Mood
Bu konu başlığı altında 87 tez
Resimli kitaplardaki karakterlerin duygu durumlarının incelenmesi
Bu araştırmada, 2001-2010 yılları arasında 3-6 yaş çocukları için ülkemizde yayımlanmış resimli kitaplardaki karakterlerin, metin ve resimlemelerde hangi tür duygu durumlarına sahip olduklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Piyasada bulunan, farklı yayınevi, yazar ve resimleyene ait resimli kitaplar arasından seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden ?kolay ulaşılabilir durum örneklemesi? yöntemi ile ulaşılabilen 752 kitap araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Evren içerisinden rastgele sayılar tablosu yoluyla seçilen 112 kitap örneklemi oluşturmuştur. Araştırmada veriler, literatür taraması sonuçlarına ve uzman görüşlerine dayanılarak araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kitap Künye Formu?, ?Metinde Duygu İnceleme Formu? ve ?Resimde Duygu Tanımlama Formu? aracılığıyla toplanmıştır. Bu formlar ile her bir resimli kitapta yer alan duygu durumlarının resimlemede ve ?sözcük-sözcük grubu-cümle? olarak metinde var olup olmadığı saptanmıştır. Ayrıca resimli kitaplarda yer alan duygu durumlarının metinde ve resimlemedeki kullanım sıklığı belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 17,0 programıyla analiz edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda; metinde sözcük ve sözcük grubu olarak ifade edilen duygu durumlarından ?sevmek, sarılmak, mutlu olmak, sevinmek, kızmak, sinirlenmek, ağlamak, üzülmek, korkmak? gibi okulöncesi dönemindeki çocukların anlayabileceği sözcüklerin yanı sıra, ?gurur duymak, bayılmak, koklaşmak, haykırmak, içi içine sığmamak, yerinde duramamak, şok geçirmek, gözlerine inanamamak, homurdanmak, içini çekmek, yakınmak, hayıflanmak, ürkmek? gibi okulöncesi çocukların anlayamayacağı ifadelere de rastlanmıştır. Metinde yer alan bu ifadelerin resimlemelerle desteklenerek çocuk tarafından anlamlandırılabileceği düşünülmüştür.Örneklemi oluşturan resimli kitaplardaki karakterlerin en fazla sahip olduğu duygu durumunun metinde ve resimlemede ?Sevinç? duygusu olduğu tespit edilmiştir. Metinde ?Şaşkınlık?, resimlemede ise ?Öfke? duygusunun en az olduğu saptanmıştır. Okulöncesi çocukların resimli kitaplarda farklı duygu durumlarıyla karşılaşmaları noktasından hareketle, daha az yer verilen duygu durumlarının da resimli kitaplarda yer alması gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Okulöncesi Eğitim, Çocuk Edebiyatı, Resimli Kitap, Duygu
Öğretmen ve öğrencilerde ortaya çıkan duyguların öğretmen-öğrenci ilişkilerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, öğretmen ve öğrencilerin yaşamış olduğu pozitif ve negatif duyguların neler olduğunu belirlemek ve öğretmen ve öğrenci ilişkileri üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Gaziantep İli Şahinbey İlçesinde bir okulda yürütülmüştür. Araştırmada amaçlı örneklem yöntemlerinden birisi olan tipik durum incelemesi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini şehir ortalamasını temsil eden bir okuldan rastgele seçilen 1 sınıf öğretmeni, 21 kız ve 15 erkek öğrenci olmak üzere toplamda 37 kişi oluşturmaktadır. Araştırma verileri, gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verileri, betimsel yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmen ve öğrencilerin öğrenme ortamında yaşamış olduğu güven, mutluluk ve sevilme hissi gibi pozitif duyguların oluştuğu ve bu duyguların sınıf ortamı/sınıf içi performans açısından öğretmen-öğrenci ilişkilerinde olumlu etki ettiği tespit edilmiştir. Mutsuzluk, huzursuzluk ve hüzün gibi negatif duyguların oluştuğu ve bu duyguların sınıf ortamı/sınıf içi performans açısından öğretmen-öğrenci ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebildiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Duygu, pozitif ve negatif duygular, öğretmen-öğrenci ilişkileri
Tip 2 diyabet hastalarında duygudurum düzeyleri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin psikometrik ve psikoteknik testler ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların yaşam kalitesini etkileyen emosyonel ve bilişsel parametrelerin ölçekler ve psikoteknik testler ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir araştırmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi endokrinoloji polikliniğine başvuran tip 2 diyabetes mellitus tanılı 70 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri Nisan 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu, Hastane Anksiyete Depresyon ölçeği (HAD), Kısa Form Yaşam Kalitesi (SF-12) ve psikoteknik testler kullanılmıştır. Katılımcılara psikoteknik testler Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikoteknik laboratuvarında izole test odasında uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %57'si kadın olup, yaş ortalamaları 52,60 ± 8,88 yıldır. Kilo ortalamaları 82,94 ± 16,62 kg, boy ortalamaları 165,61 ± 7,26 cm ve VKİ ortalamaları 30,20 ± 5,57 olarak saptanmıştır. Katılımcıların diyabet sürelerinin ortalaması 9,32 ± 7,33 yıl olup; Hba1c düzeyleri ortalaması 7,75 ± 1,87 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %22,9'unda anksiyöz, %27,1'inde depresif belirtiler saptanmıştır. Kadın cinsiyette, medeni durumu evli olanlarda, obez olanlarda ve tedavi olarak sadece oral antidiyabetik kullananlarda depresyon riskinin daha fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve depresyon riskinin fazla olduğu hastalarda yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Erkek cinsiyette fiziksel ve mental bileşen alt grup puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Gelir düzeyi giderinden fazla olan bireylerde fiziksel bileşen alt grup puanı daha yüksek bulunmuştur. Diyabet süresi 10 yıl ve üstü olanlarda mental bileşen alt grup puanı daha yüksek saptanmıştır. Katılımcıların Hba1c değerleri ile görsel ve işitsel uyaranlara verdikleri doğru tepkiler arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda kadın cinsiyet, evli olan, obez olan ve diyabet tedavisinde sadece oral antidiyabetik kullanan tip 2 diyabetik kişiler depresyon riski ile ilişkili bulunmuştur. Katılımcıların Hba1c düzeyleri ve diyabet süreleri ile depresyon ya da anksiyete riski ilişkili saptanmamış olsa da depresyon ya da anksiyete riski fazla olan kişilerde yaşam kalitesi daha düşük saptanmıştır. Bu nedenle tip 2 diyabet tanılı hastaların ruhsal durum açısından da değerlendirilmeleri çok önemlidir. Birinci basamakta kronik hastalık takibi yapan aile hekimlerinin diyabetin çok yönlü bir metabolik hastalık olduğunu bilerek bu kişilerin duygudurumlarını, yaşam tarzlarını ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmesi uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Anksiyete ve Depresyon, Yaşam Kalitesi, Psikoteknik, Kognitif Fonksiyon
Duygusal algı bağlamında grafik tasarım ürünlerinde tasarlama yaklaşımlarının incelenmesi
Gelişen teknoloji, insanların beklentilerinin, değer yargılarının değişmesi ve firmalar arası artan rekabet tasarım dünyasını etkilemiş ve tasarım alanında kullanıcıların ihtiyaçlarının anlaşılması önemli hale gelmiştir. Bu durum tasarım alanında farklı araştırmalar yapılmasına sebep olmuştur. Bu araştırmalar sonucunda kullanıcının/ hedef kitlenin, somut ihtiyaçlarının (kullanılabilirlik ve işlevsellik gibi) yanında soyut ihtiyaçlarının da (duygular ve değerler) önem kazandığı, kullanıcıyı ve kullanıcı deneyimini merkez alan yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımlardan bazıları günümüzde; Kullanıcı Deneyimi (User Experience, UX), Deneyim Tasarımı (Experience Design, ED), Kullanıcı Deneyimi Tasarımı (User Experience Design, UXD), Kullanıcı Odaklı Tasarım (User Centered Design, UCD), İnsan Odaklı Tasarım (Human Centered Design, HCD) vb. olarak tanımlanmaktadır. Sıralanan yaklaşım biçimlerinden biri olan Kullanıcı Deneyimi (User Experience UX) başlığı altında yer alan Kullanıcı Odaklı Tasarım (User Centered Design, UCD), bir ürünün planlanması, tasarlanması ve geliştirilmesi yoluyla kullanıcılara odaklanan tasarım yaklaşımıdır. Süreçleri ve stratejileri, tasarım projesinin türüne bağlı olarak değişir, ancak genellikle araştırma ve UX tasarım faaliyetlerinin bir kombinasyonuna dayanır. Kullanıcı Odaklı Tasarımın, kullanılabilirlik ve işlevselliğin yanı sıra duygusal beklentileri de karşılamaya yönelik bileşeni Duygusal Tasarım (Emotional Design) yaklaşımı olarak tanımlanmaktadır. Duygusal Tasarım, tasarım ürünlerinin tüketiciler üzerinde yaratabileceği duygusal etkilere ve tasarlama süreçlerinde bu etkiyi yaratabilecek duygusal ihtiyaç ve beklentilere odaklanan bir yaklaşımdır. Duygusal etkilerin tasarlama sürecine dahil edilmesi her ne kadar Duygusal Tasarım yaklaşımıyla birlikte bugün literatürde tanımlanmış olsa da, tasarımcılar sezgisel bir şekilde, tarihsel süreçte duygusal etkileri kullanmış ve hatta bu etkilerle oluşturulan tasarım ürünleriyle algı yönetimi yapabilmişlerdir. Grafik tasarım disiplini, tasarım elemanları ve ilkeleriyle oluşturulan tasarım ürünlerinde yer alan mesajın yarattığı duygusal etkilerle algı yönetimi yapılabilen bir alandır. Yukarıda açıklanan tasarım yaklaşımları ile tasarlama süreçlerindeki yenilikler ve bu yeniliklerin tasarım alanlarındaki önemine ilişkin güncel bir Türkçe kaynak oluşturulması amacıyla "Duygusal Algı Bağlamında Grafik Tasarım Ürünlerinde Tasarlama Yaklaşımları" başlıklı bu tez çalışmasının yapılması gerekli görülmüştür. Tezin birinci bölümünde çalışmanın problemine, amacına ve önemine yer verilmiştir. İkinci bölümünde; Duygusal tasarım yaklaşımı, duygusal algı, algı kavramı, duygu kavramı, duygusal çekicilikler ve algı yönetimi incelenmiştir. Üçüncü bölümünde, grafik tasarımda ürün tasarlama süreci grafik tasarım ilke ve elemanları incelenmiştir. Dördüncü bölümünde ise; tarihsel süreçte duygusal etkiyle algı yönetimi yapıldığı düşünülen bazı tasarımlara yer verilmiştir.Bu başlıklar altında hazırlanan tez çalışmasında sonuç olarak; günümüzde birçok tasarım alanında oldukça önemli hale gelen Duygusal Tasarım yaklaşımının duygusal algı bağlamında grafik tasarım ürün oluşturma sürecine etkisi araştırılmış, çekicilikler ve grafik tasarım ilkelerinin bu tasarım yaklaşımıyla kullanım ölçütleri belirlenmeye çalışılmıştır.
