Trait anxiety

99 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Futbol altyapı yaş gruplarındaki oyuncuların durumluk-sürekli kaygı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi

Giriş ve Amaç: Futbol dünya çapında en popüler ve yaygın sporlardan biridir. Yetenekli bir futbolcunun gelişmesi ve başarılı bir kariyer yolunda ilerlemesi genellikle iyi bir altyapı eğitimiyle başlar. Futbol altyapısı genç sporculara temel becerileri kazandırmayı ve onları profesyonel futbola hazırlamayı amaçlamaktadır. Futbolcuların fiziksel ve teknik gelişiminin yanı sıra psikolojik durumları da oldukça önemlidir. Bu çalışmada futbol altyapı yaş gruplarında durumluk - sürekli kaygı seviyelerinin çeşitli değişkenlere göre düzeyleri incelenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya katılan futbolculara araştırmanın amacı ve önemi anlatılmıştır. Sonrasında Demografik Bilgi Formu ve Çocuklar İçin Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri doldurtulmuştur. Tanımlayıcı değerler, yüzde, maksimum, minimum, ortalama ve standart sapma olarak sunulmuştur. Verilerin Shapiro -Wilk normallik dağılım testi gerçekleştirilmiş ve normal dağılım göstermediği bulunmuştur (p<0,05). Bu sebeple parametrik olmayan analizler gerçekleştirilmiştir. Sporcuların yaş, spor yaşı, mevki, bulundukları şehir, ailelerin gelir durumları ve kardeş sayısı ile anketlerden aldıkları puanların fark analizleri Kruskall-Wallis testi ile analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki ikili farklılıklar ise Dunn's posthoc testi ile gösterilmiştir. Ailede sporcu geçmişi durumu farklılıkları için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Verilerin analizi JASP (versiyon 0.19.1, Hollanda) yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiki anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan futbolcuların durumluk-sürekli kaygı seviyeleri spor yaşı, yaş ve mevkilerine göre incelenmesi yapılmıştır. Spor yaşı grubu olarak incelendiğinde durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamasının değişmediği gözlemlenmiştir. Yaş grubu olarak incelendiğinde 11 yaş grubunun en düşük değerde olduğu, yaş büyüdükçe kaygı puanın düşük oranda yükseldiği gözlemlenmiştir. Mevki olarak incelendiğinde orta saha grubunun en yüksek değerde olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırmaya katılan futbolcuların spor yaşı, yaş ve mevkilere göre durumluk-sürekli kaygı seviyeleri test edilmiş, her değişkene göre kaygı seviyelerinin değiştiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Futbol, altyapı, kaygı, stres, yaş.

Beden eğitimi ve spor dersiDurumluk kaygıFutbol müsabakaları+1
Sadullah Erdal Erdaş
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin modern fiziğe yönelik kaygılarının belirlenmesi

Kaygı; öğrenci başarısını etkileyen duyuşsal faktörlerden biridir. Öğrencilerin eğitim-öğretim hayatları boyunca derslere ve performans göstermeye yönelik kaygıları olabilir. Öğrencilerin kaygı duydukları derslerden birinin de fizik dersi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada öğrencilerin modern fiziğe yönelik kaygılarının belirlenmesinde kullanılabilecek etkin ve güncel "Modern Fiziğe Yönelik Kaygı Ölçeği" geliştirmek ve bu ölçeğin geçerliliği ile güvenilirliğini araştırmak amaçlanmaktadır. Bu çalışma, genel tarama yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 2022-2023 Eğitim-Öğretim Yılı'nda Samsun İlinde on okulda okuyan 384 öğrenci oluşturmaktadır. Modern fiziğe yönelik kaygı ölçeğinin geliştirilmesi için öncelikle madde havuzu oluşturulmuştur. Madde havuzunu oluşturabilmek için, 101 öğrenciye modern fiziğe yönelik düşüncelerini almak amacıyla açık uçlu sorular sorulmuş ve öğrencilerin verdikleri cevaplar maddeler halinde ifadeleştirilmiştir. Kaygı ölçeğine ilişkin maddeler yazılırken kaygının bilişsel, duyuşsal, davranışsal boyutları ile kaygının kolaylaştırıcı ve engelleyici boyutları dikkate alınmıştır. Geliştirilen modern fiziğe yönelik kaygı ölçeğinin, öğrencilerin kaygılarının belirlenmesinde yardımcı olacağı ve alanyazındaki eksikliğin giderilmesine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

Durumluk kaygıOkul kaygısıPsikiyatrik durum derecelendirme ölçekleri+4
Burçin Sezgin
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyini yordama gücü

Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenlemenin durumluk ve sürekli kaygıyı ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaşları "21-60" arasında olup 183 kadın (%65.6), 96 erkek (%34.4) olmak üzere toplamda 279 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmuşlardır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kadınların algılanan stres ve sürekli kaygı düzeylerinin erkeklerden yüksek olduğu görülürken; psikolojik sağlamlılığın erkeklerde daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olayın değerini azaltma stratejisi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında bir ilişki bulunmazken; diğer stratejiler ile durumluk ve sürekli kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk kaygının %35.6'lık kısmını açıklarken; sürekli kaygının ise %63.1'lik kısmını açıkladığı görülmüştür.

