Chickens

76 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tavuklarda tarsometatarsal kırıkların iyileşmesinde semisirküler ve sirküler eksternal fiksatör sağaltımlarının klinik ve biyomekanik yöntemlerle değerlendirilmesi

Kırık uçlarının karşı karşıya getirilmesi (redüksiyon) ve stabilizasyonun sürdürülmesi kırık tedavisinin en önemli noktasını oluşturmaktadır. Gerek evcil gerekse yabani kanatlılarda kanat ve ekstremitede uzun kemik kırıklarıyla sıkça karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, tavuklarda tarsometatarsal kırıklarda semisirküler ve sirküler eksternal fiksatör sağaltım teknikleri uygulanarak, iyileşme klinik ve biyomekanik yöntemlerle değerlendirilecektir. Bu yöntemlerde elde edilecek sonuçlar semisirküler eksternal fiksatörün sirküler eksternal fiksatör seviyesinde kırık iyileşmesi sağlarsa yapılacak daha ileri çalışmalarla kanatlıların femur ve kanatlardaki uzun kemik kırıklarında uygulanmasına imkân sağlayabilecektir.

BiyomekanikKırık fiksasyonuKırık fiksasyonu-ekstramedüller+5
Mehmet Salih Karadağ
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayçiçek yağı içeren rasyonlarla beslenen yumurta tavuklarında farklı selenyum kaynağı ilavesinin performans, yumurta selenyum konsantrasyonu, yağ asidi kompozisyonu ve lipid oksidasyon parametreleri üzerine etkileri

Bu çalışma, yumurta tavuğu rasyonlarına ayçiçek yağı, inorganik veya organik selenyum ilavelerinin; performans ve yumurta kalite kriterleri, yumurta yağ asitleri profili, yumurta selenyum konsantrasyonu ve lipid oksidasyon parametrelerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Denemede 42 haftalık yaşta 252 adet Lohmann LSL-Classic beyaz yumurtacı tavuk kullanılmıştır. Tavuklar, her bir muamele grubunda 7 tekerrür ve her tekerrürde 6 hayvan olacak şekilde 6 gruba (6x7x6) tesadüfi olarak dağıtılmıştır. 12 haftalık deneme buyunca kullanılan rasyonlar, izonitrojenik ve izokalorik olarak, ayçiçek yağlı ve yağsız olmak üzere iki farklı şekilde hazırlanmıştır. Hem yağsız hem de yağlı rasyona organik ve inorganik selenyum (Se) katkıları, total rasyonda selenyum miktarı 0.3 mg/kg olacak şekilde ilave edilmiştir. Yumurta ağırlığı, şekil indeksi, kabuk oranı, kabuk kalınlığı, renk skalası, ak indeksi ve sarı indeksi gibi yumurta kalite kriterlerine, muamelelerin etkileri ve interaksiyonları önemli olarak belirlenmiştir (p˂0.05). Selenyum ilave edilen gruplardaki yumurta selenyum konsantrasyonu, selenyum ilave edilmeyen gruplardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Organik selenyum ilave edilen gruplarda yumurta selenyum konsantrasyonu, inorganik selenyum ilave edilen gruplardan daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p<0.05). Yumurta sarısı yağ asidi kompozisyonuna yağ ilavesinin etkisi önemli bulunmuştur (p˂0.01). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda, özellikle yumurta sarısı çoklu doymamış yağ asitleri, yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek değerlerde tespit edilmiştir (p<0.05). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta malondialdehit (MDA) konsantrasyonu (TBARS, thiobarbituric acid reactive substances), yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek tespit edilmiş (p<0.05) ve selenyum ilavesinin yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta TBARS değerini düşürdüğü belirlenmiştir (p<0.05). Muamelelerin kan parametreleri (Catalase (CAT), Superoxide dismutase (SOD), Glutathione peroxidase (GSH-Px) ve MDA) üzerine etkileri ve interaksiyonları da önemli bulunmuştur (p˂0.01). Sonuç olarak; ayçiçek yağının yumurta tavuğu rasyonlarına katılmasının genel olarak performans ve yumurta kalite kriterlerini etkilemediği, ancak yumurtadaki n-6 yağ asitlerinden linoleik asit miktarını ve yumurta ağırlığını artırdığı gözlenmiştir. Yağlı ve yağsız rasyonlara her iki selenyum ilavesinin, özellikle de organik selenyum ilavesinin, yumurta Se konsantrasyonunu artırarak, yumurta raf ömrünün uzaması üzerinde pozitif etkileri olduğu belirlenmiştir.

Ayçiçek yağıBesi performansıBitkisel yağlar+5
Çağrı Kale
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tavuk yumurtalarında salmonella varlığının yetiştirme tipine göre tespiti

Tavuk Yumurtalarında Salmonella Varlığının Yetiştirme Tipine Göre Tespiti Salmonella, insanlarda ve hayvanlarda gastrointestinal sistem enfeksiyona neden olabilen önemli zoonoz bir patojendir. Salmonellozis prevalansının azaltılması için ülkemizde dahil olmak üzere birçok ülkede, çiftlikten sofraya gıda güvenliği yaklaşımı ile Salmonella kontrol programları uygulanmaktadır. Bu programlarda yoğun biyogüvenlik, koruma ve kontrol süreçleri yürütülmektedir. Dünya genelinde yürütülen bu koruma ve kontrol süreçleri ile iyi bir aşama kaydedilmiş olsa da günümüzde gelinen son noktaya bakıldığında, hala bazı kanatlı sürüleri bu uygulamalardan uzakta insan tüketimine sunulmak üzere kanatlı orijinli gıdalar üretmeyi sürdürmektedir. Bu tez çalışmasında, Türkiye'de yetiştirme tiplerine göre üretilip tüketime sunulmuş olan ticari yumurtacı tavuk sürülerden elde edilen yumurtalarda ve serbest gezen tavuk sürülerinden elde edilen yumurtalarda halk sağlığı açısından büyük öneme sahip olan Salmonella spp. pozitiflik oranının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında, ticari tavuk yumurtalarında ve serbest gezen tavuk yumurtalarında Salmonella spp. pozitiflik oranı belirlendi. Ticari tavuk yumurtalarında Salmonella spp. pozitifliğinin %2 olduğu belirlenirken, serbest gezen tavuk yumurtalarında ise %17 olarak belirlendi. Ticari tavuk yumurtalarından izole edilen her iki suşta S. Kentucky olarak identifiye edilirken, gezen tavuk yumurtalarından izole edilen 17 adet suşun beşi S. Kentucky, dördü S. Infantis, üçü S. Enteritidis, üçü S. Agona, ikisi S. Mbandaka olarak identifiye edildi. İzole ve identifiye edilen tüm Salmonella suşlarına antibakteriyel duyarlılık testi uygulandı. Antibakteriyel duyarlılık testi sonuçlarına göre hem ticari tavuk yumurtalarından hem de serbest gezen tavuk yumurtalarından izole edilen Salmonella suşlarının tamamında çoklu antibakteriyel direnç profilinin şekillendiği, bunun yanı sıra, gezen tavuk yumurtalarından farklı olarak ticari tavuk yumurtalarından izole edilen Salmonella suşlarının her ikisinin de tez çalışmasında kullanılan bütün antibakteriyellere dirençli olduğu belirlendi. Salmonella probleminin kaynağında elimine edilmesi gerekliliği halk sağlığı açısından büyük öneme sahiptir. Özellikle çiftlik hayvanları ve hayvansal orijinli gıdalar, Salmonella enterica serovarlarının insanlara bulaşmasında primer kaynaktır. Patojeni izlemek ve kontrol edebilmek adına Salmonella enterica serovarlarının küresel prevalansını ve epidemiyolojisini anlamak kilit rol üstlenmektedir. Bu tez çalışmasında elde edilen bulguların, potansiyel epidemiyolojik veri olarak kullanılabilirliği açısından daha geniş çaplı ve daha detaylı çalışmalara gereksinim vardır. Bu tez çalışmasında elde edilen bulgular, konuyla ilgili araştırma çalışması yürüten diğer araştırıcılara katkı sağlama niteliğindedir. Anahtar Sözcükler: Salmonella, Serbest, Tavuk, Ticari, Yumurta.

