Periodontal hastalıklar

156 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant üstü restorasyonların çıkış profilinin periodontal sağlık üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Prospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı güncel diş hekimliğinde sıkça kullanılan ve birincil tedavi seçeneği haline gelmiş implant üstü restorasyonların, çıkış profil açılarının implant çevresi kemikte meydana getirdiği kayıp ve çevre yumuşak dokular üzerine etkisini ölçerek periodontal sağlığın in vivo olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 24 hastanın (15 kadın, 9 erkek) katılımıyla toplam 67 implant uygulanarak gerçekleştirildi. Kriterlerimize uyan ve çalışmamıza dahil ettiğimiz implant sayısı ise 24'tür. İmplantların cerrahi aşamaları tamamlandıktan 3 ay sonra protetik restorasyonları yapıldı. İmplant üstü restorasyonların ilgili bölgelerinden 1. ayda ve 6. ayda paralel film tutucular yardımıyla periapikal filmler alındı. İmplant üstü restorasyonlarda plak indeksi (PI), cep derinliği (PD) ve sondlamada kanama (BOP) durumu 1. ayda ve 6. ayda klinik olarak incelendi. Löe-Silness'in gingival indeks skorlarına göre alınan periodontal parametrelere ait veriler kaydedildi. İmplant bölgelerinden alınan periapikal filmlerde ImageJ programı yardımıyla çıkış profili açısı ve implant çevresi kemik seviyesi ölçümü yapıldı. Yapılan kemik seviyesi ölçümleri sonucunda kemik kaybı oran-orantı yöntemiyle hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmamızdaki veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Kemik kaybı, GI, PI ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenlerin incelenmesinde çoklu lineer regresyon analizi kullanıldı. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama ± s. sapma ve ortanca (minimum - maksimum) şeklinde, kategorik veriler frekans ve yüzde olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Yapılan istatistiksel değerlendirmeler doğrultusunda açı ölçümü ile 6. ay gingival indeksi arasında anlamlı bir ilişki vardır. Açı artıkça gingival indekste orta şiddette bir azalış meydana gelmektedir (p=0,020). Açı ölçümü ile kemik kaybı, plak indeksi ve cep derinliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,050). Kanama durumuna göre açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Kanaması olmayanların açı ortalaması daha yüksek elde edilmiştir. Kemik kaybı, plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenler çoklu lineer regresyon analizi ile incelendiğinde, kurulan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuçlar: Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde; implant üstü restorasyonlarda çıkış profil açısının gingival indeksle anlamlı bir ilişkisi olduğu gözlenmiştir. Çıkış profili açısı ile diğer parametreler arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Kanama durumu ile açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Uygun çıkış profil açısının implantın uzun dönem başarısı üzerine etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: dental implant, implant üstü retorasyonlar, çıkış profili, periodontal sağlık.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+3
Özge Faydalı
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetes mellitus'lu hastalarda periodontal durumun aleksitimi, ağız sağlığıyla ilgili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabetik hastalarda (DM) periodontitisin (P) aleksitimi düzeyi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete seviyeleri üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamız kapsamında, her bir grupta 50 birey olacak şekilde toplam 200 katılımcı; periodontitis ve diabetes mellituslu (DM-P), periodontal olarak sağlıklı diabetes mellituslu (DM-PS), periodontitisli ve sistemik sağlıklı (SS-P), hem sistemik hem de periodontal açıdan sağlıklı (SS-PS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Demografik, diyabetle ilgili ve plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), sondalamada kanama (SK) gibi periodontal parametreler kaydedilmiştir. Aleksitimi düzeyi toronto aleksitimi ölçeği (TAS-20) ile puanlanmıştır. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ağız sağlığı etki profili (OHIP-14) ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi-birleşik krallık (OHRQoL-UK) anketleriyle ölçülmüştür. Anksiyete seviyesi modifiye dental anksiyete skalasıyla (MDAS) belirlenmiştir. Bulgular: Hem DM'lu hem de SS'lı bireyler arasında P'li hastalardaki TAS-20, OHIP-14 ve MDAS skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde yüksek; OHRQoL-UK skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde düşüktü. Hem P'li hem de PS'lı bireylerde TAS-20, OHIP-14, MDAS ve OHRQoL-UK skorları açısından DM'u olan ve olmayan hastalar (SS) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: Periodontitis DM veya SS gruplarında daha yüksek seviyelerde TAS-20, MDAS, OHIP-14 ve daha düşük seviyelerde OHRQoL-UK ile pozitif ilişkilidir. DM hem P'li hem de PS'li hastalarda aleksitimi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine ilave herhangi bir etki göstermemiştir.

AleksitimiAnksiyeteAğız sağlığı+5
Vael Drveesh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal cerrahi tedavisi yapılmış hastaların klinik ve radyografik verilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Periodontal hastalık nedeniyle destek yapılarını kaybeden dişlerde ana hedef periodontal hastalığın ilerlemesini durdurmakla beraber kaybolan dokuları tekrar oluşturmaktır. Son zamanlarda, cerrahi travmayı en aza indirmek için yeni flep tasarımları önerilmiştir. Güncel teknikler cerrahi sonrası komplikasyonlarda ve hasta rahatsızlığında azalmaya yol açmıştır. Çalışmamızın amacı minimal invaziv cerrahi tekniklerin retrospektif olarak değerlendirilmesi ve incelenmesidir. Çalışmamıza 20-59 yaş aralığında 12 erkek, 21 kadın olmak üzere 33 hasta dahil edilmiştir. 33 hastada 43 bölgeye cerrahi işlem uygulanıp değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmamızda MIST/M-MIST ve NIPSA cerrahisi uygulanan 2 hasta grubu bulunmaktadır. 28 bölgeye NIPSA cerrahisi uygulanırken 15 bölgeye MIST uygulanmıştır. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi [PI], gingival indeks [GI], sondalamada kanama indeksi [SKİ], sondalanabilir cep derinliği [SCD], klinik ataçman seviyesi [KAS], çekilme derinliği [ÇD], keratinize doku yüksekliği [KDY], papil yüksekliği [PY]) cerrahi işlemden önce ve sonrasında alınmıştır. Cerrahi sonrası ağrı değerlendirmesi (VAS) yapılmıştır. Örneklerin istatistiksel analizinde, Kolmogorov-Smirnov, Paired Samples T, Mann Whitney-U testleri kullanılmıştır. Çalışmamızda her iki grupta da SCD ve KAS verileri anlamlı derece azalma göstermiştir. NIPSA ve MIST grubu arasında VAS skorlaması açısından istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. NIPSA grubunda cerrahi sonrası papil çekilmesinin MIST'e göre anlamlı seviyede düşük olduğu gözlenmiştir (p<0.05). NIPSA grubu gingival inflamasyonun iyileşmesinde MIST'e göre daha erken dönemde sonuç göstermiştir. Her iki tekniğin de ataçman kazanımında faydalı olduğu ve cerrahi sonrası travmayı azalttığı söylenebilir. Daha fazla hasta ve değerlendirilen örneğin olduğu, çok merkezli daha detaylı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Cerrahi-diş hekimliğiPeriodontal hastalıklarPeriodonti+2
Aylin Öztin
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitis-periimplantitis ve sağlıklı bireylerin radyografilerinin fraktal analiz yöntemi ile incelenmesi