Ergenlerde reaktif-proaktif saldırganlığı yordamada kişilik özellikleri, duygusal ve davranışsal sorunların rolü
Bu araştırmada ergenlerde görülen reaktif-proaktif saldırganlığın kişilik özellikleri, duygusal ve davranışsal sorunlar tarafından ne oranda yordandığını incelemek amaçlanmıştır. Araştırma Mersin ili Tarsus İlçesinde yer alan yedi lisenin 9, 10, 11 ve 12. sınıflarına devam eden 559 kız, 432 erkek olmak üzere toplam 991 öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ergenlerin reaktif-proaktif saldırganlığına ilişkin veriler "Reaktif-Proaktif Saldırganlık Ölçeği" (Raine ve ark., 2006), duygusal-davranışsal sorunlara ilişkin veriler "11-18 Yaş Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği" (Achenbach ve Edelbrock, 1991), kişilik boyutlarına ilişkin veriler ise "Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi" (Morsünbül, 2014), kişisel veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada saldırganlık toplam puanı ile dışsallaştırma sorunları, içselleştirme sorunları, deneyime açıklık ve dışadönüklük arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler olduğu; duygusal denge, uyumluluk ve sorumluluk arasında anlamlı ve negatif yönde ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Reaktif saldırganlıkla dışsallaştırma sorunları, içselleştirme sorunları ve deneyime açıklık arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişki olduğu görülmüştür. Reaktif saldırganlıkla duygusal denge, sorumluluk ve uyumluluk arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Reaktif saldırganlıkla dışadönüklük arasında ise anlamlı ilişki olmadığı görülmüştür. Proaktif saldırganlıkla dışsallaştırma sorunları, içselleştirme sorunları, deneyime açıklık ve dışadönüklük arasında anlamlı ve pozitif yönde, proaktif saldırganlıkla sorumluluk, duygusal denge ve uyumluluk arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Araştırmadaki tüm değişkenler (dışadönüklük, duygusal denge, sorumluluk, uyumluluk, deneyime açıklık, içselleştirme sorunları, dışsallaştırma sorunları) birlikte, saldırganlığın toplam varyansının %45'ini açıklamaktadır. Dışsallaştırma sorunları, duygusal denge, deneyime açıklık, sorumluluk, dışadönüklük ve uyumluluğun saldırganlık toplam puanının anlamlı yordayıcılarıdır. Araştırmadaki tüm değişkenler birlikte, reaktif saldırganlığın toplam varyansının %42'sini açıklamaktadır. Reaktif saldırganlık ise hem içselleştirme, dışsallaştırma sorunları tarafından hem de duygusal denge, deneyime açıklık, dışadönüklük, uyumluluk ve sorumluluk tarafından yordanmaktadır. Son olarak araştırmadaki tüm değişkenler birlikte, proaktif saldırganlığın toplam varyansının %26' sını açıklamaktadır. İçselleştirme sorunları, dışsallaştırma sorunları, deneyime açıklık ve sorumluluğun proaktif saldırganlığın anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Reaktif- proaktif saldırganlık, beş faktör kişilik özellikleri, duygusal ve davranışsal sorunlar
Yelkenkanat (deltakanat) pilotlarının optimal performans duygu durumu ve boş zaman sıkılma algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yelkenkanat pilotlarının boş zamanlarda sıkılma algıları ve optimal performans duygu durumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini farklı kategorilerde (başlangıç, orta seviye, pilot, deneyimli, eğitmen) 314( kadın 59 =26.47 ss= 4.12 yaş; erkek 255 = 30.98 ss= 6.80) yelkenkanat pilotu oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bireyin demografik özelliklerini tanımlamaya yönelik kişisel bilgilerin bulunduğu sorulara, ikinci bölümde Boş Zamanlarda Sıkılma Algısı Ölçeği (BZSAÖ) ve üçüncü bölümde ise Sürekli Etkinlik Tecrübe Ölçeği-2 (SETÖ-2) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikilerle birlikte Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Post-hoc Bonferonni testleri kullanılmıştır. Serbest zamanlarda sıkılma algısı ve optimal performans duygu durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Spearman Brown Korelasyon testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, yelkenkanat pilotlarının cinsiyet, katılım düzeyi, katılım sıklığı, yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, pilotluk seviyesi, bağlı olunan kurum değişkenlerine göre sürekli etkinlik tecrübe ölçeği açısından (p<.05); cinsiyet, katılım düzeyi, katılım sıklığı, yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, pilotluk seviyesi, bağlı olunan kurum değişkenlerine göre boş zamanlarda sıkılma algıları açısından anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir (p<.05). Yelkenkanat pilotlarının serbest zamanlarda sıkılma algısı ve optimal performans duygu durumu arasındaki ilişki için yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, ölçek ortalama ve sıkılma alt boyutunda pozitif-doyum alt boyutunda negatif ve düşük yönde bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (ölçek ortalama r: .219, sıkılma r: .233, p<.05; doyum r: -.122, p<.05). Anahtar kelimeler: Serbest zaman, macera rekreasyonu, boş zamanlarda sıkılma algısı, optimal performans duygu durumu, yelkenkanat.
