State administration
77 theses under this subject heading
Toplumsal cinsiyet ve dış politika:Türk dış politikasında Tansu Çiller Dönemi 1996-97
Bu tezin amacı, toplumsal cinsiyet çalışmaları ile Uluslararası İlişkiler çalışmalarını Türkiye'nin ilk kadın dışişleri bakanı olanı Tansu Çiller üzerinden birleştirmeye çalışmaktır. Bu çalışmada dış politika kurumunda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin varlığı incelenecektir. Bu incelemenin temel amacı da kadınlar karar verici olarak dış politika kurumuna dâhil olduğunda nasıl davrandıkları ve toplumsal cinsiyetin performatif edimler aracılığıyla kurumun yapısını nasıl etkiledikleri sorularını cevaplamaktır.Dış politika kurumunda tahakküm ilişkilerini toplumsal cinsiyet üzerinden anlamak için, analizin odak noktası Çiller'in söylemleri olacaktır. Burada amaç Çiller'in söylemlerinde eril-dişil kimlikleri nasıl konumlandığını ve bunun dış politika ile geleneksel eril zihniyet arasındaki ilişkiye etkisinin nasıl olduğunu açıklamaktır.
Sosyal medya platformlarının devlet yönetimine müdahalesinin analizi
Bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında, sosyal medya platformlarının devlet yönetimine müdahalelerinin analizi yapılmıştır. Siyasal düşünce tarihinde görüldüğü gibi, devletler doğası gereği imperium alanlarını koruma refleksine sahiptir. Bu durum, imperium alanını korumak isteyen devletin sosyal medya platformları ile güç mücadelesine girmesine neden olmaktadır. 6 Ocak 2021 ABD Kongre Baskını sürecinde dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın maruz kaldığı sosyal medya sansürü bu durumu gözler önüne sermektedir. Trump'ın sansüre maruz kalması, Twitter'dan çekilen veriler ile ifade edilmiştir. Devletler ile sosyal medya platformları arasında güç mücadelesinin derinleşmesinin doğurabileceği olası senaryolar değerlendirilmiştir. Bu bağlamda güç mücadelesini engellemek amacıyla her iki aktörün çıkarlarının korunabileceği, verimli bir iletişimin kurulabileceği, çok paydaşlı katılımın sağlanabileceği, norm ve davranış ilkelerinin belirlenebileceği özel bir yönetişim modeli önerilmiştir. Küresel Sosyal Medya Yönetişim Modeli devlet ve sosyal medya arasındaki güç mücadelesini engelleme, birey hak ve özgürlüğünü koruma kapasitesi olduğunu ortaya konmuştur.
Türkiye siyasetinde devlet ve borçla yönetmek, 2002-2020
Bu tez bağlantılı iki soruya cevap aramaktadır. Birinci soru şu şekildedir: küresel siyasette ve Türkiye'de 2000'li yılların yaklaşık ilk iki onyılında devlet ve borçla yönetme dispositifleri ekseninde iktidarın üretimi ve yeniden üretimi nasıl gerçekleşti? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla devlet ve borçla yönetme dispositiflerinin gelişim sürecine ve AKP hükümetlerinin politik ekonomiyi ve iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne ışık tutulmaktadır. Borçla yönetme dispositifinin iktidar üretiminde nasıl işlevli hale geldiğini anlamak amacıyla finansallaşma süreçleri ve borçlandırmayla ilgili veriler analiz edilmektedir. Burada finansallaşan ekonominin borçlu insanın imalinde önemli bir zemin oluşturduğu ve borçlu insanın imalinin egemenle olan tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini derinleştirdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın cevabını aradığı ikinci soru ise küresel siyasetteki bu durumun Türkiye siyasetine aktarımı ve aldığı özgül biçimlere dairdir. Bu çerçevede, 2002-2020 yılları arasında devlet dispositifinin güvenlik devleti olarak yeniden yapılandırılması süreci yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden ele alınmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren egemen toplum-birey ilişkisinde iktidar üretiminde devlet ve borcun daha faal hale geldiği ve bu iki dispositifin bazı durumlarda birbirlerinin yeniden üretimine katkı sağladığı vurgulanmaktadır. 2016 yılı itibariyle Türkiye politik ekonomisinde köklü değişimlerin gerçekleşmeye başladığı gözleminden hareketle ve küresel gelişmelerin de etkisiyle borçla yönetmenin sınırlarına ulaşarak borçla yaşama evresine geçildiği iddiası bir dizi veri temelinde öne sürülmektedir. Bu tez, bahsi geçen dönemi güvenlik devletinden post-güvenlik devletine geçiş olarak karakterize etmektedir. Bu tezin mevcut literatüre özgün katkısı çağdaş Türkiye siyasetinin dispositif kavramı ve küresel siyasetle ilişkili bir şekilde incelemesinde yatmaktadır.