Periodontal ve peri-implanter hastalıklar inflamatuar hastalıklardır ve teşhislerinde klinik muayenenin yanı sıra radyografların rolü büyüktür. Son yıllarda radyografiler ve dijital görüntüler kullanılarak birçok hastalığın kemikteki prognuzunun teşhisi için fraktal analiz (FA) yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı farklı periodontal ve peri-implanter hastalıklı bireylerin interdental kemik bölgesinde meydana gelen değişikliklerin FA yöntemiyle incelenmesidir. Çalışmamıza genel ağız teşhisine göre sağlıklı periodonsiyum tanısı konmuş 54, gingivitis tanısı konmuş 59 ve periodontitis tanısı konmuş 67 olmak üzere toplam 180 birey, örnek bazlı olarak sağlıklı diş tanısı konmuş 87, gingivitis tanısı konmuş 56, periodontitis tanısı konmuş 37, sağlıklı implant tanısı konmuş 30, peri-mukozitis tanısı konmuş 30 ve peri-implantitis tanısı konmuş 30 olmak üzere toplam 270 örnek dahil edildi. Bireylerin periodontal klinik ölçümleri [plak indeksi (PI), modifiye plak indeksi (mPI), gingival indeks (GI), modifiye sulkus kanama indeksi (mSKI), sondalamada kanama indeksi (BOP), klinik ataçman seviyesi (KAS), sondalanabilir cep derinliği (SCD), çekilme derinliği (ÇD) ve marjinal kemik kaybı (MKK)], ve panoramik röntgenleri alındı. Panoramik radyografiler üzerinde 10 x 25 piksel olacak şekilde dikdörtgen alanlar seçilerek, trabeküler yapının fraktal boyutu (FB) ImageJ program üzerinden hesaplandı. İstatistiksel analizler için SPSS, Kruskar-Wallis, Mann Whitney-U, Pearson korelasyon katsayısı ve t testleri kullanıldı. Değerlendirmeler sonucunda tüm peri-implant örneklerin FB değerleri periodontal örneklerin FB değerlerinden anlamlı derecede daha düşük bulundu(p<0,05). Ayrıca FB değerleri ile KAS arasında istatistiksel olarak anlamalı derecede pozitif korelasyon saptanmıştır. Örneklerm büyüklüğü daha fazla olan, başka radyografik tekniklerinin kullanıldığı, farklı ROI boyutlarının kullanıldığı, koronal ve apikal olarak maksilla ve mandibulada farklı interdental ve implant-diş arası alanları değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Fraktal analizPeriimplantitisPeriodontal hastalıklar+5
Hanıeh Meysamıpour
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğine başvuran hastalardaki estetik algının benlik saygısına etkisinin incelenmesi

Periodontal hastalıklar, periodontal destek dokuların yıkımı ile karakterize enflamatuar hastalıklardır. Hastalık özellikle ön bölgedeki dişleri etkilediğinde, estetik olumsuz etkilenebilmekte ve estetik memnuniyetsizlik bireyin kendine saygısında azalmalara sebep olabilmektedir. Çalışmamızın amacı kliniğimize başvuran, farklı periodontal hastalıklara sahip bireylerde estetik algı ve benlik saygısı düzeylerinin belirlenmesi ve birbirleriyle olan ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmamıza 200 birey dahil edildi. Periodontal klinik durumlarını değerlendirip teşhis koymak amacıyla, plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondlamada kanama indeksi (SKİ), sondlanabilir cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi, (KAS), çekilme derinliği (ÇD) ve mobilite ölçümleri yapıldı. Sonrasında demografik veriler, oral hijyen alışkanlıkları, periodontal estetik ve benlik saygısına ilişkin anket formları kaydedildi. Çalışma verilerinin istatistikel analizinde, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Ki-kare, Oneway-ANOVA ve Post Hoc LSD testleri uygulandı. Çalışmamızda, eğitim düzeyi ve yerleşim yerinin tüm skorlar, oral hijyen alışkanlıklarının PAPS skorları ve aylık gelir düzeyinin RBSÖ skorları üzerinde olumlu etkileri olduğu bulunurken, sigaranın PAPS-e skoru üzerinde olumsuz etkisinin olduğu bulundu. PAPS skorları en düşük periodontitis grubunda, en yüksek ise sağlıklı grupta gözlendi. Miller III gurubunda PAPS-e skoru, Miller I grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Mobilite varlığının PAPS skorlarını olumsuz etkilediği gözlendi. PAPS skorları ile ÇD ve ÜÇD dışındaki tüm klinik parametreler arasında negatif yönde, RBSÖ skoru ile sadece Pİ parametresi arasında pozif yönde anlamlı ilişki bulundu. PAPS ile RBSÖ skorları arasında negatif yönde anlamlı ilişki belirlendi. Çalışmamıza göre periodontal estetik memnuniyet artışının benlik saygısı artışı ile ilişki olduğu söylenebilir. Gelecekte tüm parametrelerinin ayrıntılı olarak değerlendirildiği ve hasta popülasyonunun geniş olduğu ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Benlik algısıBenlik saygısıDental estetik+4
Deniz Duru
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında periodontal durumun serum ve dişeti oluğu sıvısı tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar primer etyolojik faktörü mikrobiyal dental plak olan, enflamatuar hücre birikimi, bağ dokusu ve alveoler kemik yıkımıyla karakterize hastalıklardır. Çölyak hastalığı gastrointestinal sistemi tutan, patogenezinde genetik, immünolojik ve çevresel faktörlerin rol aldığı, otoimmun ve inflamatuar hastalıklardır. Her iki hastalığın immünopatogenezinde ortak noktalar ve benzerlikler olmakla birlikte serum TNF-α ve IL-6 gibi sitokin seviyelerinde artış tespit edilmiştir. Çalışmamızın amacı hem çölyaklı hem sistemik olarak sağlıklı bireylerin periodontitisli veya periodontal açıdan sağlıklı olma durumlarındaki serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) TNF-α ve IL-6 seviyelerini karşılaştırmaktır. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Periodontoloji AD'na sistemik açıdan sağlıklı, periodontal kontrolleri için başvuran 42 sağlıklı birey (Periodontal sağlıklı 21 birey-SS, periodontitis teşhisi konulmuş-SP 21 birey); Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları A.D., Gastroenteroloji B.D'ndan periodontal muayene amacıyla yönlendirilen (En az 6 ay diyetine uymamış ve/veya yeni teşhis edilmiş, serolojik testleri pozitif) 42 çölyaklı birey (Periodontal değerlendirme sonrası periodontal sağlıklı teşhisi konulmuş-ÇS 21 birey, periodontitis teşhisi konulmuş-ÇP 21 birey) üzerinde yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarında serum, DOS TNF-α değerleri ÇS grubunda SS grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SP grubunda SS grubuna, ÇP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α, IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). SP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). ÇP grubunda serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri SP grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemekle birlikte serum IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001).