SalmonellaTavuklarYumurtalar
Saniye Doğan
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerlerde yem formunun performans, karkas özellikleri ile sindirim sistemi gelişimi ve bağırsak histomorfolojisi üzerine etkileri

Bu çalışma, ticari olarak üretilmiş olan benzer özelliklere sahip farklı fiziksel formdaki (toz, granül, pelet) yemlerin etlik piliçlerde performans karkas randımanı, karkas parametreleri, organ relatif ağırlıkları, ince bağırsak uzunluk ve ağırlığı ile ince bağırsak histomorfolojik parametreleri üzerine etkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Ross 308 ırkı 224 adet bir günlük yaştaki erkek civcivler, 4 deneme grubuna ayrılmıştır. Her bir grup 7'şer adet civcivden oluşan 8 tekrar grubundan oluşmuştur. Gruplar farklı formdaki yemlerle 42 gün süreyle beslenmişlerdir. İlk üç hafta iki grup toz yem formunda, iki grup ise granül formunda yem ile beslenmişlerdir. İkinci üç hafta ise toz yem formundaki gruplardan bir grup toz formunda yemle (TT), diğer grup ise pelet formunda yemle (TP) beslenmişlerdir. Granül form yem tüketen grupların bir grubuna pelet formda yem verilmiş, diğer gruba ise tekrar granül formda yem verilmiştir. Denemenin ilk üç haftasında granül formda yem verilmesi performansı ve jejunum ile ileum histomorfolojisini olumlu yönde etkilemiştir. Altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanı olumsuz etkilenmiştir. İlk üç hafta granül formda yem verilmesinden sonra granül veya pelet formda yem verilmesi performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını olumlu etkilemiştir. İlk üç hafta toz yem tüketen gruba pelet formda yem verilmesi de performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını artırmıştır. Toz yemle besleme bağırsak histomorfolojisini diğer formlarla beslemeye göre daha fazla iyileşme sağlamıştır. Taşlık relatif ağırlığı, altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Toplam ince bağırsak, karaciğer, kalp, dalak ve Bursa fabricius relatif ağırlıkları yem formundan etkilenmemiştir. İnce bağırsak relatif uzunluğu altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta daha yüksek bulunmuştur. Altı hafta süreyle granül formda yem kullanılması performansda olumlu etki yaratsa da bağırsak villüslerinde toz yeme göre iyileşme sağlamamıştır. Broyler yetiştiriciliğinde ilk üç hafta toz formunda yem kullanımı performansı olumsuz etkilese de daha sonra pelet formunda yem kullanıldığında performansda iyileşme gözlenmiştir. Sonuç olarak, ilk üç hafta granül formda yem, daha sonra pelet formdaki yemlerin broylerler de performans, karkas randımanı, sindirim sistemi ve bağırsak histomorfolojisi yönünden olumlu yönde etkileyeceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bağırsak Histomorfolojisi, Broyler Performans, Karkas Özellikleri, Sindirim Sistemi, Yem Formu

BağırsaklarBesi performansıHistomorfolojisi+5
Gürkan İşçi
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Clostridium tetani toksoidine karşı tavuk yumurtasından immunoglobulin-Y (IgY) üretimi, saflaştırılması ve serolojik olarak spesifikliğinin belirlenmesi

Tetanoz, Clostridium tetani tarafından üretilen tetanospazmin (TeNT) nörotoksininin neden olduğu, insanlar ve birçok hayvan türü için yaşamı tehdit eden bakteriyel bir hastalıktır. Hastalığın teşhisi ve tedavisinde farede üretilen, kullanımının homojenlik ve özgüllük gibi çeşitli avantajları olan monoklonal antikorlar kullanır. Buna karşılık, poliklonal antikorların, özellikle kümes hayvanlarından ekstrakte edilen IgY'nin dikkate değer bir özelliği, memeli (IgG) antikorlarından daha fazla miktarda elde edilmesidir. Bu tez çalışmasında, Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde 2015 yılından beri ıslah çalışmaları yürütülen ve 2020 yılında T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ırk tescili yapılan 'Anadolu-T' ırkı etçi tavukların saf hatları kullanılmıştır. Tesadüfi olarak seçilen 22 haftalık yaştaki tavuklar, C. tetani toksoidi + adjuvant (FCA/FIA) ile göğüs kasından enjeksiyon yolu ile immunize edildi ve 4 hafta aralıklarla iki hatırlatma enjeksiyonu yapılarak immunizasyon işlemi tamamlandı. Aşılama öncesinde ve 14 gün sonrasında aşılanan hayvanların kanat venlerinden kan alındı ve total antikor titreleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Son bağışıklamadan 14 gün sonra alınan kan örneklerinin serumlarında total antikor titreleri en yüksek seviyeye ulaştığı görüldü. İmmunize edilen ve edilmeyen tavukların yumurtalarından non-invaziv şekilde PEG (6000) ekstraksiyon protokolü kullanılarak IgY antikorları izole edildi. Saflaştırılmış anti-C. tetani IgY antikorlarının moleküler ağırlığı SDS-PAGE analizi ile belirlenerek jel üzerinde uygun ve beklenen konumda görüntülendi. Ardından western blot analizi sonucunda elde edilen görüntüler, izole edilen IgY antikorlarının varlığını doğruladı. Varlığı doğrulanan IgY antikorların anti-C. tetani IgY olduklarını ispatlayabilmek için agar jel immunodifüzyon (AGID) ve çabuk lam aglütinasyon testi yapıldı. AGID test sonucunda izole edilen C. tetani spesifik IgY'ler ile tetanoz toksoidi arasında oluşan presipitat görüntüsü ve çabuk lam aglütinasyon testinde tipik kümeleşmelerin oluşumu, elde edilen yumurta sarısı antikorlarının C. tetani toksoidine spesifik olarak üretildiğini serolojik olarak belirlemiş oldu.

AgarAntikorlarClostridium+7
Kürşat Tetik
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavuklarda nekrotik enteritis infeksiyonlarında bağırsak mikrobiyomu ve tedavi alternatiflerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma tavuklarda bağırsak mikrobiyomunun belirlenmesi, Nekrotik Enteritis olgularında Bacillus velezensis'in bağırsak mikrobiyomu ve iyileşme üzerindeki etkisinin belirlenerek yapılan bu tedavinin antibiyotik tedavisi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 16'şar tavuktan oluşan beş farklı grup kullanıldı. İlk grup deneme başlangıcındaki 1 günlük civcivlerden oluşan deneme başlangıcı (DB) grubu, ikinci grup deneme sonuna kadar yetiştirilen deneme sonrası kontrol grubu (DS), üçüncü grup C. perfringens verilen grup (NE), dördüncü grup C. perfringens + B. velezensis verilen grup (BV), beşinci grup ise C. perfringens + amoksisilin verilen grup (AB) olarak belirlendi. Deneysel enfeksiyonu takiben tüm gruplara servikal dislokasyon yoluyla ötenazi yapıldı. Alınan sekum içeriğinden 16S rRNA geni sekanslanarak metagenomik analize tabi tutuldu. Elde edilen verilere istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Ötenazi sonrası yapılan makroskobik incelemede yalnızca C. perfringens verilen NE grubunda bulunan tavukların bağırsaklarında patolojik değişiklikler olduğu görüldü. Bağırsakların şişkin olduğu, mukozasının ise hafif kanamalı olduğu gözlemlendi. Deneme başlangıcı grubu (DB), deneme sonrası kontrol grubu (DS), C. perfringens + B. velezensis verilen grup (BV) ve C. perfringens + amoksisilin verilen grup (AB) için makroskobik bulguya rastlanmadı. Mikrobiyom analizi sonucunda NE grubu mikrobiyom zenginliğinin azaldığı, normal hayvanların mikrobiyomuna en yakın mikrobiyomun BV grubuna ait olduğu, bunu AB grubunun izlediği görüldü. Sonuç: Bu çalışmada nekrotik enteritisin mikrobiyom üzerindeki olumsuz etkisinin azaltılması için B. velezensis'in profilaktik antibiyotik kullanımına alternatif olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: B. velezensis, Mikrobiyom, Deneysel İnfeksiyon, Broyler

EnteritGastrointestinal mikrobiyomKümes hayvanları hastalıkları+4
Özge Yılmaz Çağırgan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İki farklı kanatlı türünde kanatta bulunan patagium ve patagium'u destekleyen anatomik yapıların incelenmesi

Amaç: Kümes hayvanı olarak yetiştirilen, uçabilen ve uçamayan iki farklı kanatlı türünde, kanatlardaki patagial oluşumların olası farklılıklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında erişkin (6 - 7 aylık) 8 erkek 7 dişi Numida meleagris (Beç Tavuğu) ile 7 erkek 7 dişi Gallus gallus domesticus (Tavuk) kullanıldı. İnceleme, dekapitasyon sonrasında, anatomik diseksiyon yöntemiyle gerçekleştirldi. Kanattaki patagiumlar'ın ligamentlerine ait ölçümler, dinlenme pozisyonunda ve kanat tam açık pozisyonda, dijital kumpas yardımıyla ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Patagium cervicale ve patagium alulae'yi destekleyen bir kasın ya da ligamentin olmadığı saptandı. Tavukta metapatagium'a, m. serratus superficialis pars metapatagialis ve m. latissimus dorsi pars metapatagialis destek verirken; Beç tavuğunda sadece m. serratus superficialis pars metapatagialis'in desteklediği gözlemlendi. Postpatagium uçuş tüyü follüküllerini sıkı bir şekilde sarmasından dolayı farklı şekilde görüldü. Beç Tavuklarında propatagium'un deri katmanları arasında, tavuklara göre daha yoğun bağdoku iplikleri içerdiği gözlemlendi. Ligamentum limitans cubiti'nin sınırları Beç Tavuklarında net görülemedi. Ligamentum propatagialenin baş ve orta kalınlıklarında her iki tür arasında önemli bir fark görülmezken son kalınlıkta Beç tavuklarındaki verilerin tavuklardan daha büyük olduğu ve istatistiksel olarak önem arz ettiği belirlendi. Ayrıca lig. propatagiale Beç Tavuklarında, tavuklardan daha kısa olduğu morfometrik olarak belirlendi. Fakat lig. propatagiale'nin uzunluğu, uzun kanat kemikleriyle her iki farklı pozisyonda da orantısal olarak aynı büyüklükte olduğu tespit edildi. Sonuç: Yapılan bu çalışma ile; kümes hayvanı olmaları dolayısıyla yaşam koşulları ve beslenme tarzları benzer olan, fakat biri uçabilen ve diğeri uçamayan iki farklı tür kanatlıda kanattaki patagium'ları oluşturan yapılar hem morfolojik hem de morfometrik olarak incelenerek, farklılıkları ortaya konulmuştur.

