Chronic pain

55 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Kronik pelvik ağrılı kadın hastalarda tetik nokta gevşetme tekniğinin akut etkilerinin transperineal ultrason ile incelenmesi

Bu çalışma, kronik pelvik ağrısı (KPA) olan kadınlarda transperineal ultrason (TU) kullanarak manuel gevşeme tekniklerinin (MGT) pelvik taban kasları üzerindeki akut etkilerini ölçmeyi amaçladı. Çalışmaya 18-55 yaşları arasında pelvik ağrı tanılı 43 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılara rutin jinekolojik muayeneleri sonrası pelvik ağrıları ve kas hassasiyetini değerlendirmek için Görsel Analog Skala (GAS); pelvik taban kas kuvvetlerini değerlendirmek için perineometre ve pelvik taban kas morfolojisini değerlendirmek için transperineal ultrason ölçümleri kullanılmıştır. Katlımcılar basit randomizasyon ile 3 gruba ayrılmıştır. Grup 1; internal MGT, Grup 2; eksternal MGT ve Grup 3; pelvik ağrı ile ilgili gevşeme egzersizlerini içeren video eğitimini içermektedir. Uygulama sonrası pelvik ağrı, pelvik taban kas hassasiyeti, kuvveti ve ultrason değerlendirmeleri tekrarlanmıştır. Grupların tedavi öncesi ve sonrası pelvik ağrı skorlar ı sıras ıyla Grup 1 ve Grup 2'de anlamlı olarak azalırken (p=0,002 , p=0,018). Grup 3'te herhangi bir değişim görülmemiştir (p=0,336). Grup 1 ve 2'de tedavi sonrası perineometre, pelvik taban kas hassasiyeti ve ultrason ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı değişim gözlenmiştir (p<0,05). Grupların fark karşılaştırmasında pelvik ağrı skoru sırasıyla 1-2 ve 1-3 grupları arasında anlamlı olarak değişim göstermiştir (p=0,016 , p=0,000). Pelvik taban kas hassasiyetine sahip kişi sayısındaki düşüş en çok Grup 1'de, perineometre değerlerinde en fazla değişim Grup 1 'de görülmüştür (p<0,05). Bu sonuçlara göre pelvik ağrılı kadınlarda internal ve eksternal manuel gevşetme tekniğinin pevik ağrı ve kas hassasiyetini azaltmak ve pelvik taban kas fonksiyonunu artırmak için klinik pratikte kullanılabilecek hızlı ve etkili bir yöntem olabileceği düşünülmüştür.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriKronik ağrı+5
Alime Büyük
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan geriatrik hastalarda kognitif fonksiyonların seyri

Giriş ve Amaç: İlerleyen yaş ile birlikte, kas iskelet sisteminde dejeneratif değişiklikler meydana gelmekte ve bu durum kronik ağrıya sebep olabilmektedir. Kronik ağrı; kognitif fonksiyonda düşüş, davranış problemleri, depresyon, fonksiyonel kapasitede azalma ve polifarmasi gibi pek çok geriatrik durum ile ilişkilidir. Yaşlı hastalarda kronik kas iskelet sistemi tedavisinde akupunktur, bütüncül bir tedavi metodu olarak kullanılabilir. Akupunktur ile ağrı tedavisi yapılması, diğer geriatrik sendromlar için de faydalı olabilir. Biz çalışmamızda, kronik kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur uygulamasının ağrı düzeyi, kognitif fonksiyon, davranış bozuklukları, depresyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine olan etkisini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ekim 2017 ve Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Polikliniğe ağrı ve unutkanlık şikayetleri ile başvuran hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmış ve dahil olma kriterlerine uygun hastalar, gönüllülük esasına göre akupunktur tedavi programına alınmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan 23 geriatrik hasta katılmıştır. Bu kişilerin %78,3'ü kadın, %21,7'si erkektir. Hastaların ortalama yaşı 73,39±6,47 iken, ortalama uygulanan akupunktur seans sayısı 9,48±1,95 adettir. Vizüel Analog Skala (VAS) puanı işlem öncesi ortalama 7,65±1,82 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 4,36±2,24 olmuştur (p<0,001). Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanı işlem öncesi ortalama 23,26±5,50 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 25,45±3,98 olmuştur (p<0,001). Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) puanı işlem öncesi ortalama !v 11,65±8,83 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 8,45±6,83 olmuştur (p<0,001). Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) puanı işlem öncesi ortalama 40,87±10,21 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 35,86±8,45 olmuştur (p<0,001). Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) test puanı işlem öncesi ortalama 5,35±0,71 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 5,77±0,43 olmuştur (p=0,002). Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri (EGYA) test puanı işlem öncesi ortalama 6,70±2,08 iken, işlem sonrası ortalama 6,73±2,07 olmuştur. EGYA puanlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,317). Sonuç: Ağrı, ajitasyon, depresyon, kognitif fonksiyon ve fonksiyonel kapasite birbiri ile iç içe geçen geriatrik durumlar olup birlikte değerlendirilmesi faydalıdır. Kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur ile analjezi sağlanması, hastaların kognitif fonksiyonlarında ve kognitif fonksiyonların azalmasına bağlı oluşan davranış problemleri üzerinde olumlu gelişme sağlayabilir. Akupunktur, Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) skorları üzerinde olumlu etki gösterebilir. Yaşlı hastalarda üriner inkontinans üzerinde akupunkturun olumlu etkileri ile GYA kapasitelerinde artış olabilir. Kas iskelet sistemi ağrılarını gidermek için geriatrik hastalarda 10 seans akupunktur uygulanması EGYA skorlarında bir değişiklik oluşturmamıştır. Akupunkturun; kognitif fonksiyon, depresyon, davranış problemleri, ajitasyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisini netleştirmek için, uzun dönem takip edilerek randomize kontrollü geniş katılımlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kognitif fonksiyonlar, akupunktur, kronik ağrı.