Gingival oluk sıvıKan serumuPeriodontal hastalıklar+4
Işıl İpek
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellituslu ergenlerde periodontal hastalık ve oksidatif stres ile HIF-1 alfa düzeyleri arasındaki ilişki

Diyabetes mellitus (DM) ve periodontal hastalık dünyada yaygın olarak görülen önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Periodontal hastalık ve DM patolojisinde oksidatif stres önemli rol oynar. Ayrıca hipoksi HIF yoluyla inflamatuar yanıtı modüle edebildiği için inflamatuar hastalıklarda sıkça araştırılmıştır. Çalışmamızda T1DM ve sağlıklı kontrollerde metabolik durum, klinik periodontal parametreler ve tükürük oksidatif stres ve hipoksi ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza en az 5 yıllık takip süresine sahip 101 T1DM'lu ve 102 sistemik sağlıklı 12-18 yaş aralığındaki ergenler dahil edildi. Sosyodemografik, klinik ve metabolik veriler toplandı. Uyarılmamış tükürükde toplam antioksidan seviye (TAS), toplam oksidan seviye (TOS) ve hipoksiyle indüklenebilir faktör-1 alfa (HIF-1ɑ) seviyeleri belirlendi. Sistemik sağlıklı kontrol (S) ve T1DM grupları arasında klinik periodontal ve tükürük hacmi parametreleri açısından farklılık gözlenmezken (p>0,05), T1DM grubunda TOS ve OSİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışma grupları sistemik ve periodontal hastalık varlığına göre gruplandırıldığında (Ss: kontrol-sağlıklı dişeti, Sg: kontrol-gingivitis, T1DMs: T1DM-sağlıklı dişeti, T1DMg: T1DM-gingivitis) PI, GI, SKI, SCD ve PİYA değerleri Sg ve T1DMg gruplarında dişeti sağlıklı gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. On yıldan uzun süre takip edilen T1DM grubunda TOS ve OSİ değerlerinin yükseldiği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). S grubunda TAS ve HIF1- alfa arasında, T1DM grubunda tükürük hacmi ile TOS, OSİ ve HIF- 1alfa arasında pozitif korelasyon bulundu. Bireylerin ağız bakımı benzer olduğu için T1DM in klinik periodontal parametreler üzerine etkisi görülmeyebilir. Tükürük hacmi, TOS ve OSİ değerlerinin sistemik hastalıktan ve T1DM'nin takip süresinden etkinlendiği tespit edilmiş olup daha sonraki çalışmalara öncülük edebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Ergenler+5
Sevim Tek
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu ve periodontal hastalık arasındaki ilişkinin oksidatif stres açısından değerlendirilmesi

Bu kesitsel çalışma, kronik periodontitis (KP) ve obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) arasındaki olası ilişkiyi hem tükürük hem de serum oksidatif stres parametreleri olan TAS (total antioksidan seviye), TOS (total oksidan seviye) ve OSİ (oksidatif stres indeksi) açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yaşları 22-67 arasında değişen ve polisomnografi kullanılarak OSAS açısından değerlendirilmiş 128 birey (90 erkek ve 38 bayan) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda basit horlaması olan bireylerden oluşan 2 kontrol ve OSAS hastalarından oluşan 6 çalışma grubu olmak üzere toplam 8 grup vardır. Her bir grup 16 bireyden oluşmaktadır. Kontrol grupları periodontal sağlıklı ve KP'li sistemik sağlıklı bireylerden, çalışma grupları ise; periodontal sağlıklı ve KP'li hafif, orta, ağır OSAS'lı bireylerden oluşturuldu. Çalışmaya katılan tüm bireylerden serum ve tükürük örnekleri alındıktan sonra klinik periodontal parametreler kaydedildi. Biyokimyasal olarak tükürükte ve serumda TAS, TOS ve OSİ değerleri ölçüldü. OSAS şiddetini gösteren AHİ değerlerinin artmasıyla birlikte gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde serum TAS değerleri azalırken, serum TOS ve OSİ değerlerinin arttığı görüldü. Basit horlama periodontal sağlıklı ve KP'li gruplar arasında istatistiksel olarak serum TAS, TOS ve OSİ değerleri açısından anlamlı bir farklılık bulunamadı. Orta ve ağır OSAS gruplarında, periodontal sağlıklı hastalarla karşılaştırıldığında KP'li hastaların serum TAS değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşükken, serum TOS ve OSİ değerlerinin yüksek olduğu görüldü. Tükürük TAS, TOS ve OSİ açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Kronik periodontitis, ağır ve orta OSAS gruplarındaki oksidatif stres seviyelerine; total oksidan seviyedeki yükselme ve total antioksidan seviyedeki düşme ile ilave katkıda bulunmuştur. Sistemik sağlıklı bireylerde KP'in oksidatif stres parametrelerine katkısı olmadığı saptanmıştır. OSAS şiddeti arttıkça oksidatif stresin arttığı görülmüştür. Tükürük örneklerinin çalışma gruplarında sistemik oksidatif stres artışını yansıtmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, oksidatif stres indeksi, periodontitis, total antioksidan seviye, total oksidan seviye

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+3
Halise Baydemir Kavza
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti çekilmelerinin tedavisinde titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF) ve bağ dokusu greftinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Estetiğin sağlanması, dental hassasiyet, çürük ve çürük olmayan servikal lezyonların önlenmesi; dişeti çekilmelerinin tedavisinin temel tedavi hedefleridir. Dişeti çekilmelerinin tedavisinde birçok cerrahi yöntem mevcut olmasına rağmen subepitelyal bağ dokusu grefti (SBDG) altın standart olarak kabul edilmektedir. Titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF); içi cam tüplerde elde edilen trombositten zengin fibrinin (PRF) aktivasyonu sırasında cam içeriğindeki silikadan etkilenebileceği hipotezine dayanılarak titanyum tüplerde geliştirilmiş bir trombosit konsantresidir. Titanyumun kullanılması fibrinin ağının daha sıkı hale gelmesine, rezorpsiyon süresinin uzamasına ve büyüme faktörlerinin daha kontrollü ve uzun süre salınmasına sebep olur. De-epitelize bağ dokusu grefti (DBDG), palatinal bölgeden epitel ile beraber alındıktan sonra, greftin üzerindeki epitelin ekstraoral olarak uzaklaştırılmasıyla elde edilir. Epitele yakın konumda bulunan daha sıkı ve stabil olan lamina proprianın tamamını içermesi sayesinde; DBDG, SBDG'den daha üstün performans gösteren bağ dokusu greftidir. Bugüne kadar, PRF'den daha stabil ve organize olan T-PRF ile kök yüzey kapatmada altın standart olan subepitelyal bağ dokusu greftinden (SBDG) daha stabil olan de-epitelize bağ dokusu greftinin (DBDG) dişeti çekilmelerinin tedavisinde tünel tekniği ile kullanımının etkinliğini ve öngörülebilirliğini karşılaştıran hiçbir klinik çalışma mevcut değildir. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, Miller Sınıf I/II dişeti çekilmelerinin tedavisinde farklı otojen greft materyallerininin klinik sonuçlarını (T-PRF&DBDG) karşılaştırmaktır. Kliniğimize başvuran ve toplam 80 dişte Miller Sınıf I/II dişeti çekilmesi gösteren 27 hastanın tedavisi tamamlandı. Dişeti çekilmeleri randomize olarak T-PRF (40 diş) veya DBDG (40 diş) ile modifiye tünel teknikle tedavi edildi. Klinik ölçümler başlangıç, operasyondan sonra 3. ay ve 6. ay olarak kaydedildi. VAS (Vizüel Analog Skala), iyileşme indeksi değerlendirildi ve materyal kalınlıkları kaydedildi. Başlangıç dişeti çekilme derinliği T-PRF grubunda 3,02 ± 1,15 mm iken, DBDG grubunda 2,81 ± 0,86 mm olarak ölçüldü. 6 ay sonra T-PRF grubunda ortalama kök yüzey kapanma oranı %78,33 ve DBDG grubunda 85,28 tam örtülen kök yüzey ortalaması; T-PRF grubunda %62,5 ve DBDG grubunda %70 bulundu. Her iki değer için de gruplar arası istatistiksel anlamda fark bulunmadı. Çalışmada kullanılan T-PRF ve DBDG materyal kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Kullanılan greft materyallerinin her ikisi de tedavi sonunda; keratinize doku genişliği ve dişeti kalınlığını istatistiksel anlamlı olarak arttırmıştır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, Miller I/II dişeti çekilme defektlerinin tedavisinde otojen T-PRF membranın güvenilir ve etkili sonuçlar verdiği gösterilmiştir. T-PRF, DBDG' ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir.

