Mesane neoplazmları

Bu konu başlığı altında 51 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kasa invaze olmayan mesane kanserinde GATA3, P53, Kİ-67 ve CD44 ekspresyonlarının intravezikal BCG immünoterapisinde nüks ve progresyona etkisi

Mesane kanseri hastaları genel olarak kasa invaze olmayan mesane kanseri (KİOMK) aşamasında başvururlar. Bu aşamadaki uygun hasta grubunda intravezikal Bacillus Calmette-Guérin (BCG) tedavisi standart olarak verilmektedir. Rekürrens ve progresyon oranlarındaki yükseklik bu tümörlerin daha yakın takibini ve erken radikal tedaviye geçilmesini düşündürmektedir. Bu amaçla intravezikal BCG tedavisi alan hastalarda klinik ve histopatolojik etkenler ile birlikte rekürrens ve progresyon riskini öngörebilecek belirteçlerden p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 moleküllerini değerlendirdik. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Üroloji Kliniğinde 2009-2020 yılları arasında KİOMK nedeniyle intravezikal BCG tedavisi alan 240 hasta retrospektif olarak incelendi. Kriterleri karşılayan 106 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalar intravezikal BCG tedavisine tam yanıt veren, BCG tedavisine rağmen rekürrens gösteren ve BCG tedavisine rağmen progresyon gösteren olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Bu hastaların patolojileri p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 ekspresyonları açısından immunhistokimyasal (İHK) analiz yöntemi ile tekrar tek bir üropatolog tarafından değerlendirildi. İHK incelemesinde skor 0:%0-10 boyanma, skor 1:%10-25 boyanma, skor 2:%25-50 boyanma, skor 3:%50-75 boyanma ve skor 4:%75'den fazla boyanma olarak hesaplandı. İHK ekspresyon pozitifliği; p53 ve Ki-67 için sınır değer %25, GATA3 ve CD44 için %50 olarak kabul edildi. İntravezikal BCG tedavisi alan hastaların rekürrens ve progresyon açısından p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 ekspresyonları değerlendirildi. Hastaların 97(%91,5)'si erkek, 9(%8,5)'u kadındı ve ortalama yaşı 65±11 idi. Toplam 71(%67) hastada intravezikal BCG tedavisine tam yanıt izlenirken, 28(%26,4) hastada rekürrens ve 7(%6,6) hastada tümör progresyonu saptandı. Hastalar rekürrens açısından değerlendirildiğinde yaş, cinsiyet, tümör sayısı, derecesi ve evresi açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak tümör boyutu 3 cm'den büyük hastalarda rekürrens yüksek tespit edildi (p=0,004). Ayrıca GATA3 negatif hastalarda rekürrens daha yüksek saptandı (p<0,000). Hastalar progresyon açısından değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, tümör boyutu, sayısı, derecesi ve evresi açısından anlamlı fark tespit edilmedi. İntravezikal BCG alan hastalarda sırasıyla p53 pozitif, Ki-67 pozitif ve GATA3 negatif hastalarda progresyonun anlamlı derece yüksek olduğu görüldü (p=0,034), (p=0,017), (p<0,001). İntravezikal BCG tedavisi alan hastalarda İHK yöntemi ile değerlendirilen CD44 ekspresyonu ile tümör rekürrens ve progresyonunda anlamlı ilişki bulunmazken, yüksek p53 ve Ki-67 ekspresyonunun progresyonda önemli olduğu tespit edildi. Ayrıca bu hasta grubunda düşük GATA3 ekspresyonunun rekürrens ve progresyonu öngörebileceği gözlemlendi. İHK analizi sonucu yüksek p53 ve Ki-67 ekspresyonu ve düşük GATA3 ekspresyonunun daha erken radikal küratif tedavilere yönlendirilmesi uygun olabilir. Anahtar kelimeler: GATA3, CD44, p53, Ki-67

BCG aşısıGen ifadesiGen ifadesi profili+5
Rıdvan Özcan
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle intravezikal BCG tedavisi alan hastalarda serum fibronektin düzeyi ve fibronektin gen polimorfizminin değerlendirilmesi

Mesane kanserleri, dünya genelinde en sık saptanan kanserler arasında 10. sırada yer alan, sık nüks eden ve hastaları uzun süreli invaziv sürveyansa tabi tutan, genellikle invaziv olmayan tümörlerden, hastalığa özgü yüksek mortaliteye sahip agresif ve invaziv tümörlere kadar değişkenlik gösterebilen bir spektruma sahip olan tümörlerdir. Çalışmamızda kasa invaze olmayan mesane kanseri olan ve tedavide intravezikal BCG uygulanan hastalar ile herhangi bir malignitesi bulunmayan bireyler arasındaki, serum fibronektin düzeyleri ve fibronektin gen polimorfizmlerinin, mesane kanseri tanısındaki ve hastalığın tedaviye yanıtı üzerindeki etkilerini öngörebilmeyi amaçladık. Çalışmaya kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle intravezikal BCG tedavisi uygulanan 73 hasta ve herhangi bir malignitesi bulunmayan 56 birey dahil edildi. Bireylerin tamamının sosyodemografik verileri incelendi. Serum Fibronektin düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Fibronektin geni RS10202709 ve RS 35343655 gen polimorfizmleri için ise PCR testi uygulandı. Sürekli ölçümler ve demografik faktörlere ait gruplar arası farklılıklar incelendi. Yaş, cinsiyet, sigara kullanımı ve vücut kitle indeksi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmedi (Tablo 6 ve Tablo 9). Hasta grubunun fibronektin düzeyi ortalaması 76,794±66,998 ng/ml, kontrol grubunun fibronektin düzeyi ortalaması 50,486±25,156 ng/ml bulundu ve serum fibronektin düzeyleri bakımından bulunan bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,003). RS35343655 ve RS10202709 gen polimorfizmleri ile ortalama serum fibronektin düzeyleri ve intravezikal BCG tedavisine yanıt açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (Tablo 12, Tablo 13 ve Tablo 14). Sonuç olarak kasa invaze olmayan mesane kanserli hastalar ile kontrol grubu arasında, serum fibronektin düzeyleri arasındaki anlamlı bulunan bu farklılık, serum fibronektin düzeyinin, mesane kanseri tanı aşamasında bir tümör biyobelirteci gibi değerlendirilebileceğini, ancak fibronektin gen polimorfizmlerinin mesane kanseri tanısında veya tedaviye yanıtının değerlendirilmesinde prognostik bir öneminin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, serum fibronektin, gen polimorfizmleri, intravezikal BCG tedavisi

BCGFibronektinlerMesane hastalıkları+3
Ali Nebioğlu
Mersin University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastalarında intravezikal tedavide kullanılan bacillus calmette-guerin (BCG) suşları arasında etkinlik ve yan etkiler açısından farklılık var mı? rıvm ve russıan suşlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada günümüzde hem Türkiye'de hem dünya çapında kolay ulaşılabilen, sık kullanılan ve -bizim bildiğimiz kadarıyla- bugüne kadar başa baş karşılaştırması olmayan, Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastaların intravezikal tedavisinde kullanılan Bacillus Calmette-Guerin (BCG) RIVM suşu ve Russian suşunu tedavi etkinliği ve yan etkiler açısından karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019 ile Aralık 2022 tarihleri arasında mesane tümörü ön tanısıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Üroloji Kliniğine başvuran hastalara öncelikle tümörün transüretral rezeksiyonu yapıldı, ardından patolojik inceleme sonucuna göre kasa invaze olmayan mesane kanseri tanısını alan tüm hastalar hastalığın evre ve derecesine göre düşük, orta, yüksek ve çok yüksek risk gruplarına sınıflandırıldı. Orta risk grubu, yüksek risk grubu ve radikal sistektomiyi kabul etmeyen ve/veya radikal sistektomi için uygun olmayıp çok yüksek risk grubunda olan hastalar bizim çalışmamızın hedef grubu olmuştur. Bu hastalara intravezikal BCG tedavisi planlanmış olup hastaları randomize ederek iki ayrı gruba ayırdık ve prospektif olarak takip ettik: Grup 1: RIVM BCG suşu alanlar (n=61) ve Grup 2: RUSSIAN BCG suşu alanlar (n=64). Bu iki gruptaki hastaları takip ederek yapılan aralıklı sistoskopik kontroller sayesinde rekürrens(hastalığın tekrarlaması) ve progresyon(hastalığın ilerlemesi) açısından değerlendirip karşılaştırdık. Bununla beraber, hastalara her ilaç uygulaması için başvurdukları zaman tarafımızca oluşturulan takip formaları doldurdu. Bu formlar sayesinde ilaç suşu, dozu, uygulama zamanı ve ilaca bağlı yaşanan yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Her iki grubun demografik ve patolojik özellikleri benzer ve homojen dağılım gösterdiği izlendi. Takip süresi Grup 1 için 26.4 ± 9.8 ay ve Grup 2 için 27.8 ± 9.6 ay olarak hesaplandı. Grup 1'deki hastalar ortalama 15, Grup 2'dekiler ortalama 14 BCG kür almış. Yan etki profiline bakıldığında; Grup 1'de 12 hastada yan etki görülmedi, 34 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 3 hastada sınıf 3 yan etkiler izlendi. Grup 1 hastalarında sınıf 4 yan etkiler izlenmedi. Grup 2'de ise, 18 hastada yan etki görülmedi, 28 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 5 hastada sınıf 3 yan etkiler ve 1 hastada sınıf 4 yan etkiler görüldü( P= 0.545). İki grubu progresyon ve rekürrens açısından karşılaştırdığımızda; Grup 1'de 4 hastada (%6.6) ve Grup 2'de 8 hastada (%12.5) progresyon izlendi (P= 0.365). Bununla beraber Grup 1'de 17 hastada (%27.9), Grup 2'de 19 hastada (%29.7) rekürrens görüldü (P=0.822). Kaplan-Meier analiziyle iki grubun rekürrensiz sağkalım ve progresyonsuz sağkalım oranları karşılaştırıldı ve iki grup arasında anlamlı fark izlenmedi (rekürrens için p= 0.875, progresyon için p= 0.267). Sonuç: BCG RIVM suşu ve RUSSIAN suşunu etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştıran bu randomize prospektif çalışmada; ortalama 27 ay takip süresi sonunda iki suş arasında progresyon, rekürrens ve yan etkiler açısından anlamlı fark saptanmamıştır.

