Pancreas

83 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte serum prolidaz enzim aktivitesinin önemi

Akut PankreatitteSerum Prolidaz Enzim Aktivitesinin Önemi Amaç:Akut pankreatit tüm dünyada hastanede yatış gerektiren, mortalitesi şiddetli olan grupta %10-20'lere kadar yükselebilen en yaygın hastalıklardan birisidir.Akut pankreatithastalarının mortalite ve morbidite riski göz önüne alındığında hastaların prognozunun önceden tahmin edilebilmesioldukçaönemlidir.Yapılan çalışmalardainflamatuar vekollajenturnoverinin arttığı durumlarda prolidaz enzim aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada serum prolidaz enzim aktivitesininakut pankreatiti öngörmedekiönemini, akut pankreatit şiddet skorlamalarıylaarasındaki ilişkiyi,akut pankreatittanısındaki yerini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza akut pankreatit tanısı almış 84 hasta ve53 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların yatışı esnasında (0.saat) ve tedavileri sonrasında (yatışın 48. saatinde) serum prolidaz enzim aktiviteleri ve diğer laboratuvar değerlerine bakıldı. Hastaların Glaskow Koma Skoru, APACHE-2, Ranson, BISAP, EPIC,Balthazar, Atlanta skorlamalarıhesaplandı ve SIRS, organ yetmezliği bulguları not edildi.Skorlama sistemlerine göre hastalar hafif ve şiddetli olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile diğer laboratuvar tetkikleri ve şiddet skorlamaları gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular:Çalışmaya alınan hastaların yaş ve cinsiyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farkı yoktu (sırasıyla P=0,102 ve P= 0,858).Serum prolidaz enzim aktivitesi hastagrupta sağlıklı kontrol grubunagöre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (P<0,001).Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatiti öngörmede kullanılıp kullanılamayacağına yönelik ROCcurve analizi yapıldı ve AUC=0,766 saptandı. Balthazar skoru şiddetli olan grupta serum prolidaz enzim aktivitesi hafif olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu(P=0,047). Diğer skorlama sistemlerinde grupların serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Hastaların 48. saat laktatdehidrogenaz değeri ile 48. saat serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptandı(r=0,355, P=0,001). Diğer laboratuvar değerleri ve skorlama sistemleriyle 0. ve 48. saat serum prolidaz enzim aktivite değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptanmadı. Sonuç:Akut pankreatit ile serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde birilişki olduğu saptandı. Ancak akut pankreatit şiddet skorlamalarıyla serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı derecede ilişki bulunamadı. Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatit tanısında yer alabileceği düşünüldü. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile akut pankreatit ilişkisine yönelik daha kapsamlı ve hasta sayısı daha fazla olan çalışmalar bu durumu daha net ortaya koyabilir. Böylelikle ilerleyen süreçte serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatitteki önemini aydınlatmak daha mümkün olacaktır. Anahtar kelimeler:Akut pankreatitte tanı, Balthazar skoru, Prolidaz.

EnzimlerPankreasPankreas hastalıkları+4
Okan Yılmaz
Hitit University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beta talasemi major hastalarında demir yüküne bağlı ekzokrin pankreas yetmezliğinin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Beta Talasemi Major hastalarında demir yüküne bağlı ekzokrin pankreas yetmezliği varlığının Fekal Elastaz-1 düzeyi ile değerlendirilmesi ve sonuçların klinik ve laboratuvar verileri ile korele edilmesi amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji ve Gastroenteroloji polikliniklerine 02 Ağustos 2021-15 Eylül 2021 tarihleri arasında başvuran 40 beta talasemi majör tanılı hasta ve 42 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Çalışma prospektif çalışma niteliğindedir. Çalışmamızda; hasta ve gönüllülerden kan ve taze gaita örnekleri alınmış olup, kontrol grubu ile hasta grubu arasında biyokimya, hemogram, demir parametreleri ve Fekal elastaz-1 düzeyi karşılaştırıldı. Bulgular: PEY tanısında, Fe-1 düzeyi temel alındığındaFe-1>200 normal, 100-199 arası hafif-orta PEY, <100 ise şiddetli PEY olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda BTM grubunda; 15'i (%37,5) normal, 5'i (%12,5) hafif-orta PEY, 20'si (%50) şiddetli PEY olarak saptandı. Kontrol grubunda; 33'i (%78,57) normal, 3'ü (%7,14) hafif-orta PEY, 6'sı (%14,29) şiddetli PEY olarak saptandı. Fe-1 düzeyi hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük saptanmıştır (p<0,05). Laboratuvar parametreleri incelendiğinde üre, BUN,total protein, total bilirubin, direk bilirubin, indirek bilirubin, AST, ALP, GGT, LDH, trigliserid,serum demir, ferritin, lökosit, nötrofil, trombosit ve lenfosit değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05).Aksine, kreatinin, total kolesterol, LDL kolesterol ve HDL kolesterol, UIBC, TIBC, MCV ve Hb değerleri ise hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmadatransfüzyon bağımlı BTM hastalarının demir birikimi ile PEY arasındaki ilişki araştırılmış ve gösterilmiştir. Transfüzyon bağımlı BTM hastalarında Fe-1 düzeyi düşük saptanmıştır. Bu sonuçlar, Fe-1 ölçümünün BTM hastalarında PEY tanısında kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Beta talasemi majör, fekal elastaz, ekzokrin pankreas yetmezliği

Beta talasemiEkzokrin bezlerElastaz+4
Tuncay Önal
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreas kanseri tanılı hastaların klinik, patolojik ve sağkalım özelliklerinin retrospektif incelenmesi

Merkezimizde tedavi gören pankreas kanseri tanılı hastaların klinik, patolojik özelliklerinin hastaların sağkalım süreleri ile ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde Ocak 2012-Mart 2021 arasında tanı ve tedavi alan hastaların dosyaları retrospektif olarak incelenmiştir.Genel sağkalım (GS) ve hastalıksız sağkalım (HS) analizleri Kaplan-Meier yöntemi ile analiz edilmiştir. Gruplararası karşılaştırmalarda ise Logrank testi kullanılmıştır. Hastaların ortanca yaşı 60,5 (20 -87 ) idi. Hastaların% 59,5'i erkek ve % 40,5'i kadındı. Patolojik alt tiplere göre; 178 hasta (%89) adenokarsinom, 15 hasta (%7,5) nöroendokrin, 7 hasta (%3,5) psödopapiller tip olarak tespit edildi. Tanı anında 146 hasta (%73) evre IV idi. Hastaların 146'sında (%73) tanı anında metastaz mevcuttu. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortanca GS süresi 7 ay (%95 GA (5,34-8,65)) ve HS süresi 13 ay (%95 GA (9,39-16,60)) olarak hesaplandı. Adjuvan kemoterapi (KT) alan hastalarda almayan hastalara göre GS süresi anlamlı olarak daha uzun bulundu (33,9 vs 20,1 ay) (p:0,001). Palyatif KT alan hastalarda almayan hastalara göre GS süresi anlamlı olarak daha uzun bulundu (36,8 vs 15,2 ay) (p:0,005). Kanser gelişiminde önemli rol oynayan sigara tüketimi konusunda toplum bilgilendirilmelidir. Uygun hastaları operasyona yönlendirmek sağkalım açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Adjuvan kemoterapi, pankreas kanseri, sağkalım