Anatomik etkenlerGallus domesticusKanatlılar+1
Eren Özgürcan Yavaş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının, büyüme performansı, et kalitesi ve ayak tabanı yangısı oluşumu üzerine etkileri

Amaç: Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin rasyonlarına klinoptilolit katılmasının performans, et kalitesi ve ayak tabanı yangıları üzerine etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplam 512 adet günlük yaşta Ross 308 erkek etlik civciv 2x2 deneme düzeninde yerleşim sıklığı (12-20 hayvan/m2) ve klinoptilolit (%0 ve 2) etkileri incelenecek şekilde 8 tekrar içeren 4 farklı deneme grubuna dağıtılmıştır. Aviagen (2019) besleme Kataloğu'nda belirtilen enerji ve besin madde gereksinimlerine uygun mısır-soya küspesi temelli rasyonlar hayvanlara ad libitum sunulmuştur. Araştırmada canlı performans verileri çalışmanın 0, 10, 24 ve 42. günlerinde belirlenirken denemenin sonunda kesim işlemi uygulanarak alınan örneklerde et kalitesi, karkas verimi ve bağırsak viskozitesi parametreleri incelenmiştir. Bulgular: Yüksek yerleşim sıklığı 42. gün (2410 ve 2246 g; P=0,001) yapılan tartımlarda CA ve deneme boyunca CAA'nı (2367 ve 2203 g, p=0,001) baskılarken, çalışmanın 0-42. günleri arasında (3736 ve 3518 g; P=0,01) YT'ni azaltmıştır. Buna karşılık hem yerleşim sıklığı hemde klinoptilolitin YYO üzerine önemli bir etkisi olmamıştır. Ayrıca yerleşim sıklığı yüksek olan gruplarda altlık nem ve sıcaklık düzeyi artarken, ayak tabanı yangılarında da artış belirlenmiştir. Klinoptilolit ilavesi etin pişirme kaybını ve su tutma kapasitesini arttırarak et kalitesi üzerine olumlu etki göstermiştir. Sonuç: Rasyona klinoptilolit ilavesinin yüksek yerleşim sıklığında performans, altlık kalitesi, ayak tabanı sağlığı üzerine olumsuz etkilerini gidermede etkisinin yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Büyüme Performansı, Etlik Piliç, Klinoptilolit, Yerleşim Sıklığı.

Ayak hastalıklarıBesi performansıDoğal zeolit+7
Ercan Karakuzulu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the antibiotic (tetracycline) residuesin the chick liver

DEMİRCİ, S. (2017). Investigation of Antibiotic (Tetracycline) Residues in Chicken Liver. Yeditepe University. Institute of Health Science, Master Thesis. İstanbul This study was carried out on 100 chicken liver sold outdoor in order to investigate tetracycline residues in chicken liver. Chicken (Gallus gallus domesticus) is a bird species raised for meat and eggs in farms that have begun industrialization since World War II. It is a food that is consumed a lot because of reasons such as chicken has high quality protein, low cholesterol, cheaper than red meat in the world and our country. In production facilities, antibiotics are used for the purpose of protecting chickens from growing diseases and growing chickens that grow faster and faster with less loss. Tetracycline group antibiotics are widely used in chickens due to their broad spectrum and low toxic effects. Antibiotic residues arise because antibiotics are discontinued following the ten-day cutting ban after use or when high doses can not be eliminated from the tissues and organs of the chickens. This situation causes the antibiotic residues in the cut chicken to pass to humans and the environment. This study was conducted because of the high consumption of chickens in the world and especially in our country. In the study, 100 poultry liver samples collected from the market were collected and antibiotic residue levels were examined. The qualitative test was used for the MeRA test, and tetracycline levels were quantitatively analyzed with elisa test. In all of the samples, antibiotic residue levels were found to be qualitatively positive. Specifically, when tetracycline residues are considered, it is found that 16% of the samples are above the maximum residue limits and 3% are at the limit values. In the remaining samples, tetracycline values were found to be within acceptable maximum residue limits. This suggests that antibiotics should be used in chickens and the cut date of chickens given antibiotics should be considered. In addition, when the legal requirements imposed in our country are complied with, such situations will also stop to exist. Key Words: Chicken, chicken liver, antibiotic, residue, tetracycline, MeRA test, elisa test

AntibioticsEnzyme-linked immunosorbent assayResidues+3
Sinem Demirci
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of Turkey's poultry egg sector in terms of export marketing and financing

Egg is an important international trade product with its high nutritional value, extensive usage area and consumption in a wide geography. Nowadays, in particular, Turkey has a competitive advantage in the egg trade with neighboring countries. In Turkey, secondary sectors also provide benefit from egg commerce. The egg trade in Turkey not only benefits the sector itself but also benefits the secondary sectors.Therefore, well-established marketing and appropriate financing solutions of egg exports gain importance. In this study, egg production sector in Turkey is examined in a detailed way in terms of marketing and finance. Key Words: Egg, Production, Export, Eximbank, Financing

EximbankFinancingMarketing+4
Gözde Küçük
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari olarak satılan paket tavuklarda Salmonella Spp. ve Camyplobacter Spp. varlığının araştırılması

Salmonella ve Campylobacter türleri tüm dünyada en sık rastlanılan önemli gıda kaynaklı patojenler olup, tavuk etiyle insanlara bulaşabilmektedir. Kanatlıların barsak florasında bulunan bu bakteriler hayvanın kesim ve paketlenme işlemi sırasında etin kontamine olmasıyla insana bulaşarak gastroenterit nedeni olmaktadır. Bu çalışma ticari olarak satılan farklı tavuk ürünlerinde bu iki bakteriyel etkenin varlığının araştırılması ve saklama koşullarına bağlı olarak bakteriyel yükün değişiminin moniterize edilmesi amacıyla yapılmıştır. Piyasada satılmakta olan 8 ulusal (Grup I) ve Gaziantep'de satılan 8 yerel markaya (Grup II) ait tüm tavuk ve but örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler 2-8 °C'de saklanmıştır. Alınan örneklerden paketlenme tarihleri baz alınarak 1., 8. ve 15. günlerde örnek alınmıştır. Örnekler ön zenginleştirme ve homojenizasyonunun ardından, CHROMagar Campylobacter kromojenik agar besiyeri, xsiloz lysine deoxicholate agar, koyun kanlı agar, eosine metilen blue agara inoküle edilmiştir. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Vitek2 bakteri tanımlama sistemiyle yapılmıştır. Grup I'de 8 farklı markanın 4'ünde (%50), Campylobacter, 2'sinde (%25) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 17'sinde (%35.4) Campylobacter izole edilmiş olup, bunların 9'unun termofilik Campylobacter olduğu saptanmıştır. Örneklerin 3'ünde (%6.3) Salmonella saptanmıştır. Örneklerin tümünde Salmonella dışı enterik bakteri (SDEB) izole edilmiştir. Grup II'de 8 farklı markanın tümünde (%100)Campylobacter, 3'ünde (%37.5) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 22'sinde (%45.8) Campylobacter tespit edilmiştir. Bunlardan 15'inin (%68.9) termofilik Campylobacter grubunda yer aldığı saptanmıştır. Örneklerin 7'sinde (%14.6) Salmonella saptanmıştır. Çalışmaya alınmış olan tüm markalarda Campylobacter ve/veya Salmonella üremesi olmuştur. Salmonella ve Campylobacter saptanması açısından iki grup arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Buzdolabı koşullarında bekletilen örneklerde süre geçtikçe bakteriyel yükün artığı saptanmıştır. Bu patojenlerin tavuk etlerinde eliminesi için, tüm üretim prosedürlerine uyularak çapraz kontaminasyon engellenmesi ve personel hijyenini sağlanmasının bu etkenlerle oluşan enfeksiyonlardan korunma açısından önemli olduğu düşünülmektedir

AmbalajlamaGıda güvenliğiHalk sağlığı+5
Sena Nur Çelik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Et tipi tavuklarda asites sendromunun oluşumunda vascular endothelıal growth factor (VEGF) aktivitesinin incelenmesi