AkupunkturAğrıBiliş+6
Fatma Tamara Köroğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Pubertal dönemde hyrax ve hafızalı genişletme apareyleri uygulanan hastalarda gelişen stres ve ağrının değerlendirmesi

ÖZET PUBERTAL DÖNEMDE HYRAX VE HAFIZALI GENİŞLETME APAREYLERİ UYGULANAN HASTALARDA GELİŞEN STRES VE AĞRININ DEĞERLENDİRMESİ Güran O. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ortodonti Doktora Programı, Doktora Tezi, Aydın, 2024. Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, pubertal dönemde hafızalı genişletme apareyi ve hyrax apareyi ile tedavi edilen hastalarda genişletme sırasında gelişen stres ve ağrının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda yaşları 10-14 yıl arasında, üst çenede transveral yönde darlığı bulunan 18 kız 18 erkek toplam 36 hasta yer almıştır. Kapalı zarf yöntemi ile seçilen 18 hastaya hafızalı genişletme apareyi, 18 hastaya hyrax apareyi uygulanmıştır. Hyrax apareyinin vidası yeterli genişletme elde edilene kadar günde 1 kez aktive edilmiştir. Hafızalı genişletme apareyi ise tedavi başlangıcında aktive edilip yeterli genişletme elde edilene kadar aktif kalmıştır. Hastalardan 8 farklı zaman diliminde alınan tükürük örneklerinde kortizol ve substans P düzeyi değerlendirilmiş, aynı zamanda psikometrik testler ile ağrı ve kaygı düzeyi incelenmiştir. Bulgular: VAS ağrı skorları, kortizol, substans P ve anlık-sürekli kaygı değerlerinin gruplar arasında ve her bir grubun zaman içindeki değişimi incelenmiştir. Kortizol düzeylerinin değerlendirilmesi için gerçekleştirilen varyans analizinde zaman ana etkisinin (p<0,001) anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,756) ve zaman-grup etkileşimlerinin (p=0,162) istatistiksel olarak anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Substans P değerleri için zaman ana etkisinin (p<0,001) ve zaman-grup etkileşiminin (p=0,030) istatistiksel olarak anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,700) anlamsız olduğu görülmüştür. Anlık ve sürekli kaygı değerleri tüm zaman noktalarında gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak benzer bulunmuştur (p>0,05). VAS ağrı düzeyinin değerlendirilmesi için gerçekleştirilen tekrarlı ölçümlerde varyans analizi sonucunda zaman ana etkisinin (p<0,001) ve zaman-grup etkileşiminin (p=0,004) istatistiksel olarak anlamlı, grup ana etkisinin (p=0,100) istatistiksel olarak anlamsız olduğu bulunmuştur. Sonuç: Ağrının algılanması bireysel farklılıklar gösterebilir. Uygulanan farklı ortodontik apareylerin ağrı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin anlaşılması tedavi sürecinin başarısı ve devamlılığı için önemlidir. Farklı mekanizmaya sahip genişletme apareylerinin etkilerini karşılaştırdığımız bu çalışmada hafızalı genişletme apareylerinin tedavi sürecini daha konforlu hale getirdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Maksiller Ekspansiyon, Kortizol.

