Mood
117 theses under this subject heading
Evli bireylerde cinsel doyum: Cinsel benlik şemaları, meta-duygudurum ve duygu ifadesinin rolü
İnsanlık tarihi boyunca ele alınıp tartışılan cinsel doyumun kavramsallaştırılması hususunda farklı fikirler bulunmakla birlikte evlilikler için önemi konusu araştırmacıları ortak bir paydada toplamıştır. Evlilikler için büyük öneme sahip cinsel doyumun elde edilmesinde pek çok faktörün etkili olabildiği bilinmektedir. Cinsel doyumun elde edilmesine yönelik çalışmalar incelendiğinde, bireylerin duygularını işlemleme becerileri, bireyin kendi cinselliği hakkındaki bilişsel genellemeleri ve duygu ifadeleri konularına değinilmediği fark edilmiş; cinsel doyum ile ilişkili olabileceği düşünülen meta-duygudurum, cinsel benlik şemaları ve duygu ifadesi ilişkilerinin incelenmesi bu tez çalışmasının amacını oluşturmuştur. Yapılan korelasyon ve aracı değişken analizleri sonucunda, ilgili değişkenlerin cinsel doyum ile ilişkili olduğu, meta-duygudurum ile kurulan aracı değişken analizinin anlamlı sonuçlar verdiği ancak cinsel benlik şemalarını içeren aracı değişken analizinin anlamlı olmadığı bulguları edinilmiştir. Bulgular, bireylerin duygularına dikkat etmeleri, duygularını açıklayabilmeleri, duygularını onarabilme ve gerektiğinde değiştirebilme becerilerini kapsayan meta-duygudurumun cinsel doyum ile ilişkili olduğu ve bu ilişkiye duygu ifadesinin aracılık ettiğini gösterir niteliktedir. Bireyin kendi cinsel yaşamı hakkındaki bilişsel genellemeleri ve cinsel doyum arasındaki ilişkiye duygu ifadesinin eşlik etmiyor oluşu ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Elde edilen bulgular alanyazından edinilen bilgiler dahilinde değerlendirilerek tartışılmış, çalışmanın alanyazına katkıları, sahip olduğu sınırlılıklar ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Yetişkin kadınlarda diyet asit yükü ve bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durum düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmada bitki bazlı diyet indeksi ve diyet asit yükünün depresyon, anksiyete ve stres ile arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-39 yaş arası 231 sağlıklı kadın dahil edilmiş olup veriler online ve telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Bireylerin duygu durumu DASS-21 ölçeği (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği) kullanılarak ölçülmüş olup 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile beslenme durumları, miktarlı besin tüketim sıklığı anketi ile Bitki Bazlı Diyet İndeksi puanları, diyetin potansiyel renal asid yükü (PRAL) ve net endojen asit üretimi (NEAP) hesaplanmıştır. Bireylerin patates cipsi, doğal-hazır meyve suları ve şekerli içecekler tüketiminin DASS-21 toplam puanları ile pozitif, yumurta ve zeytinyağı tüketiminin isenegatif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin diyetle karbonhidrat alımı (g) DASS-21 toplam puanı ile pozitif ilişkili (r=0,13 p=0,04) bulunmuştur. Bireylerin diyetle günlük C vitamini, toplam folik asit, demir alımı DASS-21 toplam puanı ile negatif ilişkili bulunmuştur (sırasıyla; r=-0,18 p=0,04, r=-0,13 p=0,04, r=-0,13 p=0,03). Genel bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin anksiyete puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca genel bitki bazlı diyet indeksi ile DASS-21 toplam puanı ve anksiyete puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir (p<0,01). Sağlıklı bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek bireylerde, DASS-21 ölçeğini oluşturan alt grupların tümünde daha düşük puan ortalaması belirlenmiştir (p>0,05). Sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin, DASS-21 ölçeğinin toplam (p<0,01), depresyon (p<0,01), anksiyete (p<0,05) ve stres (p<0,05) puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanları ile DASS-21 toplam (r=0,19 p=0,003), depresyon (r=0,19 p=0,003), anksiyete (r=0,17 p=0,003) ve stres (r=0,15 p=0,01) puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir. Diyet asit yükünün duygu durum ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Potansiyel renal asit yükü (PRAL) ve NEAP değerleri yüksek bireylerin DASS-21 ölçek puanları daha yüksek bulunmuş ancak bu farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PRAL değerleri ve stres puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış olup (p<0,05) diğer DASS-21 ölçek puanları ile diyet asit yükü değerleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durumu arasında potansiyel bir ilişki bulunurken diyet asit yükü ile duygu durumu arasında güçlü bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş örneklem büyüklüklerinde klinik ve gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.
Gebelerde üçüncü trimester ile puerperal dönem arasında duygu-durum, fiziksel aktivite düzeyi, ağrı ve biyopsikososyal özelliklerin karşılaştırılması
Bu çalışma üçüncü trimester döneminde ve puerperal dönemde bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri, kas iskelet sistemi ağrıları, duygudurum ve biyopsikososyal durumlarının karşılaştırılması amacıyla 18-45 yaş arası 100 kadın katılımcıyla yapıldı. Üçüncü trimester döneminde ve doğum sonrası 45.günde, bireylere Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa (IPAQ-S), Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI), Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NMQ-E) ve Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı-Biopychosocial Questionnaire (BETY-BQ) ölçekleri uygulandı. Doğum sonrasında ayrıca Doğum Sonrası Depresyon Tarama Ölçeği (DSDTÖ) de uygulandı. Gebelerin üçüncü trimester ve puerperal dönemdeki durumluk ve sürekli kaygı seviyeleri (p=0,002), fiziksel aktivite seviyeleri (p<0,001), kas iskelet ağrı şiddeti (p<0,001) ve kas iskelet sisteminin bazı bölgelerinin ağrı durumları (p<0,001) ve bazı biyopsikososyal alt boyutlar (p<0,001) arasında anlamlı farklılık olduğu belirlendi. Gebeler üçüncü trimester döneminde orta seviyede durumluk ve sürekli kaygı yaşarken puerperal dönemde kaygıları anlamlı şekilde düştü. Fiziksel aktivite olarak inaktif gebelerin düzeyinde önemli bir artış vardı. Gebelerin üçüncü trimester döneminde yaşadıkları sırt, el/el bileği, bel, kalça/uyluk, diz, ayak/bilek ağrıları puerperal dönemde azaldı. Ayrıca puerperal dönemde yaşadıkları ağrı şiddeti de azaldı. Gebeler biyopsikososyal olarak puerperal dönemde emosyonel durum ve uyku açısından üçüncü trimester dönemine göre daha olumlu durumdayken, cinsellik açısından daha olumsuz bir duruma sahipti. Gebeler doğum sonrasında depresyon konusunda profesyonel yardım alma seviyesine çok yakınlardı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, puerperal dönem, 3.trimester, biyopsikososyal, fiziksel aktivite
Birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrı varlığının ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelemesi: Tek merkezli çalışma
Bu çalışmada, birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrının varlığı ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran, üç aydan uzun süredir devam eden veya tekrarlayan ağrısı olan 61 birey (yaş:46,95±10,15 yıl) dahil edildi. Katılımcıların kronik ağrı durumu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, biyopsikososyal durumu Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşım-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ) ile, duygu durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF) ile değerlendirildi. Kronik ağrı durumunun, biyopsikososyal özellikler ve duygu durum ile kuvvetli ilişkisinin olduğu görüldü (SSÖ/BETY-BQ r:0,82, SSÖ/HADS-Anksiyete r:0,71 SSÖ/HADS-Depresyon r:0,65, BETY-BQ/HAD-Anksiyete r:0,66 BETY-BQ/HADS-Depresyon r:0,70 HADS-Anksiyete/HADS-Depresyon r:0,71 p<0,01). Kronik ağrı durumu ile bireylerin fiziksel aktivite düzeyi arasında doğrudan ilişki saptanmadı (SSÖ/IPAQ-SF p:0,30). Katılımcıların fiziksel aktivite özellikleri incelendiğinde %45,9'inin inaktif, %49,2'sinin minimal aktif ve %4,9'unun çok aktif olduğu görüldü. Bulgular ile kronik ağrının çok yönlülüğü desteklendi. Çalışmanın sonucunda birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran kronik ağrılı bireylerin tedavi planının oluşturulmasında kronik ağrının ilişkili olduğu faktörler göz önünde bulundurularak bireylerin tedavi planında kronik ağrı yönetimine yer verilmesi gerekliliğini düşünmekteyiz.
