Stress disorders-post traumatic

100 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Gabapentinin sıçanlarda travma sonrası stres bozukluğu üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada, yırtıcı koku travma sonrası stres bozukluğu sıçan modelinde oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan gabapentinin kaygı indeksi, donakalma süresi, pelet/gaita sayısı, kilo farkı, tükürük bezi immünoglobulin A düzeyi, plazma östrojen ve progesteron düzeyleri, plazma nörotrofin düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada otuz iki adet dişi Wistar sıçan kullanıldı. Travma ve tedavi grubunda yer alan hayvanlar yırtıcı koku stresine maruz bırakıldı. Bir hafta sonra kontrol ve travma gruplarına serum fizyolojik, gabapentin ve tedavi gruplarına 30 mg/kg gabapentin oral gavaj yoluyla uygulandı. Uygulamaları takiben travma hatırlatıcısına maruz bırakılan sıçanların davranışları yükseltilmiş artı labirentinde izlendi. Deneyin sonunda tükürük bezi ve kan örnekleri alınan hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: Travma grubunda kontrol grubuna göre artan donakalma süresi oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan gabapentin tedavisi ile geri döndü. Gabapentin tükürük bezi immünoglobulin A düzeyini hem gabapentin hem de tedavi grubunda arttırdı, fakat pelet/gaita sayısını, kilo farkını, plazma östrojen ve progesteron düzeylerini, ayrıca plazma nörotrofin düzeylerini değiştirmedi. Sonuç: Gabapentinin travma sonrası stres bozukluğunda etkinliğinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Kaygı indeksi, donakalma zamanı, tükürük immünoglobulin A, BDNF, proBDNF

GabapentinHayvan deneyleriStres bozuklukları-post travmatik+1
Serdar Akpınar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pregabalinin sıçanlarda travma sonrası stres bozukluğu üzerine etkileri

Amaç: Yırtıcı koku ile travma sonrası stres bozukluğu oluşturulan sıçanlara sistemik verilen pregabalinin donakalma süresi, kaygı indeksi, gaita miktarı, kilo farkı, tükürük bezi immünoglobulin A düzeyi, progesteron ve östrojen düzeyleri, serum nörotrofin düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kırk adet dişi Wistar sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Travma ve tedavi grubu sıçanları yırtıcı koku stresine maruz bırakıldı, devamında bir hafta süre ile istirahate bırakıldı. İstirahat süresi dolan kontrol ve travma grubu hayvanlarına serum fizyolojik, pregabalin ve tedavi grubu hayvanlarına ise 30 mg/kg pregabalin oral gavaj yoluyla uygulandı. Uygulamaları takiben sıçanlar travma hatırlatıcısına maruz bırakıldı ve davranışları yükseltilmiş artı labirentinde izlendi. Devamında tükürük bezi ile kan örnekleri alındı ve hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: Travma grubunda kontrol grubuna göre artan donakalma süresi oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan pregabalin tedavisi ile geri döndü. Pregabalin tedavisi travma grubu ile travma geliştirilmeksizin pregabalin uygulanan grupta azalan tükürük bezi immünoglobulin A düzeyini geri çevirdi, fakat kaygı indeksini, gaita miktarını, kilo farkını, progesteron, östrojen ve serum nörotrofin düzeylerini değiştirmedi. Sonuç: Pregabalinin travma sonrası stres bozukluğunda etkisinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBeyin kaynaklı nörotrofik faktör+7
Ezgi Gül
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası stres belirtileri ve bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın rollerinin incelenmesi

Bu çalışmada, travmaya maruz kalmış örneklemde travma sonrası stres belirtileri ve bozulmuş yeme arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın aracı rolleri araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-58 yaşları aralığında, travmaya maruz kalmış 362 kadın katılımcı oluşturmuştur. Veriler Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği 5 (TSSTÖ-5), Münih Yeme ve Beslenme Bozukluklarını Değerlendirme Anketi (MYBBA), Yeme Tutum Testi-Kısa Form (YTT-26), Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DDGÖ) ve Kabul ve Eylem Ölçeği 2 (KEÖ-2) kullanılarak toplanmıştır. Analizler SPSS 22 yazılımı ve PROCESS 4.2 eklentisi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırma hipotezlerinin test edilmesi için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Hayes'in 6 numaralı modeli ile incelenen Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri yürütülmüştür. Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi bulgularına göre değişkenler arası ilişkilerle ilgili kurulan hipotezlerin tamamının doğrulandığı görülmüştür. Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri bulgularına göre travma sonrası stres belirtileri ve kısıtlayıcı yeme tutumları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüklerinin ve yaşantısal kaçınmanın seri aracı rolünün ve yaşantısal kaçınmanın bağımsız aracı rolünün olduğu görülmüştür. Travma sonrası stres belirtileri ve genel bozulmuş yeme belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve yaşantısal kaçınmanın bağımsız ve seri aracı rollerinin olduğu görülmüştür. Aynı bulgu tıkınma ve kusma belirtileri için tekrarlanmıştır. Travma sonrası stres belirtileri ve görünüş ve ağırlık meşguliyeti arasındaki ilişkide de yalnızca duygu düzenleme güçlüklerinin aracı rolü olduğu görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır. Son olarak araştırmanın klinik doğurguları, sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler aktarılmıştır.

Beslenme ve yeme bozukluklarıStres bozuklukları-post travmatik
Kevser Ayanlar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerini yordayan sosyodemografik ve mesleki faktörlerin belirlenmesi

Acil servisler, stres verici ve travmatik olayların sıklıkla yaşandığı sağlık birimleridir. Acil servislerde çalışan ekibin bir üyesi olarak acil servis hemşireleri de bu stres verici ve travmatik olaylardan etkilenebilmekte ve travmatik stres yaşayabilmektedirler. Travmatik stres, çalışanların fiziksel ve psikososyal iyi oluşluğunu olumsuz etkileyerek, çalışma motivasyonunu azaltabilmekte ve bunlara bağlı olarak verilen bakımın kalitesini de olumsuz etkileyebilmektedir. Travmatik stresi yordayan faktörlerin belirlenmeye çalışılması risklerin belirlenmesini sağlayarak, bu riskleri önlemeye yönelik müdahale çalışmaları için yol gösterici olabilir. Bu tez çalışmasının amacı, acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerinin ve bunları yordayan sosyodemografik ve mesleki değişkenlerin belirlenmesidir. Bu araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini; Ankara İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde bulunan, eğitim ve araştırma, devlet, özel ve üniversite hastanelerinin acil servis birimlerinde çalışan, çalışmaya katılmaya gönüllü ve çalışma sürecinde aktif görevde olan 269 hemşire oluşturacaktır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Mesleki Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Olayların Etkisi Ölçeği'nin revize versiyonu kullanılacaktır. Verilerin analizi için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılacaktır.