Akut ağrıDental anksiyeteHidrokortizon+2
Osman Güran
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of erythropoietin and cystatinc and some biochemical parameters in patients with chronic renal failure

This study has been designed to research in the role of anemia associated chronic kidney disease (CKD), and the vitamins D and C. The study has included 80 subjects with CKD, 40 male and 40 female of different stages of the disease and controlled with 40 un-diseased subjects of match ages. The results have shown a significant increase in the level of urea, creatinine, cystatin C, and ferritin in CKD patients compared to control. Additionally, the levels of erythropoietin, transferrin, hemoglobin, vitamin D, and vitamin C were reduced significantly in CKD patients compared to control. In CKD patients, cystatin C was correlated proportionally with creatinine and inversely with vitamin C. Also, vitamin C was correlated inversely with urea in CKD patients. Erythropoietin level has shown proportional correlation with ferritin and inverse correlation with hemoglobin in CKD patients. Furthermore, receiver operating characteristic (ROC) curve has indicated that cystatin C has very excellent sensitivity in the diagnosis of CKD. Vitamin D and vitamin C were shown excellent sensitivities in the diagnosis of CKD, while erythropoietin was shown fair sensitivity. In conclusion, anemia is frequently associated with CKD.

ErythropoietinChronic painVitamin D
Aymen Abdulkadhım Nadhım Al Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronı̇k mekanı̇k bel ağrısında yüksek yoğunluklu lazer, kı̇nezyolojı̇k bantlama ve ultrason tedavı̇lerı̇nı̇n etkı̇nlı̇klerı̇nı̇n karşılaştırılması

Amaç: Kronik mekanik bel ağrısı sık görülen, toplumu ilgilendiren bir sağlık sorunudur. Yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT) fizik tedavide son yıllarda kullanılmaya başlanan bir fizik tedavi ajanıdır. Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HIL T , terapötik ultrason(USt) ve kinezyolojik bantlama tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Haziran 2017 ile Kasım 2017 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve kronik bel ağrısı olan 60 hasta alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 20'şer HILT, USt ve kinezyobant tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası Visüel Analog Skala, Revize Oswestry Bel Ağrısı Skalası(ROBAS), Rolland Morris Engellilik Anketi(RMEA), Lomber Eklem Hareket Açıklığı Ölçümleri(EHA) ve Modifiye Schober Testleri uygulandı. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında V AS, ROBAS, RMEA, Lomber EHA Ölçümleri, Modifiye Schober değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı(p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HILT, USt ve kinezyobant etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin kronik bel ağrısında kısa dönem tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bel ağrısıKinezyoloji- uygulamalıKronik ağrı+5
Pınar Çam
Gaziantep University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Gevşeme eğitiminin malign olmayan kronik ağrılı hastaların ağrı algılarına etkisi

Bu araştırmada aşamalı kas gevşetme eğitiminin, kronik malign olmayan ağrılı hastaların ağrı, kaygı ve depresyon düzeylerine olan etkisi incelenmiştir. Araştırmaya katılımcılar, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı'na kronik malign olmayan ağrı nedeniyle başvuran hastalardan seçilmiştir. Deney ve kontrol grupları, seçkisiz yolla çalışmaya dahil edildi. Baş ağrısı yakınması ile başvuran denekler çalışmaya alınmamıştır. Depresyon tanısı alan, bilinen bir psikiyatrik bozukluğa bağlı olarak ilaç kullanan denekler çalışma dışında bırakılması amacıyla hastalar, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğine yönlendirilmiştir ve değerlendirmeler sonucund, psikiyatrik problemi olmayan denekler gönüllülük ilkesi doğrultusunda çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya en az ilk öğretim eğitimi almış kişiler dahil edilniştir. Kontrol grubuna ise ağrı tedavi protokolünde birinci basamak tedavi uygulanan olgular dahil edilerek; anksiyete, kaygı ve uyku üzerine etkili ilaç alanlar algoloji (ağrı) hekimlerine sorularak çalışma dışında bırakılmıştır. Çalışma grubunu 50 kadın, 17 erkek olmak üzere 67 kişi oluşturmuştur. Seçkisiz yöntemle katılımcılar üç gruba ayrılmışlardır. Araştırmada öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılmıştır. Deneklere öntestte ağrının görsel olarak ölçümü amacıyla Görsel Analog Skalası Ölçeği, depresyonda görülen, duygusal, somatik, bilişsel ve motivasyona dayalı belirtilerin derecesini belirlemek amacıyla geliştirilen Beck Depresyon Envanteri (Beck, Rush, Shaw ve Emer, 1979) ile normal ve normal olmayan bireylerdeki durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin ölçülmesi amacıyla da Spielberger ve Gorsuch tarafından geliştirilen ve Öner ve Le Compte (1985) tarafından adapte edilen Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri kullanılmıştır. Ölçümlerin öntest- sontest değerlerinin karşılaştırılmasında bağımlı gruplarda T testi kullanıldı. Grupların sayısal ölçümlerinin genel karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde ilaç tedavisinin, gevşeme tedavisinin ve iki tedavinin birlikte uygulanmasının deneklerin ağrı algılarında önemli düzeyde azalmaya neden oldukları saptanmıştır. İki yöntemin birlikte uygulanmasının görsel ağrı düzeylerinde daha fazla düşme sağladığı, diğer bir ifade ile ağrı algılarını azaltmada çok daha etkin olduğu belirlendi. Gevşeme eğitimi ile stres azaltılmış ve beraberinde kas ağrısında da önemli düzeyde azalma belirlenmiştir.