Kayak ve snowboardçularda kayak merkezi tercihi,optimal performans duygu durumu ve heyecan arayışı ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı kayak ve snowboard yapan bireylerin kayak merkezi tercihi, optimal performans duygu durumu ve heyecan arayışı arasındaki ilişkinin saptanmasıdır. Araştırmada veri toplamak amacıyla kayak ve snowboard katılımcılarına kişisel bilgi formu, Kayak ve Snowboarda İlişkin Heyecan Arama Ölçeği (KSİHAÖ), Kayak Merkezi Tercih Ölçeği (KMTÖ) ve Sürekli Etkinlik Tecrübe Ölçeği Kısa Formu (SETÖ-2) uygulanmıştır. Verilerin analizi 5 farklı örneklem grubu üzerinden 3 aşamalı şekilde yürütülmüştür. Birinci aşamada Kayak Merkezi Tercih Ölçeği (KMTÖ)'nin geliştirilmesinde odak grup görüşmesi için iki grup olmak üzere toplam 2 kadın 10 erkek yaşları 23 ile 63 arası değişen kayak ve snowboard antrenörleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada Kayak ve Snowboard'a İlişkin Heyecan Arama Ölçeği (KSİHAÖ)' nin Türk kültürüne uyarlama çalışmasının dilsel eşdeğerliği için 38, test-tekrar test ve ölçüm güvenirliği için 53 kişiden veriler toplanmıştır. Kayak Merkezi Tercih Ölçeği (KMTÖ) ve Kayak ve Snowboarda İlişkin Heyecan Arama Ölçeği (KSİHAÖ) yapı geçerliği, iç tutarlılık (Cronbach Alpha) ve İki yarı test güvenirliği (Split-Half) çalışmaları için 622 (kadın 167 X = 24.33 ss=5.72 yaş; erkek 455 X = 27.52 ss= 7.83 yaş) katılımcıdan veriler toplanmıştır. Üçüncü aşama olarak ise çalışmaya ilişkin hipotezlerinin test edilmesinde kayak ve snowboard ile ilgilenen 510 (kadın 126 X = 23.94 ss= 5.79 yaş; erkek 384 X = 27.33 ss= 7.87 yaş) doğa ve macera rekreasyonu katılımcısına ulaşılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Kayak ve Snowboarda İlişkin Heyecan Arama Ölçeğinin Türkçeye uyarlama çalışması öncelikle dilsel eşdeğerlik analizi yapılmış ve analiz sonucunda ölçeğin her bir maddeye ilişkin korelasyon katsayılarının .46 ile .85 arasında değiştiği, madde toplam puanları açısından korelasyon katsayısının ise .83 (p<.01) olduğu belirlenmiştir. KSİHAÖ'nin faktör yapısını incelemek için yapılan KMO (Kaiser-Meyer-Olkin) değerinin 0.88 ve Barlett Sphericity değerleri ise 2789.44 (p< .001. sd= 45) olarak bulunmuştur. Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) sonuçları değerlendirildiğinde maddelerin faktör yük değerlerinin ".58 ile .81" aralığında değiştiği ve maddelerin yüksek faktör yük değerlerine sahip olduğu elde edilmiştir. Maddelerin açıkladığı varyans faktör 1 için %44 ve faktör 2 için %19 olarak tespit edilirken maddelere ilişkin toplam varyans % 64 olduğu belirlenmiştir. Gerekli modifikasyon işlemlerinden sonra modelin mükemmel ve yeterli uyum indekslerine ulaştığı ve maddelerin faktör yük değerlerinin .55 ile .86 arasında değiştiği sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda faktör 1 "yenilik arayışı" ve faktör 2 "risk arayışı" olarak adlandırılmış ve Türk kültürü için kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) sonrası 622 kayak ve snowboard katılımcısından elde edilen iç tutarlılık katsayısı "yenilik arayışı" alt boyutu için .86 ve "risk arayışı" alt boyutu için .77 olarak hesaplanmıştır. Test-tekrar test güvenirliği sonuçlarına göre ise "yenilik arayışı" alt boyutu için korelasyon katsayısının .98 (p<.01) olduğu; "risk arayışı" alt boyutuna ilişkin korelasyon kat sayısının .98 (p<.01) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kayak Merkezi Tercih Ölçeği (KMTÖ)'nin faktör yapısını incelemek için yapılan KMO (Kaiser-Meyer-Olkin) değerinin 0.95 ve Barlett test değeri ise 7928.86 (p< .001. sd= 253) olarak bulunmuştur. Daha sonra yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) sonuçlarına göre KMTÖ'nün 4 faktörlü yapıda oluştuğu görülmüştür. Maddelerin faktör yük değerlerinin ".34 ile .84" aralığında değiştiği ve maddelerin açıkladığı varyans faktör 1 için %44, faktör 2 için %6.5, faktör 3 için % 5.2 ve faktör 4 için %4.7 olarak tespit edilirken; maddelere ilişkin toplam varyans % 61 olarak belirlenmiştir. Gerekli modifikasyon işlemlerinden sonra modelin mükemmel ve yeterli uyum indekslerine ulaştığı ve maddelerin faktör yük değerlerinin .34 ile .83 arasında değiştiği görülmektedir. Ölçeğe ilişkin faktör 1 "konaklama ve taşıma", faktör 2 "alternatif etkinlikler", faktör 3 "destek hizmetleri" ve faktör 4 "doğa ve çevre" olarak isimlendirilmiştir. DFA analizi sonrası 622 katılımcılardan elde edilen Cronbach Alpha iç tutarlılık güvenirlik katsayısı "konaklama ve taşıma" alt boyutu için .89, "alternatif etkinlikler" alt boyutu için .78, "destek hizmetleri" alt boyutu için .88 ve "doğa ve çevre" alt boyutu için .71 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin iki yarı korelasyonu Spearman-Brown formülü ile hesaplandığında ilk yarı için .94, Guttman Split-Half korelasyonu .94; ikinci yarı için Spearman-Brown .95 ve Guttman Split-Half korelasyon değeri .94 olarak hesaplanmıştır. Araştırma verilerinin "Normal Dağılıma Uygunluk Test" sonuçlarına göre; veri seti normal dağılıma uygunluk sağlamıştır. Araştırmaya ilişkin korelasyon analiz sonuçlarına göre kayak merkezi tercihi ile optimal performans duygu durumu arasında (r= .249, p<0.01); kayak merkezi tercihi ile heyecan arayışı arasında (r= .196, p<0.01); heyecan arayışı ile optimal performans duygu durumu arasında (r= .549, p<0.01) istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Araştırmada kurgulanan modelin tespit edilmesi için yapısal eşitlik modeli analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre model 1'de kayak merkezi tercihinin optimal performans duygu durumu üzerinde etkisinin olduğu (β= .187, p<.01) ve p değerinin istatistiksel olarak anlamlı (p< .01) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Model 2'de kayak merkezi tercihinin heyecan arayışı üzerinde etkisinin olduğu (β= .932, p<.01) ve p değerinin istatistiksel olarak anlamlı (p< .01) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Model 3'te heyecan arayışının optimal performans duygu durumu üzerinde etkisinin olduğu (β= .581, p<.01) ve p değerinin istatistiksel olarak anlamlı (p< .01) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Model 4'te heyecan arayışı aracı değişken olarak ele alınmıştır. Başlangıçta model 1'de kayak merkezi tercihinin optimal performans duygu durumu üzerinde etkisi varken, aracı değişken olarak heyecan arayışı modele dahil edildiğinde kayak merkezi tercihinin optimal performans duygu durumu üzerindeki etkisi ortadan kalkmış, p değerinin anlamsız (p >.05) olduğu ve kayak merkezi tercihi, heyecan arayışı, optimal performans duygu durumunun birbirine olan etki düzeyi artış göstermiş ve p değerinin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (β= .722, p<.01). Anahtar Kelimeler: Rekreasyon, Kayak, Snowboard, Heyecan Arama, Optimal Performans Duygu Durumu, Kayak Merkezi Tercihi
Duygusal yemenin depresyon, anksiyete ve stres belirtileri ile olan ilişkisi
Bu çalışmada, duygusal yeme ile depresyon, anksiyete ve stres belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda yaş, cinsiyet, medeni durum ve kilo ile ilgili değişkenlerin duygusal yeme ile depresyon, anksiyete ve stres belirtileri üzerindeki etkisinin de incelenmesi hedeflenmektedir. Çalışmaya, İstanbul'un çeşitli ilçelerinde oturan 18-68 yaş arası 785 yetişkin gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada, duygusal yemeyi ölçmek için 1986 yılında Van Strein, Frijters, Bergers ve Defares tarafından geliştirilen ve 1988 yılında Tekok tarafından Türkçeye uyarlanan Hollanda Yeme Davranışı Anketi, depresyon anksiyete ve stres belirtilerini ölçmek için 1995 yılında Lovibond ve Lovibond (Lovibond ve Lovibond, 1995) tarafından geliştirilen, Türkçeye standardizasyonu Çetin, Abacı ve Akın (2006) tarafından yapılan depresyon, anksiyete ve stres ölçeği (DASO) kullanılmıştır. Duygusal yeme puanları yüksek olan kişilerin depresyon (9,95±8,61), anksiyete (11,25±8,34) ve stres (16,53±12,68) puanları duygusal yeme puanları düşük olan kişilerin depresyon (6,97±7,55), anksiyete (8,34±6,70) ve stres (12,68±8,36) anlamlı ölçüde daha yüksektir. Ayrıca, cinsiyet, yaş, medeni durum ile kilo memnuniyeti ve kilo algısı; duygusal yeme ile depresyon, anksiyete ve stres seviyelerinde anlamlı derecede değişiklik oluşturmaktadır. Bu bulguların önemi önceki araştırmaların ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: duygusal yeme, kilo algısı, depresyon, stres, anksiyete
Rekreasyonel basketbolda ciddi boş zaman algısı ve optimum performans duygu durumu ilişkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Ciddi Boş Zaman Ölçeğinin (CBZÖ) rekreasyonel basketbolcularda Türkçe geçerlik ve güvenliğini test edilmesi ve CBZÖ ile Sürekli Optimum Performans Duygu Durumu Ölçeği-2'ye (SOPDDÖ-2) ilişkin bulguların demografik değişkenler ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Geçerliği ve güvenirliği bu araştırma kapsamında kanıtlanan CBZÖ ve buna ek olarak SOPDDÖ-2 veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'de rekreasyonel amaçlı basketbol oynayan sporculardır. Örneklemi ise; Çalışma I'de CBZÖ'nün Türkçe geçerli ve güvenilirliği için 315, çalışma II'de ise (602 erkek ve 125 kadın) 727 gönüllü katılımcıdan oluşmuştur. Elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programlarında analiz edilmiştir. Kolayda örnekleme yöntemiyle elde edilen verilerin analizlerinde DFA, frekans, aritmetik ortalama, standart sapma; parametrik dağılım sergileyen bağımsız örneklemlerde t testi ve ANOVA testleri; non-parametrik dağılım sergileyen bağımsız örneklemlerde Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis H-Testlerinin yanı sıra, ölçekler arasındaki ilişki ve etkiyi belirlemek için ise Sperman Korelasyon ve Regresyon testlerinden yararlanılmıştır. Ölçüm araçlarının iç tutarlıkların incelemesi için Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Bulgular: CBZÖ Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda CBZÖ'nün cinsiyet, yaş, basketbola katılım düzeyi, kariyer, lisans yılı ve haftalık boş zaman süresi değişkenine göre; SOPDDÖ-2'nin ise cinsiyet, basketbola katılım düzeyi ve lisans yılı değişkenine göre anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. CBZÖ ile SOPDDÖ-2'nin tüm alt boyutları arasında pozitif bir ilişki ve etki tespit edilmiştir. Sonuçlar: CBZÖ 18 boyutu nedeniyle ayrıntılı bir boş zaman etkinliği analiz aracı olarak adlandırılabilir. Amatör basketbol katılımcıları, Ciddi Boş Zaman özelliklerinin çoğuna sahiptir ve katılım düzeylerine göre değişen seviyelerde Optimum Performans Duygu Durumu (Akış) yaşarlar.
