Radiography-dental

74 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal cerrahi tedavisi yapılmış hastaların klinik ve radyografik verilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Periodontal hastalık nedeniyle destek yapılarını kaybeden dişlerde ana hedef periodontal hastalığın ilerlemesini durdurmakla beraber kaybolan dokuları tekrar oluşturmaktır. Son zamanlarda, cerrahi travmayı en aza indirmek için yeni flep tasarımları önerilmiştir. Güncel teknikler cerrahi sonrası komplikasyonlarda ve hasta rahatsızlığında azalmaya yol açmıştır. Çalışmamızın amacı minimal invaziv cerrahi tekniklerin retrospektif olarak değerlendirilmesi ve incelenmesidir. Çalışmamıza 20-59 yaş aralığında 12 erkek, 21 kadın olmak üzere 33 hasta dahil edilmiştir. 33 hastada 43 bölgeye cerrahi işlem uygulanıp değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmamızda MIST/M-MIST ve NIPSA cerrahisi uygulanan 2 hasta grubu bulunmaktadır. 28 bölgeye NIPSA cerrahisi uygulanırken 15 bölgeye MIST uygulanmıştır. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi [PI], gingival indeks [GI], sondalamada kanama indeksi [SKİ], sondalanabilir cep derinliği [SCD], klinik ataçman seviyesi [KAS], çekilme derinliği [ÇD], keratinize doku yüksekliği [KDY], papil yüksekliği [PY]) cerrahi işlemden önce ve sonrasında alınmıştır. Cerrahi sonrası ağrı değerlendirmesi (VAS) yapılmıştır. Örneklerin istatistiksel analizinde, Kolmogorov-Smirnov, Paired Samples T, Mann Whitney-U testleri kullanılmıştır. Çalışmamızda her iki grupta da SCD ve KAS verileri anlamlı derece azalma göstermiştir. NIPSA ve MIST grubu arasında VAS skorlaması açısından istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. NIPSA grubunda cerrahi sonrası papil çekilmesinin MIST'e göre anlamlı seviyede düşük olduğu gözlenmiştir (p<0.05). NIPSA grubu gingival inflamasyonun iyileşmesinde MIST'e göre daha erken dönemde sonuç göstermiştir. Her iki tekniğin de ataçman kazanımında faydalı olduğu ve cerrahi sonrası travmayı azalttığı söylenebilir. Daha fazla hasta ve değerlendirilen örneğin olduğu, çok merkezli daha detaylı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Cerrahi-diş hekimliğiPeriodontal hastalıklarPeriodonti+2
Aylin Öztin
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitis-periimplantitis ve sağlıklı bireylerin radyografilerinin fraktal analiz yöntemi ile incelenmesi

Periodontal ve peri-implanter hastalıklar inflamatuar hastalıklardır ve teşhislerinde klinik muayenenin yanı sıra radyografların rolü büyüktür. Son yıllarda radyografiler ve dijital görüntüler kullanılarak birçok hastalığın kemikteki prognuzunun teşhisi için fraktal analiz (FA) yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı farklı periodontal ve peri-implanter hastalıklı bireylerin interdental kemik bölgesinde meydana gelen değişikliklerin FA yöntemiyle incelenmesidir. Çalışmamıza genel ağız teşhisine göre sağlıklı periodonsiyum tanısı konmuş 54, gingivitis tanısı konmuş 59 ve periodontitis tanısı konmuş 67 olmak üzere toplam 180 birey, örnek bazlı olarak sağlıklı diş tanısı konmuş 87, gingivitis tanısı konmuş 56, periodontitis tanısı konmuş 37, sağlıklı implant tanısı konmuş 30, peri-mukozitis tanısı konmuş 30 ve peri-implantitis tanısı konmuş 30 olmak üzere toplam 270 örnek dahil edildi. Bireylerin periodontal klinik ölçümleri [plak indeksi (PI), modifiye plak indeksi (mPI), gingival indeks (GI), modifiye sulkus kanama indeksi (mSKI), sondalamada kanama indeksi (BOP), klinik ataçman seviyesi (KAS), sondalanabilir cep derinliği (SCD), çekilme derinliği (ÇD) ve marjinal kemik kaybı (MKK)], ve panoramik röntgenleri alındı. Panoramik radyografiler üzerinde 10 x 25 piksel olacak şekilde dikdörtgen alanlar seçilerek, trabeküler yapının fraktal boyutu (FB) ImageJ program üzerinden hesaplandı. İstatistiksel analizler için SPSS, Kruskar-Wallis, Mann Whitney-U, Pearson korelasyon katsayısı ve t testleri kullanıldı. Değerlendirmeler sonucunda tüm peri-implant örneklerin FB değerleri periodontal örneklerin FB değerlerinden anlamlı derecede daha düşük bulundu(p<0,05). Ayrıca FB değerleri ile KAS arasında istatistiksel olarak anlamalı derecede pozitif korelasyon saptanmıştır. Örneklerm büyüklüğü daha fazla olan, başka radyografik tekniklerinin kullanıldığı, farklı ROI boyutlarının kullanıldığı, koronal ve apikal olarak maksilla ve mandibulada farklı interdental ve implant-diş arası alanları değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Fraktal analizPeriimplantitisPeriodontal hastalıklar+5
Hanıeh Meysamıpour
Gaziantep University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik tedavi görmemiş bireylerde midpalatal sutur matürasyonunun bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; ortodontik tedavi görmemiş bireylerde midpalatal sutur matürasyonunu değerlendirmek, hızlı üst çene genişletmesi (RME) gereken bireylerde midpalatal sutur (MPS) dışında en fazla direnç gösteren zygomatikomaksiller sutur (ZMS) matürasyonunu değerlendirmek, sfenooksipital sinkondrosis (SOS) kapanma derecesini ve ZMS, SOS ve MPS yapılarının olgunlaşma derecesi arasında korelasyon varlığı araştırılmasıdır. Ayrıca çalışmaya palatinal kemik kalınlığı ve palatinal kemik uzunluğu (ANS-PNS) ölçümlerinin MPS matürasyonu ile korelasyon varlığının doğrulanmasıdır. Çalışmada Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümünde çekilmiş paranazal sinüs bilgisayarlı tomografi (BT) arşiv görüntüleri kullanılmıştır. Arşiv bilgilerine dayanarak 7-30 yaş aralığında 312 hastanın verileri değerlendirilmiş ve hastalar yaş aralıklarına göre 6 gruba ayrılmıştır. 1. grup 7-10 yaşlarındaki bireyler, 2. grup 11-13 yaşlarındaki bireyler, 3. grup 14-16 yaşlarındaki bireyler, 4. grup 17-20 yaşlarındaki bireyler, 5. grup 21-25 yaşlarındaki bireyler ve 6. grup 26-30 yaşlarındaki bireylerden oluşmaktadır.Tüm hastaların BT görüntülerinde MPS, ZMS ve SOS matürasyon dereceleri sınıflandırılmıştır ve palatainal kemik kalınlığı ile palatinal kemik uzunluğu ölçülmüştür. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows programı kullanılarak analiz edilmiştir. MPS, ZMS matürasyonu ve SOS kapanma derecesi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (MPS-ZMS r=0.816, MPS-SOS r=0.736, ZMS-SOS, r= 0.868, p=0,000<0.05) Çalışmada varılan bir diğer sonuç; palatinal kemiği kalın ve kısa olan bireylerin maksillofasiyal sutur matürasyonlarının gecikmesi ve iskeletsel yaşının kronolojik yaşına göre geriden geliyor olmasıdır (MPS-Palatal bone thickness r=0,405, MPS-Palatal bone length r=0,387, p=0,000<0,05). Çalışmada adolesan dönem sonrası (17 yaş üstü) bireylerde sutur gelişimi ya da iskeletsel yaş açısından cinsiyetler arası fark bulunmamıştır (p>0,05). Adölesanlarda ve öncesinde iskeletsel olarak kızların erkeklerden en az 1 yıl daha önce olgunlaştığı ve sutur matürasyonlarının daha erken gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak MPS matürasyonunun, ZMS matürasyonu, SOS kapanma derecesi ve palatinal kemik morfolojisi ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Alveolar kenar artırılmasıDamakKraniyal sütürler+6
Gökçen Yeşil
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Endodontik tedavi sonrası periapikal dokuların değerlendirilmesinde periapikal radyografi ve konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografinin kullanımı