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneAcil tıp+7
Gizem Karamanlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi

İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

Algılanan sosyal destekBağımlılıkBaşa çıkma+6
Emine İrem Yücel Toplu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolünün incelenmesi

Bu çalışmada kişilerin travmatik yaşam olayları sonrasında gösterdikleri travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolü araştırılmıştır. Araştırma örneklemi çevrim içi şekilde ve uygun örnekleme yoluyla ulaşılan 18-65 yaş aralığındaki 259 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu'nun ardından Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği-5, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, 5 Faktör Narsisizm Ölçeği ve Kontrol Odağı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde değişkenlerin birbiri ile ilişkisini incelemek amacıyla korelasyon analizleri yürütülmüş ve ardından düzenleyici rollerin incelenmesi için SPSS 22.0 PROCESS programı (Hayes, 2013) model 2 kullanılarak yapılmıştır. Yürütülen analizler sonucunda travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, alkol kullanımı ile ise ilişki bulunamamıştır. Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol kullanımı arasında kırılgan narsisizmin düzenleyici rolü olduğu ve travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında da kontrol odağının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Bulgular alanyazın bağlamında tartışılmıştır.

Alkol içmeDenetim odağıMadde bağımlılığı+6
Dilara İnci
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The association between posttraumatic stress disorder and trauma-related guilt, shame, fear, and sense of control in women with sexual trauma

Peri-trauma emotional reactions and sense of control have been shown to be important predictors of post-traumatic stress disorder (PTSD) in various groups of trauma survivors. It is not clear how these reactions exert their impact on PTSD. One hypothesis could be that post-trauma fear due to an ongoing sense to threat to safety and sense of helplessness in life, trauma-related shame and guilt cognitions mediate the association between peri-trauma reactions and PTSD. These post-trauma reactions have been reported to be associated with PTSD. The present study examined these associations using structural equation modeling (SEM) in sexual trauma survivors. Data from 601 women with sexual trauma history were collected using the Facebook advertisement tool. Survivors completed online versions of Trauma-Related Guilt Inventory, Trauma-Related Shame Inventory, Fear and Loss of Control Scale and Traumatic Stress Symptom Checklist and rated their peri-trauma fear / distress / discomfort and sense of control. Both the measurement model and the structural model provided an acceptable fit. The findings provided support to the hypothesis that the relationship between PTSD symptom severity and peri-trauma distress and sense of control is mediated through post-trauma fear and helplessness responses and trauma-related shame but did not support the mediatory role of guilt cognitions. These findings highlight the important role played by post-trauma emotional reactions in traumatic stress and suggest that effective psychological interventions aimed at reducing fear and shame and enhancing sense of control over one's life would be effective in improving traumatic stress symptoms in survivors of sexual trauma.

Sexual attack crimeSexual problemsFear+7
Tubanur Bayram Kuzgun
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yakın ilişkide psikolojik şiddet deneyimi ile travmatik stres belirtileri arasında peritravmatik sıkıntı ve kontrol kaybı ile posttravmatik duyguların aracı rolü

Bu çalışmada yakın ilişkide deneyimlenen psikolojik şiddet stresörleri ile travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) arasında travma sırasında deneyimlenen olumsuz duygular ve algılanan kontrol ile travma sonrası korku, çaresizlik, utanç ve öfkenin aracı rolü sınanmıştır. Psikolojik şiddet stresörlerini kapsamlı bir şekilde ölçebilecek Yakın İlişkide Psikolojik Şiddet Ölçeği geliştirilerek maddelerin işlerliği 337 kişiyi içeren bir pilot çalışmada incelenmiştir. Ulaşılabilir örnekleme ile partner şiddeti deneyimi olan 1012 kadınla yürütülen ana çalışmada ölçeğin güvenirlik katsayısı .98 olarak hesaplanmıştır. Faktör analizi ile ölçeğin yapı geçerliliği incelenmiş ve ölçeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçların ihmali, zarar vermeye yönelik korku yaratan tehditler, özgürlüğü kısıtlama/kıskançlık, aşağılayıcı muamele, tartışma sırasındaki korkutucu, zarar vermeye yönelik tehditler, güven sarsıcı davranışlar, suçlama ve delirdiğine inandırılma şeklinde sekiz yapıdan oluştuğu görülmüştür. Katılımcıların %42.9'u yalnızca psikolojik şiddet deneyimlemiştir ve bu kişilerde TSSB oranının %35.3 olduğu görülmüştür. Fiziksel / cinsel / psikolojik şiddet yaşayanlarda ise TSSB oranı %50.7 olarak bulunmuştur. Fiziksel ve cinsel şiddetin etkisi kontrol edilerek yapılan yapısal eşitlik modellemesi sonucu psikolojik şiddet stresörleri üzerinde kişinin algıladığı kontrolün olay esnasında deneyimlediği sıkıntıyı etkilediği gözlenmiştir. Travma sırasında deneyimlenen sıkıntı düzeyinin travma sonrası korku, çaresizlik, utanç ve öfke ile ilişkili olduğu ve bu duyguların TSSB belirtilerinin şiddetine etki ettiği görülmüştür. TSSB'ye en fazla etkiyi güvenliğe yönelik süregiden tehditle ilişkili korku ve yaşamdaki genel kontrol kaybı algısının yaptığı bulunmuştur. Bu bulgular, psikolojik şiddet stresörlerinin tek başına deneyimlendiğinde de travmatik strese yol açtığını, bu etkiyi süregiden korku ve kontrol kaybı algısı üzerinden gerçekleştirdiğini göstermiştir. Partner şiddeti deneyimlemiş kadınlarda TSSB tedavisinde kontrol algısına odaklanan sağaltım yöntemlerine odaklanılması önerilmiştir.

Aile içi şiddetPsikolojik travmaPsikolojik şiddet+6
Sinem Cankardaş Nalbantçılar
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olmuş hastalarda travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon düzeylerinin araştırılması