Bağ dokuCerrahi-plastikEstetik-dental+6
Osman Öztürk
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan ligatür indüklü deneysel periodontitis ve tedavisinin beyindeki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Nöroenflamasyon Alzheimer hastalığı (AH)'nın patolojisinde önemli bir rol oynar ve sistemik enflamasyona bağlı olarak oluşabilir. Periodontal hastalığa bağlı olarak meydana gelen enflamasyon AH ile ilişkili nöroenflamasyonu arttırabilir. Bu çalışmanın amacı, deneysel periodontitis ve AH oluşturulan sıçanlarda periodontal hastalığın ve cerrahi olmayan periodontal tedavi (COPT)'nin davranışsal parametreler, beyin dokusundaki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 64 adet Sprague Dawley sıçan kullanıldı. 28 adet sıçanda beyin içi streptozosin enjeksiyonu ile AH oluşturuldu. 32 adet sıçanda üst sol 2. azı dişlerine 4/0 ipek sütur bağlanarak deneysel periodontitis oluşturuldu. Periodontitis oluşturulan 32 adet sıçanın 16'sına CHX jel uygulaması ile COPT yapıldı. Tüm sıçanların periodontal parametreleri deneysel periodontitisin oluşturulmasından önce (0. gün), süturlar uzaklaştırılmadan hemen önce (21. gün) ve COPT sonrası (41. gün) değerlendirildi. Tüm sıçanlara pasif sakınma ve Morris su labirenti testi yapılarak davranışsal parametreleri değerlendirildi. Sıçanların yarısı 21. gün, diğer yarısı 41. gün sakrifiye edilerek hipokampüs, beyin omurilik sıvısı (BOS) ve serum örnekleri alındı. Alınan örneklerde Nod benzeri reseptör protein 3 (NLRP3) ve hiperfosforile tau (p- tau) seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. Sıçanlardan alınan maxilla örneklerinde alveoler kemik kaybı morfometrik analiz ile ölçüldü. Alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarda pasif sakınma test sonuçlarının kontrol grubuna göre daha kısa (p<0.05), Morris su labirenti test sonuçlarının daha uzun olduğu (p<0.05), diğer taraftan, alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarla sadece alzheimer oluşturulan gruplar arasında farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). İlave olarak, CHX jel uygulaması ile COPT uygulaması yapılan grupların pasif sakınma ve Morris su labirenti test sonuçlarının kontrol grubu ile benzer olduğu tespit edildi (p>0.05). BOS p-tau seviyelerinin sadece alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan gruplar arasında farklı olmadığı (p>0.05), hipokampüs p-tau seviyelerinin ise alzheimer+periodontitis gruplarında sadece alzheimer oluşturulan gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) tespit edildi. Diğer taraftan, BOS, hipokampüs ve serum NLRP3 düzeyleri gruplar arasında farklı değildi (p>0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, periodontitisin AH'nı şiddetlendirmediği diğer taraftan, mevcut periodontal hastalığın tedavi edilmesinin AH'nın davranışsal parametrelerinde iyileşme sağlayarak AH'nın ilerlemesini yavaşlatabileceği sonucuna varıldı.

Alzheimer hastalığıBeyinHayvan deneyleri+6
Sedanur Yavuz
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal sağlık durumunun alzheimer hastalığı ile ilişkisinin incelenmesi

Alzheimer hastalığı patogenezi hakkında çok şey bilinmesine rağmen, halen kesin bir tedavisi olmayan hastalıktır. Bu nedenle, hastalığın risk faktörlerinin doğru değerlendirilmesi hastalığın önlenmesinde önem kazanmaktadır. Periodontal hastalık gibi kronik enflamatuvar hastalıkların, Alzheimer hastalığının başlangıcını ve ilerlemesini hızlandırabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı, mevcut periodontal durumun Alzheimer hastalığının ilerleme hızı üzerine etkisini araştırmaktır. Klinik Demans Derecelendirme Ölçeğine göre Evre 1 (n=42), Evre 2 (n=29) ve Evre 3 (n=19) olmak üzere üç gruba ayrılan 90 Alzheimer hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların başlangıç ve 6. aydaki bilişsel durumları Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Klinik muayenede plak yüzdesi (PY), sondalamada kanama yüzdesi (SKY), sondalanabilir cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS) değerleri ve diş sayısı kaydedildi. Bireylerin mevcut oklüzal ilişki durumu Eichner İndeksi kullanılarak değerlendirildi ve hastalar Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 olarak sınıflandırıldı. Çalışmadaki 90 Alzheimer hastasının 65'i periodontitis olan dişli bireylerden ve 25'i aktif periodontal hastalığı olmayan dişsiz bireylerden oluştu. Gruplar arasında Alzheimer hastalarının yaşları açısından anlamlı fark olduğu (p<0.05) diğer taraftan, cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0.05). SMMT puanları ve SMMT puan değişimi (∆SMMT) tüm katılımcılarda ve ayrı olarak dişli Alzheimer hastalarında değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark olduğu tespit edildi (p<0.05). Diğer taraftan, dişsiz Alzheimer hastalarına ait ∆SMMT'nin gruplar arasında farklı olmadığı belirlendi (p>0.05). Dişli Alzheimer hastalarında SKY, Evre 3 Alzheimer grubunda diğer gruplara göre; KAS değeri Evre 3 ve Evre 2 Alzheimer hastalarında Evre 1 Alzheimer hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). İlave olarak, SCD değerlerinin Evre 3 Alzheimer hastalarında Evre 1 Alzheimer hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). ∆SMMT ile SKY (r=0.308, p=0.013) ve SCD (r=0.275, p=0.027) arasında pozitif ilişki olduğu tespit edildi. Alzheimer hastalığının evresi, yaş, periodontal hastalık varlığı ve C-reaktif protein seviyesinin ∆SMMT üzerine etkisi birlikte değerlendirildiğinde bireylerin Evre 2 ve Evre 3 Alzheimer grubunda olmalarının, yaş değişkeninin ve periodontal hastalık varlığının anlamlı düzeyde etkisi olduğu belirlendi (p<0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, periodontitis varlığının Alzheimer hastalığının şiddetini ve hastalığın ilerleme hızını artırabileceği sonucuna varılabilir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, periodontal hastalık, periodontitis, oklüzyon, çiğneme

Alzheimer hastalığıDental oklüzyonPeriodontal hastalıklar+2
Kübra Karaduran
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kemik içi defektlerin minimal invaziv cerrahi olmayan tedavisinde yardımcı lokal hyaluronik asit jel uygulamasını takiben klinik ve radyografik parametrelerdeki değişikliklerin değerlendirilmesi