Bu klinik çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinden 18 ay sonra periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) kullanarak her bir kökün periapikalindeki radyolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır.Kök kanal tedavisi planlanan, klinik ve radyolojik dahil edilme kriterlerini (PAI ? 3) taşıyan 42 hastanın 86 dişinden diyagnostik dijital periapikal radyografi ve CBCT taraması alındı. Hastalar operasyondan 18 ay sonra tekrar değerlendirildi. Mevcut olan periapikal radyolusensinin varlığı veya yokluğu hem de boyutunun artması veya azalması üç kalibre olmuş araştırmacı tarafından değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak McNemar's testi ile analiz edildi. Periapikal indeks (PAI) ve CBCTPAI skorları belirlendi ve tüm sonuçların korelasyonlarına Spearman's rho testi ile bakıldı.`İyileşti' oranı periapikal radyografi değerlendirmesinde %44,19 iken, CBCT değerlendirmesinde aynı oran %26,74 olarak saptandı. Sistemler arasında istatistiksel bir fark bulundu (p<0,05). Bu oran `efektif tedavi' gruplandırılmasında (periapikal radyoluseninin boyutunun azalması) sırasıyla %95,35 ve %93,02 çıkarak yükselmiştir. Başlangıçta var olan lezyonlar, takip sürecinde alınan periapikal radyografi ve CBCT görüntüleriyle `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar değerlendirildi. Bu gruplandırmada da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu bulundu (p<0,05). Ardından PAI ve CBCTPAI skor sonuçları `iyileşiyor', `iyileşti', `değişmedi' ve `genişledi' olarak kategorilendirildi. Gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu (p<0,05). Lezyonlar PAI ve CBCTPAI gruplarında `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar gruplandırıldı. İstatistiksel olarak iki grup arasında fark bulundu (p<0,05).Sonuç olarak; CBCT grubu ile değerlendirilen kök kanal tedavileri yapılmış dişlerin, periapikal radyografiler ile yapılan değerlendirmesine göre daha düşük `iyileşiyor' ya da `iyileşti' oranına sahip olduğu gözlenmiştir. Lezyonların milimetrik ölçümleri, PAI ve CBCTPAI skor sistemleri başlangıçta benzer korelasyon gösterirken, zamanla bu sistemler arasındaki korelasyonun azaldığı görüldü.

EndodontiPeriapikal dokuRadyografi-dental+2
Gökhan Atakan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanin, premolar ve süpernümerer dişlerin cerrahi çekimi öncesi ön değerlendirmede CBCT'nin öneminin araştırılması

Gömülü diş, beklenen zamanda sürmeyerek diş arkında yerini almayan diş olarak tanımlanır. En sık olarak gömülü kalan dişler alt ve üst akıl dişleridir, bunu sırasıyla üst kanin dişleri ve alt premolar dişler takip eder. Gömülü dişlerin çekimi esnasında ve sonrasında; komşu dişte harabiyet, yanlış diş çekilmesi, sinirlerin zarar görmesi, lojlara diş/kök kaçması, maksiller sinüs veya burun tabanı perforasyonu gibi bazı komplikasyonlarla karşılaşılabilir. Bu komplikasyonların önlenmesi amacıyla iyi bir radyografik değerlendirme oldukça önem arzeder. Diş hekimliğinde geleneksel radyografik görüntüleme araçları olan periapikal, oklüzal, sefalometrik ve panoramik radyografiler (OPG) sadece iki boyutlu inceleme imkânı sağladığından; çenelerdeki anatomik yapıların, patolojilerin ve lezyonların lokalizasyonu ile boyutu hakkında sınırlı bilgiler sağlar. Ayrıca iki boyutlu görüntü veren bu yöntemlerde; çevre dokuların süperpozisyonu, magnifikasyon, görüntülerin distorsiyonu, perspektif problemleri gibi dezavantajlar da mevcuttur . İki boyutlu görüntü veren bu sistemlerdeki yetersizlikten dolayı konik-ışınlı-bilgisayarlı-tomografi (CBCT) veya dental-volumetric-tomografi (DVT) olarak adlandırılan ve özellikle baş ve boyun uygulamalarında yoğun ilgi gören görüntüleme sistemleri geliştirilmiştir. CBCT'nin; düşük radyasyon dozu, doğru ve hassas değerlendirmeye izin vermesi, hızlı tarama süresi, daha az artefakta ve magnikasyona sebep olması gibi birçok avantajı vardır. Çalışmamızda gömülü kanin, premolar ve süpernümerer toplam 108 dişin cerrahi çekimi öncesi ön değerlendirmesinde, 70 hastadan çekilmiş olan panoramik radyografiler (OPG) ile CBCT'ler değerlendirilerek elde edilen bu iki veri birbirleri ile kıyaslanmıştır. Akıl dişleri haricinde çenelerde gömülü kalan dişlerin cerrahi çekimi öncesinde CBCT'nin öneminin değerlendirilmesinin amaçlandığı bu çalışmada, sonuç olarak, ilgili dişlerin çekimi öncesi OPG'larla birlikte CBCT görüntülemesinin günümüz teknolojisinde özellikle şüpheli vakalarda bir seçenek değil bir zaruriyet olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar sözcükler: CBCT (Cone Beam Computed Tomography), Panoramik radyografi (OPG), Gömülü Dişler, Tesadüfi lezyonlar.

Diş çekimiDişlerKöpek dişleri+3
Omed Shafıg Hamaamın
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı sayısal ortodontik modelleme yönteminin güvenilirlik ve geçerlilik açılarından karşılaştırılması

Sayısal ortodontik modellerin teşhis ve tedavi planlamasında kullanımı gelişen yazılım teknolojilerinin getirdiği avantajlar ile giderek yaygınlaşmaktadır. Geleneksel olarak lazer yüzey tarama metodu kullanılarak elde edilen sayısal modellerin güvenilir ve geçerli olduğu kanıtlanmışken alçı modeller üzerinde yapılan direkt ölçümler ?altın standart? olmaya devam etmektedir. Ölçü maddesi ve kapanış mumunun direkt KIBT (konik ışınlı bilgisayarlı tomografi) ile taranması yoluyla yapılan sayısal modelleme nispeten yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı yöntem ile elde edilen sayısal ortodontik modeller üzerindeki ark içi ve arklar arası ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliklerini kıyaslamaktır. Çalışmamız, kliniğimize ortodontik tedavi amacıyla başvuran 50 hastadan elde edilen alçı ve sayısal modeller üzerinde yapılmıştır. Her hastadan, PVS (Polivinil siloksan) ölçü maddesi ile ölçüler alınarak, bir alçı model ve farklı yöntemlerle çalışan iki modelleme firması (Orthomodel, Orthoproof) aracılığı ile de iki sayısal model elde edilmiştir. Modeller üzerinde ark içi ve arklar arası lineer ölçümler ve bu çalışmaya değiştirerek uyarladığımız PAR (Peer Assessment Rating) skorlaması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ICC (Intraclass Correlation Coefficient) katsayısı hesaplanarak ve tek yönlü ANOVA testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda aynı araştırmacı tarafından tekrarlanan ölçüm sonuçları değerlendirildiğinde tüm gruplarda güvenilirliğin oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir (ICC>0.90). Her iki yöntemle de oluşturulan sayısal modellerdeki ölçümleri altın standardı temsil eden alçı modeller ile kıyasladığımızda hiçbir lineer ölçümde ve skorda istatistiksel ve klinik olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). KIBT tarama yöntemi ile oluşturulan sayısal modeller üzerindeki ortodontik ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliği geleneksel lazer yüzey tarama yöntemi ile elde edilen sayısal modellerdekilerden farklı değildir.