Bilişsel duygu düzenlemeDurumluk kaygıKaygı+5
Tuğba Demir
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin akademik erteleme davranışı ile benlik saygıları ve durumluluk sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada ilk olarak lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin nasıl bir dağılım gösterdiğinin ve farklı cinsiyete sahip lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin sınıf düzeyi ve okul türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. İkinci olarak lise öğrencilerinde Durumluluk- Sürekli kaygı düzeylerinin ve Benlik saygıları düzeyinin akademik ertelemeyi yordayıcılıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Küçükçekmece ilçesindeki Anadolu ve Meslek liselerinin 9., 10. Ve 11. Sınıflarında öğrenim gören öğrencilerden tesadüfü örnekleme yöntemi ile seçilen 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen "Akademik Erteleme Ölçeği " (AEÖ), Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI), Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanmış, sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, Akademik erteleme davranışı ile benlik saygısı ve durumluluk- sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca benlik saygısı ve durumluluk kaygı düzeyi akademik erteleme için anlamlı bir yordayıcı olurken sürekli kaygı düzeyinin anlamlı bir yordayıcı olmadığı sonucu elde edilmiştir. Akademik erteleme davranışı düzeylerinin cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, okul türü, eğitim gördükleri bölüm, sınavlara ve derslere çalışma süresi durumu bağımsız değişkenlere göre anlamlı farklılık oluşturduğu, ekonomik durum, aile birlikteliği durumu bağımsız değişkenlere göre ise anlamlı bir farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, yapılan araştırmalar ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Akademik ertelemeBenlik saygısıDurumluk kaygı+6
Havvanur Akyol
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumlarının kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin yaşam doyumları ve kaygı düzeylerini; cinsiyet, yaş, okunulan fakülte, sosyoekonomik düzey, anne-bab tutumu, gelecekten beklenti ve dini inanç değişkenlerine göre incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 2017-2018 öğreim yılında İstanbul Arel Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nin farklı bölümlerine devam etmekte olan 246 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Öğrencilerin yaşam doyumu düzeyini belirlemek amacıyla Diener ve ark.(1985) tarafından geliştirilen ve Köker (1985) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "yaşam doyumu ölçeği"; kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla da Beck ve ark. (1988) tarafından geliştirilen ve Ulusoy ve ark.(1998) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "beck anksiyete ölçeği"; bağımsız değişkenlerle ilgili bilgileri elde etmek amacıyla da araştırmacı tarafından oluşturulan "kişisel bilgi formu" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu ve kaygı düzeyleri; cinsiyet, yaş, okunulan fakülte, sosyoekonomik düzey, anne-baba tutumu, gelecekten beklenti ve dini inanç değişkenlerine göre değişmektedir. Bulgular doğrultusunda sonuçlar tartışılmış olup önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşam doyumu, Mutluluk, Durumluluk- sürekli kaygı, Üniversite Öğrencileri, İyi oluş.

KaygıKaygı düzeyiMutluluk+5
Zeynep Akın Çiçek
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lise sınavlarına hazırlanan çocuklarda kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından cinsiyetler arasındaki farkların incelenmesi

Bu çalışmanın amacı lise sınavlarına hazırlanan çocuklarda; cinsiyetler arasında kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından farklılıkların incelenmesidir. Ayrıca çocukların kaygı düzeyi ile yaşam kalitesi, ebeveyn tutumları ve sınav başarısı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi dört ortaokulda eğitim gören 155 kız ve 90 erkek olmak üzere toplam 245 çocuktan oluşmaktadır. Çocukların kaygı düzeyi "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ile yaşam kalitesi "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (13-18 yaş ergen formu) (ÇİYKÖ)" ve ebeveyn tutumları "Anne-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)" ile değerlendirilmiştir. Durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları kız çocuklarda erkek çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. ÇİYKÖ fiziksel sağlık ve duygusal işlevsellik alt ölçeği puan ortalamaları erkek çocuklarda kızlardan istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. ABTÖ kontrol/denetleme puan ortalamaları kızlarda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Durumluk ve sürekli kaygı ile; ÇİYKÖ fiziksel sağlık, duygusal işlevsellik, sosyal işlevsellik, akademik işlevsellik, psikososyal sağlık ve toplam alt ölçek puanları arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Lise sınavı puanı ile durumluk kaygı düzeyi arasında ilişki bulunmamış olup sürekli kaygı düzeyi arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmamızın sonuçları, lise sınavına hazırlanan çocuklarda kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından cinsiyetler arasında bazı farklılıklar olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca sürekli kaygının sınav başarısını olumsuz etkilediğini ve sınavlara hazırlanan çocuklarda anksiyeteye yönelik önlemler alınmasının önemine dikkat çekmektedir.

Akademik başarıAna-baba tutumuCinsel kimlik+4
Özge Tokgöz
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ölümle çok karşılaşan servislerde çalışan hemşirelerle meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan kişilerde ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılması

Bu tez, meslekleri gereği çok fazla ölüm vakası ile karşılaşan, yetişkin yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışan hemşireler ile meslekleri gereği ölüm vakası ile karşılaşmayan öğretmen, bankacı ve akademisyenlerin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri, ölümle sık karşılaşma veya karşılaşmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak amacıyla genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, 100 yetişkin yoğun bakım ve 100 onkoloji hemşiresi ile 65 bankacı, 70 öğretmen ve 70 akademisyen olmak üzere toplam 405 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği (SSKÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde T-Testi, Mann-Whitney U Testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis H Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, meslekleri gereği ölümle sık karşılaşan hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Umutsuzluk puanları açısından ise akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin umutsuzluk puanları hemşirelerin umutsuzluk puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.01). Sürekli kaygı düzeyi açısından iki grup arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. İki hemşire grubu karşılaştırıldığında, onkoloji hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, yetişkin yoğun bakım hemşirelerinin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sürekli kaygı ve umutsuzluk puanları açısından ise anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Eğitim değişkeninin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi incelendiğinde; akademisyen, bankacı ve öğretmen grubunda ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyine bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Hemşire grubunda eğitim değişkeninin, sadece ölüm kaygısı üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre sağlık meslek lisesi hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanları, ön lisans ve lisans hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul döneminde ve mesleğe başladıktan sonra, hemşirelerin ölümün getirdiği sıkıntı ve stresle baş edebilmeleri için psikolojik destek çalışmaları yapılması ve aralıklı olarak stresle baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi; belirli aralıklar ile çalışma yerlerinde rotasyon yapılması önerilmektedir. Ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki analizi sonuçlarına göre ise sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arsında pozitif yönde orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir (r =0.459, p<0.01). Çeşitli değişkenlerin (örn. yaş, medeni durum, mesleki deneyim/kıdem, ciddi sağlık sorunu, yakınını veya yakın arkadaşını kaybetme) ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi araştırılmış, istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Kaygı, Umutsuzluk, Ölüm Kaygısı, Sürekli Kaygı,

AkademisyenlerBanka çalışanlarıHemşireler+7
Diler Aktürk
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde okula gitme zorluğu yaşayan çocukların annelerinin sürekli kaygı düzeyleri ile bağlanma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı; okul öncesi dönemde çeşitli nedenlerden dolayı okula gitme zorluğu yaşayan çocukların annelerinin sürekli kaygı düzeyleri ile bağlanma biçimleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemini; 2013-2014 eğitim öğretim yılında İstanbul ilinde bulunan 5 farklı anaokuluna devam eden, öğrenime başlama dönemi olan Eylül ayından itibaren en az 1 ay okula gelmiş olup; anneden ayrılma güçlüğü yaşama, sınıfa girmek istememe, sınıfa girse bile sürekli ağlama sorunlarını yaşayan, 2-6 yaş aralığında bulunan çocuklar gözlemlenip anneleri ile çalışma yapılmıştır. Araştırma için gerekli olan veriler nicel araştırma yöntemlerinden biri olan, '' görüşme tekniği '' ile toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; ''Ebeveyn Kişisel Bilgi Formu '', '' Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri '' ve '' İlişki Ölçekleri Anketi '' uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, okul öncesi dönemde okula gitme zorluğu yaşayan çocukların annelerinin sürekli kaygı düzeyleri ile güvensiz bağlanma stili ( korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma ) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

AnnelerAyrılıkBağlanma+6
Ayça Can
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek kaygı ve depresyon düzeyinin evlilik yaşamı ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada evli bireylerin evlilikleriyle depresyon ve kaygı düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri en az 1 yıldır evli olan, İstanbul İli Kartal, Maltepe, Sarıyer ve Şişli İlçelerinde ikamet eden bireyler arasından amaçlı örnekleme tekniği ile seçilen 263 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sürekli kaygı; saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırırken; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Durumluk kaygı ise kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırmakta; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Depresyon; kayıtsız ve korkulu bağlanma düzeylerini artırırken, güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Saplantılı bağlanma, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre farklılaşmaktadır. Kayıtsız bağlanma; evlilik süresi, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu ve aylık kazanca göre farklılaşmaktadır. Korkulu bağlanma; evlilik yaşı, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Güvenli bağlanma; evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Durumluk kaygı; evlilik süresi, evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, evlenme karar şekli, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Sürekli kaygı; cinsiyet, yaş, eşler arası yaş farkı, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Depresyon; cinsiyet, evlilik yaşı, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır.

Beck Depresyon ÖlçeğiDepresyonDurumluk kaygı+6
Beyza Durmuşoğlu Irmak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

9-12 yaş grubu çocukların çizdikleri resimlerle depresyon, kaygı ve özsaygı değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı 9-12 yaş grubu çocukların depresyon kaygı ve özsaygı gibi ruh sağlığı değişkenleri ile çocuk çizimlerinden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçları arasındaki olası ilişkileri araştırmaktır. Toplamda 120 katılımcının bulunduğu bu çalışmada, katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına Çocuk Depresyon Ölçeği, Coopersmith Özsaygı Ölçeği ve Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır Katılımcıların çizdikleri resimlerden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçlarıyla, araştırma ölçeklerinden elde edilen puanların karşılaştırılması korelasyon analiziyle yapılmıştır. Diğer taraftan depresyon, özsaygı ve kaygı düzeyi üzerinde demografik özelliklerin etkilerinin anlamlılığı "T testi" analiz adımlarıyla incelenmiştir. Analizler sonucunda Coopersmith Özsaygı Ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk resimlerinden düşük özsaygıya dair elde edilen puanlar arasında orta düzeyde anlamlı negatif bir korelasyon (r = -.47, p < .01) olduğu görülmüştür. Kovacs Depresyon ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk çizimlerinden elde edilen depresyon ipuçları arasında orta düzeyde anlamlı (r =.80, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri"nin Durumluk kaygı alt boyutundan alınan puanlar ile çocuk resimlerinden kaygıya dair ipuçları arasında ( r = .52, p < .01) Sürekli Kaygı Envanteri"nin Süreklilik kaygı alt boyutundan alınan puanlar ile çocuk resimlerinden elde edilen kaygı ipuçları arasında ise orta düzeyde anlamlı ( r = .60, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen verilere göre çocuk resimlerinden elde edilen ipuçlarının ruh sağlığı değerlendirmesinde anlamlı bir araç olduğu söylenebilir. Tüm bu veriler değerlendirildiğinde bu çalışmanın, ebeveyn ile öğretmenlerin resimler aracılığıyla elde ettikleri ipuçlarına dayanarak, çocukların gecikmeden profesyonel destek alabilmelerine, teşhis ve tedavi sürecini hızlandırılabilmelerine ve çocukların duygusal ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verebilmelerine destek olduğu söylenebilir.