Her geçen gün artan kalp rahatsızlıklarının tedavisi için gerekli olan kalp ameliyatlarının psikolojik yansımalarının araştırılmasının oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, açık kalp ameliyatı geçirmiş hastalarda travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon düzeylerinin oranının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi; Mayıs - Kasım 2019 tarihleri arasında Batman Bölge Devlet Hastanesinde açık kalp ameliyatı geçirmiş, yaş aralığı 35-92 olan, 40'ı kadın, 60'ı erkek olmak üzere toplam 100 yetişkinden oluşmaktadır. Katılımcılar amaca yönelik örneklem yoluyla belirlenmişlerdir. Kalp ve damar cerrahi kliniklerine ameliyattan 1 ay sonra kontrol için başvuran hastalara "Bilgilendirilmiş Onam Formu", "Olayların Etkisi Ölçeği Anketi" ve "Beck Depresyon Envanteri" uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, açık kalp ameliyatı geçirmiş bireylerde hem olası TSSB tanısı karşılama oranının hem de olası depresyon düzeyini karşılama oranının %73.0 olduğu görülmüştür. Katılımcıların ameliyat öncesi olumsuz duygu düzeyi arttıkça travmatik stres düzeyinin arttığı görülmektedir. Bununla birlikte travmatik stres düzeyi arttıkça ameliyat sonrası ağrı düzeyinin de arttığı görülmüştür. Depresyon açısından incelendiğinde eğitim seviyesi azaldıkça, yaş ve ameliyat öncesi olumsuz duygu düzeyleri arttıkça depresyon düzeyinin arttığı gözlenmiştir. Kalp rahatsızlığı dışında kronik bir hastalığı olan bireylerde, depresyonun daha yüksek olduğu görülmüştür. Açık kalp ameliyatı geçirmiş yetişkinlerde travma sonrası stres bozukluğu ve depresyonun geliştiği, bunun da iyileşme sürecini olumsuz etkilediği görülmüştür. Ameliyat sonrası gelişecek olan psikolojik rahatsızlıkları tanıma ve yapılması gerekenler hakkında tüm sağlık çalışanlarının eğitim alması, çalışmamızın sonucunun önceliğidir. Ayrıca ameliyat öncesi ve sonrasındaki süreçte hastaların ve onların bakımına destek verecek kişilerin bilgilendirilmesinin iyileşme üzerindeki etkisi son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: Travma Sonrası Stres bozukluğu, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı, Açık Kalp Ameliyatı

DepresyonKoroner arter hastalığıStres bozuklukları-post travmatik
Çiğdem Akdemir Karaçalılar
İstanbul Arel University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan eliyle oluşturulmuş ruhsal travma mağdurlarında psikanalitik psikoterapinin etkililiği

Bu çalışmada insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalarda uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 2012-2018 yılları arasında başta işkence olmak üzere yaşamış oldukları insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalar nedeniyle, tedavi amacıyla TİHV'e başvuran, Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere, Akut Stres Bozukluğu, Majör Depresyon Bozukluğu teşhisi konulan, yaşları 20 ile 70 arasında değişen, 49'u kadın toplam 92 kişiden oluşmaktadır. Bireylerin ruhsal tanıyı aldıklarındaki hastalık şiddeti ve psikoterapi seyri boyunca hastalığın iyileşme düzeylerini belirlemek için Klinik Global İzlenim Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin tanıları vakfın psikiyatrları tarafından konulmuş ve tedavi seyirleri aynı psikiyatrlar tarafından değerlendirilmiştir. Psikoterapileri ise psikanalist ya da bireysel psikanalitik formasyon sürecinde olan psikoterapistler tarafından yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin psikanalitik psikoterapiye devamlılığıyla birlikte hastalık şiddetinin seyrinde önemli düzelmeler olduğu, psikanalitik psikoterapinin orta büyüklükte bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Literatür incelendiğinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı olan ve özellikle işkenceye özgü, bireylere uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği ile ilgili çalışmaların yok denecek kadar kısıtlı olduğu görülmüştür. Bu nedenle mevcut araştırmanın hem literatüre, hem klinik alana katkıda bulunacağı düşülmektedir.

PsikanalizPsikolojik travmaPsikoterapi+4
Saliha Baykara
İstanbul Arel University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon belirti düzeyi ile travma sonrası olumsuz bilişler, peritravmatik sıkıntı düzeyi, duygu düzenleme ve davranışsal kaçınma arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmada cinsel istismar deneyimi nedeniyle kurum bakımına ihtiyaç duyan kız ergenlerin çeşitli demografik, ruhsal ve istismara dair özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte travma sırasındaki duygular ve şiddeti, davranışsal kaçınma, duygu düzenleme özellikleri ile travma sonrası olumsuz bilişlerin katılımcıların travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve depresyon belirti şiddetini yordayıcı rolünü ele almak üzere travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon regresyon modeli kurulmuştur. Araştırma, cinsel istismar deneyimi nedeniyle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü'ne bağlı bir Çocuk Destek Merkezinde (ÇODEM) bakım ve korunma altında bulunan 12-18 yaş aralığındaki 109 kız çocuğu ile yürütülmüştür. Katılımcıların %60'ının muhtemel TSSB ve %43'ünün depresyon tanısı alabileceği, TSSB'ye komorbid depresyon tanısı alma olasılığının yaklaşık %69 (n = 45) olduğu görülmüştür. Yaş, cinsel istismar özellikleri ve eşlik eden diğer istismarın TSSB ve depresyon belirti şiddetini yordamadığı ancak cinsel istismar deneyimi sırasında deneyimlenen duyguların şiddeti, davranışsal kaçınma, işlevsel olmayan duygu düzenleme özelliklerini yordadığı görülmüştür. Travma sonrası bilişler TSSB ile ilişkili bulunmazken, benliğe ilişkin olumsuz bilişler depresyon belirtilerinin şiddetiyle zayıf bir ilişki göstermiştir. Kurulan iki regresyon modeline ve ele alınan değişkenler arasındaki ilişkilere dayanarak, maruz kalınan cinsel saldırı sırasında deneyimlenen öfke, korku, çaresizlik ve üzüntü gibi duyguların stresöre ilişkin kontrol kaybını azalttığı ve günlük yaşamda deneyimlenen sıkıntı verici anılar, bilişler ve duyguların işlevsiz baş etme mekanizmalarını tetikleyebileceği düşünülmüştür. Bu mekanizmanın TSSB ve depresyon belirti şiddeti ile ilişkisi tartışılmıştır. Elde edilen bulgular cinsel istismar deneyiminin yol açabileceği TSSB ve depresyon belirtilerinin tedavisinde duygu düzenleme becerilerine, travma anısı ve travmatik tetikleyicilerin ortaya çıkarabileceği korku, öfke, çaresizlik ve üzüntü gibi duygularla baş etmeye yönelik sistematik tedaviler kullanılmasının etkili olabileceğini göstermektedir. Bunun yanında cinsel istismara uğramaları nedeniyle kurum bakımına alınmış kız ergenlere verilen grup bakımı önerilerde bulunulmuştur.