Güvenilirlik ve geçerlilikModellenmeOrtodonti+5
Arda Meriç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemen, erken ve geç yüklenen implantların, yüklemenin ilk yılında stabilite ve kemik yoğunluğundaki değişiklikler açısından değerlendirilmesi

Son yıllarda, implantların hemen veya erken dönemde yüklenmesinin olumlu sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Ancak maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, implantın hemen veya erken yüklenmesiyle ilgili sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu klinik çalışmanın amacı; maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, hemen, erken ve geç yüklenen implantların sekonder stabilite parametreleri arasındaki farklılıkların ve implant çevresindeki kemik yoğunluğu değişikliklerinin araştırılması ve değerlendirilmesidir. Otuzdört hastaya toplam 40 adet dental implant (İmplantium, Dentium, Güney Kore) yapılmıştır. Hemen veya erken yükleme protokolleri için önkoşullar belirlenirken; CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu(PreOpHu), subjektif kemik kalitesi sınıflaması(SKS), yerleştirme torku(ITV) ve primer implant stabilitesi(ISQ_Primer) değerleri gözönünde bulundurulmuştur. Ön koşulları sağlayan 13 implant hemen yüklenmiş, diğer 13 tanesi ise erken yüklenmiştir. Ön koşulları sağlayamayan 14 implant geç yükleme protokolüne alınmıştır. İmplantların sekonder stabilite takipleri 1, 3, 6, 9, ve 12. ay'larda Osstell(RFA) cihazı kullanılarak yapılmıştır. 12.ayda alınan CBCT görüntülerinde implantın çevresindeki kemik yoğunluğu, değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme için tek yönlü ANOVA ve ikili karşılaştırmalarda TUKEY testi kullanılmıştır.(p=0,005) Çalışmanın sonuçlarına göre; yükleme grupları arasında 1.ay ISQ değerleri açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Ancak 12.ayda hemen yükleme grubunun ISQ değerleri geç yükleme grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında; İmplant çevresindeki kemik yoğunluğu açısından anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ayrıca, CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu değerleriyle, subjektif kemik sınıflaması (SKS) ve implant stabilite parametreleri (ITV, ISQ_Primer) arasında anlamlı korelasyon vardır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, posterior maxilladaki tek diş eksiklikleri, uygun koşullar sağlandığında hemen veya erken dönemde yüklenebilir. Ayrıca CBCT, kemik yoğunluğunun değerlendirilmesinde ve stabilite parametrelerinin cerrahi öncesinde tahmin edilebilmesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabilir.

Dental implantasyonDental implantlarKemik dansitesi+4
Mücahide Akoğlan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pedodonti hastalarında odontojenik kistlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi bulgularının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Odontojenik kistler, dişe ait yapıların epitelinden gelişmekte ve genellikle yavaş büyümektedirler. Pedodonti hastalarında kistler genel olarak daha hızlı büyümekte ve kistlerin davranışlarını öngörmek daha zor olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalına çeşitli dental nedenlerle başvuran pedodonti hastalarındaki odontojenik kistlerin çeşitlerini, cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımlarını araştırmak, KIBT verileriyle kistlerin özelliklerini belirlemek ve daha önce elde edilen diğer bilgilerle bu verileri karşılaştırmaktır. Yaşları 7-18 arasında değişen pedodonti hastalarında 15'i kız, 27'si erkek toplam 42 odontojenik kist olgusu (radiküler, dentigeröz kist ve keratokistik odontojenik tümör) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileriyle retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Odontojenik kistler; yaş, cinsiyet, anatomik yerleşim, yükseklik, genişlik, derinlik, dalgalı sınır, inferior alveolar sinirle ilişki, kortikal kemikte perforasyon ve ekspansiyon, maksiller sinüse doğru genişleme, gömülü diş ya da dişlerle ilişki, lezyon şekli, diş ya da dişlerdeki yer değişiklikleri, kök rezorpsiyonları, maksiller sinüste oluşan perforasyonlar, nazal havayolundaki daralmalar ve nazal kavitede meydana gelen rezorpsiyonlar bakımından istatistiksel olarak incelenmiştir. Erkekler (%64.3) çoğunlukta ve radiküler kistler (%54.8), dentigeröz kistlerden (%23.8) ve keratokistik odontojenik tümörlerden (%21.4) daha fazla bulunmuştur. En fazla 13-18 yaş grubunda (%71.4) görülen odontojenik kistler, maksilla anteriorda (%33.3) sıklıkla yerleşim göstermiştir. Dentigeröz kistlerin %100'ü uniloküler olup dalgalı sınır %0 bulunmuştur. Keratokistik odontojenik tümörlerde dalgalı sınır %100 ve ilgili dişlerde kök rezorpsiyonu %0 saptanmıştır. Pedodontide odontojenik kistlerin dağılımı ve özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak, klinik ve radyolojik muayene sırasında bu lezyonların teşhis edilmesinde ve uygun tedavi planlamasının yapılmasında diş hekimlerine yardımcı olacaktır.

KistlerOdontojenik kistlerPedodonti+3
Büşra Yılmaz
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus apareyi uygulanmış sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalardaki iskeletsel değişikliklerin üç boyutlu değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu tez çalışmasının amacı Forsus apareyi (Forsus Fatigue Resistant Device, 3M Unitek) uygulanan Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalarda meydana gelen iskeletsel değişimlerin Konik Hüzmeli Bilgisayarlı Tomografi (KHBT) görüntüleri kullanılarak üç boyutlu olarak incelenmesidir. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma, kliniğimize tedavi amacıyla başvuran ve sabit fonksiyonel aparey endikasyonu olup başka bir çalışma amacıyla Çukurova Universitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra çekilmiş KHBT görüntüleri bulunan 35 hasta üzerinden yürütülmüştür. Hastaların büyüme ve gelişim potansiyeli farklılıklarından dolayı peak pübertal dönem olarak 13-14 ve geç pübertal dönem olarak 15-17 yaşları arası iki alt grup oluşturulmuştur. Hastaların seçiminde iskeletsel Sınıf II dişsel Sınıf II Bölüm 1 kapanış bozukluğuna sahip olmasına, KHBT çekimi sırasında bireylerin 13-17 yaş aralığında olmasına, tüm daimi dişlerinin sürmüş, herhangi bir alt çene deviasyonu, sistemik problemi ve temporomandibular eklem problemi olmamasına, ANB açısının 4 dereceden ve overjet miktarının 5 mm'den büyük olmasına dikkat edilmiştir. Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra alınan KHBT görüntüleri incelendiğinde, Forsus apareyinin peak pübertal dönemdeki hastalarda daha fazla olmak üzere alt çene üzerinde uyarıcı etkisi olduğu görülmüştür. Üst çene üzerinde sagital yönde iskeletsel etki gözlemlenmemiştir. Dik yön oranlarında her iki grup için de değişiklik görülmemiştir. Her iki grup için de üst kesici dişlerin dikleştiği, alt kesici dişlerin devrildiği görülmüş, geç pübertal dönemdeki hastalarda bu durumun daha şiddetli olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Forsus apareyinin Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip bireylerde olumlu yönde iskeletsel etkisinin bulunduğu ancak geç pübertal dönemdeki bireylerde bu iskeletsel etkinin sınırlı olduğu görülmüştür.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIOrtodonti+4
Onur Gürkaynak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde "twin force bite corrector" ve forsus apareylerinin tedavi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin tedavisi amacıyla kullanılan "Forsus" ve "Twin Force Bite Corrector" sabit fonksiyonel apareylerinin dişsel ve iskeletsel etkilerini karşılaştırmaktır. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin lateral sefalometrik radyografileri incelenmiştir. Çalışmaya II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, Servikal Vertebra Maturasyon İndeksine göre büyüme atılım döneminde ( SVM II, SVM III) olan, Forsus veya Twin Force apareyleri ile tedavi edilmiş, başlangıç ve bitim kayıtları tam olan bireylerin kayıtları dahil edilmiştir. Çalışmada Forsus ile tedavi edilmiş 22 (ortalama yaş 12.3 ± 0.83), Twin Force Bite Corrector ile tedavi edilmiş 22(ortalama yaş 12.1 ± 0.98) birey olmak üzere toplam 44 bireyin tedavi öncesi ve tedavi bitiminde alınan lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Radyografiler "Dolphin" sefalometri çizim programı kullanılarak bilgisayar ortamında çizilmiş ve ölçümler yapılmıştır. İstatistiksel analiz için bağımlı ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda Twin Force grubunda dik yönü gösteren açılarda (Posterior açılar toplamı, SN-GoGn p0.05; SN-Mandibular düzlem açısı p0.01) ve alt dudağın E çizgisine olan uzaklığında (p0.05) Forsus grubuna göre anlamlı derecede artış bulunmuştur. Forsus grubunda ise Twin Force grubuna göre alt kesici açılarında (IMPA) (p0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede artış meydana gelmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre Twin Force Bite Corrector aygıtı bireylerin dik yön değerlerini Forsus'a göre daha fazla arttırmış, Forsus aygıtı ise alt kesici açılarında Twin Force aygıtına göre daha fazla artışa sebep olmuştur.