Haset, imrenme ve kıskançlık duygu durumlarının ayrıştırılması
İnsan hayatını yönlendiren en temel öğelerin başında duygular gelmektedir. Kişiler açısından duygular belirleyici bir özelliğe sahip olduğu için, insanlar birçok hayati fonksiyonda duygular sayesinde hareket edebilmektedir. İnsan için böylesine önemli bir yapının, doğru anlaşılması ve ifade edilmesi de bir o kadar önemlidir. Duyguların temel alındığı bu araştırma da kıskançlık, haset ve imrenme duyguları incelenmeye çalışılacaktır. Bu duyguların ne anlam ifade ettiği, nasıl yorumlandığı ve duygusal açıdan ne gibi etkileri olduğu ortaya konulacaktır. Toplum tarafından bu duyguların ortaya konmasında ve kullanılmasında çeşitli farklılıklarla karşılaşılmaktadır. Özellikle insanların kıskançlık ve haset duygularını saklamaya ve baskılamaya çalıştıklarını, bu duygulara çok yakın olan imrenme duygusunu ise özgürce ifade ettiklerini görmekteyiz. Aynı zamanda bu duyguların bireyler tarafından sıklıkla yanlış ifade edildiği ve karıştırıldığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan çalışmada temelde, bahsedilen bu varsayımları bilimsel verilerle ortaya koymak ve bu kavram karmaşasının önüne geçmek adına yapılmıştır. Yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, bu çalışmanın yapılmasında ki gereklilik bir kez daha ortaya konmuştur. Çünkü toplumsal yapı içerisinde insanlar, birbirine yakın duyguları sıklıkla karıştırmakta ve ifade etmekte ciddi güçlükler yaşamaktadırlar. Araştırmada, literatür çalışması ve alan araştırması olmak üzere iki temel nokta üzerinde durulacaktır. Araştırmanın uygulama kısmı için mülakat uygulaması yapılmıştır. Alan araştırması, Rastgele seçilen eşit sayıda ki kadın ve erkek üniversite mezunu kişilerden oluşmaktadır. Verilen bilgiler yansız ve eklemesiz bir şekilde aktarılmıştır.
Temel psikolojik ihtiyaçlar irrasyonel (Akılcı olmayan) inanışlarının, duygu durum ve amaçlarla ilişkisi
Araştırmamızda ortaokul seviyesindeki ergenlerin Temel psikolojik ihtiyaçlar irrasyonel inanışlarının, duygu durumları ve amaçlarla ve bazı demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırmamızın örneklemini, İstanbul'un Çatalca ilçesinde eğitim ve öğretim görmekte olan 188 kız, 160 erkek öğrenciden oluşan toplam 348 orta okul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünden ve öğrencilerin velilerinden izin alınmıştır. Öğrencilere üç farklı ölçek uygulanmıştır. Bunlar: Akılcı Duygucu Öz Belirlenim Ölçeği (ADÖB), Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PANAS) ve Hayatın Anlamı ve Amacı Ölçeği'dir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programında analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasındaki sürekli niceliksel verilerin analizinde T-testi, Mann Whitney U testi, kullanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grup arasındaki sürekli niceliksel verilerin analizinde tek yönlü anova, kruskall wallis testleri kullanılmıştır. Test seçimleri değişkenlerin normal dağılıma uygun olup olmamasına göre bakılarak karar verilmiştir. Sürekli değişkenlerin analizinde ise spearman korelasyon ve çoklu lineer regresyon analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Temel Psikolojik ihtiyaçlar, İrrasyonel İnanışlar, Pozitif ve Negatif Duygu, Amaçlar, Ergenlik, Özerklik, İlişkili Olma, Yeterlilik.