NeoplazmlarPankreasPankreas hastalıkları+4
Yusuf Cenk Şingar
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreas duktal adenokarsinomlarında kök hücre belirteci CD133 ve CXCR4/CXCL12 kompleksinin kötü prognoz ile ilişkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Ekzokrin pankreas duktal adenokarsinomu (PDAK) tüm pankreas malignitelerinin yaklaşık %90`nını oluşturmaktadır. PDAK yüksek mortalite oranına sahip olup 5 yıllık sağ kalım oranı %7`dir. 2030 yılına gelindiğinde, kansere bağlı ölümlerin ikinci nedeni haline gelmesi beklenmektedir. Bu agresif malignite için primer tedavi cerrahi rezeksiyondur. Ne yazık ki erken tanı oranının düşük olması nedeniyle hastaların sadece %10-20`si rezeke edilebilir durumdadır. Opere edilebilen olgularda bile 5 yıllık sağ kalım düşüktür. Bu kötü prognozun sebeplerinden biri de PDAK`un kemoterapiye yüksek direncidir. Kemoterapi direnci altında yatan nedenlerden biri kanser kök hücreleri (KKH) ve kemokinlerdir. KKH`leri; tümörün başlatılması, kendini yenileme kapasitesi, hızlı büyüme, tedaviye direnç, metastaz oluşumu ve adjuvan tedavinin tamamlanmasından sonra tümör nüksünden sorumlu kabul edilir. KKH, pankreas kanseri de dahil olmak üzere birçok malign tümörde bulunmuştur. Pankreas KKH`lerinde CD133 ekspresyonu tanımlanmıştır. Kemokinler çeşitli fizyolojik ve immün süreçleri düzenleyen ve aynı zamanda tümör hücrelerinin büyüme, proliferasyon ve metastazını da artıran bir grup sitokindir. Kemokinler yukarıda sözü edilen fonksiyonlarını hücre membranındaki kemokin reseptörlerine bağlanarak ve onları aktive ederek gösterirler. Kemokin reseptör tip 4 (CXCR4), kemokin ligand 12 için uygun reseptördür. CXCL12/CXCR4 kompleksi, tümör mikro çevresini oluşturan en belirgin kemokin moderatörlerinden biridir. CXCR4/CXCL12 kemokin kompleksinin, pankreas kanseri gelişiminde, invazyonunda, metastazında ve tedaviye direncinde önemli rol oynadığı belirlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2012-Aralık 2019 tarihleri arasında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Hastanesinde, radikal cerrahi ile tedavi edilen pankreas kanserli 80 olgu dahil edildi. Olgulara ait arşiv dosyaları incelendi. Olguların 56`sı erkek, 24`ü kadın olup yaş ortalaması 65,3 (38-84) idi. 80 olgu arasından 70 olguda tümör, pankreas başında ve geri kalan 10 olguda ise pankreasın gövde/kuyruk xii kısmında yerleşimli idi. Tüm olgular pankraes duktal adenokarsinom tanılıydı. Olgular 2017 AJCC 8. baskısına dayanarak iki gruba ayrıldı. I. grup lenf nodülü metastazı göstermeyen IA, IB ve IIA evresindeki 22 olgudan, II. grup lenf nodu metastazı mevcut olan IIB ve III evreli 58 olgudan oluşmakta idi. CXCR4, CXCL12 ve CD133 arasındaki korelasyon değerlendirilmesi için veriler İBM SPSS istatistik 22,0 paket program ile analiz edildi. Kategorik değişikliklerin dağılımına Ki-kare testi ile bakıldı. Tanımlayıcı istatistik olarak medyan (min-mak), frekans ve yüzde değerleri verildi. p <0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Olgulara ait immünhistokimya boyalı preparatlar ışık mikroskobunda incelendi. Her iki grupta CXCR4 ve CXCL12 ile tümör çevresi ve tümörden uzak pankreas stromasında; CD133 ile tümör çevresi ve tümörden uzak pankreas dokusunda boyanma saptanmadı. Tümör stromasında ve metastazlı lenf nodu stromasında CXCR4 ve CXCL12 antikoru ile sitoplazmik ve sitomembranöz boyanmaya sahip hücreler pozitif olarak tanımlandı. Tümör ve metastazlı lenf nodundaki tümör hücrelerinde CD133 ile sitomembranöz ve sitoplazmik boyanma varlığı da pozitif olarak kabul edildi. I. grupta 22 olguda tümör stromasında değerlendirilen CXCR4 ve CXCL12 %41 oranda birlikte ekspresyon gösterdi. Olguların %13,6`sında ise her üç biyobelirteç de (CXCR4, CXCL12, CD133) pozitif idi. CXCR4, CXCL12 ve CD133`ün tek başına eksprese olmadıkları gözlendi. Olguların %45,5`unda ise hiçbir boyanma izlenmedi. II. grupta 58 olguda değerlendirilen tümör stromasında ve tümörde %1,7 oranda CD133; %3,4 oranda CXCL12; %5,2 olguda CXCR4; %17 olguda CXCL12+CXCR4; %36,2 olguda CD133+CXCL12+CXCR4; %10,3 olguda CD133+CXCR4 ekspresyonu izlendi. Olguların %26,2`sinde hiçbir boyanma izlenmedi. I. ve II. grup karşılaştırıldığında CD133, CXCL12 ve CXCR4 biyobelirteçlerin tek başlarına eksprese olma durumlarında ve CD133/CXCR4 birlikte ekspresyonunda istatiksel olarak fark görülmedi. Ancak CXCL12/CXCR4 ve CD133/CXCL12/CXCR4 bir arada eksprese olmaları açısından iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. xiii II. grupta metastazlı lenf nodlarında ve metastazlı lenf nodların stromasında %12 olguda CXCL12, %1,7 olguda CXCR4, %27,6 olguda CXCL12+CXCR4, %36,2 olguda CD133+CXCL12+CXCR4, %6,9 olguda CD133+CXCR4 ekspresyonu izlendi. %15,6 olguda hiçbir boyanma izlenmedi. II. grupta tümör ile metastazlı lenf nodu karşılaştırıldığında CD133 ve CXCL12`ün tek başına ekspresyonunda istatiksel olarak fark saptanmadı. Ancak CXCR4`un yalnız ekspresyonunda, CXCL12/CXCR4; CD133/CXCR4 ve CD133/CXCL12/CXCR4 bir arada ekspresyonlarında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulundu. Sonuç: Bu bulgular CD133, CXCL12 ve CXCR4 ekseninin bir prognostik belirteç olabileceğini ve PDAK tedavisinde kombine tedaviler için yeni hedefler sağlayabileceğini düşündürmektedir.

AdenokarsinomBiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümör+7
Adıla Adıllı
Bezmialem Vakıf University
2020
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte radyolojik skorlama ile CRP/albümin indeksinin hastalığın mortalite ve morbiditesi açısından retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit (AP) hayatı tehdit eden bir hastalık olduğundan hastalığın şiddetinin belirlenmesi, prognostik takibi, morbiditeyi ve mortaliteyi öngörmek kritik öneme sahiptir. Başvuru sırasında ciddiyetin doğru tahmini ile en uygun acil tedavinin başlanması ölüm riskini ve sağlık sisteminin giderlerini azaltmaktadır. Yöntem: Çalışmaya AP tanılı 632 hasta dahil edildi. Verileri hastanemizin otomasyon sistemi olan Nukleus'tan alındı. Çalışmada AP tanısı aldıktan sonra çekilen Bilgisayar Tomografi (BT) sonuçlarına uygu Bilgisayarlı Tomografi Şiddet İndeksi (CTSİ skoru) skorlamsı yapıldı. Hastaların hastanede yatış süresi, komplikasyon gelişimi, yoğun bakım ünitesine yatışı, atak sayıları, ölüm oranı, invaziv işlem gerekliliği kaydedildi. İlk yatışta C-reaktif protein (CRP) (mg/l) ,albümin (Alb) (mg/dl), CRP/albümin indeksi ve 48. saatte bakılan CRP, Albümin, CRP/Alb oranı hesaplandı. Hastalar AP'nin şiddetine göre hafif, orta şiddetli ve şiddetli şeklinde gruplara ayrıldıktan sonrasında her grupta ayrı ayrı CRP/Alb indeksi hesaplandı. CRP/Alb indeksinin hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmesi açısından değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Hastanemizde AP tanısı alan hastalarla yapılan bu retrospektif çalışmamızda CRP/Alb indeksinin hastalığın şiddetini öngörmede radyolojik skorlama sistemi olan CTSİ ile korele olduğu saptandı. Çalışmamızda CRP/Alb oranı hem ilk yatişta hem de 48.saatte orta şiddetli ve şiddetli AP'de hafif AP'den anlamlı (p < 0.05) olarak yüksek bulundu. Komplikasyon gelişimini öngörmede komplikasyon olan hafif ve şiddetli AP hastalarında komplikasyon olmayanlardan hem ilk yatiş hemde 48.saat düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Orta şiddetli pankreatitte 48.saat CRP/Alb düzeyi komplikasyonu öngörmede anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Yoğun bakım ünitesine yatışı öngörmede hafif ve orta şiddetli pankreatitte 48.Saat CRP/Alb düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Hastande yatiş süresini öngörme açısndan bakıldığında hafif ve orta şiddetli AP olan hastalarda 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olanların hastanede yatış süresi ortalma 7 günden fazla olduğu saptandı. Şiddetli AP olan hastalarda hem ilk yatiş hem de 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olan hastalarda hastanede yatış süresi ortalama 7 günden fazla olduğu saptandı. CRP/Alb oranının hafif, orta şiddetli ve şiddetli AP olan (CTSİ skorlarına uygun) hastalarında invaziv işlem gerekliliği ve ölümü öngörmede yetersiz olduğu görüldü. Sonuç: CRP/Albümin oranın hızlı sonuçlanması, kolay yapılabilir olması, ucuz olması AP'nin şiddetini, morbidite ve mortalitesini öngörmede yardımcı bir parametre olduğunu destekler niteliktedir. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir. Anahtar sözcükler: Akut pankreatit, CTSİ skoru, CRP/albümin indeksi, Mortalite, Morbidite