Benlik saygısıDepresyonKaygı+3
Fatma Yağmur Çelik
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkide kaygı duyarlılığının ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolleri

Amaç: Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları (aşırı koruyucu, reddedici, duygusal sıcak) ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide kaygı duyarlılığı ile psikolojik dayanıklılığın aracı rol üstlenip üstlenmediğini tespit etmektir. Yöntem: Araştırmamıza, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşayan, özel ve devlet üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 18-33 yaş aralığında bulunan 175'i kadın ve 210'u erkek olmak üzere toplamda 385 kişi katılmıştır. Bütün katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgiler Veri Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği Çocuk Formu, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi sonucunda, algılanan ebeveyn tutumlarından aşırı koruyucu ve reddedici tutumların, sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde pozitif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun tersine, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde negatif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Yapılan aracı değişken analizi, psikolojik dayanıklılığın algılanan ebeveyn tutumlarından duygusal sıcaklık ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye tam, ebeveynler tarafından algılanan aşırı koruyucu tutum ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Son olarak kaygı duyarlılığının algılanan aşırı koruyucu ve duygusal sıcak ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkilere kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız uyumsuz ebeveyn tutumlarının, yetişkin bireylerde bilişsel savunmasızlık algısının ortaya çıkmasında ve sürekli kaygı gibi belirli psikopatolojilerin gelişiminde rol oynayacağını öne sürmektedir. Çalışmanın literatüre katkısı, sınırlıkları, gelecek çalışmalara sunulacak öneriler üzerinde de durulmuştur. Anahtar kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Sürekli Kaygı, Psikolojik Dayanıklılık, Kaygı Duyarlılığı

Ana-baba tutumuAnksiyete duyarlılığıKaygı+4
Özge Demirsu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada, bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özelliklerinin arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu değişkenlerin örnekleme ait sosyo-demografik veriler açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan, 18 yaş üstü kişiler arasından rastgele seçilmiş 503 kişilik bir örneklem üzerinde yürütülmüş ve veri toplama aşamasında örnekleme Sosyo-demografik Bilgi Formu, Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Sosyotropi ve Otonomi Ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 programı kullanılarak yapılmış, uygulanan veri analizinde %95 güvenilirlik düzeyi temel alınmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Parametrik olmayan iki grup arasındaki farkın analizi için Mann Withney U testi kullanılmıştır. Parametrik olmayan ikiden fazla grup durumunda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı ve bağımsız değişkenleri arasındaki İlişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. Ölçeklerin birbirine etkisi çoklu doğrusal regresyon ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda; erişkinlikteki bağlanma biçimleri ile sürekli kaygı ilişkili bulunmuş, sürekli kaygı ile güvenli bağlanma arasında negatif yönde, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Bağlanma stillerinin sürekli kaygıya etkisi incelendiğinde ise güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma puanlarının sürekli kaygıyı anlamlı düzeyde yordadığı ve sürekli kaygının toplam varyansının yaklaşık %8'ini açıkladığı görülmektedir. Bağlanma ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutlarının ilişkisi değerlendirildiğinde; güvenli bağlanma ile sosyotopik ve otonomik kişilik özellikleri negatif yönde bir ilişki içinde iken, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile sosyotropik ve otonomik kişilik özelliklerinin pozitif yönde bir ilişki gösterdiği saptanmıştır. Otonomi ölçeği; güvenli bağlanma ölçeği ile negatif yönlü ve kaçıngan bağlanma ölçeği ile pozitif yönlü ilişki içindeyken, sosyotropi ölçeği kaygılı bağlanma ölçeğiyle pozitif yönde bir ilişki içindedir. Sosyotropi ve otonomik kişilik özelliklerinin sürekli kaygı ile ilişkisine bakıldığında ise sürekli kaygının, sosyotropi ve otonomi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmektedir. Sosyotropi ve otonomi puanları arttıkça, sürekli kaygı düzeyi de artmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin demografik verileri araştırma değişkenlerine göre incelendiğinde ise; yaşamın ilk 3 yılında anne ve baba ayrılığı yaşamayan grup, ayrılık yaşayan gruba göre daha yüksek güvenli bağlanma gösterirken, boşanmış veya ebeveyn vefatı olan ailelerde büyüyen çocukların çekirdek ailelerde büyüyen çocuklara oranla daha yüksek kaygılı bağlanma puanı aldıkları görülmüştür. Çocukluk veya gençlikte anne ve baba sevgisi alan gruplar, almayan gruplara göre anlamlı şekilde yüksek güvenli bağlanma sergilerken, sevgi görmeyen gruplar, sevgi gören gruplara göre yüksek kaçıngan ve kaygılı bağlanma göstermiştir. Şiddet faktörü değerlendirildiğinde ise güvenli bağlanma ile baba şiddeti arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Bununla beraber anne ve babaların eğitim düzeyi ile bağlanma ilişkisine bakıldığında hem anne hem de babanın eğitim düzeyi ile güvenli bağlanmanın pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Babanın eğitim seviyesinin düşmesiyle kaygılı bağlanma düzeyindeki yükselme olmaktadır. Evli kişiler, bekar veya boşanmış kişilere oranla daha yüksek güvenli bağlanma puanları alırken, bekar ya da boşanmış kişilerin evli kişilere göre kaçıngan ve kaygılı bağlanma boyutlarından daha yüksek puan almış olmaları ve eşi ile yaşayan kişilerle; ailesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla yaşayan kişiler kıyaslandığında, her üç grupta da eşiyle yaşayan kişilerin daha yüksek güvenli bağlanma gösterdikleri saptanmıştır. Yine yalnız, ailesi, annesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla ile yaşayan grupların, eşiyle yaşayan gruba göre daha yüksek kaygılı bağlanma puanları aldıkları görülmüştür. Elde edilen bulgular, erişkinlikte bağlanma stillerinin, sürekli kaygı ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutları ile ilişkisini göstermektedir. Sürekli kaygı ile sosyotropi ve otonomi arasındaki ilişkinin incelenmesi, bu üç değişkenin beraber değerlendirilmesine fırsat tanımıştır. Aynı zamanda bağlanmanın kişilik yapıları, erişkinlikteki ilişki tarzları ve psikopatoloji oluşumu üzerindeki rolü araştırılmış ve bu açıdan da literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriKişilik özellikleri+3
Deniz Senem Demir
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide sürekli kaygının rolü