Hemşirelerin duygu durumları ile yatarak tedavi gören hastaların memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı hemşirelerin duygu durumları ile yatarak tedavi gören hastaların memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada hemşirelerin ve hastaların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi gibi değişkenlerin hemşirelerin duygu durumları ile hastaların memnuniyet düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde üç farklı özel hastanede çalışan hemşireler ile yatarak tedavi gören hastalar arasından rasgele olarak seçilen 100 hemşire ve 100 hasta alınmıştır. Aynı zamanda hemşirelerin ve hastaların demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Pozitif-Negatif Duygu Durumu ve Hemşire Bakımı Memnuniyeti ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T Testi, Anova Testi ve Pearson Koreslasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; hastaların yaşları arttıkça hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeyleri de artmakta olduğu, evli hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeylerinin bekar hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeylerine oranla daha yüksek olduğu, üniversite mezunu olan hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeylerinin lise mezunu ve altı olan hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeylerine oranla daha düşük olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan hemşirelerin cinsiyeti, yaşı, eğitim düzeyi, çalışma süresi gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Ayrıca; hemşirelerin pozitif duygu durumu düzeyi arttıkça hastaların hemşirelik bakımı memnuniyeti düzeyleri de artmakta olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve hastanede çalışan bireylere yönelik olarak; hastaların hemşirelik bakımı memnuniyet düzeyini olumsuz etkileyen unsurların tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pozitif Duygu, Negatif Duygu ve Hemşire Bakımı Memnuniyeti
Temel psikolojik ihtiyaçların çalışanların duygusal durum ve mutlak gerçek ihtiyacı ile ilişkisinin incelenmesi
İhtiyaçlar, açlık gibi içsel bir durum ya da yiyecek gibi dışsal bir uyarıcı tarafından harekete geçirilebilmektedir. İhtiyaçlar kendi gücü ve yoğunluğuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu çalışmada temel psikolojik ihtiyaçların iş yaşamındaki duygusal durum ve mutlak gerçeği bulma ihtiyacı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul'da yaşayan 18-29 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise İstanbul'da yaşayan 200 kişiden meydana gelmektedir. Araştırmada kişisel bilgi formu, temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeği, mutlak gerçek ihtiyacı ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre temel psikolojik ihtiyaçlar ve iş yaşamında negatif duygular arasında zayıf ve negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Temel psikolojik ihtiyaçlar artıkça, iş yaşamındaki negatif duygular azalmaktadır. İleriki araştırmalarda değişkenler arasındaki ilişkinin daha büyük bir örneklemde ve klinik örneklemde tekrar edilmesine ihtiyaç vardır.
Otomatik düşünceler ve irrasyonel inanışların duygu durum ve depresyon üzerindeki etkisi
Her ne kadar uluslar arası alan yazında olumsuz otomatik düşünceler ve irrayonel inanışlar ile ilgili, bu değişkenlerin negatif duygulanım, pozitif duygulanım ve depresyon üzerindeki etkilerine dair birçok araştırma bulunmasına rağmen, ülkemizde bu kavramlar üzerinde yapılan çalışmalarda eksiklikler vardır. Özellikle olumsuz otomatik düşünceler ve irrayonel inanışların alt boyutları çok fazla incelenmemiştir. Bu çalışmada olumsuz otomatik düşünceler ve irrayonel inanışların alt boyutları negatif duygulanım, pozitif duygulanım ve depresyon değişkenleri gözetilerek incelenmiştir. Araştırma 270 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Korelasyon analizleri ile ilişkiselliğe ve doğrusal regresyon analizi ile sebep-sonuç ilişkilerine bakılmıştır. İlişkisellik analizleri anlamlı çıkmıştır. Sonuçlar göre irrasyonel inanışlar ölçeğinin dört alt boyutundan katılık haricindeki üç boyutunun depresyonu yordadığı ancak olumsuz otomatik düşünceler ölçeğinin beş boyutundan sadece iki boyutunun depresyonu yordadığı bulgulanmıştır. Problemden kaçış ve duygusal sorumsuzluk irrasyonel inanışlarının ters yönde pozitif duyguları yordadığı bulgulanmıştır. Olumsuz otomatik düşünceler alt boyutları ve irrasyonel inanışlar alt boyutlarının negatif duygularla ilişkili olmasına rağmen herhangi bir anlamlı etkide bulunmadıkları ortaya konmuştur. Araştırma sonuçlarının daha geniş örneklemde tekrar edilmesi gelecekteki araştırmalar için önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Pozitif Duygulanım, Negatif Duygulanım, İrrasyonel İnanışlar, Otomatik Düşünceler
Sosyal statünün zihin kuramına etkisinde duygu durumun ve grup üyeliğinin rolü
Yetişkinlerin zihin kuramı becerilerini sergilemeleri için bilişsel kapasiteleri olgunlaşmış olsa dahi başkalarının davranışlarının altındaki zihinsel süreçleri bulundukları sosyal duruma bağlı olarak daha doğru yorumlayabilirler. Bu sosyal durumlar arasında kişilerin sosyal statüleri zihin kuramı becerilerini etkileyebilecek önemli bir değişken olarak görünmektedir. Mevcut çalışmanın amacı, yetişkinlerde sosyal statünün zihin kuramına etkisinde duygu durum ve grup üyeliğinin moderatör rolünü incelemektir. Bu bağlamda, sosyal statü ile zihin kuramı arasındaki ilişki bahsedilen moderatör değişkenler ile birlikte ele alınmıştır. Buna ek olarak, sosyal statü ile zihin kuramı ilişkisinde kişilerin depresif semptomları, sözcük bilgileri ve anlık kaygı düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 18-30 yaş aralığında 112 yetişkinden (nerkek = 32) oluşmaktadır. Çalışmada katılımcıların sosyal statüleri ve duygu durumları manipüle edilmiş ve ardından zihin kuramı becerisini ölçen Tuhaf Öyküler Görevi, anlık kaygıyı ölçen Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri Durumluk Kaygı Alt Testi, Demografik Bilgi Formu ve sözcük bilgisini ölçen AÇEP Sözcük Bilgisi Ölçeği uygulanmıştır. İşlem laboratuvar ortamında yüzyüze gerçekleştirilmiştir. Ön analizler sonucunda zihin kuramı becerisinin depresif semptomlar ile negatif ve sözcük bilgisi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Ana analizler kapsamında gerçekleştirilen 2x2x2 karışık desen Varyans Analizi sonucunda sosyal statü ve grup üyeliğinin zihin kuramına anlamlı ana etkisi bulunamamış ancak duygu durumun anlamlı ana etkisinin olduğu görülmüştür. Basit etki analizlerinde düşük statü grubunda pozitif duygu durumdaki katılımcıların zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdaki katılımcıların puanlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla beraber, düşük statü hikayelerini okuduklarında pozitif duygu durumdaki katılımcıların zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdakilerin puanlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde, yüksek statü hikayelerini okuduklarında pozitif duygu durumdakilerin zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdakilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, düşük statüdeki katılımcılar arasında pozitif duygu durumda olanlar negatif duygu durumda olanlara kıyasla dış grup üyelerinin zihinlerini daha doğru anlamışlardır.