Asites sendromunda et tipi tavuklarda pulmoner hipertansiyona bağlı olarak sağ kalp yetmezliği oluşur ve bunu izleyen venöz konjesyon gelişerek, vücut boşluklarında seröz sıvı birikimine neden olur. Vascular Endothelial Growth Factor (VEGF), fizyolojik ve patolojik anjiogenezisde ve ödem oluşumunda anahtar bir role sahip olan damarsal geçirgenliği arttıran oldukça güçlü bir mediyatördür. Bu tez çalışması yüksek rakım modeli oluşturularak et tipi tavuklarda Asites oluşumunun akut ve kronik döneminde VEGF'ün hastalıktaki olası rolünü immünohistokimya (İHK), ve ELİSA yöntemleri kullanarak incelemeyi amaçlamıştır. İHK'sal boyamalarda; akciğerde bronş epitelleri, damar endotellerinin ve adventisyasının pozitif boyandığı, damar etrafındaki bağ doku hücrelerinin ise az sayıdaki hayvanda ve sınırlı olarak boyandığı; karaciğerde hepatositlerin çok kuvvetli boyandığı; kalp boyamalarında hayvanların tamamına yakınında miyokart hücrelerinde ve elastik ipliklerde pozitif boyandığı; böbreğe ait kesitlerde özellikle tubul epitellerinin ve pozitif olarak boyandığı, beyin dokusu boyamalarında hayvanların tamamına yakınında nöronların pozitif boyandığı gözlendi. Semikantitatif İHK'sal skorlamada kontrole kıyasla akut dönemdeki asitesli hayvanlarda kalpte (3,28), böbrekte (1,54), akciğerde (1,61) ve beyinde (1,39) kat VEGF'ün daha yoğun boyandığı dikkati çekti. Kronik dönemde ise akut döneme kıyasla böbrekte (2,27), kalpte (2,27), akciğerde (1,81) ve beyinde (2,41) kat daha yoğun boyamalar dikkati çekti. ELISA testinde kronik dönemdeki (118, 2 pg/ml) asitesli hayvanların akciğer doku lizatlarının ortalama değerinin kontrol (114,8 pg/ml) ve akut döneme (114,9 pg/ml) göre daha yüksek olduğu gözlendi. Asites grubu hayvanlardaki asites sıvısındaki VEGF miktarının akut dönemde (69,5 pg/ml) kronik dönemden (16,8 pg/ml) 4,1 kat fazla olduğu gözlendi. Bu çalışmada, VEGF'ün somatik hücrelerden asites sırasında daha fazla salgılandığı ve asites sıvısında akut döneme kıyasla kronik döneme ilerledikçe azalan VEGF varlığının saptanması, VEGF'ün hastalığın patogenezisinde (özellikle akut dönemde) rol aldığını; ödem (ve asites) oluşumunda rol oynayabileceği düşündürmektedir

AssitHipertansiyon-pulmonerKümes hayvanları+2
Ömer Arda
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Serbest dolaşımlı (free range) barındırma sistemi ve yavaş gelişen etlik piliç genotiplerinin büyüme performansı, hayvan refahı ve davranışları ile ayak sağlığı ve ekonomik verimlilik üzerine etkileri

Bu çalışma, etlik piliçlerde serbest dolaşımlı (free-range) barındırma sistemi ve yavaş gelişen etlik piliç genotiplerinin büyüme performansı, hayvan refahı ve davranışları ile ayak sağlığı ve ekonomik verimlilik üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada; yavaş ve hızlı gelişen iki ayrı etlik piliç genotipi ile free range ve geleneksel derin altlık zemin sistemi olmak üzere dört ana grup yer almış (2x2) ve her ana grup 5 tekrarlı gruptan oluşmuştur. Her tekrarlı grupta 10 adet civciv olmak üzere çalışmada toplamda 200 adet günlük erkek civciv kullanılmıştır. Büyütme dönemi süresince (8 hafta) gruplarda haftalık tartımlar ile canlı ağırlık gelişimi izlenmiş, yem tüketimi ve ölenler kaydedilmiştir. Gruplarda hayvan refahı ve hayvan darvanışları denemenin son haftasında ölçülmüş, her ana gruptan 10 adet, toplamda 40 adet hayvan deneme sonu kesilerek et kalitesi ve ayak sağlığı yönünden histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Ekonomik verimliliği belirlemek için, gruplarda değişken giderler ve toplam içindeki payları belirlenmiş, brüt kar ve karlılık oranı hesaplanmıştır. Çalışmada beklenildiği gibi hızlı gelişen genotiplerin canlı ağırlık ve yemden yararlanma oranı yavaş gelişenlere göre daha yüksek bulunmuş (P<0.001, P<0.006), canlı ağırlık ve yemden yararlanma oranı bakımından barındırma sisteminin etkisi önemli bulunmuştur (P<0.009, P<0.01). Guruplarda hayvan refahı düzeyini ölçmek için incelenen parametreler genelde hızlı gelişen piliçlerde zayıf bulunmuş, barındırma sisteminin hayvan refahı parametreleri üzerine olan etkisi ise önemsiz bulunmuştur. Yavaş ve hızlı gelişen piliçlerde yem yeme, su içme, hareketlilik, ayakta durma ve eşelenme (P<0.001, P<0.001, P<0.001, P<0.001, P<0.006), barındırma sisteminde ise su içme, yatma ve tüy bakımı davranışları bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.003, P<0.046, P<0.001). Histopatolojik olarak; tarsal eklem artiritis, ayak tabanı ve diz eklemi lezyonları görülme düzeyi serbest dolaşımlı free range sistemde yetiştirilen hızlı gelişen piliçlerde daha yüksek bulunmuştur Sonuç olarak; hızlı gelişen piliçlerin büyüme performansı daha iyi olsa da; kg. satış fiyatının daha yüksek olmasından dolayı yavaş gelişen piliçlerin ekonomik performansının daha iyi olduğu söylenebilir. Derin altlık sisteme göre serbest dolaşımlı free range barındırmada yavaş ve hızlı gelişen piliçlerin her ikisinin büyüme ve ekonomik performansı daha yüksek bulunmuştur.

Büyüme performansıEtlik piliçGenotip+4
Abdourhamane Ibrahıma Mahamane
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibroblast büyüme faktörü-2 bloklamasının tavuk embriyosunda kraniyal sütür gelişimine etkileri

Kranial kubbenin normal büyümesi ve morfogenezi, sütürlerdeki hücre proliferasyonu ile kranial kemiklerin kenarlarındaki osteogenez arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. Klinik bir durum olan kraniyosinostozda, erken osteojenik farklılaşmadan dolayı sütürler prematür birleşir ve kraniofasiyal malformasyon meydana gelir. Günümüzde, bazı fibroblast büyüme faktör (FGF) reseptör genlerindeki mutasyonlar major kraniyosinostotik sendromlar için sorumlu tutulmuştur. Tavuk embriyosu kranial kubbelerindeki endojen FGF-2 ligandlarının seviyelerini manipüle etmek ve morfogenezi bozmak için antikor bloklama yöntemi kullanılmıştır. FGF-2'nin yüksek ve düşük seviyeleri farklı tepkiler verilmesine neden olmaktadır. Bu farklı seviyeler arasındaki denge normal kranial morfogenezi sağlamaktadır. Bu çalışmada, literatür bilgileri ışığında deneysel model olarak tavuk embriyosu gelişimi kullanılarak FGF-2 bloklaması ile kranial sütür gelişimi, deneysel kraniyosnostoz oluşumuna etkisi ve kemikleşme öncesi ve sonrasında oluşabilecek değişikliklerin morfolojik, histolojik ve protein düzeyinde incelenmesi amaçlandı. Bu süreçte oksidatif stres ile hücre ölümünün ilişkisi araştırıldı. Çalışmamızda Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen spesifik patojen içermeyen (SPF, specific pathogen free) 120 adet tavuk yumurtası kullanıldı. Yumurtalar, 37,5oC sıcaklıkta, yaklaşık %60-80 nem orana sahip etüvde inkübe edildi. Dört deney grubu oluşturuldu. Birinci grup kontrol grubu 20 denek. İkinci grup fosfat tampon solüsyonu (PBS; Posphate buffer solution) verilen, üçüncü grup 0,01 μg/ml anti-bFGF-2 ve dördüncü grupta 0,1 μg/ml anti-bFGF-2 ile bloklama yapılan grup olarak oluşturuldu. İkinci üçüncü ve dördüncü gruplar içinde uygulama yapılan günlere göre E2 (2. gün), E4 (4. gün), E6 (6.gün), E8 (8. gün) olmak üzere 4 alt grup oluşturuldu. PBS verilen 2. grupta her alt grup için 5'er adet toplam 20 adet, anti-FGF-2 ile bloklama yapılan 3. ve 4. gruptada her alt grupta 10'ar adet toplam 80 adet denek kullanıldı. Gelişimin farklı aşamalarında anti-temel fibroblast büyüme faktörü-2 (anti basic fibroblast growth factor 2, anti-bFGF-2) uygulandı. Fertilize yumurtalar inkübatörde 15 gün süresince inkübe edilerek 2., 4., 6. ve 8. günlerde her gruba ameliyat mikroskobu yardımı ile 1 doz olmak üzere umblikal kord etrafına 0,1 ve 0,01µg/ml olacak şekilde PBS içinde antikor ile bloklama uygulandı. E15 günü sakrifiye edildikten sonra alınan örnekler Bouin tespit solüsyonu ile fikse edildi, rutin doku takibine alınarak parafine gömüldü ve 5 μm'lik seri kesitler alındı. Makroskobik gelişim etkilenmesi morfolojik olarak, mikroskobik etkileşim Hematoksilen-Eozin, Mason Trikrom, Vonkossa ve Alizerin Red ile histokimyasal ve oksidatif stres için anti-eNOS, çoğalma için anti-PCNA ve hücre ölümü için TUNEL ile immunositokimyasal yöntemle boyanarak incelendi. Gelişimin makroskobik karşılaştırmaları morfometrik ölçümler ile boyamaların karşılaştırmaları skorlama ile gerçekleştirildi. Farkların ortaya konmasında Graphpad istatistik yazılımı kullanıldı. Tek yönlü ANOVA analizi ile yapılan karşılaştırmalarda p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. E4 ile E8 embriyolarının antikor ile bloklanması sonrasında E15 günü yapılan morfolojik, histolojik ve immunositokimyasal bulgularda beklenen kraniyosnostoz oluşumunun gerçekleşmediği, yerine kıkırdak hâkimiyetinin varlığı saptandı. Örneklerde morfolojik bozukluk, anomali veya gelişme geriliği gibi patolojiler saptanmadı. Antikor bloklaması ile oluşan ancak sistemik yapıyı etkilemeyen FGF-2 için sütürlerdeki eNOS boyaması ile gösterilen oksidatif stres durumunu değiştirerek PCNA ile saptanan çoğalmanın devamına ve apoptoz ile belirlenen hücre ölümüne etki yaptığı gözlendi. Bu etkilerin en belirgin bir biçimde E8 embriyolarında görüldüğü ve oluşan etkinin ve farklılıkların istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Bulgularımız FGF-2'nin anlamlı ve tekrarlanabilir bir biçimde kranial gelişimde önemli rol oynadığını, bloklandığı takdirde sütür kapanmasında gecikmeye neden olduğunu gösterdi. FGF'ün normalde kemik gelişimini hızlandırdığı ancak sütürlerde kapanmayı geciktirdiği bilgisine parelel olarak bu faktörü bloklamanın kapanmayı erkenleştirmesini beklerken tam tersi bir etkinin varlığı saptandı. Sütür aralarının bu beklenmedik etki ile daha da genişlediği izlendi. Bu sonuçlar, bloklamaya bağlı başka yan etkiler görülmemesi nedeni ile antikor ile bloklamanın kraniyosnostozlularda tedavi amaçlı kullanılabileceğini düşündürdü. Kraniyosnostoz ve fibroblast büyüme faktörü-2 ilişkisinin ve kullanılan oksidatif stres ve apoptoz ilişkisinin ileri teknikler ile daha ayrıntılı incelenmesi bu hastalıktan mağdur olan insanlara daha kaliteli bir yaşam sunmak için önemli bilgiler oluşmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Fibroblast Büyüme Faktörü, Tavuk embriyo, kranial sütür, kraniyosinostoz, histoloji, oksidatif stress, apoptoz.