BacillusKanser hastalarıMesane hastalıkları+4
Khaled Ahmad Abdullah Obaıd
Ankara University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mesane kanserli hastalarda kanda dolaşan tümör hücrelerinin akan hücre ölçer cihazı ile tespiti

Mesane kanseri ürotelyumdan kaynaklı kanserler içinde en sık görülen malignitedir. Dünya genelinde yaşa bağlı görülme oranı; erkeklerde 100 000'de 10.1, kadınlarda ise 100 000'de 2.5'tir. İnvaziv olmayan mesane kanseri, tümör derinliğine bağlı olarak, çoğunlukla transüretral rezeksiyon (TUR) ile tedavi edilir. Yüksek dereceli, invaziv olmayan ve tekrarlayan mesane kanserleri radikal sistektomi (RC) ile tedavi edilir. İnvaziv olan mesane kanserlerinde de radikal sistektomi altın standart tedavi şeklidir. Metastaz; periferik kan dolaşımındaki tümör hücrelerinin varlığı ile doğrudan ilişkilidir ve kanserden ölümlerin başlıca sebebi; dolaşımdaki tümör hücrelerinin (CTC'ler) primer tümörden ayrılarak diğer organlara yayılarak metastaza sebep olmasıdır. CTC'lerin varlığı ve sayısı ile metastaz görülme durumu ilişkilidir. Radikal sistektomi sonrası CTC varlığı kötü sağkalımı göstermektedir. Son derece heterojen bir doğaya sahip CTC'ler oldukça nadir bulunduklarından dolayı kantitatif analizleri daha avantajlıdır. Çalışmamızda, TUR veya RC ile tedavi edilen mesane kanserli hastaların 7.5 ml kan örneklerinde CTC saptanması hedeflenmiştir. 10 mesane kanserli hastada; akan hücre ölçer cihazında belirteçler EpCAM, CK 14, 15, 16, 19 ve CK 7, 8 ile pozitif seçilim, CD45 negatif seçilim ile CTC tespit edilmiştir. 10 hastanın 5'inde (%50) CTC sayıları opere öncesi ve opere sonrası olarak değerlendirilmiştir. Opere sonrası CTC sayılarında anlamlı düşüş gözlenmiştir (Z=2.032; p=0.042). Çalışmamıza dahil edilen 10 kontrol bireyinde CTC'ye rastlanmamıştır.

Mesane hastalıklarıMesane neoplazmlarıNeoplazm hücreleri-dolaşan+4
Elif Ercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mesane kanserli hastalarda markov modelleri

Mesane kanseri dünyada en sık görülen kanser türlerinden biridir. Sigara, mesane kanseri için en önemli risk faktörüdür. Bu çalışmanın amacı, mesane kanserinin prognoz tahmininde ve sistektomi öncesi yaşam beklentisinin hesaplanmasında Markov süreçlerinin nasıl kullanıldığının anlatılmasıdır. Çalışmaya, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde TUR-MT (transüretral rezeksiyon) uygulanan 193 hasta dahil edilmiştir. Çalışmamızda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 20.0 ve MS-Excel 2007 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu amaçla Temel Matris Çözümlemesi, Markov Kohort yaklaşımı ve Monte Carlo benzetim (simülasyon) teknikleri uygulanmış ve sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Temel Matris Çözümlemesine göre yüksek risk taşıyan hastalara ortalama 5 yıl sonra sistektomi uygulanmaktadır. Kohort yaklaşımına göre sigara içmeyen bireylerin ortalama 6 yıl sonra sistektomi olması beklenirken, Monte Carlo simülasyon sonuçlarına göre, sigara paket yıl miktarı 30'dan az olan bireyler ortalama 36 yıl sonra sistektomi ameliyatı olacaktır. Türkiye'de, tıpta karar destek sistemlerinde Markov modellerinin kullanılması açısından bu tez öncü çalışmalardan biridir. Sigara kullanımının artmasıyla sistektomi öncesi beklenen yaşam süresi de artış göstermiştir.

BiyoistatistikKarar destek sistemleriMarkov modeli+2
Amine Bayraklı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesane tümörlerinde shear wave elastografi'nin (SWE) histopatolojik derece, tümör evresi ve mikrodamar yoğunluğu ile korelasyonu

Amaç: Mesane kanserinde Shear Wave Elastografi (SWE) ile ölçülen doku sertliğinin patolojik korelasyonunu ve prognostik değerini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem:Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Üroloji Polikliniği'ne hematüri sebebiyle başvuran ve mesane tümörü saptanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Tespit edilen mesane tümöründen Samsung Medison RS80A Prestige (Samsung Medison Co. Ltd., Seoul, Korea) ultrasonografi cihazı abdominal konveks probu ile 10 adet geçerli elastografi ölçümü alındı. Median değerler istatistiksel analiz için kullanıldı. Primer tedavi olarak uygulanan mesanenin transüretral rezeksiyonu (TUR-M) sonrasında endotel hücreleri Anti-CD34 antikor kiti ile immunohistokimyasal boyama yapılarak hot-spot yöntemi ile mikrodamar yoğunluğu belirlendi. SWE ile ölçülen doku sertliğinin ve mikrodamar yoğunluğunun histopatolojik evre ve derece ile korelasyonu uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak belirlendi. Bulgular:Çalışmaya dahil edilen 65 hastadan 43'ü yüksek dereceli ürotelyal karsinom (YD ÜK), 22'si ise düşük dereceli ürotelyal karsinom (DD ÜK) tanısı aldı. Tümöral evre bakımından ise hastaların 11'i Ta düşük dereceli, 11'i T1 düşük dereceli, 28'i T1 yüksek dereceli ve 15'i T2 yüksek dereceli ürotelyal karsinom tanısı aldı. SWE ile ölçülen doku sertliği yüksek dereceli ürotelyal karsinom grubunda anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0.001). Tümöral evrelere göre gruplar incelendiğinde T1 YD ve T2 YD gruplarının doku sertliği Ta DD grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.001, p=0.04). Hot-spot yöntemi ile hesaplanan mikrodamar yoğunluğu, doku sertliğine benzer şekilde yüksek dereceli ürotelyal karsinom grubunda düşük dereceli gruba göre anlamlı yüksek olduğu bulundu (p=0.002). T1 YD ve T2 YD grubunda ölçülen MDY, Ta DD grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p=0.01, p=0.004). Takipte nüks görülen hastaların SWE ile ölçülen doku sertliğinin görülmeyen gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğu gösterildi (p=0.007). Sonuç:Mesane kanserinde tümöral doku sertliğinin yüksek dereceli tümörlerde düşük dereceli tümörlere göre daha yüksek olduğu gösterildi. Tümörün doku sertliği arttıkça tümöral nüks gösterme oranının arttığı sonucuna ulaşıldı. Shear wave elastografinin, mesane kanserinde noninvaziv, histopatolojik ve prognostik öngörü değeri olan önemli bir yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, shear wave elastografi, mikrodamar yoğunluğu