Dental aygıtlarDişlerMaksilla+4
Orhan Sarıosmanoğlu
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde son irrigasyon ajanı olarak kullanılan MTAD solüsyonunun periapikal lezyonlu dişlerde tedavi başarısına etkisi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bu çalışmanın amacı; periapikal lezyonlu dişlerde, MTAD yıkama solüsyonunun geleneksel yıkama prosedürlerini takiben yapılan son yıkamada kullanılmasının apikal periodontitisin iyileşmesindeki etkisini radyografik ve klinik muayene ile gözlemlemektir. Tek köklü periapikal lezyonlu 100 dişe sahip 100 hasta her biri 10'arlı randomize bir blok tasarımı kullanılarak 2 gruba ayrılmıştır. Kök kanalları Reciproc Blue (VDW, Munich) döner sistem eğeler ile şekillendirilmiş ve kanal şekillendirilmesi sırasında yandan delikli enjektörler (NaviTips, 30 gauge; Ultradent Products, Inc., South Jordan, UT, ABD) kullanılarak 5 ml 2.5% NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Son yıkama bir grupta 5 ml 2.5% NaOCl (n=50) ile diğer grupta 5 ml MTAD (n=50) ile yapılmıştır. Tüm kanallar 5 ml serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra AH Plus kanal patı ve guta perkalarla soğuk lateral kondenzasyon yöntemi ile doldurulmuştur. Üç hasta tedavi sonrası hamilelik, sistemik hastalık ve medikament kullanımı gibi sebeplerden izlemden çıkarılmıştır. Doksan yedi hasta 24 ay sonra radyografik ve klinik muayene için geri çağırılmıştır. Yirmi beş hasta kontrol randevularına gelmediğinden çalışma dışı bırakılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası PAI skorları karşılaştırılmıştır ve dişler 'sağlıklı' (PAI ≤ 2) veya 'başarısız' (PAI ≥ 3) olarak değerlendirilmiştir. Grupların tedavi öncesi ve 24. ay takip radyografları arasındaki farkları karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Her bir grup için başlangıçtan takip sonuna kadar PAI skorlarındaki değişiklik Wilcoxon testi ile değerlendirilmiştir. Tedaviden 24 ay sonra 72 hasta değerlendirilmiştir. Yetmiş iki dişin 65'inde PAI skorunda istatistiksel açıdan anlamlı bir düşüş görülmüştür. MTAD grubunda 37 dişin 33'ünde (% 89.2); NaOCl grubunda ise 35 dişin 32'sinde (% 91.4) radyolusensi azalmış veya kaybolmuştur. MTAD grubunda 4 dişin PAI skorunda değişiklik görülmemiştir. Başlangıç ve 24. ay sonrası PAI skorlarının değişiminde iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= .551). MTAD solüsyonunun son yıkamada kullanılması kanal içi dezenfeksiyonda fayda sağlamakla beraber, iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

DişlerKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları+5
Berkcan Yıldız
Çukurova University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diabetli ve sistemik sağlıklı bireylerde uygulanan kemik içi dental implantlarda peri-implant oluk sıvısı(PIOS) Interlökin-1beta (IL-1ß) ve Tumor Nekroz Faktor- alfa (TNF-a) ve peri-implant doku parametrelerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Dental implantlar parsiyel dişsiz veya tamamen dişsiz hastalarda fonksiyonun daimi dişlerde olduğu gibi sağlanması amacıyla uzun yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Bununla birlikte dental implant tedavilerinin başarıları üzerinde, örneğin diabetes mellitus (DM) gibi sistemik hastalıkların etkileri halen araştırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dental implant tedavisi uygulanacak glisemik yönden kontrol altındaki tip 2 diabetli hastalar ve sistemik sağlıklı bireylerde implant tedavisini takiben implant çevresi dokulardaki değişimlerin ve oluk sıvısındaki (PIOS) IL-1ß ve TNF-? gibi inflamatuar mediatör seviyelerindeki değişimleri hem grupiçi hem de gruplararası yönden karşılaştırarak değerlendirmektir.Çalışma 13 tip 2 diabet ve 7sistemik sağlıklı birey üzerinde yürütülmüş olup toplamda 39 dental implant uygulaması yapıldı. Hastaların tüm ağız doğal dişler ve implant bölgelerinden 1. , 4. , 7.ayda ve ayrıca dişlerden pre-operatif olarak tüm klinik indeks ölçümleri(PI, GI, CD, SK, KAS, KDG) ve implant yerleştirildikten hemen sonra ,1. ve 4. ayda implant stabiliteleri ve yine 1. 4. ve 7. ayda implant çevresi oluk sıvıları alınarak TNF-? ve IL-1ß sitokin seviyeleri değerlendirildi. İmplant bölgesindeki alveoler kemik seviyeleri başlangıç, 4. ve 7. ayda direk digital radyografilerle alınarak özel bir software programında değerlendirildi. Verilerin istatiksel olarak Shapiro Wilk testi, Student's t testi, Mann Whitney U testi, Bağımlı t testi, Wilcoxon İşaret testi Friedman testi, Spearman'ın Korelasyon analiziyle incelenmiştir.Grup içi ve gruplar arası PI, GI, CD, SK, KAS indeks ölçümlerinde önemli bir fark bulunamadı. KDG, DM grubunda takip dönemlerinde istatiksel olarak önemli miktarda azalmış olup (p<0,004) gruplar arası değişim önemli bulunmadı. İmplant stabilitesi DM grubunda takip dönemlerinde istatiksel olarak önemli miktarda artış gösterirken( p<0,008) gruplar arası değerlendirmelerde bir fark bulunamadı. Radyografik değerlendirmede AKS, DM grubunda dönemler arası istatiksel olarak önemli miktarda azalma gösterirken ( (p=0,003), (p<0,001), (p=0,024) )gruplar arası değişimlerde 0. ve 7. aylar arasında DM grubundaki azalma istatiksel olarak önemli bulundu. TNF-?/kons. seviyesi DM grubunda 4.ayda 1.aya göre önemli miktarda artış gösterirken 7. ayda 4. aya göre önemli miktarda azalma gösterdi. (Bonferroni düzeltmesine göre p<0,025 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi, 1.ay ile 4.ay arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı, p<0,008, 4.ay ile 7.ay arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı, p<0,008) IL-1ß kons/site ve TNF-?/site sitokin seviyelerinde grup içi ve gruplar arası değerlendirmelerde önemli bir fark görülmedi.Sonuçlarımızı değerlendirdiğimizde, glisemik yönden kontrol altında olan diabetli bireylerde mevcut periodontal durum düzeltilip kontrol altına alınmasıyla ve aynı durumun idame süresince de muhafaza edilmesiyle dental implant tedavilerinin prognozunun başarılı olabileceğini düşünmekteyiz. Bununla birlikte konunun daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla diabetik bireyin dahil edildiği uzun süreli çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.

Dental implantasyonDiabetes mellitusGingival oluk sıvı+4
Şeyma Bozkurt
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılan hacimsel hesaplamalarda farklı planimetrik yöntemlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada amaç konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile yapılan hacimsel ölçümlerde farklı planimetric yöntemlerin doğruluğunun karşılaştırılmasıdır. Sığır femur kondillerinde hazırlanan kemik içi kaviteler KIBT ile tarandı. 0.3 mm kalınlıktaki kesitlerde nokta sayım, manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile hacimler ölçüldü. Hesaplanan bu hacimler Arşimet yöntemine göre hesaplanmış sonuçlarla kıyaslandı. Manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile elde edilen sonuçların Arşimet metodu ile elde edilen sonuçlarla uyumlu olduğu görüldü (p>0.05).