AlgıHastalarKas ağrısı+3
Dilek Özcengiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı bireylerde eksternal odaklı dinamik denge eğitiminin ağrı fonksiyonellik ve denge üzerine etkilerinin incelenmesi

Kronik bel ağrılı (KBA) bireylerde denge, fiziksel performans, fonksiyonel parametreler olumsuz etkilenmektedir. Dikkat odağı egzersizlerinin etkileri denge ve performans açısından çeşitli popülasyonlarda araştırılırken bel ağrılı bireylerde dikkat odağı talimatlarının denge, performans üzerine etkilerini inceleyen çalışmaya rastlanmamıştır. Amacımız KBA'lı bireylerde eksternal dikkat odağı talimatları uygulanan dinamik denge egzersizlerinin denge, fiziksel performans ve fonksiyonel durum üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya gönüllü 48 birey katıldı. Çalışma sürecini tamamlamayarak 4 kişi çalışmadan ayrıldı.44 katılımcı randomize eksternal odak (EO) grubu (n=22) ve kontrol grubu (KG) olarak iki gruba ayrıldı. Bir araştırmacı tarafından haftada 3 seans, 8 hafta boyunca her iki gruba geleneksel fizyoterapi yöntemleri ve dinamik denge egzersizleri uygulandı. EO grubuna dinamik denge egzersizleri sırasında EO talimatları verildi. KG'ye ise aynı dinamik denge egzersizleri sırasında internal odak (İO) talimatları verildi. Tedaviden önce ve sonra ağrı (Görsel Analog Skalası), eklem hareket açıklığı, fonksiyonel düzey (Oswestry Özürlülük İndeksi), uyku kalitesi (Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi), kinezyofobi (Tampa Kinezyofobi Ölçeği), denge (Biodex Balance System), fiziksel performans (Fiziksel Performans Test Bataryası (FPTB), postür (Spinal Mouse Cihazı), propriosepsiyon (repozisyonlama testi) parametreleri değerlendirildi. Propriosepsiyon dışında tüm parametrelerde grup içi karşılaştırmalarda her iki grupta da anlamlı iyileşme kaydedildi (p<0,05). Tedavi sonrası değerler karşılaştırıldığında gruplar arası dinamik overall, dinamik a-p, fiziksel performans testlerinden 50 adım yürüme, 5 dk yürüme, 10 tekrarlı fleksiyon, ağırlıkla öne uzanma testinde, postür, spinal mobilite ve postüral dayanıklılık değerlerinde EO grubu KG 'ye göre iyileşme daha fazla bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonuçları KBA'lı bireylerde eksternal odaklı denge egzersizlerinin dinamik denge, düşme riski, stabilite sınırları, fiziksel performans, postür, spinal mobilite, postüral dayanıklılık üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.

AğrıBel ağrısıDikkat+4
Şafak Kuzu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda spinal dekompresyon tedavisinin ağrı ve fonksiyona etkisinin araştırılması

Çalışmamız Kronik bel ağrılı hastalarda ağrıyı, engelliliği azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada Spinal Dekompresyon tedavsinin etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası 39 bel ağrılı bireyler randomize olarak kontrol ve çalışma grubuna alındı. Tedaviler öncesinde, ortasında ve sonunda; McGill Melzack Ağrı Anketi (MPQ), Algometre Basınç Ağrı Eşiği Değerlendirmesi, Oswestry Özürlülük indeksi (OÖİ), Modifiye Schober testi, El Parmak Ucu Zemin Testi (EPZM), Düz Bacak Kaldırma Testi (DBKT), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği değerlendirmeleri yapıldı. Çalışma grubunda ilk iki hafta 5 gün, ikinci 2 hafta 3 er gün, son iki hafta ise 2 gün olmak üzere 6 hafta süren Spinal Dekompresyon tedavisi, tens stimulasyonu, sıcak uygulaması ve US uygulanırken, kontrol grubuna 6 hafta boyunca, tens uygulaması, ultrason ve sıcak uygulama yapıldı. Çalışmamızda, tedavi süresince grupları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde; MPQ sonuçları her iki grupta da tedavi ortasından itibaren benzer biçimde azaldı (p<0,05). Çalışma grubunda tedavi ortasından itibaren belirlenen noktalardaki ağrı hassasiyeti daha çok azalmaya başlarken; kontrol grubunda bu gelişme tedavi sonunda görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda EPZM ve DBKT değerleri tedavi ortasından itibaren gelişme gösterirken tedavi sonunda her iki grupta da gelişmeler benzerdi. (p<0,05). OÖİ ve M. Schober sonuçları da her iki grupta benzer olarak azaldı (p<0,05). SF-36 alt parametrelerinde Genel Sağlık Algısı dışında (p>0,05) tüm parametreler her iki grupta da gelişme gösterdi (p<0,05). Genel Sağlık Algısı alt parametresi değeri ise hem tedavi ortasındaki hem tedavi sonundaki değerlendirmede çalışma grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise çalışma grubunda tedavi ortasında olumlu gelişmeler görülse de tedavi sonunda her iki grupta da sonuçlar benzerdi (p>0,05). Çalışma sonunda; Spinal Decompresyon tedavisinin kronik bel ağrısı tedavisinde ağrıya erken müdehalede etkili olacağının kanaatindeyiz