Sporcularda bağlılık: Sürekli optimal performans duygu durumu ve spora özgü başarı motivasyonuyla ilişkisi ve metaforik algılar
Amaç: Sporcuların, sporcu bağlılık düzeylerinin incelenmesi ve sporcu bağlılığıyla sürekli optimal performans duygu durumu ve spora özgü başarı motivasyonu arasındaki ilişkilerin belirlenmesidir. Ayrıca çalışmada sporcuların cinsiyet, yaş ve sporculukla ilgili özelliklerinin sporcu bağlılığına, sürekli optimal performans duygu durumuna ve spora özgü başarı motivasyonuna olan yordayıcı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte katılımcıların sporla ilgili metaforik algıları sporcu bağlılığıyla ilişkisel olarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırmada karma araştırma yöntemlerinden "İç İçe Karma Desen" kullanılmıştır. Örnekleme; 14-18 yaş aralığında 499 sporcu dahil edilmiştir. Veri toplamı aracı olarak "Sporcu Bağlılık Ölçeği", "Sürekli Optimal Performans Duygu Durum Ölçeği-2", "Spora Özgü Başarı Motivasyonu Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi form aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizinde çoklu doğrusal regresyon, kanonik korelasyon, hiyerarşik regresyon ve nitel verilerde içerik analizi teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Sporcuların bağlılık düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Sporcu bağlılığıyla sürekli optimal performans duygu durumu ve spora özgü başarı motivasyonu arasında pozitif ilişki, incelenen değişkenler arasından cinsiyet ve haftalık antrenman süreleri sporcu bağlılığı ve sürekli optimal performans duygu durumunu anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte bulgular sporcuların bağlılık düzeyinin yüksekliğini destekleyen metafor kategorilerinin oluştuğunu da göstermiştir. Sonuçlar: Sporcunun yaptığı spora olan bağlılığının performanslarıyla ilgili parametrelerden sürekli optimal performans duygu durumu ve spora özgü başarı motivasyonunu etkileyen önemli bir değişken olduğu söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sporcu Bağlılık, Sürekli Optimal Performans Duygu Durumu, Spora Özgü Başarı Motivasyonu, Metaforik Algı.
Depresif bozukluk tanısı olan ergenlerde kendine zarar verme davranışının dürtüsellik, emosyon regülasyonu, psikolojik sağlamlık ve yürütücü işlevler ile ilişkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada kendine zarar verme davranışı (KZVD) olan depresyon hastaları, KZVD olmayan depresyon hastaları ve sağlıklı ergenler ile karşılaştırılarak; KZVD'nin klinik ve sosyodemografik özellikler, depresyon şiddeti, dürtüsellik, emosyon regülasyonu, psikolojik sağlamlık ve yürütücü işlevler ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 12-18 yaş ergenler ve bir ebeveynleri oluşturmaktadır. Son 1 yıl içerisinde en az 1 kez KZVD olan ve yapılan klinik görüşme sonucu depresif bozukluk tanı kriterlerini karşılayan 43 ergen KZVD olan depresyon hastaları grubuna, KZVD olmayan ve depresif bozukluk tanı kriterlerini karşılayan 41 ergen KZVD olmayan depresyon hastaları grubuna ve bu ergenlerle yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 38 gönüllü sağlıklı ergen sağlıklı kontrol grubuna dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5 ve Çocuklar İçin Depresyon Değerlendirme Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Formu uygulamıştır. Çalışmaya katılan tüm ergenler Sosyodemografik Veri Formu, DSM-5 Düzey-2 Depresyon Ölçeği Çocuk Formu(DEP), Duygudurum Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Barrat Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ve Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği-12'yi (ÇGPSÖ-12); KZVD olan ergenler ayrıca Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanterini doldurmuştur. Tüm ergenlere nöropsikolojik testlerden Wisconsin Kart Eşleme testi (WCST), Stroop Testi ve İşaretli Yap/Yapma Testi araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmaya katılan her ergenin bir ebeveyni Yürütücü İşlevleri Davranışsal Değerlendirme Envanteri Ebeveyn Formunu (BRİEF) doldurmuştur. Bulgular: KZVD olan depresyon grubu ergenler aile içi şiddet ve ailede evlilik sorununu en yüksek oranda bildirirken, sağlıklı kontrol grubu ergenlerin en düşük oranda bildirdiği görülmüştür. KZVD olan depresyon grubundaki ergenlerin diğer iki gruptaki ergenlerden anlamlı düzeyde daha fazla oranda düzenli sigara kullandıkları, daha fazla intihar düşüncesi, planı ve girişimi öyküsü ve arkadaşlarında intihar öyküsü bildirdikleri saptanmıştır. KZVD olan ergenlerde en sık kendine zarar verme yönteminin kendini sert bir yere çarpma, vurma olduğu, ikinci sıklıktaki yöntemin kendini kesme olduğu saptanmıştır. DEP, BDÖ-11 ve BRİEF alt ölçek ve toplam puanları karşılaştırıldığında KZVD olan ve olmayan depresyon grupları arasında anlamlı farklılık bulunmazken sağlıklı kontrol grubu puanlarına göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır(p<0.01). DDGÖ amaç, dürtüsellik ve netlik alt ölçek puanları KZVD olan depresyon grubu ergenlerde diğer gruplardakilere göre anlamlı olarak daha yüksek, ÇGPSÖ-12 puanları anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.01). DDGÖ strateji, kabul etmeme ve farkındalık alt ölçek puanları depresyon gruplarında benzer bulunurken sağlıklı kontrol grubunda anlamlı olarak düşük saptanmıştır (p<0.05). WCST, Stroop Testi ve İşaretli Yap/Yapma Testi verileri karşılaştırıldığında depresyon grupları arasında fark bulunmazken, bu gruplardaki ergenlerin sağlıklı kontrol grubundakilere göre daha kötü performans sergilediği bulgulanmıştır (p<0,05). KZVD üzerine etkisi olan değişkenlerin lojistik regresyon analizinde DDGÖ dürtüsellik alt ölçek puanı ve intihar düşüncesi istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). KZVD işlevleri ile ilgili analizler sonucunda DEP toplam puan ve DDGÖ strateji alt ölçek puanı otonom işlevler ile korele bulunurken, DEP toplam puan ve BDÖ-11 motor dürtüsellik alt ölçek puanı sosyal işlevler ile korele bulunmuştur(p<0.01). KZVD işlevlerine etkisi olan değişkenleri saptamak için yapılan çoklu lineer regresyon analizinde otonom işlevler üzerinde DDGÖ strateji alt ölçek puanı, sosyal işlevler üzerinde ise DEP toplam puan ve BDÖ-11 motor dürtüsellik alt ölçek puanı etkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırmamızda kullanılan ölçeklerin olgu grubunda yapılan değerlendirmesinde DEP, DDGÖ, BDÖ-11 ve BRİEF ölçekleri birbirleriyle pozitif korele bulunurken, ÇGPSÖ-12 ile diğer tüm ölçekler arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç: KZVD olan depresyon grubu ergenler ailede evlilik sorunu, aile içi şiddet, düzenli sigara kullanımı, intihar düşüncesi, planı ve girişimi öyküsü ve arkadaşlarında intihar öyküsü açısından diğer gruplardaki ergenlerden farklı bulunmuştur. KZVD olan ergenlerin duygu düzenleme konusunda güçlük yaşadıkları, olumsuz duygu esnasında amaca yönelik davranışı başlatma, duygusal yanıtı netleştirebilme ve dürtüsel davranışları kontrol edilebilme açısından daha az beceriye sahip oldukları, psikolojik sağlamlıklarının düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dürtüsellik ve yürütücü işlevleri değerlendiren ölçekler ve laboratuvar testlerinin sonuçları KZVD ile ilişki saptamamış, bulunan defisitlerin depresyon ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. KZVD üzerine etkili bulunan faktörlerin analizi sonucunda intihar düşüncesine sahip olmanın ve dürtüsel davranışları kontrol edilebilmede güçlük yaşamanın KZVD riskini arttırdığı saptanmıştır. Ayrıca KZVD olan ergenlerde duygudurum düzenleme stratejileri konusunda yaşanan güçlükler arttıkça otonom işlevlerin, depresyon şiddeti ve motor dürtüsellik arttıkça sosyal işlevlerin daha fazla kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Depresyon şiddeti, dürtüsellik ve duygudurum düzenlemede güçlükler artıkça yürütücü işlev defisitlerinin arttığı; psikolojik sağlamlığın ise bütün bu değişkenler ile negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. KZVD'nin altında yatan faktörlerin tespiti ve bu davranışın önüne geçebilmek için gerekli tedbirlerin oluşturulabilmesi için, yürütücü işlevler ve diğer değişkenlerle ilişkisinin araştırıldığı daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Bipolar bozuklukta nörobilişsel testlerin özgüllüğü ve duyarlılığı üzerine karşılaştırmalı bir çalışma