AlbüminlerC reaktif proteinMorbidite+7
Sabuhı Mammadov
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte kolesistektominin pankreatit atakları üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit tüm dünyada giderek artan sıklıkta görülmekte ve mortalite riski nedeniyle tedavisi ve tekrar atak gelişmesinin önlenmesi önem arz etmektedir. Güncel kılavuzlar rekürensi önlemek için akut biliyer pankreatitli (ABP) hastalarda kolesistektomi (KS) önermektedir. İdiyopatik akut pankreatitli (İAP) hastaların ise önemli bir kısmının okkult biliyer hastalıktan kaynaklandığı ve KS'nin yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmada pankreatit rekürrensini önlemede KS'nin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniğinde Akut Pankreatit tanısı ile takip ve tedavi edilen 18 yaş üstü hastalar retrospektif olarak incelenmiş ve biliyer ve idiyopatik hastalar analize dahil edilmiştir. Hastalar biliyer ve idiyopatik gruplara ayrılarak, KS geçirme öyküsüne göre atak sıklıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların demografik verileri, eşlik eden ek hastalıkları ve ERCP yapılma durumları sorgulanarak kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 500 hasta dahil edildi (300 hasta ABP, 200 hasta idiyopatik). Hastalar 3 farklı gruba ayrıldı; ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenler, ilk atakta safra kesesi in situ olup sonrasında KS geçirenler ve ilk atakta safra kesesi in situ olup KS geçirmeyenler. ABP grubunda, ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenlerde atak sıklığının diğer iki gruptan daha yüksek olduğu görüldü (p = 0.018). İdiyopatik grupta ise gruplar arasında atak sıklığı açısından anlamlı fark görülmedi (p = 0.999). İlk atak sırasında safra kesesi in situ olan hastalar KS öyküsüne göre karşılaştırıldığında KS olanlar ve olmayanlar arasında hem biliyer hem de idiyopatik grupta atak sıklığında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Hastalar KS öykülerine ilaveten ERCP yapılma durumlarına göre de farklı gruplarda karşılaştırılmıştır. ABPli grupta ERCP yapılması ilk pankreatit atağı sonrasında KS yapılan grupta atak sayısını azaltırken (p = 0.008), diğer iki grupta anlamlı bulunmadı. İAP'li hastalarda ise ERCP yapılması grupların hiçbirinde atak sayısını azaltmadığı görüldü. Sonuç: Biliyer akut pankreatitde ilk pankreatit atağını KS sonrası geçiren hastalarda atak rekürrensi yüksek iken, safra kesesi in situ olanlarda atak sonrası KS'nin tek başına yararlı olmadığı, ERCP ile birlikte riski azalttığı bulundu. İAP'li hastalarda ise KS ve ERCP'nin atak rekürrensini azaltmada etkili olmadığı bulundu. Anahtar kelimeler: Akut biliyer pankreatit, idiyopatik akut pankreatit, kolesistektomi, endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi, rekürrens

Kolanjiyopankreatografi-endoskopik retrogradKolesistektomiNüks+3
Gunel Musayeva
Bezmialem Vakıf University
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Pankreas langerhans adacık hücrelerinde kalsiyum adenozin 5' trifosfataz enzim düzeylerinin deneysel diyabetik sıçan modelinde araştırılması

6. ÖZ Bu çalışma STZ ile deneysel diyabet oluşturulan sıçanların pankreas Langerhans adacık hücrelerinde Ca++ ATPaz enziminin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Deneylerimizde Ç.Ü. Deneysel Cerrahi ve Araştırma Merkezinden temin edilen Wistar türü dişi ve erkek sıçanlar kullanılmıştır. Birinci aşamada deneysel diyabet modeli oluşturulmuştur. Bu amaç için sıçanlara kg başına 65 mg STZ verilmiştir. Kontrol ve diyabet grubu sıçanların kan glukoz, idrar glukoz, günlük su alımları ve idrar atılımları ölçülmüştür. Ayrıca kontrol ve diyabet grubu sıçanlara ait ağırlık değişimleri izlenmiştir. Diyabet modelinin oluşturulmasına ait ışık mikroskobik ve histolojik incelemeler Ç.Ü. Patoloji Anabilim Dalı tarafından yapılmıştır. Kontrol grubu sıçanların kan ve idrar glukoz düzeylerinde deney süresince bir fark saptanmamıştır. Diyabet grubu sıçanlarda ise STZ enjeksiyonundan sonra kan ve idrar glukoz düzeylerinde anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Her iki gruba ait sıçanların yem ve su alımlarında bir fark gözlenmemiştir. Diyabet grubu sıçanların günlük idrar atılımlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde artış saptanmıştır. Kontrol grubu ve diyabet grubu sıçanların ağırlık değişimleri izlenmiştir. Diyabet grubu sıçanlar kontrol grubu sıçanlara oranla daha az ağırlık kazanmıştır. Diyabet grubu sıçanlara ait pankreas dokusunun ışık mikroskobik incelemesinde pankreas Langerhans adacık hücrelerinde sayıca azalma görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında sıçanların pankreas Langerhans adacıkları her pankreas için 7 mg kollogenaz ilave edilmek suretiyle izole edilmiştir. Adacıklar mikroskop altında sayılarak tek tek toplanmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında adacık hücrelerinden kalsiyum adenozin 5'-trifosfataz enzimi saflaştınlmıştır. Bu amaç için differansiyel santrifügasyon uygulanarak mikrozom fraksiyonu izole edilmiştir. Differansiyel santrifügasyon sırasında elde edilen nükleus, mitokondri, granül ve mikrozom fraksiyonlarında enzimin spesifik aktivitesi ölçülmüş ve en yüksek enzim aktivitesi mikrozom fraksiyonunda bulunmuştur. Mikrozom fraksiyon enzimin saklama koşullan ve enzimin kinetik çalışmaları için kullanılmıştır. Enzim için en uygun saklama koşulunu saptamak amacı izole edilen pankreas Langerhans adacık hücreleri ve saflaştırılmış enzim oda ısısında, -4 °C, + 4 °C ve - 70 70°C 'de bir ay saklanmış ve her hafta enzimin spesifik aktivitesi ölçülmüştür. Oda ısısında bir hafta sonra enzim aktivitesi ölçülememiştir. Enzim aktivitesi başlangıçta 6.2 /xmol Pi/mg protein/saat, - 20 °C 'de bir ay sonra 5.2 /xmol Pi/mg protein/saat, -70 °C 'de bir ay sonra 5,6 jumol Pi/mg protein/saat olarak bulunmuştur. Çalışmamızın bir diğer aşamasında glukoz, kalsiyum, magnezyum, EDTA ve adenozin 5'-trifosfat 'in çeşitli derişimlerinin Ca++ ATPaz enziminin spesifik aktivitesi üzerine etkisi in vitro olarak incelenmiştir. Ortamda hiç glukoz bulunmaz iken Ca++ ATPaz enzimine ait spesifik aktivite 5,9+0,34 /*mol/Pi/mg protein/saat iken 16 mM glukoz konsantrasyonunda enzimin spesifik aktivitesi 1,10+0,05 /imol Pi/mg protein/saat olarak bulunmuştur. Ca++ ATPaz enzimine ait en yüksek spesifik aktivite 0,15 mM Ca++, 6 mM Mg++, 0,1 mM EDTA, 3 mM adenozin trifosfat varlığında bulunmuştur. Ayrıca çalışmalarımızı tamamlayıcı olarak kontrol ve diyabet grubu sıçanlara ait lipid peroksidasyonu ürünü olan malondialdehit ve alfa tokoferol düzeyleri ölçülmüştür. Diyabet grubu sıçanlara ait malondialdehit düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel açıdan anlamlı olarak artmıştır. Alfa tokoferol düzeyleri ise diyabet grubunda istatiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmış olarak bulunmuştur. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlarımıza göre artan lipid peroksidasyonu zar yapısının ve bütünlüğünün bozulmasına artmış glukoz derişimi ise hücre zarlarında fosfolipid turnoveri lipid tabakası ve yağ asidi kompozisyonunda değişimlere neden olarak Ca++ ATPaz enzimini inhibe ettiği sonucuna varılmıştır. Anahtar ketimeter: Streptozozın., dıybettk sıçan, pankreas, Ca++ATPaz. 71

Adenozin trifosfataz-kalsiyumDiabetes mellitus-deneyselLangerhans adacıkları+3
Lülüfer Tamer
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1995
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periampulller bölge tümörlerinde mirna'ların rolünün araştırılması

Periampuller bölge tümörlerinin patolojik incelemesi sonucu bu bölge tümörlerinin büyük çoğunluğunun kanser olduğu anlaşılmıştır. Periampuller bölge tümörleri kansere bağlı ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer almaktadır. Ayrıca periampuller bölge kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranı sadece %6 olup diğer maligniteler içinde en kötü prognoza sahip olanıdır ve muhtemelen, obezite ve diyabet gibi risk faktörlerinin insidansındaki artışa bağlı olarak, pankreas kanseri insidansı da artmaya devam etmektedir. Bu hastalığın tanı ve tedavisinde yeni yaklaşımlar ve yöntemler geliştirilmesine rağmen, hastalığın insidansındaki sürekli artıştan dolayı periampuller bölge kanserleri önemli bir sağlık problemi olmaya devam etmektedir. Periampuller bölge tümörleri etyolojilerinde bir çok etkenin rol aldığı multifaktöryel hastalıklardır. Etyolojide genetik faktörler ve aile öyküsü çok önemli bir yer tutmaktadır. miRNA-196a, miRNA-223 ve miRNA-145 periampuller bölge kanserlerinde etkisi olduğu düşünülen mikroRNA (miRNA)'lardandır. Literatürdeki kısıtlı çalışmalarda periampuller bölge tümörlerinde, normal dokulara göre miRNA-196a ve miRNA-223'ün yüksek, miRNA-145'in ise düşük oranda bulunduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada daha önce periampuller bölge tümörü nedeniyle pankreatikoduodenektomi ameliyatı yapılan ve patoloji sonucu adenokarsinom gelen hastaların patoloji spesmenlerinde normal ve tümoral dokulardan alınan örneklerde ayrı ayrı miRNA düzeyleri araştırıldı. Çalışma sonucunda her üç miRNA için de, kanserli dokularda normal dokulara oranla azalma tespit edildi. Periampuller bölge kanserleri için literatürdeki çelişkili sonuçlar göz önüne alındığında bu konuda ek çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Mikro RNANeoplazmlarPankreas+2
Cuma Ali Emir
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda INOS geni Rs2297518 polimorfizmi bir risk faktörü mü?

