Urban planning
74 theses under this subject heading
Kentsel dönüşüm sürecinde asbest maruziyetinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
Ülkemiz deprem kuşağında yer alması sebebiyle kullanım ömrünü tamamlayarak riskli yapıya dönüşen yapıların yıkım ve yenilenmesi gerekmektedir. Riskli binaların yıkım işlemleri 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun ile yapılmaktadır. Ülkemizde asbestin yapılarda kullanılmasının yasaklanması 2010 yılında çıkarılan "Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile sağlanmıştır. Bu tarihten önce yapılan yapıların yıkım işlemlerinde asbestin çevresel maruziyet oluşturması kaçınılmazdır. Bu çalışmanın amacı; riskli yapıya dönüşen binaların Kentsel Dönüşüm Kanununa göre yıkıp yenilenmesi sırasında iş sağlığı ve güvenliği esasları dikkate alınarak asbest zararının önlenebilmesi için yapılması gereken çalışmaların belirlenmesi ve asbest maruziyetinin olası zararları hakkında bilgi vermektir. Çalışmada kentsel dönüşüm geçirmesi planlanan ve ülkemizin başta İstanbul olmak üzere birçok ilinden toplam 16597 adet yapıdan alınan 25396 adet numunenin asbest analiz sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarından asbest bulunan binalarda yıkım, söküm ve tadilat işlemleri sırasınca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ve bu tedbirlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından önemi anlatılarak asbest maruziyetinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Asbestin neden olduğu olumsuz kalıcı etkilerin neler olabileceği ve insan sağlığının asbestten nasıl korunması gerektiği çalışma içinde anlatılmıştır. Özellikle kentsel dönüşüm işlemleri, tadilat işlemleri gibi yıkım ve söküm gerektiren işlemlerde asbestin zararlarına karşı iş sağlığı ve güvenliği için alınması gereken önlemler belirtilmiştir.
Kent planlamasının bir aracı kentsel dönüşüm, kent olgusu ve sosyo-ekonomik değerlendirme: Diyarbakır örneği
Plansız yapılaşma ve çarpık kentleşme günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesidir. Gerekli düzenleme ve planlamaların yapılmaması halinde, gelecek nesiller için de büyük bir problem halini alacaktır. Plansız yapılaşma sonucu ortaya çıkan gecekondu alanları ve kenar mahalleler, sağlıksız kent ortamlarının oluşmasına ve yaşam standartlarının düşmesine neden olmaktadır. Şehirlerin yaşanılabilir hale getirilmesi için düzenli kent planları hazırlanmalı, gerekli alt ve üst yapı çalışmaları yapılmalı, parklar, yeşil alanlar ve oyun bahçeleri oluşturulmalıdır. Diyarbakır gibi hızla büyüyen ve göç alan bir şehirde, nüfus artışı ile orantılı olarak, çarpık kentleşmenin ve çöküntü alanların oluşması kaçınılmaz bir durumdur. Çöküntü alanların yeniden kazanımı ile sosyal yaşam kalitesinin arttırılması, kentsel dönüşüm ve kent bilincinin yerleşmesiyle mümkündür. Dönüşüm sadece fiziki yapının yenilenmesi olarak algılanmamalı bölgenin daha yaşanılır hale getirilmesi amaçlanmalıdır. Kentsel dönüşüm uygulamaları planlanırken, uygulamaya ihtiyaç duyulan bölgelerin seçiminde rant kaygısından ziyade bölgenin ihtiyacı gözetilmelidir. Bu bilgilerden hareketle, çalışmamızda araştırma bölgesindeki mevcut durumun belirlenmesi ve kent bilincinin ölçülmesi amaçlanmakta, bilincin arttırılması ve daha iyi bir çevre oluşturulması için yapılması gerekenler, öneri olarak sunulmaktadır.
Sürdürülebilir kent kavramına farklı bir bakış olarak yavaş şehirler (Cittaslow): Seferihisar örneği
Sürdürülebilirlik, ekosistemdeki yenilenemez kaynakların gelecek nesillere aktarılabilmesi için, insanın ekosistem üzerindeki olumsuz etkilerinin sistemin taşıma kapasitesinin üzerine çıkmayacak düzeyde tutulması olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kent ise, değişim ve gelişimin devamlılığını sağlamak amacıyla sosyo-ekonomik çıkarların çevre ile ilgili kaygılarla uyumlu hale getirildiği yerlerdir. Bu tanımlardan hareketle kentlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir.Bu çalışmada sürdürülebilir kentleşme kavramına farklı bir bakış olarak ?Cittaslow (Yavaş Şehir)? yaklaşımı incelenmiştir. Bu çerçevede ilgili literatürün taranması yoluyla Yavaş Şehirleri ortaya çıkaran nedenler tespit edilmiş ve Yavaş Şehir olmak isteyen şehirlerin yerine getirmek zorunda olduğu kriterler ortaya konulmuştur. Ayrıca Cittaslow hareketinin tarihsel süreci ve dünya çapında yayılma durumu örneklerle incelenmiştir.Elde edilen veriler ve bilgiler ışığında, Cittaslow kriterlerinin sürdürülebilir kent bağlamında şehirleri fiziksel ve sosyo-kültürel olarak nasıl etkilediğini belirleyebilmek için Seferihisar incelenmiştir. Bu bağlamda Cittaslow'un sürdürülebilir bir kent modeli olarak ortaya konulup-konulamayacağı tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Cittaslow, Seferihisar, Sürdürülebilir Kent, Sürdürülebilirlik, Yavaş Şehir
Sanayi devrimi sonrası kentin ve toplumun distopyaya göçü: Şehir planlama üzerine bir inceleme
Sanayileşme süreci, İngiltere'de ortaya çıktığı 18. Yüzyıl'dan itibaren toplumların ve kentlerin yapısını sürekli olarak değişime uğratmaktadır. Bu değişimin yaşanmasındaki en büyük etken sanayileşme ile birlikte kentlere olan yoğun göçlerdir. Yoğun nüfus artışı barınma ihtiyacını da beraberinde getirmekte fakat kentler bu yoğunlukta nüfus artışlarına yönelik olarak yeterli konuta sahip olmadıkları için ortaya plansız yapılaşmalar çıkmaktadır. Bu sürece batıdaki örneklerinden yıllar sonra katılan Türkiye kentleri de maruz kalmıştır. Bu soruna yönelik olarak Ebenezer Howard 'Garden Cities of Tomorrow' isimli kitabında sanayi kentleri ile kırsal alanın iyi yönlerini birleştirdiği sınıfsız ve sürdürülebilir bir kent planı sunmuştur. Bu gibi planlı kent çalışmaları sanayi kentlerinde ve Türkiye'nin Ankara şehrinde denenmiş fakat alınan sonuçlar en nihayetinde amacından saparak sınıfsal kutuplaşmaları daha da arttırmıştır. Küreselleşme çağına kadar alt sınıfın yaşam alanları kentlerde ortaya çıkmaya devam ederken üst sınıf kentlerin kalabalığından, kirliliğinden ve tehlikelerinden kaçma ihtiyacı hissetmiştir. Böylece yatırımlar kentleri dışında, orta-üst ve üst sınıfın ulaşabileceği alanlara aktarılırken kentler içi boşaltılarak yatırımlardan mahrum bırakılmışlardır. Fakat küreselleşme ve neoliberalizmin etkisi ile üretim merkezlerinin ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine, merkezi kentlerden çevre kentlere taşınması kentleri sermaye dönüşüm araçları haline getirmiştir. Böylece kentler kentsel dönüşümler, soylulaştırma, yerinden etme gibi kavramlarla sınıfsal ayrımın merkezleri haline gelmişlerdir. Bu bağlamda batıdaki örneklerde Friedrich Engels, David Harvey, Anthony Giddens, Richard Florida gibi isimlerin, Türkiye'de ise Ruşen Keleş, İlhan Tekeli, Çağlar Keyder gibi literatüre önemli katkıda bulunan isimlerin çalışmalarından yararlanılarak eleştirel bir bakış açısı ile araştırmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, kent, toplum, sınıf