Sâmânîler Devleti'nin vezirleri
İslâm devlet teşkilâtında halife veya hükümdardan sonra gelen en yetkili kişi vezirdir. Kelimenin anlamı "vezer" (sığınılacak yer), vizr (ağır yük, günah) ve ezr (güç, kuvvet) kökeninden gelir. Abbasîler dönemine kadar vezir unvanını taşıyan yöneticiler bulunmamaktadır. Bunun yerine devlet başkanına yardımcı olan danış-manların varlığı bilinir. Abbasî devlet teşkilâtı kendisinden sonra kurulan İslâm dev-letleri arasında örnek alındı. Bunlardan biri de Sâmânîler Devleti idi. Sâmânî vezir-leri kalem ehlinden olup yetkileri açısından bakıldığında ilmî yönleriyle dikkat çe-kerdi. Hükümdarın devlet yönetiminde yetersiz kaldığı zamanlarda veya çocuk yaşta olma durumunda vekil sıfatıyla devleti vezirler idare ederdi. Sâmânîler II. Nasr b. Ahmed zamanında yapılan fetihler ile en geniş sınırlara ulaştığı siyasî, sosyal, kültü-rel ve idarî alanda devletin altın çağını yaşadığı bir devirdi. Ancak I. Nuh b. Nasr ve sonrasında başa geçen hükümdarlar devlet yönetiminde yetersizdi. İlk zamanlar ve-zirler geniş yetkilere sahip olmasına rağmen Sâmânîlerin zayılamasıyla birlikte yetki ve sorumlulukları azalmaya başladı. II. Nuh b. Mansur denge politikası izleyip dev-letin ömrünü uzattıysa da başarılı olamadı. Nihayetinde Karahanlıların 389/999 yı-lında Buhârâ'ya girmesiyle Sâmânî Devleti son buldu.
Tarihsel devlet dönüşümü kapsamında haydut devlet
Sermayenin ve devletin uluslararasılaşması sürecinde meydana gelen olayların, uluslararası hukuk nezdinde dönüştürücü etkisi oldukça önemlidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan tüketim normlarının uluslararasılaşması süreciyle başlayan yeni dönem, 1980'li yıllardan sonra neo-liberal politikalar neticesinde sermayenin uluslararasılaşmasının hızlanmasıyla giderek etkisini artırmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, uluslararası hukukun dönüşümünde Amerikan hegemonyasının etkisi zirveye ulaşmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan terör saldırıları, Amerikan dış politikasında yeni bir savaş stratejisinin doğmasına neden olmuştur. Uluslararası hukuka "önleyici/öngörücü meşru müdafaa" ve/veya insancıl hukuk çerçevesinde ortaya atılan "koruma sorumluluğu" gibi kavramlarla Amerikan çıkarlarına aykırı hareket eden devletlere müdahalelerde bulunulmuştur. Müdahalelerin meşrulaştırılması için uluslararası hukuk araç olarak kullanılmış ve bu işgaller, uluslararası hukuka eklemlendirilen kavramlar neticesinde meşru bir tabana oturtulmaya çalışılmıştır. Haydut devlet kavramı da bu amaçla ortaya çıkmış ve sermayenin uluslararasılaşması sürecine ayak uydurmak üzere gerekli devlet dönüşümlerini gerçekleştiremeyen, Batılı anlamda demokratik olmayan, ABD hegemonyasının çıkarlarına aykırı hareket eden devletleri tanımlamak için kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler Haydut Devlet, Önleyici/Öngörücü Meşru Müdafaa, Terörizme Karşı Savaş, Uluslararası Hukuk, Ekonomi Politik.
Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı ve Türkiye Selçukluları'nda Saltanat Nâipliği
Saltanat nâipliği bir müessese olarak her Türk-İslam Devleti'nde mevcut olan bir makam değildi. Bununla beraber var olduğu her devlette de aynı derecede pozisyona ve nüfuza sahip bulunmamaktaydı. Devletlerin merkezine ve eyaletlere tayin edilen saltanat nâiplerinden merkezde yer alan saltanat nâipleri saltanata yakın olmaları sebebiyle eyalet saltanat nâiplerinden farklı olarak iktidar üzerine doğrudan müdahil olabilme şansına sahipti. Çalışmamızın konusunu oluşturan Memlûk, Delhi Türk ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nin merkezde yer alan askeri kabiliyete sahip saltanat nâipleri, idari işlerde de tecrübe sahibiydiler. Saltanat nâipleri sahip oldukları bu askeri, siyasi kabiliyetleri ve ayrıca kendilerinde bulunan meziyetleri ile devletlerin yönetim anlayışları çerçevesinde, hizmet ettikleri devletlerin yöneticilerinin başa geçmesinde veya hal edilmesinde belirgin bir şekilde rol oynamışlardır. Hatta onlardan sultanlık makamına dahi çıkanlar mevcuttur. Biz bu çalışma ile belirttiğimiz saltanat nâiplerinin iktidar üzerindeki etkilerini siyasi bağlamda öncesinde müstakil olarak her üç devlet üzerinde örnekleri ile ele aldık. Daha sonra ise bu saltanat nâiplerinin pozisyonlarının ve etkilerinin benzer ve farklı olan yerlerini tespit ederek karşılaştırmalı olarak bir değerlendirmede bulunup bunun akabinde bir sonuca ulaşmaya çalıştık. Anahtar Sözcükler Saltanat Nâipliği Makamı, Saltanat Nâibi, Niyâbet, İktidar, Gulam, Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı, Türkiye Selçuklu Devleti
Kaçar tarih yazıcılığında hanedanın meşruiyeti