ElastografiHistopatolojiMesane hastalıkları+3
Gökhan Şahin
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnvaziv mesane tümörü nedeniyle radikal sistektomi yapılan hastalarda prognoza etkili faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışmada, kasa invaziv mesane kanseri nedeniyle radikal sistektomi uyguladığımız ve takip ettiğimiz hastalarda prognostik faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 01.01.2010 ile 01.01.2022 tarihleri arasında radikal sistektomi uyguladığımız 169 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 138'i erkek (%81.7), 31'i kadındı (%18.3). Yaş ortalaması 63.97 yıl ve ortalama takip süresi 31.31 ay olup, izlem sonunda 67 hasta (%39.6) vefat etmiş olup, vefat eden 67 hastanın 43'ünün (%64.2) mesane kanserinden dolayı kaybedildiği görüldü. Genel sağkalımda; hasta yaşının (p=0.036), klinik T evresinin (p=0.016), operasyon öncesindeki serum kreatinin yüksekliğinin (p=0.025) ve hidronefroz varlığının (p=0.004), cerrahi sınır pozitifliğinin (p<0.001), lenfovasküler invazyon varlığının (p<0.001), patolojik T evresinin (p=0.008), patolojik N evresinin (p<0.001), takipte lokal ya da uzak nüks gelişiminin (p<0.001), hastalıksız sağkalımda ise; klinik T evresinin (p<0.001), operasyon öncesinde anemi varlığının (p=0.012), serum kreatinin yüksekliğinin (p=0.022) ve hidronefroz varlığının (p=0.001), sistektomi materyalindeki rezidü tümör boyutunun (p=0.048), cerrahi sınır pozitifliğinin, lenfovasküler invazyon varlığının (p<0.001), patolojik T ve N evresinin (p<0.001) prognoza etki eden faktörler olduğu görüldü. Çok değişkenli analizde, hasta yaşının, cerrahi sınır tutulumunun, patolojik lenf nodu evresinin, lokal ya da uzak nüks gelişiminin genel sağkalımda; cerrahi sınır tutulumunun ve patolojik lenf nodu evresinin ise hastalıksız sağkalımda bağımsız prognostik faktörler olduğu görülmüştür. Primer ve kas invaziv hastalığa progresyon gösteren hastalar arasında genel (p=0.564) ve hastalıksız (p=0.752) sağkalım farkı izlenmemiştir. Yine TUR-Tm ile radikal sistektomi arasındaki süre 90 günden önce olan hastalarla 90 günden sonra olan hastalar kıyaslandığında genel (p=0.484) ve hastalıksız (p=0.537) sağkalım farkı saptanmamıştır.

Mesane hastalıklarıMesane neoplazmlarıNeoplazmlar+3
Nurullah Karapazar
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üriner mikrobiyota ve mesane kanseri ilişkisi değerlendirilmesi

Son yıllarda genitoüriner sistem mikrobiyomunun, mesane kanseri de dahil olmak üzere ürolojik tümörlerin gelişiminde ve ilerlemesinde önemli bir rol oynayabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada mesane kanseri olan hastalarda tanı anında idrar mikrobiyota analizinin değerlendirilmesi planlandı. Çalışmaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalın'da mesane kanseri tanısını almış fakat tedaviye başlanmamış 30 hasta ve benzer demografik özellikte 20 sağlıklı kişi dahil edildi. Mesane kanseri ve sağlıklı kontrol grubunda idrar mikrobiyota analizleri değerlendirildi. Mesane kanseri grubu kas invaziv mesane kanseri (KIMK) ve kas invaziv olmayan mesane kanseri (KIOMK) olarak ikiye ayrıldı. Çalışmada gruplar arasında anlamlı bakteri kompozisyonlarını belirlemek için LEfSe (linear discriminant analysis effect size) analizi (LDA eşik değeri >2, p<0.05) kullanıldı. Mesane kanseri grubunda ve sağlıklı kontrol grubunda filum düzeyinde en sık Firmicutes, cins düzeyinde en sık Enterococcus, tür düzeyinde en sık Lactobacillus iners saptanmıştır. Kas invaziv mesane kanseri (KIMK) olgularında idrar mikrobiyota incelemesinde tür düzeyinde Veillonella dispar (%70.9) en sık saptanırken, Lactobacillus helveticus (%11.3), Lactobacillus iners (%6.0) şeklinde sıralanmakta idi. KIOMK olgularında idrar mikrobiyota incelemesinde tür düzeyinde L. iners (%46.7) en sık saptanırken, Staphylococcus saprophyticus (%12.9), Eggerthella lenta (%12.4) şeklinde sıralanmakta idi. KIMK grubunda cins düzeyinde Staphylococcus ve tür düzeyinde Staphylocccus_s baskın olarak saptandı. KIOMK grubunda ise cins düzeyinde Streptococcus, Bifidobacterium Ruminococcus baskın saptandı. Çalışmamızda mesane kanseri olgularında tanı anında idrar mikrobiyotasının sağlıklı kontrollerden farklı olduğu, bunun yanında mesane kanseri olgularında kas invazyonu varlığına göre de mikrobiyota kompoziyonun değiştiği gösterildi. Bu değişikliklerin mesane kanseri tanısında ve tedavi izleminde kullanılması ile ilgili daha geniş çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.

Mesane hastalıklarıMesane neoplazmları
Ahmet Kayer
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesane tümörlerinde klor iyon kanallarının etkisi

Mesane kanseri genitoüriner kanserler içinde ikinci sıklıkta görülmekte olup, üçüncü sıklıkta ölüme sebep olmaktadır ve yaklaşık %20'si ölüm ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada patolojik olarak mesane tümörü saptanan hastalardaki klor (Cl-) iyon kanallarının varlığının ve etkinliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Mayıs 2016 Ocak 2018 tarihleri arasında hematüri şikâyeti ile Üroloji Kliniği'ne başvurup yapılan tetkiklerde (üriner ultrasonografi (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ürografi vb.) mesane tümörü ön tanısı ile sistoskopi ve transüretral rezeksiyon tümör (TUR-T) operasyonu yapılan 55 mesane tümörlü hasta ve kontrol grubu olarak 30 hasta olmak üzere 85 hasta çalışmaya dahil edildi. Elde edilen materyaller tıbbi genetik laboratuvarında Real time polimer zincir reaksiyonu (RT-PCR) tekniği kullanılarak değerlendirmeye tabi tutuldu. Normal ve tümörlü dokulardaki ilgili gen ekpresyonlarının belirlenmesi için Spearman Korelasyon testi, normal ve tümörlü dokulardaki ilgili gen ekpresyon pozitifliklerinin karşılaştırılması için ki kare analizleri kullanılacaktır. P<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. RT-PCR tekniği kullanılarak yapılan çalışmamızda klor iyon kanalı 3 (CIC-3) gen ekspresyonunun tüm kanser dokularında kontrolle karşılaştırıldığında anlamlı olarak arttığı gözlenirken, klor iyon kanalı 1 (CIC-1) gen ekspresyonunda ise kontrol grubuna göre anlamlı bir artış saptanmamıştır. Çalışmamızda özellikle CIC-3 ile ilgili elde ettiğimiz veriler, insanlarda mesane tümörünün tedavisinde kullanılabilmesi yönünden umut vericidir. Bu konu hakkında yapılacak daha geniş katılımlı çalışmalar olası yeni medikal tedavi modellerinin gelişmesini sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Mesane, Tümör, Klor, İyon Kanalı.

KlorMesane hastalıklarıMesane neoplazmları+2
Müslüm Özer
Fırat University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesane kaynaklı papiller ürotelyal karsinomlarda mast hücre yoğunluğunun grade, invazyon derinliği ve rekürrens ile ilişkisi

Bu retrospektif çalışmada; mesane kaynaklı papiller ürotelyal karsinomlardaki mast hücre sayısının, bazı prognostik parametrelerle ilişkisini araştırmayı amaçladık. Bu parametreleri, grade (tümör derecesi), invazyon derinliği (evre) ve rekürrens olarak belirledik. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda, papiller ürotelyal karsinom tanısı alan 203 olgu, çalışmaya dahil edildi. Bu olgular, düşük ve yüksek dereceli, pTa, pT1, pT2, pT3 ve rekürrens var/yok olarak yedi alt gruba ayrıldı. Hastaların parafin bloklarına, histokimyasal boya olan "toluidine blue" uygulandı. Her vaka için elli büyük büyütme alanı sayılarak mast hücre sayıları hesaplandı. Mast hücre sayılarının, yaş, cinsiyet, grade, invazyon derinliği ve rekürrens varlığı/yokluğu ile ilişkilerine bakıldı. Mast hücre sayıları, yüksek dereceli noninvaziv tanılı grupta düşük dereceli noninvaziv gruba göre daha yüksekti ve istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlıydı (p<0,01). Yüksek dereceli pTa, pT1, pT2 ve pT3 tanılı gruplar arasında evre arttıkça artan mast hücre sayıları izlendi ve aralarında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). Düşük dereceli noninvaziv hastalar, rekürrens olan ve olmayan olarak ayrıldı. Rekürrens olan grupta mast hücre sayıları, rekürrens olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05). Mast hücrelerinin, tümörün invazivleşmesini sağlayan mediatörler salgıladığı ve anjiyogenezise sebep olduğu birçok çalışma ile gösterilmiştir. Papiller ürotelyal karsinom tanılı hastalarda, rutinde bakılacak olan mast hücre sayıları ile tümörün davranışı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Ayrıca mast hücrelerini ve işlevlerini hedef alacak c-kit inhibitörü ilaçlar da, mesane kanserinde uygulanan kemoterapötik ajanlarla kullanılarak sağkalım oranları artırılabilir.