Son zamanlarda, kemik içi defektlerin tedavisinde minimal invaziv cerrahi olmayan tedavi (MINST) uygulaması ön plana çıkmaktadır. Hyaluronik asit (HA) enflamasyon ve yara iyileşmesi mekanizmalarında önemli rol oynar. İlave olarak, periodontal doku rejenerasyonunun düzenlenmesinde ve periodontal hastalığın tedavisinde klinik olarak olumlu sonuçlar gösterdiği bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı 3 mm ve daha fazla kemik içi defekte sahip Evre III/IV periodontitis hastalarında MINST'e yardımcı olarak HA jel uygulamasının etkisini klinik ve radyografik olarak değerlendirmektir. Çalışmaya dahil edilen toplam 36 hasta rastgele a) MINST + HA (test; n=17) ve b) MINST (kontrol; n=19) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm bireylere supragingival diştaşı temizliği sonrası test grubundaki kemik içi defekt bölgelerine MINST tedavisine ek olarak subgingival % 0,8'lik HA jel uygulaması yapıldı. HA uygulaması tedavi sonrası 4. haftada tekrarlandı. Kemik içi defekt bölgesine ait sondalama cep derinliği (dSCD), klinik ataşman seviyesi (dKAS), diş eti çekilmesi (dDÇ), sondalamada kanama (SK), plak (P) ölçümleri başlangıç, 3. ay ve 6. ayda kaydedildi. Total defekt derinliği (TDD), kemik içi defekt derinliği (INFRA), mine sement sınırı ile alveol kreti noktası arası mesafe (MSS-AK), kemik içi defekt açısı ölçümlerini içeren radyografik değerlendirmeler başlangıç ve 6. ayda yapıldı. Çalışma popülasyonunda test ve kontrol gruplarında dSCD, dKAS, SK ve P (%) klinik parametrelerinde 3. ve 6. ayda başlangıca göre anlamlı azalma olduğu belirlendi (p <0,05). Klinik parametrelerdeki değişim gruplar arasında karşılaştırıldığında, test grubunda 3. aydaki dSCD ve dKAS değerlerinin başlangıca göre anlamlı olarak daha fazla azaldığı (p <0,05); diğer taraftan, 6. aydaki değerlerin başlangıca göre değişiminde gruplar arası anlamlı farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). dDÇ 3. ay ve 6. ay ölçümlerinin başlangıca göre değişiminde test grubunda daha az artış tespit edildi (p <0,05). Çalışma popülasyonunda hem test hem de kontrol gruplarında 6.ay TDD, INFRA ve defekt açısı ölçümlerinin başlangıca göre anlamlı azaldığı (p <0,05); diğer taraftan, değerlendirilen zaman dilimlerindeki değişimin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edildi (p>0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, kemik içi defektlerin tedavisinde ek % 0,8 HA jel kullanımının klinik periodontal parametrelerde olumlu iyileşmeler sağladığı sonucuna varıldı. Bu nedenle, özellikle diş eti çekilmesinin beklenildiği kemik içi defektlerin tedavisinde MINST prosedürüne ilave % 0,8 HA jelin subgingival olarak uygulanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Minimal invaziv, cerrahi olmayan periodontal debridman, periodontitis, alveolar kemik kaybı, hyaluronik asit.

Alveolar kemik kaybıDebridmanHyalüronik asit+7
Ümran Gündoğdu Ezer
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu kadınlarda cerrahi olmayan periodontal tedavinin IL-6, IL-10 ve ANXA-1 seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Polikistik over sendromu (PKOS) tüm dünyada kadınların %4-21'ini etkileyen; hiperandrojenizm, polikistik overler ve ovulatuvar disfonksiyon ile karakterize olan endokrin bozukluklardan biridir. PKOS'un periodontal hastalık ile birlikte lokal ve sistemik proenflamatuvar belirteçler üzerinde etkisi olduğu gösterilmekle beraber aralarındaki ilişki belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı PKOS ve gingival enflamasyona sahip bireylerin periodontal tedaviye verdiği klinik ve biyokimyasal yanıtı sistemik sağlıklı bireylerle karşılaştırmak ve annexin-1 (ANXA1) biyobelirtecinin gingival enflamasyondaki rolünü araştırmaktır. Çalışmamız 40 PKOS teşhisi konmuş ve 40 sistemik sağlıklı toplam 80 gönüllü ile yürütüldü. Tüm bireyler periodontal muayeneleri yapıldıktan sonra dört gruba ayrıldı. a) PKOSPS (polikistik over sendromu tanısı alan sağlıklı periodonsiyuma sahip bireyler, n=20); b) PKOSG (polikistik over sendromu ve gingivitis tanısı alan bireyler, n=20); c) SG (sistemik olarak sağlıklı ve gingivitis tanısı alan bireyler n=20); d) SPS (sistemik olarak sağlıklı ve sağlıklı periodonsiyuma sahip bireyler, n=20). Çalışmaya dahil edilen tüm gönüllülerin jinekolojik ve ultrasonografik muayenesi yapılıp antropometrik ölçümleri kaydedildikten sonra hormonal tahlilleri alındı. Periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla çalışma başlangıcında ve gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası 6. haftada klinik periodontal ölçümler alındı. İnterlökin-6 (IL-6), IL-10 ve ANXA1 seviyelerini değerlendirmek amacıyla çalışma başlangıcında ve gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası 6. haftada diş eti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük örnekleri alındı. Tüm örneklerin biyokimyasal analizi enzim bağlı immunosorbent analiz (ELISA) yöntemi ile yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda, PKOS gruplarında sistemik sağlıklı gruplara göre modifiye Ferriman-Gallwey indeksi, LH/FSH oranı, DHEAS, AS değerlerinin daha yüksek (p<0.05) olduğu görülürken FSH değerinin ise daha düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonucu sondalamada kanama ve plak indeksi skorlarında iyileşme ve DOS hacminde azalma (p<0,001) olduğu belirlendi. DOS IL-6, IL-10 ve ANXA1 başlangıç konsantrasyonlarının periodontal sağlıklı gruplarda daha yüksek (p<0.05) olduğu; ilave olarak, cerrahi olmayan periodontal tedavi sonucu gingivitis gruplarında konsantrasyon miktarlarında artış (p<0.05) olduğu saptandı. Tükürük IL-6 konsantrasyonunun gingivitis gruplarında cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası azaldığı (p<0.05) ayrıca IL-10 ve ANXA1 konsantrasyonlarının anlamlı değişmediği (p>0.05) saptandı. ROC analizi sonuçlarına göre AUC değeri 0,974, duyarlılığı %90 ve özgüllüğü %95 olarak bulunan DOS ANXA1 biyobelirtecinin gingivitis için anlamlı (p<0.0001) olduğu tespit edildi. Bu çalışmanın sınırları dahilinde gingivitis tedavisi sonucunda klinik periodontal parametreler ve biyokimyasal parametreler ile ortaya konan iyileşmenin PKOS ve sistemik sağlıklı bireylerde benzer olduğu ve DOS ANXA1 konsantrasyonunun gingival enflamasyonda ayırt ediciliğinin yüksek olduğu sonucuna varıldı.