Safevi Devleti'nin yıkılışı ile birlikte Kaçarlar İran'ın iktidara talip güç unsurlarından biri oldular. Rakipleri Afşarlar ile Zendleri bertaraf edip İran saltanatını ele geçirmeleri 1796 yılını buldu. Meşrutiyet Devrimi'nin sarstığı Kaçar hanedanı Birinci Dünya Savaşı'nı takip eden istikrarsızlık sırasında, 1925'te Meclis kararıyla son buldu. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Kaçar idaresinin tarih yazıcılığı vasıtasıyla ortaya koyduğu meşruiyet anlayışı incelenmiştir. Kaçar vekayinamelerinde hanedana idari, dinî ve tarihî meşruiyet kazandırmaya yönelik anlatılara yer verilmiştir. İdari meşruiyetin inşası amacıyla hükümdarlar ile veliahtlarının saltanatın hak sahipleri oldukları açıklanmış, devletin hanedana aidiyetinin nedenleri, ülkenin tarihî topraklarına niçin hâkim olunması gerektiği ve iktidarın mutlak oluşunun lüzumu üzerinde durulmuştur. Dinî meşruiyetin inşasında Şii fıkhıyla doğrudan çelişilmeyerek hükümdarların ve devletin İslamiyet'i ve Şiiliği temsil ettikleri ileri sürülmüştür. Kullanılan hukukî kavramlarla Kaçar yönetim anlayışının hukuka yaklaşımı ortaya konmuştur. Bu sayede kanuna dayalı bir idarenin kurulamayışının düşünsel nedeni anlaşılmaktadır. Tarihî meşruiyetin teminine yönelik, hanedanın kökeni ve geçmiş devirlerin hanedanlarıyla bağları hakkında iddialarda bulunulmuştur. Bu iddialar Türklerin ve İran'ın İslam öncesi tarihleri ile İslam'dan sonra İran'ı yöneten hanedanların bir arada değerlendirildiğini göstermektedir. Halkın memnuniyetini kazanmayı başaramayan Kaçar idaresinin inşasına çabaladığı meşruiyet anlayışı, muhaliflerinin fikriyatına yenik düşmüştür. Şii fıkhının siyasi kuramı Kaçar tarihi boyunca hanedanın dinî zeminini aşındırmıştır. Kanuna dayalı muntazam bir idare kuramayan mutlak saltanatın yerini meşruti saltanat almış, nihayet Kaçar hanedanı iktidarı kaybetmiştir. Kaçar hanedanı ıslahatın başarılamayışının ve ülkenin içinde bulunduğu zaafın müsebbibi olarak addedilmiştir. Islahat talep eden aydınların faaliyetleri neticesinde İran'ın İslam öncesi tarihini merkeze alarak Türk unsurunu dışlayan bir tarih ve kimlik anlayışı gelişmiştir.
Kamu yönetiminde idari kapasite Türkiye'den bulgular
Bu tezin amacı idari kapasite kavramının ilk ortaya çıktığından itibaren geçirdiği evrimi göstermektir. Bu amaca ulaşmak için metin analizi ve politika transferi yöntemine başvurulmaktadır. Tezde kavramın anlaşılması için politika transferinin unsuru olan oyuncular aracılığıyla bir araştırma yapılmaktadır. Üç bölüm olarak kurgulanan tezin ilk bölümünde kavramsal çerçeve, ikinci bölümde uluslararası örgütler ve üçüncü bölümde ise Türkiye örneği üzerinden idari kapasite kavramı incelenmektedir. Kavramsal boyutları-bürokratik özerklik, bürokratik kapasite, devletin yönetim biçimi, idari reform ve kaynak yönetimi olarak- çıkarılan idari kapasite kavramı, literatürde kapasite geliştirme, politika kapasitesi ve devlet kapasitesi gibi farklı ancak iç içe geçmiş kavramlarla bir arada kullanılmaktadır. Kavram teorik gelişim sürecinde üç farklı anlama karşılık gelmektedir. Bunlar sırasıyla, idari faaliyet; kamu politikası belirleyici ve uygulayıcı olma ve performans ölçütü olmadır. İdari kapasite, BM bünyesinde «teknik ve idari yardım» ile başlayarak yerini «sürdürülebilir kalkınma amaçları için kapasite geliştirme» ye bırakmaktadır. Dünya Bankası ve IMF kavramı kırılgan ve çatışma sonrası devletler için geçerli olacak şekilde devlet inşası odağında kullanmaktadır. AB üyelik koşulu olarak sunduğu idari kapasite kavramında farklı ülke grupları için farklı pozisyon almakta, üyelik sonrası süreç için de kavramın geçerli olduğunu vurgulamaktadır. OECD, AB ile ortak politikalar izlemektedir. Türkiye'de kavram, AB'ye adaylık sürecinde bir reform gerekliliği olarak idari kapasitenin güçlendirilmesi üzerinden kurgulandı. Kavramın kamu yönetimine yansıması üç süreçle gerçekleşmektedir. Bunlar, idarenin geliştirilmesi, AB'ye üyelik koşulu ve BM etkisiyle sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesidir. Sonuç olarak neoliberal politikalar doğrultusunda değişen devleti niteleyen idari kapasite kavramının kaynağı, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bir müdahale aracı olarak kullanan uluslararası örgütlerdir. Türkiye 2000 sonrası reform sürecini uluslararası örgütler-özellikle AB'ye uyum- ile meşrulaştırmaktadır. Türkiye'de idari kapasite kavramının günümüz kamu yönetimine yansıması bir yön değişimini vurgulamaktadır. Bu yansıma idari kapasiteden çok kurumsal kapasitenin öne çıktığı, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına yönelişi ifade etmektedir. Türkiye açısından AB adaylık sürecinde idari kapasitenin en çok üzerinde durulan boyutu kaynak yönetimiyken, 2016 sonrası süreçte BM'nin etkisi ve sürdürülebilir kalkınma amaçları için kurumsal düzeyde kapasite geliştirmeye dönüşmektedir.