KarsinomaMast hücreleriMesane+7
Ayşe Gökçe Yıldız
Gaziantep University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mesane ve böbrek kanserlerinde bikunin geninin ifade düzeyinin araştırılması ve mutasyonel taraması

Alfa-1-mikroglobulin/bikunin öncül (AMBP) geni 10 ekzon, 9 intron içermekte olup 20 kb uzunluğundadır. AMBP geninin ilk 6 ekzon Alfa-1-mikroglobulini şifrelerken, ekzon 8 ve 9 Bikuninin Kunitz bölgelerini, ekzon 7 ve 10 da bikuninin N ve C sonlarını şifrelemektedir. AMBP ile Bikunin arasında aynı gen üzerinden sentezlenmeleri haricinde işlevsel olarak bir bağlantı yoktur. Son yıllarda yapılan deneysel ve klinik çalışmalar bikuninin birçok olayda yer aldığını göstermektedir. Bikuninin hücre büyümesinde ve tümör hücrelerinin yayılmasında proteaz önleyici etkisinin olduğu bilinmektedir. Bikunin uPA ve uPAR gen ifadesini önemli ölçüde düşürerek kanser hücresi yayılımını azaltmaktadır. Bu zamana kadar mesane ve böbrek kanserinde bikuninin protein seviyesine dayalı deneyler bulunmaktadır. Ancak moleküler düzeyde mesane ve böbrek kanserli hastalarla yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. Mesane ve böbrek kanserinde bikuninin moleküler düzeyde işlevi henüz aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada 19 mesane ve 50 böbrek kanserli hastanın normal ve tümörlü dokularından RNA ve DNA elde edildi. Bu örneklerde kısmi miktarlara dayalı RT-PCR yöntemi kullanılarak bikunin mRNA seviyeleri tespit edildi. Ayrıca bikunin geninin ekzonik bölgelerinde gen çokyapılılık (polymorphism) taraması yapıldı. Bu değişimler SSCP yöntemi ve dizileme cihazı ile gösterildi. Çalışma sonucunda bikunin mRNA seviyesinin mesane kanserli dokularda, normal dokulara göre azaldığı görüldü. Ancak mesane kanserli hastalarda anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Böbrek kanserli hastaların tümörlü dokularında, normal dokularına oranla bikunin mRNA seviyesinde anlamlı bir şekilde azalma tespit edildi (p<0,05). Ayrıca, kanserli dokularda AMBP geninin 10. ekzonunda tek nükleotid değişim gözlendi (rs80057939) (p>0,05). Sonuç olarak; bikuninin böbrek kanserinin moleküler mekanizmasında önemli bir rolü olabileceği, tanı ve tedavide bir belirteç ve ilaç olarak fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.

Böbrek neoplazmlarıGen ifadesiGenler+5
Emine Bayraktar
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pirimer yüksek riskli kasa invaze olmayan mesane kanserlerinde adjuvan BCG ve termokemoterapinin etkilerinin karşılaştırması

European Organization for Research and Treatment of Cancer (EORTC)' ye göre yüksek riskli kasa invaze olmayan mesane kanserlerinde intravezikal adjuvant tedavide Basillius Calmette Guerin (BCG) kullanılması yönünde genel konsensus mevcuttur. Bununla birlikte intravezikal BCG kullanımı esnasında irritatif işeme semptomlarından, ateş yükselmesi ve hatta sistemik yayılımdan fatal gidişe kadar bir dizi potansiyel komplikasyonların oluşabileceği bilinmektedir. Çalışmamızda pirimer yüksek riskli hastalarda intravezikal termokemoterapi (TKT) ile mitomycin (MMC) uygulamasına ait sonuçlar sunulmuştur. 2011 Kasım – 2014 Kasım ayları arasında kliniğimizde transüretral rezeksiyon (TUR-Mesane) uygulanan hastalardan pirimer yüksek riskli 26 hastaya adjuvant TKT uygulandı. Hastaların yaş aralığı 51-78 (ortalama 62.4) yıl olup 24' si erkek, 2' si kadın idi. Bir hasta hariç tüm hastalarda TUR-Mesane sonrası erken tek doz MMC 40 mg intravezikal uygulandı. Termokemoterapi uygulamaları ise Synergo® cihazı ile 6 hafta haftada 1 kez indüksiyonu takiben 6 ay ayda 1 kez idame şeklinde intravezikal yapıldı. Herbir uygulamada 40 mg intravezikal MMC kullanıldı. İzlemde ilk 2 yıl 3 ayda bir kez , 3. yıl 4 ayda bir kez üretrosistoskopik değerlendirme yapıldı. Çalışmaya dahil edilen 26 hastadan 3' ünde 36 aylık izlemde nüks mesane tümörü gelişti. Bu hastalardan ikisinde Ta GII mesane, diğerinde Ta GII üreterde nüks tümör gelişimi oldu. Üç yıllık rekürrenssiz sağkalım %88.4 olarak bulundu. Hiçbir hastada progresyon saptanmadı. Radyofrekans TKT yöntemi, özellikle son dekatta, pirimer yüksek riskli ve/veya BCG refrakter hastalarda intravezikal tedavide umut verici iyi bir alternatif olarak kullanılmaktadır. Elde ettiğimiz veriler literatürde bu konuda yapılmış çalışmalarla benzer çıkmış olup daha geniş serili ve BCG ile prospektif randomize çalışmalarla desteklenmelidir.

Antineoplastik ajanlarKemoterapi-adjüvantMesane neoplazmları+1
Asaf Demirbağ
Gaziantep University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnvaziv olmayan düşük malignite potansiyelli mesane tümörleriyle, invaziv yüksek malignite dereceli tümörlerin genetik açıdan farklılıkları