Türk müziğinde duygudurum analizi: Zirgüleli hicaz ve şedleri
Bu Çalışmada, Prof. Erol Deran'ın "Zirgüleli Hicaz Seyahatnamesi" isimli taksim konseri örnekleminde duygudurum analizi yapılmıştır. Zirgüleli Hicaz makamının beş şeddi vardır. Hicazkâr, Suzinak, Evcara, Suzidil ve Şedaraban. "Zirgüleli Hicaz Seyahatnamesi" taksim konseri bu beş makama geçiş icrasını kapsamaktadır. Modern psikoloji ve psikiyatri bilimlerinin özellikle son yüzyıldaki araştırmaları neticesinde duygudurumun tanımı yapılmış, duygunun oluşma süreçleri biyopsikososyal olarak gösterilmiştir. Sanatın duyguduruma, duygudurumun da sanata olan etkileri farklı kuramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bugüne kadar bu karşılıklı etkileşimin ortasında yer alan eserin, müzik türünün, makamın kendisine yönelik araştırma hemen hiç yoktur. Bir müzik türünün, makamın duyguduruma etkisi veya duygudurumun müzik türü, makama etkileri çalışılmış ancak müzik türünün, makamın kendiliğinin duygudurumunun ne olduğu ise hiç araştırılmamıştır. Makamları meydana getiren ses perdelerinin kendine has özellikleri, frekansları göz önünde bulundurulmuş, modern psikoloji ve psikiyatri analiz yöntemleri kullanılarak multi disipliner bir yaklaşım sürdürülmüştür. Bu çalışmada taksimler notaya alınmış ve geçki analizleri yapılmıştır. Analizlerde yapılan bölümlemeler geçki, çeşni ve icra tekniğine göre oluşturulmuştur. Üzerinde çalışılan grup daha önce herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmayan, müzik eğitimi almakta olan 30 gönüllü bireyden oluşmaktadır. Bu bireylere Hamilton Depresyon Ölçeği (HAM-D), SCL-90 Semptom Tarama Testi (SCL-90), Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği (STAI-I / II) ve Mizaç Karakter Envanteri (TCI) uygulanmıştır. Herhangi bir psikopatolojisi saptanmayan 30 gönüllü bireye dinleti öncesi ve sonrası Duygudurum Profili Ölçeği (DP) uygulanmıştır. Dinleti öncesi ve sonrası duygudurum profillerinin karşılaştırılması neticesinde; Evcara makamının ılımlı melankolik özellikler gösterdiği, Hicazkâr makamının huzurluluk içerdiği, Suzidil ve Suzinak makamlarının diğer makamlara göre daha nötr bir duyguduruma sahip olduğu, Şedaraban makamının ise orta düzeyde bir melankoliye sahip olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, seçilen makamların yüzyıllar içerisinde kültürel ve sanatsal birikimlerinin yanı sıra, bireylerdeki duygudurumun dışavurumuna aracılık eden makamların kendilerinin de bir duyguduruma sahip olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Duygu, Duygudurum Profili, Makam.
Özel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin öğretim duygu durumları, örgütsel destek algıları ve tükenmişlik düzeyleri
Bu araştırmanın amacı özel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin öğretim duygu durumları, örgütsel destek algıları ve tükenmişlik düzeyleri arasında ilişki olup olmadığını belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli üzerine kurgulanmıştır. Araştırmanın çalışma evreni, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Uşak İl Merkezinde bulunan özel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin tamamına anketler dağıtılmış ve dönüt verilen 202 anket değerlendirilmiştir. Veri toplama araçları olarak; Türkçeye uyarlaması Dilekçi ve Sezgin-Nartgün (2019) tarafından yapılmış olan "Öğretim Duygu Durumları Ölçeği", Nayır (2013) tarafından geliştirilen "Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği'', Maslach ve Jackson (1981) tarafından geliştirilen "Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; Duygu durum ölçeği kaygı alt boyutu ile yönetim desteği arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki, gurur duygusu alt boyutu ile yönetim desteği arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, haz alma duygusu alt boyutu ile yönetim desteği arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Öfke duygusu ile örgütsel adalet, ödül ve iş koşulları, yönetim desteği ve AÖD toplamı arasında anlamlı ve negatif ilişki tespit edilmiştir. Yönetici desteği alt boyutu ile kişisel başarıda azalma ve tükenmişlik toplamı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Öğretim duygu durumu ve örgütsel destek, örgütsel tükenmişliği anlamlı yordamaktadır. Anahtar Kelimeler: Özel eğitim, Öğretmen duygu durumu, Örgütsel destek, Tükenmişlik.
İnterosepsiyon duyu ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması ve genç yetişkin bireylerde psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı İnterosepsiyon Duyu Ölçeği'nin (İDÖ) Türkçe versiyonunun oluşturulması, güvenilirliğinin ve geçerliliğinin incelenmesi ve genç erişkinlerde interosepsiyonun duygu durumu, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yaşları 20-40 (25.995.78) arasında değişen 349 (253 kadın, 96 erkek) kişiye dahil edildi. İDÖ'nün Türkçe versiyonu oluşturulduktan sonra test-tekrar test güvenirliği, iç tutarlılığı ve yapı geçerliği incelenmiştir. Yapılan analizlerde İDÖ'nün 3 alt boyuttan oluştuğu, iç tutarlılığının (Cronbach Alfa=0,920) mükemmel derece olduğu, test tekrar güvenilirliğin (ICC=0,77) iyi derecede olduğu belirlendi. Ölçeğin yapı geçerliliği hipotez testleri ile araştırılmış ve İDÖ ile Vücut Farkındalığı Anketi, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri arasında orta seviyede korelasyon (sırasıyla r-0,462; r=0,482; r=0,428, p<0,05), Anksiyete Duyarlılık İndeksi-3 arasında ise düşük-orta seviyede korelasyon (r=0,394 p<0,05) bulundu. Yapılan analizlerde cinsiyetin, ilişki durumunun, alkol ve sigara kullanımının interosepsiyonu etkilediği bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca interosepsiyon ve yaşam kalitesi arasında pozitif, orta seviyede korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak İDÖ'nün interosepsiyonu değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir anket olduğu, sağlıklı bireylerde cinsiyetin, ilişki durumunun, alkol ve sigara kullanımının interosepsiyonu etkilediği ve interosepsiyon ile yaşam kalitesi arasında korelasyon olduğu gösterilmiştir. Türkçe literatüre interosepsiyonu kapsamlı değerlendirebilecek bir ölçek kazandırılmıştır.