I. Justinianus dönemi'nde devlet idaresi
Büyük Justinianus olarak bilinen I. Justinianus'un dönemi, Doğu Roma İmparatorluğu tarihinde dikkate incelenmesi gereken bir çağı temsil etmiştir. Birincil kaynakların analizi, tarihsel bağlamların incelenmesi ve akademik tartışmalara katılımı yoluyla bu tez, I. Justinianus ve çağının politik, idari ve dini detaylarına ışık tutmaya çalışarak Doğu Roma İmparatorluğu'nun ve onun kalıcı mirasının daha derinden anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Bu çalışmadaki tarihsel aralık, Doğu Roma'nın önemli tarihsel değişimler ve meydan okumalarının olduğu bir çağa rastlamaktadır. İmparatorluk'ta bölgesel genişlemelerin, kültürel karşılaşmaların, dini-mezhepsel tartışmaların ve entelektüel başarıların damgasını vurduğu bir dönem olan Justinianus Çağı, MS 527'den 565'e kadar süren saltanat dönemini kapsamaktadır. Kaynaklarda, Roma İmparatorluğu'nun ihtişamını geri kazanma, hukuk sistemlerini canlandırma, dini otoriteyi sağlamlaştırma, anıtsal mimari yapılar inşa etme ve entelektüel ilerlemeleri teşvik etme yönündeki iddialı çabalarla karakterize edilen Justinianus Çağı, aynı zamanda dönem tarihçilerinin çalkantılı iddialarını da barındırmaktadır. Bu dönüştürücü çabaların ismini koyan tarihsel merceğin, günümüz tarihçiliğinde ya da dönem tarihçiliğindeki farklılıkları, aynı zamanda Justinianus çağının farklılığını da açığa çıkarmaktadır. Bu çalışmada, Justinianus'un yaklaşık kırk yıl süren saltanatında kapsamlı yasal reformlar yapmak, dinin otoritesini korumak veya sağlamlaştırmak, hayranlık uyandıran mimari yapılar inşa etmek ve entelektüel başarılar geliştirmek için çeşitli sorulara cevap aranmıştır. Bunlar, Doğu Roma İmparatorluğu'nun gücünü pekiştirmek, kontrolünü sürdürmek ve nüfuzunu genişletmek için I. Justinianus tarafından kullanılan siyasi stratejiler nelerdi? Bu stratejileri sürdürülebilir kılmak için kullanılan devlet mekanizmaları nelerdi? I. Justinianus'un yasal reformları, özellikle Corpus Juris Civilis, kendi dönemindeki ve gelecekteki hukuk sistemlerini nasıl şekillendirdi? Justinianus'un idaresindeki dini politikalar ve teolojik tartışmalar nelerdi ve bunlar imparator ile Doğu Roma İmparatorluğu içindeki çeşitli dini gruplar arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdi? Bahsi geçen politikalar, özellikle Ortodoks Kilisesi, Monofizitler ve Miafizitler gibi alternatif dini gruplar da dahil olmak üzere, Maviler-Yeşiller gibi sosyo-politik gruplar arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdi? Ayasofya'nın inşası gibi, I. Justinianus'un ön ayak olduğu mimari projeler, dönemin dini, kültürel ve politik ideallerini nasıl yansıtıyordu? Bu ve buna benzer araştırma sorularını ele almak için bu tez, tarihsel analiz, hukuk, dini çalışmalar, mimari inceleme ve entelektüel araştırmayı birleştiren çok ayaklı bir kaynakça ele almıştır. Mevcut çalışmalarda Procopius'un Gizli Tarih'i, Justinianus yasal derlemeleri, dini metinler ve mimari yazıtlar gibi çağdaş anlatımlar da dâhil olmak üzere birincil kaynaklar, dönemi anlamak için temel kanıtlar olarak hizmet etmiştir. Bilimsel çalışmalar, tarihsel analizler ve akademik söylemden oluşan ikincil kaynaklar, I. Justinianus dönemine ilişkin eleştirel görüşler, yorumlara yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet idaresi, I. Justinianus, Doğu Roma İmparatorluğu.
State, bureaucracy and power in the Late Ottoman Empire (1908-1913)
This study explains power relations in the civil bureaucratic apparatus through the controlling mechanisms of appointing and dismissing state cadres. The struggle to control the bureaucratic apparatus during the first five years of the Second Constitutional period suggests an alternative narrative that challenges the existing literature on political history which describes power relations among the political elite only in terms of dominating the government and parliament. Alongside governmental and parliamentary conflicts, this study concerns the extension of power relations to the state apparatus through bureaucratic cadres. This approach is possible if the state is considered as neither a monolithic nor a unitary organization, as functional and institutional approaches to state theory do. Instead, such an approach must break from the modernization paradigm on which the literature of bureaucracy, including the late Ottoman bureaucracy, has long been based. Rather than focusing on grand narratives over long historical periods, this research evaluates short periods of time that were formed by everyday struggles among the actors who comprise history itself. This is evident when the complex struggles among different political and non-political actors to shaping state cadres are considered. For this reason, this dissertation puts to two antithetical practices – appointments and dismissals – under the microscope. Gubernatorial appointments and the mass purges (tensikât) are reviewed from this perspective.
Muhassıllık teşkilatı
DOKTORA TEZ OZU MUHASSILLIK TEŞKİLATI Ayla EFE Yakınçağ Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mayıs 2002 Danışman: Prof.Dr. Cahit BİLİM Esas itibarıyla iltizam sisteminden emanet sistemine geçişi ifade eden Muhassıllık Teşkilatı; Muhassıl, Muhassıllık Meclisi ve Askeri zabitan üzerine kurulmuştu. Çünkü, sistemde her türlü vergi gelirinin toplanma işi muhassıllara bırakılmıştı. Ancak, muhassılların yanında merkezden atanan mal ve nüfuz katiplerinin yanında, üyelerinin seçim ve atanma usulüyle belirlendiği muhassıllık meclisleri ve "umur-u tahsiliye ve zaptiyede" görevlendirilen askeri zabitan vardı. Muhassıllık Teşkilatı Mart 1840 tarihinde Bosna, Arnavutluk, Trabzon, Van, Kars, Diyarbakır, Bağdat dışında tüm Anadolu, Rumeli ve Adalar'da uygulanmaya başlanmıştır. Mart 1842 'den itibaren de " usul-ü tadiliye" adıyla yapılan mali ve mülki alanda yapılan düzenlemeler ile yerini eyaletlerde Müşir ve Defterdara, kazalarda Kaymakam ve Mal Müdürüne bırakmıştır. Bu nedenle, Muhassıllık teşkilatı çok kısa bir dönem uygulanma olanağını bulmuş olsa da, Türk yönetim geleneğinde seçim usulünün yerleşmesi ve yerel yönetim geleneğinin gelişimi açısından önemli bir aşama olmuştur.