Amaç: Bu araştırma, pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin ve sürekli kaygının rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Araştırma evrenini sivil havacılığa bağlı pilotlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise internet üzerinden uygulanan anketlere gönüllü olarak katılmayı kabul eden 73'ü kaptan pilot ve 38'i yardımcı pilot olmak üzere 111 erkek pilot oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, İş Güvencesizliği Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin iş güvencesizliği, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları değerlendirildiğinde; değişkenlerin kendi aralarında anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, pilotların sürekli kaygıları ve psikolojik sağlamlıkları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca sürekli kaygı değişkeninin psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı bir yordayıcı rolü olduğu görülmektedir. İş güvencesizliğinin alt boyutu olan algılanan işe ilişkin güçsüzlük ile sürekli kaygı arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunurken psikolojik sağlamlık arasında ise negatif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmada pilotların iş güvencesizliği algısının psikolojik sağlamlıkla ilişkisi ve sürekli kaygının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre pilotlarda algılanan iş güvencesizliğinin algılanan işe ilişkin güçsüzlük alt boyutu ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin sürekli kaygı tarafından anlamlı düzeyde yordandığı görülmektedir. Bunun yanında bazı sosyodemografik özelliklere göre de pilotların iş güvencesizlikleri, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Ancak araştırmanın sosyodemografik verileri araştırmaya katılan katılımcıların tümünün erkek olması sebebiyle cinsiyet değişkeni açısından incelenememiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.

GüvencesizlikKaygıKaygı düzeyi+4
Beldem Sekban
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anne kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde ergenin bilinçli farkındalık düzeyinin aracı etkisi

Bu çalışmanın amacı, anne kaygı düzeyi ile ergen kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin, aracı değişkenimiz olan ergen bilinçli farkındalık düzeyinden ne derece etkilendiğini analiz etmektir. 276 anne ve ergen katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini, İstanbul ili sınırları içerisinde yer alan 14-17 yaş aralığındaki ergenler ve anneleri oluşturmaktadır. Katılımcıların kaygı düzeylerini değerlendirmek adına Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, ergenlerin bilinçli farkındalık düzeylerini değerlendirmek adına Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) ve ergenlere uygulanan bu ölçeklerin aileye dair sosyodemografik değişkenlerden etkilenme durumunu değerlendirmek adına ise sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; anne kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli), ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) ve ergen bilinçli farkındalık düzeyi arasındaki korelatif ilişkilerin anlamlı olmasından dolayı aracı etki analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, anne durumluk kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu bulunmakla birlikte söz konusu ilişkide bilinçli farkındalığın aracı etkisinin kısmi anlamlı olduğu bulunmuştur. Son olarak, anne sürekli kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu bulunmakla birlikte söz konusu ilişkide bilinçli farkındalığın tam aracı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: durumluk kaygı, sürekli kaygı, bilinçli farkındalık, ergen, anne

AnnelerBilinçli farkındalıkBilinçli farkındalık+6
Hayat Boğday
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn mükemmeliyetçiliğinin çocuktaki kaygı düzeyine etkisi: Çocuktaki mantık dışı inançların aracı rolü

Bu çalışmanın amacı; ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeyi, çocuktaki kaygı ve mantık dışı inanç düzeyi değişkenleri arasındaki olası ilişkilere odaklanarak ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeyi ve çocukların kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocuklardaki mantık dışı inanç düzeyinin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemini Balıkesir ve İstanbul'da yaşayan 10-13 yaş arasında bulunan 5., 6., 7., 8. sınıf öğrencileri ile bu öğrencilerin anne ve babaları oluşturmaktadır. Çocukların kaygı ve mantık dışı inanç düzeylerini belirlemek amacıyla sırasıyla Çocuklar İçin Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDSKE) ve Ergenler İçin Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ); ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeylerini ölçmek için ise Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ) kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin değerlendirilebilmesi için Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu doğrultuda temel hipotezlerin test edilmesi amacıyla yapılan doğrusal hiyerarşik regresyon analizlerinden edilen bulgulara göre annelerin başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik düzeyinin, çocukların durumluk-sürekli kaygı ve mantık dışı inanç düzeyi üzerinde; çocukların mantık dışı inanç düzeyinin çocukların kaygı düzeyi üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu (p<.05) görülmüştür. Annelerin başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik düzeyinin çocuğun durumluk-sürekli kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde çocukların mantık dışı inanç düzeyinin anlamlı bir aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir.

