Radiotherapy

260 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Glioblastom tedavisinde ileri yaklaşım: Tümör mikroçevresine duyarlı ve dual etkili nanopartiküler sistemlerin radyoterapinin etkinliğini artırmak için tasarlanması ve değerlendirilmesi

Glioblastom hızlı proliferasyon, yüksek invazyon gibi özellikleri nedeniyle en agresif beyin tümörlerindendir. Bu tez çalışması kapsamında, radyoterapi ve kemoterapi yaklaşımlarının birlikte kullanılarak glioblastomun (GBM) etkin tedavisini sağlamak üzere; scFvEGFR ile tümöre hedeflendirilmiş, radyoterapinin etkinliğini artırmak üzere Perflorokarbon içeren, radyoterapi sonrası GBM hücrelerinde meydana gelecek hasarın onarılmasını engellemek üzere talazoparib (TLZ) yüklenmiş poli(laktik-ko-glikolik asit (PLGA) nanopartikül formülasyonları tasarlanmış, hücre kültürü ve tümör geliştirilmiş deney hayvanları üzerindeki etkinliği değerlendirilmiştir. TLZ içeren metil selüloz nanokapsüllerinin (MSN) ve PLGA nanopartiküllerin hazırlanması için çözücü ekstraksiyon ve evaporasyon yöntemi kullanılmıştır. PAA/EDC/NHS kaplı, TLZ yüklü MSN ve tetradekaflorohekzan içeren PLGA nanopartikül formülasyonlarına scFvEGFR konjugasyonu gerçekleştirilmiş ve sonuç formülasyon hazırlanmıştır. Sonuç formülasyonların küresel yapıda olduğu ve uzun süreli salım sağladığı tespit edilmiştir. Formülasyonların hücre kültüründe belirli düzeyde hücreler üzerinde sitotoksisiteye sahip olduğu gösterilmiştir. Formülasyonun hedeflendirme maddesi (scFvEGFR) taşımasının hücre kültüründe hücre içi alımını artırdığı gösterilmiştir. İn vivo çalışmalarda sonuç formülasyonun diğer formülasyonlara ve TLZ çözeltisine göre sıçanlarda GBM modeli tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu sonuç TUNEL yöntemi ile teyit edilmiştir. Tümör büyüklüklerinin değerlendirmesinde histopatolojik sonuçlar ve MR sonuçları arasında güçlü bir korelasyon bulunmuştur. Biyodağılım çalışmalarında TLZ çözeltisine göre sonuç formülasyonun beyin dokusuna daha yüksek oranda TLZ taşınmasını sağladığı gösterilmiştir.Literatürdeki güncel araştırmalarda tümördeki hipoksik bölgeler nedeniyle radyoterapide etkin sonuçlar alınamadığı ve güçlü bir radyo-duyarlılaştırıcı olması nedeniyle oksijen molekülünün bu problemin aşılmasında etkin rol alabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle tez kapsamında geliştirlecek nanopartikül formülasyonunda yüksek oksijen taşıma kapasitesine sahip olan perflorokarbon kullanılacaktır. Ayrıca antikorlara göre daha az immünojenik ve küçük boyutta olmaları nedeniyle nanopartiküllerin hedeflendirilmesinde hastalığa spesifik hedefleme ligantlarından antikor fragmanları kullanılacaktır. Poli (ADP-riboz) polimeraz (PARP) inhibitörleri, hücrelerde meydana gelen DNA hasarını onarılmasını sağlayan PARP'ı inhibe ederek etki göstermeleri ve kemoterapötik ilaçlara göre daha az yan etki oluşturmaları nedeniyle tümör tedavisinde oldukça dikkat çekmektedir. Bu nedenle tez kapsamında etkin madde olarak bir PARP inhibitörü kullanılması hedeflenmektedir. Bütün bu bilgilerin ışığı altında bu tezin amacı, glioblastomun tedavisini sağlamak üzere, hedeflendirilmiş, perflorokarbon ve etkin madde içeren PLGA nanopartikül formülasyonlarının tasarlanması ve hücre kültürü ve tümör geliştirilmiş deney hayvanları üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesidir.

GlioblastomaNanopartiküllerPoli (ADP-riboz) polimerazlar+3
Beril Taş Topçu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanseri ve sol meme radyoterapisinde kardiyak altyapı marjlarının oluşturulması ve tedavi planı optimizasyonu

Torasik ışınlamalarda koroner arterler (CA) istemsiz olarak radyasyona maruz kalır ve akabinde kardiyovasküler toksisiteler oluşabilir. Bunu önlemek için CA'nın güvenlik marjları (SM)'nı doğru bir şekilde oluşturmanın ve aldıkları dozları belirlemenin önemi son yıllarda anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışmanın ilk kısmında; kanser olmayan hastalardan alınan elektrokardiyografi kapılı intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (CT) çekilerek oluşturulan kardiyak CT'ler üzerinden, CA (sol koroner arter; LCA, sol anterior desendan arter; LAD, sirkumfleks arter; Cx, sağ koroner arter; RCA) bölümlere ayrılarak, çapları ve yer değiştirmeleri (d) ölçülmek suretiyle SM elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise; hesaplanan bu SM kullanılarak önceden tedavileri yapılmış olan akciğer kanseri (LC) ve sol meme kanseri (LBC) hastalarının tedavi planlarına, LAD'ın konturu eklenerek optimizasyon (Op)'a dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni tedavi planları (NTP), standart tedavi planları (STP) ile karşılaştırılmıştır. LCA, LAD1 ve RCA2'nın maksimum d radyal, Cx2 ve LAD2'nin maksimum d kranyokaudal yönde olurken, diğer kısımlarda bir genelleme yapılamamıştır. SM (mm), sagittal, transversal ve vertikal eksenlerde; nefes tutturularak oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 (üst bölüm) 10, 6, 4; LAD2 (orta bölüm) 2, 2, 5; LAD3 (alt bölüm) 4, 8, 6; internal hedef hacimli veya serbest nefeste oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 9, 5, 4; LAD2 2, 1, 4; LAD3 3, 7, 5 olarak bulunmuştur. NTP'de; hedeflerin ve diğer kritik organların aldıkları dozlarda anlamlı bir fark gözlenemezken, LC vakalarında; LAD V15 Gy, kalp ortalama doz, LBC vakalarında LAD V15 Gy, kalp V25 Gy, kalp V10 Gy anlamlı bir şekilde düşmüştür. Dolayısıyla, LAD'ın SM verilerek Op'a dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyon+7
Eylem Dalgıç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genişletilmiş bilgisayarlı tomografi skalası ve metal artefakt azalımı yöntemlerinin implantlı hastalarda doz dağılımına etkisinin bireyselleştirilmiş fantomlar kullanılarak analiz edilmesi

Günümüzde insan vücudunda diş, çene, kalça, omurga gibi metal implantların kullanımı yaygınlaşmıştır. Ancak insan vücudundan farklı olarak bu implantların yüksek atom numarasına sahip olması, Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülemesinde artefaktlara sebep olmaktadır. Radyoterapi (RT) tedavi planlamasının BT görüntüleri üzerinden yapılması nedeniyle bu artefaktlar doz hesaplamalarında belirsizliklere yol açmaktadır. Bu çalışmadaki amaç, üç boyutlu (3B) bireyselleştirilmiş fantomlara Titanyum (Ti) alaşımlı implantlar yerleştirip, Genişletilmiş BT Skalası (GBTS) ve SEMAR (Single energy metal artefact reduction, Toshiba Medical Systems, Otowara, Japan) algoritmaları kullanarak metal implantların RT 'deki doz dağılımına etkilerini araştırmaktır. Öncelikle implantlar (1 mandibula ve 2 servikal vertebra) 3B baskı teknolojisiyle üretilmiş fantomlara yerleştirilmiştir. Sonrasında hazırlanan fantomların Toshiba Aquilion LB BT (Toshiba Medical Systems, Otowara, Japan) cihazında BT taramaları yapılıp ardından GBTS ve SEMAR yöntemleri uygulanmıştır. Dozimetrik ölçümler içinse EBT3 Gafkromik filmler fantomların uygun kesit aralarına yerleştirilerek Varian Clinac DHX High Performance lineer hızlandırıcı cihazında ışınlanmıştır. Film dozimetri ile elde edilen 2B doz haritaları tedavi planlama sisteminden (TPS) alınan 3 boyutlu konformal RT (3BKRT) ve yoğunluk ayarlı RT (YART) planlama sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Tedavi planlarının gama analizi sonuçları değerlendirilirken %3 doz farkı (DF) ve 3 mm doz mesafe uyumu (DMU), %3 DF ve 5mm DMU, %5 DF ve 3mm DMU son olarak da %5 DF ve %5 DMU kriterleri kullanılmıştır. Mandibula implantlı fantomdan elde edilen ölçümlerde anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Bunun sebebi mandibula implantının çok ince ve küçük yapıda olması nedeniyle yeteri kadar artefakt yaratamamasıdır. Servikal vertebra implantlı fantomlardan elde edilen ölçümlere göre ise GBTS yönteminin gama analizi sonuçları, standart BT skalasına (SBTS) göre daha iyi çıkmıştır (%1-%16). SEMAR yöntemi gama analizi sonuçlarında ise dozimetrik açıdan anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak implantların büyük metal artefaktlar yarattığı durumlarda RT tedavisi planlanırken GBTS kullanılması önerilmektedir. SEMAR algoritmasının ise belirtilen koşullar için RT 'de dozimetrik bir etkisi bulunamamıştır.

ArtefaktlarMandibular protezOmurga+4
Hande Ahrazoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Menenjiom hastalarının stereotaktik radyaoterapi (SRT) tekniği ile iki farklı algoritma kullanarak yapılan tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, intrakranial menenjiom tedavisinde CyberKnife(CK) ve Linak tabanlı Radyocerrahi yöntemlerinin kritik organ dozları ve MU,CI, HI, CI%50 parametreleri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu dozimetrik çalışmaya, CK cihazında ve Rapidark cihazında volumetrik-module ark terapi (VMAT) tekniği ile iki farklı streotaktik radyoterapi tedavi planlaması yapılan 20 menenjiom hastası alınmıştır. Hedef hacimler ve risk altındaki organlar (OAR) ise, sırasıyla PTV ve beyin sapı, gözler, lensler, optik kiazma, kohlea, optik sinirler olarak belirlenmiştir. MU, CI, HI ve CI%50 hesaplanmıştır. Rapidark cihazında 6 MV enerji,AAA algoritması,çift ark VMAT tekniği kullanılarak, 600 MU/dk doz hızı ile ECLİPS tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. CK cihazında ise 6 MV enerji, Ray Tracing algoritması ile SRT tekniği kullanılarak 1000 MU/dk doz hızı ile MULTİPLAN tedavi planlama sisteminde planlanma yapılmıştır. Her bir hasta için doz dağılımları elde edilmiştir. Hedef ve OAR maksimum doz değerleri, PTV'nin HI,CI,CI%50 ve MU değerleri iki farklı tedavi planında karşılaştırılmıştır. Her hasta için yapılan planlarda PTV Dmax, HI ve MU için multiplan-eclips planlama sistemleri arasındaki fark eclips planlama sistemi lehine anlamlıydı (p<0,05). Maksimum OAR dozları arasındaki farklara bakıldığında; beyin sapı, sol-sağ göz, sağ optik sinir, kiazma ortalamaları, CK cihazında Rapidark cihazından istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sağ-sol lens, sol optik sinir, sağ-sol kohlea ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır(p>0,05). PTV % ve CI parametrelerinin ortalamaları açısından her iki cihaz arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). CK cihazında CI%50 ortalamaları, Rapidark cihazından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). CI%50 değerleri Cyber Knife cihazında Rapidark cihazına göre daha düşük olduğu için sağlam doku koruması bakımından daha avantajlıdır. Tedavi süresinin daha kısa olması ve fraksiyon başına MU değerlerinin daha düşük olması açısından ise Rapidark cihazı hasta için daha uygundur. Hedef hacmin doz sarım yüzdesi, risk altındaki organ dozları ve CI değerleri her iki planlama sisteminde de birbirine yakındır.

Beyin neoplazmlarıMenenjiomNeoplazmlar+5
Esen Yılmaz
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Prostat kanseri için üç boyutlu konformal radyoterapi, volümetrik ayarlı ark terapi ve yoğunluk ayarlı radyoterapinin karşılaştırılması

Çalışmada 20 prostat kanserli için yapılan 3D-CRT, IMRT ve VMAT planları karşılaştırılmıştır. 20 prostat kanserli hastaya ait tomografi görüntülerinde hedef ve kritik organlar tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlanıp her bir hastaya 3 farklı tedavi yöntemi uygulanmıştır. Planlar 6 MV enerji kullanılarak birinci fazda 28 fraksiyonda 56 Gy üzerine ikinci fazda 10 fraksiyonda 20 Gy olmak üzere toplamda 76 Gy doz ile yapılmıştır. Çalışma Evliya Çelebi Eğitim Araştırma Hastanesin'de Eclipse planlama sistemi ile 7 alanlı 3D-CRT, 5-7-9 alanlı IMRT, tek ve çift ark VMAT planları oluşturulmuştur. Hedef ve risk altındaki organların almış oldukları dozlar doz volüm histogramı yardımı ile karşılaştırılmıştır. Planların karşılaştırmasında hedef hacimde Dmean, Dmax, Dmin, kritik organlarda ise Dmax, Dmean, Dmin, V65, V60, V50, V45, V40, V30 gibi hacim yüzdeleri değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda VMAT tekniğinin IMRT ve 3BKRT tekniğine göre hedef organa en yüksek dozu vererek homojen bir doz dağılımı oluşturup, kritik organlar ile sağlıklı dokuların almış olduğu doz değerlerine göre üstünlük taşıdığı belirlenmiştir.

NeoplazmlarProstat hastalıklarıProstat neoplazmları+4
İdil Merve Atacan
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomi sonrası radyoterapi uygulanan sol meme kanserli hastalarda alan içinde alan (FIF), volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) yöntemlerinin değerlendirilmesi

Mastektomi uygulanmış sol meme maling tümörlü 20 hastada; Alan içinde Alan (FİF), Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Meme dokusu ve risk altındaki organların almış olduğu dozlar, doz hacim histogramı (DVH) yardımı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 hastaya ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlandı. Her hasta için 3 farklı teknik ile yapılan tedavi planında 6 MV enerji kullanıldı. Doz dağılımı olarak 50Gy/25 Fr tercih edildi. Mastektomi sonrası görüntülenen mevcut doku, CTV, kalp, ipslateral akciğer, kontrolateral akciğer ve kontrolateral meme konturlanmıştır. Planlamalar Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kiniğinde Varian cihazına bağlı radyoterapi network sistemi olan Eclipse 13.7 kullanılarak hazırlanmıştır. Alan içinde alan (FİF) yönteminde eş merkez ve demet açıları kullanılarak yüksek doz alan bölgeleri düşürmek amacı ile ek alt alanlar eklendi. Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniğinde (IMRT) ise aynı eş merkez noktası ilk-son açılar alan içinde alan (FIF) yöntemindeki plana sadık kalınarak hazırlandı. Volümetrik ayarlı ark terapide (VMAT) yarım ark tekniği uygulandı. Hedef hacim PTV için Dort, Dmax, Dmean, CI değerleri ve kritik organlar için (kalp, ip-akciğer, karşı akciğer ve karşı meme Dort, Dmax, (%) (V5, V10, V20, V25 ve V30) dozları incelendi. Araştırma bulgularına göre PTV Dmax değeri en yüksek IMRT'de (56,65) bulunmuştur (p=0,042). Kalp için Dmax en düşük IMRT'de tespit edilmiştir (p=0,001). Akciğer Dmax en düşük IMRT'de (45,48) bulunmuştur (p<0,001). Sol akciğer için Dmax en düşük IMRT 'de (45,529 tespit edilmiştir (p<0,001). Supra, aksilla, sağ akciğer ve karşı memede dozlar arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Akciğerde V5 en düşük VMAT 'de, V20, V25, V30 ise IMRT 'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,01). Kalp dozları V20, V25 ve V30 değerleri IMRT'de tekniğikullanıldığında anlamlı olarak değişiklilik göstermiştir (p<0,001). Bu araştırma sonucunda 20 hasta planında elde edilen istatistiksel anlamlı bulgular ışığında, hedef dokudaki istenilen doz dağılımı ve akciğer, kalp kritik organlarını yüksek doz radyoterapiden korumak açısından IMRT tekniğinin daha olumlu etkileri olduğu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, FIF, IMRT, VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMastektomiMeme+6
Nurgül Gülmez
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Vestibular schwannoma hastalarında koklea bloklu ve bloksuz planlarda PTV ile koklea dozlarının karşılaştırılması ve konformite indeks farklarının değerlendirilmesi

Stereotaktik Radyocerrahi (SRS) tedavisi; son zamanlarda kranyum içi hedef volüm ışınlamalarında oldukça yaygınlaşmış bir tedavi şeklidir. Vestibular Schwannoma beyin sapı, kohlea ve diğer kraniyal sinirlere yakınlığı nedeniyle tedavi planlaması oldukça zor bir lezyondur. SRS'nin lokal kontroldeki olumlu katkısı birçok çalışma ile gösterilmiştir. Bu araştırmada 14 kadın, 6 erkek olmak üzere 20 Vestibular Schwannoma tanılı hastada Masep Infini RGS tedavi cihazının bloklama özelliği kullanılarak hacim ve doz sarım uygunluğundaki farklılıklar ile kohlea doz farklılıkları değerlendirilmiştir. Çalışma Araştırma Eylül 2014-Şubat 2017 tarihleri arasında Gebze MedicalPark Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniği'ne başvurmuş olan 20 vestibular schwannoma hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hastaya plan tanımlaması yapılıp ve ROI aşamasında hedef PTV ve kritik organlar beyin cerrahı tarafından çizilmiştir. Planların karşılaştırılması Homojenite İndeksi (HI) ve Paddick Konformalite İndeksi (PCI) hesaplanarak ve kritik organların aldığı doz değerleri DVH'den okunarak değerlendirilmiştir. Çalışmalardan elde edilen bilgiler dahilinde tümör kontrolü en yüksek düzeyde sağlanırken kokleanın korunduğu planlama tekniği tam olarak aydınlatılamamıştır. Yaptığımız çalışma sonucunda bloklu olan grupta koklea minimum, maksimum ve ortalama dozları bloksuz olan gruba göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Bu durumda koklea bloklanması ile kokleanın aldığı radyasyon dozunun azaltılabildiği görülmüştür.

KokleaNeoplazmlarNörom-akustik+6
Sevnur Taner
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

IMRT planlarında segment sayısının dozimetrik etkisi

Bu tez çalışmasında 15 farklı türdeki kanser hastası ele alınarak, statik IMRT (step and shoot) tekniğiyle oluşturulan IMRT planlarının doğrulanmasında, segment sayısının hesaplanan ve ölçülen dağılımların karşılaştırılmasına ilişkin değerlendirme sonucuna etkisi araştırılmıştır. Her bir hasta için alan sayıları korunarak yüksek ve düşük segment sayılarında, "step and shoot" tekniğiyle CMS XİO 4.8 tedavi planlama sistemi ile IMRT planı yapılmıştır. Tedavi planlama sisteminde (TPS) Kalite Kontrol (QA) planında oluşturulan 30x30x30 boyutlarındaki sanal fantomdaki bütün alanlar gantri 00 normalize edilerek, kaynak cilt mesafesi (SSD) 95 cm, eşmerkez noktası 5 cm de seçilerek yapılan simülasyonla koronal doz haritaları elde edilmiştir. Sonrasında yapılan 30 IMRT planı için doz dağılımı iki boyutlu (2D) Array fantom kullanılarak simülasyonla aynı şartları sağlayan düzenek (set-up) ile ölçülmüştür. Hesaplanan ve ölçülen akı haritaları, izodozlar arasındaki mesafe uyumu (DTA) 3mm ve Doz Farkı (DD) %3 kriterleri için gama (g) değerlendirmesini geçen nokta sayılarının yüzdesi hesaplanmıştır. Yüksek ve düşük segment sayısına sahip planlarda gamma değerlendirmesini geçen noktaların yüzdeleri karşılaştırılarak sonuçlar değerlendirilmiştir

Gama ışınlarıNeoplazmlarRadyasyon dozajı+4
Adem Özöndel
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Radyoterapi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrası beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, radyoterapi (RT) tedavisi alan baş ve boyun kanseri (BBK) tanılı hastaların, RT öncesi ve sonrası dönemde beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Çalışma İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde) RT bölümüne başvuran BBK tanılı 18-65 yaş aralığında, gönüllü %61,6 erkek (n:45) ve %38,4 kadın (n:28) olmak üzere toplamda 73 yetişkin birey ile gerçekleştirildi. Katılımcıların demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve radyoterapi semptomlarını saptamak amacıyla anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği yardımıyla uygulandı. Beslenme durumlarının değerlendirilmesi için Nütrisyonel Risk Skoru (NRS-2002) ve 3 günlük besin tüketim kayıt formu kullanıldı. Anket formu, radyoterapi tedavisi öncesinde ve radyoterapi tedavisi sonunda olmak üzere iki kez uygulandı. Katılımcıların RT öncesi enerji, makro ve bazı mikro besin öğeleri alımı RT sonrasına kıyasla daha yüksek ve anlamlı olduğu (p<0,05; p<0,01; p<0,001) bulundu. Erkek ve kadın katılımcıların RT öncesi antropometrik ölçüm değerleri, RT sonrasına göre yüksek ve anlamlı olduğu (p<0,01; p<0,001) belirlendi. Katılımcıların NRS-2002 skorunda RT öncesi değerleri, RT sonrasına göre yüksek ve anlamlı (p<0,001) bulundu. Erkek ve kadın katılımcıların NRS-2002 skorları arttıkça enerji, bazı makro ve mikro besin öğeleri alımında azalma ve anlamlı korelasyon olduğu bulundu. Radyoterapi, hastaların tedavi sürecinde besin alımının azalmasına neden olarak ağırlık kaybı ve beslenme riskinin artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bu süreçte beslenme ve diyet uzmanlarının yer alması önemlidir. Bu çalışmaya benzer daha büyük popülasyonda ve farklı sosyodemografik kitledeki çalışmalar uygun olabilir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+5
Embiye Güler
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin, öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisi

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olup, radyoterapi temel tedavi yöntemlerinden biridir. Radyoterapiye bağlı en sık görülen yan etkiler cilt reaksiyonları, yorgunluk, bulantı-kusma, yutma güçlüğü, iştahsızlık ve dispnedir. Araştırma radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı tasarımlı, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin radyasyon onkolojisi kliniğinde tedavi gören hastalar, örneklemini tedavi gören 50 hasta oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz-yeterlik İçin Semptom Yönetimi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, tanımlayıcı istatistiksel testler, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Wilcoxon Signed-Ranks testi Marginal Homogeneity testi, Spearman korelasyon analizi, Bootstraping metodu, Genelleştirilmiş Lineer Modelleme analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yaş ortalaması 51,5±10,79 olan hastaların %70'i evli, %40'i ilkokul mezunu, %80'i çocuk sahibi, %60'ının çalışmadığı belirlendi. Hastaların hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri incelendiğinde; %82'sinin 1 ay – 1 yıl tanı süresi olduğu, %42'sinin evre 3 meme kanseri olduğu, %90'ının daha önceden radyoterapi almadığı belirlendi. Hastaların yorgunluk, ciltte kaşıntı, ciltte kuruluk, ciltte ağrı ve ciltte yara semptomlarında ikinci haftasına göre altıncı haftada gözlenen değişimin anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Tedavinin ikinci haftasında ÖSYÖ ile YAÖ'nin yaşamda anlam arayışı alt boyut puanları arasında pozitif, ölçeğin toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Tedavinin altıncı haftasında ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali ve emosyonel fonksiyon alt boyut puanları arasında pozitif, yorgunluk, ağrı, dispne, konstipasyon alt boyut puanlarında ise negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0,05).