İnvaziv Olmayan Düşük Malignite Potansiyelli Mesane Tümörleriyle, İnvazivYüksek Malignite Dereceli Tümörlerin Genetik Açıdan FarklılıklarıAmaç: Bu çalışmada, invaziv olmayan düşük dereceli tümörler ile invaziv yüksekdereceli tümörler arasındaki genetik farklılıkların, sitogenetik ve moleküler sitogenetikyöntemlerle gösterilmesi amaçlandı.Yöntem ve Gereçler: Mayıs 2009 ile Mayıs 2010 tarihleri arasında 34 mesanekanserli hastadan eş zamanlı alınan mesane kanser dokusu ile kan örneklerinin kültürüyapıldı. Kan ve doku kültürlerinden üretilen hücrelerin kromozomlarında oluşan yapısalve sayısal değişikliklerin tespiti için sitogenetik yöntemler kullanıldı. Sağlıklı olduğubilinen aynı sayıda kontrol grubunun kan kültürleri de kromozom hasarları bakımındanincelendi. Ayrıca, hastaların kanserli mesane doku örnekleri p16 ve p53 genlerininanalizi FISH yöntemiyle yapıldı. Kontrol grubu ile hastaların kromozom düzensizlikleriaçısından karşılaştırıldı. Ayrıca, histopatolojik incelemeye göre hastalar düşük derecelive yüksek dereceli tümörü olanlar olmak üzere iki ayrı gruba ayrıldı. Yaş, vücut kitleindeksi, sigara içme süresi, kromozomal düzensizlikleri, p16 ve p53 değişimleriyönünden karşılaştırıldı ve istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Yaş ortalaması 60,6±14,2 (26?81) yıl olan 30'u (%88,2) erkek ve 4'ü(%11,2) kadın toplam 34 mesane kanserli hastanın ortalama kromozom düzensizliksayısı [20±36,2 (0?182)] ile kontrol grubu [1,3±1,6 (0?5)] karşılaştırıldığında bu farkmesane kanserli hastalarda anlamlı şekilde yüksekti (p=0,0001). Histopatolojikinceleme sonrası 11 (%32,3) hastada, düşük dereceli papiller ürotelyal karsinom, 22(%64,7) hastada yüksek dereceli papiller ürotelyal karsinom ve 1 (%3) hastada CIS(karsinoma in situ) tümör olduğu saptandı. Düşük dereceli ve yüksek dereceli tümörüolan hastalarımızın yaş, vücut kitle indeksi ve sigara içme süresi açısından istatistikselolarak anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,971, p=0,106, p=0,561). Bu iki grup,kromozom düzensizlikleri açısından karşılaştırıldığında aralarındaki farkın anlamlıolmadığı görüldü (p=0,714). Ancak, p16 ve p53 gen değişiklikleri açısındandeğerlendirildiğinde tümör derecesi yüksek olanlarda gen hasarlarının önemli derecedeyüksek olduğu görüldü (p=0,002 ve p=0,039). En çok yapısal düzensizlikler 1, 2, 3, 5, 9ve 15. kromozomlarda, sayısal düzensizlikler ise 8, 17, 21, 22, X ve Ykromozomlarında gözlendi. Bu düzensizlikler arasında özellikle 1q21, 1q32, 2q22,2q32?35, 3p21, 5q31, 5q33, 9p11 ve 9q32 bölgelerinde bozuklukların daha sıkgörüldüğü tespit edildi.Sonuç: Mesane kanserli hastalarımızın etiyolojisinde, 1q21, 1q32, 2q22, 2q32?35, 3p21, 5q31, 5q33, 9p11 ve 9q32 kromozom bölgelerinin ve 8, 17, 21, 22, X ve Ykromozomlardaki sayısal düzensizliklerin önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bununlabirlikte, p16 ve p53 genlerindeki hasarın yüksekliği ile tümörün yüksek dereceli olmasıarasında paralellik olduğu rapor edildi. Buradan da bu genlere bakılarak hastalarınprognozunun tahmin edilebileceğini söyleyebiliriz.Anahtar Sözcükler: kromozom düzensizlikleri mesane kanseri, , p16, p53.

GenetikKromozom düzensizlikleriMesane neoplazmları+2
Deniz Abat
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesanenin ürotelyal karsinomlarında maspin ekspresyonunun tümör derece ve evresi ile ilişkisi

Çalışmamızda mesanenin ürotelyal karsinomlarda maspin'nin immünhistokimyasal yöntemle ekspresyon'u araştırılmış, klinikopatolojik parametreler ile ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Maspin serpin (serin proteaz inhibitörü) ailesinin bir üyesidir ve çeşitli tümör tiplerinde, tümör büyümesi ve anjiyogenez inhibitörü olduğu ve metastazı baskılayıcı olduğu gösterilmiştir. Mesane tümörlerinde prognozu belirleyen en önemli faktörler; tümörün histolojik derecesi ve evresidir. Çalışmaya alınan örnekler, 2005-2011 yılları arasında transüretral rezeksiyon-mesane (TUR-M) yapılarak Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı tarafından ürotelyal karsinom tanısı almış 67 vakadan oluşuyordu. Vakalar DSÖ/ISUP 2004 derecelendirme sistemine göre 3'ü DMPPÜN, 25'i DDÜK, 39'ı YDÜK olarak sınıflandırıldı. Patolojik evreleme sistemine göre 35 pTa, 17 pT1, 12 pT2, 1 pT3, 2 pT4 vakadan oluşmakta idi. Çalışmamızda histolojik derece ile invazyon ve pT evre arasında anlamlı derecede bir ilişki bulundu. Histolojik derece arttıkça invazyon ve pT evre anlamlı olarak artış göstermekteydi (p=0,001). Çalışmamızda 57 (%85,1) tümör olgusu maspin pozitifliği gösterdi. Maspin ekspresyon seviyesine göre 4 olgu (%6) +1, 26 olgu (%38.8) +2, 27 olgu (%40.3) +3 olarak dağılım gösterdi. Maspin pozitifliği istatistiksel olarak anlamlı olmasa da noninvaziv ve düşük dereceli olgularda daha fazla idi. Maspin ekspresyon seviyesi dikkate alındığında histolojik derece ve pT evre ile anlamlı ilişkili saptandı (p=0,009, p=0.020). Maspin ekspresyon skoru pT evre ve histolojik derece ile anlamlı negatif korelasyon saptandı (r=-0.283, p=0.020) (r=-0.316, p=0.009). Maspin ekspresyon ile tümör rekürrensi ve tümör nedenli ölüm arasında anlamlı bir korelasyona rastlanmadı (p =0,933,p=0.208). Sonuç olarak bulgularımıza göre mesane ürotelyal karsinomlarında maspin ekspresyonu düşük derece ve evre ile ilişkilidir. Bulgularımız mesane tümörlerinde maspin ekspresyonunun değerlendirilmesinin tümörün davranışının tahmininde yararlı bir prognostik belirleyici olabileceğini düşündürmektedir.

KarsinomaMesane hastalıklarıMesane neoplazmları+4
İbrahim Sarı
Gaziantep University
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mesane kanserinde HSA-MİR-203A-3P ile lncrna tug1 arasındaki ilişkinin araştırılması

Mesane kanseri en sık görülen kanserlerden biridir. Bu hastalığın tedavisine yönelik yapılan çalışmalara rağmen, bu hastalığa bağlı ölüm oranında kayda değer bir değişim meydana gelmemiştir. lncRNA Taurine Upregulated Gene 1 (TUG1) geni insanlarda birçok doku ve hücre hattında ifade edilmektedir. Her ne kadar TUG1 geninin görevi tam olarak anlaşılamamış olsa da, TUG1 gen ürününün PRC2 kompleksine bağlanarak hücre döngüsünde görevli genlerin ifadesine etki ettiği ve mesane kanserinde hücre çoğalmasını arttırıcı etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca, hsa-miR-203-3p'nin mesane kanserinde ifade seviyesinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu veriler ışığında, bu çalışmada mesane kanseri hücre hattı CAL-29 kullanılarak, hsa-miR-203a-3p ile TUG1 geni arasında bir ilişki olup olmadığının araştırılması amacıyla CAL-29 hücre hattına taklitmiR- 203a-3p verilmiştir. Ancak, TUG1 geninin ifade seviyesinde anlamlı bir azalma meydana gelmemiştir (p>0,05). Bu durumda, hsa-miR-203a-3p TUG1 transkripti ile fiziksel etkileşim halindeki başka bileşenlere bağlanıyor olabilir bu nedenle mesane kanserinde dolaylı bir ilişkiye sahip olabilirler. TUG1 ile etkileşen diğer gen ürünlerinin daha detaylı araştırılmasıyla, mesane kanserinin oluşum mekanizması hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olunabilir.

Gen ifadesiGenlerHücre kültürü+5
Zekiye Altan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Vücut kitle indeksinin radikal sistektomi cerrahisine etkisi

Giriş Obezite dünyada giderek büyüyen bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada radikal sistektomi yapılan hastalarda vücut kitle indeksinin perioperatif ve postoperatif sonuçlara olan etkisi değerlendirildi. Gereç-Yöntem Ekim 2011 – Şubat 2016 arasında kliniğimizde mesane kanseri sebebiyle açık radikal sistektomi(ARS) veya Laparoskopik radikal sistektomi(LRS) uygulanan 82 hasta VKİ'ye göre VKİ<25, 25≤VKİ<30 ve 30≤VKİ olarak 3 gruba ayrılmıştır. Onkolojik datada tutulan veriler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Takipte fizik muayene, biyokimyasal testler; başlangıç testlerinden sonra, lokal veya uzak metastaz şüphesi olan hastalarda bilgisayarlı tomografi veya PET-CT görüntüleme yapılmıştır. Çalışmada sistektomi yapılma sebebi mesane kanseri olmama dışlama kriteri olarak ele alınmış ve 1 hasta bu sebeple çalışma dışı bırakılmıştır. Bulgular VKİ<25 grubunda 31 erkek 1 kadın, 25≤VKİ<30 grubunda 24 erkek 3 kadın ve 30≤VKİ grubunda 17 erkek 6 kadın olduğu saptanmıştır. Hastaların yaş dağılımına bakıldığında VKİ<25 olan grupta 59,6(48-64), 25≤VKİ<30 olan grupta 65,3(50-78) ve 30≤VKİ grubunda 62,9(41-79) olduğu görüldü. VKİ<25 olan grupta operasyon süresi 374,6(200-650) dakika, 25≤VKİ<30 olan gruba bakıldığında 359,2(250-600) dakika, 30≤VKİ grubunda ise 395,6(340-600) dakika olduğu görüldü. VKİ<25 olan grupta postop KT alan 17(% 53,1) almayan 15(% 46,9) hasta olduğu; 25≤VKİ<30 olan grupta postop KT alan 7(% 25,9) almayan 20(% 74,1) hasta olduğu ve 30≤VKİ olan grupta postop KT alan 6(% 26,1) almayan 17(% 73,9) hasta olduğu tespit edildi. Yukarıda belirtilen bulgular istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, çalışmada bakılan diğer parametrelerin VKİ ile ilişkisinde anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç Çalışmamızda obez hastalarda operasyon süresinin anlamlı olarak daha uzun olduğu tespit edildi. İstatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da postoperatif komplikasyonların, hastanede yatış süresinin, hasta başı maliyetin obez hastalarda daha fazla olduğu saptanmıştır. Onkolojik sonuçlar açısından obez hastalar ile kilolu veya normal kiloda hastalar arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmemiştir. Bu sonuçlar açık veya laparoskopik radikal sistektominin obez hastalara da güvenle önerilebileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Obezite, Sistektomi, Vücut kitle indeksi

