Sosyal kimlik

96 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Almanya'da yaşayan üçüncü nesil Türk kökenli bireylerde kimlik algısı

Bir aidiyet sorunu olan kimlik, içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ilişkilerin ve ayrıca geçmişten günümüze ortaya çıkan tarihsel durum ve süreçlerin tamamından etkilenerek kendini inşa eder. Bu bağlamda önemli kültürel ve toplumsal sonuçları olan göç süreçlerinin kimliğin inşasında oynadığı büyük rol, yadsınamaz bir gerçektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen uluslararası göç de hem göç alan hem de veren ülkeler için kayda değer toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmuş; bunun yanı sıra kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı; 1961 yılından itibaren Almanya'ya yönelik Türk işçi göçü hareketinin öngörülmeyen bir sonucu olarak bugün Almanya'da yaşayan, eğitim gören ve bu toplumun bir parçası olan Türk kökenli üçüncü nesil bireylerin sahip olduğu kimlik algısını araştırmaktır. Kimlik inşasında ön koşul, her zaman bir "öteki"ne duyulan ihtiyaçtır. Hiçbir kimlik aidiyeti, kendisinden farklılıklarının bulunduğu ve aynı zamanda asgari düzeyde benzerliklerde buluştuğu bir Öteki olmadan var olamaz. Dolayısıyla, Almanya'da yaşayan Türk kökenli bireylerin kendi kimliklerini inşa etmesinde de Öteki önemli bir yer taşımıştır. Ancak günümüzde üçüncü neslin, kendileri için Öteki olan Alman kimliğini, bu ülkeye ilk göçü gerçekleştiren akrabalarının aksine, kendilerinden tamamen farklı bir noktada konumlandırmadığı; kimliklerini inşa sürecinde Alman kimliğine de yer verdikleri gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk işçi göçü, uluslararası göç, ulusötecilik, transnasyonalizm, kimlik.

AlmanyaDış TürklerKimlik+7
Aslıhan Yurdakul
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of forced migration on generations and societies: A historical and analytical approach to film 'Dedemin Insanlari'

Forced migration, as a source of major problems, leaves significant impacts on societies. Even though there are many problems regarding fundamental rights like housing, health, education, justice, etc., the part that comes to light in the representations is mainly the identity problem, and the problem of belonging created by the problematic identity. The problems experienced via migration have left various traumas in society. Traumas do not merely belong to the first generations that migrated and faced discrimination, injustice and tyranny at first hand, but it also affects the next generations directly and indirectly in a historical process. Social tragedies are transmitted from generation over time, since the memory does not remain as an individual phenomenon that leaks away. Social memory takes place in transmission, as an actor that transfers the historical and social thoughts, needs, pains and longings etc. from generations to next generations, but one of the most important transmitter is the mass media, which transfers the social and historical values and informations to masses with representations is undoubtedly cinema. In this study, the relationship of forced migration on societies and generations, in the context of identity and memory, is examined through representation. The aim of the research is to evaluate the possibility of traumatic recollection in collective memory and to examine the confusion of history, society and identity that creates this trauma through a filmic representation. This purpose also includes examining the construction of the nation-state, which has an impact on this identity confusion, ideological concepts such as ethnicity, racism and nationalism that determine this construction, and the effects of the discourses based on these concepts. The study is based on the film Dedemin Insanlari (Irmak, 2011). The reason for choosing this film is that it can represent the impact of the concepts of migration, memory, and identity on generations through the film's characters, their characteristics, actions, and discourse, reflecting the historicity in cinematic representations. The film is examined with Teun A. van Dijk critical discourse analysis method. The ideological discourses in the films world and characters are examined and explained in detail. Forced migration undoubtedly has left traumatic traces in the memories of societies. The expected result at the end of the study is as follows; The trauma deepens as the characters encounter physical or political obstacles through historical places, which are one of the founding elements of memory. Unless history is handed down to new generations face to face, problems of belonging, remembering and identity grow. The traumatic social trace also shape the stories told, and are reflected in the representations. Keywords: Cinema, Identity, Memory, Migration

Social identitySocial memoryForced emigration
Ebru Ünal
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal kimlik ve dil ekseninde yöresel ağızların sosyal değişkenlerle ilişkisi (Kütahya örneği)

ÖZET Dil bir toplumun kültürünün oluşmasında ve gelişmesinde en büyük katkıya sahip unsurların başında gelmektedir. Bundan dolayı toplumsal araştırmalarda kültür unsurlarının ele alınması ve özellikle dilin incelenmesi gerekmektedir. Dil - kültür, dil- ahlak, dil- iletişim, dil - topluluk vb. konulan, araştırma için gerekli olan değerleri içermektedir. Bu konular sosyal değişkenler içerisinde incelendiği için toplumun yapısını da ortaya koymaktadır. Toplumu; sosyal yapı ve sosyal değişim açısından ele alırsak dilin geçirdiği gelişme süreçleri de önem kazanmaktadır. Bir toplumun ya da topluluğun geçirdiği evreleri anlamak ve anlatmak için gerekli olan çalışmalar kültürle yakından ilgili olduğunda özellikle dil unsurunu ön planda tutmak yerinde bir davranış olacaktır. Toplumsal değişimin içinde bulunduğumuz çağda çok büyük oranda gelişme kaydetmesi dilde de değişmeye sebep olmuştur. Bu bakımdan iletişim çağında ve küreselleşmenin her kurumda yaşandığı dönemimizde dilin yapı problemini ortaya koymak ve toplum içindeki yapının dilsel olarak nasıl değişime uğradığım vurgulamak temel problemin ortaya konmasını sağlamaktadır. Küreselleşme, toplumsal kimliğin ayırt edici göstergesi olan dil üzerinde tehdit alam yaratmakta, bu gelişme dil-kimlik araştırmalarının önemini arttırmaktadır. İletişim araçları vasıtasıyla küçük bir köy haline dönen dünya da; kültürel homojenitenin bir tehdit unsuru olarak farklı kültür ve dilleri hegemohik bir biçimde baskı altına alması karşısında kültürel -çalışmate^^ kazandığı günümüzde, kültürel homojenitenin yıkıcı unsurlarını bertaraf edebilmek için mahalli ağızların sosyal değişkenlerle ilişkisi analiz edilmiş ve mahalli ağızlarda tarihsel süreç içerisinde vuku bulmuş değişiklikler Kütahya örneğinde değerlendirilmiştir. Yazı dili ile konuşma dilinin farklı olmasının kültürel bir gecikmişliğe sebep olup olmayacağı güncel örnekler etrafında ele alınmış ve tartışılmıştır.

AğızlarDilKonuşma dili+6
Fahri Arabacı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal açıdan çeviri olgusu farklı dil kullanımları

Bu çalışmada, konuşucunun toplumsal kimliğinden izler taşıyan dilin, bu özelliğiyle bir başka dile aktanlabilirliği üzerinde durulmuştur. Bunun için özellikle Jean Peeters'in görüşlerinden yararlanılarak, dilin öncelikle toplumsal bir boyutu olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Toplumsal açıdan ele alındığında, dilin aynı toplum içinde bile çok farklı kullanımları olduğu gözlemlenmektedir. Belli bir dil içindeki bu farklı kullanımlar, kimi zaman, "o dili" kullanmayan bir başkası için anlaşılmaz olabilmektedirler. Ancak, "kullanılan" dildeki bu farklılıklar, o dille iletilen anlamın yanı sıra, "konuşucu"nun toplumsal kimliğine ilişkin "izler" de taşımaktadırlar. Toplumdilbilim alanında yer alan bu "dil" tanımının, "kullanılan" dil üzerinde işlem yapan çeviribilim alanında da geçerli olduğu düşünülmektedir. Uygulama kısmındaysa, özellikle yerel ağızlar konusunda çalışmak amacıyla Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı yapıtı ve Fransızca çevirisi ele alınmıştır. İncelenen yapıtta örnekler, toplumdilbilim alanında belirlenen dil sınıflandırmasına göre ayrılmış, aynı düzeyde ve aynı özellikleri taşıyarak aktarılıp aktarılmadıkları belirlenmeye çalışılmıştır. vı

DilFransızcaMakal, Mahmut+4
Eylem Alp
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin müzik tercihleri üzerinden kimlik oluşumlarının kimlik sosyolojisi bağlamında analizi

Bu çalışma, ergenlerin müzik tercihleri üzerinden kimlik oluşumlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Ergenlik dönemi, bireyin çocukluk ile yetişkinlik arasında kimlik arayışında olduğu, duygusal ve sosyal gelişimin yoğun yaşandığı bir süreçtir. Bu süreçte ergenler, kendi kimliklerini keşfetmek ve ifade etmek için çeşitli araçlar kullanmaktadırlar. Müzik, bu araçlardan biri olarak dikkat Müzik, ergenlerin kendilerini ifade etmeleri, grup kimlikleri oluşturmaları ve aidiyet hissetmeleri açısından kritik bir araçtır. Pop, rock, rap, arabesk gibi farklı müzik türlerine ilgi duyan ergenlerin kimlik oluşum süreçleri, müzik türlerinin tematik ve kültürel içerikleriyle şekillenmektedir. Rap müzik dinleyen ergenler toplumsal adaletsizlik ve eşitsizlik gibi konulara daha duyarlı olabilirken, pop müzik dinleyen ergenler daha çok bireysel ifade ve sosyal kabul arayışında olabilirler. Ergenler, müzik tercihleri üzerinden belirli gruplara aidiyet hissetmekte ve bu gruplar aracılığıyla kimliklerini güçlendirmektedir. Müzik grupları, ergenlerin sosyal etkileşimlerini ve toplumsal kimliklerini şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ergenlerin müzik tercihlerinin zaman içerisinde nasıl değişebileceği ve bu değişimin gençleri farklı sosyal gruplara katılım ve ayrılma süreçlerinde nasıl bir rol oynadığını nitel araştırma yöntemiyle ele alacaktır. Ergenlerin müzik tercihlerinin kimlik oluşumundaki rolü sosyolojik bir perspektif ile incelenecektir. Çalışma gençlerin kimlik oluşumunu anlamak için kimlik sosyolojisi perspektifini kullanarak bir çerçeve sunmaktadır. Araştırmada, Yozgat ili Boğazlıyan İlçesinde bulunan 15-17 yaş aralığındaki 15 kız 15 erkek toplam 30 ergenin müzik tercihleri üzerinden kimlik oluşumları Kimlik Sosyolojisi bağlamında incelenecektir. Görüşme tekniğinin öğrencilere uygulanması sonucu elde edilen veriler Bulgular bölümünde ele alınıp tartışılacaktır.

Sosyal kimlik
Tuğçe Eryılmaz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nietzsche felsefesinde toplum kimliği olarak din

Nietzsche din ve ahlâk alanındaki dikkat çekici görüşleri nedeniyle sürekli gündemde olan ve üzerine en çok çalışılan filozoflardan biridir. Bu çalışmanın amacı Nietzsche'nin eserlerini merkeze alarak ahlâk üzerine düşüncelerini betimlemek, soylu ve zayıf ahlâk sınıflandırmasından hareketle dinler hakkındaki görüşlerini incelemektir. Çalışmanın temel iddiası filozofun dinleri toplumların kimlikleri olarak gördüğü, dinlerin toplumları her yönüyle betimlediğidir. Çalışmanın birinci bölümünde Nietzsche'nin dinsel metinlerde başvurduğu kaynak seçim yöntemi açıklanmış, dinsel çalışmalarda kullanılabilecek bir yöntem önerisi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Nietzsche'de doğalcı tutum ve doğanın anlamsızlığı, insan davranışlarının temeli, içgüdüler ve filozofun soylu ve zayıf insan düşünceleri betimlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Nietzsche'de dinin toplum kimliği olarak görüldüğü savunulmuş, Nietzsche'nin din incelemeleri betimlenerek filozofun incelemeleri yorumlanmış ve tartışılmıştır.

Ahlak felsefesiDin felsefesiKimlik+4
Eray Kılıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu bölgesinde kadının değişen sosyal konumu: Muş Varto örneği

Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen cinsiyet temelli roller, gerek egemen ataerkil refleksler gerekse de bu rollerin organize edilişini sağlayan patriarkal sistem içerisindeki dinamiklerle şekillenmektedir. Bu çalışmada son yıllarda Doğu Anadolu Bölgesinde kadınların yaşam standartları ile değişen sosyal konumlarını belli başlı dinamikler bağlamında Muş Varto örneği ile ele alındı. Toplumsal hayatın her alanında bütün etkinlikleriyle bulunan kadınların, tarihsel süreç içerisinde değişen yaşam pratikleri, karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların yaşanmasında etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikler toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında çözümlendi. Çalışmanın sunduğu veriler vasıtasıyla günümüzde kadınların yaşam pratikleri, bu pratikleri oluşturan kültürel örüntüleri ve bu örüntülerin toplumsal karşılığını var eden bütün simgesel kodları, yerel ulusal ve evrensel dinamiklerin ışığında sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda daha eşitlikçi temelde düzenlenmiş bir cinsiyet rejiminin imkânı için kadınlardan ziyade erkeklere daha çok iş düştüğü görülmektedir. Bundan dolayı sosyokültürel anlamda kadın kimliğinin toplumsal anlamda özneleşmesi için erkekler tarafından oluşturulan ataerkil tahakküm biçimlerinin çözülmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Daha adil ve güzel bir dünya için ötekileştirilen ve en basit yanıyla bedeni üzerinden her türlü cinsel politikanın üretildiği kadınların daha sürdürülebilir yaşam standartlarına ulaşması için bunun gibi toplumsal anlamda farkındalık yaratacak çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet, feminizm, toplumsal değişme, ekonomi, kültür.

Doğu Anadolu bölgesiKadın-erkek eşitliğiKadınlar+4
Rohat Tüzün
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Teknoloji bağımlılığı ve bağımlılığın tükettiği kimlikler

Günümüzde teknoloji kullanım alanları ve pratiklerinin artması nedeniyle teknoloji bağımlılığı ve bu bağımlılık sonucunda kimliğin bir tüketim nesnesi haline gelmesi arasındaki ilişkisinin incelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Her bireyin zaman ve mekân farkı göz etmeksizin teknolojiyi hayatlarının her alanında kullanabiliyor olması, teknolojinin bireylerin hayatlarındaki kullanım alanını genişletmesine sebep olmaktadır. Böylece teknoloji bir yandan bireylerin hayatlarındaki hemen her ihtiyacı karşılamanın kolay ve ulaşılabilir yollarını sunuyor olsa da, diğer yandan bireylerin hayatlarında yer alan önemli kavramların sorgulanmasına ve anlamlarının değişmesine yol açmaktadır. Mevcut literatür incelendiğinde teknoloji bağımlılığı ve kimliğin tüketimi konusunu doğrudan ele alan çalışma olmadığını görülmektedir. Bu nedenle bu çalışmada teknoloji bağımlılığı ve bağımlılığın bireylerin kimliklerini bir tüketim nesnesi haline getirip getirmedikleri nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile incelenmektedir. Çalışma sonucunda literatürde var olan çalışmalara ek olarak teknoloji kullanımının bir bağımlılık haline gelmesi ve bu bağımlılığın kimlik tüketimi ile olan ilişkisine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın sonucunda bireylerin teknoloji kullanımlarının bağımlılık düzeyine gelmesi ile birlikte, bireylerin "kimlik" kavramına dair bir sorgulama içerisine girdikleri ve bu sorgulama sonucunda kendi kimliklerini yücelttikleri ya da değiştirme yoluna gittikleri görülmektedir.

BağımlılıkKimlikSosyal kimlik+3
Gül Nihal Türkmen
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Futbol taraftarlığı üzerinden toplumsal kimlik inşa süreçlerinin incelenmesi: Real Madrid ve Barcelona taraftarlığı örneği

Bu çalışma Bask Katalan ayrımı üzerinden İspanya'da ortaya çıkan iç savaşın futbola olan etkileri ve kimlik inşa süreçlerini incelemektedir. Futbolun sadece bir kapitalist endüstri için önemli bir sektör olması haricinde taraftarlar ve topluluklar açısından sosyal bir boyutu olduğu da gözlemlenebilmektedir. Futbolun sadece bir spordan ibaret olmadığını aynı zamanda birçok alanın yansıması olduğu görülmektedir. Futbolun dünya çapında farklı şekillerde ve amaçlarda meydana gelmesi, çeşitli aşamalardan geçmiş olması haricinde kültürel, siyasi ve hatta ekonomik etkileri olduğu bilinmektedir. Bir iktidar halini dönüşen futbolun, dünya siyasi tarihi üzerinde olan etkisi İspanya İç savaşıyla birlikte etnik kimlik, ulusal kimlik, sosyal kimlik üzerinden ayrışmaları da oluşturmaktadır. Barcelona-Real Madrid, Celtic-Rangers bilinen ayrışmalardan sadece birkaçıdır. Bu bağlamda taraftarlık ve aidiyet, futbolu yalnızca bir kapitalist endüstri ve eğlence sektörü olmak konumundan daha öteye taşıyarak, futbol kulüpleri üzerinden toplumsal ve tarihsel kimlik inşalarını mümkün kılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada İspanya'da Bask-Katalan ayrımının tarihsel ve toplumsal kökenleri incelenerek, Real Madrid ve Barcelona kulüpleri taraftarlığı üzerinden süregelen toplumsal ayrışma, bütünleşme ve kimlik inşa süreçleri tartışılacaktır.

Etnik kimlikSosyal kimlikSpor sosyolojisi+1
Bengisu Hilal Buyuran
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal kimlik ve algılanan faydanın, tüketicilerin Instagram kullanım niyetleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi: Adana ili örneği

