Property right
67 theses under this subject heading
Demokratik barış teorisi'ne bir bakış: Mülkiyet hakkı perspektifi
Bu tezde demokrasi özellikleri gösteren fakat mülkiyet hakkının korunmasını güçlü bir şekilde sağlayamayan ülkelerin dış politikada çatışmaya daha yatkın olup olmadıkları araştırılmıştır. Demokratik kurumsallaşma açısından birbirine yakın olan liberal ve illiberal demokrasilerin mülkiyet hakkının ihlali konusunda ne şekilde ayrıştıkları incelenmiştir. Bu durumu incelemek için, demokratik kurumlar, girişim özgürlüğü, dış ticaret özgürlüğü, yabancı yatırım özgürlüğü gibi kontrol değişkenleri kullanılmış, bağımsız değişkenler olan mülkiyet hakkının korunmasındaki başarının/başarısızlığın ve yolsuzluğun, çatışmaya etkileri incelenmiştir. Mülkiyet hakkı iyi korunan, yolsuzluğun görece az olduğu, şeffaf demokrasilerde çatışmaya yatkınlığın mülkiyet hakkı kötü korunan, yolsuzluğun görece fazla olduğu şeffaf olmayan demokrasilere göre daha az olduğu gözlemlenmiştir.
Kentsel dönüşüm alanlarında ki kentsel tasarım uygulamalarında mülkiyet ve uygulama alanı arasındaki sorunların araştırılması; örnek çalışma Nusaybin
Kentlerde, Sanayi Devrimi ile oluşan göç sonrası yaşam kalitesi oldukça düşük yerleşim alanları oluşturulmaya başlamış ve zamanla artmıştır. Sanayinin kentlere ekonomik güç sağlaması, artık yaşam şartlarını zorlaştıran yerleşim alanlarının yıkılıp yerine yaşanabilir daha rahat yerleşmeler inşa edilmesiyle kentsel dönüşüm kavramı çıkmıştır. II. Dünya Savaşından sonra oluşan yıkım ve tahribatın giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projeleri ile kentsel dönüşüm kavramı daha da önem kazanmıştır. Kentsel dönüşümün bir diğer gelişimi afet olaylarından sonra ortaya çıkan can ve mal kaybının bir daha yaşanmaması için afet riski altında olan ve dayanıksız yerleşmelerin dönüştürülmesidir. Yapılan plan ve projelerle kent mekanlarına fiziksel olarak yeterince değinilmediğinden ve bazı bilim insanları tarafından bunu sorun olarak kabul etmesi ile ortaya atılan kentsel tasarım kavramı zaman içerisinde kabul görmeye başlamıştır. Kentsel tasarım kavramı mimarlık ve şehircilik disiplinleri arasında köprü oluşturarak kentleri daha kaliteli bir şekilde projelendirebilmektedir. Eskimiş ve tahrip olmuş yerleşmeler kentsel dönüşüm projeleri ile yeniden ayağa kaldırılmakta ve yerleşmenin fiziki boyutunun nasıl olacağını belirleyen kentsel tasarım projeleri ile belirlenmektedir. Türkiye şehircilik anlayışında yeterince değinilmeyen ve planlar yapılırken dikkate alınmayan mülkiyet, planlar onaylandıktan ve özellikle uygulamaya geçildikten sonra otaya çıkan mülkiyet problemleri planlama süreci sekmeye uğratmakta ve çözümlenmesi zor olan mülkiyet problemleri genellikle uzun zamanlar almakta bazen de çözümsüz olarak bırakıldığı karşımıza çıkmakta ve çözümsüz kalmasından sonra da mahkeme süreci başlatılmaktadır. Kentsel tasarım projelerinin temelini oluşturan imar planları çizilirken kentsel tasarım projelerinden bağımsız olarak düşünülmemelidir. İmar planları mülkiyet üzerine çizilmekte ve imar planlarının belirlediği kararlara göre hareket edecek olanlarda mülkiyetlerin malikleridir. Nusaybin kentinde ortaya çıkan toplumsal olaylar sonrasında oluşan tahribatların giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmaları başlatılmıştır. Belirlenen kentsel tasarım uygulama alanı belirlenirken ve çizilen imar planları ile mülkiyete yeterince değinilmemesi ve dikkate alınmamasında dolayı ortaya çıkan mülkiyet problemlerinin ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Tespit edilen mülkiyet problemlerin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceği ortaya koymaya ve bu problem ve sorunların oluşmasının önüne geçilebilmek için çözümler önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Kentsel Tasarım, Mülkiyet, Mülkiyet Hakkı, Nusaybin
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu kişilerin mülkiyet haklarını korumak amacıyla düzenlenmiş suç tiplerinden birisidir. Bu düzenleme mülkiyet hakkı ile alakalı tüm hususları korumasa da taşınmazlarla alakalı olarak genel düzenlemeler içermektedir. TCK'da malvarlığına karşı suçlar bölümünde yer alan bu suçla ilgili olarak suçun incelemesine geçmeden önce mülkiyet, zilyetlik kavramlarına ilişkin genel bilgileri birinci bölümde belirttik. Birinci bölümde bir de zilyetliği koruyan 3091 sayılı Kanun incelemesi ile 765 sayılı Kanun düzenlemelerine değindik. İkinci bölümde ise suç içeriğine geçerek tüm fıkraların suç incelemesini, suçun özel görünüş şekillerini, suçla alakalı özel düzenlemelerini, diğer suçlarla benzerliklerini, suçla ilgili Yüksek Yargı kararları ışığında uygulamadaki ve doktrindeki farklılıkları belirttik.