Amaç: Akut pankreatit genellikle hafif seyretmesine rağmen hastaların %15-20'sinde şiddetli seyretmektedir. Etyolojisindeki nedenleri ağırlıklı olarak safra kesesi taşları ve alkoldür. Patogenezi net aydınlatılamamıştır. Nitrik Oksit Sentetaz geni ekspresyonu sonucu oluşan Nitrik Oksit inflamatuvar olaylarda önemli bir role sahiptir. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni polimorfizmi farklı ırklarda farklı hastalıklarla ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı akut pankreatit ve Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi arasındaki ilişkiyi ve akut pankreatitte risk faktörü olup olmadığını araştırmaktı. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde vaka-kontrol çalışması olarak 99 akut pankreatitli hasta ve 99 sağlıklı bireyde Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz gen polimorfizmi real time polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile araştırıldı. Bulgular: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A allel veya AA genotip taşıyan hastalar G alel veya GG taşıyan hastalar ile kıyaslandığında daha yüksek akut pankreatit riskine sahipti, fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (P=0.06, OR=1.57 %95 (0.98-2.50) ve P=0.08, OR=2.96 %95 (0.88-9.98)). Ayrıca erkeklerde A allelini taşıyanlar anlamlı bir akut pankreatit riskine sahipti (OR =2.41; 95% 1.07-5.41, P=0.03). Ek olarak, AA genotipi taşıyan bireylerde PDW değeri diğer genotipleri taşıyanlara göre daha düşük olarak saptandı (P=0.03). Sonuç: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A alleli ve AA genotipi akut pankreatit riskini arttırmaktadır. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi ile akut pankreatit arasındaki ilişkinin aydınlatılması için bağımsız çalışmaların yapılması gerekmektedir.

GenlerNitrik oksitNitrik oksit+5
Nurettin Ay
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Obez sıçan modelinde pankreas ve hipokampus dokularında ucp2 gen analizi

Obezite, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet gibi birçok kompleks hastalık ile ilişkili bir risk faktörüdür. Bu nedenle obeziteye neden olan moleküler mekanizmaların aydınlatılması önemlidir. Kan glikoz seviyesinin düzenlenmesi ve enerji metabolizmasında etkili olan pankreas, diyabet ve obezite gelişiminde önemli bir organdır. Pankreastaki UCP2, insülin ve glukagon salınımını düzenlerken, hipokampustaki UCP2, nöronal yenilenmede rol oynayarak öğrenme süreçlerine etki etmektedir. Bu araştırmada obez sıçan modelinde hipokampus ve pankreas dokularında Ucp2 gen ifadesi ile öğrenme arasındaki olası ilişkiler araştırıldı. Bu amaçla planlanmış olan çalışmada Wistar albino yetişkin erkek sıçanlarda deneysel obezite modeli oluşturuldu. Deneylerde 8 obez, 8 kontrol olmak üzere 16 adet hayvan kullanıldı. Gruplara öğrenme testi uygulandıktan sonra hipokampus ve pankreas dokuları disektse edildi. Gerçek zamanlı kantitatif RT-PCR yöntemi kullanılarak dokularda Ucp2 gen ifade düzeyleri belirlendi. İstatiksel analizde gen ifade düzeylerinin karşılaştırılması Qiagen veri analizi programı ile, öğrenme verilerinin değerlendirilmesi ise student-T testi ile yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda; hipokampus dokusunda Ucp2 gen ifade düzeyinin obez grupta kontrol grubuna göre arttığı ve istatistiksel olarak sınırda anlamlı olduğu (p=0,05), pankreasta ise gruplar arasında fark olmadığı ( p=0,94) sonucuna varıldı. Öğrenme performansları karşılaştırıldığında ise obez grupta öğrenme performansının kontrole kıyasla daha düşük olduğu saptandı (p=0,001). Sonuç olarak obezitenin öğrenme performansını azalttığı bulundu. Ucp2 gen ifadesinin hipokampusta artmış olması ise obezitede nöronal sağ kalım için hücrelerin savunması olarak yorumlandı. Obezite ve öğrenme arasındaki ilişkinin moleküler düzeyde analizini amaçlamış olan bu araştırma sonuçları yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacaktır.

BellekBilişsel işlevGen ifadesi+6
Zeynep Ulukütük
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellitus tanılı hastalarda ekzokrin pankreas yetmezliği sıklığının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızda diyabetes mellitus tanılı hastalarda ekzokrin pankreas yetmezliği sıklığı, diyabetin süresi ve glisemik kontrolün düzeyi ve diyabetin diğer komplikasyonları ile ilişkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya, 15 Eylül 2021 ve 20 Eylül 2022 tarihleri arasında, 21'i tip 1 diyabetes mellitus, 2'si MODY ve kalan 226'sı tip 2 diyabetes mellitus tanılı olmak üzere toplam 249 diyabetik hasta alınmıştır. Ekzokrin pankreas yetmezliği sıklığı spot gaitada fekal elastaz-1 ölçümleri kullanılarak araştırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler T test, ki-kare testi ve Kruskal Wallis testi ile yapılmıştır. Bulgular: 20 hastada fekal elastaz-1 düzeyleri 100 mcg/mL'nin altındadır ve bu durum ağır ekzokrin pankreas yetmezliği olarak değerlendirilmiştir. 57 hastada ise fekal elastaz-1 düzeyleri 100-200 mcg/mL arasında saptanmış hafif-orta ekzokrin pankreas yetmezliği olarak değerlendirilmiştir. Toplamda ise 77 hastada (%30.9) ekzokrin pankreas yetmezlik saptanmıştır. Ekzokrin pankreas yetmezliği olan 77 hastanın diyabetes mellitus süresi 11.34±9.42 yıl iken, fekal elastaz düzeyi normal saptanan 172 hastanın ortalama hastalık süresi 9.06±7.81 yıl bulunmuştur. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.047). Glisemik kontrol ve diyabetes mellitusun süresi ile ekzokrin pankreas yetmezliği değerlendirildiğinde HbA1c düzeyi %8.5 üzerinde olan hastalarda (p=0.007) ve 15 yıldan daha uzun süreli diyabetes mellitusu olan hastalarda ekzokrin pankreas yetmezliği daha sık saptanmıştır (p=0.018). Ayrıca diyabetes mellitus komplikasyonları ve ekzokrin pankreas yetmezliği değerlendirildiğinde, diyabetik retinopatisi olan hastalarda ekzokrin pankreas yetmezliği daha sık saptanmıştır (p=0.033). Nöropati, nefropati ve koroner arter hastalığı ile arasında ise ilişki saptanamamıştır. Sonuç: Çalışmamızda diyabet süresi uzadıkça, glisemik kontrol kötüleştikçe ekzokrin pankreas yetmezliğine daha sık rastlandığı ortaya konulmuştur. Diyabetik retinopatisi olan hastalarda yine ekzokrin pankreas yetmezliği daha sık bulunmuştur. Ekzokrin pankreas yetmezliğinin diyabetes mellitusun kronik komplikasyonlarından biri olabileceği düşünülmekle birlikte daha çok hasta ile yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Diabet komplikasyonlarıDiabetes mellitusElastaz+2
Sadi Furkan Engürülü
Manisa Celal Bayar University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte difüzyon ağırlıklı görüntüleme; BT ile korelasyon