AMAÇ: Bipolar Bozukluk tekrarlayıcı manik ve depresif epizodlarla ötimi adı verilen iyilik dönemleriyle karakterize yaşamı etkileyen önemli zihinsel hastalıklardan biridir. Yakın zamana dek, nöropsikolojik yöntemler ile psikiyatrik hastalıklar arasında kesin bir ilişki gösterilemezken daha sonraki gelişmeler sonucunda, hastalıkların yerleşim yeri hakkında da fikir verebilen nöropsikolojik testler araştırma ve uygulamada yerini almıştır. Bipolar bozuklukta bilişsel bozulmanın olabileceği uzun süredir bilinmekte, özellikle son yıllarda bu konu üzerine artan sayıda çalışmalar yapılmaktadır. Çalışmalarda özellikle sözel öğrenme ve bellek ile uzamış dikkat fonksiyonlarında bipolar hastalarda belirgin performans düşüklüğünün olduğu tekrarlayan bir bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle şizofreni hastaları ile karşılaştırmalı çalışmalar da yapılmakta, şizofreni hastalarındaki nörobilişsel kayıplar ile bipolar hastalardaki nörobilişsel kayıplar karşılaştırılmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda şizofreni ve bipolar bozukluk için uygulanması önerilen nörobilişsel test bataryalarının içinde ayırt edici bir test bataryası ya da test/testler bulma umudunu da içermektedir.Bu çalışmanın amacı nöropsikolojik testlerin bipolar bozuklukta özgüllük ve duyarlılığını saptamak ve böylece gelecekteki olası tanı ya da tedavi stratejilerinde bilişsel işlev bozukluğunun saptanması için özellikli testlerle ışık tutmak, özgül testler saptayarak günlük pratikte tüm bipolar hastaların gelecekteki tedavi ve izlem sürecinde yapılabilir bir pratiklik sağlamak olarak özetlenebilir.YÖNTEM: Araştırma evreni Celal Bayar Üniversitesi bünyesinde bulunan Psikoz ve Bipolar Bozukluk Polikliniğine 1 yıl boyunca başvuran hastalık açısından remisyonda hastalardan oluşmaktadır. Örneklem bu polikliniklere rastgele başvuran 50 psikoz, 51 bipolar hastası ile bu hastalarla sosyodemografik olarak uygun 50 kontroldür. Çalışmaya alınma kriterleri; 18-65 yaş arasında, en az ilkokul mezunu, başka bilinen tıbbi bir nörolojik rahatsızlığı olmaması, şizofreni hastasının çalışmaya alınabilmesi için Andreasen kriterlerine göre remisyonda olması, bipolar hastanın çalışmaya alınabilmesi için Young mani ve Hamilton duygudurum değerlendirme ölçeklerinde remisyon kriterlerinde olması olarak belirlendi.Araştırmaya alınan hastalara ve kontrol grubuna ilk olarak SCID-I (SCID-CV) görüşmesi yapılmış olup hasta grubuna DSM-IV'e göre tanı konulmuştur. Bu görüşmeler sonucu Bipolar Bozukluk saptanan kişilere sosyodemografik veri formu verilerek ve Hamilton Depresyon Değerlendirme ile Young Mani Değerlendirme ölçekleri uygulanarak çalışmaya alınma kriterlerine bakıldı. Şizofreni tanılı hastalara PANNS maddelerinden P1 (Sanrılar), P2 (Düşünce dağınıklığı), P3 (Varsanılar), G5 (Manyerizm ve vücut duruşu), G9 (Olağandışı düşünce içeriği), N1 (Duygularda küntleşme N4 (Pasif, kayıtsız bir biçimde kendisini toplumdan çekme), N6 (Konuşmanın kendiliğinden ve akıcı olmasının kaybı) bakılarak Andreasen kriterlerine göre remisyon değerlendirmesi yapıldı. Çalışmaya alınmaya uygun bipolar hastalara sosyodemografik açıdan benzer kontrol grubu seçilmiştir. Kontrol grubunda da SCID-I görüşmesi yapılarak psikiyatrik hastalık dışlanmıştır. Daha sonra tüm hasta ve kontrollerin Wechsler Bellek Ölçeği ile IQ değerlendirilmesi yapılmış, Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, İşaretleme Testi, Çizgi Yönünü Belirleme Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Iowa Kumar Testi, Sürekli Dikkat Testi, İz Sürme Testi, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi, Yüzde Dışavuran Duyguların Yanınması Testi, Yüzde Dışa Vuran Duyguların Ayırt Edilmesi Testi uygulanmıştır. Test sonuçları düzeltilmiş IQ düzeylerine göre değerlendirildi.İstatistiksel değerlendirmede, sosyodemografik verilerde gruplar arasında fark olup olmadığını saptamak için oransal değerler için ki-kare testi, numerik değerler için t testi uygulanmıştır. Test performanslarının değerlendirilmesi ve gruplar arasındaki anlamlılıklarının saptanması için ANOVA, anlamlılık değerlendirilmesi için Tukey post-hoc analizi uygulanmıştır. IQ puanlarının eşitlenerek testlerin değerlendirilmesi için ANCOVA, testlerin özgüllük-duyarlılık düzeylerinin değerlendirilmesi için ROC (Receiver operating characteristic curves) eğrileri kullanılmıştır.BULGULAR: Sosyodemografik açıdan hasta grupları ve kontrol grubu ele alındığında gruplar arasında cinsiyet, eğitim süresi, maddi durum, hastalık süresi ve yatış sayısı açısından istatiksel fark saptanmadı. Grupların yaş özelliklerinden kaynaklanan istatistiksel farklılığın (p=0,027) çalışmaya alınan şizofreni hastalarının yaş ortamalarının bipolar hastalara (40,86±11,50) ve kontrollere (39,86±11,20) göre daha genç olması (35,8±11,37) nedeniyle oluştuğu gözlendi. Meslek alanında da istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,019). Bu istatistiksel anlamlılığın şizofreni hastalarındaki yüksek çalışmama durumu ile ilişkili olduğu düşünüldü. Hasta ve kontrol grupları çalışma durumuna göre karşılaştırıldığında da aynı şekilde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,009).Bipolar hastaların %56,9'u, kontrollerin %64'ü evli iken, şizofreni hastalarında bu oran %30 bulunmuş, bu fark da istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bipolar ve Şizofreni hastaları arasında ek fiziksel hastalık varlığı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.Nörobilişsel test performansları değerlendirildiğinde; Wechsler Bellek Ölçeği toplam puanlarından hesaplanan IQ düzeylerine bakıldığında; şizofreni hastalarının IQ düzeyleri bipolar hastalardan ve sağlıklı kontrollerden, bipolar hastalarınki ise sağlıklı kontrollerden düşük bulunmuştur. Bu araştırmada uygulanan testlerden Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi tamamlanan kategori sayısı, Sürekli Dikkat Testi, İz Sürme Testi B, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi puanlarında Bipolar hastalar sağlıklı kontrollere göre kötü performans göstermiş, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi ve IQ puanlarında şizofreni hastalarından daha iyi performans göstermiş, diğer testlerde şizofreni hastalarınınkine benzer performans göstermişlerdir. Özgüllük değerlendirilmesi için ROC analizleri uygulandığında da hastalığı ayırt ettirecek yükseklikte eğri altında kalan değerleri saptanmamıştır.SONUÇ: Çalışmanın bulguları ve literatür birlikte değerlendirildiğinde, bipolar bozukluk için nöropsikolojik değerlendirmenin olmazsa olmazların arasına girdiğini, ilaç seçimi, mesleki ve sosyal işlevselliğin sağlanması, prognoz takibinde dikkat edilmesi gerekli bir alan olduğu söylenebilir. Nöropsikolojik testlerin bipolar bozukluk için genel kullanıma girmesiyle hastanın biyopsikososyal olarak geniş bir çerçevede değerlendirilebileceği ve bu testlerden özellikle sözel öğrenme ve bellek ile uzamış dikkati ölçenlerin öncelikli olarak genel pratikte kullanılması önerilerimiz arasındadır. Çalışmamızda uygulanan testler göz önüne alındığında; özelikle Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, Sürekli Dikkat Testi, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testinin kullanımı önerilebilir. Bu yaygın kullanım gelecekte bu alandaki iyileşmelerin de daha çok önemsenmesini beraberinde getirebilir ve gelecekteki ilaç araştırma geliştirme çalışmalarına da farklı bir boyut kazandırabilir. İleride nörobilişsel fonksiyonlara pozitif etki eden tedaviler de rutin tedavi programlarına girebilir ya da bu alanda psikoterapiler uygulanması gündeme gelebilir.