Mesane neoplazmlarıObezitePostoperatif dönem+3
Çağrı Tekdöş
Çukurova University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İleal kondüit üriner diversiyon uygulanmış hastalarda üriner nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin düzeyinin güvenilirliği

Amaç: Radikal sistektomi (RC) ve ileal kondüit üriner diversiyon (ICUD) cerrahisi sonrası hastalarda kaçınılmaz metabolik değişiklikler meydana gelmektedir. Oluşabilecek metabolik komplikasyonları erken tanımak, önlemek ya da yavaşlatmak için serum kreatinin (SCr) ile serum sistatin C (ScysC) ve üriner nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin (uNGAL) ölçümlerinin ilişkisi değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde Ocak 2022 ve Eylül 2022 tarihleri arasında açık RC ve ICUD uygulanan, tanı ve takipte hidronefrozu olmayan 14 hasta dahil edildi. Cerrahi öncesi 3. gün, cerrahi sonrası 1. ay ve 3. ayda aynı tüpten SCr ve ScysC ölçümleri yapıldı. Bu kan numuneleri ileeş zamanlı olarak idrar örnekleri toplandı ve uNGAL analizine kadar -80°Csaklandı. Tüm idrar numuneleri aynı anda aynı uzman doktor tarafından analiz edildi. Bulgular: RC ve ICUD uygulanan hastaların SCr ve ScysC ölçümlerinin ve tahmini glomerüler filtrasyon hızlarının (eGFR, eGRFcr ve eGFRcys) preop ve postop dönemde anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. uNGAL analizleri ile SCr, ScysC, eGFRcr, eGFRcys sonuçları ile ilişki görülmedi. KBH evrelemelerinde eGFRcrve eGFRcys arasında klinik uygulamlalarda önemli olabilecek farklılıklar gözlendi. Sonuç: KBH, RC ve UD'nin önemli komplikasyonları arasındadır. UD sıvı, elektrolit, idrar solütleri ve kreatinin metabolizması nedeniyle bu hasta grubunu özel kılmaktadır.Bulgularımız RC ve UD uygulanmış hastalarda böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde ScysC ve eGFRcys'nin daha güvenilir olacağını düşündürmektedir. Hesaplamaların güvenilirliği için daha geniş hasta popülasyonu ile SCr, ScysC, SCr ve ScysC'nin birlikte kullanıldığı eGFR hesaplamaları ile MAG3 gibi dinamik renal sintigrafi karşılaştırmalarının yapılması gereken çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Korelasyon, NGAL, radikal sistektomi, sistatinC, üriner diversiyon

Mesane hastalıklarıMesane neoplazmlarıNGAL+4
Osman Umur Başaran
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Submukozal invazyonu olan yüksek dereceli mesane tümörü olan hastalarda klinik ve patolojik verilerin prognoza etkisi

Amaç: Mesane ürotelyal karsinomu tanısı koyulan hastaların %75'i tanı anında KİOMK'dir. KİOMK'lerinin zamanla %70'den fazlasında nüks, %10'dan fazlasında ise T2 progresyonu görülmektedir. Biz de çalışmamızda KİOMK'lerinde çeşitli demografik, klinik ve patolojik verilerin prognoz üzerine olan etkilerini incelemeyi amaçladık. Gereç Yöntem: Hastanemizde 2006-2018 yılları arasındaki patolojik değerlendirmesi T1G3 mesane ürotelyal karsinomu olan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri; yaş ve cinsiyet, klinik verileri; tümör boyutu, tümör sayısı ve NLR, patolojik verileri ise; submukozal invazyon derinliği, eş zamanlı CİS varlığı, eş zamanlı LVİ varlığı ve varyant histoloji varlığıydı. Bu verilerin KİOMK'lerindeki çeşitli prognostik faktörler ile ilişkisi istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Patolojik tanısı T1G3 olan 157 hastadan 63 tanesi kriterlere uymadığı için çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya dahil edilen 61 hasta primer, 33 hasta sekonderdi. Medyan takip süresi 36,50 (2-150) aydı. Hastaların 80'i (85,1%) erkek, 14'ü (14,9%) kadındı (p< 0,05). Yaş ortalaması erkeklerin 64,6±9,4 kadınların 68,1±12,3 idi (p> 0,05). Genel yaş ortalaması 65,19±9,9'du. Hastaların 47'sinde (50%) nüks, 27'sinde (28,7%) progresyon görüldü. Nükse kadar geçen süre ortalama 9±4 (1-83), progresyona kadar geçen süre ortalama 17.1±2 (2-70) aydı. Genel sağkalım ortalama 92,2±8,0 ay idi. Nüks ihtimali ve progresyon ihtimali açısından tümör boyutu (p= 0,039), tümör sayısı (p= 0,022), NLR (p= 0,048) ve eş zamanlı LVİ varlığı (p= 0,011) anlamlı bulundu. Nükse ve progresyona kadar geçen süre ile hiçbir parametre arasında korelasyon bulunmadı (p>0,05). Genel sağkalım ile sadece NLR arasında korelasyon bulundu (p= 0,048). Sonuç: Bu bulgulara göre tümör boyutu, tümör sayısı, NLR ve LVİ'nin KİOMK'lerinde prognostik öneminin olduğu görülmüştür. Diğer parametreler ile prognostik faktörler arasında korelasyon bulunmaması, çalışmanın retrospektif olmasına, hasta sayısının az olmasına, hasta gruplarının dağılımında heterojenite olmasına ve erken sistektomi yapılan hasta grubunun çalışmamızda yer almasına bağlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, nüks, progresyon.

DemografiMesaneMesane hastalıkları+4
İsmail Önder Yılmaz
Çukurova University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yüzeyel mesane kanserlerinde varyant histolojinin onkolojik sonuçlara etkisi

Amaç: Bu çalışmada yüzeyel kasa invaze olmayan (Ta/T1) mesane kanserlerinde varyant histolojinin onkolojik sonuçları nasıl etkilediğini araştırmak planlandı. Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde 2010 ve 2020 yılları arasında primer kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle transüretral rezeksiyon-mesane (TUR-M) operasyonu yapılan hastaların retrospektif olarak kayıtları incelendi. Kasa invaze olmayan saf ürotelyal karsinom tanısı almış 356 hasta ve varyant histolojili ürotelyal karsinom tanısı almış 28 hasta çalışmaya dahil edildi. Kanserlerin histolojik derecelemesi 2004 DSÖ sınıflamasına göre yapıldı. Evrelemede ise UICC'nin TNM 2009 sınıflandırması kullanıldı. Hastalar TUR-M sonrası histopatolojik derecelendirmesine göre yüzeyel (Ta/T1) saf ürotelyal karsinom (SÜK) ve yüzeyel (Ta/T1) varyant histolojili ürotelyal karsinom (VÜK) olmak üzere iki gruba ayrılarak incelendi. Hastaların aldıkları tedaviler, takip süresinde gelişen nüks, metastaz, ölüm bilgileri kayıt altına alınarak incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma (gerekli yerlerde ortanca ve minimum - maksimum) olarak özetlendi. Kategorik ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki-Kare test istatistiği kullanıldı. Gruplar arasında sayısal ölçümlerin karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda T testi kullanıldı. Sağ kalım süresi (tanı anı ile son takipleri arasındaki süre) ile değişkenler ilişkisini incelemede Kaplan-Meier analizi altında Log-Rank testi yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmamızda kasa invaze olmayan saf ürotelyal karsinom (SÜK)tanılı ve varyant histolojili ürotelyal karsinom (VÜK) tanılı hastalar karşılaştırıldı. Ortalama genel sağ kalımları karşılaştırıldığında VÜK'ün ortalama genel sağkalımı SÜK'e göre daha kötüydü (p=0,046). BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda anlamlı fark saptanmadı (p=0,547). Radikal sistektomi (RS) uygulanan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,481). Kemoterapi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,027). Mesanede nüks gelişen hastalar karşılaştırıldığında nüks olanların ortalama sağkalım suresi nüks olmayanlara göre daha kısa bulunmuştur, fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,710). VÜK tanılı hastaları varyant histoloji tiplerine göre ayırdığımızda bazı varyant histoloji tip sayısı az olduğu için hastalar skuamöz, mikropapiller ve diğerleri (glanduler, nested, müsinöz, sarkomatoid tip) şeklinde gruplara ayrılarak genel sağkalım analizi yapıldı. Mikropapiller varyant histoloji tanılı hastaların ortalama sağkalım süresi daha kısa bulundu. Ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Bu sonucu hasta sayısının az olmasının etkilediği düşünüldü. Sonuç: Kasa invaze olmayan SÜK ve VÜK tanılı tüm hastalar, kemoterapi alan hastalar genel sağkalıma göre karşılaştırıldığında VÜK'ün genel sağkalım açısından anlamlı derecede daha kötü olduğu görüldü. BCG tedavisi alan, RS uygulanan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalım açısından fark bulunmadı. Sonuç olarak kasa invaze olmayan ürotelyal karsinomlarda varyant histolojinin daha agresif seyirli olması ve onkolojik sonuçları kötü etkilediğini belirledik. Yüzeyel mesane kanserlerinde intravezikal BCG tedavisinin sağkalımı uzattığı görüldü. BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında sağkalımda anlamlı fark saptanmadı. Yüzeyel VÜK tanılı hastalarda da intravezikal BCG tedavisi uyğulanabilir. Ancak çalışmaya dahil edilen varyant histolojili hasta sayısı az olduğundan BCG tedavisine göre karşılaştırma varyant histoloji alt tipleri arasında mümkün olmadı. Yüzeyel varyant histolojili mesane kanserlerinde erken RS güvenle uyğulanabilir. Kemoterapi SÜK tanılı hastalarda daha etkilidir. VÜK tanılı hastalarda kemoterapi sağkalımı kötü etkilemektedir. VÜK tanılı hastalar karşılaştırıldığında mikropapiller varyantın daha kötü prognoza sahip olduğu görüldü. Ancak çalışmamıza dahil edilen varyant histolojili hasta sayısının az olması nedeniyle alt tipler arasında ileri araştırmaya gerek vardır. Sonuç olarak kasa invaze olmayan ürotelyal karsinomlarda varyant histolojinin daha agresif seyirli olduğu ve onkolojik sonuçları kötü etkilediğini belirledik. Yüzeyel mesane kanserlerinde intravezikal BCG tedavisinin sağkalımı uzattığı görüldü. BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında sağkalımda anlamlı fark saptanmadığından, yüzeyel VÜK tanılı hastalarda da intravezikal BCG tedavisi etkilidir. Ancak çalışmaya dahil edilen varyant histolojili hasta sayısı az olduğundan BCG tedavisine göre karşılaştırma varyant histoloji alt tipleri arasında mümkün olmadığı için, BCG tedavisinin hangi alt tipde daha etkili olmasını belirlemek için ileri araştırmaya gerek vardır. Radikal sistektomi yapılan hastalarda varyant histoloji sağkalımda fark oluşturmadığı için, yüzeyel varyant histolojili mesane kanserlerinde erken RS güvenle uygulanabilir. Kemoterapi SÜK tanılı hastalarda daha etkilidir. Kemoterapi alan VÜK tanılı hastalarda genel sağkalım kötü etkilenmektedir. VÜK tanılı hastalar varyant alt tiplere göre karşılaştırıldığında mikropapiller varyantın daha kötü prognoza sahip olduğu görüldü. Ancak çalışmamıza dahil edilen varyant histoloji alt tipleri ve hasta sayısının az olması nedeniyle alt tipler arasında ileri araştırmaya gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, saf ürotelyal karsinom,varyant histolojili ürotelyal karsinom, BCG

HistolojiKarsinomaMesane hastalıkları+3
Anar Mammadov
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesane infiltratif ürotelyal karsinomlarında KRAS, BRAF, PIK3CA mutasyon analizi

AMAÇ: Mesane kanseri, genitoüriner sistemde prostattan sonra en sık görülen kanserdir ve dünyadaki kanserler arasında en yaygın 7. kanserdir. Dünyada ve Türkiye'de erkeklerde sıklığı belirgin olarak yüksektir ve Türkiye'de erkeklerde gözlenen en sık 4. kanserdir. Mesane kanserleri invaziv-olmayan ve infiltratif ürotelyal karsinom (İÜK)'lar olarak iki gruba ayrılmaktadır. İÜK'da daha agresif tedavi yöntemleri (sistektomi, kemoterapi) uygulanmakta ve evrede ilerleme, metastaz sık görülmektedir. Bu bağlamda İÜK'da yeni tedavi yöntemleri geliştirmek, moleküler yolakların keşfi önem kazanmaktadır. Moleküler analizler, hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesinde yol gösterici olmuştur. Hücre büyümesinde tirozin-reseptör-kinazın sinyal yolağında; RAS-BRAF-MEK-ERK ve PIK3CA-PTEN-AKT kaskadlarının onkogenlerinin mutasyona uğraması kanser gelişmesine yol açmaktadır. Çalışmamızda İÜK'da PIK3CA, KRAS ve BRAF mutasyonlarının analizini amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: DÜTF Patoloji ABD'da tanı alan 24 İÜK çalışmaya dahil edildi. İÜK olguları diferansiasyon (glandüler, sarkomatoid vb) gösteren/göstermeyen olarak ayrıldı. Dokulardan parafinin ayrıştırılması sonrası DNA ekstraksiyonu yapıldı. İzole DNA, RANDOX cihazı biyoçip dizilerine konularak KRAS, PIK3CA ve BRAF mutasyon analizi yapıldı. Mutasyon sıklıkları olguların demografik, histopatolojik, klinik bulguları ile karşılaştırıldı; genel/hastalıksız sağkalım oranları, aldıkları kemoterapi türü/sayısı ve TNM evresine göre değerlendirildi. BULGULAR: İÜK vakalarının ortalama tanı yaşı 70.1 olup erkek/kadın:11/1'dir. İÜK olgularının %33.3'ünde KRAS, %12.5'inde PIK3CA, %8.3'ünde BRAF mutasyonu saptanmıştır. Çoğunluğu gemsitabin+sisplatin olmak üzere 14 hasta kemoterapi tedavisi görmüştür. Tümörlerin %79,1'i evre 2'de tanı almıştır ve histopatolojik incelemede eşlik eden in-situ karsinom (n:8), nekroz (n: 13), lenfovasküler invazyon (n: 12) ve perinöral invazyon (n: 10) saptanmıştır. Mutasyon glandüler, sarkomatoid ve skuamöz diferansiasyonlu olgularda mevcut iken mikropapiller ve berrak hücre diferansiasyonlu olgularda saptanmamıştır. Histopatolojik özelliklerin mutasyon analizi ile karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç gözlenmedi. Bu çalışmada yapılan analizlere göre (KRAS, BRAF, PIK3CA) olguların sağkalım oranları arasında fark görülmedi. TARTIŞMA: Tümörlerin moleküler karakterlerinin belirlenmesi, hedeflenen tedavi algoritmalarının oluşturulmasında ve uygun hastanın seçilmesinde bir kılavuzdur. Reseptör tirozin kinaz yolu, tümörlerde en sık mutasyona uğrayan yollardan biridir. Sonuç: Mesane kanseri olan hastaların tedavisine yön verebilecek mutasyon profillerini bulmak için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca, bunların prognoza etkisinin daha geniş serilerde araştırılması gerekir.

KarsinomaMesaneMesane hastalıkları+4
Şeyma Büyücek
Düzce University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mesane kanserlerinde kromozom 13q33-34 bölgesinin mikrosatellit haritalaması, ING1 geninin mutasyon analizi ve gen ifade düzeyinin araştırılması

Ülkemizde mesane kanseri sık kar?ıla?ılan kanserler arasında üçüncüdür. Kanser çe?itli genetik ve epigenetik deği?ikliklerin hücrede birikmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu genetik deği?iklikler onkogenlerin etkinliğinde artı?a veya tümör baskılayıcı genlerin etkinliğinde azalmaya neden olabilir. Tümör baskılayıcı genlerin kaybı veya etkinliğinin bozulması tümör olu?umuna yol açabilmektedir. ING ailesi genlerinin çe?itli kanser tiplerinde önemli rol alan tümör baskılayıcı genler olduğu bilinmektedir. Bu çalı?mada mesane kanseri 30 hastadan alınan normal ve tümörlü dokular kullanılarak, kromozom 13q33-34 bölgesinde mikrokayıp analizi, ING1 geni ifade analizi ve ING1 geninde dizin analizi ile mutasyon taraması gerçekle?tirilmi?tir. Yanısıra ING1 geninin özendirici bölgesi hakkında bilgi bulunmadığı için TFSEARCH ve Genomatix-MatInspector gibi çevrimiçi programlarla buraya bağlanan transkripsiyon faktörleri ara?tırılmı?tır. 13q33-34 bölgesi için seçilen DS belirleyiciler D13S285, D13S1315, D13S796, D13S278, D13S158 ve D13S779?dur. Elde edilen heterozigotluk kaybı oranları ise sırası ile %23.3, %20, %6.7, %3.3, %6.7 ve %0 ?eklindedir. En fazla heterozigotluk kaybı ING1 genini çevreleyen D13S285 ve D13S1315?te gözlenmi?tir. Gen ifade analizleri neticesinde ise 30 hastadan 7?sinin ING1 gen ifadesinde deği?iklik gözlenmi?tir. Fakat dizin analizi yöntemiyle incelenen ING1 geninin ekzonlarında mutasyona rastlanmamı?tır. Deği?ik kanser tiplerinin baskılanmasında rol alan ING1 geninin mesane kanserinde önemli bir tümör baskılayıcı gen olmadığı görülmektedir. Heterozigotluk kaybı bulgularından yola çıkarak mesane kanserinde 13q33-34 bölgesinin farklı ?aday? tümör baskılayıcı gen veya genler barındırdığı dü?ünülebilir. ??levsel özellikleri dikkate alındığında bu genlerin COL4A1, COL4A2 veya SOX1 olabileceği söylenebilir. Transkripsiyon faktörü analizleri ise ING1 geni özendirici bölgesine bağlanan faktörlerden bazılarının, ING1 i?levi ile ili?kili olabilecek, c-Rel, c-Ets gibi çe?itli faktörler olduğunu göstermi?tir. ING1 özendirici bölgesinin moleküler açıdan incelenmesinin gerekliliği görülmektedir.

Gen ifadesiGenlerHeterozigotlar+5
Mehri İğci
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mesane kanserlerinde TRPM2 gen ekpresyonu

Mesane kanserinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki sıklığı, diğer bölgelerden daha yüksektir. Mesane kanserleri üzerine yapılan genomik görüntüleme çalışmalarında kromozom 21q bölgesinde ciddi kromozomal kayıplar gözlenmiştir. Bu lokusta yer alan genlerden bir tanesinin TRPM2 geni olduğu görülmüştür. Bu çalışmalardan yola çıkarak, mesane kanseri ile TRPM2 gen ifadeleri arasındaki ilişki çalışıldı. Bu çalışma; Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı'nda, mesane kanseri tanısı konmuş 28 hastadan, cerrahi olarak alınmış normal ve tümörlü dokular üzerine yapıldı. TRPM2 geninin mRNA ekspresyonu için RT-PCR tekniği kullanıldı. Çalışma sonucunda TRPM2 geninin mesane kanseri vakalarındaki ekspresyonunun çok az olduğu görüldü. 28 hastadan 22'sinde ekspresyon izlenmedi. 6 hastada az da olsa ekspresyon izlendi. Bu 6 hastadan 3'ünde düşük ekspresyon, 1'inde normal ekspresyon, 2'sinde ise yüksek ekspresyon görüldü. TRPM2 gen ifade seviyesinin düşüklüğü, mesane kanseri dokularında hücre döngüsü ve çoğalma kontrolünün bozulmasıyla ve neticesinde apoptozisin çalışmaması ile kanser gelişimin ilişkili olabileceğini düşündürdü. TRPM2 ve diğer TRPM ailesi üyelerinin hücre içi dağılımları ve mesane kanserli dokulardaki işlevlerinin ortaya çıkarılması, TRPM2'nin mesane kanseri gelişimindeki rolünün daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

ApoptozisEkspresyonGen ifadesi+3
Çağlar Atalay
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesane kanserlerinde AEG-1,B-katenin ve APC'nin rolü ve prognostik faktörlerle ilişkisi

Amaç: Mesane kanseri erkeklerde dünyada dördüncü, Türkiye'de üçüncü en sık görülen kanser türüdür ve görülme sıklığı ile mortalite oranları artmaya devam etmektedir. AEG-1 meme, kolorektal ve over kanseri gibi birçok kanserin progresyonu ile ilişkili yeni bir onkoproteindir. APC, Beta-Katenin'in negatif regülatörü olan tümör süpresör gendir. Bu çalışmada mesane karsinogenezinde AEG-1, APC ve Beta-Katenin'in rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem-Gereçler: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji A.D. arşivinden saptanan 66 adet mesane tümörü hastasının sistektomi ve TUR materyaline immünhistokimyasal AEG-1, APC ve B-catenin çalışması yapıldı. Şiddet ve yaygınlığı skorlanıp yaş, tümör tipi, histolojik derece ve evre gibi prognostik faktörler ile istatistiksel olarak ki-kare ve t testi kullanılarak karşılaştırıldı. Bulgular: 66 olguda AEG-1 sitoplazmik boyanması invaziv ürotelyal karsinomlarda noninvaziv papiller ürotelyal karsinom ve in-situ karsinom olgularına göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,043). Yüksek evreli tümörlerde AEG-1 ekspresyonu artışı gözlendi (p=0,044). Histolojik derece artışı ile AEG-1 ekspresyonu artışı eğilimi gözlendi ancak istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0,137).Anormal Beta-Katenin ekspresyonu ile evre arasında anlamlı ilişki saptandı ( p=0,016). APC ile prognostik faktörler ve tanı grupları arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuçlar: İngilizce literatürde mesane kanserlerinde AEG-1 ekpresyonu artışı ile artmış histolojik derece ve progresyon arasında ilişkinin gösterildiği çok fazla yayın yoktur . Bizim çalışmamızda invazivlik ve evre ile ilişki saptanmış olup, AEG-1'in mesane kanseri için onkoprotein olduğunu düşündürmüştür. Beta-katenin WNT sinyal yolağının üyesidir, E-cadherin düzenlenmesinde rol oynar. Nükleer lokalizasyonu birçok kanser gibi mesane kanserinde de bildirilmiştir. Bizim çalışmamızda da evre ve histolojik derece artıkça nükleer ekspresyonunun görüldüğü saptanmıştır.

Gen ifadesiGenlerHistopatoloji+5
Nilüfer Kadıoğlu
Düzce University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mesanenin ürotelyal karsinomlarının epidemiyolojisi

Mesane karsinomu erkeklerde kadınlardan ortalama 2-3 kat daha fazla görülmektedir. Bunun temelinde primer etyolojik faktörler olan sigara kullanımı ve mesleki maruziyetin genellikle erkek cinsiyet ile ilişkili olması yatmaktadır. Sigara kullananlarda ve bağlantılı olarak erkeklerde kas invazyonu gösteren tümörler de daha yüksek oranda görülmektedir. Ayrıca tümör derecesi ile patolojik evre korelasyon göstermektedir ve yüksek dereceli tümörlerde kas invazyonu görülme olasılığı daha fazladır.Bu çalışmada Ocak 1997 ile Ocak 2009 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'na gelen 420 hastaya ait mesane transüretral rezeksiyon (TUR), sistektomi ve sistoprostatektomi materyalleri taranmış olup; mesane karsinomları için, ortalama tanı yaşı, erkek/kadın oranı, yüksek dereceli, düşük dereceli, muskularis propria invazyonu gösteren, lamina propria invazyonu gösteren ve noninvaziv tümörlerin oranları hesaplanarak bu tümörlerin epidemiyolojik verileri elde edilmiştir. Ayrıca cinsiyet, tümör derecesi ve evre arasındaki oransal ilişki değerlendirilmiştir.Sonuç olarak bu çalışmada literatür ile uyumlu olarak, mesane karsinomunun erkeklerde belirgin olarak daha yüksek oranda görüldüğü, yüksek dereceli, lamina propria invazyonu gösteren ve muskularis propria invazyonu gösteren tümörlerin oranının da erkek cinsiyette daha yüksek olduğu ve kas invazyonu gösterme oranının yüksek dereceli tümörlerde daha fazla olduğu saptanmıştır.

EpidemiyolojiHematüriKarsinoma+4
Ayşe Nur Keleş
Gazi University
2009
00

İlgili konular