Dentofasiyal yapıKemik defektleriMaksilla+5
Alaettin Koç
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

ANB açısı düzeltme yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; ANB açısına göre farklı sagittal yön ilişkisine sahip bireylerden elde edilen ölçümler sonucu oluşturulan veri havuzundan, farklı kraniyofasiyal paterne işaret eden kümelerin elde edilmesi, bu kümelerin hangi özellikler yönünden birbirlerinden ayrıldığının incelenmesidir. Çalışmada ANB açısı sınıflamasına göre Sınıf 1, Sınıf 2, Sınıf 3 ilişkiye sahip 3 grupta 110'ar adet olmak üzere toplam 330 adet lateral sefalogram kullanıldı. Tüm veriler üzerinde Rapidminer programının X-means algoritması kullanılarak 4 adet küme oluşturuldu. Kümelerin veriler ile ilişkisini belirlemek amacıyla Rapidminer'da karar ağacı analizi uygulandı. Karar ağacında dallanmanın uç kısımlarında yer alan bireyler ayıklandıktan sonra 288 lateral sefalogram üzerinde aynı işlem tekrarlandı. Elde edilen yeni veri kümesi üzerinde aynı işlemler tekrarlandı ve yeniden 4 adet küme elde edilerek yeni karar ağacı oluşturuldu. En son oluşturulan karar ağacında dallanmanın ilk ayrım noktasını belirleyen ölçüm Bireysel ANB hesaplanmasıydı. Bireysel ANB hesaplanmasının -2,3'den büyük olduğu dallarda Küme 0 ve Küme 1, küçük olduğu dallarda Küme 2 ve Küme 3 bulundu. Küme 0 ve Küme 1'in ayrımını belirleyen parametrelerin; interinsizal açı, SNA°, SNB°, Küme 2 ve Küme 3'ün ayrımını belirleyen parametrelerin; N-Go-Gn°, SN/MP° ve SN/GoGn ölçümlerinin olduğu görüldü. Kümeler arası farklar ANOVA, Tukey HSD, Tamhane, Kruskal-Wallis, Mann Whitney U testleri kullanılarak analiz edildi. N-Go-Ar°, FH/PP°, S-Ar-Go° (p<0.05) açıları haricindeki bütün ölçümlerde istatistiksel anlamlı farklılık bulundu.

Bilgisayar yazılımlarıKarar ağacıKraniyofasiyal yapı+7
Merve Gonca
Karadeniz Technical University
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Dental implantlar çevresindeki sert doku densitesinin konvensiyonel radyograflar ile incelenmesi

The aim of this study was to determine the ability of two forms of radiographic analysis PA and digital PN to assess post-surgical resorption in the bone-level after applying LLLT and using different flap designs. 27 patients were recruited in this study, all of the patients were free from any systematic diseases, agreed to come to all follow-up controls acquired. Total of 54 implants were bilaterally inserted to 27 patients. For all the patients GaAlAs diode laser with a wavelength of 830nm and output power of 94 mw, and a fluency of 3.0 J/cm2 was employed for at one point perpendiculary to the selected implants for 39 seconds in total of four sessions. First, it was applied introperatively, the second was after the suturing immediately, and the last two were at day five and seven. LLLT was applied to one side and the other side was the control group. A total of 15 patients underwent to normal flap surgical technique, while the rest of the 12 patients underwent to mini-flap technique.The radiographs were taken directly after the implants were inserted, and then at the end of the 1st month. The third radiographs were taken at the end of 3rd month for the implants in the mandible and at the end of 4th month for implants inserted in the upper jaw. To try and keep the same angulation in the PA radiographs, an anterior and posterior film holders were used with an individual impression taken for each patient before the surgery. All the PA and PN radiographs were converted using ScionImage program convertor and then microanalayzed.The irradiated group revealed less bone resorption than the non-irradiated group in both radiographs, but the difference was not significant. There was a significant difference (p<0.05) in the bone level resorption around dental implants which was inserted with the normal flap removal between the irradiated and the non-irradiated groups on the PN analysis. There was no significant difference in the irradiated flap group in at day 2-3 on the PA radiographs (p>0.05). While, there was a significant difference at the rest of the time intervals within the same group (p<0.05).In comparison between the two flap techniques, the mini-flap group does also revealed showed less bone loss than the flap group, however there was no significant difference observed. There were six implants which failed to osseointegrate after the healing period, five of them were from the normal flap group and the last one of them was from the mini-flap group. Three out of the six failed implants were from the irradiated group, while the other failed three implants were from the non-irradiated group.

Surgical flapsSurgery-oralDental implantation+4
Wael Alshaıbanı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillofasiyal bölgedeki kemik içi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazma'nın hidroksi apatit kemik greftleri ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin çekimini takiben ikinci molar dişlerin distalinde gelişen kemik içi defektlerin tedavisinde PRP'nin sığır kaynaklı HA kemik greftleri ve kollajen membranlar ile birlikte kullanıldığındaki etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidirÇalışmamız Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi kliniğine bilateral, tam gömülü alt üçüncü molar dişlerin çekimi için başvuran 18 hasta üzerinde yürütülmüş; herhangi bir sistemik rahatsızlığı yada sigara alışkanlığı bulunan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştirStandart cerrahi teknik kullanılarak her iki gömülü alt üçüncü molar dişin çekimini takiben bir taraftaki çekim soketi PRP ve HA kemik greftiyle greftlenmiş, diğer taraftaki çekim soketi ise yalnızca HA ile greftlenerek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Her iki çekim soketi de kemik greftlerinin uygulanmasını takiben YDR sağlanması amacıyla rezorbe olabilen bir kollajen membran ile örtülmüş ve lambo orijinal konumuna getirilerek primer kapatılmıştırTüm hastalar postoperatif 1., 3. ve 6. aylarda kontrole çağırılarak periodontal cep derinliği ölçümleri yapılmış ve dijital panoramik radyograflar alınarak, bir program yardımıyla kemik iyileşmesi analiz edilmek üzere bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Her iki grupta da periodontal defekt gelişiminin başarıyla önlendiği görülmekle birlikte, istatistiksel analiz sonuçlarına göre, belirtilen zamanlarda periodontal cep derinlikleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamıştır. Radyolojik kemik yoğunluğu açısından da postoperatif 1. ve 6. aylarda gruplar arasında anlamlı fark olmadığı; ancak, 3. ayda PRP eklenen taraftaki kemik yoğunluğunun anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştürBu çalışmamızın sonuçları; kemik iyileşmesinin dijital panoramik radyograflar ve görüntü analiz programları yardımıyla takibinin kolay, etkili ve ekonomik bir yöntem olduğunu; ayrıca, kemik içi defektlerin tedasinde, kısa sürede kemik iyileşmesi hedeflenen durumlarda, PRP ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin birlikte kullanılmasının uygun bir yaklaşım olabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Plateletten zengin plazma, hidroksi apatit, kemik iyileşmesi, dijital panoramik radyografi.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Melih Çakır
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

8-12 yaş arası çocuklarda birinci büyük azı dişinin çekim sonuçlarının radyografik ve klinik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Birinci büyük azı dişlerinin çekim sonuçlarının, klinik ve radyografik faktörlere bağlı olarak değerlendirilmesi ve hekimlere kontrollü çekim ile ilgili ön bilgi sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 8-12 yaş grubu arasında, bir ya da daha fazla birinci büyük azı dişinin çekimi yapılmış, 137 çocuk hasta (63 kız, 74 erkek) üzerinde gerçekleştirilmiştir. 'Erken', 'ideal' ve 'geç' grubunu temsil eden hastalarda, cinsiyet, dişin çekildiği yaş, çekimin yapıldığı yıl ile değerlendirme yapılan yıl arasındaki zaman farkı, dişlerin bulunduğu ilgili çene(alt/üst), üçüncü azı dişi varlığı (+,-), alt İBA ve ikinci premoların çekim esnasındaki angulasyonu, boşluk kapanma miktarı ve posterior çapraşıklık durumu ile ilişkisi incelenmiştir. Bununla birlikte çekim sonrası BBA dişinin yerini alan İBA çürük durumunun ve çekilen dişin yerini alan İBA dişinin ark üzerindeki pozisyonunun klinik olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Bulgular: İBA furka gelişim evre durumuna göre 'erken', 'ideal' ve 'geç' dönemde çekimi yapılan dişler ile cinsiyet, hastanın diş çekim yaşı, alt çenedeki boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). İBA'nın çürük durumu, üst çenedeki boşluk kapanma durumu, çekimin yapıldığı yıl ile değerlendirme yapılan yıl arasındaki zaman farkı ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Dişin çekildiği ilgili çene ile İBA dişin yönelimi, boşluk kapanma durumu, posterior çapraşıklık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Çene ayrımı gözetmeksizin çekimden önce 8 nolu diş varlığı durumu ile boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Çekimden önce 8 nolu diş varlığı durumu ile İBA dişin yönelim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamaktadır (p>0,05). Posterior çapraşıklık durumu, İBA dişin yönelimi ile boşluk kapanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Radyografik prognostik faktörlerden dört faktörün bir veya daha fazlasının bir arada bulunması, boşluğun daha iyi kapatılması ile ilişkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: birinci büyük azı, kontrollü çekim, radyografik değerlendirme, çekim sonuçları

Azı dişleriDiş çekimiRadyografi-dental+1
Nilüfer Sümeyra Yıldırım
Dicle University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uzun süreli antihipertansif ilaç kullanımının kemik yoğunluğuna etkisinin dental volumetrik tomografi ile değerlendirilmesi

Hipertansiyon (HT) ya da yüksek kan basıncı ortalama arter kan basıncının normal olarak belirlenmiş değerlerin üzerinde olmasıdır. HT, sürekli kan basıncı yüksekliği ile kendini gösteren, sistemik bir hastalık olup, ciddi komplikasyonlara neden olması ve toplumda yaygın olarak görülmesi nedeniyle önemli bir sağlık problemi haline gelmiştir. Tedavi edilmeyen hipertansiyonun; kalp yetersizliği, koroner kalp hastalığı, hemorajik ve trombotik inme, böbrek yetersizliği, periferik arter hastalığı, aort diseksiyonu ve ölüm oranını arttırdığı ortaya konmuştur. HT tedavisindeki amaçlanan hedef, morbidite ve mortalitenin mümkün olduğu kadar azaltılmasıdır. HT tedavisinde kullanılan ilaçlar 5 grupta sınıflandırılmaktadır. Bunlar; diüretikler, sempatikolitikler ya da adrenerjik sinir sistemi antagonistleri, renin angiotensin sistemini etkileyen ilaçlar, damar düz kasında etkili ilaçlar ve yeni geliştirilmekte olan ilaçlardır. Osteoporoz, kemik yoğunluğundaki aşırı düşüş nedeniyle kemiklerin çok daha kırılgan bir yapıya dönüşmesi anlamına gelir. Osteoporoz, metabolik kemik hastalıklarının en sık görülen formudur. Kemiğin matriks ve minerallerinde birbirine paralel bir azalma ile karakterizedir. Antihipertansif ilaç kullanan hastalarda diğer yan etkilerin yanı sıra uzun süreli kullanımında osteopeni ve osteoporoz gelişme riski vardır. Antihipertansif ilaç kullanımına bağlı kemik yoğunluğunda azalma her iki cinsiyeti ve özellikle ileri yaş gruplarını etkilemektedir. Bundan dolayı iki yıldan uzun süre antihipertansif ilaç kullanımı ile yaşın 50 ve üzeri olması kemik yoğunluğunu etkileyebilecek risk faktörlerinden sayılabilir. Bu tez çalışmasında, düzenli antihipertansif ilaç kullanımın mandibulanın kortikal ve trabeküler kemik üzerindeki etkilerini Dental Volumetrik Tomografik (DVT) görüntüler üzerinde radyomorfometrik ölçümler yapılarak değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamız hipertansif tanısı konulmuş ve düzenli antihipertansif ilaç kullanan hastaların dahil edileceği retrospektif bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya farklı şikâyetler ile Dicle Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Polikliniğine başvurmuş ve çeşitli dental endikasyonlar sebebi ile DVT aldığımız, 25-75 yaş aralığındaki en az 5 yıl önce HT tanısı olup düzenli antihipertansif ilaç kullanan erkek hastalar dâhil edildi. Çalışma 4 grup olacak şekilde tasarlandı: Kontrol Grubu (N=60) - Herhangi bir sistemik rahatsızlığı ve düzenli olarak kulandığı bir ilaç bulunmayan 25-75 yaş aralığındaki hastalar. Kalsiyum Kanal Bloker Grubu (N=60) - Uzun dönem (5 yıl) Kalsiyum Kanal Bloker grubu ilaç kullanan 25-75 yaş aralığındaki hastalar. Beta Bloker Grubu (N=60) - Uzun dönem (5 yıl) Beta Bloker grubu ilaç kullanan 25-75 yaş aralığındaki hastalar. ACE İnhibitör Grubu (N=60) - Uzun dönem (5 yıl) ACE İnhibitör grubu ilaç kullanan 25-75 yaş aralığındaki hastalardan oluşturuldu. Çalışmaya dâhil edilen tüm hastaların DVT görüntüleri I-CAT vision yazılımı ile değerlendirildi. Radyomorfometrik indeks olarak; Dental Volumetrik Tomografik Mandibular İndeks İnferior (DVT-Mİİ), Dental Volumetrik Tomografik Kortikal İndeks (DVT-Kİ), Hounsfield Üniti - Kortikal (HU-KORTİKAL), Hounsfield Üniti -Spongioz (HU-SPONGİOZ) kullanıldı. Radyomorfometrik indeksler DVT görüntülerinin panoramik ve implant modunda hastanın sağ tarafından alınan kesitler üzerinden ölçüldü. Çalışmaya dâhil edilen dört ayrı gruba ait DVT-Mİİ, HU-KORTİKAL parametrelerinin değerleri, yapılan tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile DVT-Kİ ve HU-SPONGİOZ parametrelerinin değerleri ise Kruskal Wallis Test - Mann Whitney-U testi ile karşılaştırılmıştır. Tez çalışmamızın sonuçlarına göre uzun süreli Ca Kanal Bloker grup antihipertansif ilaç kullanımın hastaların kemik dokusuna olumsuz etkilerinin olduğu gözlenirken, Beta Bloker ve ACE İnhibitör grubu antihipertansif ilaç kullanımının Kontrol grubu ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığını tespit ettik. Sonuç olarak diş hekimlerinin antihipertansif ilaçların yan etkilerinden haberdar olmaları hipertansif hastalarda osteoporoz ve osteopeni riskini önlemede oldukça önem arz etmektedir. Osteoporoz riski olan hipertansif hastalarda hastaya uygun ilaç seçimi ve doz ayarlanmasında diş hekimleri çok önemli yere sahiptirler.