DepresyonDuygu düzenlemeKaçınma davranışı+7
Özlem Şahin
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve deprem sonrası travma ilişkisinde psikolojik sağlamlığın moderatör etkisi

Travmatik olayların kişiler üzerindeki psikolojik etkileri üzerine yapılan araştırmalar, başlangıçta travma sonrası stres tepkilerine odaklanmış olsa da bazı bireylerin bu tür deneyimlere karşı neden daha dirençli oldukları merak konusu olmuştur (Gibbs, 1989; Holgersen vd., 2011; Holen, 1990; Werner, 1989). Psikolojik sağlamlık olarak da adlandırılan bu direncin, travmatik deneyimlerle olan ilişkisi farklı değişkenlerle yapılan çalışmalar sayesinde daha da belirginleşmiştir. Psikolojik sağlamlığın algılanan sosyal destek, stresle baş etme tarzları, bütünlük duygusu gibi değişkenlerle ilişkili olduğu birçok çalışma tarafından ortaya konmuştur. Ayrıca, psikolojik sağlamlığı olumsuz yönde etkilediği de bilinen çocukluk çağı travmalarının, kişileri travmatik yaşantıların olumsuz etkilerine karşı daha açık hale getirdiği ve doğal afet veya diğer olumsuz yaşam olaylarına karşı kişilerin incinebilirliklerini arttırdığı belirtilmektedir (Coates vd., 2013; Lowe vd., 2015; Sakız ve Aftab, 2019; Taylor vd., 2010; Todd ve Worell, 2000). Bu çalışma ile hem algılanan sosyal destek düzeyi, stresle baş etme tarzları ve bütünlük duygusu gibi değişkenlerin psikolojik sağlamlık üzerinde yordayıcı gücü olup olmadığının hem de çocukluk çağı travmaları ve deprem sonrası deneyimlenen TSSB arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın biçimlendirici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, 6 Şubat 2023 tarihli ve Kahramanmaraş merkezli depremleri deneyimlemiş 140 katılımcı (%47 kadın) ve deprem bölgesi dışındaki kontrol grubunu oluşturan 240 katılımcı (%67 kadın) olmak üzere toplamda 346 katılımcıya ulaşılmıştır. Uygun örnekleme yöntemi ile veri toplanmıştır. Demografik Bilgi Formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Analizler, SPSS paket programı ve AMOS programı ile gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu örnekleminde Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinin alt boyutlarından olan Kendine Güvenli Yaklaşım, Çaresiz Yaklaşım, Boyun Eğici Yaklaşım ve Sosyal Destek Arama değişkenlerinin psikolojik sağlamlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülse de (p<.00) psikolojik sağlamlığın, çocukluk çağı travmaları ve TSSB arasındaki ilişkide biçimlendirici etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (β2= .27, p= .88). Benzer biçimde, deprem sahası örnekleminde Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinin alt boyutlarından olan Kendine Güvenli Yaklaşım ve Boyun Eğici Yaklaşım değişkenlerinin psikolojik sağlamlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüş olup (p<.00) psikolojik sağlamlığın, çocukluk çağı travmaları ve TSSB arasındaki ilişkide biçimlendirici etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (β2= 1.09, p= .30). Gerçekleştirilen bu çalışma ile literatürde bahsi geçen değişkenlere dair araştırmaların bulgularının genellenebilirliklerini sorgulamaya ve daha kapsayıcı araştırma modelleri oluşturmaya fırsat sunabileceği düşünülmektedir. İleride yürütülecek araştırmalar için daha büyük ve çeşitli örneklemlerle çalışılması, psikolojik sağlamlığın etkisinin daha net görülebileceği boylamsal bir çalışmanın gerçekleştirilmesi, psikolojik sağlamlığı etkilediği bilinen iyimserlik, umutlu olma gibi kişilik özelliklerinin bağımsız etkilerinin de incelenmesi önerilmektedir.

Psikolojik travmaStres bozuklukları-post travmatikToplumsal travma+1
Mahmut Can Hasateş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 döneminde sivil toplum kuruluşu çalışanlarında sosyal izolasyonun ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirilmesi

Deneyimlenen pandemi sürecinin bilinmezliği, hastalık ve tedavi yöntemleri ile ilgili gerekli aşamada bilgi sahibi olunmaması; sınırlar arası hareketliliğin durdurulması, uçuşların sonlanması, turizm faaliyetlerinin durdurulması, sosyokültürel aktivitelerin birden hayatımızdan çıkışı ve bunun ne kadar süreceğinin bilinmezliği, çevirimiçi çalışmaya geçiş, karantina uygulamaları gibi önlemler alınmasına neden olmuştur. Bu önlemler kişileri ekonomik, fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz etkileri olmaktadır. Pandemi önlemlerinin ve yaşamsal farklılıkların meydana gelmesi, kişilerde korku, kaygı, stres ve çaresizlik hissine neden olmaktadır. Sivil toplum kuruluşunda çalışan kişilerin travmaya dolaylı maruz durumu da bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, covid-19 döneminin getirdiği sosyal izolasyonun sivil toplum kuruluşu çalışanlarındaki ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirmesidir. Çalışmanın katılımcıları, covid-19 dönemi süresince sivil toplum kuruluşunda çalışan 300 psikolog ve sosyal hizmet uzmanından oluşturulmaktır. Her bir katılımcıya sosyo-demografik veri formu ve travma sonrası stres belirtileri ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada nedensel tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen bulgulara göre, ikinci travmaya maruz kalan meslek elemanlarının deneyimledikleri sosyal izolasyon ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bir diğer bulgusu ise katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki görülmüş olmasıdır. Ayrıca doğrusal regresyon ile bakıldığında sosyal izolasyon travmatik stres belirtilerini etkilediği ortaya konulmaktadır.

COVID 19PandemilerPaylaşılan travma+5
Dılken Sevinç
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Deprem bölgesindeki gönüllülerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları arasındaki ilişki üzerine bir araştırma

Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinin ardından gönüllü olarak afet bölgesine giden bireylerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları ve içsel dini motivasyonları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma kapsamında deprem bölgesine yardım amacıyla giden 243 gönüllü bireye ulaşılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline uygun bir şekilde tasarlanan araştırmada kişisel bilgi formu, ikincil travmatik stres ölçeği, dini başa çıkma ölçeği ve içsel dini motivasyon ölçeği kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken Bağımsız Örneklemler t-test, Pearson Korelasyon Analizi ile Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların orta düzeyde ikincil travmatik stres yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların ikincil travmatik stres düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, daha önce büyük bir depreme maruz kalma, gönüllülük sürecinde depreme maruz kalma ve afet yaşanmış bölgelerde daha önce gönüllü olarak bulunmuş olma değişkenleri arasında farklılaşma olmadığı görülmüştür. İkincil travmatik stres düzeyleri ile olumsuz dini başa çıkma arasında korelasyon düzeyinde pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon analizinde ise olumsuz dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. Olumlu dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki bulunmadığı; fakat çoklu doğrusal regresyon analizinde olumlu dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. İçsel dini motivasyon ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki olmadığı; diğer taraftan çoklu doğrusal regresyon analizinde negatif yordayıcılığa sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın en dikkat çeken bulgusu ise içsel dini motivasyonun, olumsuz dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkiyi zayıflatarak koruyucu bir etki göstermesi olmuştur. Sonuç olarak deprem bölgesinde görev yapan gönüllülerin ikincil travmatik stres ile baş etmede dini inancın doğal bir başa çıkma aracı olarak süreç içerisinde yer aldığı ifade edilebilir.

