Learning
729 theses under this subject heading
Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde işbirlikli öğrenme-öğretme yaklaşımının uygulanması (Isparta örneği)
ÖZET Bu araştırmanın temel amacı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenlerinin ve ortaokul öğrencilerinin işbirlikli öğrenme yöntemine dair deneyimlerini derinlemesine analiz etmektir. Araştırma, bu yöntemin DKAB derslerindeki uygulanma potansiyelini, sağladığı katkıları ve uygulama sürecindeki güçlükleri ortaya koymayı hedeflemektedir. İşbirlikli öğrenme; öğrencilerin aktif katılımını, öğrenmeyi anlamlı ve eğlenceli kılmayı, sosyal becerilerin gelişimini ve farklı öğrenme stillerine uyumunu desteklemektedir. Araştırma bulgularıyla da desteklenen yöntemin bu yapısı özellikle DKAB derslerinin yapılandırmacılığa uygun muhtevası, yöntemin tercih edilme nedenleri arasında yer almaktadır. Ancak yöntemin uygulanmasını zorlaştıran etkenler de vardır. Sınav sistemi, müfredat yoğunluğu, ders saati yetersizliği ve kalabalık sınıflar gibi sistemsel ve dış etmenlerle öğrenci isteksizliği ve öğretmenin bilgi, tecrübe eksikliği bu etmenler arasındadır. Araştırmanın yönteminde nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırma, Isparta'da görev yapan 25 DKAB öğretmeni ve Isparta'daki bir ortaokulda öğrenim gören 42 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, öğretmen ve öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler, MAXQDA analiz programı kullanılarak tematik analizden geçirilmiştir. Bulgular, dört ana tema 'öğretmen deneyimleri' ve altı ana tema 'öğrenci deneyimleri' çerçevesinde yapılandırılmıştır. Öğretmen deneyimleri işbirlikli öğrenme yönteminin tanımı, yöntemi uygulama ve uygulamama sebepleri, yöntemin olumlu-olumsuz yönleri ile öğretmen önerilerinden oluşmuştur. Öğrenci deneyimleri ise; yöntemin tanımı, öğrencilere katkısı, yöntemin olumlu-olumsuz yönleri, yönteme dair öğrenci hisleri ve öğrenci önerilerinden müteşekkildir. Öğretmen ve öğrenci deneyimlerinin çok boyutlu olarak betimlendiği araştırmada, işbirlikli öğrenme yönteminin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli perspektifinde DKAB derslerinde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için, öğretmenlere yönelik yeterli eğitim verilmesi ve müfredat ile sınav sisteminin yöntemin felsefesiyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Pandemi döneminde Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin öğrenme yaklaşımlarıyla psikolojik durumları arasındaki ilişki ve psikolojik sağlamlığın aracılık rolü
Bu çalışmada pandemi döneminde Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin öğrenme yaklaşımlarıyla psikolojik durumları arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılık rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Öğrenme Yaklaşımları ve Çalışma Becerileri Ölçeği, Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Öğrencilerin öğrenme yaklaşımlarına bakıldığında derin öğrenme yaklaşımı 57,2±8,0; yüzeysel öğrenme yaklaşımı 47,7±9,2; stratejik öğrenme yaklaşımı 68,8±11,7 puan almıştır. Çalışmamızda öğrencilerin %55,4'ünde depresyon, %68,6'sında hafiften şiddetliye varan anksiyete bozukluğu saptanmıştır. Üçüncü sınıf öğrencisi olmak, preklinik dönem öğrencisi olmak ve tıp fakültesini kendi isteği ile seçmemek depresyonu; cinsiyet, İngilizce program öğrencisi olmak, birinci sınıf öğrencisi olmak ve preklinik öğrencisi olmak ise anksiyeteyi etkileyen faktörler olarak saptanmıştır. Çalışmamızda öğrencilerimizin Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalaması 19,0±7,2 olarak bulunmuştur. Erkek cinsiyet, klinik dönemde olmak, 4. sınıf öğrencisi olmak, tıp fakültesini kendi isteyerek seçmenin psikolojik sağlamlığı artırdığı gözlenmiştir. Derinlemesine öğrenme yaklaşımı ile depresyon arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın tam aracılık etkisi; stratejik öğrenme, depresyon ve psikolojik sağlamlık ilişkisinde ölçme modeli incelendiğinde kısmi aracılık etkisi; yüzeysel öğrenme, depresyon ve psikolojik sağlamlık ilişkisi incelendiğinde psikolojik sağlamlığın kısmi aracılık etkisi vardır.
Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda dinleme eforu ve işitsel dikkatin değerlendirilmesi
Özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) tanısı alan çocuklarda dikkat eksiklikleri, konuşmayı işlemleme güçlükleri ve işitsel işlemleme bozukluklarının sıklıkla birlikte gözlendiği belirtilmektedir. Bu çalışmada, ÖÖG tanısı alan çocukların gürültüde konuşmayı anlama becerisi, işitsel dikkat ve bilişsel beceriler ile dikkati bölme yeteneğini yansıttığı varsayılan dinleme eforu değerlendirilerek normal çocuklar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bununla birlikte gürültüde konuşmayı anlama becerisi, işitsel dikkat ve dinleme eforu testinden elde edilen sonuçlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışma grubuna 7-12 yaş arasında ÖÖG tanısı almış 23 çocuk, kontrol grubuna ise 7-12 yaş arasında 23 normal çocuk dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm çocuklara gürültüde konuşmayı anlama becerisini değerlendirmek üzere Türkçe Kolaylaştırılmış Matrix Testi (TURSIMAT), dinleme eforunu değerlendirmek için İkili Görev Paradigması ile Dinleme Eforu Testi ve işitsel dikkati değerlendirmek için Dinlemede Dikkat Testi (DDT) uygulanarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. TURSIMAT, DDT, İkili Görev Paradigması ile Dinleme Eforu Testi ve yaş arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Çalışma sonucunda iki grup arasında TURSIMAT testinde anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), DDT ve Dinleme Eforu testlerinde anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). TURSIMAT testi ile DDT ve Dinleme Eforu Testi arasında bilateral koşulda anlamlı bir ilişki bulunamazken, tek taraflı koşullarda kısmen anlamlı ilişki elde edilmiştir (p<0,05). DDT ve Dinleme Eforu testi arasında sadece orta koşulda anlamlı ilişki elde edilmiştir (p<0,05). Ayrıca yaş ile TURSIMAT'ın tüm koşulları ve Dinleme Eforu Testi'ndeki zor ve orta koşul arasında anlamlı bir ilişki elde edilirken (p<0,05), yaş ile DDT testi arasında anlamlı bir ilişki belirlenememiştir. Elde edilen bulgular ÖÖG tanılı çocukların normal çocuklara kıyasla daha fazla dinleme eforuna ve daha zayıf işitsel dikkat becerisine sahip olduğunu göstermektedir.