Antihipertansif ajanlarKemik dansitesiMandibula+4
Rıdvan Güler
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile alt ikinci molar dişlerin kök pulpasının radyografik görünürlüğünün yaş tayini amacıyla değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, Türk subpopülasyonunda mandibular ikinci molar dişlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde kök pulpası görünürlük yöntemini kullanarak kronolojik yaşı ve bireyin 18 yaş altı veya üzerinde olduğunu tahmin etmektir. Çalışmaya, yaşları 15-75 arasında değişen 699 kişinin 1023 mandibular ikinci molar dişinin KIBT görüntüleri dahil edildi ve Olze'nin kök pulpası görünürlük yöntemi kullanılarak dört evrede değerlendirme yapıldı. Evrelerin tanımlayıcı istatistikleri ve evreler ile kronolojik yaş arasındaki ilişki değerlendirildi. Evreler ve kronolojik yaş karşılaştırması One-Way ANOVA modeli ile yapıldı ve Post-Hoc Tukey testi ile farklı evreler belirlendi. Evrelerin 18 yaş eşiğine göre dağılımı analiz edildi. Gözlemci içi güvenilirlik Kappa testi ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Her iki cinsiyet için de hem sağ hem de sol mandibular ikinci molar dişlerde evre arttıkça ortalama yaşta anlamlı bir artış gözlendi. Kadın ve erkeklerde Evre 0, Evre 1 ve Evre 2 yaş ortalamaları sırasıyla 27,21 ve 28,93; 33,68 ve 37,69; 40,9 ve 44,88 yıl olarak bulundu. Evre 0 ve Evre 1 hem 18 yaş altı hem de üstü bireylerde bulunurken, 18 yaş altı bireylerde Evre 2 ve Evre 3 görülmedi. Bilateral değerlendirme yapılan 323 kişiden 71'inde sağ ve sol taraf arasında farklı evreler görüldü. Türk subpopülasyonunda Olze'nin kök pulpası radyografik görünürlük yöntemi kullanılarak mandibular ikinci molarların KIBT görüntülerinde yaş tahmini yapılabilir. Bu çalışmanın sonuçları Türk subpopülasyonuna özgüdür. Bu araştırmanın sonuçlarını desteklemek için homojen cinsiyet, yaş ve evre dağılımlarına sahip farklı popülasyonlarda daha fazla örneklem içeren yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Azı dişleriDental pulpaKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Sema Serin Canpolat
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ekstraoral ve intraoral radyografilerle dental anomalilerin sıklık ve dağılımlarının değerlendirilmesi

Dental anomaliler fonksiyon ve estetik bozukluklara yol açması açısından önem arzeden ve tedavilerinde de kaybolan bu fonksiyon ve estetiğin kazandırılmasını sağlamak için basit girişimlerden komplike girişimlere kadar zaman ve emek harcanmasını gerektiren patolojilerdir. Bu tez çalışmasında amacımız, toplumumuzda dental anomalilerin sıklığını ve dağılımlarını araştırmaktır. Yaşları 5-16 arasında değişen toplam 1414 hastadan rutin muayene kaydı olarak alınan panoramik ve periapikal radyografik görüntüler incelenerek dental anomaliler boyut, şekil, sayı, doku ve sürme anomalileri başlıkları altında değerlendirildi. Saptanan anomalilerin cinsiyet, bölge, yön ve pozisyonuna göre sıklık ve dağılımları analiz edildi. Saptanan anomalilerin cinsiyet, yaş, çene ve bölge dağılımlarının istatistiksel analizi frekans analizi, Ki-kare testi, Fisher exact testi ile yapıldı. Tüm istatistiksel analizlerde güven aralığı %95 olarak seçildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerde, incelenen dental anomalilerin toplam görülme sıklığı %16,5 (kadın:124 birey, %16,2, erkek:109 birey, %16,8) olarak tespit edildi. Bu anomaliler içerisinde hipodonti görülme sıklığı %6 (kadın:44 birey, %6; erkek:39 birey, %6), oligodonti görülme sıklığı %0.1 (kadın:0 birey, %0; erkek:2 birey, %0.3), hiperdonti görülme sıklığı %1.3 (kadın:6 birey, %0,7; erkek:13 birey, %2), gömülü diş görülme sıklığı %4.7 (kadın:32 birey, %4.2; erkek:34 birey, %5.3), ikiz diş görülme sıklığı %0.3 (kadın:3 birey, %0.3; erkek:1 birey, %0.1), dilaserasyon görülme sıklığı %1.8 (kadın:17 birey, %2.2; erkek:9 birey, %1.3), dens invajinatus görülme sıklığı %0.3 (kadın:3 birey, %0.4; erkek:2 birey, %0.3), taurodontizm görülme sıklığı %2.9 (kadın:25 birey, %3.2; erkek:16 birey, %2.4), mikrodonti görülme sıklığı %0.8 (kadın:7 birey, %0.9; erkek:4 birey, %0.6), amelogenezis imperfekta görülme sıklığı %0.07 (kadın:1 birey, %0.1; erkek:0 birey, %0), inversiyon görülme sıklığı %0.3 (kadın:1 birey, %0.1; erkek:3 birey, %0.4), transpozisyon görülme sıklığı %0.1 (kadın:0 birey, %0; erkek:2 birey, %0.3), transmigrasyon görülme sıklığı %0.2 (kadın:2 birey, %0.3; erkek:1 birey, %0.1) ve persiste süt dişi görülme sıklığı %3.1 (kadın:19 birey, %2.5; erkek:26 birey, %4) olarak belirlendi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda yalnızca süpernumerer dişlerin değerlendirilmesinde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilirken, diğer anomalilerde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilemedi. Çalışmamızda incelenen dental anomaliler arasında görülme sıklığı en fazla olan anomalinin hipodonti olduğu tespit edilmiş olup, daha sonra sırasıyla gömülü diş, taurodontizm, dilaserasyon, hiperdonti, mikrodonti, dens invajinatus, ikiz diş, inversiyon, transmigrasyon, transpozisyon, oligodonti ve amelogenezis imperfekta gelmektedir. Diş hekimlerinin dental anomaliler ile sık karşılaşıldığının farkında olmaları ve radyografik muayeneye gereken önemi vermeleri gerekmektedir. Bu anomalilerin erken teşhisi ve tedavisi, çocukların potansiyel ortodontik ve estetik problemlerini minimuma indirgemek açısından önemlidir.

AnodontiDental estetikDental pulpa+4
Pınar Gökçen Yücesan
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal hastalıkta alveoler kemiğin trabeküler yapısının fraktal analiz yöntemi ile incelenmesi

Dişlerin kemik desteğinin kaybına sebep olabilen periodontitisin erken tanı ve tedavisinin önemi büyüktür. Periodontal hastalığın radyografik olarak ayrımını yapabilmek adına fraktal analiz yönteminin kullanımı araştırılmaktadır. Fraktal özellik gösteren nesnelerin yapısındaki karmaşıklık derecesini sayısal bir veri olarak sunan fraktal analiz, trabeküler kemikte meydana gelen değişiklikleri ölçmek amacıyla kullanılmıştır. Bu çalışmada amaç, panoramik radyografileri kullanarak periodontitisli ve gingivitisli hastaların trabeküler kemik fraktal boyut değerlerini karşılaştırmak, ayrıca yaş ve cinsiyetin fraktal boyutla olan olası ilişkisini değerlendirmektir. Çalışmada 64 gingivitisli ve 64 periodontitisli hastanın panoramik radyografileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların radyografileri kullanılarak trabeküler kemikten ölçülen fraktal boyut değerleri, İmage J programında kutu sayma yöntemi ile hesaplanmıştır. Her iki grubun fraktal boyut değerleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca grupların kendi içinde yaş ve cinsiyet parametrelerinin fraktal boyut değerleri ile olan olası ilişkisi değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre; gingivitis grubundaki hastaların hesaplanan ortalama fraktal boyut değeri 1,195 iken, periodontitis grubundaki hastaların hesaplanan ortalama fraktal boyut değeri 1,196 bulunmuştur. Gingivitis grubu ile periodontitis grubunun fraktal boyut değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Fraktal boyut değerleri ile yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05).