13. ve 15. yüzyıllarda Osmanlı devlet yönetiminin toprak yönetimine etkileri
Dünyanın en köklü ve en işler yönetim mekanizmasına sahip olan Osmanlılar için toprağin dağıtımı, işletilmesi ve kullanımı çok önemli bir husustur. Hatta denilebilir ki Osmanlı devletinin yönetim sistemi toprak yönetimiyle doğrudan bağlantılıdır. Bir Ortaçağ devleti olarak Osmanlı İmparatorluğu kuruluş ve yükseliş dönemlerinde toprak sistemine büyük bir önem vermiştir. İşte bu çalışma 13.-15. Yüzyıllarda Osmanlı yönetim sisteminin esasını oluşturan toprak yönetiminin temel esaslarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Toprak Sistemi, Miri Arazi, Tımar
Modern İslam anlayışının devlet örgütlenmesine etkisi: İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan İslam Cumhuriyeti
Son yüzyıllarda Müslüman toplumları, Batı toplumlarının gerisinde kaldığı demokrasi, insan hakları, eşitlik ve ilerleme gibi modern değerler ile İslam inancını uzlaştırmaya çalışmıştır. Fakat Müslümanlar arasında da İslam ile demokratik değerlerin uzlaştırılması konusunda görüş ayrılıkları vardır. Afganistan İslam Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti bu görüş ayrılıklarına örnek iki ülkedir. 1979 İslam devrimi sonrası İran, devlet örgütlenmesi yeniden tasarlnmıştır. İran İslam Cumhuriyeti anayasası hazırlanırken İslami ilkeler doğrultusunda hazırlanmıştır. Anayasa maddeleri arasında demokrasi, seçimler, güçler ayrılığı gibi modern değerlere de yer verilmiştir. Lakin uygulamaya bakınca demokratik ilkelerin kağıt üzerinde kaldığı görülmektedir. Sovyetler Birliği'nin kovulması sonrasında Afganistan'da Mücahidlerin ve Taliban'ın önderliğinde İslam esaslarını temel alan bir devlet yapılanması oluşmuştur. 2001 yılında Taliban'ın devrilmesi sonrası cumhuriyet rejimine geçilen Afganistan'da devlet yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Devlet yeniden yapılanırken demokrasi, özgürlükler, insan hakları gibi modern değerler dikkate alınmıştır. Lakin İslami değerlerden de uzaklaşmadan bu yapı oluşturulmuştur. Bu çalışma, Modern İslam Anlayışı kavramını ele alarak İran İslam Cumhuriyeti ve Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin devlet örgütlenmelerini nasıl tasarladıklarını incelemektedir.
Hocazâde Abdülaziz Efendi ve Ahlâk-ı Muhsinî tercümesi (inceleme- metin vr. 61a-165b)
Bu çalışma, 17. Asırda tercüme edilen Ahlâk-ı Muhsinî adlı eser incelenerek devleti yönetenlerin ve de bireylerin taşıması gereken ahlâkî özellikleri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır.Çalışmamızda, Hocazâde Abdülaziz Efendi tarafından 1612 senesinde Türkçeye tercüme edilen Ahlâk-ı Muhsinî adlı eserin 61a-165b varakları arası yeni harflere aktarılarak incelemesi yapılmıştır.Araştırma giriş, inceleme, metin ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, ahlâk kavramı etraflıca incelenmiş olup devirlere göre ahlâkî anlayışlar ele alınmıştır. 2. Bölümde, incelediğimiz eserin yazıldığı döneme kadar geçen süreçte bu türden yazılan telif ve tercüme eserler özetlenerek tanıtılmıştır. Eserin muhtevası ve de şekli gereği siyaset-name türü eserler sınıfına da dâhil edilebileceği düşüncesiyle siyaset-namelerle ilgili bilgi verilmeye çalışılmıştır.3. Bölümde, eserin yazarı Hüseyin Vâiz Kâşifî ve eserleri tanıtılmış, edebiyatımızda yapılan Ahlâk-ı Muhsinî tercümeleri hakkında bilgi verilmiştir. 4. Bölümde de yazarımız Abdülaziz Efendi'nin hayatı, eserleri etraflıca incelenmiş ve eser hakkında bilgi verilmiştir. Yine aynı bölümde tercüme sebebi, tercüme metodu, eserin dil ve üslûbu hakkında değerlendirmeler yapılıp eserin incelenen bölümlerinin kısa özetleri verilmiştir.5. Bölümde, eserin nüshaları, metin tespitinde tutulan yol ve Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki 3467 numaralı Ahlâk-ı Muhsinî'nin müellif hattı eserin 61a-165b sayfaları arası bölümün transkripsiyonlu metni verilmiştir. Bu bölümde metin aralarında adı geçen tarihi, dini şahsiyetler hakkında bilgiler dipnotlarda verilmiştir. Ayrıca metinde zikredilen ayet ve hadisler mümkün olduğu kadar kaynaklardan bulunarak dipnotlara anlamları verilmiştir. Sonuç kısmında eserle ilgili edinilen bilgiler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ahlâk, Ahlâk-ı Muhsinî, Siyaset-nâne, Nasihat-nâme, Abdülaziz Efendi, Hüseyin Vâiz Kâşifî.