Rezonans ses ediniminde klinisyen geri bildirim özelliklerinin etkisinin incelenmesi
Klinik araştırmalar, motor öğrenme ilkelerini ses terapisine uyarlamayı hedefleyerek, davranış değişikliklerinin ve beceri ediniminin altında yatan bireysel farklılıkları incelemektedir. Ses terapisi alanında motor öğrenme ilkeleri için, klinisyen geri bildiriminin özelliklerine ilişkin 'uygulama' aşamasında birçok çalışma mevcut iken; 'uygulama öncesi' aşamada sınırlı sayıdadır. Yapılan bu tez çalışmasında, uygulama öncesi aşaması bileşenlerinden; motivasyon, sözel bilgilendirme ve model olma sabit tutularak; geri bildirim özellikleri değişen, katılımcıları 18-35 yaş arası sağlıklı sese sahip kadınların oluşturduğu, 6 ayrı gruba (n=90), 2 Dil ve Konuşma Terapisti tarafından rezonans ses eğitimi verilmiştir. Bu 6 grup; geri bildirim almayan, sonuç geri bildirimi alan ve performans geri bildirimi alan (4 alt grup) gruplardan oluşmaktadır. Eğitim öncesinde ve sonrasında işitsel-algısal ve akustik değerlendirmeler yapılmıştır. İşitsel-algısal değerlendirme, alanda deneyimli 3 uzman tarafından rezonans sesin kalitesinin derecelendirilmesi şeklinde yapılmış olup, katılımcı grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Çoklu karşılaştırma analizi sonuçlarına göre, Bonferroni düzeltmesi sonrası geri bildirim almayan grup ile kinestetik + görsel + işitsel geri bildirim grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<.05). Akustik değerlendirme analizi bulgularına göre ise şiddet ve Kepstral Tepe Noktası arasında gruplar arasında anlamlı farklılık elde edilmemekle birlikte geri bildirim verilen gruplarda seans sonundaki tekrarlarda artış tespit edilmiştir. Çalışma bulguları, rezonans sesin ediniminde uygulama öncesi aşamada farklı duyusal modalitelerin kullanılarak geri bildirimin verilmesinin ve sonuç geri bildiriminin kullanılmasının faydalı olduğunu işaret etmektedir.
Kendi kendine öğrenme bağlamında bilgisayar okuryazarlığının incelenmesi: Bilişsel etnografik çalışma
Bu tez çalışmasında daha önce hiç bilgisayar kullanmayan çocukların bilgisayarı kendi kendine öğrenme süreçleri, yaşadıkları kültürel bağlam çerçevesinde incelenmiştir. Teknolojinin hayatın her alanında etkili olduğu ve insanların daha çok "kendi kendine öğrenme"ye yöneldiği günümüz koşulları, araştırma konusunu bilgisayar eğitimi açısından önemli kılmaktadır. Araştırma konusuna uygun olarak daha önce hiç bilgisayar kullanmayan çocuklara ulaşmak amacıyla ülkemizin sosyoekonomik düzeyi düşük ve dijital uçurumun belirgin biçimde hissedildiği bölgelerinden olan Güney Doğu Anadolu Bölgesi kırsalındaki bir köy tercih edilmiştir. Araştırma deseni olarak nitel araştırma yöntemlerinden etnografinin bir türü olan "bilişsel etnografi" kullanılarak, bilişsel süreçlerin kültürel temelleri değerlendirilmiş ve otantik verilere ulaşılmıştır. Araştırma etnografik çalışmaların doğasına uygun olarak, iki seneye yayılan uzun süreli bir katılımlı gözlem sürecini içermektedir. Çalışma grubu 46 çocuktan (17 kız, 29 oğlan) oluşmakta olup yaşları 6-11 arasında değişmektedir. Çalışma süresince çocukların bilgisayarla baş başa kaldıklarında, kendi öğrenmelerini nasıl organize ettikleri ayrıntılı olarak gözlemlenmiştir. Süreç içerisinde öğrencilere basit ipuçları verilerek, merak uyandırmaya yönelik sorular sorularak ve gruplar oluşturmalarına müsaade edilerek, öğrenme durumlarının bu yönlendirmelerden ve işbirlikli çalışmalardan nasıl etkilendiği incelenmiştir. Verilerin analizinde, açık kodlama ve aksiyal kodlama yöntemleri kullanılmıştır. Açık kodlama ile elde edilen 853 kod, yapılan revizyonlarla 174 koda indirgenmiş ve 10 kategori altında toplanmıştır. Çalışma sonucunda ortaya çıkan bulgular, çocukların kendi kendine bilgisayar öğrenme süreçlerinde basit yönlendirmeler yapılmasının ve gruplar oluşturmalarının, genel olarak olumlu sonuçlar doğurduğu yönündedir. Yaş ve cinsiyet değişkenine göre çocukların öğrenme davranışlarında önemli farklılıklar gözlemlenmiştir. Çalışma sonuçları, kültürel altyapının eğitsel süreçlere etkisi ve bu etkinin ülkemizin eğitim politikaları açısından değerlendirilmesi bağlamında derinlemesine veriler sunmaktadır.
Öz-güdümlü öğrenmelere yönelik değerlendirmeler için bilgisayarlı sınıflama test sistemine katılım profillerinin incelenmesi
Bu araştırmada ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin kendi öğrenmelerini yönetebilmelerine olanak sağlayacak öz-güdümlü öğrenmelere yönelik bilgisayarlı sınıflama test sistemi tasarlanmış ve geliştirilmiştir. Bu kapsamda öğrencilerin geliştirilen bu e-değerlendirme sistemine katılımları ile güdülenme stratejileri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Ayrıca öğrencilerin sisteme yönelik yarar algıları ile sistemi ileride kullanma niyetleri arasındaki ilişki de incelenerek bir profil analizi ortaya konulmuştur. Araştırmanın çalışma grubu 2199 ortaokul beşinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Bu öğrenciler Ankara ve İzmir'de bulunan ikişer ortaokul ve Konya'da bulunan üç ortaokul olmak üzere toplamda yedi okulda öğrenimlerini sürdürmektedirler. Geliştirilen sistemde öğrencilerin kendi öğrenmelerini değerlendirebildikleri ve matematik dersinde yer alan kazanımlara sahip olup olmama durumlarını (kazanım bazlı yetkinliklerini) öğrenebilmeleri sağlanmıştır. Bu kapsamda ortaokul 5. sınıf öğretim programı matematik dersi kazanımları incelenmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı ve alan uzmanları desteği ile bu kazanımlara yönelik sorular hazırlanmıştır. Sistemin en önemli özelliklerinden biri de uyarlanabilir test yapısında olmasıdır. Öğrenciler sistemi üç hafta boyunca kullanmıştır. Uygulamanın sonunda öğrencilerden veriler araştırmanın amacına yönelik olarak öz-bildirime dayalı ölçekler ile toplanmıştır. Öğrencilerin sistem kullanımlarının sonucunda etkileşim verileri katılım yapısı ortaya konmuştur. Araştırmada öğrencilerin katılım durumları ile güdülenme stratejileri arasındaki ilişki irdelenmiştir. Katılım düzeyleri ile sınav kaygısı, öz yeterlik ve görev değeri ile aralarında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin sisteme yönelik yarar algıları ile sistemi ileride kullanma niyetleri arasında da pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin e-değerlendirme sistemini kullanma niyetlerinin ise güdülenme stratejileri ve sisteme ilişkin tasarım özelliklerinden etkilendiği bulgusuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra üstbilişsel farkındalığı yüksek olan öğrencilerin sistemi ileride kullanma niyetinde olduğu görülmüştür.