AğrıAğrı yönetimiBel ağrısı+5
Begüm Seren Altay
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde kronik boyun ağrısının kavrama kuvveti ve psikomotor beceriler üzerine etkisi

Bu çalışmada Görsel Analog Ölçeği'ne göre ağrısı olan ve kronik boyun ağrısı tanısı almış yetişkin bireylerdeki boyun ağrısının kavrama kuvveti ile psikomotor becerilerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 19-74 arası değişen 80 birey katılmıştır. Bireyler Grup 1- Kontrol Grubu (n=40) ve Grup 2- Hasta Grubu (n=40) olmak üzere ayrılmıştır. Grupların yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, mesleği gibi bilgiler not edilmiştir. Her iki gruba da Görsel Analog Ölçeği, Boyun Özürlülük İndeksi uygulanmış; Jamar Hidrolik El Dinamometresi ile el kavrama kuvveti, pinçmetre ile parmak lateral kavrama kuvveti ve Purdue Pegboard Testi ile psikomotor becerileri ölçülmüştür. Bu çalışmada kontrol grubu ile karşılaştırıldığında el kavrama kuvveti, parmak lateral kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde hasta grubunda anlamlı bir azalma tespit edilmiştir. Ayrıca, Görsel Analog Ölçeği sonuçları ile Boyun Özürlülük İndeksi puanı arasında pozitif yönde şiddetli bir ilişki saptanmıştır. Hasta grubunda Boyun Özürlülük İndeksi puanı arttıkça kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde azalma görülmüştür. Hastaların psikomotor becerileri ve kavrama kuvvetinin kronik boyun ağrısıyla olan ilişkisi incelendiğinde elde edilen verilerin gelecek dönemlerde hastaların tedavi planlarının genişletilmesinde yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: boyun özürlülük indeksi, görsel analog ölçeği, kavrama kuvveti, kronik boyun ağrısı, psikomotor beceri

BoyunBoyun ağrısıEl kavrama kuvveti+6
Berkay Tutar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı kadınlarda dansla tedavinin denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma dansla tedavinin kronik bel ağrılı hastalarda denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 40 kadın hasta dansla tedavi (45,70±11,32 yıl) ve kontrol grubu (46,50±7,16 yıl) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Dansla tedavi grubundaki hastalara 8 hafta boyunca haftada 3 gün farklı dans türlerinin koreografilerinden hasta grubuna uygun olarak bireyselleştirilmiş dansla tedavi programı uygulandı. Kontrol grubu ise klasik egzersiz tedavisi programına alındı. Tüm katılımcılara programlarının başında, ortasında ve sonunda değerlendirme yapıldı. Değerlendirmede demografik bilgileri alındıktan sonra hastaların bilateral bacak uzunluk ölçümü, lumbar fleksiyon, ekstansiyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon gonyometrik ölçümleri ve bel ve kalça çevre ölçümleri alındı. Hastalara ağrıyı değerlendirmek için McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu, fonksiyonelliği ölçmek için Oswestry Disabilite İndeksi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Oran Anketi, algılanan sağlık düzeyini değerlendirmek için Nottingham Sağlık Profili Anketi, kinezyofobiyi ölçmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesini ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kısa Form (WHOQOL-BREF) uygulandı ve düşme riskini değerlendirmek için "Zamanlı Kalk Yürü" testi ve dengeyi değerlendirmek için Y denge testi yapıldı. Tedavilerin sonunda her iki gruptan da tedavi memnuniyetlerini 11'li likert soruda (0= hiç memnun kalmadım, 10= çok memnun kaldım) belirtmeleri istendi. Tedaviler tamamlandığında kontrol grubunda da dansla tedavi grubunda da değerlendirilen tüm parametrelerde iyileşme saptandı (p<0,05). Ancak dansla tedavi programı eklem hareket açıklığını, fonksiyonelliği, vücut farkındalığını, yaşam kalitesini, algılanan sağlık düzeyini, dengeyi arttırmada ve ağrıyı, kinezyofobiyi ve düşme riskini azaltmada klasik tedavi grubuna göre daha etkili bulundu (p<0,05). Tedavi memnuniyetleri incelendiğinde ise dansla tedavi grubu hastalarının kontrol grubu hastalarına göre tedavi programlarından daha memnun oldukları saptandı (p<0,05). Dansla tedavi eğitiminin kronik bel ağrılı hastalarda dengeyi, vücut farkındalığını, fonksiyonelliği iyileştirmede ve düşme riskini azaltmada etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.