Belirti ve semptomlarKanser hastalarıMeme hastalıkları+5
Derya Kaya
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere skuamöz hücreli özofagus kanserinde sağkalımı etkileyen faktörler

Amaç: Skuamöz Hücreli Özofagus Kanseri (SHÖK) gastrointestinal sistem malignitelerinden nispeten nadir görülen son derece ölümcül bir malignitedir. Bu çalışmada opere olmuş SHÖK hastalarında sağkalımı etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metod: Çalışmaya 2004-2019 yılları arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaşı Tıp Merkezinde SHÖK nedeni ile takipli hastalar olarak alındı. Çalışmaya SHÖK nedeni ile opere olmuş 18 yaş ve üzerinde olan, metastatik evrede olmayan hastalar alındı. Bulgular: Çalışmaya 38 (%34.5) erkek ve 72 (%65.5) kadın olmak üzere 110 hasta alındı. Hastaların ortanca yaşı 54 (26-77) idi. Başlangıçta 39 (%35.5) hasta klinik lenf nodu pozitif, 71 (%64.5) hasta negatifti. 35 (%31.8) hastaya Neoadjuvan kemoradyoterapi (NAKRT) sonrası cerrahi, 75 (%68.2) hastaya NAKRTsiz direk cerrahi uygulanmıştı. NAKRT sonrası cerrahi yapılanlarda 5 yıllık genel sağkalım (GSK) %84.4 iken direk cerrahi uygulananlarda % 59.2 idi. NAKRT sonrası cerrahi uygulananlarda Ortanca genel sağkalım (GSK) istatistiksel olarak anlamlı uzundu (log rank p=0.003). NAKRT sonrası cerrahi uygulananlarda tümör yanıtına göre sağkalım istatistiksel olarak anlamlı farklı idi (log rank p=0.040). GSK için yapılan tek değişkenli analizde tanı anında obstrüksiyon varlığı (p=0.007), ECOG performans skorunun artması (p=0.001), Lenf nodu pozitifliği (p=0.018), ileri Patolojik evre (p=0.001) ve adjuvan tedavi verilmesi (p=0.036) sağkalımı olumsuz etkilerken, NAKRT verilmesi (p=0.003) sağkalımı olumlu etkiliyordu. Çok değişkenli analizde ileri Patolojik evre (p=0.002) sağkalımı olumsuz etkilerken, NAKRT verilmesi (p=0.031) sağkalımı olumlu etkiliyordu. Tartışma: Çalışmamızda Opere SHÖK de patolojik evre arttıkça sağkalım anlamlı olarak kısalıyordu. Ancak NAKRT verilmesi sağkalımı anlamlı olarak uzatıyordu. Çalışmamızda NAKRT ile tedavi edilen hastalarda patolojik yanıt arttıkça sağkalım anlamlı olarak uzuyordu. Sonuç: Bu bulgular eşliğinde özellikle lokal ileri SHÖKde Cerrahi öncesi NAKRT verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ayrıca NAKRT yanıtının sağkalım için iyi bir parametre olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz. Bu sonuçlarımızın profspektif klinik çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir.

Karsinoma-yassı hücreliNeoplazmlarRadyoterapi+4
Nida Akgül
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tip-1 yardımcı T (TH1) hücrelerin radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimlerinin incelenmesi

Tümör mikroçevresindeki immün baskılayıcı ortam nedeniyle, anti-tümör yanıtta öncül rol alan T lenfositlerin fonksiyonel ve fenotipik durumundaki değişimlerin anlaşılması önemlidir. Kanser gibi kronik inflamasyonda T hücreler, yüksek inhibitör reseptör ifade eden yorulmuş fenotipte ve fonksiyonunu kaybetmiş hücrelere farklılaşabilmektedir. Yorulmuş T hücrelerin efektör fonksiyonları inhibitör reseptörlerin blokajı yardımıyla geri kazandırılabilir. Radyoterapi ve blokaj tedavisi ise anti-tümör immün yanıtları artırabilecek bir kombinasyon olarak ön görülmektedir. Bu in vitro tez çalışması kapsamında, THR sinyali anti-CD3 monoklonal antikoru ile ve ko-stimülasyon ise bir monositik hücre hattı aracılığıyla sağlanmış; bu sayede, CD4+ yardımcı T hücreler sürekli olarak uyarılmıştır. Kullanılan ko-kültür modelinin farklı inkübasyon sürelerinde (0, 24, 72 ve 120 saat), farklı fenotiplerdeki T hücrelerin farklı dozlarda (0 Gy, 2 Gy, 5 Gy, 8 Gy ve 12 Gy) radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimleri incelenmiştir. Naif CD4+ T lenfositlerin uyarımla birlikte IL-2, IFN-γ ve TNF-α üreten efektör hücrelere farklılaştığı; ardından, yüksek düzeyde inhibitör reseptör ifade eden ve sitokin üretimi azalmış, yorulmuş hafıza-benzeri T hücrelere dönüştüğü görülmüştür. Hücrelerin en radyosensitif olduğu uyarım periyodunun, apopototik düzey ve DNA kırık sayıları hesaplanarak 72. saat olduğu ve efektör T lenfositler ile efektör hafıza-benzeri T lenfositlerin en hassas alt gruplar olduğu bulunmuştur. Radyasyona en dirençli alt tipler ise naif T ve merkezi hafıza benzeri T lenfositler olmuştur. Radyasyonun Th hücrelerde mitokondri membran potansiyelini değiştirmediği görülmüştür. Radyasyon maruziyeti öncesinde uygulanan anti-PD-1 blokajının ise Th1 hücre canlılığı üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, Th1 hücrelerinin PD-1 blokajı ile yeniden fonksiyon kazanma sürecinde radyasyon hassasiyeti göstermediği değerlendirilmiştir.

DNA hasarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyonFenotip+7
Anıl Işık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serviks skuamöz hücreli kanser hücre serilerinde sisplatin ile eş zamanlı radyoterapiye eklenen metformin'in radyoduyarlılaştırıcı rolünün araştırılması

Serviks kanseri tedavisi sürecinde çeşitli mekanizmalarla radyoterapi (RT) ve sisplatine karşı direnç gelişmektedir. Metforminin kanser hücreleri üzerinde antiproliferatif etkisi olduğunu ve RT ile birlikte uygulandığında radyoduyarlılığı arttırdığını gösteren çalışmalar olsa da serviks kanserinde RT ile eş zamanlı sisplatin uygulamasına metformin eklendiğinde tümör kontrolünün artıp artmadığı ile ilgili veri bulunmamaktadır. Bu amaçla, insan serviks kanseri hücre dizisi HeLa hücrelerinde metforminin tek başına radyoduyarlılaştırıcı etkisi, sisplatin ile eş zamanlı uygulamasındaki etkisi ve 5' adenozin monofosfat (AMP) ile aktive edilen protein kinaz (AMPK) aktivasyonu/inhibisyonu ile radyoduyarlılığın değişip değişmediği bu çalışmada araştırılmıştır. Metforminin iyonizan radyasyon varlığında sisplatin sitotoksisitesini arttırmadığı gösterilmiştir (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). Özellikle yüksek iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin radyoduyarlılaştırıcı etkinliğinin azaldığı gösterilmiştir. Yüksek iyonizan radyasyon dozunda hem sisplatin hem de metformin tek başlarına radyoduyarlılaştırıcı etkileri devam etmesine rağmen (hem sisplatin hem de metformin kontrol ile kıyaslandığında, p<0.01) sisplatine metformin eklenmesi radyoduyarlılığı arttırmamaktadır (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). AMPK inhibitörü olan dorsomorfinin tüm iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin etkinliğini arttırarak AMPK aktivatörü olan A769662 ve metforminden daha potent bir radyoduyarlılaştırıcı ajan olduğu gösterilmiştir. A769662'nin sisplatinden 24 saat önce uygulanması ile hücre içinde artan AMPK'nın sisplatine direnç oluşturduğu, ancak eş zamanlı uygulamada bu etkinin gözlenmediği görülmüştür. Metformin, sisplatin, A769662 ve dorsomorfinin iyonizan radyasyona duyarlılık üzerine etkileri hücre hasar ve hasar tamiri proteinleri ve hücre siklus duraklaması incelenerek desteklenmiştir.

Hücre dizisiKarsinoma-yassı hücreliMetformin+5
Çağlayan Selenge Bedük Esen
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare melanom tümör modelinde radyoterapide kullanılan farklı doz hızlarının tümör mikroçevresi üzerine etkileri

Radyoterapide (RT) doz hızı hücre sağ kalımını etkileyen önemli bir değişkendir. Doz hızının, tümör hücreleri üzerine etkileri iyi tanımlanmış olsa da kanser prognozu, rekürrensi ve tedavi yanıtında önemli olan tümör mikroçevresi (TMÇ) üzerine etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada, eksternal RT uygulamalarında sık kullanılan 3 farklı doz hızının TMÇ üzerine etkileri araştırmak amacı ile sinjenik tümör modeli oluşturuldu. Bu modeli oluşturmak için 54 adet 6-8 haftalık C57BL/6 fare ve B16-F10 hücre dizisi kullanıldı. Farelerin flankına ekilen tümör günlük olarak takip edildi. En az 0,5 cm çapa gelen tümörlere 2 farklı dozda (2 ve 10 Gy) ve 3 farklı doz hızında (1 Gy/dk, 6 Gy/dk, 14 Gy/dk) RT uygulandı. RT sonrası 7. günde farelerin kanları ve tümör dokuları hasat edildi. Tek hücre jel elektroforezi ile kan mononükleer hücrelerinde DNA kırığı miktarı ölçüldü, tümör dokusunda ise TMÇ histomorfolojik özellikleri incelendi. Yüksek doz RT alan kolda, daha küçük tümör boyutu (p<0.01), TMÇ'de kanser hücrelerinde azalmış mitoz (p=0.01) ve artmış pleomorfizm (p<0.01) gözlendi. Yüksek ve düşük doz alan kollardaki DNA hasar miktarı benzerdi (p=0.65). Her bir doz için, 3 farklı doz hızında tümör boyutu, DNA kırık miktarı ve TMÇ histomorfolojik özellikleri arasında fark bulunmadı. Bu çalışma ile malign melanom tümör modelinde, klinikte kullanılan farklı doz hızlarının TMÇ'de farklı etkiye sebep olmadığı gösterildi.

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonFarelerHayvan deneyleri+5
Melek Tuğçe Yılmaz Aslan
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapi başarım kestirimi için akciğer malin tümörlerinin bilgisayar destekli 3-boyutlu modellenmesi

Akciğerler içerisinde kontrolsüz ve hızlı büyüyen kötü huylu tümörler akciğer kanseri hastalığına sebep olurlar. Akciğer kanseri hastalığı dünya genelinde en sık görülen kanser hastalığıdır. Kanser hastalıkları arasında en ölümcül olanıdır. Kötü huylu tümörlerin büyüyüp yayılması solunum fonksiyonun zorlaşmasına ve nihayetinde işlev görmemesine sebebiyet verir. Kötü huylu tümörler diğer doku, lif yapıları veya organlara da sıçrama yaparak bu organ ve sistemleri de işlevsiz hale getirme potansiyeline sahiptirler. Akciğer kanserinde teşhis, Bilgisayarlı Tomografi(BT), MR gibi görüntüleme teknolojileriyle elde edilen görüntüler ve biyopsi yardımıyla yapılır. Akciğer kanseri hastalığında cerrahi tedavinin yanında gerekli görülen durumlarda radyoterapi veya kemoterapi tedavisi verilir. Radyoterapi tedavisinde amaç kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörün büyümesi durdurularak kitleyi yok etmek veya küçülmesini sağlamaktır. Akciğer kanserine sebep olan tümörlerin uygulanan radyoterapi tedavisine tepkisinin izlenmesi, tedavinin başarısı hakkında bilgi verir. Tespit edilen tümörlerin, radyoterapi tedavisi boyunca değişimi ve tedaviye verdiği tepkiyi izlemek ve yorumlamak için Makine Öğrenmesine dayalı Bilgisayar Destekli Tanı Sistemleri kullanılır. Bu sayede tedavi sonuçları doğru ve ayrıntılı bir şekilde incelenebilmektedir. Bu çalışmada tümörlü kitle akciğerden bölütlenerek 3-boyutlu modellenmiştir. Bölütlenen tümör görüntüsüne ait doku, şekil ve istatistik öznitelikler elde edilmiştir. Bunun yanında hastaların demografik verileri ve tümörün patolojik sonuçları veri setine eklenmiştir. Elde edilen veri seti üzerinde makine öğrenmesi ve derin öğrenmeye dayalı sınıflandırma yöntemleri uygulanarak hastaların radyoterapi tedavisindeki başarı durumları tahmin edilmiştir. Makine Öğrenmesi Yöntemleri içinde en yüksek doğruluk sonucu Destek Vektör Makineleri tabanlı Kernel yöntemi ile %75,26 olarak elde edilmiştir. Derin öğrenme modelleri ile yapılan sınıflandırmada ise VGG16 modeli ile %79,31 doğruluk oranı elde edilmiştir.

Görüntü bölütlemeGörüntü işlemeRadyoterapi+2
Davut Çelik
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Radyasyon uygulanan baş boyun kanseri hücre hatlarında uzun kodlamayan RNA PCAT6 ifadesinin incelenmesi

Baş-boyun kanserleri (BBK), üst solunum ve sindirim sistemlerinin mukozal yüzeylerinden ve altındaki yapıların epitel dokularından köken alan yassı hücreli karsinomlar olup, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer almakta ve yüksek mortalite oranlarıyla dikkat çekmektedir. BBK vakalarının çoğu ileri evrelerde teşhis edilmekte; bu durum, tedavi etkinliğini sınırlamaktadır. Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi multimodal tedavilere rağmen, özellikle radyodirenç ve tedaviye bağlı toksisite hala önemli engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, bireysel tedavi yanıtlarını öngörebilmek için moleküler biyobelirteçlere dayanan kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Son yıllarda, gen ifadesinin epigenetik ve transkripsiyonel düzeyde düzenlenmesinde görev alan uzun kodlamayan RNA'ların (lncRNA) kanser biyolojisinde önemli roller üstlendiği gösterilmiştir. Bazı lncRNA'lar onkogenik olarak hücrelerinin proliferasyonunu, invazyonunu ve metastatik kapasitesini artırabiliyorken, bazılarının ise tümör baskılayıcı işlevlerle hücre çoğalmasını engelediği ve apoptozu tetiklediği görülmüştür. Bu çalışmada, çeşitli kanser türlerinde onkogenik etkisi bildirilmiş olan lncRNA PCAT6'yı kodlayan genin BBK hücrelerindeki ifadesi ve radyasyona verdiği yanıt araştırılmıştır. İnsan hipofarenks yassı hücreli karsinom hücre hattı (FaDu) ve normal insan özofagus epitelyal hücre hattı (HET-1A) kullanılarak PCAT6'nın temel ifade düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ardından, FaDu hücreleri 0, 2, 4 ve 6 Gy dozlarında radyasyona maruz bırakılmış ve 0, 24, 48 ve 72 saatlik zaman noktalarında PCAT6 ifadesindeki değişimler değerlendirilmiştir. PCAT6 ifadesi, HET-1A hücre hattına göre FaDu hücre hattında %127 oranında artış göstermiştir. Bu bulgu, PCAT6'nın BBK hücrelerinde onkogenik bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Radyasyon uygulanmış FaDu hücrelerinde ise net bir ifade paterni gözlemlenmemekle birlikte, her doz kendi içinde farklı zaman noktalarında anlamlı ifade değişiklikleri göstermiştir. PCAT6 ifadesi, 2 ve 4 Gy dozlarında radyasyona maruz bırakılan hücrelerde 48–72 saatlik zaman aralığında azalma göstermiş; bu baskılanma en belirgin şekilde 4 Gy doz uygulanan hücrelerde gözlemlenmiştir. Buna karşın, 6 Gy uygulanmış grupta 72. saatte PCAT6 ifadesinde yeniden bir artış saptanmış ve bu durum, tedaviye dirençli hücre alt popülasyonlarının varlığına ve PCAT6'nın radyodirençle ilişkili olabileceğine işaret etmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma PCAT6'nın baş-boyun kanseri hücrelerinde onkogenik bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, PCAT6 ifadesinin uygulanan radyasyon dozlarına bağlı olarak değişkenlik gösterdiği ve kompleks bir ifade profili sergilediği belirlenmiştir.

KanserKodlamayan RNARadyoterapi
Sabına Gulıyeva
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm beyin radyoterapi alan kanser hastalarında radyoterapinin işitme fonksiyonlarına olan etkisi

Kemoterapi ve radyoterapi tedavisi alan hastalarda cisplatin, carboplatin ve sitotoksik benzeri ajanların kullanıma bağlı olarak işitme kaybı oluştuğu bilinen bir gerçek olmakla birlikte, kemoterapi almayan ve tüm beyin radyoterapi alan hastalarda radyoterapiye bağlı olarak hastaların işitme değerlerindeki etkilenimi gözlemlenmiştir. Bu araştırmanın amacı, beyin radyoterapisi alan kanser hastalarında işitmenin radyoterapiden önce ve sonra ne kadar etkilendiğini incelemekti. Katılımcıların radyoterapi tedavisine başlamadan önceki ve başladıktan sonra 3 doz(terapi) aldıktan sonra işitme değerlendirmeleri yapılmıştır. Araştırma 30-72 yaş arası, beyin radyoterapisi alan 13 ü erkek ve 12 si kadın olmak üzere toplam 25 katılımcı (50 kulak) ile gerçekleştirilmiştir. Bu bulgular önce genel olarak, sonra da kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Hava yolu ölçüm değerlerinin, Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası hava yolu ortalaması (30,68), radyoterapi öncesi ortalamasından (30,28) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası hava yolu ortalaması (30,76), radyoterapi öncesi ortalamasından (28,16) yüksek olduğu anlaşılmıştır. Hava yolu ölçüm değerlerinin Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarındaki farklılıklar açıkça görülmektedir. Radyoterapi sonrası değerlerinde görülen yükselme dikkat çekicidir. Kemik yolu ölçüm değerlerinin Radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası kemik yolu ortalaması (26,52), radyoterapi öncesi ortalamasından (25,04) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası kemik yolu ortalaması (23,24), radyoterapi öncesi ortalamasından (22,56) yüksek olduğu görülmektedir. Kemik yolu ölçüm değerlerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarındaki farklılıklar açıkça görülmektedir. Radyoterapisonrası değerlerinde görülen artışlar anlamlı bulunmuştur. Konuşmayı alma eşiklerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında hem sağ kulak hem de sol kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sağ kulakta radyoterapi sonrası Konuşmayı alma eşiği ortalaması (32,2), radyoterapi öncesi ortalamasından (31,0) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası Konuşmayı alma eşik ortalaması (31,6), radyoterapi öncesi ortalamasından (30,0) yüksek olduğu görülmektedir. Konuşmayı algılama yüzdelerinin radyoterapi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında sağ kulakta (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Sol kulakta ise (p>0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusu değildir. Sağ kulakta radyoterapi öncesi konuşmayı algılama yüzdelerinin ortalaması (84,7), radyoterapi öncesi ortalamasından (83,36) yüksek bulunmuştur. Sol kulakta radyoterapi sonrası konuşmayı algılama yüzdelerinin ortalaması (85,28), radyoterapi öncesi ortalamasına (86,080) yakın olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, Beyin Kanseri, Beyin Radyoterapi, İşitme Kaybı

Kanser hastalarıNeoplazmlarOdyoloji+6
Fatih Gök
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Cyberknife® ve varian rapidarc® trilogytm cihazında üçboyutlu uzaysal fraksiyone grid terapi doz karakteristiklerinin karşılaştırılması

Daha sonra doldurulacaktır.Uzaysal fraksiyonasyon, radyoterapide tedavi etkinliğini arttırmak amacıyla yüksek dozun hedef hacime, içerisinde oluşturulan küçük boşluklar ile bir veya birkaç fraksiyonda verilmesi ile uygulanan yenilikçi bir doz uygulama metodudur. Bu çalışmada, Grid terapi doz dağılımlarının üç boyutlu (3B) olarak CyberKnife ve Varian RapidArc tedavi cihazları ile elde edilmesi, uygulanabilirliğinin gösterilmesi ve vadi-tepe oranı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bunun için, fantom üzerinde 8 cm ve 12 cm çapında hedef hacimler tanımlanmıştır. Hedef hacimler içerisinde farklı boşluk çapı, merkezden-merkeze uzaklık mesafesi ve açık-kapalı alan oran değerlerinde Grid doz küreleri ve sakınılan bölgeler oluşturularak yedi farklı Grid tasarımı yapılmıştır. Her bir Grid tasarım için CyberKnife ve Varian RapidArc Trilogy cihazlarında planlama yapılmıştır. Işınlamalar, rando fantoma yerleştirilen TLD ve EBT3 film üzerinde yapılmıştır. Ölçülen değerler tedavi planlama sistemi ile karşılaştırılmıştır. CyberKnife ve RapidArc cihazlarında elde edilen planların doz-hacim histogramları kıyaslandığında, 8 cm çapındaki hedef hacimde; maksimum doz ve ortalama doz değerlerinde en yüksek fark %3 bulunmuştur. 12 cm çapındaki hedef hacimde ise maksimum doz değerlerinde en yüksek fark %11 bulunurken, ortalama doz değerlerinde en yüksek fark %2 dir. Aynı hedef hacim içerisinde; aynı açık-kapalı alan oran değeri, farklı boşluk çapı (1 cm, 1,5 cm, 2 cm) ve merkezden-merkeze uzaklık mesafesinde (1 cm, 2,2 cm, 3,5 cm), küçük boşluk çapı ve yakın merkezden-merkeze uzaklık mesafesinde CyberKnife cihazı ile vadi-tepe oranı %5 daha küçük bulunmuştur. Aynı merkezden-merkeze uzaklık mesafesinde, farklı boşluk çapı (1 cm, 1,5 cm, 2 cm) ve farklı açık-kapalı alan oranlarında ( 0,08, 0,2, 0,5) elde edilen doz dağılımlarını incelediğimizde, boşluk çapı ve açık-kapalı oran miktarı arttıkça vaditepe oranı Cyberknife cihazında %5 daha küçük bulunmuştur. Gama analiz sonuçları tüm planlarda %90 nın üstünde bulunmuştur. TLD ile yapılan nokta doz ölçümleri tüm planlarda %10 un altında kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur. Bu çalışmada, heterojen doz dağılımlarını her iki sistemde de benzer şekilde elde etmemize rağmen CyberKnife cihazı ile daha küçük vadi-tepe oranları elde edildiği ve kritik organ korumasının daha iyi yapılabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, tedavi sürelerini analiz ettiğimizde klinik uygulanabilirlik açısından RapidArc cihazı ile elde edilen planlar uygundur. Ayrıca, elde edilen vadi-tepe oranlarının terapötik oranı nasıl değiştirdiğini değerlendirmek açısından radyobiyolojik çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uzaysal fraksiyonasyon, grid terapi, cyberknife, rapidarc.

Hastane araç-gereç ve donanımlarıRadyasyon dozajıRadyocerrahi+3
Ferihan Ertan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Konkomitan kemoradyoterapi ile tedavi edilen baş-boyunkanseri hastalarında radyoterapi yoğunluğunun yutma ve çiğneme yapıları üzerine etkisinin araştırılması

Kemoterapi ile beraber kullanılan yoğunluk ayarlı radyoterapi (kemo-YART) sonrası baş ve boyun kanseri (BBK) hastalarında çiğneme ve yutma ile ilişkili anatomik yapıların fonksiyonlarında erken ve geç dönemde bozulma gözlenebilir. Bu araştırmanın temel amacı, kemo-YART ile tedavi edilen BBK hastalarının çiğneme ve yutma yapılarının maruz kaldığı radyoterapi dozu ile çiğneme, yutma fonksiyonları ve yaşam kalitesinde meydana gelen değişimin ilişkisini araştırmaktır. Araştırmaya kemo-YART ile tedavi edilen 35 BBK olgusu dahil edilmiştir. Olgular kemo-YART tedavisi öncesi, kemo-YART tedavisi sonrası 3. ay ve 6. ayda değerlendirilmiştir. Videofluoroskopik yutma değerlendirmesi yapılmış, bu değerlendirme bulguları Modifiye Baryum Yutma Bozukluk Profili protokolüne göre puanlanmış, Penetrasyon-Aspirasyon Skalası (PAS) seviyeleri belirlenmiştir. Bütün olguların ağız açıklığı, fonksiyonel oral alım skalası seviyeleri ve vücut kitle indeksleri belirlenmiştir. Olguların PAS skorlarında, vücut kitle indekslerinde ve MBSImp skorlarında tedavi sonrası anlamlı derecede azalma olmuştur. Yaşam kalitesi bulgularında ise kserostomi ve yapışkan tükürük şikayetlerinin tedaviden sonra arttığı tespit edilmiştir. Olguların vücut kitle indekslerindeki bozulma, çiğneme kasları (>40 Gy) ve temporomandibular eklemlerin (>46 Gy) aldığı doz ile; faringeal temizleme dalgasının süperior faringeal konstrüktörlerin aldığı doz ile (>58 Gy), 6. ayda aspirasyon görülmesi durumunun ise inferior faringeal konstrüktörlerin (>67), glottik larinks (>62), supraglottik larinks (>63 Gy) ve üst özefageal sfinkter (>61 Gy) 'in aldığı dozlar ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Yoğunluk ayarlı radyoterapi tedavisi bu yan etkileri minimumda tutacak şekilde planlanmalıdır.

Kafa ve boyun neoplazmlarıNeoplazmlarRadyasyon dozajı+7
Aydan Baştuğ Dumbak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Stereotaktik radyocerrahi ve stereotaktik beden radyoterapisi uygulamalarında manyetik rezonans görüntüleme tabanlı tedavi planlama sisteminin kullanılabilirliği

Bu tez çalışmasında, beyin ve prostat yerleşimli tümörlerin stereotaktik radyocerrahi (SRC) ve stereotaktik beden radyoterapisi (SBRT) planlamasında bilgisayarlı tomografi (BT) yerine manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tabanlı tedavi planlama sisteminin (TPS) kullanılabilirliği araştırılmıştır. MRG görüntüleri üzerinde farklı dokulara ait yoğunluk ve hounsfield unit (HU) değerleri için üç farklı senaryo oluşturulmuş ve bu değerlere göre tedavi planları yapılmıştır. İlk senaryoda MRG görüntüsündeki tüm dokuların yoğunluğu 1 g/cm³ olarak tanımlanmış (MR1 planı), ikinci senaryoda hava 0 g/cm³, yumuşak doku 1 g/cm³ ve kemik 1,35 g/cm³ (MR3 planı) ve üçüncü senaryoda ise 10 farklı doku yoğunluk skalası tanımlanmıştır (MR10 planı). Daha sonra RayStation TPS'de otomatik segmentasyon aracı kullanılarak bölümlenen yapıların otomatik olarak MRG üzerine atanması test edilmiştir. Beyin tümörlü olgularda referans BT planı ile diğer üç senaryoda yapılan MRG planları arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Prostat kanserli olgularda ise referans BT ile MR3 ve MR10 planları arasında anlamlı fark saptanmazken MR1 planları için PTVortalama ve PTVD2 dozları arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre beyin metastazlı tümörlerde üç farklı senaryonun BT tabanlı planlama yerine kullanılabilir olduğu sonucuna varılmıştır. Prostat kanserli olgularda ise SBRT planlamasında, MR3 ve MR10 planları BT tabanlı planlama yerine kullanılabilir olduğu ancak MR1 planının kullanımının uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Raystation TPS'de otomatik konturlama aracı kullanılarak bölümlenmiş konturların MRG kesitlerinin üzerine aktarımının yapılamayacağı sonucuna varılmıştır.

Manyetik rezonans görüntülemeRadyasyon onkolojisiRadyocerrahi+3
Ayşegül Aslan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm beden ışınlamalarında farklı tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılması

Radyoterapide Tüm Beden Işınlaması (TBI)'nın amacı kemik iliği transplantasyonu öncesi hastanın bağışıklık sistemini baskılayarak kemik iliği nakline hazır hale getirmek ve antitümöral etki sağlamaktır. Bu süreçte hazırlık rejimi olarak kemoterapiye TBI eklenmesi tedavi başarısını artırmaktadır. Bu çalışmada standart bir lineer hızlandırıcı odasında uygulanabilecek üç farklı TBI tekniği Rando fantom üzerinde dozimetrik olarak karşılaştırılmıştır. Belirlenen teknikler Genişletilmiş Kaynak Yüzey Mesafesi (Source to Surface Distance, SSD) Alan-içi-Alan (I), Genişletilmiş SSD Hacimsel Ayarlı Ark Terapisi (Volumetric Modulated Arc Therapy, VMAT) (II) ve Standart SSD VMAT (III) teknikleridir. Bu üç tekniğin seçilmesindeki amaç, hasta bazlı doz modülasyon eklentilerinin kullanılmaması, böylelikle hata riskinin, iş yükünün ve setup zamanının azaltılmasıdır. Belirlenen teknikler için yüzde derin doz ve doz profili ölçümleri tedavi şartlarında alınmıştır. Tedavi planları oluşturulduktan sonra doz homojenitesi ve kritik organ dozları radyokromik filmler ve optik uyarmalı lüminesans dozimetriler (OSLD) ile Rando fantom üzerinde doğrulanmıştır. Üç farklı teknikle hazırlanan planların tedavi dozu 12 Gy'dir. Teknik I ve II'de ortalama akciğer dozu 8.5 Gy; Teknik III'te ise 7 Gy'dir. Radyokromik filmler gama analizi (%5/5 mm) ile değerlendirilmiş ve Teknik I, II ve III için sırası ile %90, %87 ve %94 olarak bulunmuştur. OSLD'lerde ise ölçümler ile TPS hesaplamaları arasındaki fark değerlendirilmiştir. Teknik I ve II'de bu fark ± %5; Teknik III'te ise ± %3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak her üç tedavi planlama tekniği de klinikte uygulanabilecek seviyededir. Standart SSD VMAT tekniği akciğeri daha iyi koruyabilmektedir.

LenfomaRadyometriRadyoterapi+1
Mert Cananoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitröz humorde radyoterapi ile indüklenen değişiklikler

Vitröz humor (VH) radyoterapi sürecinde kritik bir yapı olarak kabul edilmemektedir. Bu çalışmada, radyoterapinin VH üzerindeki etkilerini incelemek için deneysel bir hayvan modellemesi yapılmıştır. On iki Yeni Zelanda tavşanının sağ gözleri 3 fraksiyonda 60 Gy ışınlanmış, karşı (sol) gözler kontrol olarak kabul edilmiştir. Işınlama sonrası haftalık oftalmolojik muayene yapılmış, üçüncü ayın sonunda enükleasyon ve vitrektomi yapılmıştır. Vitröz numuneler metabolomik analizlere, ELISA analizlerine, viskozite ölçümlerine ve elektron mikroskobik incelemeye tabi tutulmuştur. Kontrol ve deneysel numunelerde 275 farklı metabolit tanımlanmış ve 34'ünün gruplar arasında önemli ölçüde farklılık gösterdiği bulunmuştur. Çok değişkenli analizlerde, kontrol ve ışınlanmış numuneler arasında net bir ayrım gözlemlenmiştir. Yolak analizinde, etkilenen yolakların temel olarak amino asit metabolizması ile ilgili olduğu görülmüştür. ELISA testinde, VH'nin fonksiyonel bütünlüğünü korumada sinerjistik etkiye sahip olan tip II, V ve XI kollajenlerde istatistiksel anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Tip IX kollajende azalma tespit edilmiştir ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Deney numunelerinde kontrol numunelerine göre viskozitede anlamlı olmayan bir azalma tespit edilmiştir. Elektron mikroskobik bulgular, kollajen fibrillerinin yapısının bozulduğunu ve deneysel vitrözde dağılmış kollajen fragmanları olduğunu göstermiştir. Sağlıklı bir göz için sağlam bir vitröz gereklidir. Bu çalışmada, radyasyonun vitrözde uzun vadeli sonuçları olabilecek değişikliklere neden olduğu gözlenmiştir.

Elektron mikroskobuKolajenMetabolomikler+3
Ayşenur Elmalı
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanserinde cerrahi sonrası radyoterapi süresince uygulanılan egzersiz eğitiminin etkinliğinin araştırılması

radyoterapi süresince uygulanılan gözetimli egzersiz eğitiminin, omuz eklem hareket açıklığı (EHA), kavrama kuvveti, skapular diskinezi, lenf ödem, üst ekstremite fonksiyonelliği, hareket korkusu, yaşam kalitesi, ağrı ve duyusal semptomlar üzerindeki etkinliğini araştırmaktı. Tek taraflı meme ve aksilla cerrahisi geçiren ve aksillar alanı içeren radyoterapiye yönlendirilen 37 hasta, basit rastgele yöntem ile egzersiz (n=19) ve kontrol (n=18) olarak iki gruba ayrıldı. Egzersiz grubundaki hastalara; EHA, germe, kuvvetlendirme, solunum, sinir mobilizasyon egzersizleri ve manuel terapi uygulamalarından oluşan program, 7 hafta boyunca haftada 3 gün uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara, rutin radyoterapi sürecinde olduğu gibi herhangi bir egzersiz eğitimi uygulanmadı. Gruplardaki hastalar radyoterapi öncesi ve sonrasında 2 kez olmak üzere; EHA evrensel gonyometre ile, kavrama kuvveti Jamar el dinamometresi ile, skapular diskinezi Lateral Skapular Kayma Testi ile, lenf ödem çevre ölçümü ile, fonksiyonellik Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ve Omuz Ağrı ve Engel Indeksi (SPADI) ile, hareketten korku TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ile, yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalite Anketleri C30-BR23 (EORTC QLQ-C30 ve BR23) ile, ağrı ve duyusal semptomlar McGill Ağrı Soru Formu ve Görsel Analog Skala (GAS) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre; omuz EHA'da egzersiz grubunda her yönde artış elde edilirken (p<0,05), kontrol grubundaki tek değişim omuz fleksiyon derecesinde azalma oldu (p<0,05). Kavrama kuvvetinde egzersiz grubunda artış elde edilirken (p<0,05), kontrol grubunda azalma gözlendi (p<0,05). Skapular diskinezinin pozitif olduğu hasta sayısı ve hastalardaki lenf ödem durumu her iki grupta da değişmedi. Fonksiyonellikte, hem DASH hem de SPADI bulgularında tedavi grubunda iyileşme elde edilirken (p<0,05), kontrol grubunda azalma gözlendi (p<0,05). Hareket korkusunda, egzersiz grubunda iyileşme elde edilirken (p<0,05), kontrol grubunda değişim bulunmadı (p>0,05). Yaşam kalitesi alt ölçeklerinde, meme semptomlarında her iki grupta da artış gözlendi (p<0,05). Egzersiz grubunda kognitif fonksiyon değerinde değişme olmaksızın diğer tüm parametrelerde iyileşme elde edildi (p<0,05). Kontrol grubunda yaşam kalitesi alt parametrelerinden; vücut imajı, emosyonel fonksiyon, genel sağlık düzeyi ve kognitif fonksiyonlarda değişme olmazken (p>0,05), diğer tüm alt parametrelerde azalma gözlendi (p<0,05). McGill ve GAS değerlerinde, egzersiz grubunda iyileşme elde edilirken (p<0,05), kontrol grubunda kötüleşme gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak meme ve aksilla cerrahisi sonrası, aksillar radyoterapi süresince uygulanılan gözetimli egzersiz eğitimi ile üst ekstremitedeki akut komplikasyonlar engellenmiş ve iyileşme yönünde bulgular elde edilmiştir. Bu çalışmada kullanılan egzersiz protokolünün, meme kanseri radyoterapi hastalarında uygulanması tavsiye edilir niteliktedir. Egzersiz tedavisinin aksillar radyoterapi hastalarında uzun dönem etkinliğini araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, adjuvan radyoterapi, egzersiz tedavisi, üst ekstremite, hayat kalitesi

CerrahiEgzersiz tedavisiHasta eğitimi+6
Damlagül Aydin Özcan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun kanserli hastalarda radyoterapinin boyun, omuz fonksiyonları ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş: Baş boyun kanseri tedavisi kompleks bir süreçtir. Tedavisinde cerrahi, radyoterapi (RT) ve kemoterapi yöntemleri tek başına veya kombine olarak kullanılabilmektedir. Baş boyun kanserli hastalarda tedaviye bağlı olarak pek çok komplikasyon gelişebilmektedir. Literatürde RT'nin boyun, omuz fonksiyonu ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin birlikte ve prospektif olarak değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, baş boyun kanseri nedeniyle RT alan hastalarda boyun, omuz fonksiyonlarını ve ağız açıklığını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 22.06.2020 - 15.06.2021 tarihleri arasında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalına başvurup, baş boyun kanseri tanısı ile RT alması planlanan, 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar RT öncesi, sonrası ve RT'den 3 ay sonra değerlendirildi. Tüm hastaların demografik ve klinik bilgileri kaydedildi. Aktif, pasif boyun ve omuz eklem hareket açıklığı (EHA), ağız açıklığı ölçümleri yapıldı. Boyun, omuz ve orofasiyal ağrı şiddetini değerlendirmek için Vizüel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Algometre ile belirli noktalardan basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümü yapıldı. Boyun ve omuz disabilitesi sırasıyla Boyun Disabilite İndeksi ve Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi ile değerlendirildi. Bulgular: Analizler üç değerlendirmeyi de tamamlayan 20 hasta üzerinden yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 54,6±12,5 yıl (aralık, 35-91) idi. RT'den 3 ay sonra, RT sonrasına göre boynun hem aktif (p=0,008) hem de pasif (p=0,03) fleksiyonu istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. RT'den 3 ay sonra, RT öncesine göre sadece sol omuz aktif fleksiyonunun daha az olduğu görüldü (p=0,01). RT öncesine kıyasla, RT sonrası ve 3 ay sonraki kontrolde boyun disabilite (sırasıyla, p=0,009, p=0,02) ve omuz disabilite skorlarının (sırasıyla, p=0,002, p=0,01) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. RT sonrası yapılan ölçümlerde baş boyun bölgesinde BAE değerlerinin azalmaya başladığı ve 3 ay sonra bu farkın istatiksel olarak anlamlı düzeye ulaştığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada baş boyun kanserli hastalarda RT'den hemen sonra boyun ve omuz fonksiyonlarında, maksimum yardımlı ve yardımsız ağız açma değerlerinde azalma meydana geldiği ve bu durumun RT'den 3 ay sonra da devam ettiği tespit edilmiştir. Bu olumsuz etkileri azaltmak için yüksek riskli hastalara rehabilitasyonun gecikmeden başlanabilmesi oldukça önemlidir. Dolayısıyla baş boyun kanserli hastalarda boyun, omuz disabilitesi ve trismus gelişiminde rol oynayan risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla daha fazla hastanın dahil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğızBoyunKafa ve boyun neoplazmları+4
Ayşegül Balcan Aslan
Hacettepe University
2021
00

Related subjects