Bir planlama sorunsalı olarak kültür ve kent
Mekan ve kültür ilişkisi ya da planlama ve kültür ilişkisi çok çeşitli açılardan farklı disiplinler tarafından değerlendirilmektedir. Fakat planlama, mekan ve kültür ilişkisi ise çok az sayıda eserde birlikte ele alınmıştır. Özellikle Türkiye'de inanç-mekân-planlama ilişkisini konu eden yazına rastlanamamaktadır. Bu tez çalışmasında değerlendirilen bir kültür bileşeni olarak inanç, bir kimlik sorunsalı olarak ele alınmıştır. Öte yandan mekân ve yer kavramlarının içerdiği siyasa sebebiyle konu kentsel siyaset açısından da tartışılmıştır. Kültür, inanç ve kimlik kavramları, mekân, siyaset ve insan hakları boyutlarıyla değerlendirilmiştir.Kültürel kimliğin devamlılığı açısından mekanın rolünü, inanç gruplarının mekan oluşturma ve anlam yükleme pratikleri üzerinden değerlendirmiştir. Çalışma, temel olarak kültür ve mekân ilişkisini inanç, kutsal mekan ve kavramsallaştırması içinde ele almaktadır.Bu aşamada da ?kültürel kimlik? olgusunun insan hakları bağlamındaki önemine ve sürdürülebilmesi için vazgeçilmez olan mekân ve örgütlenme bileşenlerinin neler olduğuna İstanbul'da ve İngiltere'de gerçekleştirilen saha çalışmaları ve tespitler üzerinden değinilmektedir. Saha çalışmalarında incelenen kültürel inanç grupları İstanbul'da Rum Ortodokslar, Ermeni Ortodokslar ve Alevilerdir. İngiltere'de incelenen gruplar ise Türkiye'den göç etmiş inanç grupları olan Aleviler ve Sünni cemaatlerdir. Derinlemesine mülakatlarla ve katılımcı gözlemlerle keşfedilmeye çalışılan iki farklı ülkedeki beş farklı inanç grubunun mekânsal düzenlemeleridir. Saha çalışmasında elde edilen kendi anlatımları ve söylemleri incelenerek yorumlayıcı bir bakışla kültürel sürdürülebilirlik açısından mekan oluşturma süreçleri ele alınmıştır. Tez çalışması, hedef inanç gruplarının coğrafyasının tespit edilmesi konusunda alanında öncü bir çalışmadır. Özellikle günümüz Alevi-Bektaşi kültürünün mekansallaşması konusunda, seçilmiş coğrafyalarda tespitlerde bulunan alanında ilk çalışmadır.Bu tez çalışması, açtığı tartışma ortamı ile meslek alanı dışında kalan disiplinlere de katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Planlama mesleği kimlik çatışmaları, kültürel hak mücadeleleri, demokratik bir toplum kurulması süreçleri ve demokratik rejim özlemi gibi sosyal konularda etkin rol üstlenebilmelidir. Ayrıca mekân kültürel kimliğin vazgeçilemez bir parçasıdır. Bu sebeplerle bu tez çalışması planlama mesleğinin ve disiplininin edilgen rolünün dışına çıkabilmesine katkı sağlamaya çalışmaktadır.
Kalecik (Ankara) ve Söke (Aydın) ilçelerinde karşılaştırmalı arazi kullanımı ve planlama önerileri
Bu çalışmada "Kalecik (Ankara) ve Söke (Aydın) İlçelerinde Karşılaştırmalı Arazi Kullanımı ve Planlama Önerileri" adlı araştırma ele alınmıştır. Coğrafi konumları farklı, birbirine uzak mesafede bulunan, yer şekilleri, iklim, nüfus ve yerleşme özellikleri bakımından farklı olan Kalecik ve Söke ilçeleri "arazi kullanımı açısından farklılıklar ve benzerlik göstermekte midir?" sorusu bu tez çalışmasının temel araştırma sorusunu oluşturmaktadır. Bu noktadan hareketle yürütülen araştırmada; öncelikle Kalecik ve Söke ilçelerinin doğal ve beşeri özellikleri başlığı altında arazi varlığı, tarım, yerleşim, mera, hayvancılık, orman, sanayi, ulaşım, turizm kullanım alanları coğrafi araştırmalarının temel ilke ve prensiplerine bağlı kalınarak incelenmiştir. Arkasından, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamında arazi ile ilgili problemler ve bunların çözüm önerileri kapsamında bazı bilgiler açıklanmış, arazi kullanımları bakımından karşılaşılan benzerlik ve farklılıklar irdelenmiş, doğal ve beşeri çevre şartlarının Kalecik ve Söke ilçelerinin gelişimi üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Kalecik ve Söke ilçelerinde temel araştırma sorusunun ve bu soruya bağlı olarak oluşturulan cevaplandırılma sürecinde elde edilen bulgular neticesinde, ana hatlarıyla pek çok farklılığın olduğu tespit edilmiş; coğrafi özellikleri birbirine benzememesine rağmen bazı benzerliklerin de olduğu gözlenmiştir. Günümüzde Türkiye'nin hemen her bölgesi yanlış arazi kullanım problemi ile karşı karşıyadır. Bu çalışma ile arazi kullanımının mevcut durumu ortaya konularak iki ilçenin karşılaştırmalı arazileri incelenerek, nasıl bir kullanım planlamasına sahip olması gerektiği açıklanıp öneriler dile getirilmiştir. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, girişte tezin genel özelliklerine, araştırma alanlarının konumları ve başlıca özellikleri, araştırmanın amacı ve kapsamı, yöntem ve materyal, kuramsal ve kavramsal çerçeve, önceki çalışmalar, araştırma alanlarının kuruluş ve gelişimleri konularına değinilmiştir. İkinci bölümde Kalecik ve Söke'nin doğal unsurlarını ele alınmıştır. Üçüncü bölümde beşeri unsurlara Türkiye İstatistik Kurumu'ndan temin edilen nüfus verileri kullanılarak, her iki ilçenin nüfus dağılışı, grafikler ve tablolar hazırlanmış, ekonomik, sanayi, ulaşım, turizm faaliyetleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde araştırmanın bulgularına dayanmaktadır. Her iki ilçeye yönelik elde edilen arazi kulanım verileri karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve başlıklar altında irdelenmiş, planlanma önerilerinde bulunulmuştur. Son bölüm olan sonuç bölümünde ise çalışmanın genel değerlendirmesi yapılmıştır.