Obez ve fazla kilolu ergenlerde yeme davranışları ile duygudurum belirtileri arasındaki ilişki
Bu çalışma normal kilolu, fazla kilolu ve obez ergenlerde yeme davranışları ile duygudurum belirtilerinin ve ikisi arasındaki ilişkide önemli olabilecek değişkenlerin karşılaştırıldığı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, toplam 145 (45 normal kilolu, 45 fazla kilolu, 55 obez) ergen alınmıştır. Tüm gruplardaki ergenlere Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu DSM-5 (K-SADS-PL) psikiyatrik tanı görüşmesinin yanı sıra Yeme Bozukluğu İnceleme Ölçeği (YBİÖ), Duygusal Yeme Ölçeği-Çocuk ve Ergen Formu (DYÖ-Ç), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (DKSE), Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ergenlerin annelerine ise Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ), Duygudurum Bozuklukları Ölçeği-Ebeveyn Formu (DBÖ-EF), Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) uygulanmıştır. Fazla kilolu ve obez ergenlerin YBİÖ, DYÖ-Ç ve HYDA puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin ÇDÖ, DSKE, SÖÖTÖ, DDGÖ ve RBSÖ puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin annelerinin BDÖ, BAÖ, DBÖ, DBÖ-EF, SÖÖTÖ, DDGÖ, HYDA puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin en az bir psikopatoloji tanısına sahip olma oranı (% 70), duygudurum bozuklukları oranı (% 35) ve anksiyete bozuklukları oranı (% 31) normal kilolu gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin duygudurum bozukluğu belirti varlığı, anksiyete bozukluğu belirti varlığı ve yeme bozukluğu belirti varlığı normal kilolu gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin ÇDÖ ve DBÖ-EF puanları ile DYÖ-Ç puanları arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygudurum bozukluğu olanların YBİÖ, DYÖ-Ç ve HYDA puanları duygudurum bozukluğu olmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez kızların YBİÖ, ÇDÖ, DSKE, DDGÖ ve RBSÖ puanları erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin HYDA puanları ile annelerinin HYDA puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez erkeklerin duygudurum (depresif, hipomanik/manik, kaygı ve öfke) belirtileri ile yeme (tıkınırcasına ve duygusal yeme) davranışları arasında bir ilişki saptanırken, fazla kilolu ve obez kızların duygudurum (depresif, kaygı ve öfke) belirtileri ile yeme (kısıtlayıcı ve duygusal yeme) davranışları arasında bir ilişki saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygudurum belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide cinsiyet moderatör değişken olarak, duygu düzenleme becerileri mediatör değişken olarak saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygusal yeme davranışlarını doğrudan yordayan faktörler hipomanik/manik belirtiler, öfke düzeyleri, DEHB tanısı alma durumu; dolaylı yordayan faktörler hipomanik/manik belirtiler, öfke düzeyleri ve benlik saygısı olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, fazla kilolu ve obez ergenlerde duygudurum belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkinin duygu düzenleme becerilerindeki bozukluktan kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda daha büyük örnekleme ulaşmak ve duygu düzenlemeyle ilgili genlerdeki varyasyonların yeme davranışlarıyla ilişkisini incelemek faydalı olacaktır.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların anneleri ile normal gelişim gösteren çocukların annelerinin zihin kuramı, bağlanma ve duygu düzenleme stratejileri bakımından karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, otizmli ve Normal Gelişim Gösteren (NGG) çocukların annelerinin zihin kuramı işlevleri, bağlanma biçimleri ve duygu düzenleme becerileriyle ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini Otizmli çocukların anneleri ve NGG çocukların anneleri oluşturacaktır. OSB çocukların annelerine Algı Aba Terapi Merkezi ve Mavi İlmek Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde anket çalışması yapılması planlanmaktadır. Bu çalışmada veriler uygulanacak anketler aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmada NGG çocukların oluşturacağı kontrol grubu, benzer yaştaki öğrencilerin bulunduğu çeşitli ilköğretim okullarında okuyan çocukların annelerinden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında 56 otizmli çocuk annesi ile 53 NGG çocuk sahibi annesi araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma için, Otizmli çocukların annelerine araştırma değişkenlerini ölçmek amacıyla anketler uygulanacaktır. Öncesinde bilgilendirilmiş onamları alınan katılımcılara anket uygulaması yapılarak, vermiş oldukları yanıtlara ilişkin numerik verilerin girişi yapılmış ve girişleri yapılan veriler bilgisayarda "Statistical Package for Social Sciences (SPSS 23) yazılımı ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların demografik değişkenlerini incelemek amacıyla betimleyici istatistiksel yöntemler kullanılacaktır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişki ve demografik değişkenler bakımından farklılaşma düzeyini incelemek amacıyla örneklemin normal dağılması halinde ikili bağımsız grup bulunan değişkenler için "Bağımsız Örneklem t Testi" uygulanmıştır. Normal dağılım göstermemesi halinde Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H Testi uygulanmıştır. İlişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, otizmli çocuk sahibi anneler ve NGG çocuk sahibi annelerde zihin kuramı işlevleri açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Duygu durum düzenleme güçlüklerinden açıklılık alt boyutu otizmli çocuk sahibi annelerde yüksek; kabulsüzlük ve stratejiler alt boyutları ise NGG çocuk sahibi annelerde anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Korelasyon bulgularına göre, otizmli çocuk sahibi annelerin yaşı ile kaçınan bağlanma alt boyutu arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Otizmli çocuk sahibi annelerin yaşı ile duygu düzenleme güçlüğü açıklık alt boyutu pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Araştırma bulgularının, otizm tanısı almış çocuk sahibi anneler ve NGG annelerin bağlanma stilleri, zihin okuma işlevleri ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkilerdeki farklılıkların anlaşılması açısından önemli bulgular sunduğu düşünülmektedir. İleri çalışmalarda, demografik özellikler bakımından yakın niteliklere sahip ve daha geniş örneklem gruplarıyla araştırma yürütülebileceği düşünülmektedir. Ayrıca, özel gereksinimli çocuklar olarak tanımlanan otizm spektrum bozukluk tanısı alan çocukların aldıkları eğitime ek olarak birincil bakım veren olan annelere yönelik psikososyal müdahalelerin yürütülmesine yönelik araştırma bulgularının yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
25-65 yaş arası erkek ve kadın öğretmenlerin işitme kayıpları, işitme sağlığına verdikleri önem ve tükenmişlik düzeyleri