Akut pankreatit, ödematöz yada nekrotizan pankreatit şeklinde geniş bir klinik spektrumda ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Tanıda BT hala altın standard olarak kabul görmektedir ve hastalık seyri ile ilgili BTŞİ yaygın olrak kullnılmaktadır. Bu nedenle hasta yatışı sırasında ve sonrasında, yani tanıda ve takipte çok sayıda BT çekimine ihtiyaç duyulmaktadır. Akut pankreatit tanısında çoğu merkezde olduğu gibi bizim merkezimizde de pankreasa yönelik ince kesit, i.v kontrastlı BT protokolu uygulanmaktadır. Ancak BT çekimlerinin radyasyon içermesi ve radyasyonun biyolojik dokulardaki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca gerek gebelerde, gerekse kontrast madde alerjisi olan ya da kontrast madde kullanımının kontrendike olduğu olgularda BT tanıda kullanılamamaktadır. Bilinen bu klasik bilgilerin yanı sıra literatürde, i.v iyotlu kontrast maddelerin pankreas dokusunun perfüzyonunu bozarak akut pankreatitli parankimde nekroza gidişi kolaylaştırdığı yönünde çalışma ve veriler bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında akut pankreatit tanısında alternatif bir tanı aracı gerekliliği var gibi gözükmektedir. Son zamanlarda bir çok konuda yetkinliği ve yeterliliği çalışmalara konu olmuş ve olan DAG ile akut pankreatit tanısının koyulabilirliğini araştırma konusu olara seçtik.Hasta grubu olarak akut ödematöz pankreatitli 20 hasta seçildi. Nekrotizan pankreatitli hastaları çalışma dışı bırakıldı. Klinik ve laboratuar tetkikleri ile akut pankreatitten şüphelenilerek BT çekilmiş olgulardan oluşan bu hasta grubunda, BT büyük oranda akut pankreatit tanısı koydururken, çok az bir grupta (3 kişide) BT negatif olarak saptanmıştır. Tüm hastalarda konvansiyonel MR sekanslarına ilave olarak b=800 lü DAG ile görüntüler elde ettik ve ADC haritaları ile pankreas baş-gövde-kuyruk bölümlerinden ayrı ayrı ölçümler yaptık. Pankreas patolojisi olmayan 20 olguyu da kontrol grubu seçerek, bu gruba da DAG yapıldı. Elde ettiğimiz hasta ve kontrol grubu ADC verileri istatistiki olarak karşılaştırıldı ancak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı, dolayısıyla bu konuda herhangi bir eşik ADC değeri verememekteyiz. Bunun dışında, hasta grubunun ranson skorları, amilaz ve lipaz değerleri, konvansiyonel MR sekansları ile saptanabilirliği ve Balthazarın belirlemiş olduğu BTŞI verileri, teker teker ADC değerleri ile karşılaştırıldı ve istatistiki olarak anlamlı sonuçlara ulaşılamadı. Verilerin dağlım homojenitesinin sağlaması açısından BTŞI grade E olan 6 hastanın verileri çıkarılarak yapılan istatistiki değerlendirmede anlamlı ilişki tesbit edildi. Literatürde grade E olarak belirtilen grupta nekroz gelişiminin netlikle belirlenemediği yönünde olan bilgilerin varlığı, bu durumu açıklayıcı bir bilgi olarak düşünüldü.Literatürde akut ödematöz pankreatitli hastalarda DAG nin tanısal değerine değinen çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, genelde görsel değerlendirme ile difüzyon kısıtlılığından bahsedilmektedir, herhangi bir eşik ADC değeri verilmemektedir. Geniş bir spektrum içerisinde, abdominal patolojilerde, ADC ölçümlerine yer veren bir çalışmada, akut pankreatitli 3 olguda ADC verileri belirtilmiştir. Ancak bu çalışmada da diğer literatür örneklerinde olduğu gibi, daha çok pankreas kitlelerinde difüzyon kısıtlığı ve ADC ölçümleri değerlendirilmiştir.Sonuç olark DAG dan elde edilen ADC verileri ile akut pankraetit için tanısal olabililecek herhangibir eşik değer bulunmadı. Ancak E grubu dışlanarak yapılan BTŞİ- ADC kıyaslaması anlamlı bulundu. DAG ın AP kliniğinde ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olmamakla birlikte seçilmiş olgularda tanıyı ve prognozu öngörebilecek alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda daha geniş olgu grupları ile yapılacak çalışmalar DAG ın enfektif pankreas patalojilerinde kullanımı ile ilgili yeni bilgiler sunacaktır.

DifüzyonManyetik rezonans spektroskopiPankreas+5
Seçil Karacan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periampuller tümörlerde batın tomografisi, dinamik manyetik rezonans görüntüleme ve endoskopik retrograd kolanjio pankreatografinin rolü

Amaç: Pankreatik ve periampuller kanserler mortalite oranları oldukça yüksek düzeylerde seyreden kanserlerdir. Bütün gastrointestinal kanserlerin %5'ini, tüm kanserlerin yaklaşık %2'sini oluştururlar. Periampuller bölge neoplazmlarının cerrahi tedavisinin uygulanabilmesi için erken tanı ve tümör rezektabilitesinin değerlendirilmesi esas teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı periampuller tümörlü olgularda; Batın Tomografisi, Dinamik Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Endoskopik Retrograd Kolanjio Pankreatografinin rolünü karşılaştırmaktır.Hastalar ve Metod: 2009-2011 yılları arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı`nda periampuller tümör ön tanısı ile izlenen ve ERCP, BT, MRG tetkikleri yapılan 20 olgu dahil edilmiştir.Bulgular: Çalışmamızda periampuller bölge tümörlerini saptamada BT'nin duyarlılığını %75, MRG'nin duyarlılığını %85, ERCP'nin duyarlılığını ise %100 olarak saptadık. ERCP'nin, BT ve MRG ile karşılaştırıldığında en büyük saptama üstünlüğünün, ampulla vateri tümörlerinde olduğu görüldü.Sonuçlar: Periampuller tümörü saptamada ERCP'nin, BT ve MRG'den; MRG'nin tespit oranının ise BT'ye göre biraz daha fazla olduğu görüldü. MRG ve BT'nin hastalık bulgularının yaygınlığı ile evrelemesinde; ERCP'nin ise safra yolu obstrüksiyon seviyesi ve nedenini belirlemede, sitolojik örnek alma ve aynı seansta terapötik yaklaşımda bulunma gibi avantajları bulunmaktadır.

AbdomenEndoskopiEndoskopi-gastrointestinal+8
Suade Özlem Badak
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Streptozotocin ile indüklenmiş diyabetik rat modelinde carvacrol'ün pankreas hücrelerindeki insülin, PI3K/AKT yolağı ve GLUT-2 ekspresyonu üzerine etkilerinin araştırılması

Diabetes Mellitus, genetik yatkınlığa ek olarak yanlış beslenme, hareketsizlik ve obezite nedeniyle her yıl dünyada görülme sıklığı hızla artmakta olan önemli bir hastalıktır. Diyabetin yol açtığı komplikasyonların yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle tedaviyle kontrol altına alınması gerekmektedir. Kekik yağında bulunan Carvacrol'ün (CRV), antidiyabetik özelliği daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak pankreatik dokuda Carvacrol'ün bu etkiyi hangi yolak üzerinden gerçekleştirdiği bilinmemektedir. Bu nedenle çalışmamızda; CRV'nin kan glikozunu düşürücü etkisini ve bu etkisini hangi mekanizmayla gerçekleştirdiğini araştırmak için pankreatik dokuda PI3K/Akt yolağını, Glut-2 ve İnsülin proteinlerinin ekspresyon değişimini immünohistokimyasal yöntemler ile göstermeyi amaçladık. Bu amaçla 40 Wistar Albino rat rastgele 5 gruba ayrıldı: Sham, Kontrol CRV 40, STZ, STZ+CRV 40, STZ+CRV 20. Deney başlangıcında diyabetik gruplara 55 mg/kg STZ intraperitoneal uygulandı. CRV belirtilen dozlarda gavajla 6 hafta uygulandı. Deney süresince ratların kan glikoz düzeyi ve vücut ağırlıkları düzenli olarak ölçüldü. Deney sonucunda STZ grubuna kıyasla STZ+CRV 20 ve STZ+CRV 40 gruplarında kan glikoz düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi. Diyabetik gruba CRV'nin 20 mg/kg dozunda 6 hafta uygulanmasının kan glikoz düzeyini düşürmede daha etkili olduğu bulundu. Diyabetik grupta azalan PI3K, pAkt, Glut-2 ve İnsülin protein ekspresyonlarının 20 mg/kg Carvacrol uygulanması ile anlamlı olarak arttığını immünohistokimyasal yöntemlerle gösterdik. Carvacrol'ün kan glikozunu düşürücü etkisini pankreatik dokuda PI3K/Akt yolağı üzerinden Glut-2 ve insülin ekspresyonunu artırarak gösterdiği sonucuna ulaştık.

Diabetes mellitusFosfoinositid 3-kinazGLUT-2+7
Damla Irmak
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreas kanserlerinde D vitamini reseptör polimorfizmi ve ekspresyonu

Bu çalışmadaki amacımız, pankreas kanserli vakalarda tümöral dokulardaki vitamin D reseptör geninin ekspresyonu ve polimorfizmini ortaya koyarak VDR geni polimorfizmleri ile pankreas kanseri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Ayrıca, VDR geninin ekspresyon seviyesinin normal dokuda ve tümör dokusunda belirlenerek bu genin ekspresyon seviyesi ve kanser gelişimi arasındaki olası ilişkinin ortaya konulması hedeflenmektedir.Bu çalışmaya, pankreas kanseri nedeniyle operasyona alınan hastalar (n=31) ve polimorfizm karşılaştırması için, kontrol grubu olarak kendinde ve birinci derece akrabalarında kanser hastalığı olmayan, sağlıklı gönüllüler (kontrol grubu, n=31) alınmıştır. Hastalardan alınan dokular ve kontrol grubundan alınan kan örneklerinden DNA ve RNA izolasyonları yapılarak, floresan PCR yöntemi kullanılarak erime eğrisi analizi yapılmıştır.Pankreas kanserli grupla kontrol grubu VDR gen BSM I polimorfizmi için G/G, G/A, A/A genotip frekanslarına ve G ve A allel frekanslarına göre karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Pankreas kanserli grupla kontrol grubu VDR gen Fok I polimorfizmi için C/C, C/T, T/T genotip frekanslarına ve C ve T allel frekanslarına göre karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastalardan operasyon sırasında çıkarılan materyallerinden alınan normal ve tümörlü dokulardan VDR gen ekspresyon düzeyi çalışıldı. Referans aralığı, Yüksek<1.25, Düşük>0.75, 0.75Anahtar Kelime: Neoplazmlar = Neoplasms ; Pankreas = Pancreas ; Pankreas hastalıkları = Pancreatic diseases ; Pankreas neoplazmları = Pancreatic neoplasms ; Polimorfizm-genetik = Polymorphism-genetic ; Vitamin D = Vitamin D ; Vitamin D eksikliği = Vitamin D deficiency