AğrıBel ağrısıDans+7
Elif Dinler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik ağrılı hastalara uygulanan farklı egzersiz eğitimlerinin egzersize uyum, klinik ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma kronik ağrılı hastalarda farklı egzersiz eğitimlerinin klinik ve maliyet etkinliği ile verilen egzersizlere hastaların uyumlarını incelemek amacıyla 519 hasta ile gerçekleştirildi. Hastalar ev egzersizi, fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve takipli ev egzersiz grupları olmak üzere 3 gruba ayrılarak, toplam 10 seans boyunca geleneksel fizik tedavi uygulaması yapıldı. Hastalara egzersizler, ev egzersiz grubuna broşür şeklinde, fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubuna uygulamalı olarak, takipli ev grubuna ise fizyoterapist eşliğinde egzersiz eğitimi verildikten sonra günlük kısa mesaj (SMS) gönderilerek egzersizler hatırlatılacak şekilde önerildi. Tedaviden sonra da egzersizlerine devam etmeleri söylendi. Tüm gruplar ekonomik, klinik, yaşam kalitesi, egzersize uyum ve memnuniyet açısından tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviyi takiben üç ay sonrası olmak üzere üç kez değerlendirildi. Ekonomik değerlendirme kapsamında maliyet fayda analizi (QALY- Kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (Quality adjusted life years) ve maliyet etkililik oranı (İMEO) kullanıldı. Klinik değerlendirme için Oswestry Özürlülük İndeksi (ODI) ve Boyun Özürlülük İndeksi (NDI)'nden faydalanıldı. Yaşam kaliteleri EuroQol Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D-5L) ile değerlendirildi. Egzersize uyum için tarafımızca hazırlanan ve 5 (beş) sorudan oluşan ölçek kullanıldı. Memnuniyetin değerlendirilmesinde bireylerden 0-100 arasında puan vermeleri istendi. Her üç grup da üç ay sonra kontrol için hastaneye çağrılarak 5 soruluk ölçek hastalara yöneltildi ve verilen egzersizlerin nasıl yapıldığının tespiti gerçekleştirildi. Fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubunun, tedavi sonrası sağlık durumu, üç ay sonraki sağlık durumu ve tedavi sonrası QALY açısından diğer iki gruba göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Üç ay sonraki QALY ölçümlerinde ise sonuçların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Fizyoterapist eşliğinde egzersiz ile takipli ev egzersizi gruplarında QALY kazançları aynı olup takipli ev egzersizi grubu ve fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu, ev egzersiz grubuna göre çok maliyet etkili olarak bulundu. Ev egzersiz grubunda yapılan egzersizlerin doğruluğu diğer gruplara göre daha kötüydü. Egzersizlerin doğruluğu takipli ev egzersizi grubunda fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubundan daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Tedaviden memnuniyeti ise tüm gruplarda benzerdi (p>0,05). Sonuç olarak fizyoterapist eşliğinde egzersiz grubu diğer gruplara göre maliyet etkili olarak bulundu. Hastalara verilen egzersizlerin fizyoterapistler tarafından iyi anlatılmasının ve egzersizlerin belli aralıklarla takip edilmesinin egzersize uyumu artıracağı ve hem klinik hem de ekonomik açıdan yarar getireceği sonucuna varıldı.