Akılcı olmayan inançlarDurumluk kaygıEbeveynler+7
Elif Şahingiray
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psikoterapistlerde durumluk ve sürekli kaygı ile kişilik özelliklerinin terapötik ittifak üzerindeki yordayıcı rolü

Bu araştırmanın amacı psikoterapistlerin terapötik ittifak düzeylerinin belirlenmesi, kişilik özellikleri, kaygı düzeyleri, terapi bağlamı ve diğer sosyodemografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini aktif danışan gören psikolog, klinik psikolog, psikiyatrist olmak üzere 177 psikoterapist oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Terapötik İttifak Ölçeği Terapist Formu, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikoterapistlerin algıladığı terapötik ittifak düzeyi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında negatif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Terapötik ittifak ile sorumluluk, yumuşak başlılık, deneyime açıklık ve dışadönüklük kişilik özellikleri arasında pozitif, nevrotiklik arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Aynı zamanda sorumluluk, yumuşak başlılık kişilik özellikleri ve durumluk kaygısı terapötik ittifak toplam puanı üzerinde yordayıcı etkiye sahip bulunmuştur. Yaş, psikoterapistlerin danışan gördüğü yıl ve danışan sayısı arttıkça terapötik ittifak düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Terapi bağlamı ile terapötik ittifak ilişkisine bakıldığında, çevrimiçi terapi ve yüz yüze terapilerde kurulan terapötik ittifak düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonucunda aktif danışan gören psikoterapistlerin danışanları ile kurdukları terapötik ittifak düzeyleri üzerinde ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmada incelenen tüm değişkenler arasından sorumluluk, yumuşak başlılık ve durumluk kaygısının psikoterapistlerde terapötik ittifak düzeyini öngörmede önemli faktörler olduğu ve çevrim içi ile yüz yüze terapi bağlamı için terapötik ittifak düzeyinin eşit derecede güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Durumluk kaygıKaygıKişilik+5
Serpil Büyükbaş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolü

Amaç: Bu araştırmada genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini uygun örnekleme yöntemi ile seçilen ve yaşları 18 ile 25 arasında değişen toplam 514 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri sosyodemografik bilgi formu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, UCLA yalnızlık ölçeği, durumluk sürekli kaygı ölçeği ve psikolojik dayanıklılık ölçeğini içeren çevrimiçi anket ile toplanmıştır. Verileri analiz etmek için SPSS v22 kullanılmıştır. Hipotezlerin test edilmesi amacı ile regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sosyal destek ve yalnızlığın durumluk kaygı ve psikolojik dayanıklılık üze-rinde negatif, sürekli kaygı üzerinde pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın durumluk kaygı üzerinde pozitif, sürekli kaygı üzerinde ise negatif etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal destek ve yalnızlık ile kaygı arasındaki ilişkilerde psikolojik dayanıklılığın aracılık etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sosyal destek, yalnızlık, psikolojik dayanıklılık ve kaygı arasındaki ilişkiler incelenmiş, bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve öneriler geliştirilmiştir.

Durumluk kaygıGenç yetişkinlerKaygı+4
Mert Özsoy
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve bağlanma stilleri ile ağrı duyarlılığı ilişkisi: Reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rolü

Biyolojik, sosyal ve psikolojik bir deneyim olarak tanımlanan ağrı, multidisipliner yapısı gereği hemen hemen her kültürde yaygın bir sorundur. Yüksek ağrı duyarlılığının, ağrının kronik hale gelmesinde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Ağrı duyarlılığı ile ilişkili sosyal ve psikolojik risk faktörlerinden birkaçı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin güvensiz bağlanma stilleri, reddedilme duyarlılığı ve kaygı olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin kaygılı bağlanma stili ve yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rollerini belirlemektir. Araştırmanın örneklemi 18-63 yaş arası (yaş ortalaması=29.50, SS=10.29) 252 kişiden (182 kadın, 70 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılardan; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına maruziyeti belirlemek üzere Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), bağlanma stillerini belirlemek üzere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-II), reddedilme duyarlılığını belirlemek üzere Yetişkin Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (YRDÖ), ağrı duyarlılığını belirlemek üzere Ağrı Duyarlılığı Anketi (PSQ-T) ile kaygı puanlarını belirlemek üzere Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeklerinin (STAI-S, STAI-T) doldurulması istenmiştir. Analiz sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide, reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğunu göstermiştir. Bu sonuç; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarındaki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Diğer yandan, yetişkin kaygılı bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaygılı bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre, yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaçıngan bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Son olarak, sonuçlara dair limitasyonlar ve gelecek çalışmalara dair öneriler paylaşılmıştır.