Implemented strategies of enhancing motivation among Iraqi students for learning English language
This study aimed to identify the motivational strategies that are used in the classroom by English teachers in high school in Northern Iraq. The problem of the statement is the teachers' teaching strategies which influence the learners to be motivated in learning foreign languages. Some teachers do not have experience in using motivational strategies; this will be demotivation of the learners. For this purpose, we specifically investigated the types of the motivational strategies that lead by the English teachers in the Northern Iraq. Moreover, it aimed at finding the students' perspectives on their teachers teaching strategies. The study examined three research questions. As data collection tools, we used questionnaires. The findings showed that most of the teachers of English are not aware of the motivational strategies to motivate their students to learn the English language in an effective way. Meanwhile, most of the teachers agree with all the aspects of the curriculum. They thought that the curriculum was available for the students to be motivated in learning the English language. Meanwhile, the students stated that their teacher's techniques were not enough to motivate them.
The effect of oral corrective feedback on the article errors in l3 English: Prompts vs. recasts
This study examines the effect of prompts and recasts in providing CF for the article errors by Kurdish-Arabic bilingual adolescents who learn English as a third language. For this purpose, 39 lower-intermediate Kurdish-Arabic bilingual adolescent learners of L3 English were tested on three tests: pre-, post-, and delayed post-tests involving articles in four contexts; [+def, +spec], [+def, -spec], [-def, +spec], [-def, -spec], in L3 English. The participants were randomly put into three groups: (1) prompt group (n =15), (2) recast group (n = 14), and (3) no feedback group (n = 10). Each group completed 28 dialogues, which included articles in a forced choice elicitation task as a pre-test. The same test was given to the three groups as post- and delayed posttests. Between the pre-test and the post-test, the prompt group and the recast group took a treatment. The treatment involved an interactional activity (dialogue build) which aimed the FCET, eliciting the students to make dialogues in which the former took CF in the form of prompts, and the latter took it as recasts for their article errors in L3 English during the activity. Results of the FCET showed that both prompt and recast groups developed on the posttest. Whilst, prompt group significantly outperformed recast group on the long term, recast and no feedback performed equally at delayed posttest. A two-way ANOVA of the accuracy data showed that there were no significant differences among the three groups in the pretest and posttest. However, there were very significant differences between the prompt and the other two groups in the long term in which the prompt group outperformed the other two groups. Analysis of the error data revealed that the errors mostly fell in substitution, which indicated that the students were fluctuating between choosing the correct article to use in all the semantic contexts especially in [-def, +spec] context. Given the Fluctuation Hypothesis, L1 speakers of non-article languages will either fluctuate between definiteness and specificity when learning a language that encodes the features [+definite] or [+specific] or will select the appropriate value for the target language (Ionin, 2003, p. 23). However, L1 Kurdish and Arabic both are [+article] languages based on definiteness. Our results suggest that a specificity-based choice of articles can occur even when the L1 is an article-based language which is based on definiteness. Prompt group significantly made fewer errors than the recast and the no feedback groups in the long term.
Bir vakıf eğitim modeli incelenmesi: 21. yüzyıl öğrenme becerileri informel eğitim durumları
Dünyamız değişimin hızlı bir şekilde gerçekleştiği bir noktaya gelmiştir. Bu hızlı değişimler ihtiyaçlarında değişkenliğine sebep olmuşlardır. Eğitim ise, tüm bu değişimler içerisinde kilit taşı konumundadır. Özellikle informal eğitimin çağımızdaki yeri örgün eğitime göre artmaya başlamıştır. Özellikle sivil toplum kuruluşları (STK) ve vakıf eğitimleri bu hal üzere ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma sivil toplum kuruluşları (STK) ve vakıflarda verilen eğitim ve çalışmalardaki 21. yüzyıl öğrenme becerilerini incelemektedir. Sivil toplum kuruluşları (STK) ve vakıf kurumlarının eğitim süreçlerinde güncel olmayan yöntemler ve mükemmeliyet sorunları yaşanmaktadır. Yenilik ve inovasyon, eleştirel düşünme, iş birliği ve iletişim, problem çözme gibi yetkinliklerin bu tür kurumlardaki informal eğitimlerin ve müfredatların içerisinde ne kadar yer aldığı hususu soru işareti olarak durmaktadır. Bu minvalde, bu çalışma bir vakıf kurumunu durum çalışması yöntemiyle inceleyecektir. Bu amaçla, nitel durum çalışması yürütülerek incelenen vakıftaki eğitim süreçlerinde aktif rol alan eğitmen ve yöneticiler ile bu eğitimleri alan öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Bulgular olarak ise müfredatın güncel olmaması, eğitim süreçlerini iyileştirmek adına eğitici eğitimleri ve toplantıları, kaynak dokümanların güncellenmesi, mekanların fiziki durumunun iyileştirilmesi gibi temalar öne çıkmaktadır. Sonuç olarak çağın önemi ve nitelik açısından sivil toplum kuruluşları (STK) ve vakıflarda eğitimin ve faaliyetlerin her safhasında güncel yetkinlik ve becerilerin desteklenmesi, donatılması önem arz etmektedir. Bu çalışma vesilesi ile eğitimi destekleyen sivil toplum kuruluşları (STK) ve vakıf eğitimleri, çalışmalarının eksik kalınan noktalarına katkı sağlanmaya çalışılacaktır.
