Periodontal diseases
181 theses under this subject heading
Peri-implant hastalıklar ile ilişkili risk faktörlerinin periodontal, protetik ve radyoljik olarak değerlendirilmesi
Dental implant tedavisinin popülaritesinin artmasıyla beraber peri-implant dokularda görülen hastalık prevalansında da artış görülmüştür. Bu hastalık durumlarının ortaya çıkmasını önlemek ve hastalıkla mücadeleye katkıda bulunmak amacıyla peri-implant hastalıklarla ilişkili olası risk faktörlerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı implant tedavisi uygulanmış bireylerde mevcut klinik ve radyografik durumun değerlendirilmesi ile literatürde yer alan tüm olası risk faktörlerinin bireysel, protetik ve bölgesel tüm olası faktörleri bir arada olacak şekilde kapsamlı olarak incelenmesi, peri-implantitis gelişimi açısından önem taşıyanların saptanması ve yorumlanmasıdır. Çalışmamıza 30'u kadın, 20'si erkek olmak üzere toplam 50 hasta ve bu hastalara ait 249 implant dahil edildi. Bu implantlar implant çevresi dokularının sağlık durumuna göre; peri-implant sağlık (n = 33), peri-implant mukozitis (n = 137), peri-implantitis (n = 51) ve sert ve yumuşak doku yetersizliği olarak dört ayrı gruba ayrıldı. Her implanta ait periodontal, protetik ve radyolojik parametreler kaydedildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda hastaların yaşı, implantların yerleştirildiği bölge, implant boyları ve tipleri, hastaların sigara kullanımı, periodontitis geçmişleri, periodontal teşhisleri, periodontitis evreleri, idame tedavisine katılıp katılmamaları ve ara yüz temizliği yapıp yapmamaları açısından teşhis grupları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Plak indeksi dışındaki tüm periodontal parametreler açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). İncelenen protetik parametrelerden ise; karşıt arktaki dişlerin protetik durumları, implant üstü protezlerin tutucu tipleri, bağlantı tipleri, protez temizlenebilirliği ve protezlerin basamak uyumları açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık gözlendi. Dijital radyografik değerlendirme ile elde edilen marjinal kemik kaybı miktarı ve protez kenarları ile kemik kreti arasındaki mesafe ölçümleri açısından teşhis grupları arasında anlamlı farklılık gözlendi. Risk faktörü analizi modellemesi oluşturmak için, elimizdeki veri setine uygun çözümleme yöntemi olarak Genelleştirilmiş Kestirim Eşitliklerinin (GEE) yaklaşımı tercih edildi. Yapılan risk analizi modellemesinde implantların maksiller kemiğe yerleştirilmesinin mandibular kemiğe yerleştirilmesine göre % 17.3, implant üstü protezlerin hasta tarafından temizliğe izin vermemesinin, izin vermesine göre % 26.1 oranında peri-implantitis oluşumu için risk barındırdığı sonucuna varıldı. Bu sonuçlar değerlendirilirken çalışmamızda katılımcı sayısının azlığın ve implant sayılarının teşhis gruplarına dağılımındaki dengesizliğin sınırlayıcı faktörler olduğu göz önünden bulundurulmalıdır. Yapılan risk analizi sonucu daha bütünsel bir risk faktörü değerlendirmesi yapılabilmesi için daha geniş örneklem büyüklüğüne sahip ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Periimplantitis tedavisinde cerrahi olmayan periodontal tedaviye ek olarak uygulanan diyot lazerin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; peri-implantitis hastalarında cerrahi olmayan tedaviye ek olarak diyot lazer kullanımının, klinik parametreler ve peri-implant oluk sıvısındaki İnterlökin-1 beta (IL-1β) seviyesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran ve peri-implantitis teşhisi konulan, sistemik olarak sağlıklı 8 kadın ve 12 erkek olmak üzere toplam 20 gönüllü çalışmaya dahil edilmiştir. Başlangıçta ve 3. ayda peri-implant oluk sıvısı (PİOS) örnekleri toplanmış ve klinik parametreler (Gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), sondlama cep derinliği (SCD), sondlamada kanama (SK) ve klinik ataçman seviyesi (KAS)) kaydedilmiştir. Çalışmada çenelerin bir tarafı test grubunu diğer tarafı kontrol grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubuna sadece başlangıç periodontal tedavi yapılırken test grubu olarak belirlenen bölgedeki implantlara ek olarak diyot lazer uygulanmıştır. Çalışmamızın verilerine göre her iki grupta da tedavi sonrası klinik parametrelerde azalma gözlenmiştir. Gruplar arası değerlendirmede tedavi sonrası test grubunda Gİ ve SK kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Biyokimyasal verilerdeki değişime bakıldığında ise her iki grupta da 3.ayda IL-1β değerlerinde artış gözlenmiştir. Kontrol grubunda IL-1β seviyesindeki bu artış istatistiksel olarak anlamlı iken test grubunda bu artış anlamlı bulunamamıştır. Bu sonuç, diyot lazer tedavisinin detoksifikasyon etkisi nedeniyle mekanik tedaviye ek bir yarar sağladığını düşündürebilir. Klinik parametrelerdeki iyileşmeye rağmen IL-1β düzeylerinde gözlenen bu artışın periodontal hastalığın erken iyileşme dönemiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Peri-implantitis tedavisinde farklı doz ve uygulama sürelerinin kullanıldığı lazer uygulamalarını içeren daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant, peri-implantitis, diyot lazer, IL-1β, sitoki
Periodontitis tedavisinde başlangıç periodontal tedavi uygulamasına ek olarak kullanılan diyot lazerin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; periodontitis tanısı almış bireylerde, başlangıç periodontal tedavi uygulamasına ek olarak uygulanan diyot lazerin periodontal tedavideki etkinliğinin klinik periodontal indeksler (Gingival İndeks, Plak İndeksi, Sondlamada Kanama, Sondlanabilir Cep Derinliği, Klinik Ataçman Seviyesi) ve biyokimyasal belirteçler (TNF-α, IL-1β, CTX) açısından değerlendirilmesidir. Çalışmamıza, 22 sistemik olarak sağlıklı, periodontitis hastası dahil edilmiştir. Başlangıçta, 1, 3 ve 6. aylarda klinik periodontal parametreleri kaydedilmiş ve DOS örnekleri toplanmıştır. Rastgele seçilen çenelerin bir tarafını kontrol grubu bir tarafını lazer grubu oluşturmuştur. Kontrol grubunda yalnız kök yüzeyi düzleştirmesi uygulanmış, lazer grubunda ise kök yüzeyi düzleştirmesine ilave olarak diyot lazer uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre, klinik parametrelerde her iki grupta da anlamlı bir düşüş izlenmiştir ancak gruplar arasında anlamlı bir fark izlenmemiştir.Biyokimyasal parametreler yönünden değerlendirildiğinde, TNF-⍺ ve IL-1ß seviyelerinde her iki grupta da başlangıç seviyelerine göre anlamlı bir düşüş meydana gelmiştir. CTXI seviyelerinde ise kontrol ve test grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Biyokimyasal parametreler yönünden gruplar arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır. Çalışmamızın sonucunda, periodontitis tedavisinde diyot lazer uygulamasının klinik ve biyokimyasal parametreler açısından periodontal tedaviye istatistiksel olarak anlamlı bir yarar sağlamadığı izlenmiştir. Bu konuyla ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Periodontitis, Diyot lazer, TNF-⍺, IL-1ß, CTXI
Mukogingival problemi olan hastaların periodontal estetik algısının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı klinik rutinde çok sık karşılaştığımız mukogingival problemlerden olan anterior bölgedeki diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesini ile ilişkili bireylerin periodontal estetik algısını ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Çalışmamıza periodontal sağlıklı, kronik inflamatuar diş eti büyümesi ve Cairo Tip1 diş eti çekilmesi teşhisi konulmuş 184 birey dahil edildi. Periodontal klinik durumlarını değerlendirmek amacıyla, plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondlamada kanama indeksi (SKI), klinik ataşman seviyesi, (KAS), çekilme derinliği (ÇD) ölçümleri yapıldı. Sonrasında bireylere ait sosyoekonomik ve demografik veriler ve oral hijyen alışkanlıkları kaydedildi. Periodontal estetik algı, periodontal estetik algı sakalası(PAPS) ile ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) ise Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (OHIP-14) ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotları, Shapiro-Wilk Testi, Kruskall-Wallis testi, Mann-Whitney U Testi, Chi-square analizi, Spearman's korelasyon analizi kullanıldı. PI, GI, SK, değerleri en yüksek diş eti büyümesi grubunda, en düşük periodontal sağlık grubunda bulundu. PAPS-T, PAPS-E ve PAPS-P skorları en yüksek periodontal sağlıklı grupta bulundu. PAPS-E skoru diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi için benzerdi. PAPS-P skoru diş eti büyümesi grubunda en düşüktü. Fonksiyonel kısıtlılık değeri hariç diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi grubunda OHIP skorlarında fark gözlemlenmedi. Fonksiyonel kısıtlılık değerinde en yüksek skor diş eti büyümesinde gözlendi. Sosyal yetersizlik değeri hariç, diğer OHIP-14 alt başlıkları ve total OHIP-14 skoru en düşük değer periodontal sağlıklı grupta bulundu. Sosyal yetersizlikte gruplar arası fark bulunamadı. Çalışmamıza göre diş eti çekilmesi ve diş eti büyümesi bireylerin estetik algıları ve OHRQoL'si benzer oranda etkilenmiştir. Diş eti çekilmesi olan bireylerin periodontal estetik algıları, diş eti büyümesi olan bireylere göre daha iyidir.
Sigaranın bireylerin periodontal hastalık ve diş eti oluğu sıvısı pentraxin 3, IL-1β ve VEGF seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Sigara, periodontal hastalıkların derecesinde, şiddetinde ve prevalansında rol oynayan önemli bir risk faktörüdür. Çalışmamızın amacı; sigaranın, periodontal sağlıklı ve periodontitis hastalarının DOS PTX3, IL-1β ve VEGF seviyeleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi ve periodontal sağlık ve periodontitis durumunda markır düzeylerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmamıza; periodontal sağlıklı 40 hasta (20 sigara kullanan (P-,S+) ve 20 sigara kullanmayan (P-,S-)) ve periodontitisli 40 hasta (20 sigara kullanan (P+,S+) ve 20 sigara kullanmayan (P+,S-)) olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Her grubun demografik verileri alınarak, klinik periodontal değerlendirilmeleri yapıldı. Son olarak bireylerden diş eti oluğu sıvısı toplanıp biyokimyasal ve istatistiksel analizleri yapıldı. Çalışmamızın bulgularına göre; sigara içen ve içmeyen gruplar arasında klinik periodontal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Sigara içen periodontal sağlıklı gruptaki PTX3 ortalama değeri, sigara içmeyen periodontal sağlıklı ve sigara içen periodontitis gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sigara içen periodontitisli bireylerde IL-1β seviyesi, periodontal sağlıklı gruplara ve sigara içmeyen periodontitis grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara içen ve içmeyen periodontal sağlıklı bireylerde VEGF seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır.
Psoriazis ve periodontitisli hastalarda serum ve dişeti oluğu sıvısında yardımcı T hücre 9/17/22 sitokin düzeylerinin karşılaştırılması
Psoriazis ve periodontitis, ortak risk faktörlerini barındıran birbiriyle yakından ilişkili kronik immün aracılı iki inflamatuvar hastalıktır. İki hastalık arasındaki çift yönlü nedensel ilişki henüz tam olarak tanımlanamamış olsa da ortak immünpatogenezde interlökin (IL)-23/yardımcı T hücre (Th)17 yolağı suçlanmaktadır. Bu çalışma IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27'nin psoriazis ve periodontitis ortak patogenezinde rol oynayabileceği hipotezini test etmek amacıyla prospektif, karşılaştırmalı ve kontrollü, klinik bir çalışma olarak tasarlandı. Çalışmamıza Psoriazis (+)/Periodontitis (+) (n=20), Psoriazis (+)/Periodontitis (–) (n=20), Psoriazis (–)/Periodontitis (+) (n=20) ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) (n=20) olmak üzere 4 grup alındı. Serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27 düzeyleri, multipleks yöntemi ile belirlendi. Bireylerin periodontal durumları, diş sayısı, sondlama derinliği, plak indeksi, gingival indeks, klinik ataçman düzeyi ve sondlamada kanama değerlerinden oluşan periodontal klinik ölçümler ile değerlendirildi. Ek olarak bireylerden oral mukozada kandida kolonizasyonunu değerlendirmek için oral kandida sürüntü kültürü alındı. Gruplar arasında oral kandidiyazis sıklığı açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0.214). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ile Psoriazis (–)/Periodontitis (+) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlama derinliği, klinik ataçman düzeyi ayrıca azalmış diş sayısı ve DOS IL-27 düzeyi saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis (+)/Periodontitis (–) grup ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlamada kanama değerleri ve serum IL-23 düzeyi saptandı (p=0.021 ve p=0.040). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ve Psoriazis (–) /Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artmış serum IL-17A, IL-22, IL-23 düzeyleri ile azalmış serum IL-21, DOS IL-17A ve IL-27 düzeyleri saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis hastalarında diş sayısı ile DOS IL-22 düzeyleri arasında ve DOS IL-27 düzeyleri ile klinik ataçman düzeyi ve sondlama derinliği arasında negatif korelasyon bulundu (tümü, p<0.05). Elde edilen sonuçlar psoriazis hastalarının daha kötü periodontal klinik ölçümlere sahip olduğunu ve her iki hastalığın ortak patogenezinde IL-17A, IL-21, IL-22 ve IL-27'nin yer aldığını düşündürmüştür. Psoriazis hastalarında artmış serum IL-22 düzeyleri ve azalmış DOS IL-27 düzeyleri periodontitis komorbiditesi varlığı açısından riskli bireylerin belirlenmesinde yardımcı olabilir.
Farklı eğitim düzeylerinin güncel sınıflama ölçütleri uyarınca tanımlanan periodontitisli olgularda tedavi planlaması üzerindeki olası etkilerinin değerlendirilmesi
Periodontal ve Periimplant Hastalıkların ve Durumların Sınıflandırılması Dünya Çalıştayı 2017 yılında, güncel bir periodontitis vaka tanımlama sistemini tanıtmıştır. Bu çalışmada amaç, güncel periodontal hastalıklar sınıflaması kullanılarak, periodontoloji uzmanları, asistanlar ile diş hekimliği öğrencileri arasında periodontitis vakalarının tanısında ve tedavi planlamasındaki uyum düzeyini değerlendirmektir. Katılımcılara 10 perioodontitis vakasından oluşan bir anket sunulmuş ve tanıyı evre, derece ve dağılım yönünden belirledikten sonra tedavi seçenekleri işaretlemesi istenmiştir. Tüm katılımcıların evre, derece ve dağılım için anlaşma düzeyleri orta veya daha düşük düzeyde bulunmuştur (κ=0,366; 0,222; 0,222). Derece yönünden ise gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,012). Uzmanların kendi aralarındaki tutarlılığı ise dağılım daha yüksek olmak üzere evre, derece ve dağılım için orta düzeyde bulunmuştur (κ=0,498; 0,400; 0,500). Tedavi yanıtlarında uzmanlar, asistanlar ve öğrencilere kıyasla daha doğru cevaplar vermiştir. Öğrenciler arası uyumun cep eliminasyonu için tedavilerde ve furka tedavisinde uzmanlar ve asistanlara göre daha düşük seviyede olduğu görülmüştür. Sonuç olarak öğrenciler başta olmak üzere tüm katılımcılar tanı ve tedavi planlamasında düşük uyum göstermiştir. Bu uyumsuzluk tanının derece değerlendirmesinde evreye göre çok daha belirgindir. Mevcut sonuçlar klinisyenlerin güncel sınıflamaya ait tanı ve tedavi planlaması bilgilerinin artırılması gerektiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla güncel periodontitis tanı ve tedavi planlaması hatalarını azaltmak, optimal tedavi planı yapmak adına kanıta dayalı diş hekimliği ürünleri olan tedavi kılavuzlarının klinik uygulamalarda daha fazla kullanımı önerilmektedir.