ApoptozisEmbriyoFibroblast büyüme faktörü+5
Tamay Şimşek
Manisa Celal Bayar University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyüme hızının etlik piliç hibritlerinde performans ve et kalite kusurları üzerine etkilerinin araştırılması

Bu araştırmada, farklı büyüme hızlarının etlik piliç hibritlerinde performans, göğüs eti kalitesi, göğüs kasının morfometrik yapısı, biyokimyasal özellikler, göğüs kasının histolojisi ve beyaz çizgi kusuru üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada gruplar, 1. Grup: Ross 308 (ad libitum) (AL-R); 2. Grup: Cobb 500 (ad libitum) (AL-C); 3. Grup: Hubbard Red JA (ad libitum) (H); 4. Grup: Ross 308 (pair-fed) (PF-R) ve 5. Grup: Cobb 500 (pair-fed) (PF-C) şeklindedir. Her grupta 5 tekrar, her tekrarda 12 adet piliç kullanılmıştır (toplam 300 adet). Grup 4 ve 5, 3. grubun günlük tükettiği yem miktarı kadar beslenmişlerdir (pair-fed). Grup 1 ve 2 denemenin 49. gününde kesilmiş, grup 4 ve 5 kendi genotiplerinin 49. günündeki kesim ağırlığına ulaştığında kesime sevk edilmiştir. Analizler için her gruptan ortalamayı yansıtan 15'er adet piliç kesilmiş ve gerekli numuneler uygun şartlarda alınmıştır. Denemenin 48. gününde en yüksek canlı ağırlık AL-R genotipinde bulunmuş, bunu sırasıyla AL-C ve H grupları takip etmiştir. PF-R ve PF-C gruplarında canlı ağırlık benzer bulunmuş, bu gruplarla karşılaştırıldığında H grubunda canlı ağırlık daha düşük olmuştur (P<0.001). Ad libitum beslenen gruplarda 7-48. günlerde en yüksek yem tüketimi sırasıyla AL-R, AL-C ve H şeklindedir (P<0.001). PF-R, PF-C grupları H grubu ile eş beslendiği için yem tüketimi aynıdır (P>0.05). AL-R, AL-C, PF-R, PF-C gruplarında 7-48. günlerde yemden yaralanma oranı benzer ve H grubuna göre daha iyi tespit edilmiştir (P<0.001). Yedi-56 ve 7-63. günlerde canlı ağırlık artışı H genotipinde düşük bulunmuştur (P<0.001). Bu dönemlerde yemden yararlanma değeri sayısal olarak H genotipinde yüksek çıkmıştır (P<0.001). Ad libitum gruplarla kıyaslandığında, göğüs oranı pair-fed gruplarda düşmüş (P<0.001), but oranı artmıştır (P<0.01). Pair-fed gruplarda göğüs kası uzunluğu artmış (P<0.001), genişlik (P<0.001) ve derinliği (P<0.01) azalmıştır. Beyaz çizgi skoru AL-R'de PF-R'ye göre (P<0.05), AL-C'de PF-C'ye göre (P<0.001) yüksek tespit edilmiştir. Serum kreatin kinaz (CK) ve laktat dehidrogenaz (LDH) pair-fed gruplarda düşük çıkmıştır (P<0.001). Göğüs etinin protein içeriği istatistiki olarak benzer, yağ içeriği ise AL-R'de PF-R'ye göre yüksek tespit edilmiştir (P<0.01). AL-R grubunda fibrosiz (P<0.01), mononükleer hücre infiltrasyonu (P<0.001), dejenerasyon (P<0.01) ve lipidozis düzeyi (P<0.01) PF-R grubuna göre yüksek çıkmıştır. AL-C grubunda infiltrasyon düzeyi PF-C grubuna göre yüksek saptanmıştır (P<0.05). Beyaz çizgi skoru ile kesim ağırlığı, karkas ağırlığı, göğüs ağırlığı, göğüs kasının genişliği ve derinliği arasında önemli düzeyde ilişki tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, büyüme hızının yavaşlatılması ile göğüs etinde beyaz çizgi oranı azalmıştır. Yavaş büyüme ile göğüs kasının morfometrik yapısı değişmiş, kas hasarının göstergesi olan CK, LDH seviyeleri düşmüş, hücresel seviyede gözlenen bozulmalar azalmıştır ve etin fiziko-kimyasal kalitesi artmıştır.

Besi performansıBüyüme hızıEtlik piliç+4
Gülşah Güngören
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of sodium lactate, lactic acid and acetic acid, alone or in combination, on improving the shelf life of chicken drumstick and the survival of Salmonella spp. inoculated on the chicken drumstick

In this study, the effects of lactic acid, acetic acid and sodium lactate, alone and in combination, on the survival of Salmonella spp. and on the microbiological quality of chicken drumstick were investigated. The fresh chicken drumsticks were inoculated with Salmonella Typhimurium and Salmonella Enteritidis and divided into 8 groups as control (sterile tap water), 1% sodium lactate (SL), 1.5% lactic acid (LA), 1.5% acetic acid (AA), and their combinations. The drumstick samples were immersed into the treatment solutions for 5 min. Then the samples were stored at 4ºC for 10 days and analyzed for aerobic psychrophilic colony (APC), Pseudomonas spp., lactic acid bacteria (LAB), Salmonella and pH level on days 0, 3, 5, 8, and 10. The control, SL, LA and LA+ SL groups showed spoilage signs on day 5. On the same day, the numbers of APC, Pseudomonas and LAB in the AA, AA+ LA, AA+ SL and AA+ LA+ SL groups were lower (<7 log10 CFU ml-1) compared to the control and SL groups (P<0.05). The LA and AA+ LA groups were significantly different from the control group in the Salmonella reductions of 1.2 and 0.9 log10 CFU ml-1 on day 0 (P<0.05). The survival of Salmonella spp. in all groups was almost stable throughout the storage period, except for minor fluctuations. As a result, shelf life of the chicken drumsticks that were immersed into solutions containing 1.5% AA (AA, AA+ SL, AA+ LA ve AA+ LA+ SL) for 5 min was at least 2 days longer compared to the control group. Salmonella spp. was relatively resistant to AA and LA probably due to the buffering capacity of the chicken skin and meat. It is concluded that decontamination of chicken drumsticks with organic acid combinations will be useful in extending the shelf life of the product, and that increasing the acid concentration to be used while considering the organoleptic properties of the product can give better results.