Türkiye'de kentleşme politikalarının mülk sahipliğine etkileri: Van'da Cumhuriyet Caddesi örneği (1957-2010)
İnsanlık tarihinde, kentler önemli bir yer tutmaktadır. Kent salt durağan bir olgu değil dinamik bir yapı olarak toplumu ekonomik, siyasal ve kültürel yönleriyle değişime zorlar. Bu değişim süreci, kentleşme olarak tanımlayabileceğimiz; fiziksel olarak kentsel mekân, toplumsal olarak insan ilişkileri şeklinde dışa yansır. Kent, aynı zamanda birey ve devlet arasındaki tarihsel gerilimde sergilenen bir sahne durumundadır. Özgür birey ya da hukuki dayanaklarıyla özgürleşmiş bireylerden oluşan toplumsal yapı, ancak ve sadece kentleşme sürecinde verdiği mücadelelerle oluşmuştur. Kentleşme, aynı zamda toplumsal ve politik mücadeleler içermektedir. Kentleşme, kentsel planlama, kentsel mekân, kentsel sermaye ve rant ilişkilerini barındırır. Van kenti, 1. Dünya savaşı öncesinden başlayarak demografik düzenlemelerle "Modern Ulus Devlet"in yeni ulus inşası için uygun hale getirilmiştir. Bu dönemde dışarıdan tahkim edilen Türk nüfus yeni Van kentinin oluşumunu ve toplumsal belleğini inşa etmiştir. Bu tez çalışması, devlet politikaları ve uygulamaları çerçevesinde kentsel ve toplumsal planlamanın nasıl gerçekleştirildiğini görmek için 1957-2010 tarihleri arasındaki Van Cumhuriyet Caddesindeki mülkiyetin yeniden sahiplendirilmesi başta olmak üzere kamu ve özel mülkiyetin el değiştirmesinin tarihsel ve sosyolojik sonuçlarını saptamayı amaçlamaktadır. Bir durum (örnek olay) çalışması olan araştırma, doküman (tarihsel rapor, belge ve planlamalar) ve arşiv kayıtlarını (Van Tapu Kadastro İl Müdürlüğü Verileri) inceleyerek iddia edilen durumlar arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışmıştır. Böylelikle, bu araştırmanın amacı; arşiv ve tarihsel kaynakları tarayarak elde edilen veriler ile Van kentinin geçirdiği tarihsel ve kentsel değişime, devletin örgütlü ve bilinçli planlama ve müdahalelerine, kentsel nüfus değişimine ve sermaye bağlamında mülkiyet sahiplendirmeye dikkat çekerek tartışmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi kararları kapsamında mülkiyet hakkı ve kamulaştırma
Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı zaman içerisinde farklı formlarda ortaya çıkmış ve dinamikliğini daima korumuştur. Günümüzde sosyal devlet anlayışının etkisiyle mülkiyet hakkı sınırlanabilir bir hak olarak kabul edilmektedir. Kamulaştırma işlemi ise bu hakka müdahale yollardan biridir. Ancak özel mülkiyet hakkına verilen önem de devam etmektedir. Nitekim anayasal düzeyde güvencesi olan mülkiyet hakkına müdahale biçimlerinden Kamulaştırma da yine Anayasada düzenlenmiştir. Bu bağlamda mülkiyet hakkı düzenlemesi ulusal ve uluslararası düzenlemelerde sınırlanabilir bir temel hak olarak yer almıştır. Söz konusu form elbette ki belirli bir sürecin sonucu olarak olgunlaşmıştır. Ancak özel mülkiyet ile bu hakka müdahale biçimlerinden Kamulaştırma, hala yargı organlarının sıklıkla incelediği bir konudur. Dolayısıyla güncelliği devam etmekte ve mülkiyet hakkı ile hakka müdahale arasında adil denge gözetmek üzere, yargı organlarınca da geliştirilen ölçütler oluşmaktadır. Sonuç olarak çalışmanın konusu ve sorununu; mülkiyet hakkının varlığı, hakkın kapsamının gelişimi, sosyal devlet formundaki kamulaştırma işleminin meşruiyet koşulları ve buna ilişkin düzenlemeler ile yargı organlarının kararları oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler Mülkiyet Hakkı, Kamulaştırma, Türk Anayasa Mahkemesi Kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
Türkiye'de kentsel dönüşüm, riskli yapılar ve mülkiyet hakkına etkisi
Doktora tezi olarak hazırlanan çalışmamamızda ülkemizde her geçen gün uygulama alanı genişleyen ve hukuki zemini günbegün detaylandırılan kentsel dönüşüm konusu incelenmiştir. Öncelikle kentsel dönüşüm kavramında değinilmiş, tarihsel gelişimi ışığında ülkemiz ve dünyadaki gelişiminden bahsedilmiş, ardından ilkeleri, aktör ve yöntemleri ile normatif temellerine yer verilmiştir. Akabinde kentsel dönüşümün ülkemizdeki mihenk taşı olan ve kentsel dönüşüm yasası olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği'ne değinilerek kentsel dönüşümün özel hukuk ile en ciddi kesişimi olan riskli yapıların tespiti, karar alma süreci, yıkımı ve yeniden değerlendirilmesi incelenmiş, riskli yapılardan doğan uyuşmazlıklar özellikle yargı kararları ışığında değerlendirilmiştir. Son olarak da kentsel dönüşüm sürecinde 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliğinden doğan mülkiyet hakkı sınırlandırmaları ve ihlalleri incelenmeye çalışılmıştır.