AğrıBel ağrısıBoyun ağrısı+5
İrfan Küçükoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çalışan kronik bel ağrısı olan bireylerde biyopsikososyal temelli egzersiz modeli ve core stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışma kronik bel ağrılı hastalarda Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı eğitiminin, core stabilizasyon egzersiz eğitimi ve konvansiyonel tedaviye göre etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 49 bel ağrılı hasta, Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubu, core stabilizasyon egzersiz grubu ve konvansiyonel tedavi grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubuna dahil olan hastalara 12 hafta boyunca, haftada 3 kez ağrıda bilgi yönetimi, fonksiyon odaklı gövde stabilizasyon egzersizleri, dans terapi ve otantik hareketler ve cinsellikte bilgi yönetimini içeren Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı tedavi protokolü uygulandı. Core stabilizasyon egzersiz eğitimi grubuna, 12 hafta boyunca, haftada 3 gün konvansiyonel tedavi ve sonrasında M. Transversus abdominis ve M. Multifidus kas aktivasyonu içeren core stabilite egzersizleri uygulandı. Konvansiyonel tedavi grubuna ise haftada 3 gün 12 hafta süresinde Konvansiyonel TENS, US ve hotpack uygulaması yapıldı ve buna ek ev egzersiz programı veridi. Çalışmaya katılan tüm hastalara tedaviye başlamadan önce ve tedavinin bitiminde değerlendirme yapıldı. Demografik bilgileri alınan hastalara, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu, basınç ağrı eşiği ölçümü için algometre (J-Tect Baseline), fonksiyonel durum değerlendirmesi için Oswesrty Disabilite İndeksi, kinezyofobi değerlendirmesi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği, biyopsikososyal durum değerlendirmesi için Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı- Biyopsikososyal ölçeği, iş motivasyon ölçümü için Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği uygulandı. Tedaviler tamamlandığında Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubunun, biyopsikososyal durum ve kinezyofobi değerlerinde core stabilizasyon egzersiz grubu ve konvansiyonel tedavi grubuna göre daha fazla iyileşme tespit edildi (p<0,05). Ağrı durumu, basınç ağrı eşiği, fonksiyonellik ve iş motivasyonu değerlerinde ise tedavi sonrasında Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı grubu ve core stabilizasyon egzersiz grubunda benzer değişimler saptanmış olup konvansiyonel tedavi grubuna göre daha fazla iyileşme gözlenmiştir. Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı eğitiminin kronik bel ağrısı olan hastalarda ağrıyı, kinezyofobiyi azaltmada, biyopsikososyal durumu, fonksiyonelliği ve basınç ağrı eşiğini artırmada etkili bir yaklaşım olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşıldı. Bu sonuç, biyopsikososyal temelli egzersiz modeli olan Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımının, kronik bel ağrısı olan bireylerde etkileri üzerine uluslararası literatüre katkı sağlaması yönünde yorumlandı.

Bel ağrısıBiyopsikososyal yaklaşımEgzersiz+2
Ayşe Nur Şekeroğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik ağrı uyku ilişkisinin demografik özelliklere göre değişimi

Giriş ve amaç: Kronik ağrı hastalarının uyku kalitelerinin kötü yönde etkilendiği bilinmektedir. Bu çalışmada kronik ağrı uyku arasındaki bu ilişkinin sosyodemografik ve sosyoekonomik değişkenlerden tarafından kontrol edilip edilmediğini belirlemek amaçlandı. Gereç ve yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Ve Reanimasyon Anabilim Dali Algoloji Kliniği'nde 2017 Mart-Nisan-Mayıs aylarında polikliniğe başvuran 150 kronik ağrı hastasının 99'u çalışmaya dahil edildi. Hastalara poliklinikte yaklaşık 50 soruluk anket uygulandı. Bu anket ile sosyodemografik özellikleri, VAS ve MASF kullanılarak ağrı nicelikleri ve PUKİ ile uyku kaliteleri kaydedildi. Verilerin analizinde student's t test ve ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan kronik ağrı hastalarının % 66.7'sinin uyku kalitesi kötü olarak tespit edildi. Yaşlı hasta sayımız yetersiz olmasına rağmen çalışmamızda yer alan yaşlı grubun uyku kalitesinin daha kötü olduğu bulundu. Kadınların uyku kalitesinin erkeklere göre daha düşük olduğu tespit edildi. Düşük eğitim düzeyine sahip kronik uyku hastalarının uyku kalitelerinin kötü olduğu bulundu. Ek hastalıkların varlığının uyku kalitesini negatif yönde etkilediği görüldü ve en önemlisi hem VAS hem MASF'undan elde edilen ağrının nicelik değerlendirmesinin sonucuna göre artan ağrı şiddetinin uykunun kalitesini kötü yönde etkilediği tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda kronik ağrı uyku arasındaki ilişkinin sosyodemografik ve sosyoekonomik değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Bu durumun kronik ağrı tanı ve tedavisine yardımcı olabileceği kanısına varılmıştır.