From ideal state to good governance : Evolution of the concept
Good governance refers to the humane political transformations of societies that lead to an increase in prosperity and stability within judicious, effective, decent, and lawful boundaries whereas the ideal state is where good governance exists. This study combines the field of political science and of political philosophy in order to understand how good governance has been intellectually hypothesized as an ideal state. It is argued, here, that the intersection of seminal discussions of 'the ideal' and the recent approaches to 'governance' deserve a profound analysis. Several questions could be raised to address the matter thoroughly: Does the concept of good governance reflect an ideal state? If so, what are the main characteristics of good governance that stem from the features of the ideal states of Plato, Aristotle, Cicero, and Immanuel Kant? To be able to provide a relevant discussion of good governance in the nexus between the practices of modern times and the classical philosophical texts, the present study examines four particular components of good governance - judiciousness, effectiveness, non-existence of corruption, and non-existence of abuse of law - in the works of Plato, Aristotle, Cicero, and Immanuel Kant. In doing so, the present study can retrace the concept of good governance by providing a comprehensive analysis. Keywords: Good Governance, Ideal State, Judiciousness, Effectiveness, Corruption, Abuse of Law.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde ortaya çıkabilecek olası sorunlar ve çözüm önerileri
Bu çalışmada, Türkiye'nin siyasi kültürü ve uygulamaları bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılarak ortaya çıkabilecek sorunların incelenmesi ve bu sorunların çözümüne dair önerilerde bulunulması amaçlanmaktadır. Hızlı karar almanın yürütmenin güçlü olmasından geçtiği düşüncesiyle birçok ülke ABD'de başkanlık sisteminin uygulanmasıyla birlikte başkanlık sistemine geçmiştir. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek güçlü yürütme ile birlikte istikrarsız hükümetler oluşmasını engellemek istemektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılırken dünya üzerinde uygulanan parlamenter sistem, başkanlık ve yarı-başkanlık sistemleri incelenerek bu sistemlerde ortaya çıkan sorunlar ışığında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki sorun çıkarabilecek alanlara dair önerilerde bulunulmuştur. Çalışmada, ülkelerin istikrarlı yönetimler ortaya çıkarabilmeleri için siyasi kültürlerine uygun hükümet sistemi yapmaları gerektiği anlatılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye için iyi bir sistemdir. Ancak sistemin düzenlenmesi ve uygulamasında ortaya çıkabilecek sorunlar giderilirse sistemin faydalı yönlerinden daha fazla istifade edilebilir. Bu çalışmada, hükümet sistemlerinin sorunsuz işleyebilmesi ve sorunlar karşısında çözüm üretebilmesi için şartlara göre revize edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Başkanlık Sistemi, Sorunlar, Çözüm Önerileri, Siyasi Kültür
Yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolü
Bu çalışmanın amacı yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolünü ortaya koymaktır. Bu kapsamda kamu yönetiminde reformu gerekli kılan durumlar incelenmiştir. Yapılan reformlar sonucunda ortaya çıkan yeni yönetim anlayışının temelleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Vatandaşın yönetime katılımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik kavramlarının yeni kamu yönetimi anlayışındaki yeri gösterilerek kamu yönetiminin ilk devletlerden itibaren geçtiği aşamalar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece yeni kamu yönetimi anlayışı ile devletin rolü değişmiştir. Yeni Kamu Yönetimi düşüncesi, geleneksel bakımda çalışmayı temel alan kamu idaresinin yapısı ve çalışmasına yapılan tenkitlerden beslenerek etkileşim ve teknoloji sahasındaki ilerlemelerle aynı doğrultuda özel sektörde karşılaşılan dönüşümün sonucunda oluşmuştur. Yeni kamu yönetimi düşüncesi; serbest piyasa mekanizmasının daha etkin ve faal olduğunu öne sürerek, firma idaresi ile kamu idaresi arasındaki çeşitliliğin azaltıldığını söylemektedir. Özel kesimin sektörün işletme yönetimi zihniyeti yeni kamu idaresi yeniliklerini biçimlendirmektedir. Yeni kamu idaresi, devletin niteliğini şekillendirirken devlet ve halk arasındaki etkileşimler tekrar ifadelendirmektedir. Bu kapsamda, devlet geliştirmekle veya daraltmakla değil devletin temel standart işlevlerine yoğunlaşılarak daha verimli hale getirilmesi hedeflenmektedir.