Mülkiyet hakkına vergi müdahaleleri (İnsan hakları bağlamında değerlendirme)
Bu çalışmanın amacı, ülkemiz hukuk uygulamasında tamamen yeni bir hukuki kurum olan bireysel başvuru sisteminin, kamu otoritelerince kişilerin mülkiyet haklarına yapılan vergisel müdahaleler çerçevesinde hangi kapsam ve bağlamda bir hukuki güvence teşkil edebileceği, devletlerin egemenlik haklarından doğan vergi alma hakkı ile mülkiyet hakkının korunması bağlamında söz konusu olabilecek bireysel başvuru kaynaklı sınırlamalar arasında nasıl bir denge kurulabileceği sorularına cevap bulabilmek olmuştur. Çalışma sonucunda da ortaya konulduğu üzere Anayasa Mahkemesi, önüne bireysel başvuru yoluyla getirilmiş olan pek çok vergisel müdahale hakkında, şayet bu müdahalenin hukuka dayalı olmadığını, meşru amaç gütmediğini ya da ölçüsüz nitelikte olduğunu tespit etmiş ise, Anayasa'nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'de yer alan "mülkiyet hakkının" ihlal edildiğine karar vermiştir. Üstelik vergisel uyuşmazlıklara ilişkin pek çok kararında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru müessesesinin kuruluş amacına da uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadi birikimini kendisine yol haritası olarak belirlemiş olmasına karşın kimi zaman vergi ödevlilerini daha fazla koruyucu nitelik arzeden hükümlere imza atmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik vergisel müdahalelere ilişkin olarak tesis etmiş olduğu kararlar ile, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin vergisel uyuşmazlıklar hakkında daha etkili olarak uygulanırlık kazanması sağlanmış hem de ülkemiz insan hakları yargı anlayışında gelişmekte olan hak merkezli paradigmaya katkı sağlanmıştır.
İslam hukuku açısından fikrî mülkiyet hakları (Telif hakkı ve sınaî mülkiyet hakları)
İslam hukuku açısından fikrî mülkiyet haklarının ele alındığı bu çalışmada, İslam hukukunun, fikrî mülkiyet haklarını oluşturan telif hakkı ve sınaî mülkiyet haklarına yaklaşımı incelenmiştir. Fikrî mülkiyet hakları, teknik, ekonomik ve sosyal şartların gelişmesiyle birlikte özellikle 19. yüzyıldan sonra önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmakta olup giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı ve yararlanılan kaynaklara değinilmiştir. Birinci bölümde fikrî hak kavramı ve telif hakkıyla alakalı teorilerin sıralanmasından sonra telif hakları hakkında genel bilgiler zikredilmiştir. Sınaî mülkiyet hakkı ile ilgili de bilgiler verildikten sonra ikinci bölüme geçilmiş; burada fikrî mülkiyet hakları, şer'î ve malî açıdan incelenmiştir. Hak, mal ve mülkiyet kavramlarının modern hukuk ve İslam hukukundaki mahiyetiyle alakalı karşılaştırmalı bilgiler verilerek, çalışmanın malî yönü ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Fikrî mülkiyet haklarının fıkhî değerlendirmesi de yapılmış; bu bağlamda mezheplerin görüşlerine, kurum fetvalarına ve çağdaş İslam hukuku araştırmacılarının görüşlerine yer verilmiştir. Bu çalışmanın neticesinde, fikrî mülkiyet haklarının İslam hukukunda hak ve mülkiyet müesseseleri içerisinde yer aldığı, günümüzde malî bir değere sahip olduğu ve hukukî işlemlere konu olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fikrî mülkiyet hakları, Telif Hakkı, Sınaî Mülkiyet, Hak, Mal, Mülkiyet.