Üstün zekâ tanısı almış çocukların sosyal ve duygusal öğrenmelerinin tanı almamış çocuklarla karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı doğrultusunda, üstün zekâ tanısı almış ve tanı almamış öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenme skorları karşılaştırılarak; sosyal ve duygusal öğrenmenin zekâ ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini Üsküdar ilçesinde öğrenim gören tüm öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Üsküdar ilçesinde özel bir kurumda 5., 6. ve 7. sınıfa giden 201 üstün zekâ tanısı almış ve Üsküdar ilçesinde bir devlet okulunda 5., 6. ve 7. sınıfa giden 199 tanı almamış öğrenciler oluşturmaktadır. Üstün zekâ tanısı almış çocukların sosyal ve duygusal öğrenme becerileri ile tanı almamış çocukların sosyal ve duygusal öğrenme becerilerinin demografik değişkenlerin de göz önüne alınarak karşılaştırıldığı çalışmada nicel bir yöntem olarak anket ve ölçek uygulanmış,veriler toplanmış ve sonrasında uygulanan anketler ve ölçekler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan her bir katılımcıya Kişisel Bilgi Formuyla beraber, Sosyal ve Duygusal Öğrenme (CASEL, 2003) ölçeği uygulanmış, velilerinden Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu alınmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde bir çalışma olup, tanımlayıcıdır. Araştırmanın bulgularında üstün zekâ tanısı almış öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenme ölçeği; öz-farkındalık, sosyal farkındalık, sorumlu bir şekilde karar verme ve ilişki kurma becerileri skorları tanı almamışlara kıyasla daha yüksek olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Zekâ, Üstün zekâ, Sosyal ve duygusal öğrenme
Ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterliklerini belirlemek ve öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmanın evrenini, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Van ili İpekyolu, Tuşba ve Edremit merkez ilçelerinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokulların 6., 7. ve 8. sınıflarında öğrenim görmekte olan 37.904 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma, tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen toplam 920 ortaokul öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırmada, veri toplama araçları olarak ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanma düzeylerini belirlemek amacıyla "21. Yüzyıl Öğrenme Becerileri Ölçeği", öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerini belirlemek için ise "Eğitim Teknolojisi Standartları Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma), fark istatistikleri (Bağımsız gruplar t testi, ANOVA, MANOVA), Pearson Çarpım Momentler Korelasyon Katsayısı ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar şu şekildedir: 1. Ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerilerinin genel olarak yüksek düzeyde kullandıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin aktif öğrenme becerilerini orta düzeyde; öğrenmeyi öğrenme, problem çözme, işbirliği ve iletişim becerilerini ise yüksek düzeyde kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. 2. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere kıyasla; 7. sınıf öğrencilerinin 6. ve 8. sınıf öğrencilerine kıyasla; sınıflarında akıllı tahta bulunan öğrencilerin sınıflarında akıllı tahta bulunmayan öğrencilere kıyasla; evlerinde internet bağlantısı bulunan öğrencilerin evlerinde internet bağlantısı bulunmayan öğrencilere kıyasla; bilgisayar, akıllı telefon ve tablet bilgisayar gibi teknolojik araçlara sahip olan öğrencilerin bu teknolojik araçlara sahip olmayan öğrencilere kıyasla 21. yüzyıl öğrenme becerilerini daha yüksek düzeyde kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. 3. Ortaokul öğrencilerinin eğitim teknolojisi yeterliklerinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin teknoloji okuryazarlığı, yaratıcılık ve yenilikçilik yeterliklerinin yüksek düzeyde, dijital vatandaşlık ve katılım yeterliklerinin ise orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 4. Erkek öğrencilerin kız öğrencilere kıyasla; sınıflarında akıllı tahta bulunan öğrencilerin sınıflarında akıllı tahta bulunmayan öğrencilere kıyasla; evlerinde internet bağlantısı bulunan öğrencilerin evlerinde internet bağlantısı bulunmayan öğrencilere kıyasla; bilgisayar, akıllı telefon ve tablet bilgisayar gibi teknolojik araçlara sahip olan öğrencilerin bu teknolojik araçlara sahip olmayan öğrencilere kıyasla eğitim teknolojisi yeterliklerinin daha yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerinin sınıf düzeyine göre anlamlı düzeyde değişmediği belirlenmiştir. 5. Ebeveynlerin eğitim düzeyleri ve ailenin gelir düzeyi yükseldikçe öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanma düzeyleri ile eğitim teknolojisi yeterlik düzeylerinin de yükseldiği belirlenmiştir. 6. Öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerinin, 21. yüzyıl öğrenme becerilerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve yaklaşık olarak dörtte birini (%25.1) açıklayacak güçte olduğu belirlenmiştir.
Lisans eğitimlerinde kanun çalgısını icra edenlerin öğrenme ve eğitim sürecinde yaşadıkları sorunlar
Bu araştırmada, Lisans Eğitimlerinde Kanun Çalgısını İcra Edenlerin Öğrenme ve Eğitim Sürecinde Yaşadıkları Sorunlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini konservatuarlar, müzik eğitimi anabilim dalları ve güzel sanatlar fakültelerinde kanun çalgı eğitimi alan öğrenciler ve kanun çalgı eğitimi veren öğretim elemanları oluşturmuştur. Ayrıca, lisans düzeyinde mesleki müzik eğitimi veren tüm kurumlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Betimsel tarama modeli kullanılan bu araştırmada, kanun çalgı eğitimi alan öğrencilere anket uygulanmış bunun dışında öğretim elemanlarına uygulanan görüşme formuyla araştırmaya nitel bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır. Kanun çalgı eğitiminde, kullanılan metotların ve yöntemlerin farklı bir anlayış içerisinde olması yanında icra kısmında da farklı problemler olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre; sol el tekniğinde öğrencilerin sorunlar yaşadığı, kanun çalgı eğitimi alan öğrenciler ile öğretim elemanları arasında iletişimin olumlu yönde olduğu, öğrencilerin çalgıyı temin etme konusunda sıkıntılar yaşadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Sonuçların ardından var olan sorunlara çözüm önerileri getirilmiştir.
FeTeMM destekli araştırma sorgulamaya dayalı öğrenme yaklaşımının 7. sınıf öğrencilerinin kavramsal anlama ve bilimsel yaratıcılıkları üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, FeTeMM Destekli Araştırma Sorgulamaya Dayalı Öğrenme Yaklaşımı'nın, 7. sınıf öğrencilerinin kavramsal anlama ve bilimsel yaratıcılıkları üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada, kontrol gruplu ön test ve son test yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma, 2018-2019 eğitim öğretim yılında, Van İlinin Erciş İlçesinde bulunan bir ortaokulda 35' deney ve 29'u kontrol grubunda olmak üzere toplam 64 öğrenci ile yürütülmüştür. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kavramsal Anlama Testi (KAT), Bilimsel Yaratıcılık Testi (BİYAT) ve Yarı Yapılandırılmış Öğrenci Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen nicel veriler; Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann Whitney U Testi, Bağımlı ve Bağımsız T-Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler ise içerik ve betimsel analize tabi tutularak çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına bakıldığında, deney ve kontrol gruplarının KAT ve BİYAT son test puanları arasında deney grubu lehinde anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Aynı zamanda BİYAT orijinallik, esneklik ve akıcılık alt boyutları ayrı ayrı incelendiğinde, deney grubunun son testi lehinde anlamlı bir farkın olduğu tespit edilirken, kontrol grubunun ön-son test puanları arasında ise anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür. Diğer taraftan deney grubu ile yapılan görüşmelerde öğrenciler, etkinliklerin eğlenceli olduğunu, heyecan oluşturduğunu, mutlu hissettirdiğini, iş birliğini ve takım ruhunu aşıladığını, bilgileri yaparak yaşayarak öğrendiklerini ifade etmişlerdir. Dolayısıyla FeTeMM etkinliklerinin öğrenciler üzerinde olumlu yönde etki gösterdiği görülmüştür. Sonuç olarak, FeTeMM destekli Araştırma Sorgulamaya Dayalı Öğrenme Yaklaşımı'nın 7. sınıf öğrencilerinin deney grubunda, kavramsal anlamalarında ve bilimsel yaratıcılık kabiliyetlerinde artış sağlamıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara bağlı olarak, ortaokul ve lise düzeyine uygun Mühendislik Tasarım Süreci basamaklarının belirlenerek, FeTeMM destekli öğretim yapılması önerilmektedir. Ayrıca okulöncesi öğretim kademesinde FeTeMM etkinliklerinin sınırlı olması nedeniyle bu alanda çalışmalar yapılabilir. Anahtar sözcükler: araştırma sorgulamaya dayalı öğrenme yaklaşımı, bilimsel yaratıcılık, FeTeMM, kavramsal anlama, 7. sınıf öğrencileri
Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Çelik B. Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması, Van YYÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Van, 2019. Bu çalışma, kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerini araştırmak için tasarlandı. Çalışmada 200 ± 20 g ağırlığında 72 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 9 gruba ayrıldı. Grup 1: kontrol grubu, (strese maruz kalmadı) Grup 2: DMSO-çözücü grubu, strese maruz kalmadı. Grup 3: stres grubu, kronik immobilizasyon stresine maruz kaldı. Grup 4: Vortioksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda vortioksetin verildi. Grup 5: Fluoksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda fluoksetin verildi. Grup 6: Resveratrol + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 100 mg / kg / gün dozunda resveratrol verildi. Grup 7: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin ve resveratrol verildi. Grup 8: Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce fluoksetin ve resveratrol verildi. Grup 9: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol verildi. Kronik immobilizasyon stresi uygulaması için hayvanlar 30 gün boyunca günde 60 dakika sabitleyici kafese konuldu. Yükseltilmiş artı-labirent (EPM) testinde açık kollarda harcanan zaman ve açık kollardaki girişlerin sayısı, normal kontrol grubuna göre stres kontrol grubunda anlamlı derecede düşüktü. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Morris water maze testinde kronik immobilizasyon stresi, platformu bulmak için gecikmeyi önemli ölçüde azalttı. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Rota rod testi sonuçlarının gerek grup içi, gerek gruplararası karşılaştırmalarında fark bulunamadı. Bu çalışmanın sonuçları; vortioksetin + fluoksetin + resveratrol kombinasyonunun, bu ilaçların yalnız uygulanmalarına göre daha iyi anksiyolitik etkiler gösterebileceğini; vortioksetin veya fluoksetine bağlı gelişebilecek öğrenme - bellek kayıplarının tedavi protokolüne resveratrol ilavesi ile engellenebileceğini göstermektedir. Önümüzdeki çalışmalarda sonuçlarımızın moleküler temellerinin aydınlatılması hedeflenmektedir.