Sürekli kaygı
Buket Koçyiğit Ocak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sürekli kaygı düzeyi ve bilişsel davranışsal kaçınma ilişkisi

Bu araştırma üniversite öğrencilerinin sürekli kaygı düzeyleri ile bilişsel davranışsal kaçınma düzeyleri ve alt boyutları arasındaki ilişkiyi bazı demografik değişkenlere göre incelemeyi esas almıştır. Bu amaçla yaşları 18-27 arasında değişen, 212'si kadın, 184'ü erkek toplam 396 üniversite öğrencisine "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği – Sürekli Kaygı Formu", ve "Bilişsel Davranışsal Kaçınma Ölçeği" ile "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında üniversite öğrencilerinin sürekli kaygı düzeylerinin orta şiddette, bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin ise bir psikopatolojinin varlığını düşündürmeyecek seviyede olduğu görülmüştür. Bulgular cinsiyete göre incelendiğinde erkeklerin bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin kadınlardan anlamlı derecede daha yüksek; sosyoekonomik düzeye göre incelendiğinde ise düşük gelirlilerin bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin orta gelirlilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır. Daha detaylı bir inceleme ile; kaçınma alt boyut düzeylerinden bilişsel sosyal ve bilişsel sosyal olmayan kaçınma düzeylerinin erkeklerde daha yüksek olmasının yanında, davranışsal sosyal ve davranışsal sosyal olmayan kaçınma düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı gözlenmiştir. Bununla beraber, sürekli kaygı düzeyinin bilişsel davranışsal kaçınma ve bilişsel davranışsal kaçınmanın tüm alt boyutlarıyla (davranışsal sosyal, davranışsal sosyal olmayan, bilişsel sosyal, bilişsel sosyal olmayan) pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sürekli kaygı düzeyi yaş, cinsiyet, medeni durum, yaşanılan yer ve algılanan gelir düzeyi değişkenlerine göre; bilişsel davranışsal kaçınma düzeyi de yaş, medeni durum ve yaşanılan yer değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşma göstermemiştir. Araştırmanın üniversite öğrencilerindeki kaygı ve kaçınma düzeyleri üzerine yapılacak gelecek çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir.

Bilişsel kaçınmaKaygıSosyal kaçınma+2
Mehmet Güney Ziyalan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin benlik saygıları üzerinde kaygı düzeylerinin incelenmesi

Araştırma, üniversite öğrencilerinin benlik saygıları ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit etmeyi ve bu düzeylerin bazı sosyo-demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaşma gösterip göstermediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 18 yaş üzeri 374 üniversite öğrencisine "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Spielberg Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin kaygı düzeyinin ortalama 2,27±0,23 puan olduğu görülmektedir. Bu düzey üniversite öğrencilerinin ortalamanın altında kaygı düzeyine sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının ortalama 2,17±0,20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu sonuç üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının da düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin benlik saygıları ile kaygı düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre farklılıkları incelenmiş olup; öğrencilerin benlik saygılarının gelir durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Analizler neticesinde aileleri düşük gelire sahip olan öğrencilerin diğer öğrencilere göre daha düşük düzeyde benlik saygısına sahip oldukları görülmektedir. Benlik saygısı ve kaygı düzeyinin cinsiyet, anne-babanın sağ olup olmama durumları, sınıf düzeyleri ve anne-baba ilişkilerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışmanın bundan sonraki benlik saygısı ve kaygı düzeyi üzerine yapılacak araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir.

Benlik saygısıDurumluk kaygıKaygı+3
Mustafa Gözel
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği arasındaki ilişki

Çocukluk döneminde ayrılma-bireyleşme sürecinin nasıl geçirildiği, yetişkinlikte bireyin psikolojik ve sosyal sağlığını etkilemektedir. Ayrılma-bireyleşme sürecinin başarılı geçirilememesi düşük öz saygıya, yüksek kaygıya, iletişim problemlerine, ikili ilişkilerde sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum evlilik yaşantısını ve aile işlevselliğini olumsuz etkileme riskini taşımaktadır. Toplumun psikolojik ve sosyal sağlığının korunması ve geliştirilmesinde işlevsel ailelerin önemli bir yeri vardır. Tüm bu bilgilerin ışığında bu tezin temel amacı, evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma nicel bir araştırmadır ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini evli çiftler oluşturmaktadır. Ancak tüm evli çiftlerin listesine ulaşmak mümkün olmadığı için, olasılıklı olmayan örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda 237 evli bireye ulaşılmıştır. Araştırma verileri toplanırken, araştırmacı tarafından geliştirilen sosyo-demografik bilgi formu ve çiftleri/evliliklerini tanıtıcı bilgi formu, Ayrışma–Bireyleşme Ölçeği, Bağlanma Stilleri Düzeyleri Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Aile İşlevsellik Tarzı Ölçeği kullanılacaktır. Etik Kurul izni alındıktan sonra gönüllü katılımcılardan veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel veri analizinde SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada ölçek puanları hesaplanmış ve puanların normal dağılım gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Puanların normal dağılım göstermesi nedeniyle çalışmada parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Ölçek puanının demografik özelliklere göre farklılık gösterme durumunun analiz edilmesi için t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Güvenli bağlanan bireylerin, yüksek ayrılma-bireyleşme düzeyine sahip olduğu, ayrılma-bireyleşme düzeyi azaldıkça kaygı düzeylerinin arttığı ve aile işlevsellik düzeyinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, ilgili kuram bilgisi ve diğer araştırmaların bulguları/sonuçları ile tartışılarak konuya ilişkin önerilerde bulunulmuştur.