NeoplazmlarPankreasPankreas hastalıkları+4
Mahmut Aslan
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda sitokeratin 18 düzeyinin önemi ve apopitozisin bir göstergesi olan sitokeratin 18 düzeyi ile akut pankreatitin klinik seyri arasındaki korelasyon

Akut pankreatitin patogenez ve prognozunda pankreas asiner hücre apopitozisin önemli bir rol oynadığı yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Son yıllarda yapılan çok az sayıdaki hayvan deneylerinde pankreas asiner hücre apopitozisinde sitokeratin 18 (CK18)'in salınımının önemli olduğu gözlenmiştir. Biz de bu çalışmamızda daha önceden insanlar üzerinde araştırılmamış olan CK18 düzeyi ile akut pankreatit kliniğinin seyri arasındaki korelasyonu ortaya koyabilmeyi ve CK18 düzeyinin akut pankreatitin kliniğinde olumlu bir parametre olup olamayacağını göstermeyi amaçladık.Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği'nde akut pankreatit tanısı ile takip edilmiş olan toplam 58 hasta alındı. Hastalar Ranson kriterleri göz önüne alınarak klinik olarak hafif seyirli pankreatit ve ağır seyirli pankreatit olarak 2 gruba ayrıldı. Ranson skoru 6 ve üzerinde olan hastalar klinik olarak ağır seyirli pankreatit ve Ranson skoru 6'nın altında olan hastalar klinik olarak hafif seyirli pankreatit olarak sınıflandırıldı. Tüm hastalardan hastaneye yatışlarının ilk gününde sitokeratin 18 bakılmak üzere kan örnekleri alındı ve serumları ayrılıp -80°C'de saklandı. Toplanan veriler sonucu klinik olarak hafif ve ağır seyirli olarak sınıflandırılan akut pankreatitli hastaların -80°C'de saklanan serum örneklerinden sitokeratin 18 düzeyleri çalışıldı. Hemolizli ve lipofilik kan örnekleri olan 4 hasta serumu araştıma kapsamından çıkarıldı.Hastaların 36'sı (%66,7) klinik olarak hafif seyirli, 18'i (%33,3) klinik olarak ağır seyirli akut pankreatit olan hastalar olarak belirlendi. Hastaların serum CK18 düzeylerinin gruplar arasındaki karşılaştırmasında hafif seyirli akut pankreatit grubundaki hastalarda serum CK18 düzeylerinin, ağır seyirli pankreatit grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001).Sonuç olarak, apopitozisin göstergesi olan CK18 ile akut pankreatit klinik seyri arasında korelasyon tespit edilmiş ve klinik olarak hafif seyirli akut pankreatit vakalarında apopitotik sürecin baskın olduğunu gösteren CK18 düzeyleri yüksek bulunmuşken, klinik olarak ağır seyirli olanlarda CK18 düzeyleri düşük bulunmuştur. Bu da CK18 düzeylerinin akut pankreatit seyrini önceden belirlemede bir parametre olarak kullanılabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Sitokeratin 18, Hafif seyirli pankreatit, Ağır seyirli pankreatit

ApoptozisPankreasPankreas hastalıkları+3
Hakan Özdemir
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreas kanserlerinde CDC25A gen polimorfizmi ve ekspresyonu

Bu çalışmadaki amacımız; pankreas kanserli vakalarda tümöral dokulardaki CDC25A gen ekspresyonu ve polimorfizmini ortaya koyarak CDC25A geni polimorfizmleri ile pankreas kanseri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Ayrıca, CDC25A geninin ekspresyon seviyesi normal dokuda ve tümör dokusunda belirlenerek bu genin ekspresyon seviyesi ve kanser gelişimi arasındaki olası ilişkinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Bu amaçla CDC25A'nın 28 hastada dokuda ekspresyonunu, 118 hastada ise kanda polimorfizmini çalışarak literatür verilerine daha kapsamlı hale getirdik.Çalışmaya pankreas kanseri tanısı ile opere edilen 28 hasta ve pankreas kanseri tanısı ile takip edilen 90 hasta, toplam 118 pankreas kanserli hasta alındı. Kontrol grubu olarakta 83 tane önceden bilinen kronik bir hastalığı olmayan ve birinci derece akrabalarında kanser hastası olmayan sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Hastalardan alınan doku ve kan örnekleri, kontrol grubundan alınan kan örnekleri ile beraber DNA ve RNA izolasyonları yapıldı.Pankreas kanserli grupla kontrol grubu CDC25A geni SER88PHE polimorfizmi için C/C, C/T, T/T genotip frekanslarına ve C ve T allel frekanslarına göre karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Pankreas kanserli grupla kontrol grubu CDC25A geni RS3731485 polimorfizmi için C/C, C/G, G/G genotip frekanslarına ve C ve G allel frekanslarına göre karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastalardan operasyon sırasında çıkarılan materyallerinden alınan normal ve tümörlü dokulardan CDC25A gen ekspresyon düzeyi çalışıldı. Referans aralığı >1.5 ise artmış, <0.5 ise azalmış, 0.5-1.5 aralığı ise normal olarak alındı. Elde edilen ekspresyon değerlerine yapılan istatiksel çalışmada; kontrol gurubu ile pankreas kanseri gurubu arasında CDC25A gen ekspresyonun anlamlı olmadığı görüldü (p<0,05).Elde edilen veriler ışığında pankreas kanserinde CDC25A gen polimorfizminde ve ekspresyonu düzeyinde anlamlı bir ilişki gösterilememiştir. Sonuç olarak pankreas kanseri mortalitesi yüksek olan bir hastalık olup, kanser etyolojisinde genetiğin yeri tartışmasızdır. Bundan dolayı polimorfizm ve ekspresyon çalışmalarının devam etmesi gerektiği kanaatindeyiz.

EkspresyonNeoplazmlarPankreas+2
Başar Aksoy
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Post ERCP pankreatit gelişiminde metabolik faktörlerin ve P22PHOX gen ekspresyonunun önemi

Pankreatit, ERCP'nin en sık karşılaşılan komplikasyonudur. Yapılan çalışmalarda hasta ve işlem kaynaklı risk faktörlerinin pankreatit oluşumunu artırdığı ve pankreatit seyrini etkilediği gösterilmiştir. Bu çalışmada diyabet, obesite ve dislipidemi gibi metabolik bozuklukların ve genetik faktörlerden p22phox gen ekspresyonunun post ERCP pankreatit ile ilişkisi araştırıldı.Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2009 - 2010 tarihleri arasında tanı ve tedavi amaçlı ERCP yapılan hastalar alındı. Post ERCP pankreatit tanımı ve derecelendirmesi ASGE (American Society of Gastrointestinal Endoscopy) kriterlerine göre yapıldı. Çalışma süresince 1329 hasta çalışmaya dahil edildi ve 51'inde (% 3,8) post ERCP pankreatit gelişti. Çalışmada açlık kan şekeri 126 mg/ dl'nin üzerinde olan hastalar diyabetik kabul edildi. Diyabetik hastaların 16'sında (% 7,5), diyabetik olmayan hastaların 35'inde (% 3) post ERCP pankreatit gelişti ve diyabet ile post ERCP pankreatit gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p=0.002). Hastalar işlem öncesi bakılan lipid profillerine göre iki gruba ayrıldı. Dislipidemik hastaların 22'sinde (% 5,4), dislipidemik olmayan hastaların 29'unda (% 3,2) post ERCP pankreatit gelişti. Dislipidemi olan grupta post ERCP pankreatit oranı daha fazla olmasına rağmen, istatistiksel olarak bakıldığında dislipidemi ile post ERCP pankreatit arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0.08). Hastalar ayrıca vücut kitle indeksi (VKİ) durumlarına göre değerlendirildi. Obez olan grupta (VKİ > 30), obez olmayan gruba göre (VKİ < 30) post ERCP pankreatit oranı daha fazla olmasına rağmen, istatistiksel olarak değerlendirildiğinde hastaların VKİ'leri ile post ERCP pankreatit arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (% 5,5 ve % 3,4 p=0.46).Çalışmanın genetik kısmında ise ERCP işlemi yapılıp pankreatit gelişen ve gelişmeyen hastalar ile tamamen sağlıklı insanlardaki p22phox gen ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldı. İstatistiksel olarak bakıldığında p22phox gen ekspresyonu ile her üç grup arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p=0.003). Alt grup analizinde ERCP sonrası pankreatit gelişen grupta p22phox gen ekspresyonu, pankreatit gelişmeyen gruba göre düşük saptandı fakat istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0.98). P22phox gen ekspresyonu, sağlıklı grupta pankreatit gelişen ve gelişmeyen gruba göre düşüktü ve gen ekspresyonu açısından aralarında istatistiksel anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.009 ve p=0.006).Bu çalışma post ERCP pankreatit gelişiminde metabolik ve genetik faktörlerin etkisini araştıran literatürdeki ilk araştırmadır ve diyabet ile post ERCP pankreatit arasında yakın bir ilişki olabileceği gösterilmiştir. Dislipidemi ve obezite bu çalışmaya göre post ERCP pankreatit riskini bir miktar artırmıştır, ancak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. P22phox gen ekspresyonunun post ERCP pankreatit gelişiminde rol oynamadığı görülmüştür. Diyabetik, dislipidemik ve obez hastalar post ERCP pankreatit için işlem sonrası daha yakın takip edilmelidir.Anahtar kelimeler: Pankreatit, Diyabet, Dislipidemi, Obesite, P22phox