Devlet okullarında öğrenim gören öğrencilerin dil öğrenme kaygılarına ilişkin davranışlarının incelenmesi
Bu araştırma, devlet okullarında öğrenim gören ortaokul ve lise öğrencilerinin dil öğrenme kaygılarına ilişkin davranışlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla çalışmada, cinsiyet, yabancı dil kursuna gidip gitmeme, yerleşim yeri, aile gelir durumu, okuldaki başarı durumu değişkenlerinin, yabancı dil kaygısını doğrudan ve dolaylı olarak ne derecede yordadıklarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Uşak ili merkezinde bulundan belirli sayıdaki ortaokul ve liselerdeki belirli sayıdaki öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri toplanırken Aydın (1999) tarafından geliştirilen Yabancı Dil Sınıf Kaygısı Ölçeğinin revizyonu kullanılmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 17.0 istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, öğrencilerin düşük düzeyde yabancı dil öğrenme kaygılarına sahip oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin yabancı dil başarı durumları ile yabancı dil kaygıları arasında istatistiksel açıdan negatif yönlü anlamlı ilişkilerin olduğu saptanmıştır. Buna göre öğrencilerin yabancı dil öğrenme kaygıları azaldıkça yabancı dil başarıları artmaktadır.
Korunmaya muhtaç öğrencilerin öğrenme ve öğretme sürecinde karşılaştıkları sorunların öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Korunmaya Muhtaç Çocuk (KMÇ) ; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile sınırları belirlenmiş, yaşadığı ve yaşattığı sorunlar nedeniyle, onları inceleyen alan uzmanlarınca ve nihayetinde mahkeme tarafından özel tedbirlere ihtiyaç duyduğuna karar verilen çocuktur (Çocuk Koruma Kanunu [ÇKK], 2005: madde 3). Bu araştırmada; haklarında koruma kararı verilerek Korunmaya Muhtaç Çocuk (KMÇ) kapsamına alınmış öğrencilerin öğrenme ve öğretme sürecinde karşılaştıkları sorunların öğretmen görüşlerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma betimsel tarama modeline göre düzenlenmiştir. Araştırmada, nitel araştırma desenlerinden olan iç içe geçmiş tek durum deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, KMÇ kapsamındaki öğrencilerin öğrenim gördükleri, üç farklı okuldaki, farklı sınıflarda görevli olan ve kendileriyle görüşme yapılan 8 erkek ve 10 kadın olmak üzere 18 öğretmen oluşturmuştur. Bu araştırmanın verileri, çalışma grubunda yer alan öğretmenler ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Ayrıca farklı sınıflarda; hem sınıf içerisinde hem de okul bahçesinde olmak üzere toplam 46 saat gözlem yapılmıştır. Gözlem yolu ile veri elde etmek amacıyla yarı yapılandırılmış gözlem formundan yararlanılmıştır. Gözlem sonuçları ile görüşme bulguları karşılaştırılarak geçerlik ve güvenirlik arttırılmaya çalışılmıştır. Görüşme yapılarak elde edilen veriler, gözlem yolu ile elde edilen bulgular ile uyumludur. Gözlem sonuçları, görüşme sonuçlarını desteklemektedir. Elde edilen veriler ışığında tema, kod ve alt kodlar oluşturulmuş, her biri alan uzmanları ile birlikte titizlikle incelenerek değerlendirilmiştir. Oluşan temalar; "öğrenme ve öğretme", "sosyalleşme ve uyum", "problem davranışlar" ve "öneriler" şeklindedir. Bu temalara uygun olarak kodlar ve alt kodlar oluşturulmuştur. KMÇ kapsamındaki öğrenciler tarafından, kanunun koruyuculuğunun istismar edildiği sonucuna ulaşılmıştır. KMÇ kapsamındaki öğrencilerin öğrenme öğretme etkinliklerine katılmaya istekli olmadıkları, akademik başarılarının düşük olduğu, sosyal etkinliklere katılmaya istekli oldukları ancak burada da sosyal etkinliğin/oyunun düzenini bozma eğiliminde oldukları belirlenmiştir. KMÇ kapsamındaki öğrencilerin; öğretmen ve arkadaşları ile birlikte diğer öğrenci velilerinin de sosyal kabulüne ihtiyacı olduğu belirlenmiştir. KMÇ kapsamındaki öğrencilerin hem okul ortamında hem yuva ortamında birbirlerini olumsuz etkileyebildikleri tespit edilmiştir. Arkadaşlarına karşı saldırganlık, kurallara uymama, okuldan kaçma, okul eşyalarına zarar verme gibi problem davranış sergileme eğiliminde oldukları belirlenmiştir. Okullar ile KMÇ kapsamındaki öğrencilerin kalmakta oldukları kurumlar arasında iletişim eksikliğinin bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Korunmaya Muhtaç Çocuk (KMÇ), öğrenme-öğretme süreci, karşılaşılan sorunlar
Probleme dayalı öğrenme yönteminin sosyal bilgiler dersi akademik başarısına ve öğrenci tutumlarına etkisi
Sosyal bilgiler eğitimi, ülkemizde ve dünyada birçok önemli hedef davranışın kazandırılmasında, oldukça önemli bir yere sahiptir. Değişen ve gelişen dünyada ortaya çıkan yeni paradigmalar, eğitim sistemlerinde ve öğrenme ortamlarında, birçok yeni düzenlemeyi beraberinde getirmiştir. Yenilikçi öğrenme yaklaşımlarındaki amaç; ezberden uzak, üretici, problem çözme becerilerini kazanan, öğrendiklerini gerçek hayata transfer edebilen bireyler yetiştirmektir. Belirtilen hedefler doğrultusunda bu araştırma; problem dayalı öğrenme yönteminin, 6.sınıf sosyal bilgiler dersi konularındaki akademik başarıya etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, ön test – son test deney kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla, öğrencilerin akademik başarılarını ölçecek başarı testi, sosyal bilgiler tutum ölçeği, öğrenci görüşleri anket formu, probleme dayalı öğrenme yöntemine dayalı senaryolar ve sınıf ortamına uygun öğretim materyalleri geliştirilerek uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS programı kullanılarak bağımsız gruplar t-testi, bağımlı örneklem t-testi ve frekans analizi yapılmıştır. Ön ölçümlere dayalı, ön test ve tutum ölçeği uygulamasındaki verilere ilişkin, istatistiksel analizlerden elde edilen bulgular doğrultusunda deney grubunda yer alan öğrencilerle kontrol grubundaki öğrenciler arasında, istatistiksel anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmiştir. Araştırmada; probleme dayalı öğrenme yöntemi uygulamaları ile işlenen dersin, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan, öğretim programı kılavuz kitabı yönergelerine dayalı olarak işlenen derslere kıyasla; öğrencilerin başarı düzeylerinin ve sosyal bilgiler dersine tutumları açısından; istatistiksel anlamlı fark oluşturacak düzeyde, olumlu etki gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelime: Akademik başarı, probleme dayalı öğrenme yöntemi, sosyal bilgiler, tutum.