Anneksin A1KadınlarPeriodontal hastalıklar+3
Cansu Can Yaşar
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnce diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna ilave %0.8 hyaluronik asit jel uygulamasının etkinliğinin klinik ve hacimsel olarak değerlendirilmesi

Hyaluronik asit (HA) enflamasyon ve yara iyileşmesi mekanizmalarında rol oynayan lokal kemoterapötik bir ajandır. Bu çalışmanın amacı; ince diş eti fenotipine sahip evre II/III periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna (AFO) ilave %0.8 HA jel uygulamasının klinik etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya dahil edilen toplam 40 hasta a) AFO+ %0.8 HA jel (test=20) ve b) AFO (kontrol=20) olmak üzere rastgele 2 (iki) gruba ayrıldı. Tüm bireylerin başlangıç plak (P), sondalamada kanama (SK), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataçman seviyesi (KAS) ölçümleri kaydedildi. Başlangıç periodontal tedavi tamamlandıktan 4 hafta sonra cerrahi periodontal tedavi fazına geçilmek üzere ince diş eti fenotipine sahip, SCD ≥ 5mm olup horizontal kemik yıkımı olan bölgeler belirlendi. Diş eti fenotipinin belirlenmesinde Hu-friedy renkli diş eti sondaları kullanıldı. Tüm bireylerin ağız içi dijital taramaları alındı. Ameliyattan hemen önce ameliyat bölgesine ait rölatif diş eti çekilmesi (rDÇ) ölçümleri kaydedildi. Test grubuna AFO'ya ilave %0.8'lik HA jel, kontrol grubuna ise AFO'a ilave serum fizyolojik uygulandı. HA uygulaması AFO sonrası 4. haftada tekrarlandı. Yumuşak doku hacim (mm3 ) ve kalınlık (mm) değişim (Δ) ölçümleri bilgisayar yazılımları ile gerçekleştirildi. Değerlendirmeler tedavi sonrası 3. ve 6. ayda tekrarlandı. Klinik periodontal parametrelere ait 3.ay ve 6.ay ölçümlerinin başlangıca göre değişimi gruplar arasında karşılaştırıldığında, P yüzdesinde test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla azalma olduğu (p<0.05), klinik ataçman kazancının test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla olduğu (p <0,05) ve ΔrDÇ miktarının kontrol grubunda test grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Diğer taraftan, SK yüzdesi ve SCD ölçümleri her iki grupta başlangıca göre anlamlı azalmış olmasına rağmen (p<0.05), değişim gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Diş etindeki hacim (mm3 ) ve kalınlık değişiminin, kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, ince diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında AFO'ya ilave % 0.8 HA jel uygulamasının klinik ataçman kazancını arttırdığı, DÇ'yi ve diş etindeki boyutsal değişimi azalttığı sonucuna varıldı. Bu nedenle, özellikle diş eti çekilmesinin beklenildiği ince diş eti fenotipine sahip bireylerin cerrahi periodontal tedavisine ek olarak % 0.8 HA jelin klinik olarak kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Fenotip, hyaluronik asit, periodontal debridman, periodontitis, Üç boyutlu analiz.

Cerrahi fleplerFenotipGingiva+5
Seda Gönülay
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal hastalık, ateroskleroz ve oksidatif stres markırları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Kardiovasküler hastalıkların önemli komponentlerinden biri olan ateroskleroz ve yaygın bir global sorun olan periodontal hastalıklar yaşam kalitesini olumsuz etkileyen iki önemli etmendir. Oksidatif stres inflamasyon sürecinde rol oynayan temel faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı her iki hastalık grubunda total oksidan seviye (TAS)/total antioksidan seviye (TOS) seviyelerine bakılarak aterosklerozun periodontal hastalığın seyri üzerinde etkili olup olmadığını, tedavi edilebilir bir hastalık olan periodontal hastalığın ateroskleroz tablosunun şiddetini arttırıp arttırmadığını, iki hastalığın birlikte olması halinde sistemik oksidan/antioksidan durumun bundan nasıl etkilendiğini araştırmaktır. Çalışma dizaynı her grupta 20 birey olacak şekilde; sistemik sağlıklı periodontal sağlıklı (S), sistemik sağlıklı kronik periodontitisli (KP), aterosklerozlu periodontal sağlıklı (AS), aterosklerozu olan kronik periodontitisli (AKP) grup olmak üzere 4 gruptan oluşturuldu. Gruplara dahil edilen hastaların klinik periodontal parametreleri kaydedilip, hastalardan kan ve tükürük örnekleri alındı. Örneklerdeki TAS/TOS, OSİ düzeyleri biyokimyasal olarak incelendi. Klinik periodontal parametreler değerlendirildiğinde ateroskleroz varlığının klinik periodontal parametreleri etkilemediği görüldü. Biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde, serum örneklerinde sadece ateroskleroz veya sadece kronik periodontitis varlığında oksidatif stres parametrelerinin etkilendiği, her iki hastalığın birlikte bulunmaları halinde oksidan/antioksidan durumunun daha şiddetli olarak etkilendiği görüldü. Serum parametrelerine nazaran daha lokal bir gösterge olan tükürük parametrelerinin ise TOS seviyelerinin sadece periodontal durumdan etkilendiği, OSİ seviyelerinin ise S grubunda tüm gruplardan düşük seviyede olduğu sonucuna ulaşıldı. Çalışmamız ışığında ateroskleroz ve kronik periodontitis arasında klinik parametreler açısından direk bir ilişki olmamasına rağmen, aterosklerozun kronik periodontitisli bireylere ikincil bir enflamasyon yükü olabileceği söylenebilir. Ancak bu alanda randomize kontrollü çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar sözcükler : Ateroskleroz, Periodontal hastalık, Oksidatif stres, Total oksidan seviye, Total antioksidan seviye

AntioksidanlarAterosklerozOksidanlar+2
Ayşegül Sarı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gingivektomi sonrası düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Lazerler diş hekimliğinde 1980'lerden günümüze kadar kullanılmasına rağmen, lazer biostimülasyonu olarak da bilinen düşük doz lazer tedavisinin periodontoloji de kullanımı çok yaygın değildir. Bu split mouth tek kör kontrollü klinik çalışmanın amacı 980 nm dalga boyundaki düşük doz diyot lazerin gingivektomi sonrası yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Maksiller veya mandibular anterior bölgede simetrik olarak en az 6 dişin etkilendiği kronik enflamatuar dişeti büyümesi olan 20 sistemik olarak sağlıklı hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama derinliği (SD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, ve tedaviden sonra 1. ayda kaydedilmiştir. Periodontal muayeneleri tamamlandıktan 1 hafta sonra hastalara diş yüzey temizliği yapılmıştır. Gingivektomi ve gingivoplasti cerrahisine karar verilen hastalara randevu verildi ve randevu zamanında tüm hastaların cerrahi işlemleri yapılmıştır. Çalışmamız splint-mount olarak değerlendirildiğinden lazer uygulanacak taraf yazı tura atılarak belirlendi ve uygulamanın yapılmayacak alanı lazer ışığından korumak için en az 5 mm kalınlığında silikondan bir aparat yapıldı. Lazer uygulanacak alana 0.,1.,3. ve 7.günlerde total 4 J/cm2 olacak şekilde 980 nm düşük doz lazer uygulanmıştır. Tüm hastalardan 0., 3., 7. ve 15. günlerde cerrahi alan mira-2-tone boyası ile boyandı ve fotoğrafları çekilmiş olup Image J programında değerlendirilmiştir. Klinik, yara iyileşmesi ve VAS bulguların sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluk kontrolünde Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. 2 bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Willcoxen testi, ikiden fazla bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Friedman testi kullanılmıştır. Tedavi sonrasında SD, KAS, Pİ, Gİ, VAS ve yara iyileşmesi verilerinde gruplar arası karşılaştırmalarda istatiksel olarak anlamlı bir farklılık mevcut değil iken VAS'da 3. ve 7. günlerde daha düşük medyan değerleri elde edildi. Bu çalışma sonrasında gingivektomi ve gingivoplasti sonrası 980 nm düşük doz diyot lazer kullanımının klinik parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Cerrahi-oralGingivaGingivektomi+4
Yüksel Kıran
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Anti-tnf tedavisi gören romatoid artritli hastaların periodontal durumlarının değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar ve romatoid artrit (RA), klinik ve patolojik özellikleri açısından benzerlik gösteren kronik enflamatuar hastalıklardır. Bu iki hastalığın patogenezinde benzer sitokin genotiplerinin ve protein kodlamasının olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, RA tedavisinde kullanılan ilaçların periodontal ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla 100 RA ve Anti- TNF kullanan, 100 RA ve konvansiyonel ilaç (DMARD) kullanan ve 100 sistemik sağlıklı birey çalışmamıza dahil edildi. Bireylerin plak indeksi (Pİ), gingival indeksi (Gİ), sondlamada kanama indeksi (BOP), sondlama cep derinliği (SCD) ve klinik ataşman seviyesi (KAS) ölçülüp, tükürükte TNF-α seviyeleri değerlendirildi. Anti-TNF grubunda 8, DMARD grubunda 11 ve kontrol grubunda 23 kişiye periodontitis teşhisi konuldu. Klinik periodontal parametreler incelendiğinde SCD ve KAS değerlerinin kontrol grubuyla RA'lı gruplar arasında istatistiksel olarak farklı olduğu, ancak Pİ, Gİ ve BOP'un istatistiksel anlamlı fark göstermediği görüldü. TNF-α seviyeleri incelendiğinde, Anti-TNF grubunda en az olmasına rağmen, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmadığı görüldü. Bizim bu çalışmamız kapsamında çıkan sonuca göre, RA tedavisinde kullanılan ilaçların periodontal dokularda ataşman kaybını önleyici etkisinin olduğu söylenebilir. Ancak, bu konuyla ilgili daha kapsamlı, randomize ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Artrit-romatoidPeriodontal hastalıklarPeriodontitis+3
Hatice Umay Hoşgören
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetes mellitus hastalarında tüm ağız diş yüzeyi temizliği tedavisine ek olarak uygulanan düşük doz lazer tedavisinin olası ek faydalarının değerlendirilmesi