Nizâmülmülk ve Siyasetnâme kapsamında Türk siyasal ahlakı ve yönetim anlayışı
Nizâmülmülk, Büyük Selçuklu Devleti devrinde yaşamış, Alparslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapmış ve devlet yönetiminde uzun yıllar etkili olmuş bir devlet adamıdır. Özellikle Melikşah döneminde devletin izlediği siyasette ve yönetiminde çok daha etkili olmuştur. Nizâmülmülk, Siyasetnâme adını verdiği ve elli bir fasıldan oluşan eserinde devlet yönetimi alanındaki görüşlerini dile getirmenin yanı sıra hükümdar, ordu, saray hayatı, devlet memurları, halk, ilim adamları, yöneticiler, din ve mezhep gibi pek çok konuyu ele almıştır. Bunun yanı sıra Nizâmülmülk, Siyasetnâme'de özellikle devletin başında bulunan hükümdar üzerinde önemle durmuş ve ona göre; hükümdar, adil, dürüst, cesur, cömert ve ahlaki açıdan pek çok özelliğe sahip olmalıdır. Özellikle hükümdarın adil olması konusu üzerinde titizlikle durmuş olan Nizâmülmülk, halk içinde adaleti ve devlet yönetiminde de ciddiyeti bir an olsun elden bırakmamış ve gerek yönetim alanında ve gerekse diğer konularda hükümdara tavsiyelerde bulunmuştur. Onun devlet yönetimi ve devletin yöneticilerine yönelik ortaya koyduğu kurallar Selçuklu devlet yönetiminde önemli değişimlere yol açmış ve uzun yıllar boyunca diğer Türk-İslam Devletlerini de etkilemiştir. Bu kapsamda elinizde bulunan bu çalışmada ele alınacak konu; Nizâmülmülk ve Siyasetnâme adlı eseri ışığında, Büyük Selçuklu Devleti döneminde ki yönetim anlayışı çerçevesinde, Türk siyasal ahlakı ve yönetim anlayışı üzerinde durularak eserin muhtevası kapsamında ahlak, adalet, kamu düzeni, yönetim, meşruiyet ve siyaset kavramları ele alınacaktır. Ayrıca Büyük Selçuklu Devleti döneminde Nizâmülmülk tarafından kaleme alınan Siyasetnâme'nin, hem Büyük Selçuklu Devleti'nin hem de diğer Selçuklu Devletlerinin siyasi ahlak ve devlet yönetim anlayışları üzerine olan etkisi ortaya konularak, Siyasetnâme'nin dönemin Türk siyasal ahlak anlayışına ve devlet yönetim geleneğine olan etkisi genel bir çalışma olarak ortaya konulmuş olacak. Anahtar kelimeler: Selçuklular, Nizâmülmülk, Siyasetnâme, Hükümdar, Siyaset, Ahlak, Adalet.
Siyasal sistemlerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması: Örnek ülke incelemeleri
Yönetim sistemleri veya siyasal sistemler, devletlerin ve kurumların yönetimi için hükmetme gücünün kimin elinde nasıl bulunacağını belirleyerek ortaya çıkan ve gelişen devlet iktidarı türlerini ifade etmektedir. Çeşitli hükümet sistemlerini oluşturmak için geçmiş çağlardan beri sınıflandırmalar mevcuttur. Herhangi bir zamanda varlığını gösteren ve işleyen siyasal kurumların oluşturduğu yapı siyasal sistemlerdir. Bu kurumlar arasında etkileşim ve koordineli bir çalışma söz konusudur. Siyasal sistem ülkenin kültürel, sosyal, ekonomik ve diğer yapıları ile etkileşim halindedir. Fakat kurumlar bir devletin sadece yapısını oluşturur, genel özelliklerini ise seçim sistemleri, siyasal güçleri, partilerin yapısı, vatandaşların siyasete katılımı gibi etmenler oluşturur. Üst düzey devlet yöneticisi, devlet kurumların da ilgili olduğu alt birimlerde mevzuatlar ile ilgili uygulamaları denetler ve benzer görevleri yürütürler. Demokrasi, dünyadaki tüm devlet ve bireylerin kurum veya devlet politikasını şekillendirmek için sahip olduğu yönetim biçimidir. Demokrasi ölçümleri 1970'den beri Freedom House, 2006 yılından bu yana The Economist tarafından yapılmaktadır. Demokrasi endeksleri hükümetlerin siyasal katılımlarını, siyasal özgürlüklerini ve seçim süreçlerini inceleyerek hazırlanmaktadır. Demokrasi sınıflandırması açısından ülkeler; tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, hibrit rejimler ve demokratik olmayan rejimler olarak kategorize edilmektedir. Bu çalışmada, demokrasi sınıflandırmalarına göre ülkelerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması incelenecektir. Çalışmanın hipotezi; siyasal sistemlerde farklı demokratikleşme düzeylerine göre üst düzey devlet yöneticilerinin atanmasında çeşitlilikler olduğudur. Çalışmanın yöntemi, betimsel ve tarihsel araştırma yöntemleri ve belgeye dayalı veri analizidir. Bu çerçevede The Economist'e göre demokratikleşme puanları üzerinden veriler incelenerek sonuca ulaşılacaktır.
İslâm siyaset felsefesi açısından devlet yönetimi üzerine bir değerlendirme
İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar, tüm dönemler, kendi politik yapıları içerisinde hükümdarlarına ve yöneticilerine sahip olmuştur. Bu yönetim anlayışı dolayısıyla, bu bağlamda, devletlerin nasıl yönetmesi gerektiği ve din ile devlet arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir. Bu anlayışa istinaden, Kur'an'da ve hadiste hüküm bulunmadığı zaman, kararların, hükümdarların rasyonel yönetimlerine ilişkin olarak alındığı ve dinî yönetimin bu biçimde uygulandığı görülmektedir. Bu kararlar alınırken, hilâfet ve zıllullâh gibi bazı politik terminolojinin dikkate alınması çok önemli olacaktır. Yönetimsel zorlukları ve yükleri hafifletmek için, vezirlik makamına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, hükümdarlar, halife ve vezirler için ahlakî davranışların ne olması gerektiği tartışılmakta ve açıklanmaktadır. Dinî yönetime ilişkin bu hususlar bağlamında meşveretin önemi araştırılmakta ve değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hilâfet, dinî siyaset, vezirlik, yönetim, ahlâkî davranışlar.
Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa'nın XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'ndeki gelişmelere dair tespit ve önerileri
Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli devlet ve fikir adamlarından biri olan Ahmed Cevdet Paşa'nın tarih alanında yazmış olduğu eserlerinden üçünü, Tarih-i Cevdet, Ma'rûzat ve Tezâkir'i temel alarak hazırlanmıştır. Bahsedilen kitaplar incelenerek Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne ve de özellikle kendi yaşadığı döneme dair tespit, önerileri ve eleştirileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, çalışmanın konusu, kapsamı ve önemi belirtildikten sonra Cevdet Paşa'nın hayatı ve eserleri incelenmiş, daha sonra XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nin siyasi tarihi kısaca işlenmiş en son da Cevdet Paşa'nın ıslahat anlayışı ile onun döneminde yapılan ıslahatlara değinilmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Cevdet Paşa'nın devlet ve hükümet anlayışı ile hizmetinde bulunduğu padişahlar ve dönemin önde gelen devlet adamları hakkındaki görüşleri işlenmiştir. Bölümün devamında onun döneminde saray yönetimi ve bürokraside meydana gelen değişiklikler, bu değişikliklere dair görüşleri en sonra da memuriyet, hariciye, ordu ve taşra yaşamına dair tespit, öneri ve eleştirileri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki malî, iktisadî hayatına dair tespitlerinden sonra yine bu dönemde sosyo-kültürel alanda yaşanan değişimler ve onun bu değişimleri nasıl değerlendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Cevdet Paşa, ıslahat, memur, iktisat, Osmanlı idaresi.
Nâmık Kemâl'de ideal devlet görüşü: İbret ve Hürriyet gazetelerindeki yazıların değerlendirilmesi
Mehmed Nâmık Kemâl, hem Türk edebiyatı tarihi hem de Türk siyasal tarihinde kendine yer edinmeyi başarmış önemli bir şahsiyettir. Her ne kadar "vatan şairi" ve "Vatan yâhud Silistre'nin yazarı" olarak bilinse de, esasında bu vasıfların çok ötesinde bir konuma sahiptir. O, elbette bir vatan şairidir, ünlü Vatan yâhud Silistre piyesinin müellifidir ve vatan kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır; ama o, aynı zamanda, anayasa ile parlamentoyu da savunan bir gazetecidir. Bu çalışmanın amacı ise, Nâmık Kemâl'in bu gazeteci yönü üzerinden, onun, vatan, hürriyet ve Osmanlı'da inşa edilmesi gereken ideal yönetim şekli konusundaki fikirlerini ele almaktır. Ne de olsa Nâmık Kemâl, gazeteciliği süresince, nüfustan ekonomiye, idareden eğitime kadar pek çok konuda doygun gazete yazıları kaleme almıştır. Daha net bir tablo ortaya koyulması için, bu çalışmada, yazarın bahsi geçen konulardaki düşüncelerine odaklanılacaktır. Osmanlı'ya uygulanmak istenen meşrutî monarşi, tabiî olarak, salt Nâmık Kemâl'in fikrî faaliyetiyle gerçekleşmemiştir. Kâh Yeni Osmanlılar Cemiyeti'yle bir araya gelen pek çok isim, kâh bürokraside yer alan başka isimler, anayasal parlamentoyu savunmuştur. Bizim odak ismimizse Nâmık Kemâl olduğundan, bu çalışmada, Nâmık Kemâl ile diğer Tanzimat düşünürleri veya bürokratlar arasında herhangi bir mukayeseye gidilmemiş, salt Nâmık Kemâl'e değinilmiş ve onun da sadece ideal devlet yönetimiyle ilgili düşünceleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nâmık Kemâl, İttifak-ı Hamiyyet, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Tanzimat, anayasal monarşi, anayasalcılık, parlamentarizm, kuvvetler ayrılığı, usûl-i meşveret, hürriyet, vatan, Rüya, İbret, Hürriyet, Kanun-ı Esasî, 113. madde.
Abbasiler Döneminde Emirü'l Ümeralık ve Türk Emirü'l Ümeralar (936-946)
İslam Devletinde Emevi iktidarından sonra yönetimi Abbasiler ele geçirmiştir. Bu yönetim değişikliği İslam devleti açısından basit bir değişiklik değil köklü bir ihtilaldir. Abbasi iktidarının başlangıcından itibaren hemen hemen her döneminde de Türk Milleti etkin rol oynamıştır. Türkler Abbasi halifelerini genellikle vesayet altına almış ve halifenin zayıf olduğu durumlarda devlet yönetimini tamamen ele almıştır. Bu Türk iktidarı dönemini iki bölümde inceleyeceğiz birinci bölüm "Türk Kumandanlar Devri" ikinci bölüm ise "Emirü'l Ümeralık Kurumu" olacaktır. Her iki devirde de kanlı çatışmalar, şiddetli iktidar kavgaları olmuş, bu çatışmalar her iki tarafa da epey zarar vermiştir. Bu yüzden hem Abbasi iktidarı zayıflamış hem Türk nüfuzu azalmıştır. Türkler bu zayıflamanın neticesinde başka bölgelere giderek müstakil yönetimler kurmuş ve varlığını sürdürmüştür. Ancak Abbasi hanedanlığı yok olma sürecine girerek kendisini toparlayamamıştır.
Mektûbât-ı Sırrı Paşa'nın transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Bürokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarından valilerin yazdıkları eserler kendi zamanlarına ışık tutan eserlerdir. Bu eserlerdeki birinci elden edinilen bilgiler, görev yaptıkları yerlerin tarihinin aydınlatılmasında önemli bilgiler vermektedir. Sırrı Paşa'nın Mektûbâtı'nda XIX. asrın ikinci yarısında Bağdat ve Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde, kamu hizmetleri, ulaştırma faaliyetleri ve eğitim hizmetlerindeki yatırım hamleleri görülmektedir. Mektûbât-ı Sırrı Paşa'da XIX. asrın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde meydana gelen kalkınma hamlelerinin esasını eğitim, ulaşım ve bayındırlık faaliyetleri oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Mektûbât-ı Sırrı Paşa, İdadi, Leyli Okulları, Hindiye Seddi, Hile Kanalı