5. sınıf sosyal bilgiler dersi insanlar, yerler ve çevreler öğrenme alanı kavramlarının öğretimine yönelik bir eylem araştırması
Bu araştırma beşinci sınıf sosyal bilgiler öğretim programında "İnsanlar, Yerler ve Çevreler" öğrenme alanında yer alan konu ve kavramlar hakkında öğrencilerin sahip oldukları ön bilgi tespit edilmesi, bu kavramların daha etkili ve kalıcı öğretimi üzerine etkinlik ve uygulamalar gerçekleştirilmesi, etkinlik ve uygulamaların kavram eğitimi üzerine etkisini gözlemlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada harita ve kavramları, yeryüzü şekilleri ve kavramları, iklim ve Türkiye'de Görülen İklim Tipleri ve Özellikleri, Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler konuları ve kavramları ile doğal afet kavramı ele alınmıştır. Bu araştırma nitel araştırma desenlerinden eylem araştırması olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya Denizli ili Bekilli ilçesinde bir devlet ortaokulunda öğrenim gören 16 beşinci sınıf öğrencisi katılmıştır. Öğrencilerin isimleri gizlenmiş ve araştırma içeriğinde kod isimlerle anılmışlardır. Araştırma kapsamında veri üretme aracı, kavram geliştirme aracı ve süreç destekleme aracı olarak zihin haritası, kelime ilişkilendirme testi, yarı yapılandırılmış görüşme kavram haritası, kavramsal değişim metni, odak grup görüşmesi, deney, gözlem, saha notları ve çeşitli etkinlikler hazırlanıp kullanılmıştır. 7 hafta süren araştırmada üretilen veriler ifadeye dayalı içerik analizine tabi tutulmuş, ilgili kavram için geliştirilen ölçütlerle kıyaslanarak bulgu ve sonuçlara dönüştürülmüştür. Araştırma ilgili konu ve kavram hakkında hazırlanan haftalık eylem planına göre gerçekleştirilmiştir. Haftanın ilk ders saatinde ön durum tespiti yapılmış, ikinci ders saatinde konu öğrenci grubu ile bir defa işlenmiş, üçüncü ders saatinde kavrama ilişkin etkinlik uygulanmış ve sonrasında son durum tespiti yapılmıştır. Eksik öğrenmeler tespit edildiğinde ek eylem planı hazırlanmış ve dördüncü ders saatinde ek etkinliklerle beraber uygulama gerçekleştirilmiştir. Tüm sürecin betimsel gözlemini yapabilmek için araştırmacı tarafından saha notları tutulmuş, her veri analizinden ve ek etkinliklerden sonra odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğrenci grubunun haritaların çeşitlerine, Türkiye'de görülen iklimlere, çevrelerinde gördükleri belirgin yer yüzü şekillerine ilişkin kısmi ön bilgisi ve algısı vardır. İklim kavramını beşinci sınıf öğrencileri mevsimlerle karıştırmaktadır. Doğal afetleri isim olarak bilmekte ancak tanım yapamamakta, afetlerden korunma yollarını bilmemektedir. Araştırmaya konu diğer konu ve kavramlara ilişkin temel boyutlara ait öğrenci grubunun ön bilgisi çok az veya hiç yoktur. Süreç sonu son durum bulgularına göre öğrenci grubu harita kavramının haritanın elemanları temel boyutundan düzlem ve kuşbakışı görüntü alt boyutlarına, iklim kavramının iklimin etkileri temel boyutunun tüm alt boyutlarına, nüfusun dağılışına etki eden doğal faktörlerden toprak özellikleri, bitki örtüsü alt boyutlarına, beşerî faktörlerden madenciliğe ilişkin yeni öğrenmeler sağlayamamıştır. Öğrenci grubu yeryüzü şekillerinden koy, körfez, burun, yarımada, ada, boğaz, okyanus kavramlarını ise tanım olarak birbirine karıştırmıştır. Doğal afet tanımlarını eylem planı sonrası yapabilir düzeye gelseler de depreme karşı alınacak tedbirleri doğru bir şekilde ifade edememişlerdir. Öğrenci grubu ek eylem planı sonrası uygulanan etkinliklerle ilerleme sağlayamadıkları, kavram karmaşası yaşadıkları temel ve alt boyutları etkili bir şekilde öğrenip ilerleme sağlamıştır. Öğrenci grubu zihin haritası ve uygulama etkinlikleri gerçekleştirmeyi kendileri adına yararlı bulmuştur. Öğrenci grubunun en etkili öğrenme sağladığı uygulamalar ek etkinlik olarak yapılan sosyal bilgilere özgü deney ve gözlemler olmuştur.
7. sınıf elektrik enerjisi ünitesinde FeTeMM yaklaşımına dayalı tasarlanan öğrenme ortamının fen bilimleri eğitimine etkileri
Bu çalışmanın amacı, 7. sınıf elektrik enerjisi ünitesinde Fen Bilgisi, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) yaklaşımına dayalı tasarlanan öğrenme ortamının fen bilimleri eğitimi üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu bağlamda araştırma, fen öğrencilerinin başarısına, fen öğrenmeye yönelik motivasyona ve fen bilgisinde sorgulama öğrenme becerileri algısına odaklanmıştır. Ayrıca araştırma sürecini yansıtacak şekilde öğrencilerin görüşleri belirlenmiştir. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 eğitim yılında Manisa'nın Kula ilçesinde iki ayrı sınıfta öğrenin gören toplam 30 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın modeli yarı deneysel desenlerden olan eşleştirilmiş desendir. İlk olarak deney grubuna FeTeMM semineri eğitimi verilmiş ve altı hafta boyunca FeTeMM yaklaşımına dayalı etkinliklerle öğrenme öğretme süreci gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubunda ise öğretim programına uygun olarak öğretim gerçekleştirilmiştir. Ölçme aracı olarak Elektrik Enerjisi Başarı Testi, Fen Öğrenimine Yönelik Motivasyon Ölçeği, Fene Yönelik Sorgulayıcı Öğrenme Becerileri Algısı Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 17.00 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonunda gönüllü olan öğrenciler ile görüşmeler yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre FeTeMM yaklaşımı ile işlenen Fen Bilimleri dersinde deney grubu öğrencilerinin Fen Bilimleri dersi akademik başarılarının ve Fene Yönelik Sorgulayıcı Öğrenme Becerileri Algılarının kontrol grubu öğrencilerine göre istatiksel açıdan anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir. Deney grubu öğrencileri ile kontrol grubu öğrencileri arasında Fen Öğrenimine Yönelik Motivasyon bakımından istatiksel açıdan bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Uygulama sonrası öğrencilerle yapılan görüşmelerde FeTeMM yaklaşımı ile işlenen Fen Bilimleri dersi hakkında öğrencilerin çoğunun olumlu görüşlere sahip olduğu tespit edilmiştir.
Dijital hikaye destekli örnek olaya dayalı öğrenme ortamlarının fen öğrenme üzerindeki etkisi
Fen öğretiminde üzerinde odaklanılan önemli konulardan birisi de sınıfta öğrenilen bilgilerle gerçek yaşam ilişkisinin kurulması ve öğrenenlerin öğrendikleri bilgileri gerçek yaşama transfer etme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Bu bağlamda gerçek yaşamın içerisinde yer alan örnek olayların öğrenme ortamında kullanılması üzerine şekillenmiş örnek olaya dayalı öğrenme yaklaşımı ön plana çıkmıştır. Bu noktada örnek olayların sunum biçimleri, hem öğrencilerin dikkatini çekme ve hem de uygulamanın diğer aşamaları için önem taşımaktadır. Bu çalışmada, örnek olayların sunumu için, dijital resimler, grafikler, ses, müzik ve video gibi multimedya(çoklu ortam) araçlarını kullanarak oluşturulan dijital hikayelerin kullanılması önerilmektedir. Bu araştırmada ortaokul 7. sınıf " Kuvvet ve Hareket" ünitesi kapsamında yer alan basınç konusunun öğretiminde; dijital hikayelerle desteklenmiş örnek olaya dayalı öğrenme yaklaşımı ile oluşturulan öğrenme ortamlarının öğrencilerin akademik başarılarına, fen bilimleri dersine yönelik motivasyonlarına etkisini belirlemek ve öğrencilerin oluşturulan öğrenme ortamına dair görüşlerini ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bu kapsamda araştırmanın çalışma grubunu Manisa ili Kula ilçesindeki bir ortaokulda iki farklı şubede öğrenim gören 42 öğrenci oluşturmaktadır. Bu kapsamda, araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen çerçevesinde gerçekleşmiştir. Araştırma sonunda 7. sınıf basınç konusunda dijital hikaye destekli örnek olaya dayalı geliştirilen öğrenme ortamının öğrencilerin başarısı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu, fen bilimleri dersine yönelik motivasyonu artırmadığı fakat kız öğrencilerin motivasyonu üzerinde erkek öğrencilere göre olumlu etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca bulgular, çoğu öğrencinin dijital hikaye destekli örnek olaya dayalı öğrenme ortamlarının fen bilimleri derslerinde oluşturulması hakkında olumlu düşüncelere sahip olduğunu göstermektedir.
Ortaokul öğrencilerinin fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarını ve yaşam boyu öğrenmeye yönelik algılarını etkileyen değişkenlerin belirlenmesi
Fen öğrenmeye yönelik motivasyon ve yaşam boyu öğrenme kavramları öğrencilerin hem örgün öğretim dönemlerinde hem de günlük hayatlarında karşılaşabilecekleri pek çok sorunun çözümü ve eğitim süreçlerindeki başarıları için önemli bir role sahiptir. Fen öğretimini etkili ve verimli bir şekilde gerçekleştiren toplumların bireysel ve toplumsal refaha erişme konusunda önemli bir eşiği aşacaklarını söylemek mümkündür. Yaşam boyu öğrenme felsefesi de bireyleri hayatlarının her döneminde zaman ve mekandan bağımsız olarak öğrenme halini devam ettirmeye yönlendiren yapısı ile öğretim süreçlerinin başarıya ulaşması ve bireysel gelişimin devam etmesi açısından çok önemlidir. Bu bilgilerin ışığında gerçekleştirilen bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarını ve yaşam boyu öğrenmeye yönelik algılarını etkileyen faktörlerin incelenmesi ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma 2021-2022 öğretim yılında Uşak ilinde 5 farklı ortaokulda öğrenim görmekte olan 715 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin cinsiyetlerinin fen öğrenmeye yönelik motivasyonları ve yaşam boyu öğrenme becerilerine yönelik algıları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı, öğrencilerin öğrenim gördükleri sınıf düzeyinin, anne ve babalarının eğitim durumlarının ise anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin ebeveynlerinin eğitim seviyeleri yükseldikçe hem fen öğrenme motivasyonlarının hem de yaşam boyu öğrenme becerilerinin arttığı görülmüştür. Öğrencilerin sınıf düzeyleri arttığında ise fen öğrenme motivasyonlarının ve yaşam boyu öğrenme becerilerine yönelik algılarının düştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca çalışmada öğrencilerin fen öğrenmeye yönelik motivasyonları ve yaşam boyu öğrenme becerilerine yönelik algıları arasında orta düzeyde ve olumlu bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Görsel motor becerilerin uzamsal öğrenme ve hafıza üzerine etkisinin sağlıklı yetişkinlerde araştırılması
Başın açısal ve doğrusal hareketleriyle, vestibüler sistem tarafından sağlanan baş hakkındaki pozisyon ve hız bilgisinin elde edilmesi, bakışın ve dolayısıyla görme keskinliğinin korunması vestibülo oküler refleks mekanizması ile gerçekleşmektedir. Günümüzde vestibülo oküler refleks (VOR) mekanizmasının, memelilerin iki ve üç boyutlu uzayı nasıl algıladığını ifade edebilmek için kullanılan, mesafe, derinlik, uzamsal navigasyon gibi becerileri içeren görsel-uzamsal algıda kritik öneme sahip olduğu tartışılmaktadır. Bu çalışmada, görsel motor becerilerin uzamsal öğrenme ve uzamsal hafıza üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-55 yaş aralığında 50 sağlıklı yetişkin dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireylere, çalışmaya katılma ön koşullarını sağlayıp sağlamadığını incelemek için, Mini Mental Durum Testi (MMDT) ve Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (DSKÖ), yönetici fonksiyonların değerlendirilmesi için İz Sürme Testi (İST) Form-A ve Form-B, görsel motor fonksiyonların değerlendirilmesi için Dinamik Görsel Keskinlik (DGK) test bataryası, uzamsal öğrenme ve uzamsal hafıza becerilerinin değerlendirilmesi için sanal gerçeklik sistemi ile Sanal Morris Su Labirent Testi'nde (SMSLT) özgün bir protokol kullanıldı. Buna ek olarak SMSLT parametreleri ile uyumunun incelenmesi için Sembol Sayı Değiştirme Testi (SSDT) ve Benton Yüz Tanıma Testi (BYTT) ölçekleri kullanıldı. DGK test batarayası içinde yer alan, horizontal, vertikal ve sagital yönde Bakış Stabilizasyon Test bulgularının uzamsal öğrenme ve uzamsal hafıza üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi yok iken (p>0,05), horizontal, vertikal ve sagital planda DGK bulgularının uzamsal öğrenme ve uzamsal hafıza değerlerine anlamlı etkisi olduğu bulundu (p<0,05). Ayrıca, sigara kullanım durumu, spor yapma durumu, gözlük kullanım durumunun uzamsal öğrenme ve uzamsal hafıza üzerinde etkileri olduğu bulundu (p<0,05). Vestibüler-görsel sistem ile hipokampus arasındaki yolların çalışılmasında bulgularımızın literatüre bir referans olmasının yanında SMSLT'inde özgün kullanılan protokolün bu sistem ile yapılacak çalışmalara referans olacağı düşünülmektedir.
Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların dinleme becerileri ile okuma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların okuma güçlüklerinin sebepleri arasında santral işitsel işlemleme bozukluğu veya fonolojik kodlama eksikliğinden kaynaklı dinleme becerilerin yetersizliğinden bahsedilmektedir. Bu çalışmada özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların sözcük bilgisi, sesletim becerisi ve okuma becerileri değerlendirilip işitsel performans becerileri ile arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 7 ile 12 yaş aralığında özel öğrenme güçlüğü tanısı alan 30 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm çocuklara sözcük bilgisini değerlendirmek adına Türkçe İfade Edici ve Alıcı Dil Testi (TİFALDİ), sesletim ve sesbilgisi becerilerini değerlendirmek için Sesletim ve Ses Bilgisi Testi, okuma becerilerini değerlendirmek için Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG) Bataryası Okuma Alt Testi uygulanmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan çocukların öğretmenleri; çocukların işitsel performans becerilerini değerlendirmek üzere Çocuklarda İşitsel Performans Değerlendirme Ölçeği (ÇİPDÖ) anketini doldurmuştur. Katılımcılara uygulanan test sonuçları ile çocukların işitsel performans değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma sonucunda özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocuklarda işitsel performans puanları ile okuma becerileri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur(p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların tanılanma sürecinde işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.
İki kere farklı çocuklara yönelik özgün bir gelişimsel müdahale programı: Bir eylem araştırması
Üstün yetenekli çocuklarda; davranış problemleri, öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği-hiperaktivite, duyusal özel gereksinim gibi çeşitli durumlar görülebilmektedir. Üstün yeteneğe eşlik eden ikinci bir tanısı olan çocukları tanımlamak için alan yazında "iki kere farklı" kavramı kullanılmaktadır. İki kere farklı çocukların sosyal, duygusal ve akademik anlamda zorluklar yaşadıkları bilinmektedir. Bu üç alan (sosyal-duygusal-akademik) birbirini etkileyen ve birbirinden bağımsız olarak ele alınamayan alanlardır. Bu nedenledir ki bu çocuklarla yapılacak çalışmada hiçbir alanın geride bırakılması mümkün değildir. Bu araştırmanın amacı sosyal duygusal ve akademik gelişim alanlarını değerlendirmek ve desteklemek amacıyla çocuklarla, aileleri ile ve okul ortamlarında öğretmenleri ile nasıl gelişimsel uygulamalar yapılabileceğini ortaya koymaktır. Çalışmanın teorik temelini Erik Erikson'un psikososyal gelişim kuramı ve Dabrowski'nin olumlu çözülme kuramı oluşturmuştur. Çocukların Erikson'a göre içinde bulundukları gelişimsel evreyi sağlıklı bir şekilde geçebilmeleri hedeflenmiştir. Dabrowski'nin olumlu çözülme kuramına göre kendilerini gerçekleştirebilmeleri için ihtiyaç duydukları çözülmeleri sağlıklı bir şekilde yaşayarak bir üst gelişim evresine ulaşmaları amaçlanmıştır. Çalışmanın metodolojik çerçevesini gelişim değerlendirme ve destek çalışmaları ve çocuk odaklı aile görüşmeleri oluşturmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olan eylem araştırması desenlerinden Teknik/Bilimsel/İşbirlikçi Eylem Araştırması kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynaklarını; uygulayıcı notları, görüşmeler, gözlem formları, doküman incelemesi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi nitel araştırmalarda kullanılan amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile belirlenmiştir. "iki kere farklı" çocuklar konusunda kuramsal çerçevenin zayıf olması ve sistematik uygulamaların bulunmaması nedeniyle örneklem büyüklüğünü belirlemede kuramsal örnekleme ölçütünden yararlanılmıştır. Kuramsal örnekleme ölçütüne dayanarak bu araştırmanın örneklem büyüklüğü belirlenen ölçütleri karşılayan üç çocuğu içermiştir. Araştırmanın gelişimsel değerlendirme aşamasına bu üç çocuk, bu çocukların anneleri, babaları ve öğretmenleri katılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Gelişimsel değerlendirme aşamasının analiz sonuçlarına uygun olarak Müdahale Programı'nın içerikleri belirlenmiştir. Hazırlanan bu planlar uzman görüşüne ve onayına sunulmuştur. Araştırmanın ikinci fazında gelişimsel müdahale uygulamaları yürütülmüş ve veri toplama ve veri analizi eş zamanlı olarak devam etmiştir. Müdahale programının çocuklarla ve annelerle yürütülen aşamaları haftada iki kez ikişer saatlik 16 seanstan (sekiz hafta) oluşmuştur. Etkileşimli öğretmen atölyelerinin ise sekiz haftalık süre içerisinde iki haftada bir olmak üzere en az dört oturumda yapılması planlanmış ancak öğretmenlerin gönüllü katılımı sağlanamaması nedeniyle uygulanmamıştır. Bu müdahale planı ile eğitim sistemi içerisinde ihmal edilen bir grup olan iki kere farklı çocukların gelişimi ele alınmış ve desteklenmiştir. İki kere farklı çocukların gelişimsel profillerine ve önceliklerine uygun şekilde desteklenmesi davranış problemlerinde azalma, tiklerde azalma, duygusal ifadelerde artış ve akademik başarıda yükselme ile sonuçlanmıştır. Hazırlanan ve uygulanan bu özgün müdahale programının bulgularının profesyonellere, araştırmacılara, öğretmenlere, ailelere ve nihayetinde çocukların kendilerine faydalı olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: İki kere farklı, üstün yetenekli, gelişimsel müdahale, erken müdahale