Geleneksel medyadan dijital medyaya geçişte yaşanılan değişimler kullanıcıların tutum ve davranışlarını da değiştirmiştir. Artan internet kullanımı sayesinde insanlar ve işletmeler arasındaki iletişim şeklinde de yenilikler meydana gelmiştir. Sosyal medya araçlarını kullanan kişiler artık birer içerik üreticisi konumunda olmakta, fikir ve düşüncelerini diğer kullanıcılarla paylaşabilmekte ve gündemde yaşanan olaylarda etkin rol oynamaktadır. Sosyal medya platformlarının aktif olarak kullanılması, kullanıcıların yeni insanlarla tanışarak sosyalleşmesine ve markaların sosyal medya hesapları üzerinden hedef kitlelerine ulaşarak reklam kampanyalarını, ürün tanıtımlarını ve promosyon haberleri gibi faaliyetlerini müşterilerine duyurabilmesine yardımcı olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, tüketiciler tarafından algılanan fayda ve sosyal kimliğin tüketicilerin Instagram kullanma niyetleri üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. Veriler Adana ilinde yaşayan 325 kişiye uygulanan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket uygulaması yüzyüze anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 22.0 yazılım programından yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda algılanan faydanın ve sosyal kimliğin alt boyutundan biri olan bilişsel sosyal kimliğin tüketicilerin Instagram kullanma niyetini pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Algılanan faydaElektronik pazarlamaSayısal pazarlama+7
Hüseyin Kısacık
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Öğretmenlerin kültürel değer algıları ve örgütsel politika algıları arasındaki ilişkide sosyal kimliğinin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin kültürel değer algıları ve örgütsel politika algıları arasındaki ilişkide sosyal kimliklerinin aracı rolünün araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, araştırma açıklayıcı ilişkisel araştırma modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, Düzce ili merkez ve ilçelerindeki kamuya bağlı eğitim kurumlarında çalışmakta olan 976 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Bireysel Kültürel Değerler Ölçeği, Örgütsel Politika Algısı Ölçeği ve Öğretmenlerin Sosyal Kimlik Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, 2021-2022 eğitim öğretim yılında araştırmacı tarafından toplanmış ve verilerin analizinde açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizi, betimleyici istatistikler, yapısal eşitlik modeli ve bootstrapping işlemi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar, öğretmenlerin bireysel kültürel değer algılarının örgütsel politika algılarını negatif yönde, sosyal kimlik algılarını ise pozitif yönde ve anlamlı şekilde açıkladığını gösterirken; sosyal kimlik algılarının da örgütsel politika algılarını negatif yönde ve anlamlı olarak açıkladığını ortaya koymuştur. Ayrıca araştırmada, öğretmenlerin kültürel değer algıları ile örgütsel politika algıları arasındaki ilişkide sosyal kimlik algılarının kısmi aracılık rolü oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bootstrapping işlemi ile elde sonuçlar da bu dolaylı etkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın doğrultusunda tartışılmış, gelecek araştırmalara ve uygulamaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.

KimlikKültürel değerlerSosyal kimlik+5
Didem Çelik Yılmaz
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalıp yargılara ne zaman inanırız? kalıpyargılama süreçlerinde doğruluk illüzyonunun rolü

Doğruluk İllüzyonu, yalnızca bir bilginin tekrar edilmesiyle o bilginin doğruluğuna duyulan inancın artmasıdır. Bu tezde, doğruluk illüzyonunun kalıpyargılama süreçlerindeki rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. İnsanların kalıp yargılara gündelik hayatta oldukça sık maruz kaldığı gerçeğinden yola çıkılarak, kalıp yargılara maruz kalınması ile bu kalıp yargılar hakkında taşınan doğruluk inançlarında oluşabilecek değişikliklerin tespit edilmesi tezin esas gayesidir. Birinci bölümde, doğruluk etkisi ile ilgili yapılmış çalışmaların ve bu etkinin ortaya çıkışı ile ilgili teorik açıklamaların üzerinde durulduktan sonra, kalıp yargı literatüründeki farklı yaklaşımların ve bu tezin teorik çerçevesini oluşturan sosyal kimlik kuramının kalıp yargıları ele alışına değinilmiştir. İkinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümde, iki pilot ve dört ana deney ile minimal grup paradigması bağlamında tekrarın, valansın ve kalıp yargının ilgili olduğu grubun bu kalıp yargılarla ilgili doğruluk değerlendirmeleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Deneylerin ilk aşamasında rastlantısal gruplara atanan katılımcılar, ikinci aşamada çeşitli ifadelere maruz bırakılmış, ardından bu ifadelerin doğruluğunu yeni ifadelerle birlikte değerlendirmeleri istenmiştir. İlk deneyde katılımcılara yalnızca grup bilgisi ile ilgili bir geribildirim verilirken; ikinci deneyde çoğunluk, üçüncü deneyde ise, azınlık grubu üyesi oldukları geri bildirimi verilmiştir. Dördüncü deneyde, katılımcılardan yaptıkları değerlendirmeler üzerine güven değerlendirmeleri yapmaları istenerek metabilişsel monitörleme ile doğruluk etkisinin ilişkisi irdelenmiştir. Sonuç olarak, her ne kadar herhangi bir ortak geçmiş bulunmasa dahi bireylerin bu gruplarla ilgili tekrar eden kalıp yargısal ifadeleri, tekrar etmeyenlerden bütün deneylerde daha doğru bulduğu ve olumlu kalıp yargısal ifadeleri, olumsuz kalıp yargılardan daha doğru değerlendirdiği gösterilmiştir. Dahası bütün deneylerde bireyler kendi iç-gruplarını daha olumlu değerlendirmişlerdir. Son bölümde, bu bulgular her iki literatür ışığında tartışılmıştır.

DoğrulukKalıp yargılarMinimal grup paradigması+2
Esra Hatice Oğuz Taşbaş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal kimliğin yardım etme davranışı üzerindeki etkisinin empati ve öznel iyi oluş değişkenlerine göre incelenmesi

Sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve insanların yardım ederken kendi ile aynı grupta olan bireylere daha fazla yardım etmeyi tercih ettiği literatürde yer alan araştırma bulguları ile görülmektedir. Bireylerin kendi ile aynı grupta yer alan insanlarla etkileşim içinde olduğunda kendilerini daha mutlu hissetmeleri ve bu üyelere yönelik daha empatik yaklaşmaları, kendini daha mutlu hisseden ve daha empatik yaklaşan insanların daha fazla yardım etmesi bu araştırmanın da temel düşüncesidir. İlk çalışmada, katılımcılar Türk ve Suriyeli olmak üzere iki koşula ayrılmış ve sosyal kimliğin yardım etme davranışı üzerindeki etkisi, bu etkide öznel iyi oluş, empati ve mağdur görmenin düzenleyici rolü incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, katılımcıların yardım etme, öznel iyi oluş ve mağdur görme puanlarının gruplararası anlamlı olarak farklılaştığı, sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve bu etkide empatinin düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. İkinci çalışmada, aynı araştırma deseni davranışsal olarak ölçüm alınarak incelenmiştir. Katılımcılar Türk ve Suriyeli olmak üzere iki koşula atanmış ve gönüllü katılımlarından ötürü katılımcı ücreti verilmiştir. Araştırma sonunda ise, araştırmacı tarafından düzenlenen bir yardım kampanyasına katılmak isteyip istemedikleri sorulmuş ve bu yöntem ile davranışsal olarak yardım etme davranışları incelenmiştir. Bulgulara göre, sosyal kimliğe bağlı olarak katılımcıların yardım etme davranışlarının, öznel iyi oluş ve empati düzeylerinin anlamlı olarak farklılaştığı, sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve bu etkide öznel iyi oluş ve empatinin düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Çalışmanın bulguları davranışsal ve kültürlerarası ölçümlerin katkısı ile literatüre ışık tutmaktadır. Psikoloji alanında sosyal kimlik, yardım etme davranışı, öznel iyi oluş ve empati değişkenlerini araştırmacı tarafından düzenlenen araştırma desenleri bazında inceleyen araştırmaların bulunmaması nedeniyle, alandaki eksikliğin tamamlanması amaçlanmış ve bu nedenle de, araştırma psikoloji alanı için büyük bir öneme sahiptir.

EmpatiSosyal kimlikYardım etme davranışı+1
Elvan Kiremitçi Canıöz
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Değişen bilim anlayışında yöntem (hermeneutik) ve toplumsal kimlik sorunu

Bu tez "bilimsel anlayış (paradigma) değiştiğinde kendini ifade etme biçimlerinin (kimliğin) de değişeceği" varsayımından yola çıkılarak hazırlandı. Paradigma kavramını sistemli bir biçimde kullanan Khun, bilimsel anlayışın bazı çalışmalarla çok temel değişikliklere uğradığını, önceki çalışmalardan koptuğunu belirtiyor. Bu kopuş yaşandığında sadece bilim alanı ile sınırlı kalmamakta yaşamın bir çok alanında kendisini göstermektedir. Sözgelimi Newton fiziğinin hakim olduğu bir dünya ile Einstein fiziğinin hakim olduğu bir dünya bir olmayacağından, insanların dünyaya bakışları da farklı olacak, birisi gerçek, evrensel bilginin olabilirliği ile düşünecek diğeri ise Miskinliğin, olasılığın kendisini şekillendirdiğini duyumsayacaktır. Bu durumda bir taraf kesin hatlarla belirlenen bir toplumu şekillendirecek ve konsensüsü bu kesinlikte arayacak diğer taraf ise ilişkinci bir tavır takınıp kurgusallığı öne çıkarıp toplumun konsensüsünü sağlamaya yönelecektir. Konsensüsün dayanacağı en önemli öğe insanların kendilerini tanımlama biçimi olduğundan "kimlik" ile paradigma arasında bir paralellik görülmektedir. Kimlik ve paradigma paralelliğini ortaya koymak için başvurulacak en önemli araç da o paradigmanın kullandığı yöntemdir. Bu yöntem geniş anlamı ile epistemolojiyi ve ontolojiyi de kapsayacaktır. Pozitivizmin bilgiye ve varlığa bakışı ile oluşturduğu kimlik uyuşmak durumundadır. Aksi takdirde bir kimlik bunalımında söz edilebilir. Bunun nedeni de insanın çelişkiden kurtulup tutarlı olma isteğinde aranabilir. Aynı durum pozitivizm eleştirileri ile gündeme gelen diğer paradigmalar için de geçerlidir.256 Tezde pozitivizm için bir alternatif olarak ele alınan holistik paradigma ve ona uygun düşecek kimlik için de benzer değerlendirmelere gidilebilir. Holistik paradigma için uygun olan yönteme bakılarak oluşturulacak bu kimlik kuşkusuz pozitivizme denk düşen "ulus" kimlikten daha farklı olacak ancak ulus kimliği de kapsayacaktır. Bunun nedeni de holistik paradigmanın pozitivist yöntemi dışlamadığı aksine bu yöntemi de kabul edip bunlara pozitivizmin kabul etmeyeceği yeni yöntemler (sezgi, yorum vb.) katmasıdır. Bilim-kimlik paralelliği günümüzde bir çok kişi tarafından dile getirilen kimlik krizi için de bir çözüm olmaktadır. Zira yenilikler karşısında sürekli çatışma-uyum-uyumsuzluk durumu içinde olan insanın bir dengeye doğru gidip gitmemesi üzerine kurulan bir kimlik krizi savunusu geliştirildi. Böylece kriz potansiyelinin her zaman olduğu ancak bunun anormal bir durumu göstermesi için dengesizlik göstermesi gerektiği savunuldu. Küreselleşen dünyada kimlik politikalarının ön plana çıktı. Önemli çatışmaların sebebi olarak farklı kimlikler gösterilebiliyor. Üstelik bu kimliklerin dünyaya hakim olma arzusundaki bazı odakların gücünü arttırdığı söyleniyor. Ancak şu da gözden uzak tutulmamalıdır ki yeni-farklı kimlikler bu hegamonik güçler karşısında önemli bir muhalefet gücünü de barındırmaktalar. önemli olan bu potansiyelin nasıl değerlendirileceğidir.

Hermetik düşünceParadigmaSosyal kimlik
Metin Uçar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Alevi ve Sünnilerde sosyal kimlik ve önyargı ( Malatya örneği)

Bu tezin amacı, Türkiye'deki en büyük iki inanç grubunu oluşturan Alevi ve Sünnilerin aralarındaki ilişkileri, birbirlerine yönelik tutumlarını ve kalıpyargılarını Sosyal Kimlik ve Sosyal Temas Kuramları açısından incelemektir. Sosyal Kimlik Kuramı çerçevesinde, Alevi ve Sünnilerin dini iç gruplarıyla özdeşleşme düzeylerinin dış gruba karşı olan tutumlarına etkisi ve gruplar arası temas düzeyi ile önyargılı tutumlar arası ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Malatya'da yaşayan 153 Sünni ve 163 Alevi katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara dini kimlik, sosyal temas, sosyal mesafe ve kalıpyargı ölçeklerinden oluşan anket formları uygulanmıştır. Araştırma bulguları iki grup arasında dini kimliğin önemi, topluluk içindeki dini iç-grup özdeşimi, sosyal temas sıklığı ve dış gruba yönelik sosyal mesafe tercihi değişkenlerinde anlamlı düzeyde farklılık bulunduğunu göstermiştir. Hem Alevi hem de Sünniler iç grubun tersine dış gruba yönelik daha yüksek düzeyde sosyal mesafe tercihinde bulunmuşlardır. Ayrıca Alevilerin belirgin olarak iç gruba olumlu dış gruba ise olumsuz kalıpyargılar atfettikleri buna karşın Sünnilerin genel olarak her iki gruba da olumlu kalıpyargılar atfettikleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, sadece Alevi grupta dini kimlik özdeşiminin dış gruba karşı tutumları etkilediği, dini kimlik bağlılığı arttıkça Alevilerin dış gruba karşı olan önyargılı tutumlarının da arttığı belirlenmiştir. Beklendiği gibi her iki grubun da dış grup üyeleriyle teması arttıkça önyargılı tutumlarda düşüş olduğu gözlenmiştir. Araştırma sonuçları literatürdeki ilgili çalışmalar kapsamında yorumlanmış ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi ve Sünni, Sosyal Kimlik, Sosyal Temas, Önyargı,Kalıpyarg

AlevilerAlevilikDin sosyolojisi+7
Azize Durmaz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lübnan'ın bütünleşme sorunları

Lübnan, jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle modern çağ öncesi ve modern çağ sonrası bölgede daima önemli bir merkez olmuştur. Öyle ki, tarihte birçok devlet veya birçok imparatorluk Lübnan bölgesine hakim olmak için savaşlar ve şiddetli çatışmalar içerisinde olmuştur. Bu hakimiyet savaşlarının temelinde ise, Lübnan'ın jeopolitik konumu, deniz hakimiyeti, ticari ulaşım hattı vs. özelliklere sahip olması olmuştur. Çalışmada, Lübnan'ın ulusal bütünleşme sorunlarının temelinde yer alan zaimlik sistemi, mezhepler, dinler arası güç mücadeleleri, dış güçlerin bölge üzerindeki nüfuz mücadeleleri ele alınmış ve bütünleşme sorunlarını gidermek için yapılan antlaşmalar incelenmiştir. Ülkedeki bu değişkenler çerçevesinde bütünleşme sorunlarını giderecek çeşitli varsayımlar ileri sürülmüş ve bu varsayımlarla sorunun çözülmesi amaçlanmıştır. Ancak Lübnan için öne sürülen varsayımlar ülkenin genel yapısı ve güç mücadelelerinin her aile, her mezhep ve her din için devam etmesi; her birinin kendi egemenliğini sağlama çabasında olması ulusal bütünleşme için ileri sürülen çözümlerin gerçekleştirilmesini imkansız kılmaktadır.

AnlaşmalarDini kimlikEtnik kimlik+7
Eray Çakmaklı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Türk dizilerinde kadının toplumsal kimliğinin değişimi

Son dönem Türk dizilerindeki kadın karakterler incelenerek, Türk toplum yapısında kadının kimliğinin değişiminin vurgulanması amaçlanmıştır.Son dönemde kadın kimliğinde meydana gelen değişimler Lajos Egri'nin diyalektik çözümlemesi yöntemi kullanılarak kadın ve erkek karakterler üç boyutlu olarak incelenmiştir.Bütün toplumlarda olduğu gibi toplumumuzda da cins ve cinsiyet ayrımı önemli bir konu teşkil etmektedir. Cins ve cinsiyet doğuştan getirilen özellikler olsa da toplumsal cinsiyet içinde yaşanılan topluma göre şekillenmektedir. Toplumların gelişmişlik düzeyi cins ve cinsiyet kavramlarındaki ayrımın boyutunu değiştirmektedir. Ülkemiz 1980'li yıllardan itibaren hızlı bir sanayileşme sürecine girmiş ve beraberinde toplum düzeninde bazı değişikliklere yol açmıştır. Bu süreçte kadın toplumda kendine yer edinmeye başlamış iş hayatına girmiş ve modernleşen toplumla birlikte kimliğinde değişiklikler istemiştir.Televizyon ilk kullanılmaya başladığı andan itibaren kitle iletişim araçları içinde en etkili ve en yaygınlaşan araç haline gelmiştir. Bunda elbette ki görsellik ve işitselliğin beraber kullanılması etkili olmuştur. Toplumda istenilen değişikliklerin benimsetilmesi için en çok televizyon dizilerine başvurulmuş ve yaratılan fenotipler aracılığıyla kadın modeller oluşturulmuştur. Bu kadın modeller toplumun ataerkil yapısını bozmayacak şekilde tasarlanıp istenilen yönde kadının değişimini sağlamaktadır.Bu tezde kadın kimliğinin değişiminin vurgulanması için Aşk-ı Memnu ve Kadın İsterse dizileri örnek alınmıştır. Örnek dizlerdeki kadın ve erkek karakterler incelenmiştir. Ataerkilliğin bir getirisi olan erkek egemen toplum yapısına uygun bir kadın profili amaçlanmıştır. Güçlü erkeği elde etmek için yalnız dişi veya yalnız iyi anne-fedakar eş olmak yeterli değildir, bu ikisinin bir sentezi olan kadın modeli gerekmektedir. Bu hipotezde güçlü erkeği elde etmek için hem eğitimli hem bakımlı ve dişi hem de fedakar eş-iyi anne olmak gerektiği açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Kadın Kimliğinin Değişimi, Türk Televizyon Dizileri

DeğişimDizilerKadınlar+5
Hale Kapsal
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilgi saklama davranışının öncülleri: Sosyal mübadele, sosyal kimlik ve algılanan örgüt kültürü etkileşimi

Günümüzün hızlı değişen ve oldukça rekabetçi iş ortamında, örgütlerde bilgi yönetimi her geçen gün daha önemli hale gelmektedir. Bilgiyi etkin bir şekilde paylaşma ve kullanma yeteneği, bir örgütün başarısı için vazgeçilmez bir hal almıştır. Ancak bu inkâr edilemez önemine rağmen, çalışanlar, görev aldıkları örgütlerin ilerlemesini engelleyebilecek şekilde bilgi saklayabilmektedir. Bu fenomen, norm dışı ya da üretkenlik karşıtı davranışlar arasında yer alan bilgi saklama davranışı olarak anılmaktadır.Bu tezin amacı, sosyal mübadele kuramı bağlamında, mübadele alt boyutlarından genelleştirilmiş mübadele ve pazarlıklı mübadele; sosyal kimlik kuramı bağlamında bireysel, ilişkisel ve kolektif kimlik ile örgüt kültürü alt boyutlarından güç, başarı, rekabet ve inovasyon odaklılığın bilgi saklama davranışını ne ölçüde etkilediğini araştırmaktır.