Acetic acidPoultryPoultry products+7
Goran Alı Habeeb Habeeb
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Piliç sosislerinin raf ömrüne modifiye atmosfer paketleme koşullarında biyokoruyucu kültür uygulamasının etkisi

İleri İşlenmiş Ürün grubunda bulunan ve modifiye atmosfer yöntemiyle paketlenmiş (MAP) olarak satışa sunulan piliç sosislerinin raf ömrü, işlem-sonrası kontaminasyon ve uygun olmayan muhafaza sıcaklıkları sebebiyle yaklaşık 1/2 oranında kısalmaktadır. Bu çalışmada biyokoruyucu kültürlerin MAP'lı piliç sosislerde kullanımı ile ilgili deneysel çalışmalar yaparak raf ömrünün uzatılması amaçlanmıştır. Çalışma özel sektöre ait bir kanatlı kesimhanesi ve et ürünleri işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Piliç sosisi üretim hattında işletmenin ürettiği sosisler paketleme aşamasında modifiye atmosfer paketleme (%30 Karbondioksit, %70 Azot) metodu ile 350' şer gr'lık ambalajlar oluşturulmuştur. Çalışma, ticari olarak biyokoruyucu amaçla satılan Lactobacillus sakei (B2 Grubu) uygulanan, Lactobacillus curvatus (B-LC-48 Grubu) uygulanan ve kontrol grubu olmak üzere toplam 3 gruptan oluşmuştur. Koruyucu kültürler, aseptik koşullarda süspansiyon haline getirilir. Sosisler paketlere doldurulduktan sonra spreyleme yoluyla paketlenmiş sosislere koruyucu kültürler uygulanmış ve hemen sonra paketlenmiştir. Her grup için ayrılan sosis kutuları, 2 farklı sıcaklıkta (+4°C ve +10°C) muhafaza edilmiştir. Muhafazanın 0, 14, 28, 42, 60. günlerinde mikrobiyolojik analizler, 0, 28 ve 60. günlerinde ise duyusal analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma iki tekerrürden oluşmuştur. Sonuçlara göre, kontrol grubundaki sosisler hem +4C de hem de +10C de 28. günden itibaren lezzet ve genel beğeni skorlarının 5'in altına düşmesi, mezofil ve psikrotrof koloni sayılarında 2.7-3.8 log artışlar nedeniyle bozulmuşlardır. Biyokoruyucu uygulanan B2 ve B-LC-48 gruplarında ise +4C de 60 gün boyunca bozulma meydana gelmezken, +10C ise 42. günden itibaren duyusal niteliklerinde bozulmalar meydana gelmiştir. Bu çalışmanın sonuçları; test edilen biyokoruyucu kültürlerin üretimin 0. gününden itibaren hâkim flora oluşturarak "kötü buzdolabı koşullarında" bile bozulma yapıcı bakterileri kontrol altına aldığını göstermiştir. Özellikle uygun soğuk zincir koşullarının sağlandığından emin olunmayan sevkiyat ve perakende uygulamalarında, piliç sosisi üretiminde bu kültürlerin kullanımının yararlı olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Biyokoruma, raf ömrü, piliç sosisi, modifiye atmosfer paketleme, LAB

AmbalajlamaBesin koruyucu maddelerBesin saklanması+6
Sevgi Ataş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ve civarındaki tavuklardan izole edilen salmonella etkenlerinin moleküler karakterizasyonu ve antibiyotik direnci

Bu tez çalışmasında, Elazığ ve civarındaki tavuk işletmelerinde Salmonella etkenlerinin izolasyonu, moleküler karakterizasyonu ve antibiyotiklere direnç durumlarının ortaya konması amaçlandı. Tavuk işletmelerinden çorap svap yardımıyla işletme alanının en az %20'sini teşkil edecek şekilde gayta örnekleri ile bölgedeki küçük aile işletmelerine ait Salmonella şüpheli tavuklardan nekropsi sonrası alınan iç organ (karaciğer, dalak ve sekum) örnekleri konvansiyonel bakteriyolojik yöntemlerle (ISO 6579:2002 /Amd 1:2007) analiz edildi ve şüpheli koloniler invazyon A (invA) genine spesifik primerlerin kullanıldığı PCR ile cins düzeyinde identifiye edildi. Daha sonra, Salmonella olarak teyit edilen saha izolatlarının multipleks PCR (mPCR) ile tür düzeyinde karakterizasyonu yapıldı. Ayrıca izolatların ampisilin, tetrasiklin, kloramfenikol ve trimetoprim-sulfametoksazol antibiyotiklerine karşı dirençlilik durumları genotipik olarak belirlendi. Toplamda 77 tavuk işletmesinden toplanan çorap svap ve iç organ örneklerinin ISO 6579:2002 /Amd 1:2007 yöntemi ile izolasyon aşamalarına tabi tutulması sonucunda %84,4 (65/77)'ünde Salmonella yönünden şüpheli koloniler tespit edildi. InvA genine spesifik primerler ile PCR analizi neticesinde izolatların %98,5 (n=64)'i Salmonella spp. olarak teyit edildi. Multipleks PCR ile incelenen izolatların %26,6 (17/64)'sı S. Infantis, %21,9 (14/64)'u S. Enteritidis ve %9,4 (6/64)'ü ise S. Typhimurium olarak identifiye edildi. Geriye kalan 27 adet Salmonella izolatı çalışmada kullanılan tür spesifik primerler ile identifiye edilemedi. Çalışmada elde edilen 64 izolat, ampisilin (blaTEM), tetrasiklin (tetA), trimetoprim-sulfametoksazol (sul1) ve kloramfenikol (cat1) antibiyotiklerine direnç sağlayan genlere özgü primerlerin kullanıldığı mPCR ile incelendi. Buna göre S. Infantis izolatlarının tamamının trimetoprim-sulfametoksazol ve tetrasikline, %11,8 (2/17)'inin ise ampisiline karşı dirençli olduğu belirlendi. S. Typhimurium izolatlarının %66,7 (4/6)'sinin ampisiline ve %33,3 (2/6)'ünün ise ampisilin ve trimetoprim-sulfametoksazola karşı dirençli olduğu saptandı. Buna karşılık sadece bir adet S. Enteritidis izolatının (%7,14) trimetoprim-sulfametoksazol, ampisilin ve tetrasikline karşı dirençli olduğu tespit edildi. Çalışmada kullanılan tür spesifik primerler ile karakterize edilemeyen Salmonella spp. izolatlarının %63 (17/27)'ü trimetoprim-sulfametoksazole, %14,8 (4/27)'i ise tetrasiklin ve ampisiline karşı dirençli olarak bulundu. Çalışmada elde edilen izolatların hiçbirinde kloramfenikole karşı direnç tespit edilmedi. Sonuç olarak, bölgedeki işletmelerinin büyük çoğunluğunda (%70'in üzerinde) Salmonella etkenlerinin bulunduğu, mPCR ile yapılan moleküler karakterizasyonda ise en yaygın serotiplerin sırasıyla S. Infantis, S. Enteritidis ve S. Typhimurium olduğu belirlendi. Bu bulgular, ülkemizde yapılan diğer çalışma verileri de dikkate alındığında, Salmonella enfeksiyonlarının tavuk kümesleri için potansiyel bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Ayrıca, çalışma kapsamında elde edilen saha izolatlarında trimetoprim-sulfametakzol, tetrasiklin ve ampisilin antibiyotiklerine karşı azımsanmayacak düzeyde dirençlilik saptanması gerek insan gerekse hayvan sağlığı açısından dikkate alınması gereken bir veri olarak değerlendirilmektedir. Salmonella enfeksiyonlarının sağaltımında kullanılacak antibiyotiklerin seçiminden önce antibiyotik duyarlılık testi yapılması, gelişigüzel antibiyotik kullanımının önüne geçilmesinde ve suşların direnç kazanımlarının minimize edilmesinde önem arz etmektedir.

AntibiyotiklerElazığGenler+4
Aydoğan Arkalı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Broiler piliçlerden campylobacter izolasyonu ve genotiplendirilmesi

Bu çalışmada, mezbahada kesilen Broiler piliçlerin bağırsak ve safralarından alınan örneklerde Campylobacter coli ve Campylobacter jejuni izolasyonu yapılacaktır. İzole edilen etkenler Polymerase Chain Reaction (PCR) yöntemi kullanılarak identifiye edilecek. İzolatlar arasındaki genetik farklılığı ortaya koymak amacıyla da flagellin genine spesifik yapılan Polymerase Chain Reaction - Restriction Fragment Length Polymorphism (PCR-RFLP) yöntemi ile genotiplendirmeleri yapılacaktır. Campylobacter türleri insanlarda, gıda infeksiyonu ve intoksikasyonlarına, çiftlik hayvanlarında ise abortuslara neden olmaktadır. Campylobacterler tarafından meydana getirilen bu infeksiyonlarla, etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için etkenin doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kullanılacak yöntemler yardımıyla, Campylobacterlerin kanatlılardaki kolonizasyonunu belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada 100 adet Broiler tavuktan kesim esnasında, 100 safra ve 100 bağırsak olmak üzere 200 örnek toplanmıştır. Laboratuvarda aseptik koşullarda Campylobacter Blood Free Agar Base (CCDA agar) kullanılarak zenginleştirme yapmadan doğrudan ekim yapılmıştır. Campylobacter şüphesiyle izole edilen kültürler Campylobacter jejuni ve Campylobacter coli spesifik PCR yöntemi ile İdentifiye edilecek ve identifiye edilen kültürler, PCR-RFLP yöntemi ile flagenindeki polimorfizm saptanarak tiplendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Campylobacter, PCR, Broiler, RFLP.

GenotipKampilobakterPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Seda Turtay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Piliç kesimhanesinde tüy ıslatma ve diğer kesim aşamalarında elde edilen sıvıların kesim süresine göre değişimleri ve karkas mikrobiyolojik kalitesine etkileri

Küçük ve orta ölçekli kanatlı kesimhanelerinde tüy ıslatma aşaması durgun su yöntemi ile ancak kirli (A; temiz su ile değiştirilerek) veya temiz (B, tüm vardiya boyunca değiştirilmeksizin) su ile yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı temiz ve kirli tüy ıslatma sıvısı kullanımının, haşlama sıvılarının kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelerine ve karkasların mikrobiyolojik kalitesine etkisi ve bu değişimler arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla A ve B grubu uygulamalarının yapıldığı günlerde, tüy ıslatma tanklarındaki sulardan 180 dk. boyunca her 30 dakikada bir, 3 tüy ıslatma tankının her birinden (Tank 1, Tank 2, Tank 3), tüy yolma sonu (TYS) ve iç-dış yıkama işleminden sonra (İÇS) karkaslardan damlayan sıvılardan, ön soğutma sonrasında ise karkaslardan (K) numuneler alınmıştır. Tüm örneklerde E. coli tip I, koliform bakteri sayısı, toplam mezofilik aerob bakteri sayısı (TMAB) ve psikrotrof bakteri sayıları ve Salmonella spp. prevalansı belirlenmiştir. Tüy ıslatma tankından alınan numunelerde organik madde, kuru madde, pH ve protein analizleri yapılmıştır. TMAB sayılarında, A ve B grubunda TYS, İÇS ve K örneklerinde zamana bağlı olarak önemli bir değişmenin olmadığı tespit edilmiştir. TMAB sayısında, aynı örnek alma noktaları iki grup arasında karşılaştırıldığında zaman ise önemli farkların bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Psikrotrof bakteri sayılarında hiçbir örnek alma noktasında, zamanla değişim açısından önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). A ve B grubunda Salmonella spp. prevalansı sırasıyla %63 ve %75 olarak bulunmuştur. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında B grubunda zamanla önemli bir değişme bulunmadığı tespit edilmiştir. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında A ve B grubu arasında ise haşlama tanklarında sadece 0. dakikada önemli fark olduğu tespit edilirken (p<0,05), diğer tüm örnek alma zamanlarında iki grup arasında fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Kimyasal parametrelerde B grubunda zamana bağlı olarak önemli bir değişim görülmezken, A grubunda organik madde ve kuru madde değerlerinde önemli artışlar tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca A grubunda haşlama tanklarındaki organik madde miktarı ile karkaslardaki koliform bakteri sayısı arasında orta derecede güçlü bir korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç olarak, temiz su ile tüy ıslatma uygulamasının, kirli su ile uygulamaya göre, karkasların mikrobiyolojik kalitesi üzerine olan etkisinin ilk 30 dk.'da ortadan kalktığı, daha sonra anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Tüy ıslatma sıvısının niteliğine bakılmaksızın, tüy yolma aşaması karkasların kontaminasyonunda en önemli rolü oynamaktadır. Ayrıca, temiz su ile tüy ıslatma uygulamalarında, haşlama sıvısındaki organik madde miktarı artışının karkaslardaki koliform bakteri sayısı ile pozitif korelasyonu, bu parametrenin bir kritik limit olma potansiyelini göstermektedir.

Besin kirlenmesiKarkas özellikleriKesim özellikleri+4
Gökhan Kürşad İncili
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerler'den clostridium perfringens izolasyonu ve moleküler karakterizasyonu

Bu çalışmada, Elazığ ve Malatya illerindeki 100 farklı kümesten 3 farklı kesimhaneye getirilen broyler'lerde Clostridium perfringens'in varlığı konvansiyonel kültür ve PZR yöntemleri ile araştırılarak, söz konusu etkenin bölgedeki yaygınlığı ve dağılımı ile ilgili verilerin toplanması amaçlandı. Bu amaçla hayvanların büyüme dönemlerinde Malatya'da bulunan bir işletmeye ait 30 kümes ziyaret edildi. Malatya ve Elazığ'daki kanatlı kesimhanelerinden alınan 500 bağırsak ve 500 karaciğer örnekleri olmak üzere toplam 1000 numune incelendi. Alfa- toksin (α), beta-toksin (β), epsilon-toksin (ε), iota-toksin (ι), enterotoksin (Cpe), beta2 (β2) toksin genlerine spesifik primerler kullanılarak multiplex-PZR yöntemi ile izolatların toksin tiplendirmesi yapıldı. Ayrıca izolatlar, hasta ve sağlıklı kanatlı hayvanlardaki rolü henüz ortaya konulamamış olan NetB toksin geni yönünden PZR yöntemi ile incelendi.Elazığ ve Malatya'daki farklı kümeslerden izole edilmiş 61 izolata Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemi uygulanarak genotiplendirme yapıldı. Gel Compare II yazılım sistemi (version3.0; Applied Maths, Sint-Martens-Latem, Belgium) kullanılarak bant profilleri analiz edildi. PFGE profillerinin, dendogramı oluşturularak kümeleşme analizi yapıldı.Bu çalışmada Malatya ve Elazığ illerindeki broyler piliçlerde karaciğer ve ince bağırsaklarında toplam C. perfringens yaygınlığı %66 olarak tespit edildi. Toplam 660 C. perfringens izolatın 657'si α toksin geni yönünden pozitif bulunurken, diğer toksin genlerinin hiçbirine rastlanmadı. Kalan üç örnek ise tiplendirilemedi. Çalışmada incelenen hiçbir izolatta NetB toksin geni saptanamadı. Kümesler arasında 30 farklı PFGE genotipi tespit edildi ve heterojen bir dağılım gözlendi. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez kanatlı hayvanlarda hem NetB toksin geni araştırılmış, hem de C. perfringens izolatlarının PFGE profilleri saptanmıştır.

Clostridium perfringensElektroforezKümes hayvanları+6
Burcu Karagülle
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yetiştirme sistemlerinin ve yaşın yumurtacı tavukların performans, yumurta özellikleri ve ısı şok proteini 70 sentezine etkileri

Bu araştırma, konvansiyonel kafes ve organik sistemde yetiştirilen tavukların performansı, yumurta dış ve iç kalite özellikleri, yumurta sarılarındaki yağ asitleri, kolesterol, vitamin A, D, E, K ve malondialdehit (MDA) düzeyleri ile bir stres proteini olarak bilinen ısı şok proteini 70 kDa (HSP70) sentezinin yaşla birlikte olası değişikliklerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ticari bir yumurtacı tavuk işletmesinin organik ve konvansiyonel sürülerinde yürütülmüştür. Araştırmanın performans verileri için her iki sistemden 4 farklı yumurtacı hibrit Bovans White sürüsü takip edilmiştir. Yetiştirme sistemlerinin ve yaşın (30 ve 60 hafta) yumurta dış ve iç kalite özelliklerine olan etkilerini incelemek amacıyla toplam 360 adet yumurta, yumurta sarısı kompozisyonuna ait veriler için toplam 48 adet örnek değerlendirmeye alınmıştır. HSP70'in western blot yöntemiyle analizi için toplam 48 adet karaciğer dokusu kullanılmıştır. Tavuk/gün toplam yumurta üretimi ve kirli yumurta oranı organik sistemde yetiştirilen sürülerde yüksek bulunmuştur (P<0.05). Konvansiyonel sistemde %50 verim yaşı, pik verim yaşı ve pik yumurta verimi sırasıyla 156 gün 218.75 gün ve %95.98, organik sistemde aynı sırayla 155.75, 201.50 ve %96.56 olarak hesaplanmıştır (P>0.05). Tavuk/kümes yumurta üretimi, kırık-çatlak ve çift sarılı yumurta oranları, yem tüketimi ve yemden yararlanma bakımından yetiştirme sistemlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Organik ve 60 haftalık sürülere ait yumurta, ak, sarı ve kabuk ağırlıklarının yüksek olduğu saptanmıştır (P<0.001). Şekil indeksi ve yumurta sarı rengi organik sistem ve 30 haftalık gruplarda (P<0.001), kabuk ham kül oranı konvansiyonel sistemde (P<0.05), kabuk oranı konvansiyonel (P<0.05) ve 30 haftalık grupta (P<0.001), ak oranı 30 haftalık, sarı oranı ise 60 haftalık grupta yüksek tespit edilmiştir (P<0.001). Toplam çoklu doymamış (PUFA), omega-3 (n-3) ve omega-6 (n-6) yağ asitleri organik ve 30 haftalık gruplarda, tekli doymamış (MUFA) yağ asitleri ise konvansiyonel sistemde yüksek çıkmıştır (P<0.05). Yumurta sarısı malondialdehit (MDA), Vit D2 ve K2 düzeyleri organik sistemde, alfa-tokoferol (α-tok) düzeyi konvansiyonel sistemde yüksek saptanmıştır (P<0.01). MDA ve α-tok 60 haftalık, Vit D2 ise 30 haftalık gruplarda yüksektir (P<0.01). Stres proteini HSP70 düzeyi sadece yetiştirme sisteminden etkilenerek bu değer organik sistemde yüksek bulunmuştur (P<0.001). Sonuç olarak, yetiştirme sistemleri genel olarak değerlendirildiğinde yumurta üretimi ve kalitesi bakımından organik sistemin avantajlı sayılabileceği ve genç sürülerden elde edilen yumurtaların daha iyi özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Organik sistemde HSP70 düzeyinin yüksek olması bu sistemde tavukların çevresel şartlardan daha fazla etkilendiğinin veya güçlü antioksidan savunma sisteminin göstergesi sayılabilir.

