Ruh hastaları ve ruh hastalıklarına ilişkin görüşler ölçeği ile kişisel ve mesleki özellikler karşılaştırılmıştır. Hekimlerin dörtte biri daha önce ruhsal bozukluk geçirdiklerini ve üçte biri birinci derece akrabalarında ruhsal bozukluk öyküsü olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların yaklaşık yarısı klinik pratikte psikiyatri hastası ile sık karşılaştığını bildirmiştir. Hekimlerin neredeyse tamamı psikiyatri hastası ve tedavisi konusundaki bilgisini yetersiz görmektedir. Çalışmamızda yer alan hekimlerin üçte biri daha önce psikiyatri hastası ile klinik pratikte olumsuz bir deneyim yaşamıştır. Otoriterlik boyutu ve bireyler arası etiyoloji boyutu açısından erkek hekimler daha damgalayıcı bulunmuştur. Hekimlerin yaşı ve çalışma süresi arttıkça otoriterlik boyutuna ait tutumları daha olumlu seyretmekte, ruh sağlığı ideolojisi boyutuna ait tutumları ise daha olumsuz olmaktadır. Ruh sağlığı ideolojisi boyutunda uzman hekimlerin puanı daha yüksek, otoriterlik boyutunda ise asistan hekimlerin puanı daha yüksektir. Otoriterlik, sosyal kısıtlayıcılık ve bireyler arası etiyoloji boyutlarında psikiyatri dışı uzmanlık alanları ruhsal bozukluğu olan kişilere karşı daha olumsuz tutum içerisinde, koruyuculuk boyutunda ise psikiyatri bölümleri daha olumsuz tutum içerisindedir. Hekimlerde ruhsal bozukluk öyküsü olması, diğer ruhsal bozukluğu olan kişilere karşı koruyuculuk boyutunda stigmatik tutum ve davranışları artırdığı saptanmıştır. Ruhsal bozukluğa sahip yakını bulunmamak otoriterlik ve sosyal kısıtlayıcılık boyutlarına ait stigmatik tutum ve davranışları artırmaktadır. Ruhsal bozukluğu olan bireyler geçmişte olduğu gibi şimdi de damgalanmaya maruz kalmaktadır. Toplum içerisinde yer alan bu tür damgalamanın, hekimlerdeki sıklığının da az olmadığı saptanmıştır.

DamgalamaDoktorlarMental bozukluklar+2
Özlem Akkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan hastaların madde kullanımlarının ve ilişkili değişkenlerin belirlenmesi

Bu çalışma ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının birlikte görülme sıklığını ve bu ilişkiyi çeşitli yönleriyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinin ve bir üniversite hastanesinin psikiyatri poliklinik ve yataklı servisindeki hastalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, ikiuçlu bozukluk, majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluğu tanısı almış 358 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Özellikleri Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Sigara kullanımında en yüksek grup şizofeni tanılı hastalar (%70.4) olmak üzere diğer ruhsal bozukluklar arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Sigara kullanım oranı, çoktan aza doğru sırası ile şizofreni ve psikozla giden bozukluklar, iki uçlu bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk şeklindedir. Hastaların alkol ve madde kullanım oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil edilen hastalardan alkol ve madde kullanan kişilerde sigara içme deneyimi olduğu ve herhangi bir madde kullanımına en çok gençlik yıllarında başlandığı saptanmıştır. Sigara, alkol ve diğer madde kullanımının önlenmesi için psikiyatri hemşireleri tarafından risk faktörlerinin belirlenmesi, madde kullanım bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hasta gruplarının bilinmesi, bu maddeleri kullanım oranı yüksek olan hasta grupları başta olmak üzere etkili başetme yöntemlerinin tedaviyle birlikte hastalara verilmesi önerilir. Ayrıca alkol ve diğer madde kullanımına geçişte basamak görevinde olan sigara kullanımının önlenmesinde özellikle psikiyatrik tıbbi tanısı bulunan hastaların risk grubunda değerlendirilmesi, birincil ruhsal hastalığın tedavisi yapılırken ya da tamamlandıktan sonra mevcut madde kullanım bozukluklarının tedavi edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Madde Kullanım Bozuklukları

Madde kullanım bozukluklarıMental bozukluklarPsikiyatrik hastalıklar+2
Tuğba Koca
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik kaynaklar ve arkeolojik kanıtlar ışığında Antik Yunan ve Roma'da ruh hastalıkları

Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde ruhsal hastalıkların (rahatsızlık, bozukluk, sendromlar) antik kaynaklar (felsefi, tıbbi, edebi metinler, inançlar, mitolojik hikayeler) ışığında ve arkeolojik (yazıtlar, figürinler, seramik vazolar) olarak incelenmesi bu "tez" çalışmasının amacıdır. Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde biyolojik kökenli hastalıklar ile ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına karşın, insanlığın bir parçası olan ruhsal hastalıklar üzerine arkeolojik olarak yeterli düzeyde bir araştırma yapılmamıştır. Bunun sebebinin antik dönemden günümüze doğrudan tutulmuş bir kaynağın ulaşmamış olması ve ruhsal hastalıkların soyut nitelikte olmasıdır. İncelen konu kökende insan kaynaklıdır. Bu sebeple insan zihin yapısını anlamak için Arkeoloji, Tıp, Psikoloji, Mitoloji, Din gibi bilimlerinde ortak sınırlarına girmek gerekliliktir. Bu tez hazırlanırken antik kaynaklar detaylı olarak incelenmiş, arkeolojik kanıtlar araştırılmış ve modern kaynaklardan yararlanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre tez 3 ana bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümde ruhsal hastalıkların kökeni ve inançlar ile ilişkisi incelenmiştir. Mitolojik hikayelere bakılmış ve günümüz Psikoloji kriterleri ışığında teşhis koyulmuştur. İkinci bölümde Arkeolojik malzeme olarak seçilen örnekler incelenmiş ve konu ile malzeme ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan yöntemlerden bahsedilmiştir. Bu çalışma Antik dönemlerde yaşamış insanları ve toplumları daha iyi anlayabilmemiz adına konuya psikolojik açıdan yaklaşması ve malzeme olarak örnekler sunması açısından yeni bakış açısı katmaktadır.

Antik YunanAntik ÇağArkeolojik eserler+7
Tuğba Mercan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects