Politics
578 theses under this subject heading
Political economy of tax evasion under probabilistic voting
Using a theoretical model of political competition, we study the conditions under which tax evasion persists as a political equilibrium outcome. In the model, voters belong to one of the two income classes: high (H) and low (L). Each member of a given income class receives the same income. There is an income tax levied at a flat rate. The tax proceedings are used to finance the single public good and the tax enforcement efforts, if any. Due to the sources of their income, some of the taxpayers from income class H can report their income as low. If there is any enforcement, it is to prevent those tax payers from under reporting. Both the equilibrium tax rate and equilibrium level of enforcement is determined endogenously, in the equilibrium of a two-party political competition game with probabilistic voting. The objective of each political party is to maximize its chance of an election victory. We found that in the ensuing political equilibrium neither party proposes any tax enforcement. This result is robust to variations in the (i) fraction of high income voters in the society, (ii) fraction of the high income voters who can evade, (iii) the cost of tax enforcement and, (iv) the relative political power of the two income classes. Keywords: Tax evasion, Election, Probabilistic Voting, Enforcement
Demokratik barış teorisi'ne bir bakış: Mülkiyet hakkı perspektifi
Bu tezde demokrasi özellikleri gösteren fakat mülkiyet hakkının korunmasını güçlü bir şekilde sağlayamayan ülkelerin dış politikada çatışmaya daha yatkın olup olmadıkları araştırılmıştır. Demokratik kurumsallaşma açısından birbirine yakın olan liberal ve illiberal demokrasilerin mülkiyet hakkının ihlali konusunda ne şekilde ayrıştıkları incelenmiştir. Bu durumu incelemek için, demokratik kurumlar, girişim özgürlüğü, dış ticaret özgürlüğü, yabancı yatırım özgürlüğü gibi kontrol değişkenleri kullanılmış, bağımsız değişkenler olan mülkiyet hakkının korunmasındaki başarının/başarısızlığın ve yolsuzluğun, çatışmaya etkileri incelenmiştir. Mülkiyet hakkı iyi korunan, yolsuzluğun görece az olduğu, şeffaf demokrasilerde çatışmaya yatkınlığın mülkiyet hakkı kötü korunan, yolsuzluğun görece fazla olduğu şeffaf olmayan demokrasilere göre daha az olduğu gözlemlenmiştir.
Siyaset bilimi açısından bir değerlendirme Şeyh Bedreddin İsyanı; Sufi ve siyaset
Bu tez çalışması, 1416 tarihinde Batı Anadolu ve Güney Balkanlar'da patlak veren bir dizi isyanı devlet, din ve toplum ilişkilerinin karmaşık sarmalına odaklanarak ele almaktadır. Bu yönüyle Şeyh Bedreddin İsyanı din, kültür ve devlet ilişkilerini anlamak bakımından oldukça verimli bir çerçeve sunmaktadır. Elbette burada bahsedilen anlama iddiası, bahsi geçen hadisenin öncelikle çok yönlü bir değerlendirme gerektirdiğini içermelidir. Henüz tam anlamıyla kurumsallaşamamış bir devlet düzeni ve adeta kimlikler mozaiğini anımsatan bir toplumsal yapı üzerinde gerçekleşen 1416 İsyanları, klasik Osmanlı tarih kaynaklarının sürekli olarak vurguladığı bireysel temelli yargılayıcı bakışın ve Cumhuriyet döneminde Nazım Hikmet ile başlayan ideolojik ve romantik Bedreddin okumalarının çok ötesinde çıkarımlar yapmayı gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma ilk elden, metodolojik bir tutum benimseyerek sosyal hadiselerin zeminine inmeyi teklif edecektir. Zira ana metinde görüleceği üzere dini olanla siyasi olanın, tesadüfi hadiseler yığınıyla bilinçli toplumsal karşı çıkışların arasında net bir ayrım yapmak hiçte kolay değildir. Bazı durumlarda ise, aşılması gerektiği düşünülen bu tür iç içe geçişler, sosyal olayları açıklayabilmenin esasını teşkil edebilmektedir. Bununla birlikte uygun karşılaştırma örnekleri üzerinden, bahsi geçen hadiseyi bir tarihsel süreklilik hattına oturtarak okumayı teklif ediyorum. Babai İsyanı ya da Safevi Devleti'nin kökenleri konusu bu bağlamda mihenk taşı niteliğinde sıkça anılacak örnekler durumunda olacaktır. Böylece sufi veya sufi-meşrep yapıların modern- öncesi dönem söz konusu olduğunda, aynı zamanda doğrudan politik organizasyonların bir parçası haline geldiğini daha kolay görebileceğiz.
Türkiye'de şeker pancarında uygulanan tarım politikalarının analizi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de şeker pancarında uygulanan tarım politikalarının analiz edilmesidir. şeker pancarının dünyadaki mevcut durumu ortaya konmuş ve şeker sektöründe üretiminde önemli yere sahip olan ülkelerin, şeker ile ilgili uyguladığı politikalar incelenmiştir. Türkiye'deki şeker pancarı sektörü ele alınmış ve şeker sektöründe 1925-2022 yılları arasında uygulanan şeker politikalar incelenmiştir. Ayrıca mevcut durumdaki şeker sektörü ile ilgili desteklemelere yer verilmiştir. Çalışmada Kısmi Denge Analizi ile 1991-2020 yılları arasında şeker sektöründeki değişim ele alınmıştır. 2021-2025 yılları arasında ekim alanı, üretim, verim, tüketim ve dış ticaret tahminleri yapılmıştır. Analiz sonucunda 2025 yılında 189 bin ton şeker ithal etmektense 229 dekarlık bir alana 1 milyon 351 bin ton şeker pancarı üretimi yapılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Şeker pancarı ithalatı yapmak yerine, şeker üretimini arttırılmalı ve şeker sektöründe dışa bağımlı azaltılmalıdır. Türkiye'deki ekim alanları kullanılıp yerli üretim desteklenebilir sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada ekim alanı, çiftçi alım fiyatı ve üretim miktarı üzerine bir Vektör Otoregresyon Analizi (VAR) yapılmış, aralarındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Şeker pancarı ekim alanını arttırmak için, destekleme politikaları çiftçi alım fiyatlarına uygulanabilir sonucuna varılmıştır. Çiftçi alım fiyatındaki Varyans ayrıştırmasına göre çiftçi alım fiyatında olan bir değişimin, üretim miktarını ekim alanından daha fazla etkileyeceği sonucuna varılmıştır. Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ekim alanı, çiftçi fiyatlarının ve üretim miktarının nedenidir sonucu elde edilmiştir. Şeker pancarına yönelik yapılacak politikalarda öncelikli olarak üretim miktarını arttırıcı politikalar izlenmeli ve şeker ithal etmek yerine yerli malı üretimine teşvik edilmelidir. Bu politikaların başında çiftçi alım fiyatına yapılacak bir desteklemenin üretim miktarı ile ekim alanını arttırmanın mümkün olduğu görülmektedir.
Din, siyaset, kadın ve eğitim bağlamında Seyyid Ahmet Arvasi'nin görüşleri
Cumhuriyet dönemi Türk düşünce dünyasına önemli izler bırakan Seyyid Ahmet Arvasi, sadece bireysel inanç alanında değil, toplumun çeşitli yapılarında da etkili olmuş bir mütefekkirdir. Yaşadığı dönemin temel siyasal, toplumsal ve kültürel meselelerine derinlemesine odaklanan Arvasi, çeşitli çözüm önerileri geliştirmiştir. Eserleri, gazete yazıları ve konferansları aracılığıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaşarak Türk toplumunun düşünsel yapısında kalıcı izler bırakmıştır. Arvasi'nin din, siyaset, kadın ve eğitim konularına dair düşünceleri, toplumu bir bütün olarak ele alan dengeli bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ona göre din; tevhid inancı temelinde, tasavvufi bir derinlikle, bidat ve hurafelerden arındırılmış, bir özellik taşımaktadır. Siyaset anlayışı ise milli ve manevi değerlere dayanmalı; devlet ve millet, inanç ve kültür temeli üzerine kuruludur. Kadına dair görüşleri, geleneksel bir tutum sergilese de özgürlükçü bir anlayışa sahiptir. Kadının toplumsal hayattaki yerini, İslami bir çerçeve içerisinde değerlendirerek konumlandırmaktadır. Eğitim konusunda ise, bireyin yalnızca bilgiyle değil; bilgiyi destekleyen ahlak, kültür, inanç, gelenek ve millilik gibi temel kavramlarla da donatılması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla Arvasi'nin fikirleri, hem geçmişin köklü değerlerinin anlaşılmasına yardımcı olurken hem de bugünün fikir dünyasına katkı sağlayacak özelliktedir. Araştırma kapsamında, Arvasi'nin düşünce sistemi sistematik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle din, siyaset, kadın ve eğitim konuları ana çerçeveyi oluştururken milli kimlik, kültürel değerlerin korunması, toplumsal dayanışma ve modernleşme süreçlerine yönelik görüşleri üzerinde de durulmuştur. Bu doğrultuda, Arvasi'nin düşünsel mirası analiz edilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Çağdaş siyaset teorisinde kimlik ve popülizm
Kavramsal olarak 'siyaset' ile 'siyasal' arasındaki fark, çağdaş siyaset teorisinde popülizmi anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Siyasal olanı popülizmin adı olarak düşünmek, Laclau'nun siyasal düşüncesinde antagonizmayı, hegemonyayı ve kimliği düşünmektir. Negatifliğe, olumsallığa ve antagonizmaya dayanan Laclau'nun popülizm kavramı, siyasal olanın tanımlayıcı özelliğidir. Kavram, ontik ve ontolojik arasındaki sol-Heideggerci ontolojik farklılığa dayanmaktadır ve Oliver Marchart'ın Laclau'nun siyasal akıl yürütmesinden yola çıkan post-temelci politik düşüncesindeki siyaset ile siyasal olan arasındaki siyasal farklılığı yansıtmaktadır. Bu açıdan popülizm, siyasal mantığı açıklar ve bu araştırma sırasında da gösterildiği gibi, mantığı hem antagonizma anlamında siyasal olana hem de kimlik anlamında hegemonya teorisine doğru birleştirir. Post-temelci siyasal düşüncede farklılığı ve kimliği tanımlaması ve daha genel anlamda demokrasi teorisindeki güncel tartışmaları toplumsal hareketlerle ilişkileri üzerinden anlamlandırması nedeniyle popülizm kavramı, bu tez için ayırt edici nitelikte önemdedir. Tez boyunca toplumsal hareketler konusu Marchart'ın teorik yaklaşımı bağlamında radikal demokrasiyle ilişkilendirilerek daha kapsamlı hale getirilmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı, Laclau'nun popülizm teorisinin bazı temel kavramlarını toplumsal hareketler açısından sorgulayan ve geliştiren bütünleşik bir yaklaşım sunmaktır.
Post-Kemalist zamanlarda pop-Kemalizm: 90'lar Türkiyesi'nde popüler kültür
Bu çalışmanın amacı, doksanlı yıllarda Türkiye'de meydana gelen popüler kültür patlamasının Kemalizm'le olan ilişkisini incelemektir. Doksanlı yıllarda yükselişe geçen popüler kültür araçları, ideolojileri de etkisi altına alarak söylem biçimlerini dönüştürmüştür. Söz edilen dönemde Siyasal İslam ve Kürt Hareketi'nin yükselişe geçmesi, toplumda bölünme ve anti-laik söylerin artışı endişesini doğurmuştur. Bütün bunlar yaşanırken, akademi içerisinde de Kemalizm'e karşı eleştiriler artmaya başlamış ve kimi çevrelerce bu tehlike unsurlarının sorumlusu olarak görülmeye başlanmıştır. Neoliberal ekonomi politikaları ve kapitalist piyasa dinamiklerinin bir getirisi olarak yükselişe geçen popüler kültür, gündelik hayatın hemen her yerinde kendisine alan yaratmış ve piyasayla birbirini destekleyerek tezahürlerini artırmıştır. Bu noktada, eski hegemonik etkisi azalmaya başlamış olan Kemalizm, döneme uyumlanmak adına popüler kültürün araç ve işlevselliğine ihtiyaç duymuştur. Kemalizm, modern Türkiye'nin resmî ideolojisi olarak 1946'dan beri kabul görmüş düşünce sistemleri bütünüdür. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, modern ve çağdaş bir ulus-devlet kurma saikiyle bütünleşmiş olan Kemalizm, bugüne dek birçok farklı yoruma tabii tutulmuştur ancak literatürde halen açık bir tanımı yapmak oldukça güçtür. Bu çalışmada literatüre kazandırılmak istenen, Kemalizm'in ne olduğu değil özellikle doksanlı yıllarda Türkiye'de hangi şekillerde algılandığını açıklamaktır. Doksanları yılların sonuna değin süreçte, Kemalizm'i bir demokratikleşememe sorunu olarak gören post-Kemalist paradigmanın yanı sıra, halkın içinden yükselen gönüllü bir sevgi söylemi ortaya çıkar. Bu söylem, popüler kültür araçları üzerinden somutlaşarak bir pop ideolojiyi yani pop-Kemalizm'i ortaya çıkarır. Pop-Kemalizm, kendiliğinden, ideologsuz, gönüllü bir şekilde popüler kültür araçlarının siyasi bir söylem niteliği kazanmasını ifade eder. Bu kapsamda pop müzik şarkıcıları, pop müzik şarkı ve klipleri ile klasik müziğin siyasi söylem misyonu kazanarak popülerleşmesi incelenmiştir. Gayri resmi bir politik söylem haline gelen pop-Kemalizm, ülke içerisindeki istikrarsızlık, bölünme ve irtica tehlikeleri ile post-Kemalist eleştirilere karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkmış ve popüler kültür araçları üzerinden söylem biçim ve kapsamını genişletmiştir.
Türk siyasal hayatında sosyal medya ve dijital platformların kullanımı: 2002- 2020 dönemi
Sosyal medya ve dijital platformlar bugün hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Basit iletişim, haber alma gibi faaliyetlerden, eğlence amaçlı içeriklerin takibine kadar pek çok amaçla kullanılmakta, gündelik hayatımızın önemli bir kısmını kaplamaktadır. Öyle ki, pandemi ile hemen hemen her alanda hızlanan dijitalleşme neticesinde, sosyal medya ve dijital platformlardan da ziyade, pek çok sosyal, toplumsal aktivite için Metaverse'de buluşacağız. Durum böyle iken, bahse konu araçların ulusal ve uluslararası aktörler tarafından araçsallaştırılması kaçınılmazdır. Özellikle Cambridge Analytica Skandalı ya da son dönemde Rusya-Ukrayna Savaşı gibi örnekler bu yöndeki ihtimallerin ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Bu çerçevede, hem Türk dış politikasında hem de iç siyasette, sosyal medya ve dijital platformların, temel hak ve özgürlükler muhafaza edilerek, toplumun nabzını ölçmek, simetrik iletişim ile toplumun sivil ve siyasi kanadı arasında bağ kurmak, algı yönetimi faaliyetlerine girişmek için kullanılabilir. Bu minvalde, yaklaşık 10 yıldır ülkemizdeki siyasi aktörlerin sosyal medya ve dijital platformlara yönelik ilgisi artmıştır. Örneğin, en son 2019 Yerel Seçimlerinde bahse konu platformların, yeni adayların imaj inşa süreçlerinde olumlu rol oynadığı savunulmaktadır. Ayrıca, teknolojinin neredeyse içine doğan genç kuşakların, kısa vadede siyasi karar alma süreçlerinde etkin hale geleceği de düşünülürse, ilgili platformların Türk siyasetindeki ehemmiyeti artacaktır.
Sanat siyaset ilişkisinde karşı hafıza ve direniş
Bu tez çalışması sanat-siyaset ilişkisinin hafıza kavramı çerçevesinde incelenmesini amaçlar. Sanatçıların yaşadıkları çağ içerisinde tanıklık ettikleri toplumsal olayları eserlerine aktarım biçimleri ve bu eserlerin toplumsal hafıza ve karşı hafıza kavramları ile ilişkisi tezin örneklemini oluşturur. Günümüzün en tartışmalı kavramlarından olan hafıza, sanat-siyaset ilişkisi için de oldukça önemlidir. Sanat, hafıza yetisinin bir ürünü olmasının yanında hafızayı aktarma ve koruma görevine de sahiptir. Tarihi boyunca sanatın genellikle toplumsal hafızayı şekillendirmek ve korumak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu tezin araştırma konusu ise sanatçıların toplumsal olaylara olan tanıklıklarını eserlerine aktararak nasıl bir karşı hafıza üretiminde bulunduklarını araştırmaktır. Bu araştırma sürecinde yürütülen kişisel sanatsal çalışmalarda, sanatın karşı hafıza üretim biçimlerine katkıları doğrultusunda teknik, biçim ve içerik ilişkileri irdelendi. Günümüzün hızlı ve kaotik dünyasında zihnimizin içinde birbirine karışan olaylar ve imgeler, plastik bir değer oluşturacak şekilde aktarılmaya ve karşı hafıza bağlamında ilişkilendirilmeye çalışıldı. Böylece sanatın tarih ve siyaset ile olan ilişkisi hafıza kavramı üzerinden yeniden incelendi.
Doğu Anadolu'da Ermeniler: Siyaset, sosyo-ekonomik yaşam ve kültürel etkileşim (XI-XV. yüzyıllar)
Türklerin Doğu Anadolu'ya gelmesi Ermeni tarihinin seyrini değiştiren önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Ermeniler daha önce çeşitli yabancı devletlerin hâkimiyetleri altında yaşamış olsalar da Türk hâkimiyeti onlar için diğerlerinden daha farklı bir süreci ifade etmektedir. Türkler bölgede hâkimiyet kuran devletlerin aksine sadece üst hâkimiyet ile yetinmemiş, doğrudan bir yönetim anlayışını benimsemiştir. Yaşanan yoğun Türk göçleriyle de Ermeniler bir Türk-İslam devleti altında yeni gelen kendilerine yabancı bir etnik topluluk ile beraber yaşamak durumunda kalmışlardır. Ermenilerin Doğu Anadolu'da Türklerle beraber yaşamaları yüzyıllarca devam etmiş, iki toplum arasında gelişen ortak yaşama tecrübesi ile de kültürel etkileşimler meydana gelmiştir. Doğu Anadolu'da Bizans İmparatorluğu'nun izlediği göç ettirme politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkan Ermeni siyasi yapısının bozulmaya başlaması Türk hâkimiyetiyle beraber nihayete ulaşmıştır. Türkler bölgede merkezi yönetim anlayışını tatbik ettikleri için naharar olarak adlandırılan Ermeni soylu ailelerin gücünü kırmıştır. Çoğu naharar ailesi ya Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmış ya da Gürcistan gibi komşu coğrafyalara kaçmayı tercih etmişlerdir. Bu dönemde Ermeni aydınları içerisinde halkın lidersiz kalmasından ötürü Ermeni Kilisesi'nin bu rolü üstlenmesi gerektiğine dair fikirler ortaya çıkmıştır. Türk hâkimiyeti, Ermenilerin sosyo-ekonomik hayatlarını kısıtlayacak ya da engelleyecek bir politika izlememiştir. Aksine devletlerinin ekonomik açıdan zenginleşmesi için süre gelmekte olan yapıyı korumayı ve geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Dönemin kaynaklarına bakıldığında Ermenilerin zanaatkârlık, ticaret ve tarım ve hayvancılık gibi sosyo-ekonomik hayatın hemen her alanında var oldukları görülür. Ermeni zanaatkârların ürünleri sadece Anadolu'da değil, komşu coğrafyalarda da talep görmüştür. Ermeni tüccarlar Karadeniz'in kuzeyinde koloniler kuracak kadar ticarette aktif olmuşlardır. Ticaret sayesinde Ermeni toplumu içerisinde "metzatun" adı verilen bir zengin sınıfı dahi ortaya çıkmıştır. Ermeni köylülerin tarım faaliyetleri yeni kurulan hâkimiyetin devamlılığını ve tebaasını besleyebilmesi açısından önemlidir. Dönemin kaynaklarında Türk yöneticiler tarafından köylüleri koruyan vakalara rastlanılmaktadır. Türk yönetimlerin Ermeni tebaalarına karşı dışlayıcı bir tutum yerine onların zenginlik, yetenek ve bilgi birikimlerinden faydalanmayı tercih ettikleri, onların Türk/Müslüman tebaa ile ortak bir yaşama tecrübesi geliştirmelerini destekledikleri ya da en azından bunun aksi istikametinde bir politika izlemedikleri görülür. Zaten zaman içerisinde Türkler ve Ermeniler arasında yaşanan komşuluk ve ticaret ilişkileri hatta evlilikler bunun açık göstergesi sayılabilir. Ortak yaşama tecrübesinin halklar arasında yoğun bir kültürel etkileşimi de beraberinde getirdiği anlaşılıyor. Bu etkileşimleri en çok da mimaride, din, dil ve edebiyatta görürüz. Bazı alanlarda Ermeni kültürünün Türkler üzerinde, bazı konularda da Türklerin Ermeniler üzerinde tesirli olduğu fark edilir. Anahtar Sözcükler Doğu Anadolu, Ermeniler, Anadolu'da Ermeniler, Türk-Ermeni İlişkileri, Ortak Yaşama Tecrübesi, Kültürel Etkileşim
1960'lar Türkiye solunda demokrasi tartışmaları: Bir dergi, bir parti
27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile açılan 12 Mart 1971 askeri müdahelesi kapanan 1960'lı yıllar, Türkiye'de birçok çok açıdan değişimi ve gerilimi simgeler. 1960'lı yıllar Türkiye'sinde yeni bir anayasa, idam cezaları, darbe teşebbüsleri, yeni yayınlar, yeni partiler ve yeni figürler bir arada olmuştur. Bu sebepten 1960'lı yıllar hem demokratik hem de antidemokratik siyasal gelişmeleri barındırmıştır. Öte yandan Türkiye'de sol hareketler siyasal ve toplumsal açıdan önemli bir konum kazanmıştır. Bu dönemde Türk solunun iki büyük akımı olarak Yön-Devrim Hareketi ve Türkiye İşçi Partisi ortaya çıkmaktadır. Bu iki akımın aynı ve farklı özellikleri bulunmaktadır. 1960'lı yıllar Türkiye'sinin radikal ortamında bu iki akım aydınlara platform olması yönünden ortaklığa sahiptir. Fakat bu çalışmanın içeriğini parlamento içinden bir parti ile meclis dışından bir derginin demokrasiye olan yaklaşımları oluşturmaktadır. Yön-Devrim Hareketi ile Türkiye İşçi Partisi'nin demokrasiye karşı nasıl bir yaklaşım sergiledikleri, bu yaklaşımların sebepleri, sonuçları ve bu hususta geleceğe bıraktıkları miraslar çalışmayı bütüncül hale getirmektedir. Anahtar Sözcükler: Demokrasi, Türkiye İşçi Partisi, Yön Devrim Hareketi, Sol
Türkiye siyasetinde devlet ve borçla yönetmek, 2002-2020
Bu tez bağlantılı iki soruya cevap aramaktadır. Birinci soru şu şekildedir: küresel siyasette ve Türkiye'de 2000'li yılların yaklaşık ilk iki onyılında devlet ve borçla yönetme dispositifleri ekseninde iktidarın üretimi ve yeniden üretimi nasıl gerçekleşti? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla devlet ve borçla yönetme dispositiflerinin gelişim sürecine ve AKP hükümetlerinin politik ekonomiyi ve iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne ışık tutulmaktadır. Borçla yönetme dispositifinin iktidar üretiminde nasıl işlevli hale geldiğini anlamak amacıyla finansallaşma süreçleri ve borçlandırmayla ilgili veriler analiz edilmektedir. Burada finansallaşan ekonominin borçlu insanın imalinde önemli bir zemin oluşturduğu ve borçlu insanın imalinin egemenle olan tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini derinleştirdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın cevabını aradığı ikinci soru ise küresel siyasetteki bu durumun Türkiye siyasetine aktarımı ve aldığı özgül biçimlere dairdir. Bu çerçevede, 2002-2020 yılları arasında devlet dispositifinin güvenlik devleti olarak yeniden yapılandırılması süreci yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden ele alınmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren egemen toplum-birey ilişkisinde iktidar üretiminde devlet ve borcun daha faal hale geldiği ve bu iki dispositifin bazı durumlarda birbirlerinin yeniden üretimine katkı sağladığı vurgulanmaktadır. 2016 yılı itibariyle Türkiye politik ekonomisinde köklü değişimlerin gerçekleşmeye başladığı gözleminden hareketle ve küresel gelişmelerin de etkisiyle borçla yönetmenin sınırlarına ulaşarak borçla yaşama evresine geçildiği iddiası bir dizi veri temelinde öne sürülmektedir. Bu tez, bahsi geçen dönemi güvenlik devletinden post-güvenlik devletine geçiş olarak karakterize etmektedir. Bu tezin mevcut literatüre özgün katkısı çağdaş Türkiye siyasetinin dispositif kavramı ve küresel siyasetle ilişkili bir şekilde incelemesinde yatmaktadır.
Azerbaycan`da devlet siyaseti olarak çokkültürcülük
Çokkültürcülük, ülkede etnik ve kültürel değerlerin korunmasını ve geliştirilmesini amaçlayan bir politikadır. Çokkültürcü devlet politikasının temel amacı, ülkede yaşayan tüm toplulukların etnik-kültürel değerlerinin korunmasını, geliştirilmesini ve toplum geneline entegrasyonunu sağlamaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti, Azerbaycan'ın topraklarında yaşayan tüm halkların, özellikle etnik azınlıkların etnik-kültürel değerlerinin korunması ve geliştirilmesini kendisinin devlet politikasının hem amacı hem de aracı olarak belirleyen bir yaklaşım sergilemektedir. Araştırmada ilk olarak bu politikanın dünya üzerindeki tanımı ve geçtiği tarihi yol incelenmiştir. Burada özellikle çokkültürcülüğün farklı kavramlar üzerinden okunması vurgulanmıştır ki, Azerbaycan Devleti bu okumayı kültür kelimesi üzerinden yapmaktadır. Daha sonraki bölümde, interdisipliner alan olan çokkültürcülüğün Azerbaycan edebiyatına, basınına, sanatına, genel anlamda kültürüne yansımalarına bakılmıştır. Bu bölümde ayrıca dönem konjöktürü göz önünde bulundurularak, 20.Yüzyıl'ın başlarında Azerbaycan`da kurulmuş olan Demokratik Cumhuriyetin siyasetinin birfiil çokkültürcü bir siyaset olmasının okuması yapılmaya çalışılmıştır. Araştırma, aynı zamanda çokkültürcülüğü esas alarak resmi düzeyde ve anayasal çerçevede etnik azınlıkların hak ve özgürlüklerinin temin edilmesi yolunda devlet tarafından atılan adımları da içermektedir. Son bölümdeyse, SSCB dağıldıktan sonra 1991 yılında bağımsızlığına tekrar kavuşan Azerbaycan Cumhuriyeti`nin geçen 28 yıl süre zarfında iç ve dış siyasetinde çokkültürcülüğün önemi araşırtırılmıştır.
Yerel yönetim liderliğinin siyasal yükselişe etkisi: Recep Tayyip Erdoğan örneği
Özellikle son yarım yüzyılda siyasal, ekonomik, sosyo-kültürel, iletişim ve teknolojik alanlarda dünyayı etkileyen değişim ve dönüşümlerin bir neticesi olarak ortaya çıkan küreselleşme ile birlikte; dünyada, uluslar, toplumlar ve yerel gruplar arasındaki karşılıklı ilişkiler ve etkileşimler derinleşerek genişlemiş ve hızlanmıştır. Uluslararası düzeyde ticaret yapan sermaye kuruluşlarının ticaret hacimlerini genişletme çabası, yeni üretim ve tüketim anlayışlarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızda gelişmesi ve yayılması ile birlikte, medya teknolojilerinin de katkısıyla bilginin paylaşımı ve kültürel etkileşim artmıştır.Tüm bunlar yaşanırken küreselleşme, ulus devlet modelini de etkilemiş ve kamu yönetimi anlayışında bazı değişiklikler yapılmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle gelişmiş ülkeler ve dünyanın gelişmekte olan birçok ülkesinde merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.Bu çalışmalarda yerel yönetimlerin, sadece etkin, verimli ve kaliteli kamu hizmetleri sunan bir yapı olmaktan daha çok ekonomik gelişmelerde daha etkili bir rol üstlenen, kendi kaynağını oluşturan, uluslararası ilişkilerde etkili roller üstlenebilen bir yapıda olması hedeflenmiştir. Yerel yönetimlerin önem kazandığı günümüz yeni kamu anlayışı ile birlikte merkezi yönetimler, yetkilerinin bir kısmını yerel yönetimlere devretmek zorunda kalmışlardır.Ülkemizde yerel yönetimlerin tarihi pek eskilere dayanmamakla birlikte; özellikle 1980'lerden sonra çıkarılan yasalar ve 1990'larda hazırlanmaya başlanan reform paketleri ile birlikte yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sağlanmıştır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile birlikte, bu alanda yapılan yerel siyaset de önem kazanmış ve yerel siyasetin genel siyasete olan etkisi artmıştır.Yerel siyasetin merkezinde bulunan belediye başkanlarını, yönettikleri organizasyonların yerel yönetim liderleri olarak tanımlayabiliriz. Ülkemizde, yerel yönetimlerin yakın dönemlere kadar pek fazla önemsenmediği, işlerin daha çok partilerin il ve ilçe yönetimleri aracılığı ile yürütüldüğü ancak 1990'lardan itibaren önem kazandığı göz önünde bulundurulduğunda; yerel yönetim liderliği kavramının siyaset literatüründe pek fazla kullanılmadığı görülecektir.Biz çalışmamızda; 2002, 2007 ve 2011 genel seçimlerinde büyük başarı elde ederek üç dönem üst üste T.C. Başbakanlık koltuğuna oturan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 1994 ile 1998 yılları arasında yerel yönetim lideri iken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde gösterdiği performansı ve lider özelliklerinin siyasal yükselişine etkisini inceleyeceğiz.
Türkiye'de yerel siyaset ve temsil: İstanbul örneği
Demokrasi çoğunluğun haklarının birincil olarak belirlediği gibi azınlık haklarını da güvenceye alan, sosyal eşitsizliği yok etme adına fırsat eşitliğini gözeten ve kamu işlerinde halkın katılımını ve görüşünü benimseyen bir araçtır. Demokrasinin, demokratik yönetim olarak halkı temsil etme niteliği taşıması gerekmektedir. Demokratik yönetimlerde temsil, halk katmanlarıyla temsilciler arasındaki oransal denkliği temsil eder. Başka bir deyişle halkın seçtiği belediye meclis üyeleri, farklı sınıf ve toplumsal kesimde yer alan toplulukları temsil etmektedir. Temsil edenlerle seçmenler arasında mesafe yakınlığının olması etkililik ve verimliliğin artmasına sebeptir. Temsil noktasında yaş, cinsiyet, eğitim ve meslek grubu önemli noktalardır. Günümüzde hızlı gelişen bilim ve teknoloji ışığında yerel mekanizmaların artışı görülmektedir. İnsanları sisteme dâhil etmek ve yerel kalkınmayı sağlamak için bir takım oluşumlar kurulmaktadır. Bu çalışmada demokrasi ve temsil kavramlarına değinilmiş ve yerel yönetimler bazında incelemeler yapılmıştır. Avcılar ve Başakşehir Belediyeleri'nin meclis üyeleri karşılaştırılmış; meclis üye sayıları, cinsiyet dağılımları, eğitim durumları, yaş dağılımları, meslek durum dağılımları, encümen karar sayıları ve BİMER'e yaptıkları başvurular incelenmiştir.
Yerel siyasette etik
Yerel yönetimler, demokrasi kültürünün doğduğu ve geliştiği örgütsel yapılardır. Toplumun yönetim ve karar alma süreçlerine katılma imkanının daha yüksek olduğu bu örgütsel yapılar, bir çok bireysel ve toplumsal değerlerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamaktadır. Toplumsal ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurulan yerel yönetimler, halka sunmuş oldukları hizmetleri karşılıksız olarak hiçbir kar amacı gütmeden yerine getirmektedirler. Yerel yönetimlerin halka yakın olması, içinde bulunduğu toplumun ahlaki ilkelerine ve kültürel değerlerine uygun hareket etme noktasında daha dikkatli davranmasını gerektirmektedir. Bu yakınlık, toplum için yerel yönetimlerin uygulamalarındaki olumlu ve olumsuz yönleri değerlendirme açısından kolaylık sağlamaktadır. Yerel yönetimlerin yönetim mekanizmalarında, karar alma ve uygulama süreçlerinde bazı zafiyetlerin olması muhtemel bir durumdur. Bu zafiyetler süreç içerisinde etik ilkelerin ihlaline ve etik dışı davranışların oluşmasına neden olmaktadır. Yerel yönetimlerde mali kaynakların etkin ve verimli kullanılması, kaliteli ve nitelikli hizmet sunulması, şeffaf, hesap verebilir ve kamu yararı ilkesini gözeten bir yönetim anlayışının oluşturulması noktasında, etik ilkelerin önemi ortaya çıkmaktadır. Etik ilkeler, toplumlar arasında farklılıklar göstermekle birlikte, adil davranma ve bireyin hakkını koruma düşüncesiyle geliştirilen değerlerdir. Bu değerlere aykırı davranılması, toplumun zararına etik dışı bir tutumdur. Günümüzde yerel yönetimlerde etik dışı davranışlar içerisinde en yaygın olanları: rüşvet, irtikap, zimmet, kayırmacılık, çıkar çatışması, bireysel menfaat elde etme amacıyla görevi kötüye kullanma, partizanlık ve kamu yararını gözetmeme şeklinde sayabiliriz. Kentsel yaşamda, günümüzde artan toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve kaliteli hizmet sunulması açısından, yerel yönetimlerin etik dışı uygulamalara yönelik olarak, etkin çözümler üretmelerini bir zorunluluk olarak değerlendirebiliriz. Etik dışı davranışlara yönelik olarak, son zamanlarda yerel yönetimlerde oluşturulan etik komisyonları, yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşmaya karşı mücadelede en belirgin ve en etkin denetim mekanizmalarıdır. Bu komisyonlar belirlenen kriterler doğrultusunda, yerel yönetimlerde görülen etik dışı davranışlara bazı yaptırımlar uygulamaktadır. Etik değerleri yaygınlaştıran ve sürekliliğini sağlayan bu tür çalışmalar, aynı zamanda toplumun bu değerleri öğrenme ve benimsemesi noktasında da katkı sağlamaktadır. Toplumsal, Ahlaki, Siyasi ve Yönetsel yozlaşmaların önlenebilmesi, yasal ve idari yaptırımların yanı sıra, etik ilkelerin bu alanlarda etkin bir şekilde uygulanması ile ancak mümkün olmaktadır. Modern çağda etik kavramı, oluşan farkındalıkla birlikte anlam ve önemi gün geçtikçe artan bir nitelik kazanmıştır.
Children rights and abuse of children in the world of politics
The concept 'child' has been perceived differently and has changed over the years. While a child was seen as a slave in and prior to the 18th century, it has become a more proper concept today and the Convention on the Rights of the Child in particular, has led to a more swift adoption of it by states. Child abuse has become more critical and while violence and its methods against children were unknown and ignored in the past, it is more exposed and spread by institutions created nowadays. Child abuse is defined by the World Health Organization as 'intentional or unintentional behaviors of an adult, society or a country that adversely affect the health and physical development of a child'. In this study, children's rights, the history of the convention, child abuse and its types have been examined. These countries have been examined according to the rate and types of abuse applied in them by looking at the causes and consequences of abuses. Protective and preventive policies, institutions and service models for the protection of children against all forms of violence in our country and around the world have been investigated. This study focuses on the basic reasons and solutions to child abuse in Turkey. Lack of education and poverty are the main reasons of child abuse in the country. To solve the issue of child abuse, the level of education should be increased and poverty should be eliminated. Education and programs aimed at protection and rehabilitation of children has been investigated at the end of this study and the results have been examined by looking at the objectives and activities of those programs. In this case, data provided by institutions such as UNICEF and UNESCO for the protection of child abuse has been used.
2000'li yıllarda Türk grafik tasarımının gelişimi
Tarihsel süreç boyunca, siyasi gelişmelerin doğrudan ekonomik gelişmeleri etkilediği gözlemlenmiştir. Teknoloji ise gelişimini ekonomi ile paralel sürdürmüştür. Tüm bu etkenler dolaylı olarak önemli bir kitle iletişim aracı olan grafik tasarımın gelişim sürecine yön vermiştir. Böylece 2000'li yıllarda Türk grafik tasarımının gelişimini araştıran tez çalışması kapsamında, tüm bu faktörlerin etkileri araştırılmaya çalışılmış ve kaynak taramalarına ek olarak tasarımcı ve eğitimcilerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Tez çalışmasının ilk bölümünde; Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına, 1950-1960 yılları arası çok partili, 1960-1980 yılları arası planlı ekonomi ve 1980- 2000 yılları arası yabancı sermaye olmak üzere dört ayrı dönemin siyasi, ekonomik ve teknolojik süreçleri ele alınarak 2000 yılına kadar Türk grafik tasarımında yaşanan gelişmeler incelenmiştir. 2000'li yıllardaki gelişime ise, yine dönemin ekonomik ve teknolojik gelişmeleri ışığında ikinci bölümde değinilmiştir. İkinci bölüm üç alt başlıkta toplanarak birinci başlıkta ekonomik, teknolojik ve tasarım alanındaki gelişmelere, ikinci alt başlıkta grafik tasarım eğitimine, üçüncü başlıkta ise 2000'li yıllarda grafik tasarım alanında çalışmalarına devam eden tasarımcı ve eğitimcilerin görüşlerine yer verilmiştir. Grafik Tasarım sektörünün ve eğitiminin günümüzdeki durumunun detaylı olarak incelendiği bu bölümde, grafik tasarımın geleceği konusunda sorun tespiti ve yeni öneriler oluşturulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Grafik tasarım tarihi, Türk grafik tasarım tarihi, tasarım ve siyaset, tasarım ve ekonomi, tasarım ve teknoloji.
A study of Pakistan's political parties' control overstate resources and redistribution in the light ofpanama papers
The aim of the thesis is to analyze and summarize the existing theoretical and secondary work on corruption in Pakistan. Two of the major political parties' (PMLN and PPP) tenures will be discussed as they have ruled the country for about 30 years. Additionally, their control over the resources will be highlighted and how they have paved ways for corruption in every institution. The thesis begins with a brief overview of key definitions and conceptualization of corruption and then turns to a review of the causes of corruption in the light of theoretical framework. This is followed by the major corruption leaks known as 'Panama Papers' which caused a bustle in Pakistani politics as one of the prominent political parties' (PMLN) head and his family was named in those leaks that how they have been over the years money laundering to buy hidden off shore companies. The significant questions that are addressed in this thesis include the understanding of the connection between corruption and party rule, what condition along with the structure would result in corruption in the country and measures that are needed to be undertaken in order to eradicate party corruption first and then corruption on the mega level. The thesis ends with the main corruption events in the history of Pakistan followed by suggestions and recommendations that might help to reduce corruption. The thesis also addresses the important aspect of corruption and improper allocation of country's resources with regards to the most powerful political parties of Pakistan PPP and PMLN. It discusses the most important factors of corruption with regards to the parties' exercise within the parliament, election campaign, and overall control of the party over the resources of the country and its redistribution. Keywords: Corruption, Panama leaks, Pakistan, Pakistan Muslim party, Pakistan people's party, State
Women in politics in islamic states: A case study of Afghanistan and Pakistan
The present thesis aims to determine the actual states of women in politics of Afghanistan and Pakistan and find out the factors that effect on women's political participation and restrict the level of participation. This thesis emphasizes that the equal participation of men and women in governmental process and political affairs is essential for reaching to the free and fair society. Through findings of this thesis the success of democracy is directly dependent on the equality based on gender, ethnic, creed, religion and so on. The research context of this thesis goes to Islamic states and particularly analyzing the status of women in Afghanistan and Pakistan. The traditional culture, patriarchy, misinterpretation of religion founded as the main obstacles of women deprivation of politics within these two Islamic democratic states, that these factors causes for the emergence of gender based violence, discrimination, rape and idea of behaving with women as the second gender. This thesis goes to analyze and find out the different interpretation of Islam and democracy perspectives regarding to women social and political activities. Through this thesis we found out that the level of women's political participation had been raised after 2000 in both countries, reforms 2000 in Pakistan and coming of new democratic regime along with international support caused for women to be more empowered and active in politics and persuaded women to get apart in political and social affairs of these two societies. Analyzing of historical circumstances of women in both countries, helped this thesis to be more serious in finding the actual position of women in two traditional societies, that are mostly influenced of patriarchal culture in case of women. The share of women in politics had been raised, but only in numbers, while still women who are direct or indirect involved in political affairs or legislative organs experiencing a symbolic role with no authority of decision making. This thesis found out that the women are still used as a tool for having more power in government and more seats in legislative body of government in Pakistan, and for getting more support of international community by government in Afghanistan. Along with the above factors that helped women to be involved in politics, the legal contexts of both countries motivated women to be aware of their rights and participate in elections as voters and as candidate, but there have never been a fully protected atmosphere for women to compete with male candidate of the elections. The reasons that are found in this thesis again goes to the deep rooted traditional culture and misconception of Islam. The recommendation of this thesis for empowering the women for their equal rights goes to combat for annihilation of traditional culture and establishing the a theory along with democratic aspects.
Medyanın siyaset üzerindeki rolü: 12 Eylül ve 15 Temmuz karşılaştırması
Egemen güçler, siyasi yapılar ve liderler çok sayıda insana aynı anda ulaşabilmek adına radyo, televizyon ve gazeteler gibi kitle iletişim araçlarını kullanmaktadır. Medya bu anlamda kitlelerin algılarının şekillenmesinde en önemli rolü oynamaktadır. Egemen güçler gelişen imkanlarla birlikte insanlara daha kolay ulaşabilir, fikirlerini insanlara daha kolay iletebilir ve medyayı kendi amaçları doğrultusunda yönlendirebilir hale getirmiştir. Kitle iletişim araçları geçmişten bugüne reklam, propaganda ve siyasal iletişim aracı olarak işlev görmüştür. Türkiye'de 12 Eylül Askeri Darbesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında ve onu takip eden diğer günlerde gazeteler dahil tüm iletişim araçları ile bir algı yönetim süreci yaşanmıştır. Toplumsal psikolojiyi derinden etkileyen olaylarda medya araçlarının yüklendiği rol çok ağırdır ve insanların olaylara bakış açısını şekillendirmektedir. Bu çalışmada, "Hürriyet gazetesinin farklı dönemlerde ortak bir toplumsal olay olan darbe girişimi karşısında yaklaşım ve söylem farklılıkları var mı?'' sorusu, ilgili dönemlere dair incelenen vitrin sayfa haberleri ile cevaplanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda iki ayrı dönemde Hürriyet gazetesinin olayları takip eden 15 gün içerisindeki vitrin sayfa haberleri biçimsel ve içeriksel olarak incelenmiş, analiz edilen toplam 188 haber, aradaki farklılık ve aynılıklara göre sayma ve tanımlama yöntemiyle tablolaştırılmıştır.
Siyasal bileşenlerin siyasal başarıya etkisinde liderlik görevlerinin rolünün incelenmesi ve bir araştırma
Demokratik sistemlerde, vatandaşın temsiliyeti siyasal partiler aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu çerçevede seçmen bağlılığının artırılması, bunun sürekli hale gelmesiyle siyasal başarıyı elde etmeye çalışan siyasal partiler, günün koşullarını doğru analiz ederek politikalarını şekillendirmek zorundadır. Bu noktadan hareketle hazırlanan araştırmada, siyasal başarının oluşumu, siyasal bileşenlerin etkisi ve liderlik görevlerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 572 kişilik katılımcı grubu ile analiz çalışması yapılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen siyasal bileşenler ölçeği, liderlerin görevleri ölçeği, siyasal başarı ölçeği ile birlikte demografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.00 ile yapılmış olup; faktör ve güvenirlik analizleri, betimleyici istatistikler, korelasyon, regresyon, t-test ve anova'dan yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, siyasal bileşenlerinin liderlerin görevlerine yönelik algı ve siyasal başarı üzerinde artırıcı etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte liderlerin görevleri de siyasal başarıyı artırmaktadır. Aracı rolün değerlendirilmesi için yapılan analizlerde ise liderlerin görevlerinin, örgüt kültürünün unsurları siyasal bileşenlerinin siyasal başarı üzerindeki etkisinde aracı rol üstlendiği tespit edilmiştir. Demokratik yönetim ve demokratik liderlik tarzlarına ilişkin algı artan yaş ile birlikte azalmakta, liderlerin görevlerine ilişkin algı ise artmaktadır. Küçük yaş grubundaki katılımcıların ise siyasal başarı algısı daha yüksektir. Eğitim düzeyi açısından yapılan değerlendirmelere göre, lisans ve lisansüstü mezunu katılımcıların örgüt kültürünün unsurları ve liderlerin görevlerine ilişkin algıları yüksek, siyasal başarı algıları ise düşüktür. Bununla birlikte gelir düzeyi arttıkça örgüt kültürünün unsurları ve liderlerin görevlerine ilişkin algı da artmaktadır. Araştırmanın sonuçları, siyasal başarı elde edebilmenin en önemli kıstasının, demokratik yönetim ve demokratik liderlik tarzının örgüt kültürüne dönüşmesiyle siyasal başarının sağlanacağı yönündedir. Siyasal partiler siyasal başarının sürdürülebilir olması için bu konuda seçmen taleplerini doğru algılamalıdırlar.
20. yüzyıl Türkiye mimarlığı ve dönemin politik koşulları ile ilişkisi
Bu çalışmada mimarlık ve politika kavramları arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve bunun mimari tasarımlara ve kentlere nasıl yansıdığını incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle çalışmada değinilen önemli kavramların tanımı yapılmış ve bu kavramların mimarlık disiplini ile ilişkisi açıklanmıştır. Daha sonra farklı rejim türlerine sahip üç ülke örneği seçilip, iktidar tutumları ve mimarlık bağlamında karşılaştırma yapılmıştır. Son olarak ise Türkiye Cumhuriyeti bu bağlamda incelenmiş, 20. yüzyıl ile sınırlı olan dönem boyunca yaşanan politik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin Türkiye mimarlığına ve kentlere nasıl yansıdığı analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda dönemin politik koşullarının mimarlık ve kentler üzerinde geniş bir etki alanının olduğu fakat bu etkinin mimarlığın temel amaçlarına, kent düzenine ve dolayısı ile toplumun ihtiyaçlarına ters düşen uygulamalara sebep olduğu saptanmıştır. Buna göre çalışma, ortak konusu kentler olan mimarlık ve politika kavramları arasındaki hiyerarşik ilişkinin mimarlık, kent ve toplum yararı için nasıl geliştirilebileceği ve düzenlenebileceği hakkında önerilerde bulunmuştur.
Togan Şeyh el-Eşrefî'nin Siyaset-i Şer'iyye anlayışı
Bu çalışmada, neşredilmiş bir eseri dışında hakkında herhangi bir araştırma yapılmamış, 15. yüzyılda Memlükler döneminde yaşamış, politik ve ilmi yönünün yanı sıra sufî bir âlim olan Togan Şeyh el-Eşrefî'nin siyaset-i şer'iyye anlayışı incelenmektedir. Togan Şeyh'in siyaset-i şer'iyye düşüncesi, bu alana dair yazdığı el-Burhân fî fadli's-sultân, Menhecü's-sülûk fî siretî'l-mülûk, el-Mukaddimetü's-sultâniyye fi's-siyaseti'ş-şer'iyye eserlerinin yazma nüshaları esas alınarak, İslam hukukunun teşekkülünden Memlükler döneminin sonlarına kadar kaleme alınmış siyaset-i şer'iyye ve ahkamu's-sultaniyye literatürünün temel metinleriyle mukayeseli bir biçimde bu metinlerle aralarındaki benzer ve farklı yönler tespit edilerek ele alınmaktadır. Memlüklerin çoğulcu yapısına uygun olarak dört mezhebe göre siyaset-i şer'iyye yazma iddiasıyla yola çıkan müellifin çabaları tetkik ve tenkit edilerek ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Togan Şeyh, Memlükler, Siyaset-i şer'iyye, Ahkâmu's-sultâniyye, el-Burhân, Menhecü's-sülûk, el-Mukaddimetü's-sultâniyye.