Peri-implantitisli hastalarda dişeti oluğu sıvısı ve genel salyada immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin incelenmesi
Periodontal ve peri-implant hastalıkların patogenezinde, plak biyofilmi ve konağın aşırı inflamatuar yanıtı rol oynamaktadır. İnflamatuar yanıtta, enzimler, proteinler ve sitokinler önemli komponentlerdir. Bu çalışmanın amacı, dişeti oluğu sıvısında (DOS), peri-implant oluğu sıvısında (PİOS) ve salyada IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 düzeylerini peri-implant ve periodontal hastalık ve sağlık durumlarında incelemek, bu hastalıkların patogenezleri arasındaki farklılıkları belirleyebilmektir. Çalışma grubumuz yaş ortalaması 46.6±14 olan 60 kadın, 29 erkek toplam 89 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen 42 diş ve 47 implant, klinik ve radyolojik muayene sonuçlarına göre, 'Periodontitis' (n=22), 'Sağlıklı periodonsiyum' (n=20), 'Peri-implantitis' (n=26), 'Peri-implant sağlık' (n=21) olarak dört gruba ayrılmıştır. Tüm gruplardan, periodontal ve peri-implant klinik parametreler ölçülmüş, DOS/PİOS ve salya örnekleri elde edilmiştir. DOS/PİOS ve salya örneklerinde IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 seviyeleri uygun ELİSA kitleriyle ölçülmüştür. Çalışma sonucunda, DOS/PİOS'ta IL-10 seviyeleri, periodontitis grubunda peri-implantitis grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek tespit edilmiştir. DOS/PİOS'ta IL-17 seviyeleri peri-implantitis grubunda tüm gruplara göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. DOS/PİOS'ta RANKL seviyeleri peri-implantitis grubunda, sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. IL-17 salya seviyeleri, periodontitiste peri-implant sağlığa göre anlamlı ölçüde yüksektir. Salya RANKL düzeyleri, peri-implant sağlıkta sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde armış, S100A8, S100A9 değerleri sağlıklı periodonsiyumda, peri-implant sağlığa göre artmıştır. Bu çalışmanın sonucunda sağlıklı ve hastalıklı peri-implant dokular arasında ayırımda IL-17'nin kuvvetli bir indikatör olduğu IL-10'un ise bu sonucun ortaya çıkmasındaki etkili faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Ayrıca, salya RANKL, S100A8 ve S100A9'un peri-implant sağlık durumu ile sağlıklı periodonsiyumda hastalık riski ve immüno-inflamatuar yanıttaki farklılıkların belirlenmesinde önemli olabileceğini düşündürmektedir.
Dişeti çekilmelerinin tedavisinde ağız içinde deepitelizasyon ve ağız dışında deepitelizasyon yöntemleriyle elde edilen palatal bağ dokusu greftlerinin histolojik olarak incelenmesi ve alıcı bölgedeki etkinliklerinin klinik olarak karşılaştırılması
Dişeti çekilmesi, serbest dişeti kenarının apikale doğru yer değiştirerek kök yüzeyinin klinik olarak açığa çıkması olarak tanımlanmaktadır. Dişeti çekilmeleri saplı flepler, rejeneratif yaklaşımlar ve serbest greftler ile bu yaklaşımların kombinasyonları kullanılarak tedavi edilebilmektedir. Bu yaklaşımlardan bağ dokusu grefti (BDG) ile birlikte koronale kaydırılan flep (KKF) dişeti çekilmesi tedavisinde altın standart olarak kabul edilen bir tedavi yöntemdir. BDG trap-door tekniği, L tekniği, tek insizyon tekniği, çift insizyon tekniği ve deepitelize gingival greft tekniği (DGG) ile elde edilebilmektedir. Literatürde DEG elde etme yöntemlerini kıyaslayan yeterli sayıda araştırma bulunmamaktadır. Mevcut araştırmanın amacı ağız içi deepitelizasyon (aiDE) ve ağız dışı deepitelizasyon (adDE) yöntemlerinin kök kapatma ve verici saha iyileşmesindeki etkinliklerini KKF+BDG yöntemi içerisinde klinik ve histolojik açıdan karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmaya dişeti çekilmesine sahip ve dahil etme kriterlerine uyan toplam 35 gönüllü (aiDE-16 hasta, adDE-19 hasta) katıldı. Alıcı bölgeden tedavi öncesi ve sonrasında çekilme derinliği-genişliği, ataçman seviyesi, keratinize dişeti yüksekliği-kalınlığı, vestibül derinliği ile estetik, iyileşme ve hassasiyet değerleri kaydedildi. Bu değerlerin zaman içindeki değişimleri hesaplandı. Verici bölgeden ise kanama, epitelizasyon, renk uyumu, his kaybı rahatsızlık ölçümleri kaydedildi. Ayrıca cerrahi sırasında greftle ilgili sayısal değerlere ek olarak BDG'lerden deepitelizasyon öncesi ve sonrası lam örnekleri alınarak fikse edildi ve cerrahi sonrasında epitel kalıntıları açısından incelendi. adDE ve aiDE yöntemleri alıcı bölgede; kök kapanma, tam kök kapanma, keratinize doku artışı, ataçman kazancı, dişeti kalınlığı, cep derinliği, dentin hassasiyeti, estetik sonuçlar açısından, verici bölgede; kanama komplikasyonu, post-operatif rahatsızlık, analjezik tüketimi, damaktaki erken dönem iyileşme, epitelizasyon hızı ve renk uyumu açısından benzer sonuçlar verdi. aiDE yöntemi ile tedavi edilen bölgelerde adDE yöntemine göre vestibül derinliğinde daha minimal azalma gelişti. adDE yöntemi aiDE yöntemine göre keratin hücreleri bakımından daha iyi oranda deepitelizasyon sağladı. Bu sonuçlar ışığında dişeti çekilmesi tedavisinde KKF+BDG uygulaması planlanan olgularda alıcı ve verici sahadaki başarı açısından her iki deepitelizasyon yönteminin de kullanılması tavsiye edilebilir.
Evre 3-4 periodontitisli hastalarda alt 1. molar dişlerin kök morfolojisi ile periodontitis yıkım düzeyi ve yıkım hızı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Diş kökü morfolojisi ve boyutları periodontal hastalık için lokal risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı kök genişliği başta olmak üzere kök morfolojisinin, periodontitis yıkım hızı ve yıkım düzeyi üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik radyografileri ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografileri incelendi. Ayrıca bu hastaların bir kısmının arşivde mevcut olan klinik muayene bilgileri de değerlendirildi. Bir grup periodontitis olmayan hastanın da kontrol grubu olarak panoramik radyografileri ve klinik muayene bilgileri değerlendirildi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Toplam 108 birey çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların %47,2'si kadın iken, %52,8'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 40,27 olarak belirlendi. Tüm katılımcıların yıkım miktarı (radyografik kemik kaybı, RKK) ortalaması 4,02 mm, yıkım hızı (RKK/Yaş) ortalaması 0,98, yıkım düzeyi (kemik kaybı yüzdesi, RKK/KU) ortalaması 28,45 olarak saptandı. Kök morfolojisi ölçümlerine bakıldığında ise kök uzunluğu (M)'nin 14,32, kök uzunluğu (D)'nin 13,88, kök gövde uzunluğunun 4,20, kök genişliği ortalaması (K)'nın 3,62, kök genişliği ortalaması (O)'nun 2,92, kök genişliği ortalaması (A)'nın 2,21 ortalamaya sahip olduğu saptandı. Tüm kök genişliği ortalaması ölçümleri RKK, RKK/Yaş, RKK/KU ile istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişki gösterdi. Kök gövde uzunlukları ile RKK, RKK/Yaş, RKK/KU istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişki gösterdi. 36 ve 37 numaralı dişleri karşılaştırdığımızda, 36 numaralı dişlerin RKK, RKK/Yaş, RKK/KU ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Bu dişlerin kök genişliklerine bakıldığında ise tüm kök genişliği ortalamaları 36 numaralı dişlerde istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulundu. Panoramik radyografi ölçümleri ile konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ölçümleri karşılaştırıldığında, aralarında belirli düzeyde bir fark olduğu ancak bu farkın tüm ölçümlerde tutarlı olduğu belirlendi. 36 ve 46 no'lu dişlerinde farklı düzeylerde yıkım görülen hastalarda, yıkım düzeyi ile kökün orta üçlü (-0,650) ve koronal üçlü seviyesindeki genişlikleri (-0,588) arasında istatististiksel olarak anlamlı düzeyde negatif korelasyon olduğu görüldü. Kök boyu ile yıkım düzeyi arasında korelasyon görülmedi (-0,068). Araştırmanın bulguları; orta üçlüde kök genişliği 3,225 mm'den az (özgüllük 0,848) ve apikal üçlüde 2,425 mm'den az olmasının (özgüllük 0,922) hastalık derecesi ve evresi için eşik değerler olduğu görülmektedir. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları; Evre 3 ve 4 periodontitisli hastalarda orta ve apikal üçlü seviyesinde kök genişliğinin az olmasının kemik kaybı yüzdesi ve peridontal hastalık derecesi açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: periodontitis, kök genişliği, kök morfolojisi, yıkım hızı, yıkım düzeyi
