Sensors
86 theses under this subject heading
Tekerlek-yol etkileşimine dayalı PVDF sensörleriyle uluslararası düzgünsüzlük indeksinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, yol kaplamasının konfor göstergelerinden biri olan Uluslararası Düzgünsüzlük İndeksi (IRI) ilk kez tekerlek-yol etkileşimine dayalı yeni bir yöntem ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için test aracı olarak bir dağ bisikleti seçilmiştir. Bu bisikletin ön tekerleğine 6 adet poliviniliden florür (PVDF) tabanlı piezoelektrik sensörler yerleştirilmiştir. PVDF sensörlerinin verileri ve GPS ile elde edilen konumlar eş zamanlı olarak test aracının üzerinde tasarlanan veri toplama sisteminde (VTS) kaydedilmiştir. Bursa Uludağ Üniversitesi yerleşkesinde bulunan 660 m uzunluğundaki bölünmüş yolun her iki yöndeki (gidiş-geliş toplam 1320m) düzgünsüzlük bilgisi, referans IRI verisi olarak değerlendirilen lazer profilometre cihazı ile ölçülmüştür. Yeni oluşturulan test aracı ile aynı yol farklı zamanlarda 13 kez test edilmiştir. Elde edilen sensör verileri ile test yolunun IRI değerini tahmin etmek için Destek Vektör Regresyon (DVR) algoritması kullanılmıştır. Bu sensör verilerinden 1320 m uzunluğundaki test yolunun her 10m, 30m, 60m ve 100m'lik bölümlerinde 32 özellik veri seti çıkarılmış ve bu özellik veri setleri DVR algoritmasında girdi verisi olarak kullanılmıştır. Hazırlanan öznitelik alt kümesinin %85'i eğitim verisi ve %15'i de test verisi olacak şekilde algoritmanın performansı test edilmiştir. Aynı zamanda VTS içinde bulunan 3 eksenli bir ivmeölçer ile çeyrek araç modeli gibi geleneksel yöntemler kulanılarak test yolunun IRI değerleri aynı yol üzerinde tahmin edilmeye çalışılmıştır. Böylece geleneksel yöntem ile yeni yöntemin performansı karşılaştırımıştır. Her iki yöntemin performansı, ortalama mutlak yüzdesel hata (MAPE), ortalama mutlak hata (MAE), ortalama karesel hata (MSE), ortalama karesel hatanın karekökü (RMSE) metrikleri ile değerlendirilmiştir. Buna göre, geleneksel yöntem için test yolunun 10m, 30m, 60m ve 100m'lik bölümlerinde en iyi MAPE sonuçları 23.79, 17.58, 17.13 ve 12.65 olarak bulunmuştur. Aynı yol aralıklarında yeni yönteme göre ölçülen MAPE değerleri ise sırasıyla 18.08, 13.64, 10.73 ve 5.34 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, önerilen yöntemin yolların düzgünsülüğünü belirlemede tatmin edici sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur. Böylece bu çalışma, karayollarının IRI değerlerinin belirlenmesinde geleneksel yöntem ve araçlara nispeten karayolu yetkililerine daha ucuz, kolay ve alternatif bir yöntem sunmaktadır.
Mpı alt yapısı kullanılarak akıllı sensör sistemi simülasyonu
Kapalı Ortam Hava Kalitesi (KOHK) çalışma verimliliği, sağlık, enerji ve bunun gibi bir çok açıdan insan hayatını etkilemektedir. Enerji maliyetlerinin artması ve teknolojinin gelişmesiyle binalara daha iyi izolasyonlar yapılmakta ve bu sayede ısıtma/soğutma giderleri azaltılmaktadır. İnsanların toplu olarak yaşadığı binalarda (okul, hastane, kışla gibi) havalandırma için hala pencereler kapılar açılmakta bu ise enerji verimliliği açısından kötü sonuçlar doğurmaktadır. Yeterli havalandırmanın yapılmaması ise solunan havanın kötüleşmesine ve orada yaşayan insanların veriminin düşmesine sebep olmaktadır. Özellikle okullarda kötüleşen hava kalitesi öğrenme yeteneğini hızlıca düşürmektedir. Bu nedenle, sıcaklık ve nemin yanında kapalı ortamlarda ortam hava kalitesinin ölçülmesi ve bu ölçüm sonuçlarının değerlendirilerek havalandırma sistemlerinin denetiminde kullanılması hem enerji ve hem de işgücü verimliliği sağlayacaktır. Bir de kapalı ortamlarda hava kalitesinin kötü olması baş ağrısı, halsizlik ve göz kaşıntısı gibi şikayetlerin artmasına neden olmaktadır. Bu yüzden KOHK'nin ölçülebilmesi, bu bilginin denetim amacıyla kullanılması insan sağlığını olumlu yönde etkileyecek, enerji tasarrufunu ve çalışma verimliliğini artırabilecektir. Akıllı sensör sistemleri sayesinde ortamdaki havaya anında ve gerektiği kadar müdahale edilerek inasanların daha kaliteli hava solumaları ekonomik olarak sağlanabilecektir.Bir sistemin değerlendirilmesi matematiksel modelleme, simülasyon (benzetim) veya gerçekleme ile yapılabilir. Matematiksel modelleme kağıt üzerinde analitik olarak sistemin oluşturulması ve hesaplama yoluyla değerlendirilmesini içermektedir. Matematiksel modelleme ile değerlendirme en kolay yöntem olmasına rağmen hata payı yüksektir. Simülasyon çalışmasında ise hiç olmayan veya gerçeklenmesi zor, pahalı olan bir sistem gerçekte varmış gibi tüm unsurlarıyla yazılımla gerçeklenebilir ve farklı durumlar için test edilebilir. Simülasyon yoluyla sistem değerlendirmesi gerçeklemeye göre daha kolay ve matematiksel modellemeden daha az hatalı sonuçlar üretmektedir. Bu nedenle de sıkça tercih edilmektedir. Bu çalışmada, ortam hava kalitesinin ölçümü için çoklu sensörlerin bulunduğu sensör hücrelerinin bir binada odalara yerleştirildiği varsayılarak bir simülatör sistem gerçeklenmiştir. Simülatör ile birçok odadan gelen sensör verilerinin nasıl toplanacağı ve bu verilerin tek merkezde nasıl değerlendirilebileceği üzerine senaryo çalışmaları yapılmıştır.Linux / MPI (Mesaj Geçiş Arayüzü) ortamında çalışan uygulama 17 bilgisayar üzerinde paralel süreçler oluşturmak koşuluyla çalıştırılmış ve MPI alt yapısının sağladığı bilgisayarlar/süreçler arası haberleşme sayesinde sensör verileri tek merkezde toplanmıştır. Toplanan veriler MPI süreci tarafından TCP/IP sokete yazılarak anlık olarak C-Sharp programlama dilinde yazılmış arayüzün kullanımına sunulmuştur. Bu veriler ZedGraph grafik kütüphaneleri kullanılarak oluşturulan grafiksel gösterimlerle de hava kalitesini değerlendirebilmesi kullanıcıya sunulmuştur. Aynı zamanda simülasyon uygulaması, akıllı sensör sistemlerinin çalıştırılabilirliğini ve sonuçlarının kolayca izlenebilirliğini de göstermektedir.