Türk idare hukuku kapsamında taşınır kültür varlıkları üzerindeki mülkiyet hakkı
Kültür varlıkları, geçmişten bizlere kalan ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken kültürel değerler bütününün eşyalar üzerindeki yansımasıdır. Bu nedenle çok iyi korunmalıdır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre kültür varlıkları "devlet malı niteliğindedir". Dolayısıyla kural olarak devlet malı olmaları nedeniyle kamu mülkiyeti rejimine tabi olduğu değerlendirilmiştir. Ancak Türk İdare Hukuku açısından bazı hallerde özel mülkiyete konu olabileceği görülmektedir. Özellikle taşınabilir nitelikleri gereği hareket kabiliyeti olan, mülkiyet devri taşınmaz kültür varlıklarına göre daha geniş olan taşınır kültür varlıklarının kamu mülkiyetinde mi yoksa özel hukuka tabi mülkiyet rejiminde mi korunması gerektiği öğretide tartışılmıştır. İşbu tezde, yasal düzenlemeler ve öğretideki görüşlerden hareketle taşınır kültür varlıkları açısından sui generis veya kendine özgü bir mülkiyet ve koruma rejiminden söz edilip edilmeyeceği noktasında durulmuştur. Bu çalışmada kültür varlıkları, kültürel miras ve mülkiyetin neden tartışıldığına dayanak oluşturan koruma kavramları açıklandıktan sonra kamu malı, kamu hizmeti ve mülkiyeti tanımlanmaya çalışılmıştır. Açıklamaların devamında ise kamu mülkiyetine ve özel hukuk mülkiyetine tabi taşınır kültür varlıkları ve bunun Türk İdare Hukukundaki yansımaları ele alınarak genel bir taşınır kültür varlıklarının idare hukukundaki mülkiyet hakkı incelenmiştir.
Enflasyon düzeltmesi uygulamasının mülkiyet hakkı bakımından değerlendirilmesi
Enflasyonun etkilerinin işletmelerin mali tablolarında yarattığı etkiyi ortadan kaldırarak vergilendirmenin düzeltilmiş değerler üzerinden yapılmasını sağlayan enflasyon düzeltmesinin ülkemizdeki uygulama alanı, yöntemleri ve şartları ile konu hakkındaki yasal düzenlemeler çalışmamızda incelenecektir. Ayrıca enflasyon düzeltmesi uygulaması ile işletmelerin vergilendirilmesi noktasında meydana gelen durumun, mülkiyet hakkı ile olan ilişkisi ele alınarak bu hakka ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığı sorusuna yanıt aranacaktır.
6306 sayılı afet risklerinin azaltılamsı hakkında kanunla mülkiyet hakkına getirilen müdahaleler
Ülkemizde doğal afetler nedeniyle oluşan can kayıplarını önlemek amacıyla, 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kabul edilmiş ve 31 Mayıs 2012'de yürürlüğe girmiştir. Ancak, bu Kanun mülkiyet hakkına birçok müdahale öngörmektedir. Mülkiyet hakkı, anayasal bir hak olup kişiye kullanma, yararlanma ve tüketme hakkı vermektedir. Bu hak, sadece ulusal mevzuatla korunan bir hak olmayıp aynı zamanda uluslararası sözleşmelerle de korunan bir haktır. Dolayısıyla, söz konusu Kanun açısından mülkiyet hakkına ne gibi müdahaleler getirildiği bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. İnceleme iki bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. İlk bölümde "İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında ve Türk Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırlanması" ele alınmıştır. Burada yer alan, "Türk Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırlanması" başlığı altında, hukukumuzdaki sınırlama rejimi netleştirilmek istenmiştir. Bunun sebebi, Kentsel Dönüşüm Kanununun bu rejim çerçevesinde irdelenmesi için gerekli olan zemini oluşturmaktır. Bölüm içerisinde "İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Göre Mülkiyet Hakkının Sınırlanması" başlığı da yer almaktadır. Bu başlık altında ulaşılan kanaat sayesinde, ülkemizde benimsenen sınırlama rejimi ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin benimsediği sınırlama rejimli karşılaştırılmış, olması gereken hukuk bakımından sonuçlar açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, öncelikle kentsel dönüşüm için öngörülen hukukî süreç tanıtılmıştır. Ardından bu süreç, mülkiyet hakkının sınırlanması rejimi bakımından incelenmiştir.
Bölünemeyen tarımsal arazilerde mülkiyet hakkının devri
Tarımsal arazilerde; toprağın korunması, geliştirilmesi ve bölünerek parçalanmasının önlenmesi amacıyla hazırlanan en son yasal düzenleme 5403 sayılı Kanun sonrası 2014 tarih ve 6537 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu'dur. Bu yasal düzenlemeyle, bölünemeyen tarımsal arazilerdeki mülkiyet hakkı devrinin, hangi koşullarda ve nasıl uygulanacağı belirlenmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'deki tarımsal toprakların miras ve satış yoluyla mülkiyet hakkı devrinin mevzuattaki yeri derinlemesine incelenmiştir. Kanunlar, yönetmelikler ve uygulama talimatları doğrultusunda, Bakanlık tarafından belirlenen uygulama şartları ve süreçleri ayrıntılı bir şekilde anlatılarak, günümüz koşullarındaki yaşanan eksiklikler ve sorunlar tespit edilerek önerilerde bulunulmuştur.