Diabetes mellitusKolanjiyopankreatografi-endoskopik retrogradKomplikasyonlar+7
Taner Babacan
Gaziantep University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Pankreas kanserli hastalarda kaspaz 10 geninin analizi ve cDNA seviyesinde gen ifade düzeyinin incelenmesi

Pankreas kanseri, ölüm oranı en yüksek olan kanser tiplerinden biridir. 5 yıllık sağ kalım oranı %5'den azdır. Pankreas kanserinde kazanılmış veya kalıtılmış gen mutasyonları vardır. K-ras onkojeninin tetiklenmesi ile beraber tümör baskılayıcı genlerin (p53, DPC4, p16 ve BRCA2) etkinliğinin kaldırılması pankreas kanseri gelişiminde önemlidir. Hücrenin işlevsel farklılaşmış halde kalması, yaşlanma sonunda ölüme gitmesi veya farklılaşmış hücrenin hücre döngüsüne girerek çoğalma seyri p53 tarafından kontrol edilir. Özellikle farklılaşmış hücrenin değişen ortamı sebebiyle (bazı gen ürünlerinin gereğinden fazla sentezlenmesi veya ortamda bulunması gibi) normal olmayan bir durum sözkonusu ise hücre döngüsü p53 gen ifadesi artar ve hücre döngüsü duraksatılmaya çalışılır. Pankreas kanserinde tümör baskılayıcı geni p53'ün %50'den fazla mutasyona uğradığı sıkça rapor edilmiştir. Pankreas kanserinde %10-20 oranında ailesel bir geçis olduğu tahmin edilmektedir. p53 hücre dışı uyarımlı apoptotik yolağı Fas, DR5 ve PERP gibi zarlararası proteinlerinin genlerini tetikleyerek işlevsel hale getirir, hücre içi apoptotik yolakta mitokondriya ile ilşkili olup, proapoptotik ve antiapoptotik genleri sırasıyla işlevsel hale getirir veya çalıştırır. Hücre dışı ve hücre içi programlı hücre ölümünde etkin rol alan kaspazlar büyük bir proteaz enzim ailesidir. Başlatıcı kaspazlardan olan Kaspaz 10 proapoptotik hücre dışı uyarı ile yolaktaki diğer kaspaz üyelerinin işlevsel hale gelmesini sağlar. Kaspaz 10 zarlararası almaçları veya sitotoksik etkiye sahip maddeler ile etkileşerek etkin hale geçerler. Pankreas kanserinde 2q33 kromozom bölgesinde bulunan caspase 10'un mRNA genomik yapısı ve gen ifade seviyesi belirlenmiş ve kanser gelişimi arasındaki olası ilişki ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Genler-P53Kaspaz 10Kaspazlar+4
Esma Özkara
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikotik ve duygudurum bozukluğu olan, aktif tedavisi devam eden hastalarda pankreas beta hücre rezervi tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılması

Çok faktörlü bir patogenezi olan metabolik sendromun psikiyatride yaygın olarak kullanılan atipik antipsikotik ilaçlar ile de ilişkili olduğu bilinmektedir. Metabolik bozukluklarla ilişkili olarak hastalarda sadece mortalitenin artmadığı, aynı zamanda psikotik ve depresif belirtilerde artış olduğu, tedaviye uyumun ve işlevselliğin azaldığı da gözlenmiştir. Bununla beraber atipik antipsikotikler değişik derecelerde kilo alımı, diyabet ve hiperlipidemi gibi metabolik anormallikler ile ilişkili bulunmaktadır. Bu çalışmada psikotik ve duygudurum bozukluğu olan, aktif tedavisi devam eden hastalarda pankreas beta hücre rezervi tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılmasını amaçladık. Psikiyatri polikliniğine başvuran ve aktif tedavisi devam eden 60 hasta çalışmaya dahil edildi. 60 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu rutin check up amacıyla endokrinoloji polikliniğine başvuran ve tıbben herhangi bir hastalık tespit edilmeyen kişilerden oluşturuldu. Verilerin analizinde Ki-Kare analizi (Pearson Chi-kare), Kolmogorov-Smirnov testi, Student t-testi, Mann Whitney-U testi, Spearman Korelasyon testi kulanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p≤ 0.05 olarak alınmıştır. Vaka grubunun kilo, VKİ, bel çevresi, boyun çevresi, kalça çevresi, bel/boyun oranı ve bel/kalça oranı kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek tespit edildi (p<0,05). Vaka grubunun HOMA-IR değeri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,041). Fakat vaka ve kontrol grubu arasında AKŞ, insülin, C-peptit ve HbA1c değerleri açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Vaka grubunun TG, VLDL, T. kolesterol ve LDL değerleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizinde kilo ile VKİ, bel çevresi, bel/boyun, bel/kalça, insülin ve c-peptit arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak; psikotik ve duygudurum bozukluğu olan, aktif tedavisi devam eden vakalarda çoğu metabolik belirteçte anlamlı düzeyde artış saptanmıştır, özellikle risk faktörü yüksek vakaların obezite, insülin direnci, hiperlipidemi, prediyabet ve diyabet açısından yakın takibinin yapılmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Antipsikotikler, Pankreas beta hücresi, Metabolik bozukluk

Affektif bozukluklarAntipsikotik ilaçlarMetabolik sendrom+3
Muhammed Fuad Uslu
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresif bozukluğu veya anksiyete bozukluğu olan, aktif tedavisi devam eden hastalarda pankreas beta hücre rezervi tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılması

Depresif Bozukluk ve Anksiyete Bozukluğu en sık görülen psikiyatrik hastalıklardandır. Tedavilerinde Antidepresanlar önemli bir yere sahiptir. Çalışmalar, Antidepresanların kullanım sıklığının artması nedeniyle kilo alımı, diyabet, hiperlipidemi gibi çeşitli metabolik yan etkilerin ortaya çıkabileceğini göstermiştir. Bu tez çalışmasının amacı, depresif bozukluğu veya anksiyete bozukluğu olan ve güncel kullanım sıklığı giderek artan antidepresan ilaç kullanan hastalarda pankreas beta hücre rezervinin belirlenmesi ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılırmasıdır. Çalışmaya psikiyatri polikliniğine başvuran ve aktif tedavisi devam eden 60 hasta dahil edildi. 60 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu, endokrinoloji polikliniğine rutin kontrol amacıyla başvuran ve herhangi bir tıbbi hastalığı olmayan kişilerden oluşturuldu. Verilerin analizinde ki-kare analizi (Pearson Chi-kare), Kolmogorov-Smirnov testi, student t-testi, Mann Whitney-U testi, Spearman Korelasyon testi kulanılmıştır. Verilerin analiz edilirken SPSS 22 program paketi kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p≤ 0.05 olarak alınmıştır. Vaka grubunun kilo, VKİ, bel çevresi, boyun çevresi, kalça çevresi değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Vaka grubunun HOMA-IR, insülin, C-peptit değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Ancak vaka ve kontrol grupları arasında AKŞ ve HbA1c değerleri açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05) Vaka grubunun T. kolesterol ve LDL değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Bununla birlikte HDL, TG, VLDL açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Vaka grubunun kalp hızı kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,001). Korelasyon analizinde kilo ile VKİ, bel çevresi, bel/boyun, bel/kalça, insülin ve C-peptit arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Sonuç olarak; depresif bozukluğu veya anksiyete bozukluğu olan, aktif tedavisi devam eden hastaların çoğunda metabolik belirteçlerde anlamlı düzeyde artış saptanmıştır. Obezite, insülin direnci, hiperlipidemi, prediyabet ve diyabet açısından yüksek risk faktörlerine sahip vakaların yakından izlenmesinin faydalı olacağına inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Antidepresanlar, Pankreas beta hücresi, Metabolik belirteçler

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıAntidepresif ajanlar+5
Kamer Kaya
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile diabetes mellitus oluşturulan rat pankreaslarında hidroksitirosolün NRF2 ekspresyonu üzerine etkisi