QCM tabanlı sıvı ortam algılama sistemi tasarımı
Günümüzde endüstriyel işlemler sırasında çevremiz bilinçli veya bilinçsiz olarak kimyasallarla büyük miktarlarda kirletilmektedir. Atmosfer ve içme/kullanma sularının kalitesi sürekli denetlenmelidir. Sulardaki kirleticilerin belirlenmesi ve denetlenmeleri çevre denetimleri için kaçınılmazdır. Olası kimyasal kirleticilerin neler olabileceği bilinmektedir. Bu kirleticileri nitelik ve nicelik olarak belirleyebilmek için sistemlere gereksinim vardır.Bu çalışmada sıvılardaki kirleticileri belirleyebilmek için sensör dizisinden oluşan bir sistem tasarlanmıştır. Sistem sekiz adet Quartz Crystal Microbalance (QCM)'den oluşan sensör dizisi ve sensörlerin sıvı ile temasını sağlayan ve sıvı dolaşımına imkan sağlayan bir sıvı hücresinden oluşmaktadır. QCM sensörün kirlenmiş sıvı ile temasında değişen salınım frekansını algılamak için arayüz devresinde osilatör devreleri kullanılmıştır. Her bir sensörün farklı algılayıcı ile kaplanması, aynı kirleticiye her bir sensörün farklı frekans tepkileri oluşturmasını sağlamaktadır. Tüm sensörlerden alınan frekans kaymaları, kirleticinin nitelik ve nicelik bilgisini taşımaktadır. Bir mikrodenetleyici ile her bir osilatör devresinin frekans bilgisi 1 s lik periyotlarla taranarak PC'ye aktarılmaktadır. Böylece geliştirilen sistem sulardaki kirleticileri belirleyebilecek ve denetimlerde kullanılabilecektir.Bu çalışma Dumlupınar Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) 2010-11 nolu proje ile desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Frekans Kayması, QCM Sensör Dizisi, Sıvı Hücresi.
Artırılmış gerçeklik teknolojisi ve müze içi eser bilgilendirme ve tanıtımlarının artırılmış gerçeklik teknolojisi yordamıyla yapılması
Teknoloji, hızla gelişen yapısıyla, bireylerin ve toplumların hayatında vazgeçilmez bir yere sahiptir. Teknolojinin gelişimi ve yarattığı yeni iletişim mecraları, yeni fikirlerin her türlü alanda uygulanabilir formlarını üretmeye başlamıştır. Artırılmış gerçeklik teknolojisi, bu özelliklere bağlı olarak, pek çok alana hitap eder. Müzecilikte, artırılmış gerçeklik teknolojisi dünyada pek çok müzede farklı tanıtım şekilleriyle kullanılmaya başlamıştır. Artırılmış gerçeklik teknolojisi geliştikçe, müzecilik alanında kullanımı daha da yaygınlaşacak ve müzeler için önemli bir gereksinim olacaktır. Bu çalışmada; müzecilikte teknoloji ve artırılmış gerçeklik teknolojisi bileşenleriyle beraber incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde müzecilik ve teknoloji tabanlı müzecilik alanları literatür taramalarla incelenmiştir. İkinci bölümde, artırılmış gerçeklik teknolojisi ile ilgili kavramlar geniş bir şekilde açıklanmış; uygulama alanları ve müzecilikte uygulanabilirliği analiz edilmiştir. Elde edilen veriler çerçevesinde müzecilikte eser bilgilendirme ve tanıtımlarının, artırılmış gerçeklik yordamıyla yapılmasına örnek teşkil edecek sonuçlar yorumlanmıştır.
Detection of small organic molecules with three-dimensional biomolecule-based biosensors using bioinformatics applications
Endocrine-disrupting chemicals (EDCs) are an array of compounds, either synthetic or naturally occurring, that have the ability to mimic or interfere with the normal hormonal activity within the body upon exposure. The genesis of these substances is attributed to the consumption of polluted water, inhalation of polluted air, consumption of contaminated food, or exposure to polluted soil. As a result, biosensors have been constructed for the purpose of rapid and targeted detection of endocrine-disrupting compounds (EDCs) in environmental samples. Biosensors employ aptamers, which are biological recognition elements, in their production. Aptamers have emerged as a promising substitute for various applications, exhibiting superiority over numerous biomolecules due to their inherent advantages such as enhanced stability, reusability, artificial synthesis, and prolonged preservation. Aptamer biosensors serve a crucial role in the detection of small molecules due to these characteristics. Due to the intricacy of aptamer structure, their elucidation by conventional methods is extremely challenging. This circumstance has led to the development of three-dimensional aptamer structures based on various models and techniques. This study aims to provide an approach to predicting the 3D structures of the SS-DNA required for this sequence by initially selecting an aptamer sequence showing biosensor properties specific to BPA, one of the endocrine-disrupting chemicals detected in water samples in the literature. The present study aims to elucidate the intermolecular mechanisms and binding affinity between aptamers and endocrine-disrupting chemicals through the utilization of bioinformatics techniques such as molecular docking, molecular dynamics simulation, and binding energies. Furthermore, a comparative analysis of the reliability of different modeling programs and force fields will be conducted by assessing their correlation with experimental results reported in the literature. The results of our study using these computational strategies will provide useful information to reveal the intermolecular mechanisms and affinity required for aptamer-based biosensors and to develop a new aptamer for aptamer-based biosensors in a shorter time and at a lower cost. Keywords: Aptamer, Binding energy, Endocrine disruptive chemicals, molecular docking, molecular dynamic simulation
Al/Al2O3/CdS MIS yapısının yapısal ve elektriksel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, farklı oksit kalınlıkları ile oluşturulan Al/Al2O3/CdS MIS Schottky diyotların akım-gerilim (I-V) ve kapasitans-gerilim (C-V) karakteristikleri ±5V aralığında incelendi. Elde edilen ölçümler ile yapının idealite faktörü (n), bariyer yüksekliği (?B), seri direnci (Rs), taşıyıcı yoğunluğu (NA) ve arayüzey durumlarının sayısı (Nss) belirlendi. Sıcaklık artışı ile birlikte ?B ve Rs değerlerinde düşüş, n değerinde artış gözlemlenirken NA ve Nss değerlerinde incelenen sıcaklık aralığında belirgin bir değişim görülmedi. Diyotun nem algılama özelliğinin incelenmesi için nem ortamında I-V ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler sonucunda nem etkisi ile diyotun direncinde azalma meydana geldiği görüldü. Bu nedenle diyotun sensör uygulamaları için uygun bir davranış gösterdiği anlaşıldı.