AfetlerDepremDin+5
Yasemin Lemahmutoğlu
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Benlik ayrımlaşması ile travma sonrası büyüme ve travma sonrası stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve deneyimsel kaçınmanın aracı rolü

Travmatik yaşantılar yaşayan bireyler, kimi zaman travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterirken kimi zaman da bu süreci daha güçlü bir şekilde atlatıp travma sonrası büyüme yaşayabilmektedir. Bireylerin travma sonrasında nasıl bir psikolojik süreç geçireceği; duygusal, bilişsel ve sosyal yapılarıyla yakından ilişkilidir. Bu süreçte farklılaşmaya neden olan en önemli etkenlerden biri ise köken ailedir. Bowen'ın aile sistemleri kuramına göre, bireyin erken dönem aile ilişkileri benlik ayrımlaşması düzeyini belirler. Benlik ayrımlaşması, bireyin kendi duygu ve düşüncelerini başkalarından ayırt edebilme kapasitesidir ve travma sonrası psikolojik uyumu önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, benlik ayrımlaşmasının TSSB ve TSB ile ilişkisi; deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin aracılığıyla incelenmiştir. Araştırma da bütüncül (integrative) bir yaklaşım benimseyerek TSSB ve TSB ile ilişkili faktörleri incelerken kuşaklararası aile terapisi ve kabul ve kararlılık terapisi (ACT) gibi farklı kuramsal yaklaşımlardan kavramları bir araya getirerek kapsamlı bir model oluşturulmuştur. Araştırma, 6 Şubat'ta Türkiye'de meydana gelen Kahramanmaraş depremlerini doğrudan deneyimlemiş, 11 ilde yaşayan 495 yetişkin bireyin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma da kişisel bilgi formu, Benliğin Farklılaşması Envanteri – Kısa Form (BFE-KF), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE), Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kullanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelendiği bu araştırma da nicel araştırma desenlerinden ilişkisel model kullanılmıştır. Araştırma da betimsel analizleri SPSS programı ile yapılırken yapısal eşitlik modellemesi (YEM) çalışmaları için JASP ve AMOS programları tercih edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, benlik ayrımlaşması ile TSSB arasında betimsel olarak ilişki bulunurken TSB ile bir ilişki bulunamamıştır. Aynı zamanda benlik ayrımlaşması ile TSSB arasındaki ilişkiye deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık ederken yine TSB değişkenine deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık etmemiştir. Sonuç olarak TSSB ile çalışan alan uzmanlarının bireylerde deneyimsel kaçınmayı azaltacak ve psikolojik sağlamlığı artıracak programlar yapılması önerilmektedir.

Benliğin ayrımlaşmasıDuygusal kaçınmaKaçınma davranışı+5
Doğan Caner
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İtfaiye çalışanlarında posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolü

İtfaiye çalışanlarında posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar eğiliminin yüksek oranlarda görüldüğü bildirilmektedir. Bunun yanı sıra travma sonrası stres bozukluğunun intihar düşüncesinin yordayıcısı olduğu bilinmektedir. İntihar düşüncesinin olumsuz sonuçları göz önüne alındığında, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve intihar arasındaki ilişkiyi zayıflatabilecek psikolojik dayanıklılık gibi koruyucu faktörlerin araştırılması travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinden intihara kadar uzanan süreçte olumsuz geri besleme döngüsünün nasıl kırılacağı konusunda önemli bilgiler sağlayabilir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı posttravmatik stres bozukluğu belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolünü incelemektir. Kesitsel ve ilişki arayıcı desendeki bu araştırmanın amaçlı örneklemini Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İtfaiye Dairesi Başkanlığına bağlı İtfaiye Grup Amirlikleri ile İtfaiye İstasyonları bünyesinde görev yapan 316 itafiye personeli oluşturdu. Veriler demografik form, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde, SPSS process eklentisinde bulunan moderator analizi (Model II) kullanıldı. Yüksek düzeyde deneyimlenen travmatik stres belirtilerinin, intihar düşüncesindeki artışla ilişkili olduğu belirlendi (p<0.05). Psikolojik dayanıklılığın intihar düşüncesi üzerinde doğrudan etkili olmadığı saptandı (p>0.05). Travmatik stres belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkinin düşük psikolojik dayanıklılık düzeyinde en yüksek düzeyde olduğu (p<0,05), orta ve yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyinde ise bu ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı (p>0.05). Psikolojik dayanıklılığın travmatik stres belirtileri ve intihar düşüncesi arasındaki ilişkiyi düzenleyerek hafiflettiği belirlendi. İtfaiye çalışanlarının travmatik stres belirtileri ve bu belirtilerle ilişkili intihar düşüncelerini daha etkili bir şekilde yönetebilmeleri için psikolojik dayanıklılık temelli müdahale programlarının geliştirilmesi veya uygulanması yararlı olabilir.

Psikolojik dayanıklılıkPsikolojik ölçeklerStres+6
Yücel Şavklı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Suriyeli göçmen ergenlerde travma, benlik saygısı, psikolojik dayanıklılık ve psikiyatrik belirti ilişkisinin değerlendirilmesi

Psikolojik dayanıklılık, belirgin zorluklar karşısında olumlu uyumu içeren dinamik bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Benliğin bütünsel değerlendirici bir boyutu olarak ifade edilen benlik saygısı, kendimize ilişkin değerlendirmelerimizi içermektedir. Suriyeli sığınmacı ergenlerde stresli yaşam olayları, psikolojik dayanıklılık, benlik saygısı ve psikiyatrik belirtiler arasındaki ilişkileri değerlendiren çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Bu bilgiler ışığında araştırmamız kesitsel bir popülasyon çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Mersin'in merkez ilçelerinde yaşayan, 12-18 yaş aralığında, görüşme formlarını doldurmak için herhangi bir tıbbi engeli bulunmayan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 1070 Suriyeli sığınmacı ergen oluşturmaktadır. Tüm katılımcılara Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CYRM-12), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (Rosenberg Self Esteem Scale), Stresli Yaşam Olayları Listesi (Stressful Life Events Questionnaire), Ergenler için Travmatik Stres Tepkisi Ölçeği (Reactions of Adolescents to Traumatic Stress Questionnaire), Hopkins Belirti Tarama Listesi-37A (Hopkins Symptom Checklist-37A for Adolescents) ölçeklerinin Arapça versiyonları uygulanmıştır. Analizler sonucunda Suriyeli sığınmacı ergenlerin sosyodemografik özellikleri (örneğin ebeveyn sağ/vefat durumu, ergenin yaşı, ergenin çalışma durumu vb.) ile psikiyatrik belirtiler arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Araştırma sorularını yanıtlamak amacıyla yürütülen Genelleştirilmiş Doğrusal Model aracılık analizi sonucunda, Suriyeli sığınmacı ergenlerde stresli yaşam olayları-travmatik stres tepkisi, stresli yaşam olayları-anksiyete, stresli yaşam olayları-depresyon ve stresli yaşam olayları-dışsallaştırma arasındaki ilişkilerde, psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısının aracı etkileri bulunmuştur. Yürütülen düzenleyicilik ve kovaryanslı düzenleyicilik analizleri sonucunda, stresli yaşam olayları-travmatik stres tepkisi, stresli yaşam olayları-depresyon arasındaki ilişkilerde psikolojik dayanıklılık düzenleyici etkide bulunmuş; ancak stresli yaşam olayları-anksiyete, stresli yaşam olayları-dışsallaştırma arasındaki ilişkilerde psikolojik dayanıklılık düzenleyici etkide bulunmamıştır. Benlik saygısının stresli yaşam olayları-travmatik stres tepkisi, stresli yaşam olayları-depresyon, stresli yaşam olayları-anksiyete ve stresli yaşam olayları-dışsallaştırma ilişkilerinde düzenleyici etkisi saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: psikolojik dayanıklılık, benlik saygısı, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete, dışsallaştırma, göçmen çocuk ve ergen, travma

AnksiyeteBelirti ve semptomlarBenlik saygısı+7
Onat Yetim
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacıların bazı ruhsal sorunları ve ruh sağlığı hizmet gereksinimleri ile hizmet sunucuların ve yöneticilerin görüşlerinin belirlenmesi

Niceliksel ve niteliksel veri toplama yöntemlerinin birlikte kullanıldığı çalışmada; Ankara'da Suriyeli sığınmacılarda depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaygınlığı ile bu hastalıklarla ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesi; sığınmacıların ruh sağlığı hizmeti ihtiyaçları ile hizmet kullanımlarının sığınmacı, hizmet sunucu ve yöneticilerin bakış açıları ile değerlendirilmesi ve sığınmacıların genel sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım durumları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın niceliksel verileri Ankara'da sığınmacıların yoğun olarak yaşadığı iki mahallede kartopu yöntemi ile 420 kişiden toplanmıştır. Niteliksel veriler ise sığınmacılara sağlık hizmeti sunan 10 sağlık personeli ve sığınmacılara yönelik sağlık politikalarının belirlenmesinde rol alan 10 yönetici ile derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Çalışmada olası depresyon ve TSSB düzeyi sırasıyla %47,7 ile %36,5 bulunmuştur. Kadın olma, bedensel hastalığın olması, ruh sağlığını kötü olarak değerlendirme ve travma tipi sayısındaki artış artmış depresyon ve TSSB riski ile ilişkili bulunmuştur. Ekonomik durumun kötü olması ve genel sağlık durumunu kötü olarak değerlendirme artmış depresyon riski ile; çocuk sahibi olma, geçmiş ruhsal hastalık ve ruh sağlığı yardımı alma ihtiyacı duyma ise artmış TSSB riski ile ilişkili diğer faktörlerdir. Katılımcıların sadece %1,4'ü Türkiye'de ruh sağlığı hizmetlerine başvurmuştur. Hem niteliksel hem de niceliksel sonuçlar karşılanmayan ruhsal sağlık ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Katılımcıların yarısına yakını son bir yılda Türkiye'de sağlık hizmeti kullandığını, yaklaşık beşte biri ise sağlık hizmetlerine erişemediğini belirtmiştir. Dil bilme, ekonomik yardım alma ve yaşanılan evin uygun olması sağlık hizmetlerine erişim ile evli olma, sağlık durumunu "kötü" olarak değerlendirme ve sağlık hizmetlerine erişim ise sağlık hizmeti kullanımı ile ilişkili bulunmuştur.

DepresyonMültecilerPsikolojik sorunlar+5
Edip Kaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan ergenler ve madde kullanım bozukluğu olan ergenlerin sağlıklı kardeşlerinin çocukluk çağı travması, psikolojik dayanıklılık ve beyin görüntüleme açısından değerlendirilmesi

Giriş: Madde kullanım bozukluğunda (MKB) genetik etkenlerin yanında çevresel faktörlerin de etkili olduğu bilinmektedir. Çevresel faktörler travma benzeri stres etkenleri ya da aile, okul, akran desteği gibi olumlu etkenlerdir. Genetik etkenler arasında ise beyin yapısal özellikleri sayılabilir. Beynin yapısal özelliklerinin kalıtımsallığı göz önünde bulundurulduğunda, MKB' de kardeşler ile yapılacak beyin görüntüleme çalışmaları oldukça değerlidir. MKB olan ergenler ile onların sağlıklı kardeşlerinin karşılaştırılması, madde kullanım bozukluğuna yatkınlık ve dayanıklılıkla ilgili beyin yapısal özelliklerinin değerlendirilmesini sağlayacaktır. MKB'de erişkin kardeşler ile yapılan beyin görüntüleme çalışmaları oldukça sınırlıyken, literatürde şimdiye kadar ergen kardeşler ile yapılmış bir beyin görüntüleme çalışması bulunmamaktadır. Amaç: Çalışmamızda 13-19 yaş arasında MKB tanısı alan ergenler ile MKB tanılı ergenlerin sağlıklı kardeşleri beyin görüntüleme bulguları, psikolojik dayanıklılık, çocukluk çağı travması açısından karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda gruplar, Difüzyon Tensör Görüntüleme (DTG) yöntemi ile beyaz cevher bütünlüğü açısından karşılaştırılmıştır. Yöntem: Araştırmamızın örneklemi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma ve Uygulama Merkezine (EÜTF EGEBAM) başvuran,13-19 yaş arası MKB olguları ve bu olguların madde kullanımı öyküsü olmayan sağlıklı kardeşleri ile madde kullanımı öyküsü olmayan sağlıklı kontrol grubu ile oluşturulmuştur. Kontrol grubu, kardeşler grubu ile yaş, cinsiyet, sigara kullanımı açısından eşleştirilmiştir. Çalışmaya alınan tüm olgulara sosyodemografik veri formu (SDVF) uygulanmıştır. Tüm olguların psikiyatrik değerlendirmesi Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-T) kullanılarak yapılmıştır. Tüm olgulara ergen psikolojik dayanıklılık ölçeği (EPDÖ) ve çocukluk çağı travmaları ölçeği (ÇÇTÖ) verilmiş, olguların ebeveynlerine de çocuğun davranışlarını değerlendirmeleri amacıyla Conners Ebeveyn Ölçeği-Yenilenmiş Formu uygulanmıştır. Olguların beyin yapıları Difüzyon Tensor Görüntüleme (DTG) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 20 MKB olgusu, 20 MKB olgularının sağlıklı kardeşleri ve 19 kontrol olgusu alınmıştır. Yaş ortalamaları MKB grubunda 17, kardeşler grubunda ve kontrol grubunda 15 olarak saptanmıştır. Örneklemimizdeki tüm olgular erkektir. Gruplar arasında psikiyatrik ek hastalık, okul devam durumu ve sınıf tekrarı açısından anlamlı farklılık vardır. (p<0,05) Conners ölçeğinin "Karşı gelme", "Bilişsel problemler-Dikkatsizlik", "Hiperaktivite", "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) indeksi", "Sosyal problemler", "Psikosomatik", "Huzursuzluk-impulsivite", "Duygusal değişkenlik", "Globalindeks-toplam", "DSM4 dikkatsizlik", "DSM4HiperaktiviteDürtüsellik", "DSM4Toplam" alt ölçeklerinin puan ortalamaları arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). MKB grubunda ÇÇTÖ'nün "Fiziksel istismar", "Fiziksel ihmal", "Duygusal istismar" alt ölçekleri puanı ve "Toplam travma puanı" diğer iki gruba göre anlamlı düzeyde daha fazla gözlenmiştir (p<0,05). Psikolojik dayanıklılık ölçeğinde MKB grubu, kardeşler grubuna ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük puanlar almıştır (p<0,05). Çalışmamızda MKB grubunun, sağ superior paryetal bölge ve sağ superior longitudinal fasikülüs bölgelerindeki fraksiyonel anizotropi (FA) değerleri, kardeşler ve kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur (p<0,05). FA değerleri açısından farklılık gözlenen bir diğer bölge olan sağ orta frontal bölgede ise kontrol grubu, MKB grubu ve kardeşler grubuna göre daha yüksek FA değerlerine sahiptir (p=0,01). Sağ superior frontal bölge ve forseps minör fasikülünde FA değerleri kardeşler grubunda, kontrol grubuna ve MKB grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,01). Sonuç: Çalışma sonuçların göre MKB grubundaki olguların kardeşlerine ve kontrol grubuna göre daha fazla fiziksel ve duygusal istismara uğradığı, fiziksel olarak ihmal edildiği ve toplamda daha fazla travmaya maruz kaldığı gözlenmiştir. Madde kullanım bozukluğu olanların akran, aile ve okul desteklerinin daha az olduğu; psikolojik dayanıklılığın diğer alt ölçekleri olan uyum boyutu, mücadele azmi ve empati ölçeklerinden de daha düşük puanlar aldıkları gözlenmiştir. Difüzyon tensor görüntüleme yöntemi sonuçlarında, MKB grubunda sağ superior paryetal bölge, sağ superior longitudinal fasikül, sağ orta frontal bölge, sağ superior frontal bölge ve sağ forceps minör yolağında FA değerlerinde düşüklük saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu; Beyin Görüntüleme; Psikolojik Dayanıklılık; Çocukluk Çağı Travması