Bilgi saklamaSosyal kimlikSosyal mübadele+2
Nuray Ayşe Korkmazyürek Enginar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Partisanship typologies as a social identity: A research in terms of political ideology, authoritarianism, political trust, and the big five personality traits.

This study aims to examine the relationships between types of partisanship and political ideology, political trust, authoritarianism, and Big Five personality traits. The sample of the study consisted of 379 (254 closed partisans and 125 negative partisans) university students between the ages of 18-22 who were eligible to vote for the first time in the 2023 Turkish General Elections and in the first round of the 2023 Turkish Presidential Elections. Participants first approved the informed consent form. Then, they completed the Right-Wing Authoritarianism Scale, Political Trust Scale, the Big Five Personality Inventory, Partisanship Typologies Questionnaire, and Demographic Information Form, respectively. The results showed that religion, socioeconomic status, authoritarianism, and lack of ideology positively predicted partisanship, while right ideology, left ideology, and agreeableness personality traits negatively predicted partisanship. In respect of ideological positioning, statistically significant differences were found in the authoritarianism variable, while no statistically significant differences were found in the ideologically political trust variable. The two-fold partisanship (party identity) typologies that form the basis of the thesis consist of closed partisanship and negative partisanship. Closed partisanship, which is the first of the partisanships discussed with the background of social identity theory, is conceptualized as the existence of a party with which an individual identifies positively and the existence of a party with which an individual never intends to vote and therefore identifies negatively. Negative partisanship is explained by the fact that an individual has a party that the individual never intends to vote for and forms an individual party identity only through this negative identification.In terms of two-fold partisanship typologies, it was found that the left ideology levels of closed partisans were higher than moderate and no ideology while the left ideology levels of negative partisans were lower than the same ideologies. In terms of authoritarianism, it was found that negative partisans had higher levels of authoritarianism than closed partisans. Only in the skepticism sub-dimension of political trust, was it found that negative partisans had higher levels of skepticism than closed partisans. Finally, only the agreeableness personality trait among the Big Five personality traits was found to be higher in closed partisans than in negative partisans. These findings are discussed in the light of the related literature.

Five factor personality modelIdentityPersonality traits+7
Tuğba Teğin
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of hierarchical relationship on well-being: Example of healthcare professionals

Institutions of modern societies are organized around some legitimate hierarchies. In this thesis, we aimed to explore the association implementing hierarchical motives into work relationships and the well-being of healthcare professionals. In a cross-sectional (N = 226) and a 15 days daily diary (N = 156) designs, we explored how ingroup identification, personality traits (system justification, social dominance orientation, and Big5), and hierarchical positions were associated with the well-being of healthcare professionals. Our results showed that identification with healthcare professionals and emotional stability were associated with well-being and positive experience. We also found that higher frequency of daily hierarchical relationships when the participants were in a superior position was positively associated with that day's well-being, positive experience, enjoying working on the same day, and motivation to go to work on the following day. However, the frequency of relationships when the participants were in a subordinate position was not associated with the well-being outcomes in our sample. We discussed the implications of the findings in terms of workplace organization structures and the well-being of healthcare professionals.

HierarchyPersonality traitsPsychological well being+5
Murat Tümer
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de reklamcı temsili: Televizyon dizileri üzerine bir araştırma

Reklam endüstrisinde, reklam üretim sürecinin asıl öznesi olan reklamcılar, reklam faaliyetlerini reklam ajansları bünyesinde gerçekleştirmektedir. Reklam ajansları, sundukları hizmetlere göre farklı yapılanma içerisinde faaliyet göstermekte ve bünyesinde farklı rol ve görevlere sahip çalışanları barındırmaktadır. Bu tez çalışmasında, reklam ajanslarındaki rol ve görev dağılımları ile birlikte sunulan reklamcı temsilinin yer aldığı, Türkiye'de yayınlanan televizyon dizilerinden örneklem seçilerek izlenmiş ve elde edilen bulgular kuramsal çerçevede değerlendirilmiştir. Televizyon, sosyal temsillerin üretilmesinde ve bilinir hale gelmesinde önemli bir kitle iletişim aracıdır. Bununla birlikte, televizyon dizileri aracılığı ile izleyici kitlesinde meslek grupları hakkında var olan algı güçlenebilmekte veya yeni bir temsil anlayışı yaratılabilmektedir. Çalışma kapsamında, televizyon dizilerinde, reklam endüstrisinde faaliyet gösteren reklam ajansı çalışanları; demografik özellikler (yaş, cinsiyet, fiziksel ve kişisel özellikler, eğitim durumu), sosyo-ekonomik özellikler (aile yapısı, yaşam tarzı, çalışma süresi ve ücret, giyim tarzı), reklam ajansı pratikleri (rol ve görev dağılımı, mekân sunumu, ajans yapılanması ve ajans ismi) temelinde ve reklamcıların nasıl temsil edildikleri; Sosyal Kimlik ve Sosyal Temsil Kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Türkiye'de yayınlanan televizyon dizilerinde; genç, yaratıcı, bekâr, üniversite mezunu, ileri düzeyde yabancı dil bilgisine sahip ve İstanbul'da faaliyet gösteren reklam ajanslarında çalışan reklamcılar temsil edilmiştir

Demografik özelliklerReklam ajanslarıReklam sektörü+6
Seren Faiz
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksellik-modernlik ve profesyonellik düzeyi ilişkisinde kurumsal mantıkların, sosyal becerilerin ve sosyal öğrenmenin yönlendirici rolü

Yapısal gerçekçiliğin temel alındığı bu tez çalışmasında sosyal beceri ve kurumsal mantıklar kavramları ilişkilendirilmiştir. Buradan hareketle sosyal becerileri, sosyal öğrenmeyi, kurumsal mantıkları ve profesyonelleşmeyi içeren bir araştırma modeli oluşturulmuştur. Model, sosyal yapı içerisine düşen kişinin, yine aynı yapı tarafından sosyal beceri öğrenmeye yönlendirildiğini öne sürmektedir. Sosyal yapının katmanlı doğası nedeniyle kişiler yakın çevresinde bilinen ve kolaylıkla erişiliebilen sosyal becerileri edinmeye itilirler. Kişiler, kurumlarla etkileşim düzeylerini arttırdıkça kurumların işleyişini hem daha iyi anlarlar hem de kurumların işleyiş düzenini içselleştirirler. Kısaca, kişilerin öncelikle sosyal beceri öğrenmeye yönlendirildiği, sosyal öğrenme aracılığıyla edinilen sosyal becerilerin de bireyleri bağlantılı kurumsal mantıklarla tanıştırdığı görülmektedir. İnsanları etkileme gücü yüksek olan kurumların bazılarının tarihi dönemlerde oluşup günümüze kadar geldiği, bazılarının ise modernleşme süreci sonucu oluştuğu göz önüne alınmış ve bu doğrultuda geleneseksel mantıklar, geleneksel kökenli modern mantıklar ve modern mantıklar biçiminde üç ana mantık grubu tanımlanmıştır. Sosyal düzen içerisindeki en düşük maliyetle ulaşılan sosyal becerilerin, kişileri geleneksel mantıkları içselleştirmeye yönlendirecektir. Kişiler daha maliyetli sosyal becerileri öğrenmeye yönlendirildikçe sırasıyla geleneksel kökenli modern mantıkları ve modern mantıkları kabullenecektir. Tez çalışması kapsamında kurumsal mantıkların benimsenme sürecinin örgüt ve yönetim alanına profesyonellik kavramı üzerinden yansıyacağı fark edilmiştir. Kişilerin modernlik değerleri ile profesyonellik düzeyleri arasında bir ilişki olabileceği ön görülmüştür. Bu doğrultuda kişilerin geleneksellik-modernlik düzeyleri ile profesyonellik dereceleri arasında bir ilişki olacağına yönelik hipotezler geliştirilmiştir. Hipotezlerin sınanması için kişilerin geleneksellik-modernlik algılarını ve profesyonellik düzeylerini ölçen iki ayrı ölçek geliştirilmiştir. Bu süreçte amaçlı örneklem yöntemiyle seçilen dört yüz yetmiş üç kişiden veri toplanmıştır. Çoklu regresyon analiziyle araştırmanın beş temel hipotezi sınanmıştır. Analizler hipotezlerin desteklendiği göstermiştir. Araştırmanın kapsamlı modelinin test edilmesi için geleneksellik-modernlik faktörleriyle profesyonellik boyutları arasında birebir ilişki olacağına ilişkin yirmi beş ayrı alt hipotez yazılmıştır. Tekli regresyon analizi onbeş hipotezin desteklendiğini göstermiştir. Araştırma bulgularının büyük çoğunluğu, kişilerin geleneksellik-modernlik düzeyleriyle profesyonellik anlayışları arasında bir ilişki olduğunu göstererek araştırmanın kapsamlı modenline destek sağlamıştır.

Kurumsal mantıkModernlikProfesyonellik+3
Alperen Öztürk
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsal sosyal sorumluluk ve İKY uygulamalarının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeylerine etkileri üzerine bir araştırma

Çalışmanın temel amacı işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları ve sosyal sorumluluk odaklı insan kaynakları yönetimi uygulamalarının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeylerine etkilerini bir model oluşturarak araştırmaktadır. Bu kapsamda Ankara ve İstanbul'da çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren kuruluşlarda çalışan 207 kişiden elde edilen veriler, SPSS ve AMOS paket programları aracılığıyla oluşturulan testler ve modeller kapsamında değerlendirilmiştir. Söz konusu değişkenlere yönelik öncelikle faktör analizleri yapılmış, daha sonra etki analizi kapsamında yapısal eşitlik modellemesi ile bağımlı değişken üzerindeki etkiler istatistiki olarak test edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının (ekonomik, yasal, etik ve gönüllü) ve kurumsal sosyal sorumluluk odaklı İKY uygulamalarının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyleri üzerinde pozitif etkisi bulunmaktadır. Buna göre, kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının, sosyal sorumluluk odaklı İKY uygulamalarına göre çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyleri üzerinde daha yüksek seviyede etkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Kurumsal sosyal sorumlulukSosyal kimlikÖrgütsel özdeşleşme+1
Merve İmamoğlu Özgür
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Morality as a moderator of the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism

The relationship between ingroup identification and ingroup favoritism has been studied for many years. In the Social Identity Theory literature, studies show that the direction and strength of this relationship are shaped under the influence of many different variables. The variables questioned in this topic generally consist of factors that drawn on levels of analysis at intragroup or intergroup levels except for the self-esteem hypothesis. In this study, morality as an evolutionary based intrapersonal and intuitional motivation was investigated in terms of its effects on this relationship. In this thesis, morality was examined from a new theoretical approach, Morality as Cooperation Theory. It was claimed that giving importance to certain moral dimensions will have a moderator effect on the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism. Additionally, ideological orientation and core motivations of social conservatism, resistance to change and opposition to equality, were examined as covariate variables due to their associations with different moral dimensions and behaviors towards outgroups in the literature. In this context, one cross-sectional and one experimental study were carried out. In the first study, the pattern of the relationships between morality, ideology, ingroup identification, and ingroup favoritism were explored. It was found that reciprocity dimension of morality has a moderator effect on the relationship between ingroup identification and ingroup favoritism. Considering the results of the first study, in the second study, reciprocity dimension was manipulated, and its moderator role was tested by an experimental design. Consistent with the first study, the results of the second study revealed a significant moderator effect of reciprocity dimension. The findings, contributions, and limitations of the studies were discussed in the context of the relevant literature and suggestions were presented for future studies. Keywords: Morality, morality as cooperation, ideology, identification, favoritism

MoralityPolitical psychologySocial identity+4
Fatih Bayrak
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects