Sosyal kimlik

Bu konu başlığı altında 111 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki Suriyelilere ilişkin Twitter paylaşımlarının sosyal kimlik teorisi çerçevesinde analizi

2011 yılında Suriye'de patlak veren iç savaş, Türkiye'ye yoğun bir göç akını başlatmıştır. Göçün başlamasından itibaren geçen on yılda, birlikte yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Geçici Koruma Statüsü'ndeki Suriyelilerin ilişkisi, kısa süreceği varsayılan birliktelik düşüncesinin üzerine şekillenen "ev sahibi-misafir" ilişkisinden farklı bir hale bürünmüştür. Yıllar içinde gruplar-arasındaki ilişkinin kötüleşmesi ve uyumun zıt yönünde yol alması gruplar-arası ilişkilerin dinamiklerini inceleyen Sosyal Kimlik Teorisi'ne başvurmayı gerekli kılmıştır. Bu tezde, geniş kitlelerin Suriyelilere ilişkin algısını bu teori çerçevesinde bir analize tabi tutmak amacıyla toplumsal kimliği ilgilendiren ve politik açıdan bireylerin kendilerini ifade etmelerinde seçtikleri başat sosyal medya aracı olan Twitter paylaşımları temel alınmıştır. 2010-2021 yılları arasında toplanan veriler, süreç içinde inşa edilen Suriyeliler algısında, Türkiye kamuoyunun yüksek oranda tehdit ile güdülendiğini ve bu yüzden ekonomi, güvenlik ve demografi gibi alanlarda pejoratif söylemler yaratarak bu alanlarda yeni talepler geliştirdiğini göstermektedir.

GöçlerSosyal kimlikSosyal medya+5
Uğur Dinç
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Examining the attitudes of Turkish adults towards Syrian children from the perspectives of intergroup contact theory and social identity theory

This thesis research aims to examine the attitudes of Turkish adults towards Syrian children and the variables influencing these attitudes within the framework of the Intergroup Contact Theory and Social Identity Theory. Studies have revealed that negative attitudes towards Syrian children are one of negative conditions to which Syrian children are exposed. The research hypotheses were tested with 254 participants (185 Female, 61 Male, Mage =28.04) through an online survey consisting of various scales. Results revealed that when a Turkish child exerts more effort to obtain the reward, Turkish adults tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equity. However, when a Syrian child exerts more effort to obtain the reward, they tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equality. In addition, social distance (more willingness to engage with Syrians through a variety of means), (positive) emotions toward refugee children, (higher) religiosity and parenthood (having a child) were positively associated; while (more) exposure to Syrian refugees and (higher) income were negatively associated with attitudes toward refugee children. Finally, group attachment was positively correlated with negative attitudes toward Syrian refugee children. Keywords: Syrian Children, Attitudes, In-group Favoritism, Intergroup Contact Theory, Social Identity Theory

Intergroup contactSocial identitySyrians+7
İlke Koçak
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hastalıkla güçlenme perspektifinden bireylerin hastalık kimliği deneyimleri

Hastalık kimliği, "bir rahatsızlığın kişinin kimliğine entegre edilme derecesi" olarak tanımlanır. Hastalık kimliğinin, "yutulma, reddetme, kabullenme ve zenginleşme" olmak üzere dört boyutu bulunmaktadır. Yutulma ve reddetme boyutunu sergileyen bireylerin tedaviye uyum düzeyleri ve sosyal uyumları düşük olmaktadır. Kabullenme ve zenginleşme boyutlarını yansıtan bireyler ise hastalıklarını kimliklerinin bir parçası olarak görmekte, hastalıklarıyla elde ettikleri güce odaklanmaktadır. Bu boyutlarda yer alan bireyler tedaviye uyum sergilemekte, stres düzeyleri azalmakta ve hastalıkları olumlu seyretmektedir. Bu durum hastalıkla güçlenme olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, hastalık kimliği süreçlerini analiz etmek, özellikle bireylerin reddetme ve yutulma aşamalarından kabullenme ve zenginleşme aşamalarına geçişlerini anlamak ve bu geçişi sağlayacak bir model oluşturmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji deseninden yararlanılmıştır. Örneklemin belirlenmesinde; amaçlı örnekleme, ölçüt örnekleme ve kartopu örnekleme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmaya 6 kanser, 2 Tip 1 diyabet, 2 görme engelli, 2 MS, 2 cilt hastalığı, 1 kalp hastası, 1 panik atak, 1 SMA Tip 2, 1 diyaliz, 1 lupus, 1 MD hastası katılım göstermiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında betimsel analiz ve tematik analiz yöntemleri kullanılmış, Maxqda 2020 programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, hastalıkla güçlenmenin hastalık kimliğinin oluşumuyla başladığı, hayatta var olma çabası, anlam arayışı ve hastalığı aşma arzusundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hastanın özellikleri, hastalığın normalleştirilmesi, hastalık-rol dengesinin sağlanması ve hastalığa yönelik bilinçli farkındalığın güçlenmeyi kolaylaştırdığı, hasta ve toplumun hastalığa yönelik olumsuz tutumları, tıbbi ve dışsal olumsuzlukların ise hastalıkla güçlenmeyi kısıtladığı görülmüştür. Hastalıkla güçlenmenin belirleyicilerinin, hastalığın önceliğini kaybetmesi, tedaviye yönelik olumlu yaklaşım sergileme, rol model olma ve hastalıkla çeşitli kazanımlar sağlama olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: hastalıkla güçlenme, kronik hastalık, hastalık, kimlik, nitel araştırma

Kronik hastalıkSosyal kimlikTıp sosyolojisi
Ramazan Rüçhan Kaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde sosyal medya bağımlılığının sosyal görünüş kaygısı ve sosyal fobi ile ilişkisi

Bu araştırmada, ergenlerde sosyal medya bağımlılığının sosyal görünüş kaygısı ve sosyal fobi ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ili merkez ilçelerinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel ve resmi eğitim kurumlarına devam eden 14-18 yaş aralığında 359 ergenle çalışılmıştır. İlişkisel tarama modeline dayanarak desenlenmiş araştırmada örneklem seçimi olarak ulaşılabilir örnekleme kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, ergenlerin sosyal medya bağımlılığını değerlendirmek amacıyla Günüç (2009) tarafından geliştirilen ve Çömlekci ve Başol (2019) tarafından revize edilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, ergenlerin sosyal görünüş kaygısını değerlendirmek amacıyla; Doğan (2010) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ve ergenlerin sosyal fobilerini değerlendirmek amacıyla; Demir ve ark (1999) tarafından geliştirilen Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına ulaşabilmek amacıyla Sosyal Bilimler için Veri Analizi Paket Programı (SPSS) 22.0 kullanılarak, ilişkisiz gruplarda t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis H testi, pearson korelasyon analizi testi ve basit doğrusal regresyon analizi işlemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; ergenlerin sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve sosyal fobi puanları ile sosyal medyada geçirilen süre arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu; ergenlerin sosyal görünüş kaygısı, sosyal medya bağımlılığı ve sosyal fobi puanları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonucunda ergenlerin sosyal medya bağımlılığı puanlarının sosyal görünüş kaygısı puanlarını; sosyal medya bağımlılığı puanlarının sosyal fobi puanlarını ve sosyal görünüş kaygısı puanlarının sosyal fobi puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Beden Algısı, Dijital Etkileşim, Sosyal Fobi, Sosyal Görünüş Kaygısı, Sosyal Medya Bağımlılığı.

ErgenlerSosyal fobilerSosyal görünüş kaygısı+6
Hacı Salih Dalgalı
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimEN

International students' second language pragmalingistic change, culture shock and social identity relation

This mixed-methods study explores the interrelationships among pragmalinguistic development, culture shock, and social identity of 40 international students in the Bridge to Academic Success in English (BASE) program at Renison University College affiliated by University of Waterloo. Data were collected using a questionnaire, discourse completion tests, and semi-structured interviews, and analyzed through SPSS, CCSARP coding manual used by Blum-Kulka et al., and thematic analysis. The findings suggest that participants experienced culture shock, as shown by the questionnaire, DCTs, and interviews. Pragmalinguistic development also improved, bringing participants closer to native speakers, as measured by the control group of Canadian undergraduate students. Participants reported decreased interpersonal stress over time, indicating the BASE program's positive impact on social identity. This study contributes to the literature on second language acquisition and cross-cultural communication, providing insights into the complex relationships among pragmalinguistic development, culture shock, and social identity of international students. Utilizing the CCSARP coding manual and thematic analysis provides rigor and credibility to the study's findings. This study's comprehensive approach distinguishes it from prior research that focused on a single aspect of international student experiences. Conducting the research in a particular cultural context offers a unique perspective on the international student experience at Renison University College. The study provides a nuanced and holistic understanding of the challenges international students face when adapting to new language and culture. These findings may assist educators, researchers, and practitioners in providing necessary support and resources to international students to succeed in their academic and personal growth.

PragmaticsCulture shockIntercultural communication+5
Sinem Özkardaş
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medyada belirsizliğin ve sosyal kimliklerin bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkiler üzerindeki etkileri

İnsanlar yaşam boyunca karşılaştıkları belirsizlikleri azaltmak için çabalamaktadır ve belirsizlikle baş etmenin etkili yollarından biri grupla kimliklenmektir. Günümüzde sosyal medya platformları grup etkinlikleri için yeni bir ortam sağlamaktadır. Bu nedenle belirsizliği azaltmak için bu platformlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat sosyal medya platformlarında sosyal kimlik tehditleri de yaygındır. Bu nedenle belirsizlik gibi rahatsız edici bir durumdan sonra sosyal medyada sosyal kimlik tehdidi ile karşılaşmanın, insanların iç grup kimliğini korumak için daha fazla güdülenmelerine neden olması beklenebilir. Bu araştırmada yürütülen ilk deneyde sosyal medyada karşılaşılan belirsizliğin ve cinsiyet kimliğine yönelik tehditlerin bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkiler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deney Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinden 102 kadın katılımcıyla yürütülmüştür. Belirsizliği değişimlemek için katılımcılara yaşadıkları belirsizlik veya olumlu anlarla ilgili açık uçlu sorular sorulmuş; sosyal kimlik tehdidini değişimlemek içinse Sosyal Medyada Dışlanma Paradigması kullanılarak tehdit içeren ve içermeyen profiller oluşturulmuştur. Analiz sonuçları belirsizliğin olumlu duygular üzerindeki temel etkisinin anlamlı olduğunu göstermiştir. Fakat belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin olumsuz duygu, bilişsel ve davranışsal tepkiler üzerindeki temel ve ortak etkileri anlamlı değildir. İkinci deneyde ilk deneydeki değişimlemeler ve ölçümler kullanılmıştır. Farklı olarak kimlik tehdidinin kaynağını değişimlemek amacıyla ulusal kimlik kullanılmış ve sosyal medya profillerinde kişinin iç grup (T. C. vatandaşı) ya da dış gruptan (yabancı uyruklu) olduğu ile ilgili bilgiler verilmiştir. Deney Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinden 149 katılımcıyla yürütülmüştür. Analiz sonuçları belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin bağımlı değişkenler üzerindeki temel etkilerinin anlamsız olduğunu fakat olumlu duygu puanları üzerinde ortak etkinin anlamlı olduğunu göstermektedir. Ek olarak, katılımcılar belirsizlik yüksekken kimliklerini tehdit eden dış grup üyesini tehdit içermeyen profillere kıyasla daha fazla dışlamışlardır. Fakat iç grup üyesini dışlama davranışı belirsizlik yüksekken ya da kontrol koşulunda farklılaşmamaktadır. Sonuç olarak, bulgular insanların belirsizlik yüksekken iç grup kimliklerini korumaya kısmen de olsa güdülendiklerini ve belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin dışlama davranışını motive edici bir etkisinin olabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, sosyal kimlik, belirsizlik, dışlama, cinsiyet kimliği, ulusal kimlik

BelirsizlikBilişsel tepkiCinsel kimlik+7
Eylem İrem Morkoç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal bilgiler öğretmenlerinin sosyal kimlik bağlamında sivil katılım stratejileri

Bu tez, "Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Sosyal Kimlik Bağlamında Sivil Katılım Stratejileri"nin neler olduğunu ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden hareketle yarı yapılandırılmış görüşme ve doküman incelesi tekniklerine başvurularak yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 20182019 eğitim öğretim döneminde Van ili merkez ilçelerinde (İpekyolu ve Edremit) görev yapan Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinden toplam 9 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formları ve doküman taraması (4, 5, 6 ve 7. sınıf Sosyal Bilgiler Ders kitapları) yoluyla elde edilmiştir. Analizinde betimsel ve içerik analizi kullanılmıştır. Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin öğrencilerin sosyal kimliklerini oluşturmak için öğrencilerini sosyal, kültürel, sportif, sosyal yardım, kulüp çalışması ve okul dışı faaliyetler ile sivil katılımlarını sağlamaya yönelik stratejiler oluşturmaya çalıştıkları görülmektedir. Bu faaliyetleri gerçekleştiren öğretmenlerin zaman, para, müfredat, ulaşım gibi bazı güçlüklerle karşılaştıkları da bulgulanmıştır. Ayrıca Sosyal Bilgiler Ders kitapları incelendiğinde katılım kavramının 4. ve 5. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarından ziyade 6. ve 7. Sınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarının daha fazla yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: sosyal bilgiler öğretmenleri, sosyal kimlik, sivil katılım, öğretim stratejileri

Branş öğretmenleriOrtaokul öğretmenleriSosyal bilgiler dersi+6
Sinan Argüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The maintenance of identity and transnational family ties across generations: The role of Palestinian mothers in Turkey

This thesis explores the practices and strategies Palestinian mothers use to maintain their Palestinian identity in Turkey and to continue doing family with their transnational family members. This thesis also focuses on the mothers' role in encouraging their children to preserve their sense of being Palestinian and to keep ties with their transnational family members. This thesis engages in discussions related to the literature on ethnic identities and transnational families by investigating these issues from the perspective of mothers. In this qualitative study, I employed semi-structured in-depth interviews with sixteen mothers who reside in Istanbul. I recruited these mothers through convenience sampling. These mothers vary in their birth country, the number of years they spent in Turkey, and their citizenship. I use the grounded theory approach to analyze the data I collected from these interviews. I then organized the finding into two sections, one related to the Palestinian identity and the other related to doing family. Regarding Palestinian identity, mothers used some strategies emphasizing the heritage Arabic language, Islamic identity, Palestinian food, and traditional clothes to preserve their and their children's sense of ethnic identity. Mothers also reported the practices through which they maintained communication with their family members outside Turkey mainly by using ICTs. They also reported many forms of support they exchange with their transnational family members. This study reveals some important aspects of the Palestinian community in Turkey and gives insights into the second generation of Palestinian immigrants.

FamilyFamily tiesMothers+7
Sanaa Alnajı
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başarının, grup üyeliğinin ve güvenilir olmanın kıskançlık, hakçalık ve başkasının üzüntüsüne sevinme üzerindeki etkisi

Başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu, başkalarının başına gelen talihsiz bir olay karşısında gözlemci konumundaki insanların sevinmesi olarak tanımlanmaktadır. Yapılan çalışmalar başkasının üzüntüsüne sevinme duygusunun birçok faktörden etkilendiğini göstermiştir. Bu faktörler arasında özellikle, hedef kişinin başarısı, güvenirliği ve grup üyeliği önemli bir role sahiptir. Buna dayanarak, bu tez çalışmasında hedef kişinin başarısının, grup üyeliğinin ve güvenilir olmasının kıskançlık, hakçalık ve başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi'nde okumakta olan 139 öğrenci (35 erkek, 104 kadın) oluşturmuştur. Araştırmada başarı ve grup üyeliği değişkenleri gruplar arası değişimlenirken; güvenilir olma değişkeni denek içi değişimlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre hedef kişinin güvenilir olma düzeyinin başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu ve hakçalık üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Başka bir ifadeyle, hedef kişinin güvenilir olmadığı koşulda katılımcılar daha fazla başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu hissetmiş ve talihsiz olayın hak edilebilir olduğunu bildirmişlerdir. Ayrıca, hedef kişinin başarı düzeyinin başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu ve hakçalıktan ziyade sadece kıskançlık üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, elde edilen bulgular hedef kişinin grup üyeliğinin kıskançlık, hakçalık ve başkasının üzüntüsüne sevinme duygusu üzerinde bir etkiye sahip olmadığını göstermiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular alanyazındaki bulgularla birlikte ele alınarak tartışılmıştır. Bu bağlamda, başkasının üzüntüsüne sevinme duygusunun ve hakçalığın sosyal istenirlikten, sosyal ipuçlarının varlığından ve toplulukçu kültürden etkilenebileceği tartışılırken; kıskançlığın ise hedef kişiyle benzer ilgi alanlarına ve özelliklere sahip olmaktan etkilenebileceği tartışılmıştır. Buna ek olarak, mevcut araştırmanın alanyazına yaptığı katkılar değerlendirilmiş, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecekte yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Başkasının üzüntüsüne sevinme, sosyal kimlik, hakçalık, kıskançlık, güvenilir olma, başarı, grup üyeliği

BaşarıBaşkalarının üzüntüsüne sevinmeGruba bağlılık+5
Mehmet Can Sevinçli
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslamofobi: New York'taki Müslüman öğrencilerin İslam açısından algıladıkları sosyal mesafe ile Müslüman olmayan öğrencilerin hissettikleri sosyal mesafenin karşılaştırılması

Bu araştırmada, Müslüman üniversite öğrencilerinin İslam açısından algıladıkları sosyal mesafe ile Müslüman olmayan üniversite öğrencilerinin Müslümanlara ilişkin sosyal mesafe düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri New York şehrinde eğitimlerine devam eden Müslüman ve Müslüman olmayan üniversite öğrencilerine Demografik Bilgi Formu, İnanç Özgürlüğü Bilgi Formu ve Bogardus Sosyal Mesafe Ölçeği uygulanmıştır. Müslüman ve Müslüman olmayan katılımcılar için sorular, Müslümanların algısının ve Müslüman olmayanların bakış açısının anlaşılabilmesi için farklı şekillerde ifade edilerek sorulmuştur. Araştırma sonucunda Müslümanların, Müslüman olmayanlardan algıladıkları sosyal mesafe, Müslüman olmayanların gerçekte ortaya koydukları sosyal mesafeden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Anahtar sözcükler İslamofobi, sosyal mesafe, sosyal kimlik, sosyal temas, inanç özgürlüğü, müslim, gayrimüslim

Amerika Birleşik Devletleri-New YorkGayrimüslimlerMüslümanlar+6
Neslihan Hıdırlıgil
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ile iyi oluş halinin rolü

Eskiden kas gücüyle farklılık yaratan insan, bilgi çağında beyin gücüyle farklılık yaratmaya başladı. Sanayi devrimi sonrasında maddi değerlerin üretilmesi olan amaç, bilgi çağında bilgi üretmek oldu. Küreselleşme ve yoğun rekabetin etkisiyle örgütler iş yapış şekillerini, yönetim yaklaşımlarını ve stratejilerini değiştirmek ve yeni pazar arayışına girmek zorunda kaldılar. Bu süreçte, bir takım toplumsal sorun ve ihtiyaçlar ortaya çıktı. Sosyal sorunların artması ile gerekli hale gelen sosyal değişim süreci 'sosyal inovasyon' kavramını karşımıza çıkardı. Sosyal inovasyon hem örgütlerin rekabet etmeleri için olmazsa olmaz bir araç, hem de tüm paydaşların ihtiyaçlarını gidermek ve sosyal fayda yaratmak için kullandıkları bir süreç haline geldi. Bu çalışmada sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin rolü incelendi. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ve ASELSAN Sosyal İnovasyon Liderleri (ASİL) Projesi kapsamında başarılı sosyal inovasyon faaliyetleri yürüten ASELSAN'ın çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma, 220 ASELSAN çalışanından nicel veri toplama yöntemlerinden olan anket yöntemiyle veri toplanması yoluyla gerçekleştirildi. Anketin yarısı ASİL üyelerine uygulanırken, diğer yarısı ise ASİL üyesi olmayanlara uygulandı. Bu sayede iki grubun verileri karşılaştırılarak, ayırt edici bulgular elde edildi. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Sosyal Kimlik Kuramı, İş Özellikleri Kuramı ve Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nden yararlanılarak incelendi. SPSS programı ve Process makrosu kullanılarak yapılan analizlerde; ASİL üyesi olanlarda, sosyal inovasyon ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide iyi olma hali ve örgütsel vatandaşlık davranışının ayrı ayrı kısmi aracılık etkisinin olduğu tespit edildi. ASİL üyesi olmayanlarda ise sosyal inovasyonun örgütsel bağlılık üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı ve bu sebepten ötürü örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin de modelde aracı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlendi. Yapılan araştırmalar ve bu çalışmada elde edilen bulgular sosyal inovasyonun örgütler açısından çok önemli katkılarının olduğunu göstermektedir. Sosyal inovasyon, örgütlerde verimliliği ve karı artıran, pozitif kurum imajının yaratılmasını destekleyen, çalışanları örgütsel vatandaşlık davranışı sergilemeye teşvik eden ve çalışanların iyi olma halini, motivasyonlarını ve örgüte olan bağlılıklarını olumlu etkileyen bir kavramdır.

Sosyal kimlikSosyal yenilikçilikÖrgütsel bağlılık+3
Duygu Erkaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir kent belleği

İnsan ve çevre birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak birbirini etkileyen ve dönüştüren bir yapıdır. Bu yapı kendini hem mikro hem de makro alanlarda gösterir. Kent belleği, kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak kent sakinlerinin kültürel, sosyal, tarihsel deneyimleriyle birlikte inşa ettikleri bir kolektif bellektir. Araştırma, coğrafi konumu ve sahip olduğu özellikler sebebiyle antik dönemden itibaren farklı kültürlerin yaşadığı bir kent olan İzmir'de gerçekleştirilmiştir. Kentte yaşayan grupların kültürel özellikleri, kenti kullanım pratikleri ve yaşanan tarihsel döneme göre değişen İzmir Kent Belleği'nin geçmişten günümüze değişimi farklı özelliklere sahip etnik gruplara ve zamana göre incelenmiştir. Bu değişimin araştırılmasının pek çok sebebi vardır. İlki, değişen kimlik mekânlarının ve bu mekânlarda gerçekleştirilen etkinliklerin farklı etnik gruplar temelinde incelenerek görünür kılınmasıdır. İkinci amaç, kent sakinlerinin kente dair düşüncelerinin tespit edilmesi ve eleştiriler vasıtasıyla daha yaşanabilir bir kent konusunda ışık tutmaktır. Üçüncü amaç zaman içinde yok olan mekân ve etkinliklerin tespiti, günümüz mekân ve etkinliklerin keşfi ile değişen kent kimliğini görünür kılmaktır. Bu amaç doğrultusunda İzmir'de en az 30 yıldır yaşayan, İzmir'e göçle gelen veya İzmir'de doğmuş olan ve farklı tarihsel arka planlara sahip 12 ayrı grubun, İzmir temsilleri ve bir mekân olarak İzmir'i kullanım pratikleri araştırılmıştır. Araştırma İzmir'in farklı bölgelerinde yaşayan toplam 33'ü kadın 26'sı erkek olmak üzere toplamda 59 katılımcı ile yapılan derinlemesine görüşmelerden oluşmaktadır. Görüşmelerin transkripsiyonu sonunda elde edilen metinler içerik analiziyle incelenmiştir. Sonuçlar İzmir'de yaşayan tüm gruplar için benzerlik göstermektedir. Geçmişten günümüze olanak ve hizmetlerin artmış olmasına karşın; geçmiş dönemde daha fazla çeşit ve sayıda İzmir mekânı ve mekânda gerçekleştirilen etkinlik belirtildiği görülmektedir. Belirtilen mekânların tespiti ile İzmir Kent Belleği'nin değişen yönleri belirlenmiştir. Bu bağlamda sonuçlar ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır.

BellekKent kimliğiKolektif bellek+6
Ezgi Mehmetoğlu
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kültürlerarası etkileşim açısından sosyal medyada kimliklerin sunumu

Toplumsal yaşamda gerçekleşen en önemli dönüşüm olan endüstri toplumuna geçişle birlikte kentlere doğru göç hareketleri kültürel ve sosyal değişimleri de beraberinde getirmiştir. Toplumun tümünü temsil eden bu sistematik yapı içinde oluşan bilgiler kuşakların birbirini etkilemeleri sonucu süreklilik kazanmaktadır. Kültürel kalıpların oluşmasında değerlerin bu dolaylı etkileşimi, yeni kombinasyon ve sentezler meydana getirmektedir. Kültürün içindeki çeşitli düzeylerdeki bu yorum farklılıkları zamanla alt kültürlerin oluşması için zemin hazırlamıştır. Çeşitli kültürlerin simgesel ve uygulama bileşenlerinde benzerlikler ve farklılıklar olabilmektedir. Kültürel farklılıklar, toplum içerisinde de kendilerini farklı şekillerde ve farklı derinlik seviyelerinde göstermektedir. Her toplumsal değişim ya da kültürel değişim o toplumun iç dinamiklerinin etkileri ile birlikte yavaş yavaş sindirilerek gerçekleşebilmektedir. Benzetme yoluyla, çeşitli kültürel iletişim biçimlerini kullanarak, kültürel bir grup, davranışsal özelliklerini sonraki nesiller arasında öğretme ve öğrenme mekanizmaları kullanarak devam ettirebilmektedir. Toplum üzerine yapılmış olan bilimsel sistematik araştırmalar, süreç içerinde bütün kültürlerin çeşitli faktörlere bağlı olarak bir değişim geçirdiğini göstermektedir. Yeni medyadaki gelişmeler, sosyal ağlar ve büyük topluluklara sahip olan bireylerin ilişkilerini büyük oranda dönüştürmüştür. Dünyanın her hangi bölgesinde meydana gelen bir olay sosyal medya ile farklı bölgelerde yaşayan insanları da etkileyebilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, günümüzde en fazla kullanıcı sayısına sahip sosyal ağ sitesi olan Facebook'u aktif olarak kullanan bireylerin kültürel ve etnik farklılıklarını sosyal ağlarda ne düzeyde yansıttıklarını çeşitli değişkenlere göre incelemektir. Bu yöntem ile bireysel ve grup yapısı incelenmekte, ağ yapısı betimlenmekte, topluluklar arasında kolayca gözlemlenemeyen ilişkiler görselleştirilerek var olan bağlantılar model haline getirilmeketdir. Facebook'da farklı kültürlere sahip milyonlarca insan görsel, işitsel ve metinsel birçok uygulama sayesinde birbirleriyle karşılıklı olarak bağlantılarını sürdürebilmektedir. Özellikle farklı kültürlerin tanınması ve kültüre ait değerlerin daha iyi anlaşılarak empati yapılmasında önemli katlı sağlayan Facebook ve benzeri sosyal ağlar kültürlerin ortak ve yakın özelliklerini de ortaya çıkarmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı farklı coğrafyada yaşayan sosyal ağ (Facebook) kullanıcılarının kültürel ve kimlik farklılıklarını Facebook'da temsil etme boyutunu incelemektir. Araştırma anket yöntemiyle 15 farklı etnik bölgede Facebook kullanan 750 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma anket formu olarak Kişisel Bilgi Formu, Online Ağ Siteleri Etkinlik Ölçeği, Sosyal Ağ Deneyim Ölçeği, Sosyal Kimlik Ölçeği (Collective Self Esteem (CSE)), Çoklugrup Etnik Kimlik Ölçeği (Multigroup Ethnic Identity Measure-Revised (MEIM-R) kullanılmıştır. Araştırmada frekans ve yüzde ile genel değerlendirme yapıldıktan sonra araştırmanın temel problemini oluşturan kimlik ve kültürel farklılıkların sosyal medya kullanımı üzerine etkilerinin belirlenmesi için T-test ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Bu analizlerin cinsiyet, yaş, eğitim, gelir, bölge, etnik kimliğe verilen önem ve baskın sosyal kimliklerle olan ilişki düzeyini belirlemek için frekans ve yüzdenin yanı sıra varyans analizi kullanılmıştır.

Benlik sunumuElektronik medyaEtkileşimli medya+6
Ufuk Bakan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

'The mad' spotted? Politics of mad identity through discursive themes on Mahallenin Delisi (the mad of the neighborhood)

This study primarily deals with the politics of mad identity, and specifically, it aims to explore the discursive construction of mahallenin delisi (the mad of the neighborhood), a disappearing public figure, as a social identity in the accounts of non-professional people. In this direction, the construction of the prominent characteristics of the mad of the neighborhood, and the mode of social relations with this figure in terms of particular emotions, social values, social roles and functions that are attached with this identity are examined. In addition, the relation of the mad of the neighborhood identity to the mental patient identity, and the particular aspects psychiatric discourse operates in the constructions of mad identity are explored through discursive themes on mahallenin delisi. Five semi-structured focus group interviews including thirty-three middle-aged adults were conducted in İstanbul, Antalya and Afyonkarahisar to collect personal experiences and views on the mad of the neighborhood. The participants were mostly the natives of the city the session was held, and their age ranged from thirty-five to sixty-five. Focus group sessions were audio and video recorded, and the mean duration of the sessions was ninety-eight minutes. The study demonstrates that the mad of the neighborhood is constructed as a public identity whereas the mental patient is constructed as a medical and institutional identity, albeit both terms refer to the mad. The differences in the respective constructions of the two identities further influence the mode of social relations with the mad and the perspectives on the confinement of the mad. Whereas the mad of the neighborhood was embraced among the neighborhood community through infantilization and could lead a life in public space, the social exclusion and the confinement of the mental patient is legitimized through their criminalization. Moreover, the ongoing spatial and social transformations of public space in terms of the neoliberalization of the cities are argued to produce new modes of social control, regulation, and exclusion in the neighborhoods through the dramatization of crime and violence. The public spaces are redeveloped and transformed in ways to limit social encounters with the mad and other marginalized groups, which further reinforces the social exclusion of the mad. In sum, modern psychiatry and neoliberal urbanism both contribute to the disappearance of the mad of the neighborhood as a public identity through their legitimization of social exclusion of the mad in their own particular discourses on public safety and through their respective mechanisms of social control and regulation.

Social identity
Aysu Arıcan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The relationship between Facebook utilization, perceived parental acceptance-rejection and identity orientation in adolescence

This study aimed to get insight into the experiences of adolescents with Facebook and the possible impact of Facebook utilization on their personal, social and collective identity orientations; especially when considering the effects of perceived parental acceptance and rejection. The participants included 500 students from English preparatory classes at two established public universities in Istanbul. They consisted of 238 (47.6%) females and 262 (52.4%) males with a mean age of 19.10. Demographic Information, Facebook Utilization, Parental Acceptance-Rejection Perception Questionnaire [PARQ] Mother & Father Forms and Identity Questionnaire were administered to 500 students for data collection. The findings indicated that the mean scores of the adolescents for perceived maternal and paternal acceptance were in the normal range, implying that they experienced much more maternal and paternal love than rejection. In addition, the utilization of Facebook by male and female participants was similar, and the personal identity orientation scores for both males and females were higher than the scores in social and collective identity orientations. In terms of PARQ subscales, merely the adolescents' hostility/aggression perceptions from father were positively correlated with their Facebook utilization. In terms of identity orientations subscales, merely the social identity orientations were positively correlated with Facebook utilization. Introducing the participants' non-warmth perceptions from mother and father into the analysis explained 4% and 3.5% of variations in their personal identity orientations, and 2% and % 3 variations in their collective identity orientations, respectively. There were no interactions of the variables for mother and father PARQ subscales. While introducing the participants' perceived total rejection from mother explained 2 % and 1% variations in their personal and collective identity orientations; perceived total rejection from father explained 1% and 2% variations in social and collective identity orientations, respectively. It was seen that lack of meeting the acceptance needs of adolescents by their parents may diminish their personal and collective identity orientations.

Parantel acceptance-rejectionAdolescentsPuberty+4
Hasan Karabakkal
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimEN

The phenomenon of disability perception in blindness

The present study aimed to investigate the perception differences of blind people about their blindness, the determining factors of those differences and their possible consequences. For this purpose a qualitative survey was conducted on 36 blind participants, 22 men and 14 women. The findings revealed 5 perception levels from affirmer participants to normalizers. It is found out that, while affirmers and partial affirmers view blindness as a part of their identity, a difference and are not eager for a possible cure, for negative perceivers and normalizers, blindness is certainly a deficiency and is the main causes of their troubles in their lives. Independent living skills and equal interrelation with both blind and sighted people were observed as the most determining factor of perception of disability. The role of schools for blind had dualistic effects. While they provided independence skills, they had inhibitory effects in the lives of the participants. The impact of sight degree, family atmosphere, employment area, technology and blind related NGO's as facilitator or inhibitory factors were also discussed. The findings showed that people with more positive blindness perception had more active roles on both blind related and other NGO areas.

Body imageSelf perceptionDisabled persons+6
Engin Yılmaz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Turks' prejudice against Kurds and Syrians: The role of contact, identification, and threat

This study examined the effect of imagined contact on Turks' prejudice against Kurds and Syrians, with a focus on the moderating role of in-group identification and the mediating role of intergroup threat in the imagined contact-prejudice relationship. An experiment was conducted among 335 Turkish undergraduate students (154 males, 180 females; Mage = 20.30, SD = 1.38). Participants were presented with measures assessing their ethnic and national identification, realistic and symbolic threat, and explicit and implicit prejudice after the imagined contact manipulation. The results showed that imagined contact did not have a prejudice-reducing effect. Accordingly, there was neither a moderating role of in-group identification nor a mediating role of intergroup threat. However, identification and threat significantly predicted prejudice. Ethnic identification was positively related to prejudice against Kurds and Syrians, while national identification was negatively related to prejudice against only Kurds. Realistic and symbolic threat were positively associated with prejudice against both groups. The results were discussed in relation to social identity theory, common in-group identity model, and intergroup threat theory. Theoretical refinement to the imagined contact hypothesis was also discussed.

KurdishSocial identitySocial identity+7
Mustafa Fırat
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Everyday interactions between local and refugee women in a Turkish town: Identity construction and negotiation

This doctoral project investigates the dynamics of everyday interaction between refugee and local women residing in a mid-size Turkish city. Focusing on social gatherings of local and Iraqi Turkmen refugee women in domestic spaces for one year, the linguistic ethnographic study undertaken in this project explores the dialogical processes through which these women construct and negotiate their stances and identity positions. Regular field observations were supplemented by a total of 70-hour of audio-recordings of spontaneous interactions in Turkish in informal social gatherings, interviews, and home visits. Findings reveal how these interactions were observed to be normative and stance-saturated, and the hegemonic nationalist, religious and patriarchal discourses were all-pervasive. They also show that while the Iraqi Turkmen women's efforts to capitalise on the shared identities resulted in the emergence of "brief moments of tight but temporary and ephemeral groupness" (Blommaert, 2017, p. 35), in the long run, their refugee identity overshadowed other identities which they claimed for themselves.

Language-cultureInteractionEmigrants+7
Hasret Saygı
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Views from the Varzharan: Negotiation of social identities through Armenian schools

Armenians in Turkey are an officially recognized minority group; however, they are unofficially (self-)regarded as 'semi-citizens' due to religious and linguistic differences from the majority of the population. There exist imagined boundaries between private Armenian and public Turkish spaces. There also exist institutions and members that occupy strategic positions 'between' them. Armenian schools and students represent one such case study. While the schools hold distinct spatial positions under the private/public binary, its students navigate complicated socio-spatial positions. This thesis argued that Armenian students negotiate their identities differently based on their socio-spatial positions, and these differences could be measured through their language attitudes and practices within the Armenian school. Ethnographic data was collected through semi-structured interviews and participant observations at one Armenian high school in Istanbul. The main themes represented the Armenian school as a private, community-centered 'safe space' and 'second home', and Armenian students as holding variant socio-spatial identities. I discussed the school's mechanisms of symbolic power that promote a socialized habitus, as well as the students' (in)consistent language attitudes and practices that presented themselves as paradoxes in their complicated negotiations of social identity within these conditions.

Minority schoolsMinoritiesArmenians+6
Minji Lee
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of ignorance in inferences about others' social identities: A developmental study

Children are sensitive to what others know and use this information to make social inferences about them. What others do not know, or ignorance, might also be a powerful cue about individuals' social attributes. In two studies, children's social identity attributions based on what others do and do not know were investigated. Whether children's own knowledge state has a role in this process and whether children differentiate between knowledge types when making social inferences, were also examined. Seven- and 8-year-old children (N = 100) were shown targets who were knowledgeable or ignorant of familiar and unfamiliar knowledge items and asked to guess targets' language. Items were about culture-specific (e.g., food or national flag) or general (e.g., shape of earth) knowledge. Both 7- and 8-year-olds used others' ignorance as well as their knowledge to make social identity judgments, however, knowledge yielded stronger inferences than ignorance. Children adjusted their inferences based on their own knowledge state (knowledgeable or ignorant) and also prioritized cultural knowledge as a marker in their social inferences. Social identity judgments of 8-year-olds were more sensitive to their own and others' knowledge states and type of knowledge compared to 7-year-olds' responses. These findings contribute to our understanding about children's sensitivity to others' epistemic states as well the social implications of such sensitivity.

KnowledgeInformation deficitInformation extraction+5
Güneş Öner
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal güvenlik ve konsosyonel demokrasi modeli perspektifinden Lübnan: 1945-2006

Toplumsal ve politik yönleriyle Ortadoğu bölgesinde kendine has bir yapıya sahip olan Lübnan, Arend Lijphart'ın teorik temellerini attığı konsosyonel demokrasiye dayalı bir yönetim sistemine sahiptir. Sistemin kökleri Lübnan'da 19. yüzyıla dek dayandırılabilse de 1926 Anayasası ve Ulusal Paktı ile perçinlenmiştir. Daha sonrasında iç savaşı bitiren 1989 Taif Anlaşması ile de yeniden onaylanmıştır. Mezhepsel öze sahip kolektif kimliklerin önemli rol oynadığı bu ülkede özellikle Maruni, Sünni, Şii ve Dürzi toplulukları öne çıkmıştır. Konsosyonel demokrasi doğrultusunda kolektif kimlik toplulukları nüfuslarına oranla iktidarı aralarında paylaşmıştır. Kimliğin bu derece baskın olduğu Lübnan'da kimliğin sürdürülmesi ve güvenliğinin sağlanması ise son derece kritik bir yer tutmuştur. Bu özelliği nedeniyle Lübnan, mezhepsel kimliklerin rol oynadığı 1958 Krizi ve 1975 İç Savaşı'yla karşı karşıya kalmıştır. Buna bağlı biçimde uzlaşma ve çatışma dalgaları arasında gidip geldiği savunulan Lübnan, Kopenhag Okulu'nun kimlik güvenliğini merkeze alan ve toplumu bir analiz birimi haline getiren toplumsal güvenlik yaklaşımına uygun bir örnek oluşturmuştur. Bu çerçevede çalışma, toplumsal güvenlik ve konsosyonel demokrasi arasında kimliğe dayalı bir ilişki kurarak, bu ilişkiyi uzlaşma ve çatışma teması üzerinden Lübnan örneği çerçevesinde sınamaktadır. Konsosyonel demokrasinin toplumsal güvenliği sağladığı kadar paradoksal biçimde toplumlararası güvenlik ikilemine yol açtığı ve toplumsal güvensizliğe kaynaklık ettiği vurgulanan çalışmada söz konusu güvensizlik tetikleyici faktörler sonucunda meydana geldiği savunulacak olan 1958 Krizi ve 1975 İç Savaşı çalışmada tüm boyutlarıyla incelenmektedir. Son aşamada Suriye hegemonyası altında kolektif kimlik topluluklarının toplumsal güvenlik durumları değerlendirilmiştir.

DemokrasiGüvenlikGüvenlik topluluğu+5
Orçun Mutlu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli Eğitim Müdürlükleri ve kamu okullarında görev yapan yöneticilere göre Kraliçe Arı Sendromu

Günümüzde kadınlar yasaların onlara vermiş olduğu haklar doğrultusunda hayatın her kademesinde erkeklerle birlikte bulunmaktadır. Bu nedenle, özellikle eğitim, sağlık, işgücü ve sosyal yaşam alanlarında yirminci yüzyıla oranla kadınların, sayıca kayda değer artan varlığından bahsedebiliriz. Ancak bu varlık yönetici pozisyonlarına çıkıldıkça eşit olmayan erişim engeline dönüşmektedir. Bu erişim engeli bazen daha genç hemcinsine mesleki terfie ulaşmada yardıma isteksiz üst pozisyondaki kadınlar yöneticiler "kraliçe arılar" tarafından konulmaktadır. Kraliçe arı tanımlaması 1970'lerden bu yana; üst yönetim kademesine ulaştıktan sonra diğer kadınlara yabancılaşan dolayısıyla onların ilerlemesini engelleyen kadın yöneticiler için kullanılmaktadır. Ülkemizde eğitimin alt basamaklarında çoğunluk oluşturarak bulunmasına rağmen yönetim kademesinde benzer sayıda bulunamayan kadın yöneticilerin durumunun arka planındaki sebepleri irdeleme hedefinden yola çıkılan bu araştırmanın amacı; Milli Eğitim Müdürlükleri ve kamu okullarında görev yapan yöneticilerin, kraliçe arı sendromuna ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmaya konu olan kraliçe arı sendromu davranışına bilimsel açıdan anlam kazandıran sosyal kimlik teorisi çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Nitel bir araştırma olan çalışmada, temel yorumlayıcı desen kullanılmış olup veriler yöneticilerin kişisel görüş ve deneyimlerini öğrenmeye bağlı hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu çerçevesinde yüz yüze yapılan görüşmelerle elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunda amaçlı örnekleme türlerinden maksimum çeşitlilik örnekleme stratejisi kullanılmış, bu doğrultuda 20 erkek, 20 kadın olmak üzere il milli eğitim kadrosunda görev yapan 40 yönetici ile görüşülmüştür. Elde edilen veriler MAXQUDA 2020 nitel analiz programı aracılığıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Analiz sonucunda ulaşılan bulgular; eğitimde yönetici olma kararı, eğitim kovanında kraliçe arı algısı ve eğitim yönetiminde kadın yönetici sorunsalı olmak üzere 3 tema bu temalara ilişkin alt temalar üzerinden açıklanıp yorumlanmıştır. Yönetim içindeki kadınlara yönelik yönetici görüşlerini içeren araştırma sonucunda; kadınları otoriter ve baskıcı, toplumsal davranış olarak alışılagelmiş cinsiyetine bağlı beklentiler dışında tanımlanmaktadır. Genel olarak kraliçe arı sendromu'nun varlığına işaret edilmektedir. Sosyal kimlik ayrımcılığı ve çalışma yaşamı içindeki rekabete dayalı oluşan sosyal karşılaştırma davranışlarından doğan düşünceler sendromu destekler niteliktedir. Kadın yönetici sayısının az olmasındaki etken kadının yaşadığı sosyal rol karmaşası olarak belirlenmiştir. Eğitim yönetiminde temsil sorununu iyileştirmek adına örgütsel ve toplumsal alanda düzenlemelerin yapılması gerekliliği ortaya çıkan sonuçlardandır. ANAHTAR KELİMELER: Eğitim Yönetimi, Kraliçe Arı Sendromu, Sosyal Kimlik Kuramı.

