Sağlık hizmetleri araştırmaları
93 theses under this subject heading
Turgut Özal Tıp Merkezi çalışanlarında hasta bina sendromu görülme sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezi binasında çalışanlarda HBS semptomlarının, görülme sıklığının ve ilgili olabilecek bazı faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır.Materyal-Metod: TÖTM'nin tüm birimlerinde çalışan 2500 kişiden gönüllü olarak 951 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kişilerin sosyodemografik verilerini ve HBS ile ilgili semptomları ve bazı özellikleri saptamaya yönelik anket uygulandı ve katılımcıların saturasyon ölçümü yapıldı. İkinci aşamada iç hava kalitesini değerlendirmeye yönelik ısı, CO, CO2 ve bağıl nem düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Katılımcıların %62.1'inde HBS tespit edilmiştir. Stres değerlendirmesi ile HBS ilişkisi, sürekli bir ilaç kullanma ve çalışılan ortamın sıklıkla çok sıcak olarak değerlendirilmesi ile HBS bulunma durumu ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışmaya alınanların HBS olup olmadıkları, lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirildiğinde; kronik hastalık varlığı, ortamın sıklıkla çok sıcak veya ara sıra çok aydınlık olarak değerlendirilmesi, semptomlar nedeniyle doktora başvurup tanı almalarının etkileyici faktörler olduğu tespit edildi. Yapılan 36 ölçüm sonucunda CO2 çalışma ortamlarının % 69.4' ünde sınır değerin üzerinde çıkmıştır. Çalışma ortamlarının hiçbirinde CO miktarı sınır değer olan 9 ppm'in üzerinde çıkmamıştır. Yalnızca Klima Dairesi ve Mutfak Deposu 20 Cº'nin altında çalışma ortamları olup, çalışma ortamlarının % 72.2'sinde ortam sıcaklığı 24 Cº'nin üzerinde bulunmuştur. Çalışma ortamlarının %77.8'inde rölatif nem seviyesi sınır değer olan %30'un altındadır. Bu çalışmada, HBS semptomlarından en sık görülenler sırası ile yorgunluk ve bitkinlik (%67.1), başağrısı (%59.5), boğaz kuruluğu (%53.6), gözlerde yanma ve batmadır (%52.4).Sonuç: Günümüzün büyük kısmını geçirdiğimiz binaların sağlık etkilerini bilmek ve önlemlerimizi buna göre almak çalışanların iş performanslarını arttıracak, iş kalitesini iyileştirecek, nedeni belirlenemeyen sağlık sorunlarının ortaya konulmasını sağlayarak gereksiz iş kayıplarını ve sağlık harcamalarını önlemede etkili olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hasta Bina Sendromu, İç ortam hava kalitesi, TÖTM, Hastane, ısı, nem, CO2.
Kardiyoloji polikliniğine gelen HT hastalarının sağlık hizmeti kullanım özellikleri ve tedaviye uyumları
Giriş ve amaç Çalışmamızın amacı, üçüncü basamak Kardiyoloji polikliniğine gelen hipertansiyon hastalarında ilaç tedavisine uyum, yaşam tarzı değişikliklerine uyum, tedavi etkinliği ve sağlık hizmeti kullanım durumunun belirlenmesidir. Gereç ve yöntem Araştırma tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Örneklem büyüklüğü, evrenin büyüklüğünün bilinmediği durumda 0,05 örneklem hatası, 0,05 yanılma payı ve %50 prevalansla 384 olarak hesaplandı. Eylül-Ekim 2016 tarihleri arasında ADÜ Kardiyoloji Polikliniğinde, yüz yüze görüşme yöntemi ile anket uygulandı ve standardize edilmiş yöntemle kan basınçları ölçüldü. Katılımcıların tedaviye uyumlarını ölçmek için MMAS ölçeği kullanıldı. 5 ve altı puan alanlar tedaviye kötü uyumlu, 6 ve üstü alanlar tedaviye iyi uyumlu olarak kabul edildi. Veriler SPSS 15.0 istatistik programıyla analiz edildi. Bulgular Katılımcıların yaş ortalaması 65,1±10,5(65) idi; %59'u (s=226) kadın, %41'i (s=158) erkekti. Yüzde 79,2'si (s=304) evli, %44,0'ü (s=169) ev hanımı, %76,8'i (s=295) 9 yıldan az eğitimli olan katılımcıların %55,2'sinin (s=212) aylık eve giren toplam geliri 1380 ve 4470 TL arasında idi. Hemen tamamı (%96,4; s=370) SGK kapsamında sosyal güvenceye sahipti ve %64,3'ü (s=247) kentsel bölgelerde oturmakta idi. Katılımcıların %14,1'i (s=54) alkol ve %10,9'u (s=42) sigara içmekteydi. Egzersiz yapmayanlar tüm katılımcıların %68,2'sini (s=262) oluşturmaktaydı. Katılımcıların %84,6'sının (s=325) en az bir ek hastalığı vardı. En sık bulunan ek hastalıklar kardiyovasküler hastalık veya risk faktörleri (%68,5; s=263) ile DM (%40,9; s=384) idi. Katılımcıların % 72,9'unda (n:280) kan basıncı kontrolü sağlanmıştı. Çalışma sırasında ölçülen sistolik kan basıncı düzeyleri ortalama 127,1±17,50 mmHg ve diyastolik kan basıncı düzeyleri ortalama 79,3±11,4 mmHg idi. Hastaların %68,8'inde (s=264) HT tanısı ikinci basamak sağlık kuruluşlarında ve %58,1'inde (s=223) dahiliye ve yan dal uzmanları tarafından konmuştu. Hemen tamamı aile hekimini bilen (%96,6; s=371) katılımcıların çoğu aile hekimine en az bir kez başvurmuştu (%93,8; s=360); HT için en sık başvuru nedeni ise (%75,0; s=288) ilaç yazdırmak idi. Hipertansiyon hastalarının çoğu (%95,6; s=367) hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullandığını belirtti. Düzenli kullanmamanın en sık bildirilen üç nedeni bilgi eksikliği (%64,7; s=11), ilacını almayı unutma (%58,8; s=10) ve ilacın kendisine zarar verebileceğini düşüncesi (%52,9; s=9) idi. Katılımcıların %39,8'i (s=153) HT tanısı konulduğundan beri diyet ve %60,9'u (s=234) egzersiz yapmamıştı; doktorundan tavsiye aldığı halde bunları yerine getirmeyenler katılımcıların %51,8'iydi (s=199). Katılımcıların Morisky puan ortalaması 6,1±1,8 (en az 0, en çok 8) idi. Katılımcıların % 67,2'si (s=258) tedaviye iyi uyumluydu. Yaş (r=0,253; p=0,000) ve egzersize uyum (r=0,101; p=0,017) arttıkça HT tedavisine uyumları artmaktaydı. Kentsel bölgelerde yaşayanlarda (z=2,29; p=0,02), ek hastalığı olanlarda (z=3,504; p=0,000), düşük ve orta gelir grubundakilerde (yüksek gelir grubundakilere göre sırasıyla z=2,507; p=0,012 ve z=3,146; p=0,02) tedaviye uyum daha yüksekti. Katılımcıların cinsiyeti, medeni durumu, eğitim düzeyi, günlük kullandıkları HT ilaç dozu sayısı, günlük alınan toplam ilaç dozu sayısı, katılımcıların diyete uyum durumları ve ilaç kullanmasına yardım eden birinin olma durumu HT tedavisine uyum üzerinde etkili değildi (p>0,05). Kentsel bölgede yaşayanlarda(χ²=5,627; 0,018), önerilen egzersiz egzersize uyum gösterenlerde (χ²=8,821; p=0,003) ilaç tedavisine uyumu daha yüksek olan katılımcılarda (χ²=5,833; p=0,016) kan basıncı kontrolü daha iyiydi. Yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, ek hastalık varlığı, yardımcısının olup olmamasının kan basıncı kontrolü üzerinde etkisi yoktu. Sonuç Çalışmamızda üçüncü basamağa başvuran hipertansiyon hastalarında tedavi uyumu yüksek bulunmuştur. Yaşam tarzı değişikliğine uyum gösteren hastaların tedaviye uyumları ve aynı zamanda kan basıncı kontrolleri yüksek bulundu. Tedaviden tam sonuç alınabilmesi için hastalara tedavinin bütün basamaklarının öneminin net açıklanması gerektiği düşünülmektedir. Hastaların hipertansiyon takibinde aile hekimlerinin yerinin sınırlı kaldığı saptanmıştır. Hastaların aile hekimlerine güvenlerinin artırılması aile hekimlerinin rolünü artırabilir.
Türkiye'de illerin sağlık endeksine göre sıralaması ve sağlık eşitsizlikleri
Bu çalışmanın amacı; sağlık çıktıları ile beraber eğitim, gelir, istihdam, demografi, hava kalitesi, fiziksel çevre, konut-altyapı, sağlık altyapısı ve sağlık iş gücü gibi sağlık belirleyicilerini de göz önünde bulundurarak geliştirilecek bileşik sağlık endeksi ile Türkiye'de illerin sağlık durumuna göre sıralanması ve iller arası mevcut sağlık eşitsizliklerinin ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında veri kaynağı olarak çeşitli kurumların yayınladığı rapor ve kamuya açık veri tabanları ile çeşitli araştırma raporları taranmıştır. Tarama sonrası endekse dâhil edilecek değişkenler ölçülebilirlik, geçerlilik, zamanlılık, tekrarlanabilirlik, sürdürülebilirlik, uygunluk ve önem kriterlerine göre değerlendirilmiş ve belirlenen 29 değişken hiyerarşik bir düzende alt boyut, boyut, alt endeks ve en sonunda bileşik sağlık endeksi olarak yapılandırılmıştır. Teorik çerçevenin belirlenmesi ve değişkenlerin yapılandırılmasından sonra bileşik endeksin geliştirilmesinde sırasıyla normalleştirme, ağırlıklandırma ve birleştirme işlemleri uygulanmıştır. Geliştirilen bileşik sağlık endeksinin istatistiksel tutarlılığı çapraz korelasyon analizleri ile değerlendirilmiş ve bileşik endeksin sağlamlığı, belirsizlik ve duyarlılık analizleri ile incelenmiştir. Bileşik sağlık endeksinde en yüksek puana sahip ilk beş il sırasıyla Bolu, Karabük, Ankara, Trabzon ve İstanbul iken en düşük puana sahip son beş il sırasıyla Hakkâri, Şanlıurfa, Muş, Ağrı ve Şırnak'tır. Bununla birlikte bileşik sağlık endeksinin büyük ölçüde kavramsal çerçeve ile örtüştüğü ve illerin sıralamalarına dair belirsizliğin sınırlı sayıda il haricinde düşük olduğu görülmüştür. İllerin bileşik sağlık endeksi puanına göre sınıflandırıldığı durumda en avantajlı ve dezavantajlı sınıflar arasında mutlak olarak 44 puanlık, göreli olarak 2,17 katlık fark bulunmuştur. Bileşik sağlık endeksi yaklaşımı ile illerin sıralanması, toplumun sağlık durumunu saptamada ve kanıta dayalı politikalar üretmede önemli bir araç olarak değerlendirilmeli ve ülkemizde bu alanda çalışmaların artırılması gerekmektedir.
Bir üniversite hastanesine başvuran hastaların aile sağlığı merkezlerini atlama sebepleri ve bunu etkileyen faktörler
Amaç: Aile hekimliği sisteminin ülke genelinde oturtulmasından bu yana 7 yıl geçmesine rağmen sevk sistemi uygulanamamıştır ve hastaların ilk başvuruda Aile Sağlığı Merkezleri'ni (ASM) tercih etme oranları düşüktür. Bu çalışmada amaç, bir üniversite hastanesine başvuran hastaların ASM'leri neden atladıklarını ve buna etki eden faktörleri belirlemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma kapsamında nitel veriler de toplanmıştır. Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde, 2017 Temmuz ve Ağustos aylarında yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğüne ulaşmada poliklinik hasta sayısına göre ağırlıklandırma yapılmış, belirlenen sayıya ulaşana kadar hastalarla peşpeşe görüşülmüştür. Seçilen sekiz farklı poliklinikten 522 kişiye anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Sonuçlar sayı (n), yüzde (%), ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların 304'ü(%58,2) kadın ve 218'i(%41,7) erkektir. Toplam yaş ortalaması 39,7±14,7 (min:18 yaş, max:86 yaş) bulunmuştur. Katılımcıların %72,5'i kendisi için başvurmuştur, %27,4'ü çocuk hastaya refakat etmektedir. Katılımcıların genel olarak ilk tercih ettikleri sağlık kurumu %49,4 ile eğitim araştırma hastaneleri ve üniversitelerdir, ilk başvuruda ASM'lerin tercih edilme oranı %18,0'dir. Katılımcılar son bir yılda ASM'ye ortalama 3,70±1,74 kez başvurmuştur. İlk başvuru tercihi ASM ve diğer sağlık kurumları olan katılımcıların cinsiyet, katılımcının yaşı, eğitim durumu ve genel sağlık durumu gibi demografik özelliklerinin dağılım-ları benzer bulunmuştur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranla-rın %31,5'i aile hekiminin genel sağlık durumunu bildiğini ve takip ettiğini belirtmiştir. Uzman hekimin uyguladığı tetkik ve tedavilerden aile hekiminin haberdar olması ASM'ye başvuran-larda %31,9, diğer sağlık kurumlarına başvuranlarda %16,9'dur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranların %34,1'i, aile hekiminin verdiği tedaviden fayda gördü-ğünü belirtmiştir. Katılımcıların üçte ikisi ASM teknik imkânlarını yetersiz bulmaktadır. İlk baş-vuru tercihi ASM olanların %42,5'i zorunlu sevk sisteminin getirilmesine olumlu bakarken, diğer sağlık kurumlarını tercih edenlerin ise %24,8'i olumlu bakmaktadır. Katılımcıların ASM'leri atlama sebepleri sorgulandığında, aile hekimleri ile ilgili sorunlar, ASM'lerde tahlil imkânlarının kısıtlı olması, hizmete ulaşmayı aksatan durumların varlığı, hasta-nelerdeki yüksek standartlı hizmet tercihi ve daha önce başvurmamış kişilerin ASM'lere olumsuz bakış açısı belirtilmiştir. Sonuçlar: İlk başvuru kurumu seçiminde ASM'leri atlayarak bir üniversite hastanesini tercih etmenin birçok faktörle ilişkili olabileceği tespit edilmiştir. Kurulacak bir sevk sisteminin başarıyla yürütülmesi için bu faktörlerin dikkate alınması ve neden sonuç ilişkisi açısından araştırılması uygun olacaktır.
Türkiye'de 2015-2018 yılları arasında gerçekleştirilen bazı kitlesel toplanma etkinliklerindeki acil sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kitlesel toplanmalar toplumun acil durum planı ve müdahale kaynaklarının sınırlarının zorlandığı veya aştığı miktarda insanın önceden planlı ya da planlanmamış bir şekilde bir araya gelmesi olarak tanımlanmaktadır. KT'lerde acil sağlık hizmetleri afet tıbbının önemli çalışma alanlarından biridir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de 2015-2018 yılları arasında gerçekleştirilen bazı kitlesel toplanmalardaki acil sağlık hizmetlerinde vakalarda görülen travma ön tanıları ile etkinlik türü ve sıcaklık değişkenleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 2015-2018 yılları arasında Türkiye'de gerçekleştirilen Çanakkale Kara Savaşlarını Anma Etkinlikleri (ÇKSAE), Zeytinli Rock Festivali (ZRF), İşitme Engelliler Yaz Olimpiyatları (DEAFOLIMPICS) ve Kış Avrupa Gençlik Olimpik Festivali (EYOF) organizasyonlarındaki 112 acil sağlık hizmetleri (ambulans) kayıtları oluşturmaktadır. Veriler Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Otomasyon Sisteminden alınmıştır. Araştırma kapsamında 474 acil sağlık hizmetleri vakası incelenmiştir. Araştırmada vakaların %49,5'i (n=235) DEAFOLIMPICS'de gerçekleşmiştir. Vakaların %57,6'sı (n=273) erkektir. Vakaların yaş ortalaması 30,3±16,5 (Min:0, Max:92)'dır. Yaş gruplarına göre vakaların %57,6'sı 18-34 yaş aralığındadır. Vakaların %22,6'sı (n=107) olimpiyat köyünde (yurtta) gerçekleşmiştir. En çok vaka 12:00-17:59 saat aralığında gerçekleşmiştir (%34,0, n=161). Vakaların %57,4'ü (n=272) medikal nedenle gerçekleşmiştir. Triaj kodlarına göre vakaların %57,7'si (n=153) yeşil kod, %32,3'ü (n=153) kırmızı kod, %15,8'i (n=75) sarı kodtur. Vaka sonuçlarına göre incelendiğinde %54,0'ı (n=256) hastaneye nakil, %20,7'si (n=98) yerinde müdahale, %14,1'i nakil reddi şeklindedir. Hasta ve yaralıların nakledildikleri hastanelerin %66,4'ü (n=176) üniversite veya eğitim araştırma hastanesidir. Vakaların sistolik kan basıncı ortalaması 118 mmhg (min:60, Max:220) diastolik kan basıncı ortalaması 73 mmhg (min:40 , max:120 ), ortalama nabız sayısı 86/dk (min:56, max:140), kan şekeri ölçüm ortalaması 118 mg/dl (min:54 , max:355)'dir. EKG ile görüntüleme işlemi ZRF'deki vakaların %15,0'ında (n=16), DEAFOLIMPICS'de vakaların %13,6'sında (n=32), EYOF'daki vakaların %13,3'ünde (n=8) ve ÇKSAE'deki vakaların %11,1'inde (n=8) gerçekleştirilmiştir. Vakalara konulan ön tanıların %36,3'ü (n=172) travma nedenli vakalar oluşturmaktadır. ÇKSAE'de Hasta Başvuru Hızı (PPR: Patient Presentation Rate) 1.3, Hasta Nakil Hızı (TTHR: Transportation To Hospital Rate) 0.7; DEAFOLIMPICS'de PPR 18.1, TTHR 13.3; EYOF'da PPR 7.5, TTHR 5.1; ZRF'de PPR 0.3, TTHR 0.2 olarak bulunmuştur. KT türüne göre travma vakaları incelendiğinde DEAFOLIMPICS'te meydana gelen travma vakaları ÇKSAE, ZRF ve EYOF'daki travma vakalarına göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak fazladır (p<0,05). Sonuç olarak lojistik regresyon modellemesinde travma vakalarını geçirme durumu erkeklerin kadınlara göre 1.6 kat (p<0,05), EYOF etkinliğinde ÇKSAE etkinliğine katılanlara göre 9.5 kat daha fazla bulunmuştur (p<0,05).
Evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusu
Ülkemizdeki yaşlı nüfusunun artmasıyla beraber kişilerin kendi bakımlarını engelleyen sağlık sorunlarının ortaya çıkma hızıda artmaktadır. Kronik hastalıklar sebebiyle işlev kayıplarının yaşanması sağlığı her yönüyle etkilemekle birlikte bireyin sosyal adaptasyon durumunu da zayıflatmaktadır. Üretkenliği ve gücü azalan yaşlı birey kendini diğer insanlara göre daha yalnız ve ölüme daha yakın hisseder. Evde sağlık hizmetleri bu duygular içindeki fizyolojik ve psikolojik sıkıntı yaşayan yaşlı bireyler için hayatı biraz daha kolaylaştırmak amacıyla profesyonel sağlık hizmeti sunmaktadır. Bu araştırma evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusunun incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin Evde Sağlık Hizmetleri birimine kayıtlı 266 hasta ve Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin poliklinik birimlerine başvuran, çalışmanın yapıldığı altı bölge içinde yaşayan ve herhangi bir yerden evde sağlık hizmeti almayan 242 birey üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü, Templerin Ölüm Kaygısı Ölçeği ile Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği kullanılarak toplandı. Analizler SPSS 27 istatistik programı ile yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Tanımlayıcı testler için sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" testi (Z-tablo değeri), normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanıldı. Araştırmada; evde sağlık hizmeti alan bireylerin %60,5'i, hizmet almayan bireylerin ise %59,1'inin kadın olduğu bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumu yaş sınıfları, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuk varlığı ve ikamet edilen yer arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki (p>0,05) olmadığı, birlikte yaşanan kişiler (χ2=14,025; p=0,003), bakıma yardımcı kişinin olması durumu (χ2=9,716; p=0,002) ve gelir düzeyi arasında (χ2=16,888; p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Evde sağlık hizmeti alan bireyler WHOQOL-OLD ölçeğinin tüm alt boyutlarında hizmet almayan bireylere göre daha yüksek puan aldı. Evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi almayan bireylere göre daha yüksek, yalnızlık ve ölüm kaygısı ölçeği değerleri ise evde sağlık hizmeti alan bireylerde hizmet almayanlara göre daha düşük bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumunun biriyle birlikte yaşayan kişilerde daha fazla (χ2=14,025; p=0,003) olduğu, bakımına yardımcı olan kişilerin ağırlıklı olarak hizmet aldığı (χ2=9,716; p=0,002), bakımında yardımcısı olmayan kişilerin ise ağırlıklı olarak hizmet almadığı, geliri giderine eşit veya geliri giderinden fazla olanların geliri giderinden az olanlara göre daha fazla hizmet aldığı (χ2=16,888; p<0,001) tespit edildi. Yaşanılan bölge, Covid-19 geçirip geçirmeme durumu ve eşiyle, çocuklarıyla, bakıcıyla, yalnız yaşama durumlarına göre evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin hizmet almayanlara göre daha yüksek, yalnızlık durumlarının ve ölüm korkusunun ise daha düşük olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler:Evde Sağlık Hizmetleri, Yaşlı, Yalnızlık, Ölüm Korkusu, Yaşam Kalitesi
Evaluation of mobile health clinics in the stricken regions/Iraq-Sinjar region
Background: In this study, the effectiveness of mobile health clinics, which are expected to help with disease prevention and control among underserved populations living in the Sinjar region of Iraq, is measured. Additionally, the study evaluates the degree to which the region's residents benefit from mobile health clinics, revealing both their strengths and weaknesses as they function in the stricken regions. Aim: The main aim of this study is to determine the level of satisfaction with the services provided by the mobile health clinic and health clinics according to the demographic characteristics of the participants. Method: The population of the study consists of a sample group of at least 175 patients receiving treatment through 10 mobile health clinics in the Sinjar region. The G*Power computer program was used for Power Analysis, with medium effect size (η2=0.265), 80% power, and 5% type I error level, one-way Analysis of Variance (ANOVA). Results: Patients included: 56.7% were male, 41.1% were 18-25 years old, 51.1% were in the rural areas of Sinjar, 54.4% were single, 56.1% were unemployed, 76.7% it was income less than the expenditure and 78.9% of them have not a chronic disease. Conclusion: It was determined that the satisfaction levels of the patients with mobile health clinics in the Sinjar region and its villages and Camps were very close to each other (average 2.60 points), whereas it was slightly lower in Sinjar center (average 2.49 points). Finally, patients in all three settlements are moderately satisfied with mobile health clinics.
Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmetlerini kullanma davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmet basamakları kullanımının ve bunun sosyodemografik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesi ve tıbbi bakım ekolojisinin gösterilmesidir.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezinde, sosyoekonomik açıdan `iyi'. `orta' ve `kötü' olarak belirlenen üç bölgede yaşayan 685 erişkin birey çalışmamıza alındı. Çalışma 1 Mayıs 2009-15 Haziran 2009 tarihleri arasında yürütüldü. Bireylere sosyodemografik veri toplama anketi, sağlık tutum davranış değerlendirme anketi ve kısa form-12 (SF-12) kısa sağlık ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Veriler, istatistik paket programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Araştırmamıza katılan 685 bireyin 504'ü (% 73,6) kadın, 181'i (% 26,4) erkek, yaş ortalaması 36,68±13,89 yıl (18-83) idi. Bireylerin 273'ünün (% 39,9) eğitim düzeyinin ilköğretim, 520'sinin (% 75,9) evli, 479'unun (% 69,9) Adana'ya göç etmiş, 577'nin (% 84,2) sosyal güvencesinin olduğu, 368'inin (% 53,7) sosyoekonomik olarak kendini ve ailesini `orta' düzeyde değerlendirdiği saptandı. Eğitim düzeyi, sosyal güvence, sosyoekonomik durum ve medeni durum ile SF-12 alt ölçeği olan MCS-12 arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yaş ile MCS-12 ve PCS-12 arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hem akut, hem kronik sağlık sorunlarında en sık tercih edilen sağlık hizmet basamağı; ikinci basamak olup, sağlık hizmet basamakları tercihi ile sosyodemografik özellikler (cinsiyet, eğitim düzeyi, yaş, sosyal güvence, sosyoekonomik durum) arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). Son bir ay içinde 540 kişi (% 78,8) en az bir sağlık sorunu yaşamış, bunların 433'ü (% 38) kendi kendine bakım yaparken, 323'ü (% 28,4) ikinci basamak, 309'u (% 27,1) birinci basamak sağlık kurumuna başvurmuş ve 2 kişi (% 0,5) hastaneye yatırılarak tedavi edilmiştir.Sonuç: Sağlık hizmet basamaklarının kullanımı, sosyodemografik özelliklerden etkilenmektedir. En çok tercih edilen sağlık hizmet basamağı, ikinci basamaktır. Birinci basamak sağlık kurumları geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.Anahtar sözcükler: Sağlık hizmetleri kullanımı, SF-12, tıbbi ekoloji, birinci basamak
Gebelik öncesi sağlık hizmetinin kalite ve etkinliğinin birinci üç ayda eritrosit içi folik asit ve serum çinko düzeyleri ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amacımız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran gebe ve üreme çağındaki gebe olmayan kadınların, açık nöral tüp defekti ile ilişkili olduğu bilinen eritrosit içi folik asit ve serum çinko düzeylerini ölçerek hastaların açık NTD açısından riskli olup olmadıklarını saptamaktır. Bunun yanında hastaların folik asitin önemi hakkında bilgi sahibi olup olmadıklarını görmek ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeterliliğini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubu 12 haftanın altında gebeliği olan 97 hastadan, kontrol grubu ise herhangi bir şikayet ile Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran 98 kadından (15-45 yaş) oluşmaktadır. Tüm hastaların yaş, memeleket, meslek, obstetrik öyküleri kaydedildikten sonra gebe grubuna folik asit kullanıp kullanmadıkları, kullandılarsa dozu ve süresi, folik asitin gebelikteki rolünden haberdar olup olmadıkları sorulmuştur. Gebe olmayan gruba da folik asitin gebelikteki rolü sorulmuştur. Hastalarımızın eritrosit içi folik asit düzeyleri ve serum çinko düzeylerine bakılmıştır.Bulgular: Çalışma ve kontrol gruplarının eritrosit içi folik asit düzeyleri anlamlı olarak farklıdır (p=0,003). Gebe grubunda da folik asit kullanan ve kullanmayan hastaların eritrosit içi folik asit düzeyleri anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p=0,037).Çalışmaya katılan hastalara folik asitin gebelikteki rolü sorulduğunda hastalarımızın % 90,8'inin folik asitten haberdar olmadığı anlaşılmıştır. Serum çinko düzeylerinin ise iki grup arasında anlamlı fark göstermediği (p=0,113) ve normal sınırlarda olduğu saptanmıştır.Sonuç: Gebelerin yeteri kadar desteklenemeyen folik asit ihtiyacı gıdalara folik asit eklenerek karşılanabilir.Anahtar kelimeler: Nöral tüp defekti, folik asit, eritrosit içi folik asit, çinko
Oğuzeli Merkez Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin doğum öncesi bakım hizmeti alma durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Oğuzeli ilçe merkezinde ikamet etmekte olan ve 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin; sosyoekonomik özelliklerini, doğum öncesi bakım alıp almadıklarını, aldılarsa aldıkları doğum öncesi bakımın kalitesini ve aldıkları doğum öncesi bakım hizmetinden memnun kalıp kalmadıklarını ortaya koyabilmek ve bunları etkileyen faktörleri belirleyebilmek amaçlandı. Araştırma, Oğuzeli Merkez ASM'ye kayıtlı ve 2014 yılında canlı doğum yapmış olan 260 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan soru kağıdı aracılığıyla toplanan verilerin analizinde ki kare testi ve evren oranı önemlilik testi kullanılmış, p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan 260 annenin hepsi en az bir kez DÖB hizmeti almıştır. 4 ve üstü DÖB hizmeti alan anne sayısı 256 (%98,4)'tür. En çok DÖB hizmeti alınan sağlık kuruluşu 242 (%93,0) ile ASM'dir, bunu 193 (%74,2) ile Özel Hastane takip etmektedir (n=260). Ortalama alınan DÖB hizmeti sayısı 9,04±0,194'tür. Araştırmaya katılan 260 annenin 239'u (%91.9'u) son gebelikleri sırasında en az bir kez Aile Sağlığı Merkezi dışında bir sağlık kurumuna sağlık kontrolü amacıyla başvurduğunu belirtmiştir. En çok belirtilen tercih sebebi "Uzman doktora muayene olma isteği" iken (%52,3) ikinci sırada "Daha iyi ilgilenilmesi" (%26,7) ve üçüncü sırada "Her kontrolde USG yapılması" (%26,3) bulunmaktadır (n=239). Araştırmaya katılan 260 anne arasında DÖB hizmeti alımı sırasında, sırasıyla özel ve kamu kuruluşlarında, kilosu ölçülmeyenlerin oranı %22,3 ve %4,9; tansiyonu ölçülmeyenlerin oranı %15,7 ve %2,4; tam kan sayımı yapılmayanların oranı %17,3 ve %5,3 ve idrar tahlili yapılmayanların oranı %16,2 ve %7,3'tür. Araştırmamızda verilen DÖB hizmetinin sayıca yeterli olmasına rağmen, nitelik açısından eksiklerinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Doğum Öncesi Bakım, Aile Sağlığı Merkezi, Üreme Sağlığı
COVID-19 korkusu olan ve karantina kararı alınan bireylerin korku düzeylerini etkileyen faktörler ve sağlık hizmetlerine erişimleri
Bu çalışmada COVID-19 korkusu olan ve karantina kararı alınan bireylerin korku düzeylerini etkileyen faktörler ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin belirlenmesi amaçlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan araştırmanın örneklemini 1 Ocak 2021 - 28 Şubat 2021 tarihinde Almus Devlet Hastanesine başvuran ve COVID-19 teşhisli ya da temaslı olması nedeniyle karantina kararı alınan, dil engeli ya da zihinsel sorunlar nedeniyle iletişim engeli bulunmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 221 katılımcı oluşturdu. Bu katılımcıların 114'ü korku duyduğunu ifade etti. Araştırma Karantina altına alınan ve korku duyan 114 kişi ile tamamlandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve COVID-19 Korku Ölçeği ile toplandı. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli yasal izinler ve etik kurul onayı alındı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi, Ki-kare testi ve linear regresyon analizi kullanıldı. Katılımcıların (221 kişi) %50,2'sinin erkek, %40,3'ünün 35-54 yaş arasında, %75,6'sının evli, %38,0'inin ilkokul mezunu olduğu ve %46,2'sinin ilçede ikamet ettiği belirlendi. Katılımcıların %51,6'sının karantina korkusu olduğu belirlenmiştir. Hakkında karantina kararı alınan ve korktuğunu ifade eden katılımcıların (114 kişi) COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamasının 23,53±3,81 olduğu, kadınların ölçekten erkeklere göre daha yüksek puan aldıkları ve bu durumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Katılımcıların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, yerleşim yeri, kötü bir şey olacak hissi ve endişeli düşünce tutumu ile COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları puan ortalaması arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Karantina süreci hakkında eğitim alanların eğitim almayanlara göre COVID-19 Korkusu Ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Korku hisseden katılımcıların %38,6'sının sağlık hizmetlerine ulaşımları olumsuz etkilenmektedir. Olumsuz etkilenen katılımcıların %57,8'i en çok diğer sağlık sorunları için kontrollere gidemediklerini ifade etmişlerdir. Sonuç olarak hakkında karantina kararı alınan ve korktuğunu ifade eden katılımcıların COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları puan ortalaması yüksek düzeyde bulundu. Sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda yarısından azının olumsuz etkilendiği ve etkilenenlerin yarısından çoğunun diğer sağlık sorunları konusunda muayene gitmedikleri belirlendi. Karantina sürecinde ailelere doğru, güvenilir ve ulaşılabilir bilgi kaynaklarının oluşturulması, karşılaşılabilecekleri durumlar hakkında eğitim verilmesi önerilir.
Çukurova Üniversitesi mediko-sosyal merkezinde sunulan sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezinde sunulan sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi amacıylahizmet alanların ve verenlerinmemnuniyet düzeyleri araştırıldı. Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini 01-30 Nisan 2018 tarihleri arasında merkezden hizmet alanlar (n=1399) ve merkezde hizmet verenler (n=25) oluşturdu. Hesaplanan örneklem büyüklüğüne (n=302) ulaşmak için basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanıldı.Çalışanların ikisi çalışmaya katılmadı. Hizmet alanlara EUROPEP Ölçeği, hizmet verenlere T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Personeli Memnuniyet Araştırmasıçalışmasında kullanılan anketin "iş doyumu, motivasyon ve bağlılık" başlıklı bölümleriuygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 25,5±10 olan 306 katılımcının % 83,6'sı öğrenci, % 71,2'si kadındı. Katılımcıların % 70,3'ü son bir yılda merkeze ikiden fazla başvuru yapmıştı. Hasta memnuniyet düzeyi ulaşılabilirlik boyutu (3,89) hariç tüm boyutlarda (Doktor-Hasta İlişkisi, Sağlık Hizmeti Sunumu, Enformasyon ve Destek, Sağlık Hizmetlerinin Organizasyonu, Genel Değerlendirme, EUROPEP Ortalaması) 5 üzerinden 4'ten yüksek bulundu. Kurumda sunulan sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi açısından önerilersorusunaverilen cevaplardadiş hekimliği başta olmak üzere bazı dallarda poliklinik açılması, kampüs içerisinde eczane açılması, laboratuvar imkânlarının geliştirilmesi, bekleme sürelerinin azaltılması, hizmetlerin tanıtımının yapılması, hastaların daha iyi yönlendirilmesi, fiziksel şartların iyileştirilmesi yönünde beklentiler ön plana çıktı. Katılımcıların % 38,5'i kayıtlı oldukları aile hekimlerini tanımadıklarını, % 52,5'i üniversite kampüsü içinde aile hekimliği birimi açılması durumunda bu birimi tercih edeceklerini bildirdi. Yaş ortalaması 48±6,5 olan hizmet verenlerin % 48'inin meslekte çalışma süresi 26 yıl ve üzeri idi. "Çeşitli sosyal faaliyetler için iş dışında da sık sık bir araya geliyoruz" ifadesi hariç tüm iş doyumu ifadelerinin; "Maaşım beklentilerime uygundur", "Ücretim diğer sektörlerle karşılaştırıldığında uygundur", "Binanın yapısı ve donanımı yapılan işin gereklerine uygundur" ifadeleri hariç tüm motivasyon ifadelerinin; "Tüm kamu sektörleri içinde sağlık sektörü, özlük hakları açısından en iyisidir" ifadesi hariç tüm bağlılık ifadelerinin puanları olumluydu. Sonuç: Hizmet alanlar veverenlerin memnuniyet düzeyleri yüksek bulunmakla beraber bu çalışmada saptanan memnuniyetsizlik durumlarına yönelik girişimlerin yapılmasının sağlık hizmetinin kalitesini arttırması beklenir. Araştırmanın düzenli olarak tekrarlanarak süreç takibinin yapılması, girişimlerin etkisini ölçmek ve geçmiş verileri karşılaştırmalı olarak inceleyebilmek açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, mediko-sosyal merkezi, hasta memnuniyeti, çalışan memnuniyeti
Gözlemsel sağlık araştırmalarında yan tutma (bias) kontrolü aracı geliştirme: Metodolojik bir çalışma
Amaç ve hipotez: Bu araştırmanın amacı, gözlemsel sağlık araştırmalarında kullanımı kolay, kapsamlı, maliyet ve zaman etkin bir yan tutma kontrol aracı geliştirmektir. Yöntem: Araştırma, metodolojik bir çalışma olup Haziran 2018 – Haziran 2020 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın; literatür taraması, madde havuzu oluşturulması, uzman görüşlerinin alınması, Delphi oturumu ve sonrasında yan tutma aracının son şeklinin verilerek istatistiksel analiz ve raporlama basamaklarından oluşmaktaydı. Uzman görüşlerinin değerlendirilmesinde, "Uzman Değerlendirme Formu" kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler; ortalama (standart sapma) veya ortanca (minimum - maksimum), frekans ve yüzde olarak sunuldu. Uzman görüşlerinin alınmasından sonra, Kapsam Geçerlilik Oranı (KGO) değeri sıfır ve altında olan maddeler ile maddelerle ilgili diğer öneriler Delphi oturumlarında değerlendirildi. Kapsam geçerliliği çalışması, uzman görüşüne dayalı olarak yapıldı. Geliştirilen aracın isminin Bias Risk Değerlendirme Aracı (BiRDA) olmasına karar verildi. Kesitsel araştırmalar için BiRDA-Ke, vaka kontrol araştırmaları için BiRDA-VK ve kohort araştırmalar için BiRDA-Ko kısaltmaları kullanılmasına karar verildi. İstatistiksel analizler, SPSS 26.0 (for MacOS) paket programı ile yapıldı. Bulgular: 67 uzmana toplam 71 uzman değerlendirme formu gönderildi. Toplam 44 adet geri dönüş formu alındı. Geri gönüş yapan uzmanların 17'si (%38,6) e-posta yolu ile, 14'ü (%31,8) posta (kargo) yolu ile, 11'i (%25,0) elden teslim ederek, ikisi (%4,6) whatsapp uygulaması ile görüşlerini iletti. BiRDA-Ke, BiRDA-VK ve BiRDA-Ko için geri dönüş yapan uzman sayıları sırasıla 15, 18 ve 11'dir. BiRDA-Ke'de yer alan uzmanların %46,7'si kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (111,0 – 355,0) ay idi. BiRDA-VK'de yer alan uzmanların %61,1'i kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 236,0 (137,0 – 354,0) ay idi. BiRDA-Ko'da yer alan uzmanların %63,6'sı kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (132,0 – 360,0) ay idi. Kesitsel araştırma için uzmanların değerlendirmesi için toplam 77 madde oluşturulmuş olup yedi maddenin (%9,1) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Vaka kontrol araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 80 madde oluşturulmuş olup 14 maddenin (%17,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Kohort araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 82 madde oluşturulmuş olup 12 maddenin (%14,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Delphi oturumları sonrasında yapılan değerlendirmeler sonucunda; 68 maddelik BiRDA-Ke, 69 maddelik BiRDA-VK, 70 maddelik BiRDA-Ko yan tutma araçları geliştirildi. Sonuç: BiRDA, gözlemsel araştırmalardaki (kesitsel, vaka kontrol ve kohort) yanlılığın değerlendirilmesinde kullanılabilir. Yan tutmayı değerlendirme araçlarının kullanımının genel olarak pratik olmamasından dolayı, daha kolay kullanım ve daha fazla geliştirilebilmesi için mobil / online uygulamalarla veya yapay zeka teknolojileri ile kullanılması gereklidir.
Türkiye'deki toplum ruh sağlığı merkezlerinin web sitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada Türkiye'deki Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin (TRSM) web sitelerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Türkiye'deki hasta kabulünün olduğu 152 Toplum Ruh Sağlığı Merkezi araştırma kapsamına alınmıştır. Google arama motoruna ilgili Toplum Ruh Sağlığı Merkezinin adı yazılarak çıkan sayfalar arasında kendine ait web sitesi ya da bağlı bulunduğu hastanenin web sitesinde çıkan bilgiler değerlendirilmiştir. Web sitesi değerlendirilirken "Kurum Bilgileri", "Hedef Gruba Yönelik Bilgiler" ve "Faydalı (Yararlı) Bilgiler" şeklinde kategorileştirilmiş toplam 23 kritere göre inceleme yapılmıştır. Bulgular: İncelenen TRSM'nin %76,9'unun bağlı bulunduğu hastanede ilgili sayfasının olmadığı, %99,3'ünün kendine ait web sitesinin bulunmadığı görülmüştür. %17,1'inde TRSM'nin nasıl bir merkez olduğu, %13,1'inde kimler için olduğu, %19,7'sinde hangi hizmetlerin bulunduğu, %18,4'ünde adres, %17,7'sinde telefon ve %6,5'inde kroki-harita bilgisinin bulunduğu belirlenmiştir."Faydalı Bilgiler" kategorisindeki çoğu kriteri hiçbir TRSM'nin karşılamadığı görülmüştür. Sonuç: Yapılan çalışma sonucunda TRSM'lerin internete yeterli önemi göstermedikleri, internetin tanıtıcı imkânlarından faydalanmadıkları görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, website, hastane.
Birinci basamak sağlık hizmet sunucularının hizmet sunumunda yaşadıkları iletişim sorunları ve iletişim - empati beceri düzeyleri ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, birinci basamak sağlık hizmet sunucularının hizmet sunumunda iletişim sorunu yaşama durumları ve iletişim – empati beceri düzeyleri ilişkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Manisa ili Yunusemre ve Turgutlu ilçelerindeki birinci basamak sağlık çalışanlarıyla yürütüldü. Çalışmada herhangi bir örneklem yöntemi kullanılmayıp, tüm çalışanlara ulaşılmak hedeflendi (N=349). Araştırma grubunun %86'sına (N=300) ulaşıldı. Verilerin toplanmasında üç form kullanıldı; Sosyodemografik anket formu, İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği. Verilerin analizi için SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde ki kare ve student t test gibi tekli analizler ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların %74'ü hasta/hasta yakınları ile yaşam boyu iletişim sorunu yaşadıklarını ifade ettiler. Son bir ay dikkate alındığında üç çalışandan biri hastalar ile; üç çalışandan ikisi ise hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşadıklarını belirtti. Bireyler tarafından en fazla yaşanan sorun%93 oranında sözlü iletişim/dil sorunu olarak tanımlandı. Çalışmada en fazla sorun eğitim, sosyoekonomik düzeyi düşük olan veya anadili farklı olan hastalar ile yaşandığı belirlendi. Ayrıca çalışmada iletişim beceri düzeyinin yüksek olanların ve hekim olanların diğerlerine göre daha az hasta ve hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşadıkları belirlendi. Empatik eğilim ile iletişim becerisi arasında orta düzeyde pozitif, anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=0,297; p=0,000<0,05). Sonuçlar: Birinci basamak sağlık çalışanlarının 3/4 ünün iletişim sorunu yaşamaktadır. En çok yaşanan iletişim sorununun sözel iletişim/ dil sorunudur. İletişim becerisi ve empati eğilimleri arttıkça iletişim sorunu yaşama durumları azalmaktadır. Anahtar Sözcükler: Empati, Empatik Eğilim, İletişim, İletişim Sorunu.
Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenler
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel türde analitik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Manisa ilinde aktif olarak serbest eczacılık mesleğini yürüten 524 eczacı oluşturmaktadır. Örneklem hesaplanmadan araştırmacı tarafından tüm evrene Aralık 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya 190 serbest eczacı gönüllü olarak katılmıştır. Sosyodemografik bilgiler, verilen danışmanlık konuları, karşılaşılan problemleri belirlemeye yönelik 41 soru ve 52 soruluk SYBDÖ II ölçeğinden oluşan anket eczacılara online olarak uygulanmıştır. İstenen sürede online platformda yeterli veri toplanamadığı için araştırma sırasında yöntem değişikliğine gidilip merkez iki ilçedeki (n:151) tüm eczanelere gidilerek yüz yüze yöntemle anket formu uygulanmıştır. Veri toplamaya başlanması sürecinden itibaren merkez dışı ilçelerden gelen online veriler de veri setine dahil edilmiştir. Araştırmanın kapsayıcılığı merkez ilçeler için %76.2 (n:115), 17 ilçesi bulunan tüm Manisa için %36.3 (n:190)'dır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri eczacıların halk sağlığı danışmanlığı hizmeti verme durumu ve danışmanlık hizmeti verenlerin verdikleri hizmeti değerlendirme durumudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, pearson korelasyon testi ve çok değişkenli analizlerde binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan eczacıların yaş ortalaması 48.72±15.07 olup, % 65.3'ü kadındır. Eczacılara verdikleri halk sağlığı danışmanlık hizmeti konusu sorulduğunda başta hipertansiyon %83.8, sağlıklı beslenme %79.4, acil hormonal doğum kontrolü %77.9, kilo kontrolü %77.2, Kovid-19 %77.2, diyabet %75.0 ve diğerleri olmak üzere sıralanmaktadır. En az verilen danışmanlık hizmeti konusu intihar riski (%9.6)'dir. Eczacılara eczaneye başvuran kişilerin kendilerinden danışmanlık hizmeti talep etmesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %63.7'si başvuranın utanması, % 53.2'si başvuranın eğitim düzeyi, %49.5'i eczanenin kalabalık olması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Eczacılara kendilerinin bu hizmeti vermesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %73.7'si eczacıların iş yükü fazlalığı, %67.4'ü eczacı tarafından çok fazla teknik iş yapılması, %53.7'si zaman yetersizliği, %50.5'i hastaların çoğunlukla bir acelesi olması ve bu tür uygulamalar için zamanı olmaması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Katılımcıların SYBDÖ II ortalaması 125.94±20.27''dir. Araştırmamızda Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların oranı %16.3'tür. Çalışmamızda mesleki tecrübe yılı az olan eczacıların 1.03 (%95GA=1.01-1.05) kat, Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların 5.15 (%95GA=2.06-12.83) kat, kilolu/obez olan eczacıların 3.49 (%95GA=1.73-7.05) kat daha fazla danışmanlık hizmeti verdikleri saptanmıştır. Sonuç: Mesleki eğitim programlarına katılan serbest eczacılar katılmayanlara göre daha fazla halk sağlığı danışmanlık hizmeti vermektedir. Serbest eczacıların TEB'in Rehber Eczanem gibi eğitici programlarına katılımı düşüktür. Bu tür eğitim programları güçlendirilerek eczacıların katılımı arttırılmalıdır. Araştırma, birçok serbest eczacının halk sağlığı rolleri üstlendiğine ve bu rollerin uygun desteklerle geliştirilebileceğine işaret etmektedir. TEB ve Sağlık Bakanlığı, serbest eczacıların sağlık sistemine daha etkin entegrasyonu için danışmanlık rollerini ve meslek hakkını birlikte düzenleyerek yeni çerçeveler ve işbirliği planları oluşturabilir. Anahtar kelimeler: Eczacılar, Halk sağlığı, Türkiye.
Şizofreni hastalarında ihtiyaç analizi
Amaç Hastaların kurum dışına çıkarılma süreci, şizofrenide hasta ihtiyaçlarının değerlendirilmesini oldukça önemli bir hale getirmiştir. Gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada birincil amacımız; Şizofreni hastalarının ihtiyaçlarını tanımlamak, bu ihtiyaçların hasta ve bakımverenler tarafından değerlendirilirken ne gibi farklılıklar gösterdiklerini belirlemekti.Bu ihtiyaçların ne kadarının karşılanıp ne kadarının karşılanmadığını değerlendirip, aile ve yerel yönetimlerin bu alandaki rolünü aydınlatmaktı.İkincil amacımız; bu ihtiyaçlar ile sosyo-demografik veriler ve klinik belirtiler arasında bağlantılar kurarak, ihtiyaçların kestirimini, öngörüsünü yapabilmekti. Materyal Method Çalışmamız DSM-IV- TR? ye göre şizofreni tanısı olan, düzelme sürecindeki hastaları içeriyordu. Çalışmamız, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi psikoz polikliniği, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi psikiyatri polikliniği ve Manisa Toplum Ruh Sağlığı Merkezinden, 94 hasta ve birincil bakıcı konumundaki 94 hasta yakınıyla yürütüldü. Hasta yakınlarına Algılanan Aile Yükü Ölçeği (AAYÖ) uygulandı.Camberwell İhtiyaçları Değerlendirme Ölçeği hem hasta hem de hasta yakınlarına uygulandı. Ayrıca hastalara Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PNBÖ), Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (BSPÖ), Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ), Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (ŞHYNÖ) ve Sosyodemografik veri formu uygulandı. Toplam ve karşılanmamış ihtiyaç sayıları ile sosyodemografik ve klinik değişkenler arasındaki ilişki için aşamalı doğrusal regresyon analizi; her bir ihtiyaç alanı ile, sosyodemografik ve klinik değişkenler arasındaki ilişki için lojistik regresyon analizi uygulandı. Bulgular Hasta ve bakımverenlerin belirlediği ihtiyaç sayısı benzerlik göstermekteydi. Hastaların belirlediği ortalama ihtiyaç sayısı 6,22±2,38, bakımverenlerin ise 6,29±2,32?di.Bu farklılık, istatistiksel açıdan anlamlı değildi(p> 0,05).Bununla birlikte hastaların belirlediği karşılanmamış ihtiyaç sayısı, 2,02±1,86; bakımverenlerin ise 1,63±1,89?du.Bu farklılıksa, istatistiksel açıdan anlamlıydı. (p< 0,0001). Çalışmamızda hastaların en sık belirlediği ihtiyaç alanları??Psikotik belirtiler, ev işleri ile ilgili beceriler, ilişkiler, günlük aktivite-uğraşı-iş, psikolojik sorunlar?? olarak belirlendi.En sık belirlenen ihtiyaç alanları açısından bakımverenlerle hastaların görüşleri benzerlik göstermekteydi.Sosyal ve kişilerarası ilişkilerle ilgili ihtiyaç alanları, karşılanmayan ihtiyaçların en yoğun olduğu alanlardı.İhtiyaç alanlarının büyük bir kısmında, hastalar resmi kurumlardan daha fazla yardım almaktaydı.Sosyal ilişkilerle ilgili alanlarda ise ailelerin de ciddi bir desteği sözkonusuydu. Regresyon analizinde yaşam alanı ve cinsiyet kontrol değişkenleri ile, Calgary depresyon,PANSS-pozitif belirtiler, Aile yükü ölçekleri hastaların algıladığı ihtiyaçları belirleme de varyansın %45?ini öngörebildi.Hastaların belirlediği karşılanmayan ihtiyaçlarıysa Aile Yükü ve PANSS-genel psikopatoloji ölçekleri öngörebildi.Karşılanmayan ihtiyaçlarda varyansın%23?ü açıklanabildi. Sonuç Ruh Sağlığı Hizmetleri, bazı alanlarda ihtiyaçları karşılamakta başarılı, bazı alanlarda ise başarısız görünmekteydi.Aileler ve Ruh Sağlığı hizmetleri arasındaki işbirliği güçlendirilerek, hastaların ihtiyaç durumu doğru bir şekilde analiz edilebilirse, hastaların karşılanmayan ihtiyaçları da en aza inecektir. Hastaların ihtiyaç durumunun belirlenmesi hem klinik değerlendirmenin önemli bir tamamlayıcısı olmakta hem de toplum ruh sağlığı hizmetlerinin planlanmasına katkı sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Şizofreni, ihtiyaç analizi, toplum ruh sağlığı hizmetleri, bakımveren yükü, yordayıcı
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Hafsa Sultan Hastanesi sağlık çalışanları ve idari personelinin neonatal tarama programları ile ilgili bilgi düzeylerinin araştırılması
Yenidoğan tarama testleri, bebeklerin tedavi edilebilir genetik, endokrinolojik, metabolik, ve hematolojik hastalıklar açısından test edilerek bu hastalıkların erken saptanmasını sağlayan önemli bir koruyucu halk sağlığı programıdır. Yenidoğanların tarama testlerinin doğru ve güvenilir şekilde gerçekleştirilmesinde sağlık profesyonellerinin olduğu kadar ebeveynlerin, birinci ve ikinci derece yakın akrabaların da sorumlulukları bulunmaktadır. Konjenital hastalıkların ve duyu kayıplarının ortaya çıkmasına neden olan risk faktörlerinin, belirtilerinin ve tedavi süreçlerinin bu kişilerce bilinmesi, erken tanının zamanında konulması ve tedavi sürecinin başlatılmasında son derece önem taşımaktadır. Bu çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Hafsa Sultan Hastanesi sağlık çalışanları ve İdari personelinin neonatal tarama programları ile ilgili bilgi düzeylerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmamız tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Örneklem seçilmemiş olup yaklaşık 2 aylık bir sürede 365 kişiye anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada kullanılan anket formu sosyodemografik bilgiler ve neonatal tarama programlarıyla ilgili bilgi düzeyini ölçmeye yönelik literatür taranarak oluşturulan 20 sorudan oluşmaktadır. Çalışmamıza katılan çalışanların; %89,04'ü sağlık personeli, %10,95'i idari personeldir. Araştırmamıza katılanların %69'u kadın, %31'i erkek idi. Çalışmamıza katılanların; %0,5'i ilköğretim mezunu, %7,7'si ortaöğretim mezunu, %7,7'si ön lisans mezunu ve % 84,2'si lisans ve liasansüstü eğitim düzeyinde idi. Yaş ortalaması 33,13±8,59 olarak saptandı. Çalışmaya katılanların %66'sı 10 yıl ve daha az hizmet yılına sahipken %44'ü 11 yıl ve daha uzun süre hizmet yılı çalışma süreleri vardı. Çalışmaya katılanların içinde en büyük grup araştırma görevlileri (%28,4) olup ikinci büyük grup da hemşirelerden (%22,1) oluşmaktadır. Genel İdari hizmetler, teknik hizmetler ve yardımcı hizmetler toplamı %10,94 oranındadır. Çalışmaya katılanların, %10,2'sinin daha önce birinci basamak sağlık kuruluşunda çalıştığı görülmektedir. Çalışmaya katılanların %98,4'ünün yenidoğan tarama testlerinden haberdar olduğu görülmüştür. Yenidoğan tarama testlerinden haberdar olmayan %1,6'lık dilimi oluşturan meslek grupları; diğer sağlık personeli, genel idari hizmetler ve yardımcı hizmetler grubundan oduğu görülmektedir. Yenidoğan tarama programındaki hastalıkların görülme sıklığını azaltmak için idari ve teknik personelin sadece %27,8'i sıkı kundak yapımının önlenmesinin gerekliliğini kabul etmiş, evlilik öncesi eğitimin gerekliliğini ise %52,8'i kabul etmiştir. Araştırmamız sonuçlarını değerlendirdiğimizde; yenidoğan tarama testleriyle ilgili konu ve uygulamalar hakkında gerek hekimlerin gerek yardımcı sağlık personelinin yüksek oranda bilgi sahibi olmaları sevindiricidir. Ancak çalışmamıza katılan sağlık personeli olmayan çalışanların bir kısmının, yenidoğan tarama testleriyle ilgili bazı uygulamalar hakkında yanlış bilgi ve düşüncelere sahip olması, bu konuda yapılması gereken yaygın eğitimin önemini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Neonatal tarama testleri, yenidoğan tarama testleri, sağlık çalışanları ve idari personelin sağlık hizmetlerine ilişkin bilgi düzeyi
Birinci basamakta sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alanların ve sunanların görüş, beklenti ve önerileri
Amacı: Bu çalışmanın amacı birinci basamakta Sağlık Bakanlığı tarafından sunulması planlanan yaşlı sağlığı izlem modeli ile ilgili olarak hizmeti alacak olan yaşlılar ile yaşlılara bakım verenlerin ve hizmeti sunacak olan sağlık profesyonellerinin bu izlem modeli hakkında görüş, beklenti ve önerilerini ortaya koymak ve bu izlem modeli için artalan bilgisi oluşturarak Sağlık Bakanlığı'nın izlem planlamasına yardımcı olmaktır. Gereç yöntem: Bu çalışmada niteliksel araştırma yöntemlerinden 65 yaş üstü kişilerle odak grup görüşmesi, bakım veren ve sağlık profesyonelleri ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Sağlık profesyonellerinden 22 kişi, bakım verenlerden 6 kişi ve yaşlılardan 34 kişi ile görüşülmüştür. Toplanan veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analizler sonucunda yaşlılık, yaşlılık sorunları, sağlık hizmeti ve yaşlıların risk grubu kapsamı içine alınması başlıkları altından 4 ana tema elde edilmiştir. Yaşlılık temasında, katılımcıların yaşlılık algısı, yaşlılığı etkileyen başlıca etmenler ve sağlıklı yaşlanma konularından bahsedilmiştir. Yaşlılık sorunları temasında sosyal destek ve sosyal sermaye, yaşlıların medikososyal sorunları ve hizmette yaşanabilecek sorunlardan bahsedilmiştir. Sağlık hizmeti temasında ise mevcut sağlık hizmetlerinin özellikleri, yaşlılar için nasıl bir sağlık hizmet modeli olması gerektiği ve bakım verenlerin özelliklerinden bahsedilmiştir. Son olarak yaşlıların risk grubu izlemi içine alınmasında tüm katılımcılar bu konudaki fikirlerini ortaya koymuştur. Sonuç: Yaşlılar, sağlık profesyonelleri ve bakım verenler tarafından bir risk grubu olarak tanımlanmışlar ve yaşlıların risk grubu olarak izlenmeleri konusunda bir konsensüs vardır. Sağlık profesyonelleri hizmetin birinci basamakta ASM ağırlıklı olarak yapılması, aile hekimleri hizmetin mutlaka hekim tarafından verilmesi, hekim dışı sağlık profesyonelleri ise bu hizmetin bir ekip tarafından verilmesi gerektiğini söylediler. Son olarak yaşlıların risk grubu olarak tanımlanmasından önce hekimler, yaşlı sağlığı konusunda müfredatta eğitimin yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Yaşlılar, Sağlık profesyonelleri, bakım verenler, niteliksel çalışma, izlem modeli
Görevdeki sağlık profesyonellerinin temel empati düzeylerinin araştırılması
Amaç: Bu araştırma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, amacı profesyonel sağlık çalışanlarının temel empati düzeylerinin cinsiyet, yaş ve meslek gibi değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemek ve kendini ifade etme, yaşam doyumu, meslekte hissedilen tükenme gibi bazı değişkenlerle ne derecede ilişkisinin olduğunu saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'ne bağlı Turgut Özal Hastanesi Ek Binası' nda hizmet veren hemşire, doktor, sağlık teknisyeni, ebe ve acil tıp teknisyeninden seçkisiz örnekleme yoluyla seçilen 164 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada "Sosyo Demografik, Mesleki Özellikler ve Meslekle İlgili Düşünceler Soru Formu" (SDMÖMDSF), "Temel Empati Ölçeği" (TEÖ), "Yaşam Doyumu Ölçeği" (YDÖ) ve "İfade Etme Ölçeği" (İEÖ) kullanılmıştır. Veri analizinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 22 paket programı kullanılmıştır. Pearson momentler çarpımı korelasyonu, bağımsız örneklemler t testi, ANOVA analizi ve basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırma örnekleminde; kadınların erkeklere göre, ortalama yaş olarak hesaplanan 34,55'ten büyük olan yaş grubunun küçük olan yaş grubuna göre ve hemşirelerin doktorlara göre temel empati düzeyleri yüksektir. Sonuçlar: Ülkemizde sağlık çalışanlarında iletişim, empati, kendini ifade etme, yaşam doyumu, hizmeti kalitesini arttırıcı çalışmaların yapılabilmesi için üzerinde daha fazla araştırma yapılması gereken önemli kavramlardır. Anahtar Sözcükler: Profesyonel Sağlık Çalışanı, Temel Empati Düzeyi, Sağlık Hizmetlerinde İletişim
Sağlık hizmetleri personelinde ayak fonksiyonel bozukluğunun klinik, fonksiyonel ölçekler, pedobarometrik değerlendirmeler ile belirlenmesi ve ev egzersiz programının etkileri (tek merkezde )
Amaç: Çalışmamızdaki amacımız uzun süre ayakta ve oturarak çalışan sağlık personelinde ayak ağrısının klinik, fonksiyonel ve pedobarografik olarak değerlendirilmesi ve ev egzersiz programının ayak ağrısı üzerine etkinliğinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Celal Bayar Hafsa Sultan Hastanesinde çalışan hemşire, sekreter ve personelden ayak ağrısı olan yaşları 22- 54 arasında değişen 100 hastane çalışanı dahil edildi. Katılımcılar 2 gruba ayrıldı. 1. Grup oturarak çalışan ev egzersiz programı verilen grup, 2. Grup ayakta çalışan ev egzersiz programı verilen gruptur. Tüm katılımcılar sırasıyla demografik değerlendirme, antropometrik ve fiziksel ölçümler( boy, kilo, vücut kitle indeksi vs.), Ayak Postür İndeksi Değerlendirmesi, Visuel Analog Skala(VAS), Ayak & Ayak Bileği Özürlülük Endeksi (FADI) Skoru, Beck Depresyon Ölçeği, Yaşam Kalite İndeksi (SF -36) ile değerlendirildi. Katılımcıların ayak bileği eklem hareket açıklığı (ROM) ölçümleri, dorsifleksiyon-plantar fleksiyon, inversiyon-eversiyon şeklinde inklinometre ile ölçüldü. Ayak bileği kas gücü değerlendirmeleri dorsifleksiyon-plantar fleksiyon inversiyon-eversiyon şeklinde manuel kas testi ile yapıldı. Sonrasında tüm katılımcılara standart ev egzersiz programı verildi ve 3 ay sonra kontrol muayeneleri yapılarak sonuçlar değerlendirildi. Bulgular: Egzersiz sonrası her iki grupta SF-36 skorunun alt gruplarında, VAS skorlarında, FADI skorlarında düzelme (p<0,05), Beck depresyon ölçeğinde de oturarak çalışan grupta anlamlı düzelme saptandı (p:0,019). EHA değerleri egzersiz sonrası tüm gruplarda arttı ancak her iki grupta özellikle ayak bileği plantar fleksiyon ve dorsifleksiyonda anlamlı artışlar gözlendi (p<0,05). Plantar basınçlarda egzersiz sonrası ayakta ve oturarak çalışan grupta dinamik maksimum basınç değerlerinde anlamlı farklılık saptanmamıştır. Statik basınç değerlerine baktığımızda ayakta çalışan grupta statik ön ayak orta basınçlarında anlamlı azalma saptanmış(p: 0,028, p: 0,029 sırasıyla sağ ve sol ayak için), oturarak çalışan grupta anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç: Kas iskelet sistem sorunlarından birisi olan ayak ağrısının hastane çalışanlarında sık rastlanan bir durum olduğunu ve 3 aylık ev egzersiz programı sonrası her iki grupta VAS skorlarında, FADI skorlarında ve SF-36 yaşam kalitesi alt gruplarında anlamlı düzelmeler saptadık.
Manisa kent merkezinde yaşayan kişilerde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve etkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Yatarak tanı ve tedavi hizmetleri kullanımı konusundaki bilgiler sağlık hizmetlerinin planlanmasında önemlidir. Bu kesitsel çalışma kapsamında 2009 yılında Manisa kent merkezinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı ve hizmet kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Manisa kent merkezinde 2009 yılında 2979 kişiden oluşan bir örnek grubuna ulaşılmıştır. Örnek seçiminde küme örnek seçimi yöntemi kullanılmıştır. Kişilerin ?son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı? konusundaki bilgiler bir anket yardımı ile toplanmıştır. Veriler SPSS for Windows 11.0 istatistik paket programında değerlendirilmiş, analizlerde ki kare testi, Fisher'in kesin ki kare testi, oneway ANOVA post hoc bonferroni testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Hane halkı bireylerinin %6.2'si son bir yıl içinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti gerektiren en az bir sağlık sorunu yaşamış ve %5.9'u son bir yıl içerisinde yatarak tanı ve tedavi hizmeti almıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi hizmeti kullanımı 0-14 yaş grubuna göre 15-49 yaş grubundakilerde 1.67 kat (%95 GA, 1.05- 2.65), 50-64 yaş grubundakilerde 2.13 kat (%95 GA, 1.23- 3.70) ve 65-74 yaş grubundakilerde 4.50 kat (%95 GA, 2.35-8.61), 75 ve üzeri yaş grubundakilerde 5.58 kat (%95 GA, 2.79-11.13) daha fazla saptanmıştır. Son bir yılda yatarak tanı ve tedavi görülen hastaneler %65.0 ile devlet hastaneleri, %20.5 ile üniversite hastanesi ve %14.5 ile özel hastanelerdir. Özel hastanelerden alınan yatarak tanı ve tedavi hizmetleri yıllar içerisinde artmıştır.Manisa kent merkezinde özel hastanelerdeki cerrahi işlem oranı (%79.3) Manisa Devlet Hastanesi'ne (%47.9), Merkez Efendi Devlet Hastanesi'ne (%48.5) ve Üniversite Hastanesi'ne (%31.7) göre çok yüksektir.Sonuç: Manisa kent merkezinde toplumun farklı grupları için yatarak tanı ve tedavi hizmetlerinin ulaşılabilir olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar sözcükler: Özel hastane, bekleme süresi, yatış süresi
Bir kentsel bölgede bazı yapılandırılmış ölçüm gereçleri ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi
Bir Kentsel Bölgede Bazı Yapılandırılmış Ölçüm Gereçleri İle BirinciBasamak Sağlık Hizmetlerinin DeğerlendirilmesiAmaç:Aile Hekimliği Manisa pilot uygulamasının işleyiş özelliklerini PrimaryCare Assessment Survey (PCAS) kullanarak ölçmek ve değerlendirmek ve?Primary Care Assessment Tool (PCAT)? yetişkin sürümünün Manisa ilindeseçilen bir örnek üzerinde geçerlilik ve güvenilirliğinin ortaya konmasıdır.Gereç ve yöntem:Bu yöntemsel araştırmanın evrenini Manisa Merkez İlçedebulunan Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) bağlı 79 (yetmiş dokuz) adet AileSağlığı Birimi'ne(ASB) kayıtlı bireyler oluşturmaktadır .(n=279.000) Örnekseçimi çok aşamalı küme örnekleme yöntemi ile yapılmış, toplam 80kümeden oluşan 800(sekizyüz) kişilik bir örnek grubuna ulaşılmıştır. (n=800)Ölçüm araçları olan PCAS(Primary Care Assessment Survey )PCAT(Primary Care Assessment Tool ) yetişkin sürümü , yüz yüzeuygulanarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tekyönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda iseKruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Kikare testi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizler için PCAT ve PCAS boyutpuanları medyandan kesilerek kategorize edilmiş ve basamaklı (eksiltmeli -backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır.PCAT yetişkin Türkçeuyarlama geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde ?Doğrulayıcı yaklaşım ?kullanılmıştır Ölçeğin güvenilirliği için ?İç tutarlılık analizleri? ve ayrıca ?ÖlçekBaşarısı? kullanılmıştır. Geçerlilik analizlerinde ise Doğrulayıcı Faktör Analizi(DFA) (Lisrel 8.05 programı ile) ve Birleşim-Ayrışım geçerliliği çözümlemelerikullanılmıştır.Bulgular : Araştırmaya katılanların %23.3 ü erkek % 76.7 sikadındır.Araştırma grubunun yaş ortalaması 40.33±13.85'dir. PSAC boyutpuanları ortalamalarına bakıldığında: Ulaşılabilirlik boyutu puanlarıerkeklerde, üst sosyal sınıfta ,kendi ve eşi lise üstü eğitim almış olanlarda vesağlık güvencesi olanlarda daha yüksek bulunmuştur.Süreklilik boyutukadınlarda, eğitimsizlerde, sağlık güvencesi olmayanlarda yeşil kart sahibiolanlarda, bölgeye göçle gelmediğini bildirenlerde, yarıkentsel bölgedeyaşayanlarda daha yüksektir.Kapsayıcılık boyutu, kadınlarda, kendi ve eşieğitimsiz olanlarda, sağlık güvencesi yeşil kart olanlarda, beş yaş altı çocukve 0-12 bebek bulunan hanelerde anketi yanıtlayan bireylerde, yarıkentselbölgede yaşayanlarda daha yüksek puanlara sahiptir.Eşgüdüm boyutupuanları; üst sosyal sınıfta, kendisi ve eşi lise ve üstü eğitim almışolanlarda, sağlık güvencesi olmayanlarda ,göçle gelmeyenlerde,beş yaş altıçocuk ve 0-12 aylık bebek bulunan hanelerde ve kentsel bölgede ikametedenlerde daha yüksek bulunmuştur. PCAT ölçeği puanları alt boyutlarşeklinde merkezi dağılım ölçütleri açısından incelendiğinde tüm alt boyutlardaçarpıklık ve basıklık değerlerinin ( -1ile +1) arasında yer aldığı ve bugözlenmektedir. Ölçek başarı oranları sırasıyla (%86.7- %100)arasında yeralmaktadır. Cronbach alfa değerleri?kayıt/bilgi koordinasyonu?,?hizmeteerişim? ve ?hizmetten faydalanma? alt boyutları dışında (0.80-0.90) arasındayer almaktadır. Doğrulayıcı Faktör Analizinde, tüm sorular analize alınmıştır.Ana boyutlar için RMSEA :0.10, CFI:0.84; türetilmiş boyutlar(AileMerkezlilik,Toplumsal kapsayıcılık ve katılım,kültürel uyum) için RMSEA:0.12, CFI: 0.88 `dir.Sonuç: BDÖ (PCAS) ile elde edilen bulgular genel olarak toplumun dahaavantajlı kesimlerinin birinci basamak sağlık hizmetine daha fazla ulaştığınıancak sürekliliğin risk gruplarında daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Süreklilikboyutundaki bu farklılığın olası nedeni aile hekimliği sisteminin öncedenolduğu gibi toplumdaki öncelikli risk gruplarına (doğurgan çağ kadın, gebe,bebek ve çocuk) sürekli izlem hizmeti verilmesidir. BDG (PCAT) ölçeği iseülkemizde birinci basamak sağlık hizmeti başarılabilirliğini değerlendirmedeuygun bir araç olarak kullanılabilir. Ayrıca sağlıkta eşitsizliklerideğerlendirmede iyi bir ölçüm gereci olduğu söylenebilir.Anahtar kelimeler: Birinci basamak, performans değerlendirme, PCAT,PCAS
Sağlık alanında yapılan araştırmalarda kümeleme algoritmalarının kullanımı: Bir uygulama
Kümeleme yöntemleri ile benzer özelliklere sahip değişken ve bireyler bir grupta toplanabilmektedir. Birçok uygulama alanına sahip olmasına rağmen kümeleme yöntemi ülkemizde sağlık araştırmalarında nadir olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, farklı kümeleme algoritmalarını tanıtmak ve bu algoritmaların nasıl ve hangi durumlarda doğru bir şekilde kullanılabileceğini göstermektir. Aynı zamanda sağlık alanından elde edilmiş gerçek bir veri seti üzerinde uygulanabilir olan farklı kümeleme algoritmalarının sonuçlarını karşılaştırmaktır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda kullanılan iki farklı veri seti için hesaplanan kappa katsayıları istatistiksel olarak orta düzeyde anlamlı bulundu. Gerçekleştirilen uygulama sonucunda her iki veri seti için de kappa katsayısı bakımından en uygun ve en hızlı sonuçlar üreten algoritmanın En Uzak İlk Kümeleme Yöntemi olduğu sonucuna varıldı. Framingham risk grupları ile oluşturulan kümeler arasında çapraz tablolar oluşturularak grupların dağılımı incelendiğinde ise, en isabetli kararların Make Density Based ve EM algoritmalarıyla elde edilen kümeleme sonuçları olduğu görüldü. Sonuç olarak kümeleme yöntemlerinin hastalıklara ait risk faktörlerinin incelenmesinde, klinik bilgileri de dikkate alarak hastalık gruplarının oluşturulmasında ve buna bağlı olarak da doğru hastalık teşhislerinin konulmasında önemli bir yol oynacağı düşünülmektedir. Ayrıca veri dağılımı ve özellikleri dikkate alınarak kullanıldığında kümeleme algoritmalarının, sağlık alanında her türlü planlama ve hastalık teşhisi için bir tanı aracı olarak kullanılabileceği kanısındayız.