Romantik ilişkideki bireylerin bağlanma stillerinin duygu durumları ve birbirlerine bağlanma stilleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı romantik ilişkilerde, kişinin partnerinin bağlanma stili ile kendi duygu durumu arasındaki ilişkide kişinin bağlanma stillerinin aracı rolünü incelemektir. Buna ek olarak çiftlerin bağlanma stilleri ve duygu durumları demografik değişkenler açısından da incelenmiştir. Araştırmanın kapsamını 6 ay ve daha uzun süredir romantik ilişkisi olan 231 çift (231 kadın ve 231 erkek) oluşturmaktadır. Veriler amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASS-21) aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS.25 ve M-Plus sürüm 7 programı kullanılmıştır. Romantik ilişkilerde partnerlerden birisinin depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri üzerinde diğer partnerin bağlanma stilinin yordayıcı etkisine bakabilmek ve kişinin kendi bağlanma stilinin aracı rolünü test edebilmek amacıyla yol (path) analizi yapılmıştır. Bağlanma stilleri (kaygılı ve kaçınan) ve duygu durumun (depresyon, anksiyete ve stres) demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını tespit edebilmek amacıyla da tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Kadın katılımcıların duygu durumunu yordayan modelde, erkek kaygılı bağlanma puanları kadın kaygılı ve kadın kaçınan bağlanma puanlarını pozitif yönde yordamıştır. Kadın kaygılı bağlanma puanları kadın depresyon, kadın anksiyete ve kadın stres puanlarını pozitif yönde yordamıştır. Kadın kaçınan bağlanma puanları ise kadın depresyon ve kadın anksiyete puanlarını pozitif yönde yordamıştır. Erkek kaygılı bağlanma puanları kadın depresyon puanlarını doğrudan pozitif yönde yordamıştır. Ayrıca kadın kaygılı bağlanma puanları, erkek kaygılı bağlanma puanları ile kadın anksiyete ve kadın stres puanları üzerinde tam aracı, kadın depresyon puanları üzerinde ise kısmi aracı rol oynamıştır. Erkek katılımcıların duygu durumunu yordayan modelde, ise kadın kaygılı bağlanma puanları erkek kaygılı ve erkek kaçınan bağlanma puanlarını pozitif yönde yordamıştır. Erkek kaygılı ve erkek kaçınan bağlanma puanları erkek depresyon, erkek anksiyete ve erkek stres puanlarını pozitif yönde yordamıştır. Ayrıca erkek kaygılı bağlanma puanları, kadın kaygılı bağlanma ile erkek anksiyete, erkek depresyon ve erkek stres puanları üzerinde tam aracı rol oynamıştır. Erkek kaçınan bağlanma puanları da kadın kaygılı bağlanma ile erkek depresyon puanları üzerinde tam aracı rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma stilleri, Duygu durum, İkili (dyadic) analiz, Romantik ilişkiler.
Emotions in social networks
In this dissertation, I explore emotional dynamics in a social network and how brands can leverage emotional state in a network to create engagement. Essay 1 focuses on emotional dynamics, specifically how long certain emotions last, and how emotions follow each other in short- and long-term time frames, using emotional dimensions (valence-arousal- dominance) as predictors, analyzing millions of tweets retrieved from Twitter and processed with NLP techniques. Understanding how long emotions last and which emotions follow each other can act as a social appraisal mechanism that allows policy makers, politicians and marketing professionals be better prepared for emotional fluctuations in a society. Essay 2 focuses on the role of consumers' emotional state in receiving consumer engagement for the brand-generated social media content. Second essay highlights the importance of context for receiving consumer engagement and offers insights into the congruency between the emotional characteristics of the brand-generated content and consumers' states.
Dürtüsel satın alma eğilimiyle yürütücü işlevler, dürtüsellik ve kişilik arasındaki ilişkinin yapısal eşitlik modeli ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı dürtüsel satın alma ile kurulumu değiştirme, inhibisyon, seçici dikkat, çalışma belleği, dürtüsellik, kişilik ve duygudurum arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmaya 33 kadın, 34 erkek olmak üzere 67 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21,61 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların kurulumu değiştirme ve problem çözme becerilerini ölçmek amacıyla Wisconsin Kart Eşleme Testi, seçici dikkati ölçmek amacıyla Stroop Testi TBAG Formu, inhibisyon ve dikkati sürdürmeyi ölçmek amacıyla Londra Kulesi Testi, çalışma belleğini ölçmek için Wechsler Bellek Ölçeği-III Harf-Sayı Dizisi Alt Testi kullanılmıştır. Ayrıca dürtüsel satın alma eğilimini ölçmek amacıyla Dürtüsel Satın Alma Ölçeği, pozitif ve negatif duygudurumunu ölçmek amacıyla Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği, dürtüselliği ölçmek amacıyla Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu ve kişilik boyutunu ölçmek amacıyla Davranışsal İnhibisyon Sistemi / Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerine Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı, bağımsız gruplar t-testi, ılımlaştırıcı analiz ve yapısal eşitlik modeli (YEM) analizleri uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; Dürtüsel Satın Alma Ölçeği ile Stroop Testi TBAG Formu'nun 5.Bölüm Düzeltme puanı; LKDX Testi'nin Zaman İhlali, Yürütme Zamanı ve Toplam Zaman puanları; Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu'nun Dikkat Dürtüselliği alt boyutu ile anlamlı korelasyon ilişkisi bulunmuştur. YEM analizi sonuçlarına göre; inhibisyon gizil değişkeninin dürtüsel satın alma bağımlı değişkenini anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Ayrıca Dürtüsellik gizil değişkeni dürtüsel satın almayı anlamlı olarak yordamaktadır. Kadın katılımcılar ile yapılan YEM'de kurulumu değiştirme ve inhibisyon; erkek katılımcılarda ise Stroop Testi TBAG Formu 5.Bölüm Düzeltme puanının dürtüsel satın almayı gizil değişkenlerinin dürtüsel satın almayı yordamaktadır. Çalışma belleği, kişilik ve duygudurum bağımsız değişkenlerinin dürtüsel satın almaya anlamlı katkısı bulunamamıştır.
Subtalamik nükleus'a derin beyin stimülasyonu uygulanan ve uygulanmayan parkinson hastalarının bilişsel fonksiyon, emosyonel durum, yaşam kalitesi, hastalık şiddeti, karakter ve mizaç, nöropsikiyatrik semptomlar ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastaları ve Subtalamik Nükleus'a Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastaları'nı hastalık şiddeti, yürütücü işlevler, emosyonel durum, bilişsel fonksiyonlar, yaşam kalitesi ve mizaç özellikleri açısından birbirleri açısından karşılaştırmak ve bu faktörlerin hangilerinin daha yakından ilişkili olduğunu incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 15 Subtalamik Nükleus'a Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastası ile yaş, cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş 15 Parkinson hastasından oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta gruplarına ilk olarak sosyodemografik veri formu, ardından Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Cloninger'in Karakter ve Mizaç Envanteri, Parkinson Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği verilmiştir. Sonrasında tüm gruplara Mini Mental Test, Nöropsikiyatrik Envanter, Stroop testi, Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği, Hoehn Yahr Skalası, Sözel Akıcılık Testi uygulanmıştır. Bulgular: Derin beyin stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının sözel akıcılık testinde K harfi, A harfi, S harfi toplam değerleri ile meyve ve market toplam değerleri, mini mental testte zaman oryantasyon ve oryantasyon toplam değerleri, karakter ve mizaç testinde keşfetmekten heyecan duyma (NS1), empati duyma (C2) , yardımseverlik (C3) alt kategori skorları ile Nöropsikiyatrik Envanterde depresyon, anksiyete, apati, irritabilite değerlerinin Parkinson hasta grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Parkinson hastalarının Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinde anskiyete skorları, Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme ölçeğindeki toplam değerler ile bu testin tüm alt kategorilerinin değerleri, Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson grubuna kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Stroop test skorlarında ve Parkinson Hastalığı Anketi (pdq-39)' nde ise iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, Parkinson hastalarında anksiyete ve depresyon düzeyleri arttıkça sözel akıcılık testindeki performansın kötüleştiği ; Mini Mental skorları arttıkça sözel akıcılık test performansındaki bazı alt kategorilerinde performansın iyileştiği; UPDRS motor muayene skorları arttıkça kategori akıcılık testi meyve toplam, market toplam,hayvan tekrar değerleri azaldığı, Hoehn Yahr Evreleme Skorları arttıkça sözel akıcılık test performansının kötüleştiği, UPDRS testinde hastalık şiddeti arttıkça stroop test performansının ve mini mental test skorlarının azaldığı; depresyon ve anksiyete düzeyleri arttıkça bilişsel fonksiyonlarda kötüleşme olduğu gösterilmiştir. Parkinson hastalarının Mini Mental Skorları ile Stroop testi skorları; depresyon ve anksiyete skorları ile Mini mental test skorları açısından anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarında korelasyon analizi sonuçlarında ise anksiyete ve depresyon düzeyleri ile sözel akıcılık testi arasında ilişki olmadığı; mini mental test ile sözel akıcılık testi arasında ilişki olmadığı; Mini Mental lisan puanları arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan tekrar değerleri de azaldığı, Mini Mental oryantasyon toplam puanları arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan ve market tekrar değerleri de arttığı, Mini Mental lisan puanları düzeyleri arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan tekrar, meyve toplam, meyve tekrar değerleri de arttığı; UPDRS motor muayene skorları arttıkça kategori akıcılık testi hayvan toplam değerleri azaldığı gösterilmiştir. Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının hafıza, dikkat ve hesap puanları arttıkça S4 düzeltme testi skorlarının azaldığı, hatırlama skorları arttıkça stroop testinde s1, s2, s3, s4 süre ve s2, s4 hata skorlarının azaldığı, Mini mental toplam skorları arttıkça stroop testinde s1, s2, s3, s4 süre skorlarının azaldığı; UPDRS skorları arttıkça Mini mental test skorlarının azaldığı saptanmıştır. Sonuç: Bu kesitsel, prospektif ve kontrollü çalışma, Parkinson Hastalığı ve Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının bilişsel fonksiyonlar, emosyonel durum, karakter ve mizaç özellikleri, hastalık şiddeti, yaşam kalitesi ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırıldığı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı Türkçe ve İngilizce literatürde görebildiğimiz kadarıyla ilk çalışmadır. Bulgularımız hastalık şiddetinin artmasının Parkinson hastalarında bilişsel ve yürütücü işlevleri kötüleştirdiği; DBS uygulamasının ise Parkinson hastalığının şiddetini de azaltarak hem motor fonksiyonları hem de yürütücü işlevleri, emosyonel durumu ve bilişsel fonksiyonları iyileştirdiğini göstermiştir. Bulgularımız Türk popülasyonunda Parkinson hastalarında motor bulguları ve nöropsikiyatrik semptomları potansiyel olarak azaltabilecek stratejilerin geliştirilmesi için çok önemli olan Derin Beyin Stimülasyon tedavisinin motor ve nöropsikiyatrik etkilerini gösteren mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Subtalamik Nükleus, Derin Beyin Stimülasyonu, kognisyon, yürütücü işlevler, emosyonel durum, mizaç
Dövme yaptıran bireylerde kimlik yönelimi, duygu durumu ve beden algılarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, dövme yaptıran bireylerde kimlik yönelimi, duygu durumu ve beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada, 18-45 yaş aralığındaki dövmesi olan (n=165) ve dövmesi olmayan (n=100) toplam 265 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Örneklemi dövme yapan bireylerin oluşturması ölçüt olarak ele alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS v26 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Duygudurumları Profili, Kimlik Ölçeği ve alt boyutlarıdır. Bağımsız değişkenleri ise dövme yapan ve yapmayan grup, cinsiyet, eğitim düzeyi, dövmenin görünürlüğü, pişmanlık durumu ve dövme sayısıdır. İki kategorili değişkenler için bağımsız örneklemler t- testi, üç veya daha fazla kategorili değişkenler için Anova analizi yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişikiyi belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Ayrıca, parametrik koşulların sağlanmadığı durumlarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analizi yapılmıştır. Bulgularda, vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların gerginlik-anksiyete, depresyon-keder, öfke-saldırganlık, yorgunluk-atalet, konfüzyon puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Vücudunda dövme olan katılımcıların gerginlik-anksiyete, depresyon-keder, öfke-saldırganlık, yorgunluk-atalet ve konfüzyon puan ortalaması vücudunda dövme olmayan katılımcıların puan ortalamasından daha düşük belirlenmiştir. Vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların toplam VAÖ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların kolektif kimlik puan ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulgulanmıştır. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlarüzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde premenstrual dönemdeki dikkatin premenstrual sendrom, duygudurum bozuklukları belirtileri ve menstrual siklusun özellikleri ile incelenmesi
Premenstrual sendromu hafif, orta, ağır şiddette en az bir semptom olarak kadınların bir çoğu yaşamaktadır. Fiziksel, emosyonel ve kognitif semptomları olan premenstrual sendrom kadınların yaşamlarının bir çok alanında problem yaşamalarına neden olmaktadır. Bir kadının her ay ortalama 6 gün, hayatı boyunca 8 yıl adet gördüğünü düşünürsek anlaşılması ve tedavisinde etkili çalışmaların yapılması oldukça önemlidir. Bu araştırma, kadınlarda premenstrual sendromun (PMS) kognitif semptomlarından dikkat eksikliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda üniversite öğrencilerinde premenstrual dönemdeki dikkat pms, duygudurum bozuklukları belirtileri ve menstrual siklusun özellikleri ile incelenmiştir. Araştırmada 98 premenstrual döneminde olan, 78 premenstrual döneminde olmayan, 8 menstruasyon dönemi bilinmeyen toplam 184 kadına araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyodemografik Bilgi Formu, D2 Dikkat Testi, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Premenstrual Sendrom Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan araştırmada pms ile dikkat ve menstruasyon siklusunun özellikleri arasında anlamlı bir fark ve ilişki bulunamamış, pms ile duygudurum bozuklukları belirtlileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PMS ile anksiyete, depresyon, hostilite, olumsuz benlik, somatizasyon belirtileri arasında pozitif bir kolerasyon vardır ve belirti şiddeti arttıkça premenstrual sendromun şiddetinin de arttığı saptanmıştır. Bununla birlikte premenstrual dönemde, duygudurum bozuklukları belirtileri ile dikkat arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Beyaz yakalı çalışanlarda duygudurum, depresyon ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
'Sosyal medya bağımlılığı' ve 'depresyon'; günümüzde özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların temel sosyal problemlerinden biri haline gelmiştir. Akademik çalışmalardan iş dünyasına kadar birçok kesimin ilgi alanı olan sosyal medya bağımlılığı ile depresyon ilişkisi hala üzerinde tartışılması gerekn birçok konuyu barındırmaktadır. Bu çalışmanın amacı ise beyaz yakalılarda duygudurum depresyon ve sosyal medya bağımlılık düzeylerinin arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışma; 24 - 42 yaşları arasında ki özel şirketlerde çalışan 210 gönüllü il yapımıştır. Araştırmada Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Beck Depresyo Ölçeği ve Duygu Durum Ölçeği kullanılmıştır. Sanal tolerans düzeyi, sanal iletişim düzeyi, Sosyal medya bağımlılığı puanının ve Beck depresyon puanlarının kadınların erkeklerden yüksek olduğu saptanmıştır. Negatif duygu durum hariç diğer ölçek puanları ile yaş ve gelir durumu arasında negatif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Ölçeklerin birbirleri ile olan ilişkilerine bakıldığında Sanal tolerans puanı sırası ile sanal iletişim puanı, sosyal medya bağımlılığı puanı, Beck depresyon puanı ve negatif duygu durum puanı ile pozitif korelasyon gösterirken pozitif duygu durum puanı ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; depresyon arttıkça sosyal medya kullanımı artmaktadır. Bu konuda geniş kohort çalışmaların yapılması gerektiği ve bu konuda ulusal önlemler alınması gerektiğini düşümekteyiz.
Tiyatro oyuncularında borderline ve narsisistik kişilik özelliklerinin optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile ilişkisi
Bu araştırma tiyatro oyuncularının, Borderline, Narsisistik kişilik özellikleriyle optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarıları arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Bu amaçla araştırma içerisinde Sosyo Demografik Form, Borderline Kişilik Ölçeği, Narsisistik Kişilik Envanteri, Optimal Performans Duygu Durum Ölçeği ve Öznel Kariyer Başarısı Ölçeği İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndan seçilen 100 kadın ve 100 erkek olmak üzere toplamda 200 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS 25.0 programında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yalnızca Narsisistik kişilik özellikleri ile öznel kariyer başarısı arasında ve optimal performans duygu durum ile öznel kariyer başarısı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca Borderline kişilik özellikleri ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Borderline ve Narsisistik kişilik özellikleri, optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çocuk sahipliği ve yaşam ortamı arasında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Narsisistik kişilik özellikleri, optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile medeni durum arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır.