Devlet okullarıEğitim yönetimiKraliçe arı sendromu+5
Sevdiye Karabulut
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'da Türk diasporası 3. kuşak sinemacılığı: Tevfik Başer örneği

Sinema, tarih boyunca toplumla olan etkileşimini sürdürerek, dönemin değişen koşullarına uyum sağlamış ve varlığını devam ettirmiştir. Günümüzde varlığını sürdüren göç konusu da sinema aracılığıyla toplumun bir yansıması olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllarda başlayan göç olgusu, ekonomik faktörlere dayanmakta olup, kültürel ve sosyal alanlarda da çeşitli değişimlere neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşümlerle beraber toplumsal konulara odaklanan Türk Sineması'nda 1960'lı yıllardan itibaren göç konusu öne çıkan önemli temalardan biri haline gelmiş ve ardından Türkiye'deki ekonomik kalkınma, döviz akışını artırma ve ulusal ekonomiye katkıda bulunma gibi amaçlar doğrultusunda yurtdışına göçlerin başladığı gözlenmiştir. Özellikle Almanya, sanayisini geliştirmek ve iş gücünü artırmak amacıyla ülkelerden işçi göçü almayı hedeflemiş ve 1961 tarihinde Türkiye ile yapılan diplomatik anlaşma ile Türk işçi göçü gerçekleşmiştir. Ancak, bu mekansal hareketlilik bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. Yabancı bir ülkede yaşamak zorunda olan bireylerin karşılaştıkları kültürel ve kimlik sorunlarının dikkat çekmesiyle birlikte 1970'li yıllardan itibaren Türk yönetmenler tarafından dış göç olgusu işlenmeye başlanmış ve göçmen kökenli bireylerin temsili üzerine odaklanan filmlerde artış gözlenmiştir. Bu çalışma kapsamında; eğitim amacıyla Almanya'ya giden ve Alman-Türk ortak yapımı olarak Almanya'ya göç konusu üzerinden ilk uzun metraj film çeken Türk yönetmen Tevfik Başer, bir parçası olduğu göçmen toplumunun yanlarında getirdikleri kültürleri ve yabancı kimliği altında yaşanan deneyimleri filmlerine aktarmıştır. 'Yalıtılmış Yaşam Üçlemesi' olarak adlandırılan 40 Metrekare Almanya (1986), Sahte Cennete Veda (1989) ve Elveda Yabancı (1991) filmleri dış göç konusuna odaklanmakta ve karakterlerin yalıtılmış yaşamlarını farklı ölçekteki mekanlar üzerinden temsil etmektedir. Bu yapımlar, fiziksel yer değiştirme eyleminin ötesinde, göç olgusunun bireyin etnik, toplumsal ve sınıfsal sorunlarının yanı sıra yeni bir kültür, mekan ve sosyal yapıyla karşılaşmasını işlemektedir. Yapımlarda, karakterlerin ötekileştirilme, kimlik çatışması ve yabancılaşma gibi kimlik sorunlarıyla mücadele ettiği, bu zorlukların temelinde ise bireyin mekânsal edinimleri ile yeni mekan arasında yaşadığı gerilime vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda çalışma; seçilen yapımların mekansal unsurlarını da dikkate alarak göç olgusunun birey üzerindeki etkilerini ve karakterlerin sınırlı mekanlarda yaşadıkları kimlik sorunlarının ilişkisini içerik analizi yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır.

Alman sinemasıKurgusal mekanKültürel kimlik+7
Ece Akça
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Almanya'da yaşayan üçüncü nesil Türk kökenli bireylerde kimlik algısı

Bir aidiyet sorunu olan kimlik, içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ilişkilerin ve ayrıca geçmişten günümüze ortaya çıkan tarihsel durum ve süreçlerin tamamından etkilenerek kendini inşa eder. Bu bağlamda önemli kültürel ve toplumsal sonuçları olan göç süreçlerinin kimliğin inşasında oynadığı büyük rol, yadsınamaz bir gerçektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen uluslararası göç de hem göç alan hem de veren ülkeler için kayda değer toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmuş; bunun yanı sıra kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı; 1961 yılından itibaren Almanya'ya yönelik Türk işçi göçü hareketinin öngörülmeyen bir sonucu olarak bugün Almanya'da yaşayan, eğitim gören ve bu toplumun bir parçası olan Türk kökenli üçüncü nesil bireylerin sahip olduğu kimlik algısını araştırmaktır. Kimlik inşasında ön koşul, her zaman bir "öteki"ne duyulan ihtiyaçtır. Hiçbir kimlik aidiyeti, kendisinden farklılıklarının bulunduğu ve aynı zamanda asgari düzeyde benzerliklerde buluştuğu bir Öteki olmadan var olamaz. Dolayısıyla, Almanya'da yaşayan Türk kökenli bireylerin kendi kimliklerini inşa etmesinde de Öteki önemli bir yer taşımıştır. Ancak günümüzde üçüncü neslin, kendileri için Öteki olan Alman kimliğini, bu ülkeye ilk göçü gerçekleştiren akrabalarının aksine, kendilerinden tamamen farklı bir noktada konumlandırmadığı; kimliklerini inşa sürecinde Alman kimliğine de yer verdikleri gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk işçi göçü, uluslararası göç, ulusötecilik, transnasyonalizm, kimlik.

AlmanyaDış TürklerKimlik+7
Aslıhan Yurdakul
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00

İlgili konular