Türk hukukunda alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi davası
Çalışmamız kapsamında, birlikte mülkiyet ilişkisinin çoğu zaman kaçınılmaz bir sonucu olan ortaklığın giderilmesi davası ve İİK m. 121 yetkisine dayanan, paydaşların açtığı ortaklığın giderilmesinden farklı olarak kendine özgü özel dava şartları bulunan ve esas amacı alacaklının alacağını tahsil imkânı sağlayan "alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi" davası incelenmeye çalışılmış, Türk Hukuk Siteminde malikin mülk üzerindeki mutlak tasarruf yetkisini sınırlandıran bu özel durumun kendine özgü usulî farklılıklarına değinilmiş, bu davaya özel dava şartları ayrı başlıklar altında irdelenmiştir. Çalışmamızla alakalı olarak öğretide ileri sürülen farklı görüşlerin yanında yüksek yargı içtihatlarına genişçe yer verilmiş, önemli sayılan hususların hemen ardından konuyla alakalı Yargıtay Kararları, karar künyesiyle birlikte sunulmuş, uygulamada sıkça yapılan hatalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ortaklığın giderilmesi davasına özgü tarafların davada hem davacı hem de davalı konumunda bulunmasının klasik hukuk davalarından farklı olarak yargılama giderlerinin paylaştırılmasına yansımasındaki hukuk mantığına ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK M. 154)
Malvarlığı değerleri, toplumun temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m. 154) düzenlemesi de bu malvarlığı değerlerinin bir kısmını korumak maksadına matuftur. Düzenleme üç fıkradan müteşekkildir ve her bir fıkrada ayrı bir suç tipine yer verilmiştir. Bu suçlarda malvarlığı değerleri, taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen ihlallere karşı korunmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili bulunan mülkiyet ve zilyetlik kavramları ve bunların diğer hukuk dallarındaki koruma yollarına, taşınmazların korunmasına yönelik bir ceza normu getiren 3091 sayılı kanuna ve 765 sayılı kanunda yer alan hakkı olmayan yerlere tecavüz düzenlemesine değinilmiştir. İkinci bölümde ise 5237 sayılı kanunun 154. maddesinde yer alan suçların incelemesine geçilmiştir. Birinci fıkrada özel mülkiyetteki taşınmazların, malikmiş gibi işgal edilmesi, sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması ve hak sahibi kimselerin taşınmazdan faydalanmasına engel olunması suç haline getirilmiştir. İkinci fıkrada köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş taşınmazların, zapt edilmesi, bunlarda tasarrufta bulunulması ve sürüp ekilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Sonuncu ve üçüncü fıkrada düzenlenen suç ise aidiyeti ehemmiyet taşımadan, suların mecrasının değiştirilmesi halinde vücut bulmaktadır.
Parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına müdahaleler
Mülkiyet hakkı, insanoğlunun sahip olduğu en önemli haklardan birisidir. İnsanın varlığının başlangıcından bu yana önemini korumuştur. Buna karşın, kısıtlanması mümkün olmayan bir hak değildir. Pek tabi ki mevzuatta öngörülen şartlar dahilinde de kısıtlanması ve bu hakka yönelik bazı müdahalelerde bulunulması mümkündür. İnsanların toplu yaşama içgüdüsü şehirleşmeye ve şehirlerin büyümesine neden olmuştur. Bunun sonucunda ise düzensiz ve çarpık yerleşmeler ortaya çıkmış ve kamu güvenliği, kamu sağlığı ve kamu yararı gibi ihtiyaçlar risk altına girmiştir. Bu nedenle şehirleşmenin bir düzene bağlanması ve bazı kamusal alanların oluşturulması gibi ihtiyaçlar ortaya çıkmış, böylelikle imar kavramı meydana gelmiştir. Bu amaçların yerine getirilebilmesi adına ise imar faaliyetleriyle mülkiyet hakkına yönelik bazı müdahalelerde bulunulmaktadır. İmar kavramının ve İmar Hukukunun en önemli adımlarından birisi olan parselasyon işlemi mülkiyet hakkına büyük oranda müdahale eden bir idari işlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yetkili idareler tarafından tesis edilen parselasyonla doğrudan malikin arazisine veya arazideki hissesine etki edilmektedir. Hak kayıplarının önüne geçilmesi ve yetkili idarelerce keyfiyetinin önlenebilmesi adına mülkiyet hakkı üzerinde yadsınamayacak etkileri olan parselasyonun müdahale şekillerinin ve sınırlarının da ortaya konulması gerekmektedir. Parselasyon işlemini tesis eden idarelere ve hak sahiplerine yararlı olması bakımından bu çalışma dört bölüm olarak hazırlanmıştır. İlk bölümde mülkiyet hakkına ilişkin, ikinci bölümde parselasyon işleminin anlaşılabilmesi adına planlara ilişkin genel bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde parselasyon ele alındıktan sonra dördüncü ve son bölümde ise parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına yönelen müdahaleler ele alınmıştır.
Taşınmaz malikinin sorumluluğu
Tezimizin konusunu oluşturan ve Türk Medeni Kanununun 730. maddesinde düzenlenen "Taşınmaz Malikinin Sorumluluğu", uygulama alanı oldukça geniş bir sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta, taşınmaz malikine kurtuluş kanıtı getirme imkânı verilmediğinden kusursuz sorumluluğun bir hali olarak kabul edilmektedir. Taşınmaz malikinin sorumluluğu Medeni Kanunda düzenlenmiş ise de koşulları Borçlar Kanununa göre belirlenmiştir. Bu nedenle çalışma konumuzu ele alırken Sorumluluk Hukuku prensiplerinden hareket edilmiştir. Tezimiz, üç bölüm olarak hazırlanmıştır. Birinci bölümde, öncelikle sorumluluğun tarihsel gelişimi, hukuki niteliği ve esasları ile özellikle diğer kusursuz sorumluluk halleriyle karşılaştırılması yapılmış, sorumluluğun uygulama alanı incelenmiştir. İkinci bölümde, hukuka aykırı eylemlerden kaynaklanan sorumluluk koşulları ile "Fedakârlığın Denkleştirilmesi" ilkesinin uygulama alanı bulduğu hukuka uygun ancak kaçınılmaz taşkınlıklardan kaynaklanan sorumluluk koşulları iki başlık altında irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, Taşınmaz malikinin sorumluluğunun hukuki sonuçları, açılabilecek davalar, davanın tarafları, ispat yükü ve zamanaşımı ile sorumlulukların yarışması ele alınmıştır. Çalışmamızda özellikle, unsurları ve kapsamları itibariyle birbirine benzeyen "Çevreyi Kirletenin Sorumluluğu" ile taşınmaz malikinin sorumluluğu kıyaslaması yapılarak farkları ortaya koyulmuş; davalısı kamu tüzel kişileri veya idare olan uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkını ihlal edebilecek nitelikteki taşkınlıklar sebebiyle uygulamada ortaya çıkan sorunların çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.
Olağan ve olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmazın mülkiyetinin kazanılması
Mülkiyet hakkı devren kazanılması ve mülkiyetin aslen kazanılması olmak üzere iki temel şekilde olmaktadır. Mülkiyetin aslen kazanıldığı durumlarından birisi olan, mülkiyetin zamanaşımı yoluyla kazanılmasıdır. Zamanaşımı ile mülkiyetin kazanılması hem taşınır eşya hem taşınmazlar bakımından söz konusu olabilir. Türk Medeni Kanunu'nda hüküm altına alınan zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılabileceği gibi sınırlı aynî haklar da kazanılabilir. Türk Medeni Kanunu' nda zamanaşımı, olağan ve olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı olarak ikiye ayrılır. Olağan zamanaşımı kazanılması ile olağanüstü zamanaşımı kazanılmasının arasındaki temel fark, malın üzerinde mülkiyeti kazanmak isteyen zilyedin, zilyetliği kazandığı andan itibaren ve zamanaşımı süresi boyunca iyiniyetli olması gerekliliğidir. Oysa olağanüstü zamanaşımında mülkiyetin kazanılması bakımından böyle bir koşul aramak mümkün değildir. Zira taşınır ya da taşınmaz eşyanın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılabilmesi için zamanaşımına konu olan bu eşyanın malikinin kim olduğunun dışarıdan anlaşılamaması, tapu sicilinin aleniyetliğini kaybetmiş olması gerekir. Öyle ki, zilyet bu eşyanın gerçekte malikinin kendisi olmadığını bilir veya bilmese dahi eşyanın gerçekte malikin kim olduğunu öğrenebilme olanağından mahrumdur. Taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması ile olağan zamanaşımı ile kazanılmasından diğer bir farkı ise, taşınmaza zilyet olan kişinin mülkiyeti kazanması için on yıl değil yirmi yıl beklemesi gerekliliğidir. v Zamanaşımı ile taşınmazın mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin günümüzde uygulanması çok da fazla karşımıza çıkmamaktadır. Özellikle de taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile kazanılmasına konu olması bakımından bu durum, bir yandan ülkedeki yapılan kadastro çalışmalarının neredeyse tamamlanmış olması ve diğer yandan da Anayasa Mahkemesi'nin 2011 yılında vermiş olduğu bir iptal kararı neden gösterilebilir. Çalışmamızda Türk Medeni Kanunu'nun taşınmazlara ilişkin olağan ve olağanüstü zamanaşımı ile mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümler, doktrindeki görüş ve tartışmalar ile Yargıtay' ın vermiş olduğu kararlar ışığı altında değerlendirmiş bulunmaktayız.
Zorunlu mecra irtifak hakkı
Günümüz açısından değişen ve dönüşen teknoloji kapsamında taşınmazlar üzerinden yarar sağlanarak belirli bazı tesislerin kurulması gerekmektedir. Teknolojinin geliştirilmesi ve düzenlenebilmesi için yapılacak olan tesislerde mülkiyet hakkının kısıtlanması gerekliliği gündeme gelmektedir. Taşınmaz malikine ait olan mülkiyet hakkının yasal yollarla kısıtlaması gerekliliği mevcut olmakla birlikte AİHS tarafından ve ulusal hukuk açısından mülkiyetin kısıtlanmasına ilişkin maddeler düzenlenmiştir. AİHS ve diğer ulusal hukuk düzenlemeleri ile ayni hak olan ve herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkının ne şartlar ve koşullarda ne tür haklar ile kısıtlanabileceğini belirlemiştir. Bizim açımızdan ise değişen teknoloji de mecranın kurulması mülkiyetin kısıtlanması açısından şartlar ve durumların neler olabileceğinin incelemeye alınmasının önemidir. Üç bölümden oluşan çalışmamız ilk bölümünde mecra irtifak hakkı kavramı hukuki niteliği ve çeşitleri incelemeye alınmış, ikinci bölümde ise zorunlu mecra irtifak hakkı şartları ve kurulması ve üçüncü bölümde ise zorunlu mecra irtifak hakkının, hükümleri, sona ermesi ve zorunlu mecranın güncel durumu ile uyuşmazlık halinde yargı süreci ele alınmıştır. Tezin yazım aşamalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ayrıca mülga 743 sayılı Türk Medeni Kanunundan gerektiğinde ve de doktrindeki görüşler ile yargı kararlarından yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İrtifak Hakkı, Ayni Hak, Mülkiyet Hakkı, Mecra İrtifakı, Mülkiyetin Kısıtlanması
Mülkiyet hakkının sınırlandırılma nedenlerinden biri olarak kamu yararı
Mülkiyet hakkı, insanoğlunun en temel haklarından birisidir. Mülkiyet hakkına getirilecek olan sınırlandırmaların keyfiliğini önlemeyi teminen bu hak anayasa, kanun ve uluslararası sözleşmelere taşınmıştır. Çalışmamızda mülkiyet hakkı incelenerek mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında sıkça kullanılan "kamu yararı" kavramının ne olduğuna, yasalardaki ve uluslararası mahkeme ve uluslararası sözleşmelerdeki yerine değinilmek suretiyle kamu yararının sınırları belirtilmiştir. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasının anayasalar, Anayasa Mahkemesi kararları, Yargıtay ve Danıştay kararlarındaki yeri ortaya konulmuş ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki tutumu incelenmiştir. AİHM' nin mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde kullanmış olduğu üç kural analizine yer verilerek devletlerin mülkiyet hakkının korunması yönündeki yükümlülükleri ele alınmıştır. Ayrıca AİHM tarafından devletlere tanınan geniş takdir marjı incelenerek, AİHM' nin tutumuna yer verilmiştir. Çalışmamızın sonunda, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak yasaların kamu yararı amacı için yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış ve hukuk devleti olarak yasama işlemlerinin kamu yararını amaçlaması gerektiği tespitine varılmıştır. Bu hususun Anayasa Mahkemesi tarafından hukuk devletinin unsurlarından biri olarak kabul edildiği ortaya konulmuş olup AİHM tarafından devletlere tanınan geniş takdir marjının sınırsız olmadığı, iç hukukumuzda takdir yetkisinin yasal sınırlar içinde ve gerekçeli, eşitlik ilkesine uygun olarak kamu yararı amacıyla kullanılması gerektiği, takdir yetkisinin kullanımının idari işlemin yetki, sebep, konu, maksat ve şekil unsurlarının hukuka aykırı olup olmaması bakımından yargısal denetime tabi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülkiyet hakkı, kamu yararı, hukuk devleti.
Mülkiyet hakları ve ekonomik büyümeye etkileri: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Kurum ve kurumsal yapı kavramları son dönemlerde iktisat alanında en çok incelenen alanlardan biri olmuştur. Özellikle yeni büyüme teorileri, kurumsal yapıların ve kurumların önemi üzerine odaklanmıştır. İktisat biliminin temel sorunlarından olan kaynak tahsisi konusunda, son yıllarda mülkiyet haklarının da önemi vurgulanmaktadır. Mülkiyet hakkından kaynaklanan kullanma, gelir elde etme ve transfer etme haklarının kurum perspektifinde ve özel mülkiyet kapsamında ekonomik büyümeye etkisi, ekonomik aktörler kadar dikkat çekmektedir. Mülkiyet hakları kurumsal yapının ve ekonomik büyüme sürecinin önemli unsurlardan biri olarak düşünülmektedir. Bu çalışmada seçilmiş 32 OECD ülkesinin mülkiyet haklarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi yatay kesit yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Yapılan ekonometrik analizde mülkiyet haklarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi araştırılmış ve mülkiyet hakları endeksinin yüksekliği ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin doğru yönlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de yabancıların taşınmaz edinimi ve etkileri
Yabancıların taşınmaz edinimi, ülkemizde cumhuriyet dönemi ve öncesini de kapsayacak şekilde yoğun tartışmaların yaşandığı ve Türk mevzuatında birçok defa değişikliklere konu olmuş, kanun değişikliklerine gündem teşkil etmiş bir alandır. Türk hukukunda yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi konusu dağınık bir yapı içinde düzenlenmiştir. Yabancıların Türkiye'de taşınmazlar üzerinde sahip olabilecekleri haklar, esas itibarıyla 2644 sayılı Tapu Kanunu'nda yapılan 6302 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle ele alınmaktadır. Bu çalışmada, bilhassa Tapu Kanunuyla ortaya konan hukuki çerçeve kapsamında yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz edinimine ilişkin kabul edilen şartlar ve kısıtlayıcı düzenlemeler incelenmiştir. Tapu Kanununda 2012 yılında gerçekleştirilen değişiklikler arasında en önemlisi yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimine ilişkin karşılıklılık şartının kaldırılmasıdır. Değişiklikle, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmesi için karşılıklılık şartının yerine, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ülkelerden birinin vatandaşı olmak şartı getirilmiştir. Yeni sistemde 2017 Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu'nun kaldırılmasıyla kanunlarda Bakanlar Kurulu'na verilen bütün görevler Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Bu yüzden Tapu Kanunu'na ilişkin tarihsel süreçte Bakanlar Kurulu'na ilişkin anlatılan yetkiler artık günümüzde Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır. Kanun düzenlemeleri sayesinde yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimi kolaylaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi, Tapu Kanunu, karşılıklılık.
Mülkiyet hakları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: AB ve OECD ülkeleri üzerine ampirik bir inceleme
Mülkiyet, toplumsal bir olgu, hukuki bir olay ve iktisadi yaşamın en önemli kavramlarından biridir. Mülkiyet hakkı ise; herhangi bir metanın ya da kaynağın tüketilebilmesi, başka birine devredilebilmesi ve kontrol edilebilmesidir. Ekonomik büyümenin bir motoru olarak görülen mülkiyet hakkının korunması, geliştirilmesi ve daha ileri seviyeye taşınması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki birçok araştırmacı, akademisyen ve politikacının yoğunlaştığı bir konu haline gelmiştir. Çalışmamızda, mülkiyet hakları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yönü, Avrupa Birliği ve OECD üyesi olan ülkeler bazında incelenmektedir. Bu doğrultuda, AB ve OECD ülkelerinde, mülkiyet hakkının iktisadi büyüme üzerindeki etkisi, 2009- 2017 dönemlerine ait verilerle, panel veri analizi kullanılarak araştırılmaya çalışılmıştır. Yapılan analizin sonuçları, mülkiyet hakları ile ekonomik büyüme arasında aynı yönlü ilişkiye işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Mülkiyet Hakkı, Ekonomik Büyüme, Kurumsal İktisat, Mülkiyet Hakları Endeksi, Panel Veri Analizi.
Aile konutu üzerinde tasarruf
Aile kurumunun sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için bu kurum içerisinde yer alan bireylerin, kişisel hak ve yükümlülükleri ile ailenin ortak menfaatlerin kanunlarla etkin bir şekilde korunması gerekmektedir.Bu doğrultuda, Türk kanun koyucusu, yeni 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nu, 22.11.2001 tarihinde kabul edip, 1 Ocak 2002 tarihinde de yürürlüğe koymuştur.Yapılan reformlardan en önemlilerinden birisi de daha önce hukuk düzenlememizde bulunmayan aileyi koruyucu nitelikteki "Aile Konutu" müessesedir. Aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin mülkiyet hakkının, üçüncü kişilerle miras şirketi ilişkisinden ya da paylı bir mülkiyet ilişkisinden doğması mümkündür.Miras şirketinde, kullanım hakkı kendisine bırakılan ve konutu aile konutu olarak özgüleyen eş, diğer maliklerin onayıyla, bu konut üzerinde ailesinin oturma hakkı ile bağdaşmayan hatta aile konutunun kaybı neticesini doğuran bir takım hukuki işlemlere girişebilir. Anahtar kelimeler: aile, tasarruf, aile konutu, ortak yaşam, oturma hakkı.
Kamulaştırmasız el atma
Bu tezin amacı, mevcut kamulaştırmasız el atma uygulamalarının çözümüne ve yeni kamulaştırmasız el atmaların önüne nasıl geçilebileceğine yönelik önerilerinde bulunmaktır. Tezde genel olarak mülkiyet hakkı ve mülkiyet hakkının sınırlanması, kamulaştırmasız el atma kavramı ve tanımı, kamulaştırmasız el atmanın hukuki niteliği ve sonuçları, Türk hukukundaki gelişimi, unsurları, kamulaştırmasız el atmaya karşı hukuki başvuru yolları incelenmiştir. Tezde ayrıca kamulaştırmasız el atmanın mülkiyet hakkına müdahale niteliğindeki diğer hukuki kurumlarla karşılaştırması yapılmıştır. Tez kapsamında kamulaştırmasız el atma hakkındaki kaynaklar ile kamulaştırmasız el atmanın şekillenmesinde önemli bir rol üstlenen yargı kararları taranmış ve kamulaştırmasız el atma hakkındaki önemli görülen yargı kararlarına tezde yer verilmiştir. Tezde şu sonuçlara ulaşılmıştır: Anayasa'ya ve kanunlara aykırı olduğu gibi suç teşkil eden ve etik olmayan kamulaştırmasız el atma uygulamalarının hangi sebep ve amaçla yapılırsa yapılsın bir hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün değildir; kamulaştırmasız el atma sorununun uzun yıllardan beri devam ediyor olmasının en önemli nedeni, kamu gücünü elinde bulunduranların ve kanun koyucunun sorunu çözme hususunda isteksiz davranmalarıdır; bugüne kadar kamulaştırmasız el atma hakkında getirilen yasal düzenlemelerin birçoğunun amacı, iddia edildiği gibi taşınmazları elinden alınan maliklerin mağduriyetlerini gidermek değil, idareyi korumaktır; kamulaştırmasız el atma sorununun çözümüne yönelik yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.