Prepartum ve postpartum dönemde annelerin duygudurumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışma annelerin prepartum ve postpartum duygu durumlarının belirlenmesi, postpartum depresyon sıklığı ve muhtemel risk faktörlerini tespit etmek amacıyla yapıldı.Materyal metot: Bu çalışma Haziran 2007-Ocak 2008 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Obstetri Polikliniğine rutin gebelik takibi için başvuran anneler üzerinde yapıldı. Çalışmaya rutin gebelik takibi için başvuran ve bilinen herhangi bir sağlık veya gebelik problemi olmayan ve gebeliğin üçüncü trimestrında olanlar alındı. Anneler doğumdan sonraki postpartum ilk üç aylık dönemde tekrar görüşmeye çağrıldı. Annelere prepartum ve postpartum dönemde Beck depresyon ölçeği (BDÖ), STAI 1 (State-Trait Anxiety Inventory), STAI 2 ve sosyodemografik değişkenlerin kaydedildiği bir anket formu dolduruldu.Bulgular Çalışmamıza katılan annelerin prepartum puan ortalamaları; BDÖ: 13,9±7,7, STAI: 1 40,4±11,0, STAI 2: 43,9±7,4 postpartum puan ortalamaları; BDÖ: 13,3±8,2, STAI 1: 40,0±11,2, STAI 2: 42,9±8. olarak saptandı. BDÖ'ye göre prepartum depresyonda olanlar %30,6 postpartum %28.6 idi. Prepartum %10.2 postpartum %6.1 olmak üzere %12,2 oranında ağır derecede perinatal depresyon tespit edildi. Annelerin prepartum ve postpartum duygu durumları arasındaki değişiklik istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.002). Annelerin STAI 1'e göre prepartum %49'unun postpartum %51'inin, STAI 2'ye göre prepartum %75.5'inin, postpartum %67.3'ünün eşik değerin üzerinde puan aldıkları tespit edildi.Sonuç: Sağlık personeli, hekimler ve özellikle Aile hekimleri, gebelikte ve postpartum dönemde takip ettikleri anneleri depresyon açısından mutlaka gözden geçirmelidirler. Şüphelenilen vakalara gerekli tarama testleri uygulanmalı, bilgi verilmeli, psikoterapi uygulanmalı gerekirse farmakolojik tedavi seçenekleri gözden geçirilmelidir.Anahtar kelimeler: Prepartum, Postpartum, Kaygı, Depresyon
Örgüt sosyolojisi açısından çalışma yaşamında duygular ve duygusal emek
Bu araştırma, örgüt sosyolojisi açısından çalışma yaşamında duygular ve duygusal emek kavramının önemini ortaya koyabilmek maksadıyla nitel araştırma yöntemlerinden literatür tarama yöntemiyle oluşturulmuştur. Çalışma yaşamında duygusal emek; personellerin çalıştıkları süre kapsamında, kendilerinden beklenen duyguları sergileme çabasıdır. Personellerin emeklerine katacakları en son olgunun duygular olduğu söylenmektedir. Duygu konusu kişinin hayatında oldukça önemli olduğu bilinirken aynı konunun örgütsel hayat için çokta önemli olmadığını, hatta duygu konusunun üzerinde çok durulmayarak daha çok klasik örgüt yaklaşımının tasvip edildiği görülmektedir. Ülkemizde bu çalışma konusu hakkında gerekli özenin gösterilmediği görülmüş ve konuyla alakalı literatürün gelişmesine katkı sağlaması açısından bu çalışma önem arz etmektedir. Sonuç olarak zihinsel gücüyle masa başında iş yapan yani beyaz yakalı olarak tabir edilen çalışanların duygularını yönetmesi ve sergilemesi giderek daha önemli hale gelmektedir. Kurumlar artık çalışanlarının duygularını, gerçekliğe bulaştırılmaması gereken bir faktör olarak görmektedir. Bunun nedeni de duygular işletmenin karlılık durumuna etki edecek bir unsur olmasıdır. Hochschild'in ifadesiyle müşterinin "kral" olma durumu bu durumun nedeni olarakta sayılabilir. Rekabetin giderek artması, müşterilerin işletmelerin merkezi konumuna gelmesi, bu eşitsiz ilişkinin tölere edilmesi ancak duygusal emeğe yöneticiler tarafından daha fazla değer atfedilmesiyle sağlanabilir.
Adli otopsi eğitiminin tıp fakültesi öğrencilerinin bilgi, tutum ve duygudurumuna etkileri
Giriş ve Amaç: Otopsi uygulaması tıp eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olmakla birlikte travmatize edici bir süreçtir. Dönem 5 öğrencilerimizin bilgi ve tutumları ?Ölümün Medikolegal Yönü? TASK'ına katıldıktan sonra değişmekte ve adli otopsi uygulamasından fiziksel ve duygusal olarak etkilendikleri gözlenmektedir. Çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 5 öğrencilerinin, TASK uygulamasından sonra bilgi düzeyleri ve tutum değişiklikleri ile fiziksel ve duygusal olarak etkilenme durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 2009-2010 ve 2010-2011 öğretim yılında Ölümün Medikolegal Yönü TASK'ına katılan Dönem 5 öğrencileri, kontrol grubu olarak 2009-2010 öğretim yılı Dönem 6 ve 2010-2011 öğretim yılı Dönem 1 öğrencileri çalışmaya alınmıştır. Hazırlanan anket formlarıyla dönem 5 öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri, adli otopsi konusundaki bilgi ve tutumları, adli otopsi uygulamasına ilişkin görüşleri, otopsi uygulaması öncesi ve sonrası kaygı düzeyi ve somatizasyon bulguları yönünden araştırılmıştır.Bulgular: Çalışmamıza katılan 422 tıp fakültesi öğrencisinin 86 (% 20)'sı Dönem 5, 227 (%54)'si Dönem 1 ve 109 (%26)'u Dönem 6 öğrencisi idi. Öğrencilerin %96,2'si adli otopsinin tıp eğitimine katkısı olduğunu ve %93,5'i adli tıp uzmanı olmayan hekimlerin adli otopsi uygulaması yapmasının uygun olmayacağını belirtmişlerdir. Dönem 5 öğrencilerinin kaygı düzeylerinin otopsi uygulaması ile ilk karşılaşmada arttığı, TASK'ın son günü ise kaygı düzeyinin azaldığı, kız öğrencilerin kaygı düzeylerinin erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir.Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda, öğrencilerin adli otopsi uygulamalarının olumsuz fiziksel koşullarda yapıldığını belirttikleri ve bu durumun öğrencilerin adli otopsi uygulaması hakkındaki düşüncelerini de olumsuz etkilediği gözlendi. Adli otopsilerin ulusal ve uluslararası protokollere uygun koşullarda gerçekleştirilmesi için gerekli maddi olanağın sağlanmasının ve bunun için karar mekanizmalarının, adli otopsilerin bireylerin haklarının korunması ve toplumun adalete güven duymasındaki yeri ve önemini göz önünde bulundurmalarının önemli olduğu kanaatindeyiz. Öğrencilerin ilk kez katıldıkları adli otopsi uygulamasından olumsuz etkilendikleri ve kaygı düzeylerinin arttığı gözlendi. Bu olumsuzlukların azaltmak için TASK öncesi yapılan tanıtım dersinin, Tıp Eğitimi ve Psikiyatri Anabilim Dalları'nın görüş ve destekleriyle yeniden gözden geçirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz.Anahtar Kelimeler: Adli otopsi, tıp eğitimi, duygudurum, tutum, bilgi
Akciğer kanseri hastalarının duygu durumlarının incelenmesi
Akciğer kanseri hastalarının duygu durumlarının incelenmesi amacıyla karma yaklaşım metotları içinde müdahale deseni ile gerçekleştirilen bu çalışma 17 katılımcı ile yapıldı. Katılımcılar Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Kemoterapi Ünitesi'nde ölçüt örnekleme tekniği ile çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın nicel verileri "Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu", Eastern Cooperative Oncology Group Performans Skalası", "Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği" ve "Duygu Durum Profili Ölçeği" ile nitel verileri ise "saha/alan notları (gözlem, yapılandırılmamış görüşme)", "yarı yapılandırılmış görüşme", "fotoğraf makinesi (akıllı telefon, micro sd kart)", "fotoğraflar (fotoğrafların yorumlanması)" ve "ses kayıt cihazı" ile toplandı. Katılımcılara, duygu durumlarının belirlenmesine yönelik kemoterapi süreçlerinde kendi belirledikleri zaman ve mekanda istedikleri sayıda fotoğraf çekimi yaptırıldı ve duygularını en iyi yansıttığını düşündükleri bir adet fotoğrafı seçip yorumlamaları sağlandı. Katılımcılara, fotoğraf çekim müdahalesinden önce ve sonra nicel ve nitel veri toplama araçları uygulandı. Nicel veriler Shapiro-Wilk, paired-sample t test ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Katılımcıların fotoğraf çekim müdahalesi öncesi ve sonrasında Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği ve Duygu Durum Profili Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Nitel veriler manuel olarak değerlendirildi. Katılımcıların duygu durumları fotoğraf çekim müdahalesinden önce "kanserle tanışma (semptomlar, sessiz çığlık, kanseri ilk duydukları an, inanç)" ve "yeni bir yaşam (sosyal destek, hastanede yaşam, tedavi süreci, kanser metaforları, toplumun yaklaşımı, film şeridi)" tema ve alt temaları olarak belirlenirken; fotoğraf çekim müdahalesinden sonra "duygu yelpazesi (semptomları algılama, duygular), "penceremden dünya (köprü, kadraj, anılara yolculuk, fotoğraf metaforları, ölümsüzlük zinciri) ve "bakış açısı (kanserdaşlık, ayna, gelecek ve beklentiler) tema ve alt temaları olarak belirlendi. Sonuç olarak fotoğraf çekim müdahalesi ile yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış görüşmelerin akciğer kanseri hastalarının duygularının ortaya çıkarılmasında etkili olduğu bulundu.