Tip 1 diabetes mellitus, Langerhans adacıklarında bulunan ve insülin üreten β hücrelerinin yıkımı sonucunda insülin üretme yeteneğini kaybettiği kronik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş rat pankreas dokularında hidroksitirosolün, antioksidan metabolizmanın önemli proteinlerinden olan Nrf2'nin ekspresyonu üzerindeki etkisini belirlemektir. Hidroksitirosol, zeytin ve zeytinyağında bulunan oleuropeinin, başlıca parçalanma ürünü olan doğal-güçlü fenolik bir antioksidandır. Deneyde kullanılan hayvanlar kontrol, HT, STZ ve STZ+HT olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Diyabet, intraperitoneal olarak tek doz (55 mg/kg) STZ enjeksiyonuyla indüklendi. STZ enjeksiyonundan 48 saat sonra kan glukoz değerleri ölçülerek ≥ 250 mg/dL olanlar diyabetik kabul edildi. HT ve STZ+HT grubuna 30 gün boyunca intraperitoneal olarak HT (10 mg/kg/gün) enjeksiyonu uygulandı. STZ grubu hayvanlarda yüksek kan şekerine ek olarak vücut ağırlığında azalma, polifaji ve polidipsi gözlendi. STZ+HT grubu hayvanlarda istatistiksel olarak anlamlı olmayan kilo kaybıyla birlikte STZ grubuna oranla daha az su tüketimine rastlandı. STZ+HT grubu ratlar diyabetikti ancak kan glukoz düzeyleri anlamlı olmasa da bir miktar azaldı. Histolojik incelemelerde kontrol grubu adacık histolojisi, iyi biçimlendirilmiş; yuvarlak şekil, büyük boyut ve normal yapı sergilerken, diyabetik ratlar belirgin şekilde düzensiz ada sınırı ve adacık dejenerasyonu gösterdi. Diyabetik ratlarda hidropik dejenerasyon ile uyumlu olarak sitoplazmada berrak vakuollere sahip adacık hücreleri görülürken HT ile muamele edilen diyabetiklerde azalan tahribat gözlemlendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar sonucunda HT ile muamele edilen diyabetik hayvanlarda Nrf2 ekspresyonunun STZ grubundakilere kıyasla daha az olduğu belirlendi. Bu STZ'nin, β hücrelerine zarar vermesine karşı, HT'nin koruyucu etkisi olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, Nrf2 ekspresyonunun, STZ'nin indüklediği T1DM'nin önlenmesinde HT'nin koruyucu ve antioksidan rolü olduğunu gösterdi.

Diabetes mellitusGen ifadesiHayvan deneyleri+5
Nurhilal Elciyar
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İn-vitro langerhans adacık hücre canlılığına bazı hücre ve hormon uygulamalarının etkileri

beta hücrelerinin bazı genetik HLA alelleriyle ili?kili olarak otoimmün harabiyeti ve yitimiyle seyreden süreğen bir hastalıktır. Ekzojen insülin tedavisi, Tip 1 diyabetli hastalarda ya?am kalitesini arttırmak ve diyabetin süreğen komplikasyonlarını önlemek ya da geciktirmek için tek seçenektir. Yoğun insülin tedavisinin süreğen komplikasyonları önlemede yeterli ba?arıya ula?amadığı gözlenmektedir. Tip I diyabet tedavisinde pankreas adacık hücrelerinin izole edilerek, daha az-invazif yoldan (portal vene infüzyonla) karaciğere nakledilmesine yönelik çalı?malar 1990? larda hız kazanmı?tır. ?zolasyon sürecinde olu?an hipoksi ve oksidatif stres, hücrelerde sitokin aracılı apoptoz ve nekrozu uyarmakta ve hücre yitimine neden olabilmektedir. Nakil öncesi adacık hücrelerinin kültür edilmesinin, preparatlardaki hücre yoğunluğunu arttırıp hücre canlılığını uzattığına yönelik veriler bulunmaktadır. Biz de çalı?mamızda kültüre adacık hücrelerinin karaciğer portal ven? inden verildikten sonra canlılığının nasıl etkilendiğini gösterebilmek ve progesteron hormonunun etkisini belirleyebilmek ereğiyle in-vitro ko?ullarda adacık+ hepatosit ko-kültürüne progesteron hormonu ekleyerek adacıklarda floresan boyama ile canlılık ölçümü, BrdU ile boyayıp akım sitometride sayarak proliferasyonuna olan etkilerini ve glukoz tolerans testi ile fonksiyon ölçümü yapmayı ve gruplar arasındaki farklılıkları belirlemeyi amaçladık.Deneyde 2-5 aylık, 200-250 gr ağırlığında, erkek, 60 adet Wistar albino sıçanlar kullanıldı. Adacık kültürü, Adacık+ Hepatosit ko-116kültürü, Adacık+ Progesteron kültürü, Adacık+ Hepatosit+ Progesteron ko- kültürü, grupları olmak üzere 4 grupta, 0. ve 48. saatlerde incelemeler yapıldı. Hepatosit izolasyonunda Seglen? in iki basamaklı izolasyon yöntemi temel alındı. Canlılık ve sayım i?lemleri Cauntes (?nvitrogen- ABD) cihazında yapıldı. Adacık hücrelerinin canlılık ölçümü için PI/ FDA ile florasan boyaması yapıldı. BrdU boyası ile i?aretlenip akım sitometride hücre çoğalması hesaplandı. Glukoz uyarım testi için ise EL?ZA yöntemi uygulandı. Adacık hücrelerinin canlılık değerlendirmesinde 0. saat ile 48. saat arasında en fazla artı? Adacık+ Hepatosit+ Progesteron grubunda gözlendi.. Adacık hücrelerinin çoğalmasının ölçümünde canlılıkla orantılı olarak en fazla artı? Adacık+ Hepatosit+ Progesteron grubunda gözlendi. Glukoz uyarım testi verilerinde insülin salınımı dü?ük glukoz varlığında adacık ve adacık+ progesteron grubunda 0. saate göre 48. saatte artı? olduğu gözlenirken, yüksek glukoz varlığında ise bütün gruplarda bir dü?ü? olduğu belirlendi. Elde edilen veriler anova testi ile değerlendirildi ve sonuçlar bulgularla uyumlu bulundu.

Diabetes mellitusFloresan boyalarHücreler+3
Meltem Ateş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pankreas lezyonlarında endoskopik ultrasonun tanısal etkinliğinin retrospektif olarak incelenmesi

Pankreas lezyonlarının ve bazı hastalıklarının tanımlanması ve yönetimi son dekada kadar hep önemli bir sorun olmuştur. Ancak endoskopik ultrasonografide kaydedilen teknik ilerlemeler sayesinde, pankreas solid ve kistik lezyonlarının sınıflandırılması ve diğer birçok pankreas hastalığının tanısı ve yönetiminde büyük ilerlemeler saptanmıştır. Endosonografi (EUS) diğer tüm görüntüleme yöntemlerine kıyasla, pankreas lezyonlarının tanımlanması ve yönetiminde üstün bulunmuştur. Çalışmamızda, geniş volümlü EUS yapılan bir merkez olarak pankreas solid ve kistik lezyonlarında EUS'un tanısal etkinliğinin retrospektif olarak araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda Kasım 2013 - Aralık 2019 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Endoskopi Ünitesi'ne başvurmuş pankreas lezyonu nedeniyle EUS yapılan 18 yaş üstündeki tüm hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların laboratuvar verileri hasta bilgi işlem kayıtları ve hasta dosyalarından elde edilmiştir. Yapılan işlem sonrasında 430 hastanın 148'inde (%34,4) kist, 282'sinde ise (%65,6) solid lezyon olduğu görüldü. Bu kistlerin ise 33'ü (%22,3) müsinöz iken 115'i (%77,7) non-müsinöz kist olarak belirlendi. Müsinöz kisti olan hastaların kist CEA düzeyleri non-müsinoz olan gruptan anlamlı şekilde yüksek bulundu (p=0,008). Çalışmada hem ince iğne aspirasyon biopsisi yapılan hem de operasyon yapılan hastaların sonuçları beraber değerlendirildiğinde altın standart bir sonuç elde edildi. EUS sonucu benign olan 62 hastanın 59'u altın standart yöntemde de benign, EUS sonucu malign olan 296 hastanın 239'u da altın standart yöntemde malign olarak görüldü. Malign olma durumu pozitif olarak kabul edildiğinde EUS'un duyarlılığı %98,8, özgüllüğü %50,9, pozitif prediktif değeri %80,7, negatif prediktif değeri %95,2 ve doğruluğu ise %83,2 olarak bulundu. Sonuç olarak; EUS, pankreas lezyonlarının ayrıcı tanısında kullanılan, güvenilir, yöntemdir. EUS eşliğinde yapılan İİAB (EUS-İİAB) yardımıyla alınan materyallerin, histopatolojik ve biyokimyasal analizleri bu lezyonların tanımlanmasında yol göstericidir. Deneyimli ellerde EUS, diğer tüm yöntemlere kıyasla, pankreas lezyonlarının yönetiminde etkin olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Endosonografi, pankreas lezyonları, pankreas kistik lezyonları, ince iğne aspirasyonbiopsisi, pankreas tümörleri

Biyopsi-iğneEndoskopiNeoplazmlar+5
Sedat Akal
Fırat University
2020
00

Related subjects