Amaç: Düşük doz lazer tedavisi (DDLT) iyileşmeyi hızlandırıcı ve arttırıcı etkisi ile sert ve yumuşak doku yaralanmalarının tedavilerinde kullanılan güncel bir yöntemdir. Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) tip 2 Diabetes Mellitus (DM) hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak uygulanan DDLT'nin olası ek faydalarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Split mouth planlanan klinik çalışmamıza 22 KP'li tip 2 DM hastası dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama cep derinliği (SCD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, tedaviden sonra 1., 3. ve 6. ayda kaydedilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri ise başlangıçta, tedaviden sonra 1. hafta, 1. 3. ve 6. ayda alınmıştır. Kontrol bölgesine sadece cerrahisiz periodontal tedavi uygulandı, lazer bölgesine cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak DDLT uygulandı. Cerrahisiz periodontal tedavi sonrasında lazer uygulanacak bölge rastgele belirlenmiş ve başlangıçta, tedaviden sonra 1. 3. ve 7. günlerde enerji yoğunluğu 7.64 J/cm2 olacak şekilde DDLT uygulanmıştır. Klinik ve laboratuar bulgularının grup içi karşılaştırılmalarında 'Tekrarlayan ölçümlü varyans analizi' kullanılırken, gruplar arası karşılaştırmalarında 'Eşleştirilmiş T testi' kullanıldı. Bulgular: Tedavi sonrasında lazer bölgesinde kontrol bölgesine göre; SCD verilerinde 3. ve 6.ayda, Gİ verilerinde 3. ve 6. ayda, KAS verilerinde 6. ayda, DOSh verilerinde 1. 3. ve 6. ayda ve IL-1β verilerinde 3.ay anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Pİ verilerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışma sonrasında DM hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek 980 nm DDLT kullanımının klinik ve biyokimyasal parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Diabetes mellitusDişlerGingival oluk sıvı+4
Seda Sevinç Özberk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüm ağız dezenfeksiyonu uygulamasına takiben probiyotik tablet kullanımının cep rekolonizasyonuna etkisi: Mikrobiyolojik ve klinik değerlendirme

Bu çalışmanın amacı tüm ağız dezenfeksiyonundan sonra oral olarak uygulanan Streptococcus oralis KJ3, Streptococcus uberis KJ2 ve Streptococcus rattus JH145 içeren probiyotik tabletlerin kronik periodontitisli hastaların tedavisinde etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 48 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümleri (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, mobilite) ve mikrobiyal örnekler (subgingival, supragingival, tükürük, dil) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi tüm ağız dezenfeksiyonu yaklaşımına göre yapıldı. Hastalar tedavi sonrası on iki hafta günde üç kere probiyotik tablet (24 hasta-Test Grubu) veya on iki hafta günde üç kere plasebo tablet (24 hasta-Kontrol Grubu) kullanımlarına göre ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay, 2. ay, 3. ay ve 6. ay olmak üzere hastalardan klinik ve mikrobiyolojik ölçümler alındı. Altı aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik ve mikrobiyolojik ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, her iki tedavi grubunda da periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyonu, periodontal tedavi, infeksiyöz hastalık, kronik periodontitis, probiyotik

AğızAğız florasıAğız hastalıkları+6
Eftal Yılmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisin tedavisinde tüm ağız dezenfeksiyonu ile birlikte oral antiseptiklerin kullanımı: Mikrobiyolojik ve klinik analiz

Periodontal hastalıklar; diş ve implant destek dokuların kaybıyla sonuçlanan, çeşitli lokal ve çevresel faktörlerden etkilenen, ana etkenin mikrobiyal dental plağın olduğu, multifaktoriyel, polimikrobiyal, poligenik enflamatuar ve enfeksiyoz hastalıklardır. Standart periodontal terapi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival enflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Ancak ağız boşluğu çok çeşitli mikroorganizma kolonilerine ev sahipliği yapabilecek eşsiz bir yapıya sahiptir ve periopatojen mikroorganizmalar bu dokulara invaze olabilmektedir. Diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi yapılan derin ceplerde, yeni ve daha az patojenik ekosistem oluşmadan tedavi edilmeyen ceplerden yada, diğer intraoral çevrelerden kaynaklanan patojen bakterilerin yeniden kolanizasyonu söz konusu olabilecektir. Periodontal tedavinin etkinliğini arttırabilmek için tüm ağız dezenfeksiyon (TAD) olarak adlandırılan, tüm ağız diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzenlemesi (24 saat içerisinde, iki seans) ve beraberinde çeşitli lokal antiseptikler kullanılarak daha iyi mikrobiyolojik ve klinik sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Yapılacak olan bu çalışmada kronik periodontitisli hastalarda yeni bir yaklaşım olan tüm ağız dezenfeksiyon işlemi ile eş zamanlı lokal antiseptiklerin (diş macunu, subgingival jel, ağız gargarası, tonsil spreyi) uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik değerlendirmeleri amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyon, periodontal terapi, enfeksiyoz hastalık, kronik periodontitis.