Periodontal defektlerin topografik ve anatomik özelliklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide ve panoramik radyografta değerlendirilmesi ve karşılaştırılması
Amaç: Periodontal defektlerin panoramik ve KIBT görüntülerini, defektin anatomik ve topografik yapısı açısından karşılaştırmak, periodontal defektlerin KIBT görüntülerinde defektlerin anatomik ve topografik yapılarının farklı uzmanlık ve deneyim süresine sahip diş hekimleri (bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir radyoloji uzmanı) tarafından değerlendirilmesi üç farklı gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: KIBT'deki 300 kemik içi defektin diş numarası, defekt bölgesi, defektin kemik kaybı, derinliği, mesiodistal genişliği, bukkolingual genişliği, birinci molar dişlerde furkasyon tutulumu varlığı/yokluğu kaydedilmiştir. Defektler panoramik radyografta defektin varlığı/yokluğu, en çok kemik kaybı olan bölgede RKK%/yaş, mandibuler birinci molar dişlerde furkasyon tutulumunun varlığı/yokluğu açısından değerlendirilmiştir. KIBT'de 300 kemik içi defektten güç analiziyle belirlenen 90 defekt gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumu değerlendirmek için ölçülmüştür. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla iki hafta arayla ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin normallik analizi Shapiro Wilk uyum iyiliği testi ile belirlenmiştir. Normal dağılan verilerde t testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ile KIBT ve panoramik radyograftaki değişkenler arasındaki ilişki tespit edilmiştir. Panoramik radyografın duyarlılık ve seçicilik analizi Youden indeksi ile belirlenip ROC grafikleri oluşturulmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum belirlenmesinde sınıf içi korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Bulgular: Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum yüksek bulunmuştur. Panoramik radyografta defektin durumuna göre yaş, kemik kaybı, defektin mesiodistal denişliği, defektin derinliği, defektin bukkolingual genişliği ve kemik kaybı/yaş değişkenlerinin ortancaları bakımından Mann Whitney U testine göre istatistiksel açıdan anlamlılık bulunmaktadır. (p<0,05) Youden indeksine göre kemik kaybı kesim noktası 5,73 defektin mesiodistal genişliği 3,21 defektin derinliği 2,45 defektin bukkolingual genişliği 3,62 kemik kaybı/yaş 1,15 olarak saptanmıştır. Bu değerlerin altında panoramik radyografların seçicilik ve duyarlılığın azaldığı görülmüştür. Sonuç: Kemik içi defektlerin ve furkasyon tutulumlarının teşhis, prognoz ve tedavi planlanmasında panoramik radyografi yeterli değildir. Klinik muayene ve 3B görüntüleme teknikleri prognoz, tanı ve tedavi planlamasında çok büyük önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Alveoler kemik kaybı, kemik kaybı/yaş, gözlemci içi uyum, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), panoramik radyograf
Cerrahi olmayan periodontal tedavi ile birlikte diode laser uygulamasının etkinliğinin klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi
Periodontitis lokal ve sistemik etkenlere bağlı olarak gelişen, kompleks etiyolojiye sahip, periodontal dokularda yıkıma yol açan enfeksiyöz bir hastalıktır. Konak kaynaklı enzimler, sitokinler ve proinflamatuar belirteçler bu yıkımda rol oynayan ana elemanlardandır. Tedavisinde cerrahi olmayan veya cerrahi yöntemler ile birlikte laser uygulaması gibi yeni teknikler kullanılır. Bu çalışmanın amacı; periodontitis tedavisinde cerrahi olmayan tedaviye ek diode laser uygulamasının etkinliğini klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirmek ve incelenen biyokimyasal parametrelerin biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyellerini değerlendirmektir. Bireyler "Cerrahi Olmayan Periodontal Tedaviye Ek Olarak Diode Laser Uygulanan Bireyler" (Laser grubu, n=15) ve "Cerrahi Olmayan Periodontal Tedavi (SRP) Uygulanan Bireyler" (Kontrol grubu, n=15) olarak iki gruba ayrıldılar. Kontrol grubunda bireylere yalnızca cerrahi olmayan periodontal tedavi uygulanırken; laser grubunda bu tedaviye ek olarak diode laser uygulaması yapıldı. Tüm bireyler tedaviden sonra 1. ay ve 3. ayda muayene edildi. Klinik parametreler (cep derinliği, klinik ataçman kaybı, sondlamada kanama, gingival indeks, plak indeksi) ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklemesi her kontrolde elde edildi. DOS örneklerindeki IL-1β, IL-10, IL-17, OPG, RANKL, TWEAK, Sklerostin düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Klinik parametreler iki grupta da zaman içinde sağlık yönünde anlamlı değişim gösterirken, laser grubunda 1. ayda sondlamada kanama değerleri ve DOS hacmi; 3. ayda DOS hacmi ve klinik ataçman kaybı değerleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldı. DOS örneklerindeki IL-17, TWEAK, Sklerostin düzeyleri zaman içinde iki grupta da anlamlı değişim gösterirken; laser grubunda kontrol grubuna göre 3. ayda IL-17 düzeyi anlamlı miktarda düşük çıktı. Tedavi gruplarında zaman içerisinde klinik ve biyokimyasal değişimler iki yöntemin de periodontitis tedavisinde başarılı olduğunu gösterdi. Diode laser uygulamasının periodontal iyileşmeye etkisinin sınırlı düzeyde olduğu kaydedildi. DOS içeriğindeki miktarları anlamlı düzeyde değişen IL-17, TWEAK, Sklerostin ile klinik parametrelerle korelasyon gösteren IL-1β ve RANKL'ın periodontitis teşhisinde biyobelirteç olarak kullanılması hedefine katkı sağlaması açısından değerlidir.
İliak kemik grefti ile rekonstrüksiyon yapılmış hastalarda implant destekli protez sonrası klinik implant başarısı, ağız sağlığı etki profili (ohip-14) ve hasta memnuniyeti değerlendirmesi
İleri derecede atrofik çenelerin dental implantlar ile rehabilitasyonu amacı ile otojen kemik grefti ile rekonstrüksiyonu maksillofasiyal cerrahide en sık uygulanan tedavi seçeneklerindendir. Otojen greftler, osteojenik ve non-immünolojik özellikleri nedeniyle günümüzde halen 'altın standart' olarak kabul edilmektedir. İliak krest ise büyük kemik defektlerinde ogmentasyon için en sık tercih edilen otojen kemik greft kaynağıdır. Dental implantlar için klinik başarı terimi; hekimin tedavi süresince teknik başarısı ve implantın osseointegrasyonu ile belirlenmesine rağmen tedavinin hastalar üzerinde yarattığı etkileri kapsamamaktadır. Bu doğrultuda implant başarı kriterlerinin başarıyı ifade etmekte yetersiz kaldığı kabul edilmiş, bu da son yıllarda, hasta odaklı değerlendirme, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi kavramı ve hasta memnuniyeti gibi kavramları popüler hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak kemik grefti ile rekonstrüksiyonu sonrası dental implantlar ve implant destekli protezler ile rehabilitasyonu yapılan hastaların OHİP-14 skalası ile ağız sağlığı yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Ayrıca, Likert tipi sorular ile hazırlanan memnuniyet anketi ile hastaların uygulanan tedaviye ilişkin memnuniyet derecelerinin ve periodontal indeksler ile implantların periodontal sağlık durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen tüm bulgular değerlendirildiğinde, ileri derecede atrofik çenelerin anterior iliak krestten alınan blok kemik grefti ile rekonstrüksiyonu ve sonrasında implant ve protetik rehabilitasyonunun yaşam kalitesi üzerine pozitif etkileri olduğu, bu etkinin zamanla daha da arttığı; hastaların bu prosedürle ilişkili memnuniyet derecelerinin yüksek olduğu ve bu tedaviye ilişkin beklentilerinin yüksek oranda karşılandığı görülmüştür. Periodontal sağlık durumu değerlendirildiğinde ise plak indeksi ve gingival indeks değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, bu değerler arttıkça cep derinliğinde de artış olduğu, her iki indeks değerinin de erkeklerde, ileri yaş grubunda, sigara içen grupta ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Peri-implant cep derinliğinin erkek hastalarda ve posterior bölgelere yerleştirilmiş implantlarda daha yüksek ölçülmesi istatistiksel anlamlı bulunmuştur.
Kistik fibrozisli hastalarda periodontal durumun klinik, immünolojik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; kistik fibrozisli hastaların periodontal durumlarını belirlemek, dişeti oluğu sıvısında (DOS) sitokin ve biyokimyasal moleküllerin düzeylerini ölçmek ve hastaların bakteri plağında P. aeruginosa varlığını değerlendirmektir. KF'li 41 hasta ve 39 sağlıklı hastanın DOS ve plak örnekleri toplanarak, klinik ölçümleri yapıldı. Hastaların DOS hacmi kaydedildi. DOS'ta IL-1ß, IL-17, IL-10, ELA2, KFTR ve ß-defensin-1 miktarları ELİSA ile ölçüldü. Toplanan plak örneklerinin EMB ve MHB besiyerlerinde ekimi ve PCR ile değerlendirilmeleri yapıldı. KF'li hastalarda DOS IL-1ß, ELA2, ß-defensin-1 düzeyi, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksek ölçülürken; DOS IL-10 düzeyi ise kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Kontrol grubundaki hastaların plak örneklerinde P. aeruginosa tespit edilemezken; KF grubunda incelenen 18 hastanın 4'ünün plak örneklerinde P. aeruginosa saptandı. Periodontal durum, immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin DOS'ta incelendiği ilk çalışma olan bu araştırmanın sonucunda; KF hastalığının, periodontal durumdan bağımsız olarak, lokal pro-enflamasyona ve düşük anti-enflamatuvar yanıta neden olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, KF hastalığının, sık aralıklarla periodontal açıdan kontrol altına alınması gereken, riskli sistemik hastalıklar grubuna dahil edilerek değerlendirilmesinin önemli olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kistik fibrozis, periodontal durum, dişeti oluğu sıvısı, sitokin, Pseudomonas aeruginosa.
İmplant çevresi vertikal defekt boyutlarının radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesi
Amaç: Periimplantitis tanısı konulmuş hastalarda; implant çevresindeki kemik kaybının dijital periapikal radyografi kullanılarak ölçümü ile cerrahi sırasında yapılan ölçümünün kıyaslanması ve periapikal radyografinin gerçeğe yakınlığının değerlendirilmesi, radyografi üzerinden yapılan defekt tipi tayininin gerçek defekt tipi ile karşılaştırılması ve implant çevresi dokularda metal ve plastik sonda ile yapılan ölçümlerin uyumunun incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kemik içi komponente sahip periimplantitis defekti bulunan 28 hasta (10'u erkek, 18'i kadın), 51 implant ve 96 yüzey çalışmaya dahil edildi. Plastik ve metal sonda ile sondalama derinlikleri ölçülerek, modifiye gingival ve modifiye plak indeksi değerleri ve keratinize mukoza genişliği değerleri kaydedilen bölgelerden üzerine 10'ar mm' lik metal teller yapıştırılmış filmler ile paralel teknikle periapikal radyografik görüntüler alındı. Cerrahi tedavi sırasında defektin granülasyon dokularından temizlenmesinden sonra defekt tipi tayini yapıldı ve defekt boyutları vertikal ve horizontal yönde stoperli spreader ile dijital kumpas kullanarak ölçüldü. Alınan radyografik görüntüler üzerinden java tabanlı bir program aracılığı ile aynı yönde ölçümler ve defekt tipi tayini yapılarak kaydedildi ve bu veriler birbirleriyle karşılaştırıldı. Metal ve plastik sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümlerinin uyumu da kendi içinde değerlendirildi. Defekt boyutu ölçümleri karşılaştırılması için Bland-Altman analizi kullanıldı. Defekt tipi uyumu için Kappa değeri hesaplandı. İki sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümü uyumu için ise Weigted Kappa değeri hesaplandı. Bulgular: Radyografi üzerinden yapılan ölçümler cerrahi sırasında yapılan ölçümlerden düşük (fark horizontal yönde 0,26mm; vertikal yönde ise 0,23mm) bulundu ve bu istatistiksel olarak anlamlıdır. (p˂0,001) Radyografi üzerinden yapılan defekt tayini cerrahi sırasında belirlenen defekt tipi ile 'orta' derece uyumlu bulundu. (κ= 0,47) Plastik ve metal sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçüm değerleri birbiriyle 'iyi' derece uyumlu bulundu. (κw = 0,71) Sonuç: Sonuç olarak periapikal radyografiler paralel teknik ve kalibrasyon için ilave bir işlem kullanılarak elde edildiğinde gerçek defekt boyutunu gerçeğe yakın, ancak olduğundan daha az göstermektedir. Defekt tipi belirlemede ise çok başarılı olmasa da klinisyen için operasyon öncesi fikir sağlayabilir. İmplant çevresinde sondalama derinliklerinin ölçülmesinde uyumları iyi derecede olduğu için metal veya plastik periodontal sondadan herhangi biri tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Periimplant Defekt, Periapikal Radyografi, Periimplantitis, Periodontal Sonda
Farklı lingual retainer materyallerinin tedavi sonrası stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı farklı sabit lingual retainerların mandibula ön bölge dişlerinin stabilitesi ve periodontal doku sağlığı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya çekimsiz ortodontik tedavi görmüş 140 hasta dahil edilmiştir. Grup 1'deki hastalara 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel, Grup 2'deki hastalara 0.022 x 0.016 inç sekiz sarmallı dead-soft retainer tel, Grup 3'teki hastalara 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik tel ve Grup 4'teki hastalara fiber destekli kompozit retainer tel uygulanmıştır. Tedavi öncesinde, tedavi bitiminde, tedaviden 3 ay, 6 ay, 9 ay ve 12 ay sonra hastaların dijital modelleri elde edilmiştir. Stabiliteyi değerlendirmek için Little'ın düzensizlik indeksi, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Tellerde görülen bağlantı başarısızlıkları ve kırılmalar değerlendirilmiştir. Periodontal dokuların sağlığını değerlendirmek için ise plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi kullanılmıştır. Little düzensizlik indeksi tüm gruplarda anlamlı artış gösterirmiştir. İnterkanin mesafe Grup 1 hariç diğer gruplarda ve ark uzunluğu tüm gruplarda anlamlı azalma göstermiştir. Bir yılın sonunda Little düzensizlik indeksindeki değişim Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. İnterkanin mesafe değişimleri Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla azalmıştır. Ark uzunluğu değişimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bir yılın sonunda retainer tellerinde oluşan kırılmalar Grup 4'te diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Bağlantı başarısızlıkları (yapışkandan ayrılma) ise Grup 2'de diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla olmuştur. Plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi tüm gruplarda anlamlı artış göstermiştir. Bir yılın sonunda plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi değişimleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur.Çalışmadan elde edilen bulgulara göre lingual retainer yapımında 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel ve 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik telden yapılan retainerın kullanılması tavsiye edilmiştir.