Ayrılık kaygısıAyrışma-bireyleşmeDurumluk kaygı+3
Yaren Tekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Understanding the processes underlying the intergenerational transmission of anxiety

The previous findings revealed that having a parent who suffers from a high level of anxiety is a serious risk factor for anxiety-related disorder during young adulthood. This is an example of intergenerational transmission of anxiety. Both genetic and environmental factors have significant roles in this transmission. The present study aimed to investigate the processes underlying the intergenerational transmission of anxiety; especially by focusing on parenting styles and self-construal. First, whether certain parenting styles (i.e., overprotection, worrying parenting, perfectionistic parenting, and punitive parenting) would mediate the relationship between maternal and young adult anxiety were investigated. Furthermore, whether one's self-construal (i.e., level of autonomous-related self) would be a protective factor in this transmission was tested. 140 dyads of mothers and young adults participated in the online survey. Young adults filled out The State-Trait Anxiety Scale, Young Parenting Inventory, and The Autonomous-Related Self Scale. Then, mothers filled out only The State-Trait Anxiety Scale via the link which was sent to their e-mail addresses. Moderated-mediation analyses demonstrated that overprotection, worrying parenting, perfectionistic parenting, and punitive parenting all mediated the link between parental anxiety and young adults' anxiety. However, self-construal did not moderate this mediation. The results were discussed concerning family systems and self-construal perspectives.

Perceived parenting stylesTrait anxietyAutonomous-relational Self
Mert Tokatlı
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerine etkisi

Bu araştırma nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla ön test- son test gruplu prospektif ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, bir Şehir Hastanesi'nde Girişimsel Radyoloji Polikliniği'nde Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 144 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği kullanılarak elde edildi. Randomizasyon yöntemi ile grubu belirlenen hastaya, işlem öncesi Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği uygulandı. İşlem sonrasında hemşire (araştırmacı) tarafından kontrol grubundaki hastalara klinikte uygulanan sözlü eğitim verilirken, deney grubundaki hastalara yapılandırılmış yazılı eğitim (kitapçık doğrultusunda) verildi. Eğitim kitapçığı literatürdeki bilgiler kılavuzluğunda hazırlanarak 11 tane uzman görüşü DISCERN ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde lisanslı SPSS 29.0 programı kullanıldı. Araştırmadaki veriler Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA, Manova testi ile Repeated Manova Testi ile analiz edildi. Verilerin analizi sonucu hastaların %58,3'ünün erkek ve yaş ortalamalarının 58,35±14,72 yıl olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubundaki hastaların cinsiyet, eğitim durumu, meslek, medeni durum, sigara ve alkol kullanımı dağılımı karşılaştırıldığında grupların homojen dağılım gösterdiği (p>0,05); kontrol grubundaki hastaların süreklilik anksiyete düzeyi ön test puanının 43,90±8,35 (orta düzey) ve deney grubundaki hastaların ise ön test puanının 42,24±9,15 (orta düzey) olduğu; deney ve kontrol grubu ön test süreklilik anksiyete düzeyi karşılaştırıldığında anlamlı farklılık olmadığı (p>0,05) belirlendi. Kontrol grubundaki hastaların durumluk anksiyete düzeyi ön test puanının 43,37±9,65 (orta düzey) son test puanının 40,73±10,58 (orta düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların ise, durumluk anksiyete düzeyi ön test puanı 42,75±11,25 (yüksek düzey) iken son test puanı 33,32±9,95 (düşük düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç olarak "Nonvasküler girişimsel radyoloji uygulanan yapılandırılmış eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyi, klinikte uygulanan sözlü eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyine göre daha düşüktür" hipotezi kabul edildi.

Durumluk kaygıRadyoloji-girişimselSürekli kaygı
İrem Nur Özcan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Primipar sezaryenlı kadınlara uygulanan aromaterapinin akut ağrı, kaygı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışma, aromaterapinin sezaryen ameliyatı olan, primipar kadınlarda akut ağrı, konfor düzeyi ve kaygı üzerine etkisini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Mart 2022- Mart 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde kadın doğum kliniklerinde dahil edilme kriterlerine uygun olan, araştırmaya katılmaya gönüllü olarak belirlenen 120 kadın oluşturmuştur. Katılımcıların randomizasyonu basit rastgele sayılar tablosu aracılığıyla sağlanmıştır. Tüm katılımcılar sezaryenden önce basit rastgele sayılar tablosuna göre gruplara atanmış ve Tanıtıcı Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği formları uygulanmıştır. Post operatif 8. Saatten başlayarak masaj grubuna esansiyel yağ karışı ile 0. gün 1 defa 10 dk, 1. ve 2. günlerde iki defa 10'ar dakika masaj uygulaması yapılmış ve VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. İnhaler grubuna 0., 1. ve 2. gün yağ karışımı inhaler aromaterapi çubukları ile dört defa 5'er dk uygulanmış VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. Kontrol grubu klinik bakıma bırakılmıştır. Tüm katılımcılara 2. gün Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, DSKÖ uygulanmıştır. Masaj, inhaler ve kontrol grubu ilk değerlendirmede Durumluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Son değerlendirmede ise masaj ve inhaler gruplarında Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ve ağrı puanı anlamlı olarak daha düşük ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; masaj ve inhalar grubunda yer alan kadınların ağrı ve kaygılarının azaldığı ve doğum sonu konfor düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Aromaterapi uygulamasının masaj grubunda, inhaler grubuna göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanını azaltmakta, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanını artırmakta daha etkili olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda ise her iki gruba göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanı daha yüksek, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise daha düşük olduğu görülmüştür.

Durumluk kaygıPostpartum dönemSürekli kaygı
Gülnihal Artuğ Cansızlar
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00

Related subjects