Kentsel dirençliliğin depremsellik açısından incelenmesi: Bursa Yıldırım ilçesi örneği
Bu çalışma, kentsel dirençlilik, afete dirençli kentler ve depreme dirençli kentler kavramlarını tanımlamayı amaçlamıştır. Kentsel dirençlilik, afetlere dirençli kentler ve depreme dirençli kentler, kentsel alanların değişen koşullara, afetlere ve depremlere karşı güvenliğinin ve hazırlığının sağlanmasında kritik kavramlardır. Çalışmanın temel amacı Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknolojisinden yararlanarak bir kentin sismik olaylar karşısında hazırlıklılığını, yapısal sağlamlığını ve afetlere müdahale yeteneklerini değerlendirmektir. Çalışma, yalnızca depremlere değil, aynı zamanda olası afetlere karşı da dirençli kentler yaratmanın öneminin altını çizmektedir. Çalışmada kent planlama çalışmalarının CBS ile entegre bir şekilde yürütülmesiyle, deprem ve diğer potansiyel afetlere karşı hazırlıklı ve dirençli kentler oluşturmanın ve potansiyel afetlerde meydana gelebilecek kayıpları önlemenin ya da minimum seviyeye indirmenin önemi vurgulanmaktadır. CBS'ye dayalı sistemlerin bu konudaki katkılarını gösterebilmek amacıyla, Bursa'nın ilk yerleşim yerlerinden olan, çok fazla göç alan, birçok fay hattının üzerinde ve yakınında konumlanan ve plansız ve çarpık kentleşme yapısına sahip Yıldırım ilçesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bu bölge, CBS teknolojisinin kentsel alanların dirençliliğinin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesinde nasıl etkili olabileceğini göstermek için ideal bir örnek çalışma bölgesidir. Yıldırım ilçesinin depreme dirençliliği değerlendirilirken farklı yöntemler ve analiz araçları kullanılmıştır. Yıldırım ilçesinin jeolojik, demografik, yapısal ve çevresel özelliklerine göre depreme karşı dirençliliği analiz edilerek farklı direnç seviyelerine sahip bölgeler tespit edilmiştir. Çalışmada çok kriterli karar verme yöntemi ile çok yönlü bir analiz gerçekleştirilerek bölgenin karşılaştırılması zor farklı özelliklerinin tek bir analizde birleştirilmesi mümkün olmuştur. Bulgular, depreme dayanıklı kentsel planlamanın kritik önemini vurgulamakta ve bir kentin öngörülemeyen doğal afetlere karşı dayanıklılığının değerlendirilmesinde CBS'nin önemli rolünün altını çizmektedir. Sonuç olarak çalışma, depreme dirençli kentsel planlamanın büyük önemini ve bir kentin öngörülemeyen doğal afetlere karşı dirençliliğinin değerlendirilmesinde CBS'nin rolünün önemini vurgulamaktadır. Kentler, kapsamlı ve çok disiplinli bir yaklaşımla depremlere karşı dirençli, sürdürülebilir ve daha güvenli bir hale gelebilmektedir. CBS'nin kentsel planlama süreçlerine entegre edilmesi, çok çeşitli potansiyel afetlere karşı dirençli ve etkili bir şekilde müdahale edebilen kentler yaratmak için önemli bir strateji olarak ortaya çıkmaktadır.
Metropolis şehir planlamacılığında suyun dağıtımı ve kullanımı
Metropolis, MÖ 3. yüzyıldan itibaren planlı bir kent olarak gelişmeye başlamış, Roma Dönemi'nde özellikle MS 1-2. yüzyılda kentteki imar faaliyetleri ile büyümüş, daha sonra 12. yüzyıl Laskarisler Dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. 30 yılı aşkın bir süredir kazı ve araştırma çalışmalarının devam ettiği kentte Tiyatro, Meclis Binası, Yukarı ve Aşağı Roma Hamamı, Peristilli Ev, Roma Sarnıcı, Balneum ve Araplıtepe Bizans Kilisesi'nde bu izleri görmek mümkündür. Metropolis'in, Torbalı Ovası'na hâkim bir tepe üzerinde planlanmaya başladığı MÖ 3. yüzyıldan, MS 12. yüzyıla kadar ki bu sürecinde kuşkusuz ki su kullanımı ve mühendisliği uygulamaları da geliştirilmiştir ve kentte uygulanmıştır. Bu çalışmada, kentte su kullanımı ile ilgili olarak suyun kaynağında bulunması, taşınması, depolanması ve dağıtımı ile su kullanımı sonucunda oluşan atıkların tahliye edilmesi ve altyapı faaliyetleri de kazılar ve buluntular yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında Metropolis'te ve başka kentlerde yapılmış su kullanımı ve mühendisliği ile ilgili kaynaklar incelenerek değerlendirilmiş, kazılar sonucunda elde edilen en son veriler ve bilgilerle değerlendirilmiştir.
6360 sayılı yasanın kent ve kır alanlarına etkileri : Diyarbakır örneği
Türkiye'de büyükşehir belediyesi kavramı ilk kez 1984 yılında 3030 sayılı yasa ile idare sistemindeki yeri almıştır. Daha sonra yapılan yasal ve idari düzenlemeler ile büyükşehir belediyeciliği ile ilgili gelişmeler devam etmiştir. Son olarak 2012 yılında çıkarılan 6360 Sayılı yasa ile Türkiye'deki büyükşehir belediye sistemi bütünşehir haline getirilmiştir. Bu yeni yapıda büyükşehir belediyesi sorumluluk ve yetki sınır ilin mülki sınırlarına genişletilmiştir. 6360 sayılı yasanın en önemli özelliği hizmet arzındaki parçalı yapıyı ortadan kaldırmak, hizmet arzında verimliliği ve etkinliği geliştirmektir. 6360 sayılı yasanın gerekçesinde büyükşehir belediyeciliğinin; etkili, etkin, vatandaş odaklı, katılımcı, saydam, hesap verebilen ve mümkün olduğunda yerele ağırlık veren yönetim düşüncesinin gerçekleştirilmesine vurgu yapılmıştır. Bu çalışmada 6360 sayı yasanının çıkarılmasına yol açan hususlar ile yasanın getirdiği değişimler hakkında açıklamalar ile birlikte Diyarbakır ilinde bir araştırma yapılmıştır.
Adana kuzey-batı kentsel gelişme alanında yapılaşma öncesi peyzaj potansiyeli ile uyumlu açık ve yeşil alan sistem planlaması
Bu çalışmanın amacı; peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda alanın yapılaşma öncesi peyzaj potansiyeline uygun açık/yeşil alan siteminin makro formunun, kentsel gelişim sürecinde açık/yeşil alan potansiyelini tahrip eden imar kararları ve sorunlar irdelenerek, çağdaş peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda açık/yeşil alan sistem makro formunun oluşturulmasına yönelik öneriler geliştirilmektedir. Ancak bu çalışma yeni imar plan önerisi getirmemektedir. Mevcut durumdaki imar planına göre peyzajın 1974 yılı referans alınarak açık yeşil alan potansiyelinin korunması halinde araştırma alanı için üretilebilecek "açık yeşil alan sistem planının" makro formunun belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma alanı, Adana İli Kuzey-Batı gelişme alanı içerisinde bulunan; kuzeyde Seyhan Baraj Gölü, güneyde Adana-Mersin Otoyolu, doğuda Yaşar Kemal Bulvarı, batıda ise Seyhan Nehri arasında kalan alanı kapsamaktadır. Sonuç olarak alanının büyük bir çoğunluğu 1970'li yıllara kadar verimli tarım arazilerinden oluşmaktayken, yoğun yapılaşma baskısı nedeniyle 1985 yılında bölge parkı olarak belirlenen alanların yapılaşmaya açılması yönünde plan kararları alınmıştır. Alanın yapılaşmaya açılmasıyla birlikte çok hızlı bir şekilde yoğun yapılaşmanın baskısı altında kalarak doğal yapı büyük çoğunlukla tahrip olmuştur. 1974 yılına kıyasla dere koruma bandında kalan alanların yaklaşık 5 katının yapılı alan altında kaldığı saptanmıştır. Bundan sonraki süreçte yakın, orta ve uzun vadeli plan kararları getirilirken çağdaş peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda kararlar getirilerek alan tahribatı engellenmelidir. Anahtar Kelimeler: Açık yeşil alan sistemleri, peyzaj planlama, kentsel planlama, Adana
Kastamonu kenti imar uygulamalarının tarihi kent dokusuna etkilerinin belirlenmesi
Tarihi ve kültürel çevre, atalarımızdan bize kalan bir miras olmanın yanında bizlerin de gelecek nesillere aktarılmasında sorumluluk sahibi olduğumuz yeri doldurulamaz hazinelerdir. Kültürel ve doğal mirasların tarih boyunca koruma ve sürdürülebilirlik dengesinin sağlanarak nesiller boyu aktarılması çok boyutlu ele alınması gereken bir konudur. Tarihi dokuları oluşturan yapılar ve çevresinde şekillenen açık ve yeşil alanlar, tarih boyunca kentlerin en aktif yaşam alanları niteliğinde olmuştur. Tarihi kentsel doku içinde bulunan açık ve yeşil alanlar, formları, bitki türleri, tarihi yapıları gibi sahip oldukları özgün değerleriyle içinde bulundukları kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı hakkında önemli izler taşımaktadır. Ayrıca yeni yapılaşma alanı ile tarihi çekirdek arasında tampon görevi üstlenerek tarihi dokunun korunmasıyönünden önemli katkı sağlar. Bu sebeple tarihi mirasların tek yapı ölçeğinde değil çevresindeki yeşil alanlarla birlikte korunmasının sağlanması koruma konusunun temelini oluşturmaktadır. Tarih boyunca meydana gelen önemli kırılma noktaları sonucunda kentlilerin yaşam ve çalışma koşullarının değişmesi talep ve ihtiyaçlardaki değişimi de beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda özellikle tarihi kent merkezlerinde meydana gelen sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümler tarihi çekirdekler üzerinde gerçekleşen değişimler üzerinde de etkisini göstermiştir. Çalışmanın amacı; geleneksel konut ve ticaret dokusu ile anıtsal yapıların bir arada bulunduğu Kastamonu Kentsel Sit Alanı'nın uygulanan planlama politikaları doğrultusunda tarihsel süreçteki değişiminin incelenmesi ve bu değişimlerin çalışma alanı içinde bulunan açık ve yeşil alanlar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Amaç doğrultusunda 1970 imar planı, 1979 ve 1990 koruma amaçlı imar planlarıincelenmiş ve plan kararları doğrultusunda kentsel sit alanındaki değişim değerlendirilmiştir. Süreç içerisinde koruma statülerinde ve alansal büyüklüklerde değişimler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca alan kullanımlarında değişimler ve sebepleri değerlendirilmeye, planların kentsel sit alanına etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Modern ve postmodern süreçte kent parklarının sosyal sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi
Kentler, tarihsel süreç içerisinde birtakım nedenlerden dolayı taşıdıkları anlam ve fonksiyonlar bakımından farklı biçimlerde gelişip değişime uğramıştır. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile başlayan yeni üretim biçimleri insanların yaşama şekli ve ilişkilerini doğrudan etkilemiş ve toplumu kapsayan değişim ve yeni düşünce sistemleri sonucunda karşımıza "modern" olarak adlandırılan yeni bir dönemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sanayileşme ile beraber gelişmekte olan modern kent kavramı ortak yaşam alanları ile beraber konut, iş ve alışveriş bölgelerini ayrıştırmıştır. Bununla birlikte ortak kullanım alanlarının fonksiyonel bir şekilde kullanılamaması sonucunda sosyal sınıf farkları ortaya çıkmasına ve sosyal ayrışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Bu ayrışma sınıfsal ayrımların yaşanmasına sebep olmuş ve Sanayi Devrimi'ni takip eden yıllarda yoğun kentleşme, şehrin yeni yapılanma süreci ve doğal ortamların azalması kentlerde sağlıksız yaşam koşullarını beraberinde getirdiğinden planlı kentsel yeşil alanlar olan kent parklarının önemi giderek artmıştır. Ancak çözüm odaklı kentler olarak; modernizmde sermayenin akışkanlığını kolaylaştırmak yönünde tasarlanan kent parkları, sanayileşme sonrasında kapitalist birikim sürecinde işlevselliğini kaybetmiştir. Modern kent planı birtakım eleştirilere maruz kalarak bu düşünce sistemine olan güven zedelenmiştir. Bu eleştiriler ışığında kentsel yaşamı etkisi altına alan sorunlar ve bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla birtakım çalışmalar yapılmıştır. 20. y.y'ın ortasından itibaren ekonomi, ulaşım, iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler sayesinde tekrardan biçimlenen toplumsal yapının içinde postmodern olgu literatürde kendine bir yer bulmuştur. Ancak, günümüz kent parklarının, postmodern zamanla beraber sosyal yönü ihmal edilmiş ve başka kentsel kamusal mekanlar gibi kent parkları da piyasanın çıkarlarına göre şekillenmiş görünmektedir. Bu tez çalışması, öncelikle parkların modern ve postmodern süreçlerde sosyal sürdürülebilirlik yönünden sahip olduğu rolü irdelemeyi amaçlamıştır. Sonrasında kent parklarının sosyal grupları bir araya getirme özelliği ile dönemler içerisinde yaşanan değişimlerin mekan gelişimi üzerindeki etkisini irdelemiştir. Çalışma yöntemi olarak lazım olan esas bilgilerin elde edilebilmesi için farklı üniversite kütüphanelerinden konuyla alakalı yapılmış ulusal ve uluslararası çalışmalar ve online kaynaklar kuramsal temeller çerçevesini oluşturmuştur. Bir diğer çalışma yöntemi olarak ikincil veri analizine başvurulmuştur. Bu kapsamda kontrol listeleri oluşturulmuş ve çalışma alanlarının sahip olduğu işlevlerin geçmişten bugüne kadar amacına uygun hizmet edip etmemesi karşılaştırılmıştır. Çalışma alanlarının konumları, tarihsel geçirdiği süreç, tasarım ve planlama özellikleri ile bu süreçler içerisinde sahip oldukları işlevler internet üzerinden yapılan çalışmalar ve literatür araştırması ile incelenerek ortaya konulmuştur. Çalışma alanları olarak; modern ve postmodern süreçte planlanıp tasarlanan yurt içi ve yurt dışı kent parkları ele alınmıştır. Modern dönem için yurt içi kent parkına örnek olarak; Gençlik Parkı, yurtdışı örneği ise Central Park seçilmiştir. Postmodern süreçte yapılan yurt içi örnek çalışma alanı Harikalar Diyarı Parkı yurtdışı örneği Disneyland olarak belirlenmişitr. Modern dönem ile birlikte kent parkları, kentsel yaşamda sosyal yönden önemli bir role sahip olmuş ve toplumsal yapıyı şekillendirmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Postmodern süreçle birlikte ise kent parkları turizm ve ticari yatırımlar için tasarımın odak noktasına yerleştirilmiştir. Aynı zamanda kent parkları bu süreçte bir dönüşüm içerisine girerek tematik park işlevi ile yeniden hayat bulmuş ve yeni rant alanları oluşturmak için toplumsal işlevlerini kaybetmişlerdir. Kent merkezinde yaşayan alt ve orta gelir sınıflarına özgü kent parkları nicelik ve niteliklerini yitirirken, üst gelir sınıflarıysa kentin çeperlerinde emniyetli ve özel yeni rekreasyon alanları oluşturmuşlardır. Sosyal ayrışmayı pekiştiren bu durumun, sonraki zamanlarda sosyal çatışmaya neden olma ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve kentsel mekanın tüm aktörleri kentsel peyzajın en önemli bileşeni olan kent parkları üzerine karar alırken bu durumu dikkate almalıdır. Anahtar sözcükler: Kent parkları, Modernizm, Postmodernizm, Kentsel Mekan, Kentsel Planlama, Sosyal Sürdürülebilirlik.
Kent ve mimarlığın stratejik taktik ve operasyonel düzeylerde tartışılması
Teknolojinin hızla gelişmesi, dijital tabanlı tasarım yöntemlerinin sınırlarının genişletilmesi, farklı üretim modelleri ve yeni mekan alternatiflerinin hızla üretilmesi, kentlerin ve gündelik yaşam pratiklerinin, hızlı dönüşümünü başlatır ve güçlendirir. Kentlerde, biçimsel olarak yaşanan bu dönüşüm, aynı zamanda, sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel anlamda, bir değişimi hızlandırır. Modernizmle birlikte gelen yabancılaşma, yersizleşme kavramlarının metropol kentlerle birlikte gelişmesi, kentlerin sosyal/psikolojik değişiminin sonucudur. Biçimsel anlamda da yeni mekan arayışları, kuramsal alanda ve pratik alanda karşımıza çıkmaktadır.Bir mimari probleme/duruma karşı, bugün, "pozisyon alınmalı"dır. Günün değişen ve dönüşen yapısı ile mücadele etmek için, "alternatif/yaratıcı fikirler ve stratejiler" üretilmeli; kentlerin dönüşüm ve yenileme sürecine katkı sağlayabilecek alanlarda tasarımlar geliştirilmeli; biçimsel tasarımın önerilmesinden ziyade, kentsel planlamanın stratejisini/metadolojisini/kuramsal alt yapısını oluşturmak amaçlanmalıdır. Bu anlamda, kentsel/mimari tasarımın geleceğini öngörebilmek için, bugün, bitmiş projeler ya da çalışmalar sunmanın yerine stratejiler geliştirmenin, stratejik planlamanın önemi vurgulanmalıdır.Çağımızda gerçekleşen her türlü değişim ve dönüşüm, mimarlık pratiğini doğrudan etkilemekte olup, bu değişim ile baş etmenin yollarından birisinin de, mimari tasarıma, tasarlama ve representasyonuna stratejik yaklaşılması ve taktikler geliştirerek tasarım stratejilerinin oluşturulması; bu taktik ve stratejik kararların da operasyona dönüştürülmesinin sağlanması olduğu düşünülmektedir.Bu tez kapsamında, kavram olarak strateji, mimarın ve paydaşlarının elindeki bir tasarım aracı iken, taktikler ise, mimarın stratejilere ulaşmak için kullandığı araçlar olup, aynı zamanda, kent kullanıcısının zaman içerisinde geliştirdiği kamusal alanı kullanma biçimleridir. Kavramsal olarak operasyon/operatif olan ise, tasarım sürecinin ve mekanı tarifleyecek eylemin tasarlanması ve tasarımın eyleme geçirilmesidir.Günümüzde "Stratejik Mimarlık" başlığı altında tartışılan "mimarlıkta stratejik planlama ve tasarlama" açılımlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmada, günümüz kentlerinin kontrolsüz, önü alınamaz şekilde, biçimsiz ve içerikten yoksun, kendi halinde gelişmesi ile mücadele etmenin, salt stratejik tasarlama ile yapılamayacağı öngörülmektedir. Eksik kalan stratejik planlama ve tasarlama çalışmalarının tamamlanması ve geliştirilmesi için, yeni kentsel tasarlama taktikleri geliştirerek, geleceğe dönük stratejileri daha özgün ve başarılı kılacak operatif yaklaşımların geliştirilmesinin gerekliliği vurgulanmalı; stratejik, taktik ve operatif düzeylerde kent ile mücadele edilmeli; kente müdahalenin bu bağlamda tartışılması gerektiği benimsenmelidir.Anahtar Kelimeler : Stratejik, taktik, operatif, kentsel gelişim düzeyleri
Deprem duyarlı planlamada coğrafi bilgi sistemleri odaklı çok kriterli karar verme yöntemlerinin uygulanması:Yalova kent merkezi örneği
Ülkemizde özellikle 1999 Marmara Depremleri ve 2011 Van Depremi?nden sonra depremlerin insan hayatı için ne kadar yıkıcı olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Tarih boyunca Türkiye büyük depremlerle sarsılmış ve pek çok kayıp vermiştir. Ülkemiz bir deprem ülkesi olduğu için ilerleyen yıllarda da büyük şiddetlerde depremlere maruz kalması hayli olasıdır. Bu nedenle olası bir depremin büyük kayıplara neden olmaması için özellikle afet öncesi çalışmalara ağırlık verilmesi gerekmektedir. Deprem riskini azaltmak amacıyla afet öncesi çalışmalar oldukça kritik bir öneme sahiptir ve afet öncesi çalışmalar afet yönetiminin en önemli süreci olarak tanımlanabilir. Hâlbuki yakın geçmişimize bakıldığında genellikle afet sonrası çalışmalara yani yara sarma politikalarına yoğunlaşıldığı gözlemlenmektedir. Günümüze yaklaştığımızdaysa, afet öncesi risk azaltma çalışmalarının yavaş yavaş afet yönetimi süreci kapsamında önem kazandığını görmekteyiz. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) bu süreç kapsamında etkin olarak kullanıldığında oldukça faydalı olan bir araçtır. Afet yönetiminin gerek afet öncesi gerek afet sırası gerekse de afet sonrası çalışmalarında kullanıldığında afet risklerini azaltmada oldukça etkin bir araçtır. Bu çalışmada CBS, deprem duyarlı planlama kapsamında, Yalova ili kent merkezinde kentsel ve zeminsel özelliklerden kaynaklanan riskleri tespit etmek amacıyla kullanılmıştır. Bu amaçla ilk olarak kentsel kriterler ve zemin kriterleri Analitik Hiyerarşi Süreci?ne tabi tutulmuşlardır. Analitik Hiyerarşi Süreci sonucu elde edilen riskli alanları gösterir kentsel risk ve zemin riski haritaları ise daha sonra TOPSIS analizinde girdi olarak yer almışlardır. TOPSIS analizi sonucunda da hem kentsel hem de zemin kriterlerini barındıran genel risk haritası elde edilmiştir.
Kent kimliği ve yitirilen kent kimlikleri
Kentler, insanların yaşaması için gerekli olan barınma, çalışma, eğlenme-dinlenme ve ulaşım eylemlerinin gerçekleştirildiği yerleşme birimleridir. İnsanın, sosyal bir varlık olması evin dışında da bir hayata ihtiyaç duymasına neden olmuş ve kentsel alanlar oluşturulmuştur. Bu kentsel mekânlar insanların ortak gereksinimlerini karşılamaya yönelik bitki örtüsü, kaplama malzemeleri, su ve sanat yapıtları, kent mobilyaları gibi birçok kent öğesi ile donatılmıştır. Kimlik; bir şeyin tüm parçalarının bir araya gelerek benzerlerinden ayırt edilmesini sağlayan, onun farklılığını ortaya koyan kendine has olma durumudur. Kent kimliği onu diğer kentlerden kolayca ayırt etmemizi sağlayan her şeydir. Öte yandan, kentsel oluşuma soyut ya da somut katkı sağlayan tüm kentsel bileşenlerin kentin kimliği üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu katkının olumlu yönleri kentin kimliğini yüceltip görünürlüğünü artırırken, olumsuz yönleri ise kimliksizleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimliksizleşme sürecinde olan kentlerde kent ve kentliler arasındaki aidiyet duygusu zedelenmekte, kent ekonomisi olumsuz etkilenmekte ve gelecek nesillere bırakılmak istenen miras bozulmaktadır. Buradan hareketle bu çalışmada kent kimliği çerçevesinde kimliksizleşen kentlerin incelenmesi amaçlanmıştır.
Kentsel yenilemede bir araç olarak kentsel dönüşüm projeleri ve ilgili idari yargı kararları
İnsanların bir arada yaşama gereksiniminden doğan kentte yaşananekonomik, sosyal ve politik değişimler kentteki yaşamı da sürekli olaraketkilemektedir. Kentsel dönüşüm de bu değişimlere cevap vermek amacıylaözellikle 20. yüzyıldan itibaren kent planlamanın gündeminde yer almıştır.Kentsel dönüşüm kentsel alanın farklı yöntemlerle dönüştürülmesiniamaçlayan ve içerisinde birçok farklı aktörü barındıran çok boyutlu birkavramdır. Sanayi Devrimi ile birlikte Batı ülkelerinde oluşan işçi sınıfınınbarındığı çöküntü alanlarının iyileştirilmesi, 2. Dünya Savaşı sonrası tahripolan Avrupa kentlerinin yeniden inşası ve son yıllarda işlevini yitirmiş sanayialanlarını yeniden değerlendirme girişimleri kentsel dönüşümün değişendünya koşullarına bağlı olarak gösterdiği gelişimi ortaya koymaktadır.Köhneleşen kent merkezleri, fonksiyonunu yitiren sanayi alanları, afet riskitaşıyan yerleşim bölgeleri, gecekondu alanları, tarihi konut alanları kentseldönüşüm olgusunun uygulama alanları olarak karşımıza çıkmaktadır.Zamanla amaçları, organizasyon ve yönetim modelleri değişime uğramıştır.Türkiye'de ise kentsel dönüşüm olgusu, son yıllarda yıpranan kentselalanların dönüştürülmesinde sıkça kullanılan bir araç haline gelmiştir. Buçalışma, kentsel dönüşümün fiziksel, ekonomik ve sosyal boyutlarının vekentsel dönüşüme ilişkin Türkiye'deki idari yargı mercilerinin verdiği kararlarınirdelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında, kentseldönüşüm sonucunda mekânda sadece fiziksel değişmeler değil, ekonomik,kültürel ve sosyal değişmelerin de olduğu üzerinde durulmuştur. Tezaraştırmasında kullanılan yöntem; literatür araştırmasından, konu ile ilgilimahkeme kararlarının incelenmesinden ve deneyimlere dayananyorumlardan oluşmaktadır.320Anahtar Kelimeler:1. Kent2. Kentsel dönüşüm3. Dönüşüm Projeleri4. Kentsel Yenileme
Sürdürülebilir kalkınmanın mekânsal planlama pratiğine aktarılması: Sürdürülebilirlik değerlendirmesi ve Türkiye uygulaması
Sürdürülebilir kalkınma çok bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir kavram olmakla beraber, uygulama araçlarının tanınmaması ve bu anlamda yeterli deneyim olmaması sebepleriyle planlama pratiğine geçirilmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır.Sürdürülebilir kalkınma ilkelerini benimseyen yeni bir plan/belge hazırlanması için ya da mevcut politika dokümanlarının sürdürülebilir kalkınma ilkeleri ışığında değerlendirmesinin yapılabilmesi için tanımlanan en güncel yöntem ?Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi?dir. Mekânsal planlamada, sürdürülebilir kalkınmanın hayata geçirilmesi için bütünleşik ve analitik bir süreç tanımladığı için Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinin yöntem ve amacının iyi anlaşılması önem taşımaktadır.Bu çalışmada, mevcut etki değerlendirme yöntemleri ile uygulamaya yeni aktarılmakta olan Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi yöntemi incelenerek karşılaştırılmakta ve mekânsal planlamaya entegrasyonu ortaya konulmaktadır. Mevcut yazın taraması ve ülke örneklerinin incelenmesi yoluyla mekansal planlamada kullanılabilecek bir Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi modeli geliştirilerek, iki örnek mekansal plan üzerinde geliştirilen model sınanmaktadır.
Kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin rolü
Yapılan çalışma, kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin rolü üzerine odaklanmaktadır. Çalışmada planlama hizmetinin, bazı açılardan doğal ve kentsel çevre üzerinde olumsuz sonuçları olsa da, doğru yöntemlerle kentsel alandaki dengeleri ve ilişkileri gözettiğinde kentsel çevrenin inşasında vazgeçilmez bir araç olduğu vurgulanmak istenmiştir. Ayrıca çalışma ile kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin daha verimli ve aktif kullanılmasına yönelik değerlendirmelerde bulunarak çözüm önerileri üretilmesi hedeflenmiştir.Çalışma kentsel çevreyi şekillendiren ve belediyelerinde görev ve yetki sahibi olduğu fiziki planları kapsamaktadır. Ayrıca, kentsel çevrenin unsuru niteliğinde olan ve kentsel çevrenin inşasında önemli olan etkileşim alanlarını konu edinmektedir. Bunun yanın da Türkiye'deki durum çerçevesinde değerlendirmeler içermektedir. Çalışma teorik bir yaklaşımla, ilgili çalışma, araştırma ve bilgilere yönelik toplanan yazılı kaynaklar çerçevesinde oluşturulmuştur. Belediyenin, görev ve yetkileriyle birlikte değerlendirildiğinde, sunduğu planlama hizmetinin elindeki en önemli araçlardan biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Belediye bu aracı kullanarak kentsel çevrenin inşasında önemli rol üstlenmektedir. Belediyenin kentsel çevrenin inşasında, planlama hizmetini aktif olarak kullanabilmesi için; idari, ekonomik ve teknik açılardan güçlü, olumsuz etkilenmeden uzak bir yönetim şeklinde örgütlenmesi gerekmektedir. Ayrıca planların da katılımcılığa ve işbirliğine dayalı, bütüncül, çok yönlü ilişkileri hesaba alan, stratejik ve bilimsel verilerden yararlanan bir yaklaşımla hazırlanması gerektiği anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Kentsel Çevre2. Planlama3. Belediye4. İmar5. Kentsel Genişleme
Kapalı bir havzada Milli Parkların ulaşım sisteminin çevre duyarlı modellenmesi için bir yöntem: Beyşehir ve Kızıldağ Milli Parkları örneklemi
Dünyada su havzaları ve milli parklar başta olmak üzere korunacak tüm doğal alanlar üzerinde insan kaynaklı faaliyetler her geçen gün artmaktadır. Özellikle su kaynaklarının bulunduğu milli parkların hassas şekilde korunması gereği açıktır. Mevcut tarım topraklarının denetimsiz ve aşırı kullanımı, toprak verimini azaltan tarımsal ilaçların kullanılması, her türlü ulaşım araçlarının hassas ekosistemlerin tüm noktalarına denetimsiz girişine izin verilmesi, çevre duyarlı hassas ekosistemlerde karbon emisyon artışı gibi olumsuz etkilere neden olmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, ulaşım kaynaklı ekolojik ayakizinin milli parklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla yeni bir ulaşım sistemi modeli araştırılmıştır.Araştırmada, alan ve konuya ilişkin yerli ve yabancı literatür araştırması, trafik sayımı, taraflarla derinlemesine yüz yüze görüşmeler ve anket uygulaması gibi yöntemler kullanılmıştır. Örneklem araştırma alanında, ziyaretçiler ile çevre sakinlerinin mevcut ulaşım sistemini kullanım alışkanlıkları, geliştirilen emisyon formülü ile birim zamanda(gün) miktar(gr) ve değişkenler arasındaki bir bağıntı olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, çevre duyarlı ulaşım Yaklaşımları uygulanan örnek milli park alanlarındaki emisyon miktarındaki azalma oran(lar)ı tespit edilmiştir. Bu bulguların sonucu olarak; Beyşehir Gölü'nün her iki yakasındaki milli park alanlarına yönelik çevre duyarlı ulaşım sistemini temel alan bir model önerilmiştir/geliştirilmiştir.
Kentsel yaşam kalitesinin belediye hizmetleri kapsamında belirlenmesine ve geliştirilmesine yönelik bir yaklaşım : Orta ölçekli kent örnekleri
Kentlerde sosyal, ekonomik ve fiziksel çevrenin karşılıklı etkileşmesiyle belirlenen yaşam kalitesi yerel düzeydeki politika ve uygulamalardan etkilenmekte; bu nedenle belediyelere önemli görevler düşmektedir. Bu kapsamda çalışmanın konusu, yerel yöneticilerin ve kent plancılarının temel ilgi alanı olan yaşam kalitesinin belediye hizmetleri kapsamında belirlenmesi ve geliştirilmesine yönelik bir yöntem oluşturmaktır.Bu çalışma ile, kentlerin planlanması ve yönetilmesi süreçlerine yol göstermek açısından kentlerin yaşam kalitesi performansını belirlemek, değişimleri izlemek ve gelişmeleri takip etmek için kentsel yaşam kalitesi gösterge ve ölçütlerinin belirlenerek bir rehber oluşturulması ve belediyelerin sundukları hizmetler kapsamında kentlerin yaşam kalitesi portresi ile kentsel yaşam kalitesini etkileyen unsurların ortaya konulması amaçlanmaktadır.Belediye hizmetleri ile ilgili 9 temel kategori ve bu kategoriler altında yer alan toplam 19 gösterge ve 43 ölçütten oluşan bir yaşam kalitesi rehberi hazırlanmış ve 22 adet orta ölçekli il merkezi belediyesinde alan çalışması yapılmıştır. Alan çalışmasında toplanan verilerin değerlendirilmesi ile; (1) maksimize etme tekniği ile kentler göreli olarak analiz edilmiş ve örümcek ağı şemaları ile yaşam kalitesi portreleri belirlenmiş, (2) faktör analizi yöntemi ile kentlerin yaşam kalitesi endeks değerleri elde edilerek kentler sıralanmış ve (3) çok boyutlu ölçekleme analizi ile kentlerin konumlandırma haritası yapılmıştır.Son olarak ise, kentsel yaşam kalitesini etkilediği varsayılan unsurların yaşam kalitesini ne düzeyde etkiledikleri ortaya konulması amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Bu kapsamda kentlerde yaşam kalitesinin geliştirilmesi doğrultusunda politikalar ve müdahalelerin yapılması için öncelikli alanlar belirlenmiştir. Belediyelerin bütçesinin, nüfusun eğitim düzeyinin, kentlilerin ekonomi ve işgücü düzeyinin ve belediyelerin sundukları iletişim ve katılım olanaklarının artırılmasının kentlerde kentsel hizmetlere bağlı yaşam kalitesini de arttıracağı sonucuna ulaşılmıştır.
Kent planlamasında halkın katılımı Ankara örneği
Değişen dünya düzeni zaman içerisinde insanoğlunun hayatında kent olgusunu öne çıkarmış, kentlerde yaşamın yoğunlaşması, kent planlamasının önemini arttırmıştır.Günümüzde, kent planlaması demokratik yönetimlerde halkın katılımı ile yapılması gereken bir faaliyet olarak görülmektedir. Kentlilerin içinde yaşadıkları çevreye karşı duyarlı olmaları, istek ve şikayetlerini iletebilmeleri ve yürütülen faaliyetler hakkında bilgi sahibi olabilmeleri için katılım çağdaş kentlerde bir zorunluluk halini almıştır.Ülkemizde kent planlamasında halkın katılımı henüz tam olarak benimsenmiş bir uygulama olmamakla birlikte, kentliler ve sivil toplum örgütleri bu konuda günden güne artan bir çaba içerisindedir. Demokratik olma kaygısı güden karar vericiler de bunun için çaba harcamaktadır.Ülkemizde kent planlamasında katılım için hukuki düzenlemeler yeterli değildir. Mevcut hukuki yapı katılıma elverişli değildir. Kentliler ve sivil toplum örgütleri planların hazırlanması aşamasında aktif katılım uygulayamamakta, planın uygulanması ve denetlenmesi aşamalarında ise ancak itiraz yoluyla katılımda bulunabilmektedir. Türkiye'de kent planlamasına katılım, pozitif değil negatif bir katılım niteliği taşımaktadır.Türkiye'de kent planlaması tarihinde Atatürk zamanına dek uzanan örnek teşkil edebilecek şehir başkent Ankara'dır. Ankara'nın bugününde sivil toplum örgütleri kentlileri temsilen katılımda bulunma çabası çerisindedir. Hukuki düzenlemelerle desteklenmeyen bu çaba gelişmiş ülkelerdeki katılım örnekleri yanında sönük kalmaktadır.Her şeye rağmen Ankara'da günden güne gelişmekte olan planlamaya katılım, kentlilerin kent kültürünü geliştirmekte, kentlilerin planlı yaşama alışmasını ve saygı duymasını sağlamaktadır. Kent planlamasında halkın katılımında yaşanan gelişmeler Ankara'yı ve Türkiye'yi demokratik yönetim anlayışına adım adım yaklaştırmaktadır.
İmar planlarında arazi ve arsa düzenlemesinin idari yargı açısından incelenmesi
İmar planlarının uygulanmasını kolaylaştırmak, kent planlaması ile güdülen amaçları gerçekleştirmek amacıyla 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi ?arazi ve arsa düzenlemesi? gerçekleştirilmektedir. Arazi ve arsa düzenlemesi ile kadastral parsellerin bir bölümü birleştirilmekteyken, bir kısmı kamu yararı için ortak yaşam alanlarına ayrılmaktadır. Arta kalan yerler ise düzenleme sonrası hak sahiplerine eşitlik ilkesine göre dağıtılmaktadır.Bu tez çalışmasında imar planlarında arazi ve arsa düzenlemesi sonrasında ilgili idareler ile vatandaşlar arasında ne tür sorun ve uyuşmazlıkların yaşandığı idari yargı mercilerince verilen yargısal kararlar doğrultusunda incelenmektedir.Birinci bölümde, arazi ve arsa düzenlemesi ile ilgili tanımlar, imar kavramı, imar planı, imar planı uygulama yöntemleri ve arazi ve arsa düzenlemesinin yasal dayanakları açıklanmaktadır. İkinci bölümde, arazi ve arsa düzenlemesinin uygulama esasları ve parselasyon planlarının hazırlanması/düzenlenmesi idari yargı mercilerince verilen kararlar doğrultusunda incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, arazi ve arsa düzenleme işleminin iptali için idari yargıda iptal davasının açılması esasları, dava dilekçesinin kapsamı, aynı dilekçe ile dava açılabilecek durumlar; parselasyon işlemlerine karşı açılacak olan iptal davalarında görev ve yetki, ehliyet, idari işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, iptal davası açmada süre, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin, 2981 sayılı Kanunun ek-1. maddesi ile birlikte uygulanmasına ilişkin hükümler ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin 2981 Sayılı Kanunun 10-c maddesi ile birlikte uygulanıp uygulanamayacağı hususları idari yargı mercilerince verilen kararlar doğrultusunda incelenmektedir.Anahtar Sözcükler1.İmar Planları2.Arazi ve Arsa Düzenlemesi3.İdari Yargıda İptal Davası
Metropoliten çevreye yayılım sürecinde mevzi imar planları ve plan değişikliklerinin kentsel mekan ve kentsel rant etkileri: Ankara Çayyolu örneği
Kentsel gelişme dinamikleri ile hızlı gelişim ivmesine sahip alanlar olan metropoliten alanlar içinde kalan yerleşmeler zaman içinde hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecine girmektedir. Yerleşimlerin arazi kullanım desenini ortaya koyan planlama politikaları bu süreci şekillendirmektedir. Bu değişim sürecinin içeriğini kavrayabilmek, süreci ve sonuçlarını kontrol altına alabilmek açısından oldukça önemlidir.Son yıllarda en fazla gelişme izlenimi gösteren metropoliten alanlar, arazi kullanımında değişkenliğin gözlendiği ve spekülatif yapılaşmanın yaygın olduğu alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Metropoliten kentsel gelişme alanları, arsa piyasasının şekillenmesinde etken olan aktörlerin beklentileri doğrultusunda bir eğilim göstermektedir. Yapılan plan değişikleri ve mevzi imar planları gibi parçacı uygulamalar ve plan dışı gelişmelerle bazen özel sektör bazen de kamu tarafından yaratılan spekülasyonlar sonucu özellikle son yıllarda, ?kentsel rant? kavramı karşımıza çıkmaktadır.Bu araştırma ile, Ankara metropoliten alanı güneybatı koridorunda yer alan, özellikle son zamanlarda önemli gelişme potansiyeli ile çevresine yayılarak spekülatif gelişme eğilimi gösteren Çayyolu yerleşimi ve çevresinin gelişim süreci irdelenerek, bu sürecin önemli araçlarından olan planlamanın kentsel gelişmedeki rolü, etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Üst gelir grubunun sosyo mekânsal ayrışımı, Ankara Bilkent Angora Evleri örneği
Kentlerimizde önceleri kentleşme, kırdan kente göç, kentlileşme, gecekondu gibi sorunlar tartışılırken; küreselleşen ve kapitalizmin egemen olduğu şu günlerde, yaşanan süreçlere ayak uydurur nitelikte hızla gelişen ayrışım, toplumsal tabakalaşma sorunları ve bunun sosyal ve mekânsal etkileri gündeme gelmiştir. Bu ayrışım ve tabakalaşma sürecinin başlarda yarattığı etkiler kente gelen göçlerle birlikte daha çok alt gelir grubu tarafından yapılagelen gecekondulaşma biçiminde karşımıza çıkarken, şimdilerde kentlerde; güvenlik sorunu, kentsel şiddet/suçlarla beraber artık sadece alt gelir grubunun ayrışımı değil; üst gelir grubunun da kendini ?diğerleri?nden soyutlama süreci başlamıştır.Metropolleşen kentlerimizin önemli sorunlarından biri olan ayrışma, diğer bir ifadeyle ?diğeri?ni dışlama; günümüzde artık üst gelir grubunun kendisine ait yeni bir dünya/ütopya, tümüyle yeni bir yaşam alanı oluşturma isteğiyle gelişmiş ve ortaya kentten tümüyle izole edilmiş, ?öteki?ne karşı geniş güvenliklerin oluşturulduğu, belirli sınırlar ardında, sadece yeni barınma mekânları değil adeta yeni dünyalar oluşturulmaya başlanmıştır. Araştırmaya konu olan üst gelir grubunun sosyal ve mekânsal ayrışımı bu boyutuyla ele alınacak ve sosyo mekânsal ayrışmada değişen mekân, Türkiye'de ve Dünyada bu ayrışma süreci örnekleriyle değerlendirilecektir.Bu kapsamda Ankara kenti içerisinde yer alan ayrışmış kapalı toplulukların, kapılı sitelerinden biri ( Gated Community) örneklem alan olarak ele alınacaktır. Bu araştırma kapsamında; ayrışma, ,sosyal tabakalaşma, ayrışmanın yapı taşları, ayrışmanın oluşum süreçleri, kent ve kentliye olan etkileri, ayrışmaya etki eden içsel ve dışsal faktörler, üst, orta ve alt gelir gruplarının kent içindeki yerleri, üst gelir gurbunun sosyo-mekânsal ayrışımı; teorik çerçeve, mevcut durum ve örnekler kapsamında, seçilen örneklem alanda yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bulgular ışığında değerlendirilmektedir.Örneklem alanda yapılan anket çalışmasıyla, bu bölgede yaşayan grubun, sosyo-mekansal ayrışıma ne kadar katıldığı, mekânsal tercihleri, kent içerisindeki davranışları ve tüketim alışkanlıkları bağlamında incelenirken, kentsel politikaların da ayrışıma ve seçilen gruba etkisi bu anlamda değerlendirilmektedir.