Kronik ve agresif periodontitis hastalarına ait doku örneklerinin transkriptomlarının karşılaştırması
Kronik ve Agresif Periodontitis Hastalarına Ait Doku Örneklerinin Transkriptomlarının Karşılaştırması Periodontal hastalıktaki yıkım, duyarlı bir konağın immün tepkisini tetikleyen bir bakteriyel tehdit ile başlar. Genetik faktörler, periodontitis duyarlılığını belirlemek için bireylerin biyofilm dahil olmak üzere birçok çevresel ajanla nasıl etkileşime girdiğini modüle eder. 2017 periodontal hastalık sınıflamasına göre "periodontitis" başlığı altında birleştirilen agresif ve kronik periodontitisin doku cevabında farklılıklar olabileceği, klinik olarak iyileşme gözlense dahi genetik altyapısı nedeniyle gen ekspresyonlarında farklılıklar olabileceği hipotezinden hareketle çalışmamızın amacı; agresif ve kronik periodontitis hastalarında, hastalığın aktif döneminde ve klinik olarak iyileşmenin gözlendiği dönemde elde edilen doku örneklerinin transkiptomlarının karşılaştırılarak gen ekpresyonu seviyesinde bu iki hastalık arasındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya çıkarılmasıdır. GEO veri tabanındaki periodontitis tanısı konmuş, dişeti dokusunda çalışmış mikrodizi veri setleri arasında "Periodontitis", "Homo sapiens", "gingival tissue" anahtar kelimeleri kullanılarak, "diziye göre ifade profili oluşturma" çalışma türü seçilerek çıkan sonuçlar arasından dişeti dokusunda çalışmış veri setleri bulundu. Dahil edilme kriterlerine uyan dört veri setinde, GSE79705, GSE10334, GSE16134 ve GSE23586, GEO2R'da örnek gruplarının ikili karşılaştırmaları yapıldı. Tanımlanan DEG'ler içindeki keşisen ve ortak olmayan genleri belirlemek için Venn şeması kullanıldı. Diferansiyel gen ekspresyonu (kat değiştirme), gen ontolojisi (GO; biyolojik süreç), yolak zenginleştirme ve protein-protein etkileşim ağı analizleri yapıldı. Agresif periodontitis geçmişi olan sağlıklı dokularda mitokondriyel aktivite, oksidatif fosforilasyon, ROS üretimi ile ilişkili genlerin (NDUFA1, NDUFA11, NDUFA12, NDUFA13, NDUFA2, NDUFA3, NDUFA7, COX7A2, COA6, ROMO1) ifadelerinde artış gözlendi. Bunun yanında aktif hastalık dönemiyle ortak olarak; antijen işleme ve sunumu, osteoklast farklılaşması, apopitoz, NK aracılı sitotoksisite ile ilişkili genlerin (IL-6, TLR2, IFNAR1, TNFSF11, LY96, CD40, FCGR2A) ifadesinde artış izlenirken epitelyal farklılaşma, epitel gelişimi, hücre-hücre sinyalizasyonuna dair ifadede azalma görüldü. Kronik periodontitis geçmişi olan sağlıklı dokularda ise inflamtuar süreçlere dair artmış bir yanıta rastlanılmamışken, antijen işlenmesi ve sunumu, lökosit aracılı sitotoksisitenin düzenlenmesi ve sistemsel süreçlere dair yolakların ifadesinde azalma görüldü. Agresif periodontitis geçmişi olan sağlıklı dokularda aktif hastalık dönemi ile benzer olarak inflamatuar yanıt ile ilişkili genlerin ifadesinde gözlenen artış, klinik olarak sağlıklı olsa da doku cevabı açısından bu dokuların artık sağlıklı olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: agresif periodontitis, karşılaştırmalı transkriptom analizi, kronik periodontitis
Periodontal inflamasyonda hipoksi ve kinürenin yolağı etkileşimin değerlendirilmesi
Periodontitis tüm dünyada oldukça sık görülen enfeksiyöz inflamatuar bir hastalık olup patofizyolojisinde aydınlatılmaya muhtaç birçok nokta vardır. Mevcut literatür verileri değerlendirildiğinde hastalık patogenezinde konak kaynaklı çeşitli enzimlerin ve serbest oksijen radikallerin önemli birer faktör olduğu görülmektedir. KY, TRP metabolize edildiği birincil yolaktır ve konak-mikrobiyom etkileşimini içeren biyolojik süreçleri düzenlemek için birkaç biyoaktif metabolit (KYN, KYNA, 3OHKYN gibi) üretir. Bu çalışmadan elde ettiğimiz veriler doğrultusunda KY'nin oral bakteriyel enfeksiyon ve immün inflamatuar bir hastalık olan periodontitiste kritik bir rol oynayabileceğini ve periodontal hastalık-sistemik hastalık ilişkisinde bir köprü görevi görebileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle yine periodontal hastalıkta önemli olan hipoksi ve oksidatif stresin bu yolak ile ilişkisi ve periodontal hastalık üzerindeki etkilerinin araştırılmasının literatür için önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmamıza amacımıza uygun olarak sistemik olarak sağlıklı generalize Evre III teşhisi konulmuş 20 periodontitis hastası ve 20 periodontal açıdan sağlıklı birey dahil edildi. Elde edilen materyaller Tandem Mass Kütle Spektrometresi (LC-MS/MS) ve ELISA yöntemiyle değerlendirdik. Çalışmamız sonucunda tüm klinik periodontal parametreler periodontitis grubunda istatistiksel değerlendirmeler sonucu anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Serum ve tükürük TRP seviyeleri periodontitis grubunda kontrol grubundan istatistiksel yönden anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.05). Serum KYN/TRP oranı, KYN, KYNA ve PA seviyeleri periodontitis grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Tükürük KYN/TRP oranı, 3OHKYN ve PA seviyeleri periodontitis grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlarımız, KP'nin periodontal hastalıkta aktif bir yol olduğunu ve bu yolun düzensizliğinin periodontal hastalığın patogenezinde ve seyrinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Radyografik olarak tespit edilen peri-implant defektler üzerinde sosyodemografik, sistemik ve lokal faktörlerin ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı implant etrafında kemik kaybı olan hastalar üzerinde yapılan anket ve ragyografik inceleme sonucunda kemik kaybına neden olan faktörlerin tespit edilmesi ve peri-implantitisin nedenlerinin araştırılmasıdır. Çalışmanın ilk bölümde peri-implantitise dair teorik bir çerçeve çizilmiş ve literatür taraması yapılmış; ikinci bölümde ise anket çalışması yapılarak sonlandırılmıştır. Anket katılımcıları grafilerde peri-implant defekt tespit edilen hastalar olarak seçilmiştir. Bu çalışmanın veri toplama süreci pandemiden dolayı klinik süreçten yoksun kalmış ve sadece film üzerinden bir değerlendirme ve hastalara anket yapılmıştır. Klinik inceleme kısmı gerçekleştirilmediği için katılımcılar için peri-implantitis ifadesi kullanılmamaktadır ancak radyografta perimplant defekte sahip hastalar şeklinde ifade edilmiştir. Bu nedenle ankete kemik kaybı olan hastalar dahil edilmiştir. Çalışmanın sonucunda kemik kaybı üzerinde istatiksel olarak anlamlı olan faktörlerin yalnızca komplikasyon varlığı, ağrı kesici ve antibiyotik kullanımı, karşıt diş türü faktörlerinin olduğu ve sabit protezlerin kemik kaybı olmayan implantların sayısını artırdığı sonucuna varılmıştır.
Periodontitisli bireylerin tükürük ve serum örneklerinde 8-hidroksideoksiguanozin (8-OHDG) ve forkhead BOX-O1 (FOXO1) seviyelerinin değerlendirilmesi
Periodontitisli Bireylerin Tükürük ve Serum Örneklerinde 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHDG) ve Forkhead BOX-O1 (FOXO1) Seviyelerinin Değerlendirilmesi Periodontitis; diş destek dokularının yıkımı ve konak enflamatuar immün cevabın bozulmasıyla karakterize kronik bir hastalıktır.Periodontal doku yıkım mekanizmasında esas olarak, proteolitik enzimler ve inhibitörleri ile reaktif oksijen türleri (ROT) ve antioksidan (AO) sistem arasındaki homeostatik dengenin bozulması yer alır.ROT ekstraselüler matriks bileşenlerinin depolimerizasyonunda, lipit peroksidasyonunda, antiproteazlar gibi enzimlerin oksidasyonunda, proenflamatuar sitokinlerin indüksiyonu ve DNA hasarında aktiftir.Aşırı ROT aktivitesiyle birlikte antioksidan eksikliğinin doğrudan veya dolaylı bir sonucu olarak redoks duyarlı transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonu gerçekleşir ve inflamatuar süreç başlar. Periodontal doku hasarı meydana gelir.8-hidroksideoksiguanozin (8-OHdG) DNA tamiri ile vücut sıvılarına salınan oksidize bir nükleozittir. Yapılan çalışmalar vücut sıvılarındaki 8-OHdG'nin bir oksidatif stres belirteci olarak görev yaptığını ve kronik enflamatuar hastalıkları da içeren bozukluklarda oksidatif hasarı değerlendirmede kullanıldığını göstermiştir. FoxO'lar, Forkhead süper ailesinin O (diğer) sınıfının üyeleridir. Bu sınıfın dört üyesi şu anda bilinmektedir, FoxO1, FoxO3, FoxO4 ve FoxO6.Aktif FOX-O, ROT'u bozan enzimlerin indüksiyonu yoluyla oksidatif stresten korunmada rol oynar FoxO ayrıca, O2'nin H2O2'ye dönüşümünü katalize eden manganez süperoksit dismutazın (MnSOD) transkripsiyonu yoluyla oksidatif stresi antagonize eder.Ayrıca FoxO1, antioksidan enzimleri yükselterek oksidatif strese direnir. Bir transkripsiyon faktörü olan FOX-O1 proteini; hücrenin hayatta kalması ve farklılaşması, reaktif oksijen türlerinin (ROT) azaltılması ve apoptoz dahil olmak üzere bir dizi hücresel süreçte anahtar düzenleyici olarak görev alır. FoxO1'in antioksidan savunmayı geliştirmedeki rolü, FoxO1'i periodontitis tedavisinin aday hedefi olarak gösterir.Diğer taraftan kardiyovasküler hastalık,beyin ve iskelet kas hastalıkları gibi bazı sistemik hastalıklarla ilişkisi ortaya konmuştur.Ancak yine inflamatuar bir hastalık olan periodontitis ile ilişkisi hakkında yeterli veri mevcut değildir.Çalışmamızın amacı; periodontitisli bireyler ve periodontal olarak sağlıklı bireylerin serum ve tükürük örneklerinde FOX-O1 ve 8-OHdG seviyelerinin saptanması ve aynı zamanda bu belirteçlerin birbirleri ile ve periodontal klinik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesidir.Bu amaçla çalışmaya generalize evre III derece C periodontitis tanısı konmuş 19 , generalize evre III derece B periodontitis tanısı konmuş 20 ve periodontal ve sistemik olarak sağlıklı 20 hasta dahil edilmiştir.59 bireyden elde edilmiş olan serum ve tükürük örneklerinde FoxO-1 ve 8-OHdG seviyeleri ELISA yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir.Tüm klinik periodontal parametreler (PI, CD, SKİ, KAK), her iki periodontitis grubunda K grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05).8-OHdG tükürük seviyeleri her 2 periodontitis grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunmuştur.FOXO1 tükürük seviyeleri ise her 2 periodontitis grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düşük seviyede bulunmuştur.Tüm klinik periodontal parametreler tükürük 8-OHdG seviyesi ile orta dereceli pozitif korelasyon göstermektedir (sırasıyla CD için r= 0.570, SKİ için r= 0.573, PI için r= 0.470, KAK için r= 0.600). Tükürük FOXO1 seviyesi sadece SKİ ile düşük dereceli negatif korelasyona sahipken (r= -0.336) diğer klinik parametreler ile korelasyon göstermemektedir. Tükürük FOXO1 seviyesi; 8-OHdG tükürük seviyesi ile düşük dereceli negatif korelasyona sahiptir. (r= -0.395)Bu günkü literatür bilgilerimizle periodontal hastalığın, inflamatuar karakteri gereği artmış oksidatif stres ve azalmış antioksidan seviyenin artmış inflamasyon, endotelyal ve mitokondriyal disfonksiyon ve apopitozis gibi çeşitli destruktif mekanizmaları aktive ettiği bilinmektedir. Bu nedenle DNA hasarını ve oksidatif stresi gösteren önemli bir parametre olan 8-Ohdg seviyelerinin hastalık gruplarında artmış olması beklenen bir sonuç olup literatür verileri ile uyumludur.Doku homeostazında önemli fonksiyonları olan FoxO-1'in özellikle oksidatif strese karşı koruyucu etkisi olduğu gösterilmiştir ancak periodontal inflamasyonda doku homeostazının oksidanlar lehine bozulmuş olması azalmış FoxO-1 seviyesi ile uyumludur.FOX-O1'in antioksidan savunmayı desteklemedeki rolü, FOX-O1'in periodontitis tedavisinin aday bir hedefi olduğunu düşündürebilir. İleride yapılacak çalışmalarla FOXO1'in periodontitis tedavisindeki yeri açıklanmaya çalışılmalıdır. Anahtar sözcükler: Periodontitis, 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHdG), Forkhead Box-O1 (FOXO1), Oksidatif Stres
Mikrobiyota kaynaklı postbiyotik mediatörlerin periodontal hastalıklarla ilişkili inflamasyona karşı immünomodülatör rolünün belirlenmesi
Sadece diş dokusuna değil vücudun farklı sistemlerine de zarar verebilen periodontal hastalıklar, büyük kitleler üzerindeki önemli etkileri ve sosyo-ekonomik zararları dikkate alındığında "sessiz" ancak küresel bir salgın olarak önem arz etmektedir. Periodontal hastalıkların etiyopatolojisi çok faktörlü olup dental biyofilmlerdeki mikroorganizmalar ile konakçının immüno-inflamatuvar yanıtı arasındaki bir dizi karmaşık bağlantı ile özetlenebilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, anne sütü ile beslenen bebek fekal mikrobiyotasından izole edilen Lactiplantibacillus plantarum EIR/IF-1 suşuna ait çeşitli postbiyotik mediatörlerin (PM: hücre bağımsız süpernatant, hücre yüzeyine bağlı ekzopolisakkarit, serbest ekzopolisakkarit, hücre lizatı, hücre yüzey proteini, inaktive hücre) Porphyromonas gingivalis enfeksiyonunun insan periodontal ligament fibroblast (iPDLF) hücrelerinde oluşturduğu inflamasyona karşı immunodülatör rollerini belirlemektir. Bu amaçla, farklı yöntemler kullanılarak hedef PM'ler izole edilmiş ve iPDLF hücreleri üzerinde sitotoksik etki sergilemeyen dozları MTT analizi ile belirlenmiştir. Her bir PM için seçilen dozların iPDLF hücrelerinde P. gingivalis'e ait LPS ile uyarılan inflamasyon üzerindeki etkisi ELIZA yöntemiyle belirlenmiştir. Elde edilen veriler IL-8 açısından değerlendirildiğinde, P. gingivalis'e ait LPS'nin IL-8 üretimini indüklediği, PM'lerin ise bu etkiyi azalttığı tespit edilmiştir. Anti-inflamatuvar özellik sergileyen IL-10 üretiminin ise PM'ler tarafından doza bağlı olarak indüklendiği belirlenmiştir. Ancak, IFN-gama üretiminde anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Sonuç olarak, PM'lerin periodontal hastalıklara karşı kullanımları oldukça yeni bir alan olmasına rağmen, L. plantarum EIR/IF-1 suşu tarafından üretilen ve biyolojik olarak aktif ve işlevsel molekülleri içeren PM'lerin periodontal doku inflamasyonunu kontrol etmek amacıyla potansiyel adaylar olarak kullanılabileceği gösterilmiştir.
Kronik periodontitisli hastalarda periodontal tedavi öncesi ve sonrası çiğneme performansının ve ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Çiğneme besin maddelerinin yutulmaya hazır hale gelmesi için yapılan ve nöromuskuler reflekslerden oluşan, nöromuskuler sistem tarafından yönetilen mandibular bir harekettir. Alveolar kemik, dişler, TME, kaslar ve ligamanlar ile periodontal ligament sağlıklı olduğunda çiğneme sisteminde okluzal bir uyum vardır. Bu uyum varlığında çiğneme sisteminin tüm bileşenleri fonksiyonel streslere dayanabilirler ve hastaların ısırma ve çiğneme yetenekleri yeterlidir. Dişlerin periodontal alan miktarının ısırma kuvvetini ve çiğneme performansını etkilediği bilinmektedir. Periodontitis nedeni ile ataşman kaybı olmuş dişlere yüksek miktarda ısırma kuvveti uygulandığında periodontal mekanoreseptörlerden iletilen bilgilerle ağrı hissedildiği ve refleks inhibisyonu nedeniyle çenenin açıldığı, bunun sonucunda da ısırma kuvvetinin dolayısıyla çiğneme performansının azaldığı bildirilmiştir. Ayrıca kronik periodontitis dişlerin farklı derecelerde mobilitesine neden olabilir. Mobilitenin çiğneme performansını azalttığı gösterilmemiştir ancak genel olarak mobil bir dişin çiğnemeye olumsuz etkisi olacağı düşünülmektedir. Ağız Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirip Dünya Sağlık Örgütü'nün yapı-fonksiyon-yeterlilik-katılımcılık modelini temel alarak geliştirilmiş, hastaların ağız sağlıkları ile ilgili algılarını ortaya koyan çalışma alanıdır. Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi, ağız sağlığı araştırmalarında, klinik araştırmalarda ve klinik işlemlerin sonuçlarının incelenmesinde kullanılmaktadır. Çeşitli semptomları, problemleri ve hastaların ruhsal durumlarını sorgulayan çok yönlü ölçekler olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmanın birincil amacı generalize kronik periodontitisli hastaların cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedaviler sonrasında çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin ayrı ayrı ve birbirleriyle ilişkilerinin değerlendirilmesidir. İkincil amaç ise generalize kronik periodontitisli hastaların çiğneme performanslarının, diş mobilitelerinin ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin sağlıklı hastalarla kıyaslanmasıdır. Çalışmaya 20-45 yaş aralığında, 40 generalize kronik periodontitis hastası (20 test grubu, 20 kontrol grubu) dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesinde, cerrahi olmayan ve cerrahi periodontal tedavilerden dört hafta sonra çiğneme performansları, mobiliteleri ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çiğneme performası değerlendirmesinde hastalardan, silikon bir ölçü maddesinden küçük küpler haline getirilerek oluşturulan yapay test materyalini çiğnemeleri istenmiştir. Çiğnenen test materyali çoklu bir elek düzeneğinde incelenmiştir. Mobilite ölçümleri Periotest M® ile objektif sonuçlar alınarak gerçekleştirilmiştir. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ölçümleri ise ağız sağlığı etki profili ölçeğinin kısa formu olan OHIP-14'ün Türkçe versiyonu ile yapılmıştır. Generalize kronik periodontitisin cerrahi olmayan ve cerrahi tedavisinin, çiğneme performansını ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini artırdığı kanıtlanmış ancak kısa dönemde mobiliteye bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Sağlıklı bireylerin generalize kronik periodontitisli hastalara göre çiğneme performansının ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitelerinin yüksek, mobilite değerlerinin düşük olduğu gözlenmiştir.
Sigara içen periodontitis hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedavinin yaşam kalitesi üzerine etkisi
Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi, ağız sağlığının genel sağlık üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirip, bireylerin ağız sağlıkları ile ilgili algılarını ortaya koyan çalışma alanıdır. Günümüzde sağlık ve yaşam kalitesi üzerinde ağız içi problemlerin etkisini değerlendiren birçok anket sistemi bulunmaktadır. Objektif klinik ölçümlerin hastalığın yaşam kalitesi üzerine etkilerini tam olarak gösterememesinden dolayı, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi ölçekleri geliştirilmiştir. OHIP (Oral Health Impact Profile) 14 ölçekleri, yaşam kalitesi ile ilgili çalışmalarda en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan ölçektir. 14 sorudan oluşan anket hastaların ilgili problemi ne derecede yaşadığını ölçmektedir. Anket sonuçlarının skorlaması 4 lü Likert sistemi ile belirlenir ve skorun yüksek olması yaşam kalitesinin bozuk olduğunu göstermektedir. Periodontitis, diş destek dokularının yıkımı ve konak enflamatuar immun cevabın bozulmasıyla karakterize bir hastalıktır. Kronik periodontitis ise enflamasyona bağlı olarak, dişi destekleyen dokulardaki alveolar kemik ve ataçman kaybı ile karakterize, enfeksiyoz bir hastalıktır. Dişlerin yüzde 30undan fazlasının etkilendiği durumlarda generalize kronik periodontitis olarak sınıflandırılmaktadır. Sigara kullanımı periodontal hastalıkların başlangıcı ve ilerlemesi ile ilgili büyük sebeplerden biridir. Yapılan klinik çalışmalarda sigara kullanımı var veya yok şeklinde kriterlerin belirlenmesi sonuçların detaylandırılması ile ilgili problemler yaratmaktadır. Bu problemlerin azaltılması amacıyla sigara kullanan bireylerin hangi tip sigara içicisi olduğunun belirlenmesi, sonuçların yorumlanması açısından araştırmacılara daha çok bilgi sağlamaktadır. Fagerstrom testi sigara alışkanlığının ne tip olduğunu 6 adet soru ile belirleyerek 5 tip sigara içicisi grubu oluşturduktan sonra demografik verilerin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlamaktadır. Cerrahi olmayan periodontal tedavi, supra ve subgingival biyofilm ve diş taşının uzaklaştırılması, uyumsuz restorasyonlar gibi yerel hazırlayıcı faktörlerin giderilmesi ve çürük lezyonların tedavisi sağlanarak kapsamlı günlük plak kontrolünün uygulandığı, gerekiyorsa periodontal-sistemik durum arası ilişkinin kontrol altına alındığı bir tedavi anlayışıdır. Çalışmamız, Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalına başvuran hastalardan sigara içen ve generalize kronik periodontitis teşhisi konmuş hastalarda yapılmıştır. Hastaların Fagerstrom testi yardımı ile hangi tip sigara içicisi olduğu belirlenmiş, tüm gruplara cerrahi olmayan periodontal tedavi uygulanmıştır. Tedavinin yaşam kalitesine olan etkilerini incelemek amacıyla OHIP 14 TR anketi tedavi öncesinde ve sonrasında hastalara uygulanmıştır. Çalışmamızda sigara kullanan ve periodontitis teşhisi konmuş 96 birey katılmıştır. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası en çarpıcı yaşam kalitesi değişimi evre IV grubunda görülürken, en az değişim hastalığın daha hafif seyrettiği evre I grubunda gözlemlenmiştir. Fagerstrom test sonuçlarına göre çok hafif bağımlılık gösteren grupta cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası yaşam kalitesi skor değişimi daha fazla görülürken, çok ileri derecede bağımlı olan gruplarda tedavi sonrası çok daha az oranda yaşam kalitesi skorları değişimi gözlemlenmiştir. Bu durum sigara kullanım yoğunluğunun periodontal problemlerin semptomlarının hissedilebilirliğini azaltmasına bağlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Fagerstrom Test, Generalize Kronik Periodontitis, OHIP 14 TR, Yaşam Kalitesi
Mikro-osteoperforasyon uygulama sıklığının kanin distalizasyonu aşamasında etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı kanin distalizasyonu boyunca farklı mikro osteoperforasyon (MOP) uygulama sıklığının ortodontik diş hareketi, kök rezorbsiyonu, ağrı hassasiyeti ve periodontal sağlık üzerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Split-mouth çalışmamıza dahil edilen 33 hasta MOP uygulama sıklıklarına göre üç gruba (4, 8 ve 12 hafta) ayrılmıştır. MOP uygulanmayan taraf kontrol kabul edilmiştir. Kanin distalizasyonu miktarı dijital modeller kullanılarak ölçülmüş ve kök rezorbsiyonunu değerlendirmek için panoramik radyografiler alınmıştır. Ağrı düzeyi 4 haftada bir işlem günü, 1., 7., 14. ve 28. gün VAS ile değerlendirilmiştir. Periodontal sağlığı değerlendirmek için plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda veriler Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Ki-kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Kontrol tarafı ile kıyaslandığında farklı sıklıklarda MOP uygulanan gruplar arasında distalizasyon miktarı ve kök rezorbsiyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. MOP uygulamasının son ay haricinde hastaların işlem günü ağrı düzeyini anlamlı derecede arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca 8 haftada bir MOP uygulanan grubun ikinci uygulamadan 1 gün sonra ağrı düzeyinde anlamlı derecede artış gözlenmiştir. Gruplar arasında periodontal ölçümler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: MOP uygulama sıklığı kanin distalizasyonu sırasında diş hareketi miktarını, kök rezorbsiyonunu ve periodontal sağlığı etkilememiştir. MOP uygulaması ilk günlerde hafif ağrıya yol açsa da ağrının hızla azaldığı hatta birinci günün sonunda tamamen kaybolduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kanin distalizasyonu, mikro-osteoperforasyon, sıklık