KaliteTavuklarTavukçuluk+4
Yasin Baykalır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kanatlı kesim hattında kullanılan bazı alet ve ekipmanlarda sanitasyon işleminin kontrolü

Bu çalışma, Elazığ ilinde bir kanatlı kesimhanesinde uygulanan sanitasyon işleminin etkinliğini incelemek amacıyla yapıldı. Bu amaçla kirlilik düzeyleri farklı olan mekanik tüy yolma makinesi parmakları, su soğutma tankı çıkış bandı, hava soğutma çıkış bandı ve diyet bölümü son ürün dizme bandında sanitasyon öncesi, sanitasyon sonrası 20. ve 30. dakikalarda swap örnekleri alınarak toplam mezofilik aerob bakteri (TMAB), koliform grubu bakteri ve Enterobacteriaceae sayıları ile Salmonella spp. yönünden araştırıldı. Sanitasyon öncesi ile sonrası 20. ve 30. dakikalarda TMAB sayısı tüy yolma parmağında sırasıyla; 5,69±0,83, 4,55±1,22 ve 4,64±0,83 log10kob/cm2 olarak, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 0,32±0,86, 1,91±1,65 ve 0,47±0,93 log10kob/cm2, hava soğutma çıkış bandında sırasıyla; 3,45±0,50, 1,52±1,64 ve 0,19±0,38 log10kob/cm2, ve diyet bölümü son ürün bandında sırasıyla; 3,03±0,40, 3,11±2,13 ve 0,99±0,31 log10kob/cm2 olarak tespit edildi. Enterobacteriaceae sayısı sanitasyon öncesi ve sonrası 20. ile 30. dakikalarda tüy yolma parmağında sırasıyla; 4,00±2,09, 2,43±0,58 ve 3,27±0,69 log10kob/cm2, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 2,74±0,82, 1,47±1,35 ve 0,32±0,86 log10kob/cm2 olarak tespit edildi. Hava soğutma çıkış bandında sanitasyon öncesi ile sonrası 20. dakikalarda sırasıyla; 2,60±0,49, 1,46±1,46 log10kob/cm2tespit edilirken sanitasyon sonrası 30. dakikada tespit edilmedi. Diyet bölümü son ürün bandında sanitasyon öncesi 2,57±0,86 log10kob/cm2 saptanırken sanitasyon sonrası 20. dakikada 1,55±1,36 log10kob/cm2 tespit edilirken, 30. dakikada Enterobacteriaceae tespit edilmedi. Koliform grubu bakteri sayısı sanitasyon öncesi, sonrası 20. ve 30. dakikalarda tüy yolma parmağında sırasıyla 4,16±1,53, 2,72±0,55 ve 3,37±0,75 log10kob/cm2, su soğutma çıkış bandında sırasıyla; 2,76±0,59, 1,40±1,44 ve 0,46±1,00 log10kob/cm2, hava soğutma çıkış bandında sanitasyon öncesi 0,47±0,93, sanitasyon sonrası 20. dakikada 0,99±1,35 log10kob/cm2 tespit edilirken, 30 dakikada saptanmadı. Diyet bölümü son ürün bandında sanitasyon öncesi ve sonrası 20. dakikada sırasıyla; 2,44±0,81, 1,65±1,43 log10kob/cm2 olarak saptanırken sanitasyon sonrası 30. dakikada koliform grubu bakteriye rastlanmadı. Salmonella spp.ler ise; sanitasyon öncesi tüy yolma parmağında örneklerin % 66.67'sinde, sanitasyon sonrası 20. dakikada örneklerin % 33.33'ünde ve 30. dakikada örneklerin % 16.67'sinde, sanitasyon öncesi su soğutma çıkış ve hava soğutma çıkış bantlarında örneklerin % 8.33'inde Salmonella spp. tespit edildi. Diyet bölümü son ürün bandında ise hiçbir aşamada Salmonella spp. varlığına rastlanmadı. Sonuç olarak, ilgili işletmede daha iyi bir hijyenin sağlanması için sanitasyonun daha etkili bir şekilde yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanatlı, Sanitasyon, TMAB, Koliform, Enterobacteriaceae, Salmonella spp.

Bakteriler-aerobikBesin kirlenmesiEnterobacteriaceae+6
Nilgün Çetinkaya
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavuk parça etlerinde Clostridium perfringens'in toksin genlerinin multipleks PCR metodu ile belirlenmesi ve farklı dondurma sıcaklıklarının Clostridium perfringens'in yaşamı üzerine etkileri

1. ÖZETBu çalışma tavuk parça etlerinde (but, göğüs, kanat, baget) C. perfringens varlığının kültür yöntemi ile araştırılması, elde edilen izolatların multipleks PCR yöntemi ile cpa, cpb, etx, iA, cpe ve cpb2 toksin genlerinin tespiti ve farklı dondurma ve muhafaza sıcaklıklarının tavuk kanatlarındaki C. perfringens'in yaşamı üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Elazığ ilinde çeşitli market, şarküteri ve kasaplarda satışa sunulan taze tavuk but (n: 50), göğüs (n: 50), kanat (n: 50) ve baget (n: 50) olmak üzere toplam 200 örnek materyal olarak kullanıldı. Analiz bulguları sonucunda 50 kanat örneğinin 47 (% 94)'sinin, 50 but örneğinin 40 (% 80)'ının, 50 baget örneğinin 34 (% 66)'nün ve 50 göğüs örneğinin 33 (% 66)'ünün C. perfringens ile kontamine olduğu ve bu örneklerden elde edilen 568 şüpheli izolatın 558'inin mikroskobik muayene ve biyokimyasal testler sonucunda C. perfringens olduğu saptandı. 558 C. perfringens izolatından elde edilen DNA örneklerinin multipleks PCR ile 545 (% 97.6)'inin cpa, 12 (% 2.1)'sinin hem cpa hem de cpb2 ve 1 (% 0.1)'inin hem cpa hem de cpe toksin genlerini içerdiği tespit edildi. Ayrıca izolatların hiçbirinin cpb, etx veya iA toksin genlerinden herhangi birini bulundurmadığı ve bu sonuçlar ile 558 C. perfringens izolatının 545'inin tip A, 12'sinin cpb2 (+) tip A ve 1'inin cpe (+) tip A olduğu belirlendi.C. perfringens'in farklı dondurma sıcaklıklarında yaşam kabiliyetinin araştırılması için piyasada satışa sunulan deri ve kemiklerinden ayrılmamış yaklaşık 80 g ağırlığındaki tavuk kanatları kullanıldı. Çalışma 3 tekrarlı olacak şekilde tasarlandı ve her tekrar için 24 adet olmak üzere toplam 72 tavuk kanadı kullanıldı. Tavuk kanatlarının -12 ± 1 ?C'de dondurma ve muhafazası (I. grup), -18 ± 1 ?C'de dondurma ve muhafazası (II. grup), -40 ± 1 ?C'de 1 gün dondurma ve -18 ± 1 ?C'de muhafazasının (III. grup) C. perfringens sayısı bakımından muhafaza süresince I. grupta II. ve III. grup ile arasındaki farkın istatiksel olarak önemli olduğu saptandı (P <0.05). 0. günden muhafazanın sonuna kadar (112. gün) II. ve III. gruplar arasındaki fark önemsizken (P >0.05), I. grupta 0. günden muhafazanın sonuna kadar günler arasında farkın istatiksel açıdan önemli olduğu belirlendi (P <0.05). Muhafaza sonunda (112. gün) C. perfringens düzeyi I. grupta; tespit edilebilir seviyenin (<1.0 log10 kob/cm2) altında, II. grupta; 4.23 log10 kob/cm2 ve III. grupta; 4.30 log10 kob/cm2 olarak saptandı.Sonuç olarak tavuk parça etlerinin çok önemli bir kısmının C. perfringens ile kontamine olduğu tespit edildi. Bundan dolayı tavuk etlerinin kesim işleminden satışa sunulmasına kadar olan aşamalarda hijyenik koşullara azami düzeyde dikkat edilmeli ve HACCP gibi gıda güvenliği sistemlerinin uygulanmasında gereken hassasiyetin gösterilmesine önem verilmelidir.Ayrıca, tavuk kanatlarının farklı sıcaklıklarda dondurularak uzun süre muhafaza edilmesinin C. perfringens'in yaşamı üzerine önemli etkilerinin olduğu saptandı. Dondurarak muhafaza sıcaklığı olan -18 ?C ve altındaki değerlerin tavuk kanatlarındaki C. perfringens'in vejetatif formları üzerine muhafaza süresince beklenilen etkiyi göstermediği dolayısıyla bu sıcaklıklarda muhafaza edilen tavuk kanatlarının potansiyel bir tehlike oluşturabileceği belirlendi. C. perfringens sayısının -12 ?C'deki muhafaza süresince azaldığı ve 112. günde tespit edilebilir limitin altında belirlenmesinin önemli olduğu, ancak bu sıcaklık değerinin ürünün raf ömrü açısından yaratacağı olumsuzlukların dikkate alınması gerektiği kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Tavuk parça etleri, C. perfringens, toksin genleri, multipleks PCR, dondurulmuş muhafaza

Clostridium perfringensDondurarak saklamaGenotoksik etki+4
Hüsnü Şahan Güran
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00

Related subjects