Yetişkin bireylerde işitme düzeyini gösteren ölçek ile bireyin yaşadığı çevrede duyduğu sesleri işitme, işittiğini anlama ve yer tespitinde ne kadar iyi olduğunu belirlemek amaçlanmaktadır. İşitme sağlığında meydana gelen bir problem istenmeyen sorunlara yol açmakta eğitimcinin ilerleyen yaşlarında zorlu süreçlere girmesine neden olmaktadır. İşitme kaybında kişinin dikkatinde azalma, sözlü iletişimde zorlanma, hafızada zayıflama, iş veriminde düşme, psikolojik sorunlar ve sosyal hayattan uzaklaşma görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek kısa zamanda duyguları gözlemlemek amacıyla geliştirilmiştir. Bireyler sosyal yaşantısında psikolojik sorunlarla başa çıkabilmek için çevresindeki insanların yardımları doğrultusunda bazı girişimlerde bulunup başarılı veya başarısız olabilmektedir. Meslek hayatlarında yaşadıkları problemlerin duygularına ne sıklıkla yansıdıklarını belirtmeleri amacıyla Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ile tükenme durumlarını değerlendirme imkânı bulmaktadır. Tükenmişlik ile insanların bir arada yaşadığı toplumda çevresine karşı beslediği tüm olumlu duygu ve düşünceler zaman içerisinde azalmaya başlamaktadır. Bu tükenmişlik bedensel olabileceği gibi duygusal da olabilmektedir. Duygusal açıdan yaşanan tükenmişlik, karşılıklı ilişkilerde ilginin kaybolması, duygularda azalma bununla beraber sosyal yaşantıdan uzaklaşmaya neden olmaktadır. Tükenmişlik durumu olduğu düşünülen kişilerin topluma kazandırılması ve tükenmişliklerin tespitini yapmak amacıyla tükenmişlik düzeylerini ölçen materyaller geliştirilmiştir. Bu çalışma; 25-65 yaş arası öğretmenlerin işitme kayıplarının tespitini yapmak, işitme sağlığına verdikleri önemi belirtmek ve tükenmişlik düzeylerini saptamak amaçlı yapılmıştır. Öğretmenlere KUİK Ölçeği, Duygudurum Profili Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ve kısaltılmış versiyonu uygulanmış olup meslek hayatlarında yaşadıkları duyguların neler olduğunu ve ne sıklıkla yaşadıklarını, işitme kayıplarının tükenmişlik düzeylerine etkilerini ve normal işiten kişilerle karşılaştırmasının yapılmasını amaçlayan bir çalışma olmuştur. Çalışmada 25 katılımcıya erişilmiştir. Katılım sağlayan kadın (n=17) ve erkek (n=8) öğretmenler 25-44 yaş aralığı ve 45-65 yaş aralığı olarak iki grupta toplanmıştır. İşitme düzeyini gösteren ölçeğe bakıldığında normal işitmeli öğretmenlerin ortalamasının işitme kayıplı öğretmenlerinkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek skorları ile işitme kayıplı bireylerin ortalamasının, normal işitmeli bireylerin ortalamalarından daha fazla değer aldığı bulunmuştur. Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu skorları gruplar değişkenine göre incelendiğinde, normal işiten kişilerde tükenmişliğin olmadığı işitme kayıplı kişilerde ise tükenmişlik durumu olduğu görülmüştür. Öğretmenlere ait Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış versiyonu skorları ile normal işiten kişilerde bir tükenmişlik olmadığı işitme kayıplı bireylerde ise tükenmişlik için tehlike sinyalleri verdiği söylenebilir. Öğretmenlerimize uygulanan ölçekler sonucu işitme düzeyleri, duygu değişimleri ve tükenmişlik düzeyleri tespit edilmiştir.
Sınav günü duygudurumun akademik başarı ile ilişkisi
Duygudurum bozukluğu; bireyin normal olmayan bir duygudurumundan ortaya çıkan bir hastalık örüntüsüdür. Bu araştırmaya 2020-2021 eğitim – öğretim yılında Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi'nde eğitim gören 459 öğrenci katılmıştır. Katılımcılar araştırma hakkında önceden bilgilendirilmiş ve kabul etmeleri durumunda araştırmaya katılmışlardır. Araştırmada değerlendirmeler için Depresyon, Kaygı ve Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve öğrencilerin sınıf, yaş, cinsiyet, not ortalamalarının sorulduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada SPSS 24.0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılması için, iki grup durumunda ve parametrelerin gruplar arası karşılaştırmaları için bağımsız örnekler T testi kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılması için ikiden fazla grup olması halinde, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmaları için Tek Yönlü Anova testi kullanılmıştır. Yıl sonu notu ve duygudurum arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi'nden yararlanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; Öğrencilerin depresyon, kaygı ve stres toplam puanlarının cinsiyet değişkeni açısından anlamlı bir fark olup olmadığını saptamak için uygulanan T testi sonucunda anlamı bir fark bulunmuştur. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere kıyasla depresyon, kaygı ve stres düzeylerinin daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda kadın öğrencilerin yıl sonu not ortalamalarının erkek öğrencilere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin Genel Akademik Not Ortalamalarında (GANO) sınıf değişkenine göre anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. İkinci sınıf öğrencilerinin GANO düzeylerinin birinci sınıf öğrencilerinden yüksek olduğu saptanmıştır. Stres, kaygı ve depresyon ile akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Sonuçlar; öğrencilerin stres, kaygı ve depresyon seviyeleri ile akademik başarıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır.
Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların ebeveynlerinde özel eğitim sürecinde sosyal medya bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü, anksiyete ve bakım yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocukların ebeveynlerinin özel eğitim sürecinde yaşadıkları sosyal medya bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü, anksiyete düzeyi ve bakım yükü arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkinin istatistiksel anlamlılığını ve düzeyini değerlendirmektir. Araştırmanın katılımcılarını, Doç. Dr. Mehmet Oğuzhan Kılınçel ve Doç. Dr. Şenay Kılınçel danışmanlığında, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Enstitüsü'ne başvuran ve 0–6 yaş arası otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocuklara sahip 74 ebeveynden (n=74) oluşan bir örneklem grubu oluşturmuştur. Katılımcıların sosyal medya bağımlılığı düzeyi, "Sosyal Medya Kullanım Ölçeği" ile değerlendirilmiş; duygu düzenleme becerileri, "Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği" aracılığıyla ölçülmüştür. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarına yönelik bakım yükü, "Zarit Bakım Yükü Ölçeği" ile; kaygı düzeyleri ise "Beck Anksiyete Ölçeği" kullanılarak belirlenmiştir. Veri toplama sürecinde, katılımcıların gönüllülük esasına göre araştırmaya dâhil edilmesine dikkat edilmiştir. Toplanan veriler, SPSS for Windows 22.0 (SPSS Inc, Chicago, IL) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Normal dağılıma uymayan veriler için Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis Testi uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. Ayrıca modelleme sürecinde, tek değişkenli ve çok değişkenli doğrusal regresyon analizleri kullanılmış; istatistiksel anlamlılık düzeyi p < 0.050 olarak kabul edilmiştir. Analiz sonuçlarında sosyodemografik veriler ile ölçek puanları karşılaştırılmıştır. Sosyal Medya Kullanım Ölçeği'nde babaların daha yüksek puan aldığı; Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği'nde ise annelerin ve gelir düzeyi düşük katılımcıların daha yüksek puanlara sahip olduğu bulunmuştur. Zarit Bakım Yükü Ölçeği sonuçlarına göre boşanmış ya da ayrı yaşayan bireyler daha yüksek bakım yükü bildirmiştir. Beck Anksiyete Ölçeği'nde ise annelerin, düşük gelirli bireylerin ve lise altı eğitim düzeyine sahip olanların daha yüksek anksiyete düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Son olarak, sosyal medya bağımlılığı puanları ile bakım yükü, duygu düzenleme güçlüğü ve anksiyete düzeyi değişkenlerinin; yaş, eğitim düzeyi, ebeveyn cinsiyeti (anne/baba) ve gelir durumu gibi faktörlerle birlikte dâhil edildiği çok değişkenli doğrusal regresyon modeli kurulmuştur. Modelin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (R = 0,526; F = 14,509; p = 0,001). Elde edilen bulgular, ilgili literatür ışığında yorumlanmış ve tartışılmıştır.
Duygu düzenlemenin yordayıcıları: Üst duygu, duygudurum ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği
Dünyaya gelen her bir bireyin yaşam boyu süren gelişim görevlerinden biri, etkin duygu düzenleyebilmeyi öğrenmesidir. Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin duygu düzenlemede yaşadıkları zorluk düzeyini üst duygu, duygudurum ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği açısından incelemektir. Ayrıca bireylerin duygu düzenlemede yaşadıkları zorluk düzeyi çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 18-25 yaş aralığındaki 882 kişi (%58.2 kadın, %41.8 erkek) oluşturmaktadır. Bu kişilere uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılmış olup, verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Üst Duygu Ölçeği, Kısa Duygudurum İçe Bakış Ölçeği ve Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 25.0 programı ile yapılmıştır. Araştırmanın demografik değişkenlerine yönelik analizlerinde bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA); temel araştırma problemi içinse hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, beliren yetişkinlik dönemindeki katılımcıların duygu düzenlemede yaşadıkları zorluk düzeyinde cinsiyete, ebeveynlerin eğitim durumuna, ebeveynlerin evlilik durumuna ve babanın psikolojik bir rahatsızlığa sahip olduğu algısına göre anlamlı düzeyde bir fark bulunmamışken; travmatik olarak algılanan bir yaşam olayına maruz kalma durumuna ve bireyin kendisi ile annesinin psikolojik bir rahatsızlığa sahip olduğu algısına göre anlamlı bir düzeyde bir fark bulunmuştur. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda ise, duygu düzenlemede yaşanan zorluk düzeyini en çok üst duygunun, ardından duygudurumun ve en az da ebeveyn duygusal erişilebilirliğinin anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Duygu düzenleme zorluk düzeyini olumlu üst duygu, keyifli duygudurum ve anne-baba duygusal erişilebilirliği negatif yönde yordarken; olumsuz üst duygu ve keyifsiz duygudurum pozitif yönde yordamaktadır. Elde edilen bu bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.Anahtar sözcükler: duygu düzenleme, üst duygu, duygudurum, ebeveyn duygusal erişilebilirliği, beliren yetişkinlik
Yüz ifadelerinden duygu tanıma ve çocukluk çağı travmaları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada genç yetişkinlerde yüz ifadelerinden duygu tanıma olgusunun ve ruhsal belirti ve aleksitimi düzeyi kontrol edildiğinde çocukluk çağı travma yaşantılarının yüz ifadelerinden duygu tanıma doğruluğu ve süresini ne düzeyde yordadığının alanyazında ilk defa kullanılan bir veri seti olan FACES Türkiye Örneklemi Veri Seti aracılığıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde lisans ve lisansüstü düzeyde öğrenim gören 94'ü kadın (%54,7), 78'i erkek (%45,3) olmak üzere 172 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, 20 Maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği, FACES Türkiye Örneklemi Veri Seti ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sorularınıyanıtlamak amacıyla yürütülen varyans analizlerive tanıma doğruluğu yüzdelerinin incelenmesi sonucunda FACES Türkiye örneklemi veri setinin, orta yaşlı erkeğe ait öfke ifadesi ve yaşlı kadına ait öfke ifadesi çıkarıldığında yüz ifadelerinden duygu tanıma için kullanılabilir ve geçerli bir ölçüm olduğu sonucuna varılmıştır. Yürütülen hiyerarşik regresyon analizleri, ruhsal belirti ve aleksitimi düzeyi kontrol edildiğinde çocukluk çağı travma yaşantılarının yüz ifadelerinden korku duygusunun tanınma süresini anlamlı olumlu şekilde yordadığını göstermiştir. Başka bir ifadeyle çocukluk çağı travma yaşantısı olan genç yetişkinlerin yüz ifadesindeki korku duygusunu tanımak amacıyla bu ifadelere daha uzun süre baktıkları bulunmuştur. Bununla birlikte çocukluk çağı travma yaşantılarıöfke, tiksinme, üzüntü ve mutluluk duygularının tanınma doğruluğu ve süresini yordamamıştır. Mevcut çalışma bulguları, ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Duygu durumları üzerine görsel çözümlemeler
İnsan hayatı belli psikolojik süreçlerden geçip değişerek sürmektedir. İnsan psikolojisini belirleyen en önemli etmenlerden biri insan fizyolojisidir. Aynı zamanda insan fizyolojisi de psikolojiden etkilenir. Psikoloji ve fizyoloji sürekli olarak karşılıklı bir etkileşim halindedir. Bu noktada, hücreden itibaren parçanın bütünü etkilediği bir sistem devreye girmektedir. Bu sistemle beraber bilinç, insanın kendini tanımlayabilmesindeki etkendir. İnsan bilinç, bilinçaltı gibi kavramlarla değişim halindeki dünyada öğrenme sürecindedir. Değişim aynı zamanda insan içinde gerçekleşmektedir. Tarihten bu yana insan, kendini sanat yoluyla ifade etmiştir. Bir takım semboller, mitolojik ögeler, efsaneler, masallarla kendini anlatma yoluna gitmiştir. İnsan kendini oluşturan faktörlerle dünyadaki varlığını sürdürmüştür ve kendi varlığı üzerine düşünmüş, sembol dili geliştirmiştir. Kendini anlamlandırmak veya anlamak üzere hayvanları sembol olarak kullanmıştır. Her şeyin iç içe olduğu dünyada insan, sanatsal anlatım yolunda bu şekliyle de parça bütün ilişkisi içinde ele alınmaya çalışılmıştır. Buz dağının görünen görünmeyen yüzleriyle, bilinçaltı, bilinç, bilinçdışı gibi algılar ile yaşadığımız çelişkilerin, insan için gerçekliğine değinilmiştir. Araştırma kapsamında ele alınan resimlerde insanın parça bütün ilişkisi içinde, psikolojik süreçleri ele alınarak, bu gerçekliğin resimsel ifadesine ulaşılması amaçlanmıştır.
Sleeve gastrektomi yapılan obez kadınlarda serum ghrelin düzeyinin ve beslenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, sleeve gastrektomi yapılan obez kadınların serum ghrelin düzeyleri ile beslenme ve duygusal durumunun değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Lokman Hekim Akay Hastanesi ve Memorial Ankara Hastanesinde sleeve gasterektomi ameliyatı geçiren, yaşları 20-50 yıl arasında değişen toplam 30 gönüllü kadın birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerin ameliyat öncesi ve sonrası 3. ayda antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, miktarlı besin tüketim sıklığı, üç faktörlü yeme ölçeği (TFEQ-Tr21) ile yeme davranışları, Beck depresyon ölçeği ile depresyon düzeyleri ve ELISA yöntemi ile toplam serum ghrelin düzeyleri değerlendirilmiştir. Bireylerin ameliyat sonrasında 3.ayda ortalama beden kütle indeksi (BKİ) anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (preop: 40,16±5,01 kg/m2, postop: 32,47±5,04 kg/m2) (p<0,001). Bireylerin ortalama çikolata ve çikolatalı ürün, pasta ve bisküvi ile şeker ve şekerli ürün tüketimlerinin ameliyattan sonra anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır (p<0,001). Cips, hamburger ve pizza, patates kızartması tüketim miktarlarının ameliyat sonrasında istatistiksel açıdan anlamlı olarak düştüğü saptanmıştır (p<0,001). Serum ghrelin düzeyleri postoperatif dönemde düşmüştür (preop:1125,85±1010,74 pg/mL, postop:51,33±118,54 pg/mL) (p<0,001). Ameliyat sonrasında serum ghrelin düzeyi ile bilişsel kısıtlama (p=0,230), duygusal yeme (p=0,391), kontrolsüz yeme davranışı (p=0,803) ve depresyon düzeyi (p=0,856) arasında anlamlı ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Kontrolsüz yeme davranışı ve BKİ (r=0,466 p=0,009) arasında da pozitif yönlü orta düzeyde bir korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Serum ghrelin düzeyi ile diyetle ortalama enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımı arasında ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin kontrolsüz yeme davranışları ile günlük ortalama enerji alımı (r=0,441, p=0,015) ve duygusal yeme davranışı ile karbonhidrat alımı (r=0,436 p=0,016) arasında orta düzeyde korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada sleeve gastektomi sonrası azalan serum ghrelin düzeyleri ile beslenme ve duygu durumları arasında ilişki bulunmamıştır. Ancak sleeve gastrektomi sonrası hastalarda sağlıklı yeme davranışı eğiliminin arttığı gözlenmiştir. Uzun dönemde tekrar ağırlık kazanımını önlemek için multidisipliner yaklaşımda sağlıklı beslenme önerilerine uyulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sleeve gastrektomi, serum ghrelin, obezite, yeme davranışı, duygu durum
Utanç ve suçluluk duygularının bilişsel süreçler üzerindeki etkileri
Bu tez çalışmasında, utanç ve suçluluk duygularının perspektif alma bilişsel becerisi üzerindeki etkileri duygu-durum ve eğilim temelinde incelenmiştir. Utanç ve suçluluk, toplumsal bağlamlarda uygunsuz görülen durumlar sonucunda ortaya çıkan öz-biliş duygularıdır. Benzer özelliklere sahip olsalar da bu duygular biliş üzerinde farklı etkilere sahiptirler. Bu farklılaşma şu şekilde açıklanmaktadır: utanç olumsuz durumların benliğe atfedilmesine sebep olmakta ve böylece daha acı verici ve yıkıcı etkiler yaratmaktadır; fakat suçluluk olumsuz durumların o anki davranışa atfedilmesine neden olmakta ve böylece daha az acı verici ve yapıcı etkiler yaratmaktadır (Lewis, 1971). Utanç ve suçluluk arasındaki söz konusu bu farklılaşma eğilim ve duygu-durum temellerinde aynı şekilde vurgulanmaktadır. Bu çalışmada, perspektif alma bilişsel becerisi- utanç ve suçluluk gibi, benlik konseptine sıkıca bağlı olması nedeniyle- utanç ve suçluluk duygularının biliş üzerindeki farklı etkilerini eğilim ve duygu-durum temelinde deneysel olarak test etmek üzere seçilmiştir. Ege Üniversitesinde eğitim görmekte olan 90 kadın öğrenci deneye katılmıştır. Çalışmanın sonucunda; utancın hem duygu-durum hem de eğilim temelinde, perspektif alma başarısı üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, utancın duygu-durum ve eğilim temellerinin perspektif alma başarısı üzerinde anlamlı etkileşime sahip olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, suçluluğun perspektif alma başarısı üzerinde eğilim seviyesinde etkisi bulunamazken, duygu-durum seviyesinde utanca kıyasla olumlu, sakinliğe(nötr) kıyasla olumsuz etkisi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Utanç, Suçluluk, Eğilim, Duygu-Durum, Perspektif Alma
Farklı duygu durum manipülasyon prosedürlerinin incelenen spesifik duyguları ortaya çıkartmadaki güçlerinin değerlendirilmesi
Bilişsel psikolojide, duyguya ilişkin birçok çalışmada hedeflenen duyguyu ortaya çıkarabilmek üzere duygu uyandırma yöntemleri kullanılmaktadır. Literatürde oldukça fazla duygu uyandırma yöntemi olmasına karşın belirli bir duyguyu ortaya çıkarmada en etkili olan yöntem net değildir. Önceki çalışmalarda pozitif ve negatif duygularda en etkili prosedürün film/hikaye yöntemi olduğu belirtilmesine karşın, bu çalışmalar doğrudan deneysel bir prosedürün sonucu olmayıp, genellikle meta-analiz çalışmalarının bulguları ışığında elde edilmiştir (Westermann ve ark.,1996). Yöntem: Bu çalışmada üç duygu uyandırma yönteminin (Film parçası, imajinasyon ve IAPS), üç spesifik duyguyu (korku, tiksinme ve mutluluk) ortaya çıkarmadaki güçlülükleri boyutsal yaklaşım ve duygunun bileşenler modeli çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi, 32 üniversite öğrencisinden (19 kadın, 13 erkek) oluşmaktadır. Prosedür: Araştırmada korku, tiksinme ve mutluluk duygularını ortaya çıkarmak için 3 farklı duygu uyandırma yöntemi (film, fotoğraf, imajinasyon) denek-içi deney desenine göre uygulanmıştır. Her bir uygulama sırasında katılımcılardan duygusal tepki bileşenleri olan öznel değerlendirmelerin (self-report) yanı sıra, fizyolojik tepki (deri tepkisi, kalp atımı) ölçümleri de alınmıştır. Bulgular: Film parçası, IAPS ve imajinasyon yöntemlerinin, korku (IAPS prosedürü hariç), tiksinme ve mutluluk duygu deneyimini başarıyla uyandırdığı; ancak film yöntemi ile uyandırılan tüm duygulara öznel deneyimin yanı sıra fizyolojik değişimlerin de eşlik ettiği görülmüştür. Bu nedenle çalışmadaki hem negatif hem de pozitif duyguları uyandırmada en başarılı yöntemin, film prosedürü olduğu söylenebilir.