Alveolar kemikFraktal analizGingival hastalıklar+5
Semra Eser
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Travma sonrası mine dentin kırığı bulunan maksiller santral kesici dişin iki farklı teknikle yapılan restorasyonunun mikro bilgisayarlı tomografi verilerine dayalı sonlu elemanlar analizi metodu kullanılarak stres dağılımının değerlendirilmesi

Amaç: Çocuk hastalarda maksiller santral kesici dişler tüm diş dizisi içinde en sık travmaya uğrayan dişlerdir. Bu dişler fonksiyon, fonasyon ve estetik açısından büyük öneme sahiptir. Travma sebebiyle kliniğimize başvuran hastalarımızın küçük yaşta oldukları göz önüne alındığında yapılacak olan restorasyonların uzun ömürlü olması gerekir. Bu çalışmada mine dentin kırığı bulunan maksiller santral kesici dişin mikro-bilgisayarlı tomografi verilerine dayanarak hazırlanan 3 boyutlu modeli üzerinde, sonlu elemanlar stres analizi metodu kullanılacaktır. Bu metotla, iki farklı yönden uygulanan kuvvet altında, kırık parçanın yapıştırılması (reataçman) ve direk kompozit restorasyon uygulaması şeklindeki iki restoratif tekniğin, kırık dişler üzerine uygulanacak farklı retantif prosedürler sonrasında oluşturdukları stres dağılımı incelenecektir. Gereç ve Yöntem: Avülse sol maksiller santral kesici diş mikro bilgisayarlı tomografi cihazında tarandı. Elde edilen veriler, bilgisayara aktarılarak üç boyutlu modelleme yapıldı. Modellerde, dişin distoinsizal köşesinden mesial arayüze doğru 3 mm uzakta, 45 derece açıyla, oblik yönde kırık hattı oluşturuldu. Reataçman yönteminde kullanılan retantif prosedürler; 1) İç dentin oyuğu, 2) Palatinal kompozit laminate veneer, 3) Çift palatinal retantif oluk. Kompozit restorasyon tekniğinde kullanılan retantif prosedürler; 1) Kompozit laminate veneer, 2) Mine bizotajı sonrası direk kompozit retorasyon, 3) Çift palatinal oluk sonrası kompozit uygulama, olacak şekilde toplamda altı model oluşturuldu. Restorasyonu tamamlanan modellere, sonlu elemanlar stres analizi metodu kullanılarak insizal ve palatinal yönden olmak üzere iki kuvvet 100 N büyüklüğünde uygulanarak, bulunan sonuçlar restorasyon ve diş üzerinde oluşan stresler açısından incelendi. Bulgular: Tüm modellerde mine ve dentinde palatinal kuvvetler, insizal kuvvetlerden daha yüksek stres oluşturmuşlardır. Tüm kuvvetler altında tüm modellerde kökün bukkal yüzeyinde palatinal yüzeyine göre daha fazla stres yoğunlaştığı gözlenmiştir. Mine dokusunda en az stresi oluşturan model reataçman sonrası palatinal laminate veneerin uygulandığı Model-1'de gözlenmiştir. Kompozit restorasyonlarda en yüksek stres değeri Model-1'de, en düşük stres değeri Model-3'te gözlenmiştir. Direk kompozit restorasyon uygulanan modellerde; kompozit, mine ve dentin yüzeyinde biriken maksimum stres miktarları arasında belirgin bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Yapılan modellemelerden elde edilen verilere göre diş üzerinde uygulanan restorasyonun şekli, kullanılan teknik, restorasyonun yeri ve uygulanan kuvvetin yönü, diş ve restorasyonda biriken stres miktarını ve dağılımını etkilemektedir. Fakat elde edilen stres analizi sonuçları restorasyonların klinik başarını değerlendirmek için yeterli değildir. Kullanılan modellerin başka tekniklerle yapılacak çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Reataçman tekniği, sonlu elemanlar stres analizi, direk kompozit restorasyon, palatinal restorasyon, mine dentin kırığı

Dental mineDental restorasyonDental stres analizi+5
Şeyma Olğaç Akgönül
Dicle University
2022
20
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı süt ikinci molar dişlerin fizyolojik kök rezorpsiyonlarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile hacimsel olarak üç boyutlu değerlendirilmesi

ÖZET Amaç: Bu çalışmamızın amacı 7-11 yaş grubu arasındaki çocuk hastalardan çeşitli nedenlerle elde edilen Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) arşiv görüntülerini hacimsel olarak işleyebilen bir yazılım olan Mimics Research 17.0 üç boyutlu modelleme programı yardımıyla süt 2. molar dişlerin fizyolojik kök rezorpsiyonlarının hacim biriminde nicelik bakımından değerlendirilebilirliğini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma grubu, Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı arşivinin retrospektif olarak incelenmesi sonucu elde edilen ve 7-8 yaş, 8-9 yaş, 9-10 ve 10-11 yaş olmak üzere 4 yaş grubuna ayrılan, 18'i kız, 22'si erkek toplam 40 çocuk hastanın KIBT görüntülerinden oluşmaktadır. Alınan KIBT görüntüleri, Mimics Research 17.0 (Materialise, Leuven, Belçika) üç boyutlu modelleme programına aktarılarak, yaş gruplarına bağlı olarak süt 2. molar dişlerin kök hacimleri ölçülmüştür. İstatistiksel analizler için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Yaş gruplarına göre süt dişi kök hacimleri değerlendirildiğinde; üst sağ süt 2. molar dişlerin kök hacimlerinin, üst sol süt 2. molar dişlerin kök hacimlerinin, alt sol süt 2. molar dişlerin kök hacimleri ve alt sağ süt 2. molar dişlerin kök hacimlerinin yaş gruplarına bağlı olarak azalışının istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterdiği bulundu. 7-8 yaş arasındaki çalışma grubunda süt molarların %50' sinde (20 tane) kök rezorpsiyonu görülürken, %50'sinde kök rezorpsiyonu (20 tane) görülmedi. 7-8 yaş grubundan sonraki tüm çalışma gruplarında yani 8 yaşından itibaren süt 2. molar dişlerde fizyolojik kök rezorpsiyonu görüldü. Sonuç: Geleneksel radyografik yöntemler ile süt dişi fizyolojik kök rezorpsiyonlarının niceliksel değerlendirmesinin yapılmasının mümkün olmadığı, KIBT verilerini hacimsel olarak işleyebilen üç boyutlu yazılım programları ile istenilen dokuların hacim hesaplamalarının yapılabildiği ve bireye özgü üç boyutlu modellerin oluşturulabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Fizyolojik kök rezorpsiyonu, KIBT, Mimics programı, hacim, niceliksel değerlendirme.

Azı dişleriBilgisayar yazılımlarıKök rezorpsiyonu+4
Muhammet Haluk Akbaba
Dicle University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Adölesan ve erişkin bireylerde mini implant alanlarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi üzerinde mimics programı kullanılarak değerlendirilmesi

AMAÇ Bu çalışmada üst ve alt çenede mini-implant uygulanabilecek alanlardaki kemik yoğunluklarını adölesan ve erişkin bireylere ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi üzerinde Mimics 15.0 programı kullanarak karşılaştırmaktır. GEREÇ Bu nedenle, Dicle Üniversitesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim dalı arşivinden 175 adet konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verisi seçilmiştir. YÖNTEM 175 adet KIBT verisi adölesan (13-18 yaş arası 46 erkek, 65 kız) ve erişkin (18-35 yaş arası 27 erkek, 37 kız) olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Üst ve alt çenenin daimi kanin ile ikinci molar arası interproksimal bölgelerin alveoler kretten 4-6mm ve 6-8 mm apikal seviyesindeki ve palatinal kemiğin aynı dişler arasındaki mid-palatal ve 3-6 mm paramedian bölgelerindeki kemik yoğunlukları ölçülmüştür. Gruplara ait ortalamalar arasındaki farklılığın belirlenmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) , istatistiksel anlamlılık söz konusu olduğunda farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığını belirlemede TUKEY HSD çoklu karşılaştırma istatistik analiz testleri kullanılmıştır. BULGULAR Çalışma gruplarımız arasında karşılaştırdığımız anatomik bölgelerde anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Adölesan kızlar adölesan erkeklerden; erişkin kızlar da erişkin erkeklerden daha fazla kemik yoğunluğuna sahiptirler. Erişkin erkekler, adölesan erkeklere göre daha yoğun kemiğe sahiptirler. Erişkin kızlar, adölesan kızlara göre daha yoğun kemiğe sahiptirler. SONUÇ Bizim araştırdığımız ''Adölesan dönemdeki hastalarda primer stabiliteyi etkileyen alveoler ve palatinal kemik yoğunlukları daha azdır' hipotezi doğrulanmıştır. Adölesan dönemde kemik taslakları oluşmakla beraber erişkin döneme yakın kemik kalınlığına erişilmektedir. Kemik kalsifikasyon süreci ise adölesan dönemden erişkin döneme kadar kesintisiz sürmektedir. Anahtar kelimeler: KIBT, HU (Hounsfield Unit), Mini-implant, Mimics 15.0

Dental implantasyonDental implantlarErgenler+3
Kazım Çağrı Coşar
Dicle University
2017
00

Related subjects