AntiseptiklerAğızDezenfeksiyon+5
Murat Cömert
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalarda başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımın diyare sıklığı ve klinik parametreler üzerine etkisi

Periodontal hastalıklar, periodonsiyumu etkileyen patalojik olaylar olarak tanımlanabilir. Etyolojisinde primer olarak bakteriyel dental plağın rol oynadığı, tedavi edilmediğinde destek dokuların ağrısız yıkımıyla sonuçlanan, diş kaybına neden olup hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, polimikrobiyal, multifaktöriyel, kronik enflamatuvar hastalıklardır. Standart periodontal tedavi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır diş yüzey temizliği yapılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival inflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Periodontal hastalıklarda antibiyotik kullanılması düşüncesi bu hastalıkların enfeksiyöz karekterlerinden temel almaktadır. Periodontal tedavide antibiyotik kullanımının yararları periodontal literatürde ispatlanmıştır. Özellikle mikst enfeksiyonlarda birçok bakteri sorumlu olduğundan tek bir antibiyotiğin tüm patojenlere etkili olmadığı görülmektedir. Bu görüşten yola çıkarak kombine ilaç kullanımı gündeme gelmiştir. Başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımı ve klinik sonuçları ile diyare sıklığı bu hipotez etkisine dayanarak araştırılmaktadır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 50 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Aynı protokol Belçika KULeuvene Üniversitesinde'de uygulandı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümlerinin (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, gingival indeks) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi. 2 gün içinde bitecek şekilde planlandı. Hastalara tedavinin başlanıldığı gün Largopen 1000 mg. tab. 2x1, Flagyl 500 mg. tab. 3x1, 7 gün süresince reçete edildi. Hastalara Bristol diyare indeks formu dağıtıldı ve 14. günde bu formlar geri alındı. Başlangıç ve 1. ay klinik parametreler tekrar alındı. Bir aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, da hem diyare gözlenen hem diyare gözlenmeyen grupta periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak başlangıç ve 12.hafta verileri arasındaki farkı gösteren delta değerlerinde, diyare olmayan grupta; başlangıç parametrelerine göre cep derinliği ve kanama indeksinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla azalma tespit edilmiştir. Çalışmamızda; iki ülke arasındaki başlangıç klinik parametrelerde farklılıklar tespit edilmiştir ve bu farklılık cep derinliği, klinik ataçman seviyesi, gingival çekilmede ve kanama indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu durum Türkiye' de çalışmaya dahil edilen hastaların daha ileri kronik periodontitis olduğunu göstermektedir. 12. hafta sonuçları analiz edildiğinde 12. haftada ise sadece klinik ataçman seviyesi ve gingival çekilme parametreleri arasında farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Kronik periodontitis, periodontal terapi, enfeksiyözhastalık, antibiyotik, diyare.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarDental plak+3
Mine İdil Baltalı
Çukurova University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Probiyotik ajan kullanımının plak gelişimi üzerine etkileri: Klinik değerlendirme

Randomize, çift kör, plasebo kontrollü bu çalışmanın amacı gingivi¬tis hastalarında probiyotik ajan kullanımının plak gelişimi üzerine etkilerini klinik olarak değerlendirmektir. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı, 18-30 yaşları arasında 40 gingivi-tis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele test (20 hasta - probiyotik içerikli fırça temizleme solüsyonu, probiyotik içerikli diş macunu, probiyotik içerikli ağız gargarası) ve kontrol (20 hasta - plasebo içerikli fırça temizleme solüsyonu, plasebo içerikli diş macunu, plasebo içerikli ağız gargarası) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümlerinin (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, dil boyama indeksi) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodon¬tal tedavinin ardından hastalar 3 hafta sonra tekrar çağırıldı. İki tüp diş macunu, iki kutu ağız gargarası, 10 adet fırça temizleme solüsyonu has-talara verildi. Hastalar ürünleri 8 hafta kullanmaları konusunda bilg-ilendirildi. 3. Hafta ve 11. hafta klinik ölçümler tekrar edildi. Çalışmanın sonucunda test grubunda plak indeksi, gingival indeks, kanama indeksi skorları kontrol grubuna göre daha az çıksa da istatis¬tiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Anahtar kelimeler: Gingivitis, plak, periodontal tedavi, probiyotik

Dental plakGingivitPeriodontal hastalıklar+2
Bahar Alkaya
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanımının kronik periodontitisli hastalarda dişeti oluğu sıvısı adropin düzeylerine etkisi

Periodontal hastalığın başlaması ve ilerlemesinde rol oynayan çevresel faktörlerden biri olan sigara, periodontal hastalık patogenezinde ve gelişiminde lokal ve sistemik yollarla etki göstermektedir. Çalışmamızın amacı; sigaranın ve periodontal hastalıkların endotel duvarında meydana getirdiği disfonksiyonla yakından ilişkili olan adropin konsantrasyonunu dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklerinde ölçmek ve klinik periodontal parametreler ışığında, periodontal hastalık ve sigara arasındaki ilişkinin patofizyolojisi ile ilgili yeni verilere ulaşmaktır. Çalışmaya, sistemik rahatsızlığı olmayan klinik ve radyografik olarak kronik periodontitis tanısı konulmuş 40 kronik periodontitis hastası (20 sigara içen, 20 sigara içmeyen) ile periodontal açıdan sağlıklı 40 birey (20 sigara içen, 20 sigara içmeyen) dahil edildi. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi, gingival indeks, klinik ataşman seviyesi, sondlama cep derinliği) ve DOS örnekleri alındı. Örneklerin istatistiksel olarak sayısal verilerin analizinde Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Ki kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, kronik periodontitisli bireylerin periodontal klinik indeks ortalamaları ve DOS'taki adropin miktarları periodontal olarak sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sigara içen kronik periodontitislilerin sigara içmeyen kronik periodontitislilere göre, sigara içen sağlıklıların ise sigara içmeyen sağlıklılara göre DOS adropin total miktarının yüksek olduğu gözlense de, istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Çalışmamıza göre, sigaranın DOS adropin düzeyini etkilemediği sonucuna varılmıştır.

AdropinGingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklar+2
Buket Özsoy
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnterdental pembe estetiğin yapılandırılmasında hyaluronik asit kullanımının etkisi

Bu çalışmanın amacı, gingivitis nedeni ile izole interdental papil kaybı olan bölgelerde hyaluronik asit kullanımının papil dolumu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Bu randomize, klinik kontrollü çalışmada, 24-44 yaşları arasındaki 11 hastadaki 89 papil bölgesi (Sınıf l ve Sınıf ll), iki gruba ayrılarak (Grup l: Sondalama ile enflamasyon oluşturulan grup (SEG), Grup ll: sondalama yapılmayan grup (SG)), hyaluronik asit enjeksiyonu ile tedavi edildi. Tedavi sonrası interdental papil bölgesindeki papil dolum oranı değerlendirildi. Papil kaybının olduğu bölgelerde (siyah üçgen alanlarda) milimetre cinsinden yükseklik ve genişlik ölçümleri yapıldı ve bu ölçümler detaylı ve standartize edilen fotoğraflar üzerinde yapılan alan ölçümleri ile teyit edildi. Grup l (SEG): Başlangıç periodontal tedaviyi (BPT) takiben interdental papil kaybı olan bölgelere tekrarlanan sondalama işlemi (her papil bölgesinde 10 kez) uygulanarak deneysel enflamasyon oluşturuldu. Bunu takiben 2. günde hyaluronik asit enjeksiyonu gerçekleştirildi. Grup ll (SG): BPT'yi takiben interdental papil kaybı olan bölgelere hyaluronik asit enjeksiyonu gerçekleştirildi. Hastalar ilk enjeksiyon seansından sonraki 2. ve 4. haftalarda çağırılıp hyaluronik asit uygulaması tekrarlandı. Hastalarda hyaluronik asit enjeksiyonunun başlangıcından sonraki 1. ve 3. aylarda klinik ölçümler tekrar edildi. Çalışmanın sonucunda; gruplar içerisinde başlangıç alan ölçümleri ile 120. gün alan ölçümleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark elde edilmişken (p=0.0001) ; iki grup arasında anlamlı bir fark tespit edilememiştir. (p>0,05) Anahtar kelimeler: papil kaybı, hyaluronik asit, papil rejenerasyonu

GingivaGingival hastalıklarGingival çekilme+3
Seray Keçeli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00

Related subjects