BeyinErgenlerKardeşler+4
Hakan Kayış
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın konukevine müracaat eden kadınların çocuklarına aktarılan şiddetin araştırılması ve bu şiddetin kadınların eşlerindeki alkol madde kullanımı ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, kadın konukevine müracaat eden kadınların çocuklarına aktarılan şiddetin araştırılması ve bu şiddetin kadınların eşlerindeki alkol madde kullanımı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kadın konukevine yerleştirilmek amacıyla İzmir Şiddet Önleme Ve İzleme Merkezi ( ŞÖNİM )'e müracaat eden 32 kadın ve çocukları çalışmanın olgu grubunu oluşturmuş, bu grubun yanında "gönüllülük" esasına dayalı olarak 25 kadın ve çocuklarından oluşan bir kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu eşinden şiddet görmediğini belirten kişilerden oluşturulmuştur. Çalışmada, kadın ve çocuk anket formu, Hamilton Depresyon Ölçeği, SCL- 90, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Travmatik Stres Belirti Ölçeği, K-SADS-PL, Çocuklarda Travma Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPP- 18 ile gerçekleştirilmiştir. Analizler için Ki-kare testi, Mann- Whitney U, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda şiddet gören (olgu grubu) kadınların, şiddet görmeyen kadınlara ( kontrol) göre "depresyon, travma sonrası stres belirtileri, çocukluk çağı travmaları ve SCL-90" ölçek puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Annesi şiddet gören çocukların- görmeyen çocuklara göre "çocuklarda travma ölçeği" puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. K-SADS-PL ile yapılan yarı yapılandırılmış klinik görüşme sonuçlarına göre olgu grubunda yer alan çocuklarda, daha fazla çocukluk çağı psikopatolojik tanı ölçütüne sahip olduğu bulunmuştur. Eşlerin alkol- madde kullanımı ile şiddet uygulamaları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç ve öneriler: Bu sonuçlar şiddet gören kadınların çocuklarının da ruh sağlığı açısından risk altında olduklarını göstermekte olup, kadına yönelik şiddet olgularında çocukların da değerlendirilmesinin yararlı olacağı önerilmektedir. Sonuç olarak kadın konukevine müracaat eden kadın ve çocuklarıyla ilgili rehabilitasyon çalışmaları yapılmasının, aynı zamanda kadınların alkol- madde ile ilgili bilgilendirilmesinin fayda arz edeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, alkol-madde, travma sonrası stres.

Aile içi şiddetAlkoliklerAlkolizm+6
Duygu Çelebi
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yas belirtileri gösteren ilkokul öğrencilerine uygulanan EMDR odaklı grupla psikolojik danışma programının etkisi

Bu araştırmanın amacı, yas sürecinde TSSB belirtileri gösteren ilkokul öğrencilerine uygulanan EMDR odaklı grupla psikolojik danışma programının etkisinin deneysel olarak sınanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen çalışmada, öntest sontest izleme kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Konya ili Selçuklu ilçesinde bulunan bir ilkokulun üçüncü ve dördüncü sınıflarında öğrenimine devam eden öğrenciler oluşturmuştur. Bu araştırma doğrultusunda, öğrencilere araştırmanın başında travma taraması yapılmıştır. Travma taraması sonrasında benzer travmalara (yas) sahip olan öğrencilere Çocuklarda ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirti Ölçeği (CPSS) uygulanmıştır. Ölçeğin değerlendirilmesi sonucunda TSSB belirti düzeyleri yüksek çıkan öğrenciler içinden 6 öğrenci deney grubunu, 6 öğrenci ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Araştırmada deney grubuna EMDR odaklı grupla psikolojik danışma programı uygulanmıştır. Programın uygulanmasının hemen sonrasında ve üç ay sonrasında deney ve kontrol gruplarına Çocuklarda ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirti Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarılmış ve "SPSS 25.0" paket programından yararlanılarak analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizleri için, gruplar arası karşılaştırmada Mann Whitney U Testi kullanılırken; grup içi karşılaştırmalarda Friedman Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, EMDR odaklı grupla psikolojik danışma programına katılan deney grubu öğrencilerinin, Çocuklarda ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirti Ölçeği'nin tüm alt boyutlarına ait puan ortalamalarının anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Farklılığın hangi ölçümlerden kaynaklandığını belirlemek için yapılan çoklu karşılaştırma testleri sonucunda, deney grubu öğrencilerinin kaçınma alt boyutu puan ortalamasının, ön testten son teste doğru; yeniden yaşantılama ve aşırı uyarılma alt boyutları puan ortalamalarının ise ön testten izlemeye doğru anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. Bununla birlikte gruplar arası karşılaştırmada yeniden yaşantılama, kaçınma ve aşırı uyarılma puanlarının, izleme ölçümlerinde deney grubunun lehine olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda EMDR odaklı grupla psikolojik danışma programının yas sürecinde TSSB belirtileri gösteren ilkokul öğrencilerinin belirtilerini azaltmada etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yas, TSSB, İlkokul öğrencileri, EMDR, Grupla psikolojik danışma, Deneme modeli

Grupla psikolojik danışmaGöz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden işlemePsikolojik danışma+6
Esra Teke
Necmettin Erbakan University · Institute of Educational Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin travma sonrası stres belirtilerine bilişsel davranışçı terapinin etkisi

Geçmiş yıllarda meydana gelen pandemiler sonrasında travma sonrası stres bozukluğu çok sık görülmektedir. COVID-19 pandemisi sürecinde en çok etkilenen grupta yer alan öğrencilerin travma sonrası stres belirtileri açısından değerlendirilmesi ve bilişsel davranışçı terapi uygulaması ile travma sonrası stres belirtilerinin azalması önem taşımaktadır. COVID-19 pandemisi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin travma sonrası stres belirtilerine bilişsel davranışçı terapinin etkisi incelemek amacıyla yapılan bu araştırma, ön-test, son-test, paralel grup, randomize kontrollü bir araştırmadır. Hemşirelik Fakültesinde eğitim gören 60 birinci sınıf öğrencisi rastgele olarak deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına atanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan, Bilgi Formu ve DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kullanılarak toplanmıştır. Çalışma grubuna ölçümler, bilişsel davranışçı grup terapisi öncesi, terapi bitiminde ve üç ay sonra olmak üzere üç kez çevrim içi yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, Cochran's Q, tek yönlü ANOVA ve karma desenli ANOVA analizi kullanılmıştır Elde edilen sonuçlar p<0,05 anlamlılık düzeyinde sınanmıştır. Öğrencilerin DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesinden grup terapisi uygulaması boyunca ve izlem ölçümünde aldıkları puanların grup içi değişimlerinin değerlendirilmesinde anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,001). DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi toplam puan ve tüm alt boyut puan ortalamalarının zaman içinde değişiminin anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Deney grubunda DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesinin grup zaman etkileşiminin anlamlı olduğu belirlenmiştir. DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kaçınma alt boyutu puanları üzerindeki ortak etkisinin geniş etki büyüklüğü ile anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir (p<0,001, η2:0,98). Sonuç olarak öğrencilere uygulanan bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı grup terapisinin travma sonrası stres belirtilerini azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın farklı yaş gruplarında uygulanması ve bireysel olarak da yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bilişsel davranışçı terapi, Pandemi, Travma, Travma sonrası stres.

Belirti ve semptomlarCOVID 19Hemşireler+6
Fatma Yener Özcan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de gazilerde travma sonrası stres bozukluğu ve ilişkili faktörlerin incelenmesi: Bir sistematik derleme çalışması

Bu çalışma Türkiye'de silahlı çatışmaya katılmış ve çatışma sırasında yaralanmış travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tanılı askerlere dair yayınlanmış araştırmaların gözden geçirilmesi ve araştırmalardan elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Konuya ilişkin elli dört adet araştırmaya ulaşılmıştır ve dahil edilme kriterlerine uygun bulunan yirmibeş adet araştırma tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Tez çalışması kapsamına alınan araştırmalarda kullanılan yöntemler ve bulunan sonuçlar sistematik biçimde incelenmiştir. Bu sistematik derleme çalışması sonunda incelenen araştırmalarda silahlı çatışmada yaralanma sonucu TSSB gelişiminin askerlerde önemli bir sorun olduğu, bazı araştırmalarda gazilerin eş tanılar aldıkları, psikolojik travmayla başa çıkmak amacıyla alkol kullanımına başvurdukları, çatışma tecrübesi sonunda yakın sosyal çevresine saldırganlıkta artışlar gözlendiği sonuçlarına yer verildiği görülmüştür. Tez çalışmasında sosyal destek algısı, başa çıkma yöntemleri ve psikolojik yardım arama tutumlarını sorgulayan araştırmaların sonuçları da incelenerek veriler derlenmiştir. Silahlı çatışmayı izleyen süreçte gazilerin sosyal destek algısının pozitif hale gelmesinde sırasıyla aile, silah arkadaşları ve kurumsal desteklerin en fazla rol oynadığı incelenen araştırmalarda ortaya konan önemli sonuçlardır. TSSB tanılı askerlerin sıkça başvurdukları başa çıkma yöntemlerinden birinin dini inanç odaklı başa çıkma olduğu ve yaralanmayı vatan savunması kavramıyla özdeşleştirmenin de gazilerde başa çıkmayı kolaylaştırdığı da incelenen araştırmalarda ortaya konmuş dikkat çekici sonuçlardır. Ayrıca, gazilerin psikolojik yardım arama tutumlarının olumsuz olduğu da incelenen araştırmalarda yer verilen bir sonuç olup bu sonucun önceki gazi araştırmalarıyla uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak TSSB'ye ilişkin araştırmaların sistematik olarak incelenmesi bu konunun önemini ortaya koymuştur.

Başa çıkmaGazilerPsikolojik yardım+5
Burcu Ertuğ
MEF University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ilişkisel tarama modelinde kesitsel ve korelasyonel bir çalışma olup, şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisini incelenmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kayseri ilinde bulunan Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Psikiyatri Kliniğinde 01.10.2014-15.10.2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmış ve 146 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Türkçe Formu kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 23 paket programında sayı, yüzde, frekans ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma sonrası gelişim kişinin kendisindeki değişim alanı; psikolojik (p<.05, β= .157) ve sosyal (p<.05, β=.067) alanlardaki yaşam kalitesini, yaşam felsefesinde değişim; fiziksel (p<.05, β=.226) ve psikolojik (p<.05, β=.339) yaşam kalitesini, diğer kişilerle olan ilişkilerde değişim; yaşam kalitesi çevre alanını (p<.05, β=.389) olumlu ve anlamlı yönde etkilemiştir. Travma sonrası gelişim arttıkça yaşam kalitesi de artmıştır. Bakım yükünün, fiziksel (p<.05, β= -.119) ve psikolojik (p<.05, β= -.266) yaşam kalitesini olumsuz yönde anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Bakım yükü arttıkça fiziksel ve psikolojik alanlarda yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir. Çalışma bakım verenlerin yaşam kalitelerini etkileyen etmenlerin incelenmesi açısından önemlidir. Şizofreni hastaları ve ailelerine yönelik politika ve programlar geliştirilirken travma sonrası gelişim ve bakım yükü boyutunun da göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıSosyal hizmetler+4
Hakan Karaağaç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00

Related subjects