Web tabanlı CBS, sokak görünümü ve sanal gerçeklik
Googleın 2007 yılında kullanıma sunduğu Sokak Görünümü servisi, yeryüzünde bir yer ve mekanı keşfetmek için ideal bir araçtır. Bu servis, kullanıcılara mekanlar hakkında hem bilgi vermekte, hem de sanal gerçeklik hissi sağlamaktadır. Maalesef bu servis, ülkemizde hizmet vermemektedir. Bunun yanında, Google?ın sağladığı Google Maps API for Javascript ile, kişisel panoramik görüntülerle, sokak görünümü sistemi oluşturmak mümkündür. Çalışma, ülkemizde mevcut olmayan bu servis, Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü?nün tanıtımına katkı sağlayacak şekilde kullanıma sunulmuştur. Servis farklı görüntü tiplerinde oluşturularak, bu görüntü tiplerinin servisin performansına etkisi irdelenmiştir. Sokak görünümünün kullanımını daha kolay bir hale getirmek ve kullanıcıya daha fazla bilgi sağlamak amacıyla, bu sistem internet tabanlı coğrafi bilgi sistemine entegre edilmiştir. Ayrıca, sokak görünümünün sanal gerçeklik boyutuna yeni bir anlam kazandırmak amacıyla, hareket sensörü kullanılarak, sokak görünümünün vücut hareketleriyle kontrolü de sağlanmıştır.
New technique for chemiluminescence determination of iron level in thalassemia patient by mobile phone
The current study aims to Creation of a brand-new instrument to assess chemiluminescence intensity. A brand-new photosensor was employed as a light, and the new gadget has the advantages of great sensitivity, low cost, simplicity of design, and ease of usage. The experimental section consists of the design of a new instrument for Chemiluminescence and Bioluminescence by using the direct reaction between luminol and hydrogen peroxide and the determination of optimum conditions of the new device. The light intensity from the oxidation of Luminol was measured by using the Remote XY program installed in a mobile phone which gives data as a results analysis for chemical interaction. The linearity, detection limit (3σ×noise), and correlation coefficient were R = 0.9997. It was conducted experiments on 25 samples of Thalassemia patients with the device. The measurement results of the homemade device developed to measure iron in the blood of thalassemia patients were compared with those of the colorimetric Cromatest kit array. It was found that the results were almost similar.
Çamaşır makinelerinde bulanık mantık kontrol sistemlerinin mems sensörleri ile benzetim uygulaması
Günümüzde çamasır makinelerinde, mühendisler tarafından önceden belirlenmis yıkama programları kullanılmaktadır. Kullanıcı bu programların içinden, çamasırın cinsine, miktarına ve kirlilik derecesine göre uygun olan programı seçer. Bu seçime baglı olarak, yıkama için gerekli olan parametrelerde otomatik olarak belirlenmis olur. Bunlar, alınacak su miktarı, su sıcaklıgı, tambur dönme hızı ve kullanılacak deterjan miktarı gibi parametrelerdir. Fakat bu seçim her zaman dogru olmayabilir. Bunun sonucunda, gereksiz su ve enerji tüketimi, çamasırın zarar görmesi ve çamasırın uygun temizlenmemesi gibi durumlarla karsılasılabilir. Kullanıcıyı program seçiminden bagımsız hale getirmek, problemin çözümünün temelidir. Bununla birlikte, çamasırın farklı parametrelerini algılamak için çesitli sensörler kullanılır. Bu sensörlerin çıkıs degerlerine baglı olarak makine kontrol edilir. Bu çalısmada, çamasır makinesinde kullanılabilecek sensörler ve bunların ölçüm yöntemleri arastırılmıstır. Sensör çıkıslarının kontrol edilebilecegi en uygun yöntem olarak bulanık mantık kontrolü seçilmistir. Bulanık mantık temel alınarak bir algoritma modeli çıkarılmıstır. Algoritma içinde çamasır makinesi kontrolü için bes ayrı sensör kullanılmıstır. Bunlar sıcaklık, basınç, bulanıklık, iletkenlik ve yük sensörleridir. Bu sensör degerlerine baglı olarak makinenin yıkama suyu sıcaklıgı, yıkama devri, su miktarı, çamasırın cinsi, deterjan miktarı ve durulama tekrarı gibi kararlar verilir. Gerçeklestirilen bu kontrol aynı zamanda, bilgisayar ortamında gerçek zamana uygun olarak benzetim uygulaması gerçeklestirilmistir. Benzetim için bilgisayar ortamında nesne yönelimli bir program dili kullanılarak bir benzetim programı yazılmıstır. Program iki bölümden olusmaktadır. lki, çamasır makinesinin ön yüzünde kullanıcının görebilecegi parametre degisimlerinin gösterildigi ara yüzdür. Digeri ise bulanık mantık algoritmasının çalıstıgı, programın ilerleyisi hakkında bilgi veren programdır. Böylelikle farklı giris yıkama parametreleri ile yıkamanın nasıl gerçeklesecegi gösterilmis olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çamasır makinesi kontrolü, sensör, basınç sensörü, bulanıklık sensörü, iletkenlik sensörü, yük sensörü, sıcaklık sensörü, bulanık mantık kontrol.
FBG tabanlı sıcaklık kompanze gerinim sensörünün üretimi, paketlenmesi ve gerçek zamanlı endüstriyel uygulaması
Fiber Bragg ızgara (Fiber Bragg Grating=FBG) sensörler yeni nesil sensör tiplerinden bir tanesi olarak literatürde yerini almış ve kullanımının son yıllarda ivmeli bir şekilde arttığı gözlemlenmiştir. Fiber optik tabanlı olan bu sensörler rakipleri ile mukayese edildiğinde ultra hafif yapısı, radyo frekans ve elektromanyetik sinyal duyarsızlığı, kompozit yapıların içerisine gömülebilme ve çoklu sayılardaki sensör yapılarını tek bir fiber hattı üzerinde barındırabilme gibi özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Günümüzde kendisine birçok farklı uygulama alanı edinebilmiş olan FBG sensörler, savunma sanayinde, rüzgar türbinlerinde, sinyalizasyon sistemlerinde ve yapısal sağlık izleme sistemlerinde alt yapı elemanı olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda, her ne kadar statik ölçüm parametreleri olarak adlandırılan gerinim ve sıcaklık ölçümü için kullanılıyor olsalar da, amaca uygun üretim şekilleri ve paket yapıları kullanıldığında bu sensörler titreşim ve ivme gibi dinamik ölçüm parametrelerin takibinde de kullanılmaktadır. Öte yandan, FBG sensörün yazılı olduğu fiber optik kablonun uç kısmına yerleştirilen adaptörler vasıtası ile gerinim, sıcaklık, titreşim ve ivme gibi parametreler tek bir kanal üzerinden takip edilebildiğinden, literatürde bu sensörlerin hibrit ölçüm kombinasyonları ile de sık sık karşılaşılmaktadır. FBG sensörlerin çıktılarının takip edilmesi ve yorumlanmasını sağlayan sorgulama sistemleri (interrogator) genel olarak tünellenebilir bir mod özelliğine sahip olmadığından, statik ve dinamik ölçüm parametrelerinin ayrı ayrı irdelenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda, mevcut çalışma çerçevesinde öncelikli olarak 5kHz'lik bir sorgulama ünitesi modülü kullanılmış ve daha sonra statik ölçümlerdeki değişikliklerin yakın gözlemi için 2Hz'lik sorgulama ünitesi çalışmaya dahil edilerek tasarımı yapılan sensör yapısının çıktıları doğrulanmıştır.
Design and construction of a data acquisition system for sensors used in automotive industries over GPRS
Construction machines are used in civil area, stone and marble sector, road works and forest studies. Especially construction machines are used outside of urban areas the following are of great importance: Inspection of performance due to the media and recording the performance, tracking construction machines and finding failures, early operations on the failed construction machines, using the recorded data during development, making the leasing easy by protecting the construction machines against theft, controlling the hour meter of the construction machines for borrowingIn this thesis, the sensors are used to measure position, temperature, humidity, vibration, etc. in vehicles and it is important to record these data from the sensors. This study aims use of sensors in vehicle, such as GPS (Global Positioning System) and MEMS (Micro -Electro- Mechanical Systems) vibration sensor and the vehicle data are gathering a DAQ (Data Acquisition System) and these are sent to a centre with GPRS.
Yenidoğana müdahalede kullanılacak uygulama simülatörünün elektronik sistem tasarımı
Simülatörler, birçok eğitim alanında, gerçek ortam koşullarının sağlanamadığı durumlarda dijital canlandırmalar yoluyla öğrenme sürecini destekleyen, güvenli bir uygulama alanı sunan ve bireyin bilgi ile beceri düzeyini pekiştiren araçlardır. Sağlık alanında kullanılan simülatörler, öğrencilerin klinik ortama çıkmadan önce uygulama kabiliyetlerini geliştirmelerine ve pratik yapma fırsatı elde etmelerine olanak tanımaktadır. Bu avantajlar dikkate alındığında, klinik yeterliliği artırmaya yönelik olarak ebelik eğitiminde simülatör tabanlı eğitimin yenilikçi bir yaklaşım olarak benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Tez çalışması kapsamında; Önceden tanımlanmış klinik senaryolar doğrultusunda algoritmalar oluşturulmuş; parametreleri izleyebilecek uygun algılayıcılar seçilerek mikrodenetleyici tabanlı bir donanım altyapısı kurulmaktadır. Toplanan veriler gerçek zamanlı olarak işlenmiş ve kullanıcıya görsel olarak sunulmak üzere bir grafiksel kullanıcı arayüzü kullanılmaktadır. Sistem, hazırlanan devre kartı ile hem donanım hem de yazılım bileşenleriyle entegre şekilde çalışmakta olup, kullanıcıların etkileşimli biçimde senaryoları deneyimlemesine olanak tanımaktadır. Ayrıca geliştirilen simülatör sistemin performansı çeşitli testler aracılığıyla değerlendirilmiş ve elde edilen geri bildirimler doğrultusunda iyileştirmeler gerçekleştirilmektedir. Bu çalışma, algılayıcı teknolojileri, gömülü sistem tasarımı, algoritmik modelleme ve kullanıcı arayüzü geliştirme süreçlerini bir araya getirerek disiplinler arası bir yaklaşımla yenilikçi bir simülatör çözümü sunmaktadır. Sonuç olarak, mekatronik mühendisliğinin, sağlık alanında eğitim teknolojilerine katkı sağlayabilecek bir simülatörün elektronik sistem tasarım çalışması yapılmıştır.
Deterjanlarda lipaz enzim miktarının elektrokimyasal yöntemle tespit edilmesi
Bu araştırmada; biyosensörlerin elektrolitik ortamdaki elektrokimyasal davranışı incelenip, elektrokimyasal metot kullanımı ile yüzey yapı oluşumu görüntülenerek uygulamaya yönelik kullanılabilecek bir biyosensör elde edilmiştir. Bu biyosensör yardımıyla çeşitli formlardaki deterjanların içerisinde doğal biyolojik katalizör ve temizleme ajanı olarak kullanılan minör girdi lipaz enziminin miktarı ve varlığı tespit edilmiştir. Burada enzimi tanıyabilecek bir kimyasal sensör varlığından söz edemediğimiz için biyosensör zorunluluğu oluşmuştur. Polimerlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerinden yararlanarak bu özel ihtiyaç doğrultusunda uyarlanmış polimer kaplı biosensör yardımıyla lipaz enzimi tespiti yapılmıştır. Yine bu çalışmada tutturma materyali olarak altın elektrot, karşı elektrot olarak ise platin elektrot kullanılmıştır. Bu durum elektrokimyasal olarak ele alınmış olup yapılacak biyosensörün kimyasal çevreye verdiği elektriksel/kimyasal tepki üzerine ölçümler yapılmıştır. Bu çalışmada; Lipaz varlığı ve miktarı bilinen numunenin deneysel ölçümü ile tekrarlanabilir, tam miktar tespiti yapılabilmiştir. Yapılan testlerde oluşan kimyasal çevrede sitokiyometrik değişimler ölçülmüş ve deterjan içerisinde lipaz enzimi varlığı ile miktarı belirlenmiştir.
Development of a multimodal participation assessment system for upper limb rehabilitation
In conventional and robotic rehabilitation, the patient's active participation in exercises is crucial for obtaining maximum functional outputs received from therapy. In rehabilitation exercises performed with robotic devices, the difficulty levels of therapy tasks and the device assistance are adjusted based on the patient's therapy performance to improve active participation. However, the existing therapy performance evaluation methods are based on either some specific device designs or certain therapy tasks, which reduces their widespread use. Hence, there is a requirement to develop an independent performance measurement system. In this thesis, a patient performance evaluation method is proposed based on a multimodal sensor fusion formed by the trajectory tracking error signal and the patient's physiological responses (heart rate and skin conductance) during the upper extremity rehabilitation. The novelty of the system is assessing the patient's performance independently from any device designs or therapy tasks. The developed system also evaluates the patient's tiredness and slacking, which are substantial factors affecting the therapy performance. The designed system is tested with healthy subjects and clinically with frozen shoulder syndrome patients. The experimental results showed that the proposed system evaluates subjects' participation successfully and adjusts the therapy tasks and difficulty levels of tasks according to subjects' performance and tiredness.
Meyve ağaçlarına değişken oranlı ilaç uygulama sistemi prototip imalatı
Bahçe pülverizatörleri ile meyve ağaçlarına ilaç uygulamada, ağaçlar arasındaki boşluk ve taç hacmi dikkate alınmadan kesiksiz ilaçlama yapılmasından dolayı, aşırı miktarda su ve kimyasal ilaç kullanılmaktadır. Bu yaklaşım gereksiz ilaç kullanımına neden olarak ilaçlama maliyeti, insan ve çevre sağlığı gibi konuları olumsuz etkilemektedir. Bilindiği üzere, her ağacın geometrik ölçüleri ve taç yapıları (taç şekli, yaprak yoğunluğu vb) birbirinden farklıdır ve dolayısıyla başarılı bir ilaçlama için, tarımsal ilacın her ağaca farklı miktarda uygulanması gerekebilir. Bu çalışmada, değişken oranlı ilaç uygulamaları için standart bir bahçe pülverizatörü püskürtme ünitesi üzerine eklenen ultrasonik sensörler sayesinde ağaç tacı hacmi gerçek zamanlı olarak hesaplanmış ve aynı anda Darbe Genişlik Modülasyonu (PWM) ile işletilen hidrolik memelerle taç hacmiyle orantılı ilaç uygulamaları yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar kesiksiz ilaçlama ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma paremetreleri olarak, ağaç tacı üzerinde seçili bölgelerdeki birikim ve kaplama değeri ve oluşan ilaç kayıpları saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, sadece ağaç taç geometrisi dikkate alınarak uygulanan ilaç miktarı açısından değerlendirildiğinde, değişken oranlı püskürtme yapan prototip sistem, kesiksiz püskürtme yapan geleneksel sisteme göre %48,69 ilaç tasarrufu ve %88,67 oranında ilaç kayıplarında azalma sağlamıştır.
G6PD aktivitesinin belirlenmesine yeni bakış: Seçici enzim biyosensörü
Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD) enzimi pentoz fosfat yolunun (PFY) ilk basamağını katalizleyen kilit bir enzimdir. Eritrositlerde NADPH oluşumu için tek kaynak PFY olup, G6PD eksikliğinde NADPH üretimi önemli ölçüde azalmaktadır. Günümüz mevcut G6PD enzim aktivite ölçüm yöntemleri enzim düzeyini sıfır olarak belirleyebilmektedir. Fakat "housekeeping" enzim olan G6PD enziminin aktivitesinin mutlak sıfır olması yaşamla bağdaşmamaktadır. Biz de bu durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla tez çalışması kapsamında enzim düzeyini hassas olarak belirleyebilen seçici enzim biyosensörü sistemini tasarladık. Çalışma grubu G6PD enzim aktivitesi sıfır olarak ölçülen veya düşük olan olgulardan oluşmaktadır. Çalışmamızda 3'lü elektrot sistemi kullanıldı. Çalışma elektrodu olarak altın, karşıt elektrot olarak platin tel, referans elektrot olarak Ag/AgCl kullanıldı. Biyoaktif tabaka hem BSA/Jelatin hem de HEMA-MAC polimerleri ile oluşturuldu. Biyoaktif tabakanın SEM görüntüsü alındı ve FTIR analizi yapıldı. Glutatyon redüktaz enzimi G6PD enzim aktivitesi sonucu oluşan NADPH'leri substrat olarak kullanmak üzere altın elektroda immobilize edildi. Glutaraldehit ile çapraz bağlama gerçekleştirildi. Biyosensörde; biyoaktif tabakanın, immobilizasyon koşullarının ve enzimin çalışma koşullarının optimizasyonu yapıldı. NADPH'nin yükseltgenerek NADP oluştururken ortaya çıkan potansiyel fark biyosensörde Diferansiyel Puls Voltametri (DPV) ile ölçüldü. Standart grafik kullanılarak G6PD enzim düzeyinin hassas ölçümü yapıldı. Tasarladığımız seçici enzim biyosensörü sistemi ile geleneksel yöntemlerle sıfır olarak ölçülen olguların G6PD enzim aktivite düzeylerinin gerçek değerlerine ulaşıldı. G6PD enzim aktivitesinin mutlak sıfır olmadığı elde edilen DPV ölçümleri sonucu ortaya kondu. Böylelikle dünyada en sık rastlanan enzimopati olan G6PD'nin enzim aktivitesi biyosensör sistemi kullanarak daha duyarlı bir biçimde ölçüldü. Tasarlanan bu seçici enzim biyosensörünün eritrosit G6PD enzim eksikliği olan olguların teşhis ve izlemlerine önemli katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
Işık sensörlü 1 litrelik toz patlama küresinin geliştirilmesi
Bu çalışmada, toz taneciklerinin patlama karakteristiğinin ve kalorifik değerinin aynı anda belirlenmesini sağlayan kompakt bir cihaz geliştirip doğrulaması gerçekleştirilmiştir. Mevcut 20 L'lik Siwek küresindeki basınç sensörüne ilaveten bu patlama küresinde ışık sensörü kullanılarak patlama anı ve süresi hassas olarak ölçülebilmiştir. Işık sensörü ile patlama kürelerinde patlama hızı tayini ilk defa denenen bir çalışma olmuştur. Işık yayılımı toz patlaması anında oluşan basınç dalgalarının yayılım hızından çok daha hızlı olduğu için ışık sensörü tarafından patlamanın algılanması zaman kaybı olmadan gerçekleşmektedir. İlk andaki patlamayı algılayabilen bir sensör patlama küresi içerisindeki olayların daha iyi anlaşılması sağlamıştır. 1 L'lik toz patlama küresi kullanılarak ölçülen maksimum basınç (Pmax) değerleri 20 L'lik Siwek kullanılarak elde edilen Pmax değerleri arasında lineer bir orantı olduğu saptanmıştır. İki veri arasındaki ilişki lineer eğri uydurma yöntemiyle formülüze edilmiştir. Böylece, 1 L'lik toz patlama küresinde elde edilen sonuçların bu çalışmada geliştirilen lineer eğri ile birlikte mühendislik uygulamalarında güvenli bir şekilde kullanılabilirliğinin mümkün olduğu görülmüştür. 1 L'lik ve 20 L'lik toz patlama kürelerinde aynı kömür için ölçülen Pmax değerleri arasındaki belirleme (determinasyon) katsayısı, R2=0.903 olarak hesaplanmıştır. 1 L'lik patlama küresi ile ölçülen Pmax değerleri ve bu değerlere bağlı olarak hesaplanan patlama indeks katsayısı bu çalışmada geliştirilen lineer eğri yardımıyla 20 L'lik Siwek küresi kullanılarak ölçülen Pmax değerlerine yaklaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toz patlaması, patlama küresi, patlama indeksi, maksimum patlama basıncı
Enürezis nokturnalı çocuklarda aktigrafi yöntemiyle uyku kalitesinin yaşam kalitesi ile ilişkisi
Enürezis, mesane kontrolünün kazanılmış olması gereken yaşta istemsiz olarak idrarkaçırma davranışıdır. Yatağını ıslatan çocukların çoğu derin uykuya sahiptirler. Aktigrafiuyku-uyanıklık siklusunu ölçen harekete duyarlı mikrosensorler içeren bir cihazdır.Bu çalışmanın amacı; enürezisli çocukların genel yaşam kalitesinin(SİGYK)ve uykubozukluğunun subjektif değerlerle ortaya konması, yaş, cinsiyet ve sosyokültüreldeğişkenlerin belirlenmesi, enürezis nokturnanın uyku bozukluğuna olan etkilerinin objektif,kolay uygulanabilen bir yöntem olan aktigrafik inceleme ile karşılaştırılmasıdır.Çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji polikliniğinebaşvuran 40 monosemptomatik enüretik olgu ile 20 herhangi bir sistemik yakınması olmayanyaş grubu benzer sağlam çocuk alındı.Çalışmaya alınan tüm çocuklara `KINDL' yaşam kalitesi anketi uygulandı. `Bedenseliyilik' ve `Duygusal İyilik' parametrelerinde anlamlı fark bulunamadı. Ancak `özsaygı',`aile', `okul' ve `arkadaş' ilişkilerinde enüretik çocuklarda istatistiksel olarak anlamlıderecede düşük bulundu.Uykuyu değerlendirmede kullanılan subjektif testlerden Pittsburg uyku kalite indeksitüm çocuklara uygulandı ve enüretik hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı orandadüşük bulundu.`Etkin uyanıklık süresi ' , `Nap Sayısı' ve `Fragmantasyon indeksi' şeklindekiaktigrafik uyku parametreleri, monosemptomatik enüretik çocuklarda aynı yaş grubuna aitsağlam çocuklara göre anlamlı derecede yüksek bulundu.`Etkin uyku süresi', `Uyku etkinliği' şeklindeki aktigrafik uyku parametreleri enüretikçocuklarda anlamlı derecede düşük olarak bulundu.`Total Aktivasyon Skoru' parametresinde her iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı.Çalışmamızın sonucunda; monosemptomatik enürezis nokturnalı olgularda uyku veyaşam kalitesinin olumsuz etkilendiğini objektif ve subjektif ölçümlerle gösterdik.
Orta ve ileri düzey robotik kodlama eğitimleri için internet odaklı sensör kartı tasarım ve imalatı
Günümüzde teknolojide dijital dönüşüm çalışmaları başlatılmaktadır. Bu çalışmalar endüstriden eğitime kadar her alanda yapılmış olmasının yanı sıra, yapılırken yararlanılan en temel bileşen ise 'Nesnelerin İnterneti' konusu olmaktadır. Ancak bu konunun literatür incelendiğinde daha çok endüstriyel alanlarda kullanıldığı görülmektedir. İnternet ile yetişen yeni neslin interneti tam olarak öğrenemeden büyümesi, iş hayatlarında daha çok zorlanmalarına sebep olacaktır. Öğrenciler genç yaşlarda yazılım ve elektronik konusunda eğitim aldığı zaman, başta geleceğin teknolojisi robotik olmak üzere havacılık, savunma sanayi ve uzay teknolojileri gibi çeşitli alanda projeler geliştirebileceklerdir. Bu çalışmada, robotik kodlama konusunu, bir diğer üst seviye olan "Nesnelerin İnterneti" konusu ile birleştiren bir eğitim kiti tasarlanmış ve kasasıyla beraber imalatı yapılmıştır. Kullanılacak sensörler ve devre elemanları, piyasadaki ihtiyaçlar göz önüne alınarak tespit edilmiş ve muadillerinden farklı olarak; modüler, kullanıcı dostu ve çocukların gelişimine katkı sağlayabilecek şekilde seçilmiştir. Bu sayede, otomasyon, haberleştirme, elektronik ve robotik konularının temel olarak öğrenilmesi hedeflenmektedir. Tasarlanan kart, dahili kablosuz bağlantıları bulunan ve çift çekirdekli işlem gücüne sahip mikroişlemci ile kullanılacak sensörleri üzerinde barındıran elektronik bir karttır. Hem kendi aralarında hem de internet bağlantısı olan herhangi bir cihazla iletişim kurarak içerisine yüklenen algoritmayı çalıştırabilmektedir. Çalışmada ilk olarak elektronik kart tasarımı ve imalatı, ardından dış kabuk imalatı yapılmıştır. Donanımsal olarak tamamlanan kartın son olarak test yazılımı yapılarak cihaz içerisine yüklenmiş ve üretimi tamamlanmıştır.
Hareket tabanlı teknolojilerin öğrenci başarısı ve tutumlarına etkisi
Bu çalışmada Kinect destekli matematik eğitimi uygulamalarının ilkokul 3. sınıf öğrencilerininmatematik dersindeki akademik başarılarına, matematiğe ve teknolojiye karşı tutumlarına etkisi incelenmiştir. Ön test – son test yarı deneysel modelin kullanıldığı çalışmada veriler, "Öğrencilerin Teknolojiye Yönelik Tutum Ölçeği", "Matematiğe Yönelik Tutum Ölçeği" ve "Matematik Başarı Testi" ile elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılı Elazığ ili Yurtbaşı beldesinde yer alan bir devlet okulunda ilkokul 3.sınıfa devam eden toplam 47 (deney grubu 24, kontrol grubu 23) öğrenci oluşturmuştur. Deney grubunda hareket tabanlı teknolojileri destekleyen uygulama ve Kinect cihazı kullanılmış, kontrol grubunda ise sadece matematik öğretim programına dayalı öğretim yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programı aracılığıyla, İlişkisiz Örneklemler için t-testi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Kinect tabanlı öğretim uygulamasının ilkokul 3.sınıf matematik dersindeki öğrencilerin başarısına, matematik dersine tutumlarına ve teknolojiye yönelik tutumlarına anlamlı düzeyde etkisinin olmadığı bulunmuştur. Çalışmanın yapıldığı pandemi döneminde öğrenciler haftada iki gruba ayrılarak parçalı bir şekilde pazartesi ve salı günleri 1.grup, perşembe ve cuma günleri 2.grup olmak üzere okula devam etmişlerdir. Pandemi döneminde okula devam zorunluluğu olmadığı için öğrencilerin düzenli bir şekilde okula gelmedikleri gözlemlenmiştir. Bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda eğitim-öğretimin normal bir süreçte devam ettiği bir zamanda Kinect tabanlı öğretim uygulamasının öğrencilerin akademik başarıları ve tutumları açısından yeniden incelenmesinin yararlı olabileceği söylenebilir.
Al, Ni, Er ve Tb elementleri katkılanmış 1 boyutlu ZnO nanoçubukların sentezlenmesi, karakterizasyonu ve CO2 gazı algılama özelliklerinin incelenmesi
Sol-gel yöntemi kullanılarak elde edilen ZnO ince film çekirdekleyici tabaka olarak kullanılarak hidrotermal yöntemle 1D ZnO nanoyapılar elde edilmiştir. Elde edilen yapılara geçiş metali olarak alüminyum ve nikel, nadir toprak elementi olarak ise erbiyum ve terbiyum elementleri ağırlıkça %1, 3, 5 ve 7 oranlarında katkılanmıştır. Yapısal incelemelerde saf numuneye oranla katkılı numunelerin kristalografik yapılarında iyileşme görülmüştür. Numunelerin yüzey morfolojilerinin katkı ile değiştiği taramalı elektron mikroskobu ile belirlenmiştir. Yüzey morfolojilerinde katkı elementi ve oranına bağlı değişimler oluşması numunelerin farklı amaç ve uygulamalarda kullanılabilir hale getirebilmektedir. Optik özelliklerin incelenmesi için UV spektrofotometre ve PL analizleri kullanılmıştır. Üretilen numunelerin optik geçirgenliklerinin genellikle katkı ile azaldığı gözlenmiş olup buradan hesaplanan yasak enerji bant değerleri incelenmiştir. Tüm numunelerin CO2 gazı algılama özelliklerinin belirlenmesi için öncelikle sabit gaz konsantrasyonunda en uygun çalışma sıcaklıkları belirlenmiş ve dinamik gaz ölçümleri yapılmıştır. 1, 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm CO2 gaz konsantrasyonlarında yapılan dinamik ölçümler sonucunda tüm numunelerin kabul edilebilir duyarlılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Yapılan ölçümlerde %5 katkılı AZ5, EZ5, NZ5 ve TZ5 numunelerinin diğerlerinden daha yüksek duyarlılık sergiledikleri görülmüştür. Dinamik ölçümlerden alınan veriler kullanılarak numunelerin yanıt ve geri dönüş süreleri hesaplanmıştır. Tüm numuneler içerisinde NZ5 numunesinin en yüksek duyarlılık ve en iyi yanıt-geri dönüş zamanlarına sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Yarı iletken metal oksit karışımların fotosensör duyarlılığına etkisi
Çinko Oksit (ZnO) ve Titanyum Dioksit (TiO2) metal oksit olarak sıklıkla kullanılan, elektriksel ve optik açıdan kendilerini ispatlamış yarı iletkenlerdir. Literatürde ZnO ve TiO2 metal oksit yarı iletkenleri için birçok fotosensör uygulaması görülse de kompozit tabanlı fotosensörlerle ilgili çalışmaların sayısı azdır. Özellikle ZnO:TiO2 kompozit arayüzü ile üretilen fotosensör uygulamaları ile ilgili literatürde çok fazla yapılmış çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bağlamda aynı kompozitte iki yarı iletkenin üstün özelliklerinin sol-jel yöntemiyle birleştirilmesi, çalışmamıza özgün ve yenilikçi bir bakış açısı kazandıracaktır. Bu çalışmada farklı oranlarda ZnO:TiO2 kompozit yarı iletkeni kullanılarak yüksek duyarlılığa sahip fotosensörlerin üretimi amaçlanmıştır. Öncelikle ZnO, TiO2 metal oksit yarı iletkenleri, farklı hacimlerde sol-jel metotla sentezlenmiştir. Fotosensörlerin aktif tabakası oluşturulurken ve döndürerek kaplama tekniği kullanılmıştır. Ayrıca üretilmiş ince filmlerin elektriksel, yapısal ve mineralojik özellikleri araştırılıp, literatür ile karşılaştırma da yapılmıştır. Elde edilen karakterizasyon verileri ile bazı elektriksel parametreler hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalara göre kompozit esaslı yarı iletken fotosensörlerin elektriksel ve optik açıdan uyumlu olduğu saptanmıştır.
Twin blok apareyinin günlük farklı sürelerde kullanımının dentofasiyal etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, pubertal büyüme atılımında olan Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip hastaların TheraMon mikrosensör yerleştirilmiş Twin Blok apareyini günlük farklı sürelerde kullanmaları ile meydana gelen dentofasiyal etkilerin karşılaştırılmasıdır. Sınıf II Bölüm 1 maloklüzyona sahip pubertal büyüme atılımında olan 23 hasta (14 kız, 9 erkek, yaş ort. 12.2 ± 1.28 yıl); içerisine TheraMon mikrosensör gömülmüş olan Twin Blok apareyini 10 ay (313 ± 14 gün) boyunca kullanmıştır. Bu sürenin sonunda hastalar günlük ortalama kullanım zamanlarına göre iki gruba ayrılmıştır. Grup 1 (GR1)'de yer alan 11 hasta (6 kız, 5 erkek, yaş ort. 12.32 ± 1.25 yıl) Twin Blok apareylerini 18.11 ± 1,51 saat/gün ortalama ile; Grup 2 (GR2)'de yer alan 12 hasta (8 kız, 4 erkek, yaş ort. 12.07 ± 1.4 yıl) ise apareylerini 21.08 ± 0,64 saat/gün ortalama ile kullanmışlardır. Hastalardan tedavi başı (T0) ve Twin Blok apareyi çıkarıldıktan 1 ay sonra (T1) alınan lateral sefalometrik filmlerin karşılaştırılması ile elde edilen ve normal dağılıma uyan veriler, Paired-t test ve Student-t test ile; normal dağılıma uymayan veriler ise Wilcoxon işaret sıralama testi ve Mann Whitney U testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Co-Pog (GR1: 5.01, GR2: 5.38 mm) ve Ar-Pog (GR1: 5.47 mm, GR2: 5.72 mm) ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır. Maksiller büyümenin sınırlandığı görülmüştür. Overjet ve molar düzeltimleri yaklaşık olarak yarı iskeletsel, yarı dental katkı ile gerçekleşmiştir. Grup 2'de meydana gelen değişimlerin, sayısal olarak Grup 1'de meydana gelenlerden daha yüksek olduğu gözlenirken, gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark sadece labiomental yumuşak doku ölçümünde (B-SLi noktaları arası mesafe) mevcuttur (GR1: 0.8 mm, GR2: 1.8 mm, p=0.01). Bu çalışmanın sonucunda, Twin Blok apareyinin Sınıf II maloklüzyonun tedavisinde etkili olduğu görülmüş ve 18 saat/gün kullanım protokolü ile 21 saat/gün kullanım protokolü arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Twin Blok apareyi, TheraMon Mikrosensor, Kooperasyon
Comparison of the pressure sensor and inertial measurement units based gait and movement analysis methods in healthy individuals
Gait and movement disorders are common as a component of neurodegenerative diseases and normal aging. The main tool for the clinical evaluation of gait and movement disorders is physical and neurological examination. However, this method is only semi-quantitative, and it is generally insufficient for the measurement of slowly progressing movement disorder symptoms and evaluation of treatment response. Therefore, there is a need for more sensitive quantitative measurement methods that can be used in the clinical evaluation of gait and movement disorders. Pressure sensitive platforms and wearable sensor systems are the two main tools that have been used in the quantitative analysis of gait and movement in recent years. In particular, wireless and wearable sensor systems can be used for continuous and objective monitoring of movement and provide broad information on disease progression. However, in order for these systems to be used clinically, their normal values must first be determined and compared with each other. In this study, we aimed to create a normative data set from healthy controls for motion-based parameters, and compare it with the pressure platform system, which is another system used for gait analysis, by first focusing on inertial sensors used for motion analysis. Parkinson's disease (PD) is one of the neurodegenerative diseases that most commonly affects walking and movement. Movement patterns are important indications of a person's functional health situation and crucial to provide appropriate analysis. Disturbances in spatiotemporal parameters, impaired posture and balance, decreased arm swing, and decreased range of motion in the pelvic and lower extremity joints are well-known clinical features of Parkinson's disease (PD) and are often observed even in the early stages. The second aim of this thesis study is to examine the literature studies on sensory gait analysis in Parkinson's disease and to determine the current situation in this field. As a result of this thesis, we obtain reference values with two sensor-based devices to aid researchers and clinicians in their assessments and treatments of movement deficit. With advancement in the quantitative analysis techniques may be highly beneficial for interpreting a person's gait dysfunction.