Kronik ağrıPittsburg uyku kalitesi ölçeği
Gonca Gül Hayran
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde kantitatif duyusal testlerin test-tekrar test güvenilirliğinin araştırılması

Araştırmamızda, QST uygulanacak vakalarda daha önceden fiziksel eğitim almanın etkisi ve testin ilk ve 15 günlük süre sonunda yapılan ikinci ölçüm sonuçlarına göre test-tekrar test güvenirliğini araştırdık. Bu çalışma 18-45 yaş arasında, bilinen akut veya kronik bir hastalığı olmayan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 66 kişi ile gerçekleştirildi. Katılımcılar görsel, sözel ve fiziksel eğitim verilen Grup 1 ile sadece sözel ve görsel eğitim verilen Grup 2 olmak üzere, yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından homojenlik gözetilerek 33'er kişilik 2 gruba ayrıldı. Grupların sağ el sırtından (C7 dermatomu) ve sağ alt ekstremite ayak sırtından (L5 dermatomu) 15 gün arayla ikişer ölçüm yapıldı. Gruplar arasında ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında QST sonuçlarının fiziksel eğitim alma durumuna göre istatistiksel açıdan önemli derecede anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görüldü. Bu durum QST uygulanacak bireylere öncesinde fiziksel eğitim vermenin teste ilişkin anksiyete ve ölçüm sonuçları üzerinde önemli etki yaratmadığını göstermektedir. Araştırmada QST'nin test-tekrar test güvenirliğine ilişkin yapılan analizlerde ilk ölçümler ile 15 gün sonrasında tekrarlanan ölçümlerde Pearson korelason ve ICC değerlerinin çok yüksek düzeyde olduğu; LoA, SEM ve MDD değerlerinin testin yüksek güvenilirliğini doğruladığı bulundu.

AğrıDuyusal özelliklerHasta eğitimi+5
Mustafa Savaş
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal cerrahide kronik ağrı insidansının ve risk faktörlerinin belirlenmesi

Bu çalışma, kolorektal cerrahi sonrası kronik ağrı insidansının ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Ocak 2023- Ağustos 2023 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma hastanesinde kolorektal cerrahi ameliyatı olan 100 hasta ile yapılmıştır. Veriler, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu (HTBF)" ve "Kısa Ağrı Envanteri (KAE)" aracılığıyla toplanmıştır. Örneklem kriterlerine uyan hastaların verileri ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 24., 48., 72., saatlerde ve ameliyattan 3 ay sonra toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatikler kullanılmış olup, iki alt kategorisi olan değişkenlerde parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla alt kategorisi olan değişkenlerde ise one way anova testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 56,36 ±15,67, %59'unun ameliyat deneyimi mevcut olup, ameliyattan önce %41'inin ağrısının alt kadranda olduğu belirlenmiştir. Hastaların %88'i genel anestezi almış, %38'i hemikolektomi ameliyatı olmuş, %71'i ise açık cerrahi geçirmiştir. En yüksek ağrı ortalamalarının ilk 24 saatte hareket sırasında 4,02±1,63 olduğu, 3 ay sonraki değerlendirmede ise hastaların % 27'sinde cerrahi sonrası kronik ağrı geliştiği saptanmıştır. Ameliyat sonrası 3. aydaki değerlendirmede ameliyat deneyimi olmayanların şiddetli ağrı ortalamalarında (t=-2,552, p=0,050), genel anestezi alanların ise hem şiddetli hem de hafif ağrı ortalamalarında anlamlılık saptanmıştır (t=-4,047, p=0,050; t=-3,199, p=0,004). Bu bulgular kolorektal cerrahi sonrası hastalarının yaklaşık üçte birinde kronik ağrının geliştiğini ve ilk kez ameliyat olan hastalar ile genel anestezi alan hastalarda kronik ağrı gelişiminin daha yüksek olduğunu göstermiştir

HemşirelikKolorektal cerrahiKronik ağrı+1
Rukiye Yaman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp polikliniğine kupa tedavisi için başvuran hastalarda, tedavinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin, fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğine benzer şikayetlerle başvuran hastalarla karşılaştırılması

Bu çalışmada; yaş kupa tedavisinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini fizik tedavi ajanlarından transkutanöz elektriksel sinir uyarımı + sıcak paket alan hastalarla karşılaştırmak, birbirlerine etki üstünlüğü olup olmadığını belirlemek ve ülkemizin bu konudaki verilerine katkı sağlamak amaçlandı. Tek merkezli, prospektif, Eylül 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında yapılan , müdahale tipindeki çalışmaya, Necip Fazıl Şehir Hastanesi geleneksel tamamlayıcı tıp ve fizik tedavi polikliniklerine bel ağrısı, boyun ağrısı, kas spazmı şikayetleriyle başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden kişilerden her grupta 45 er kişi olmak üzere toplam 90 kişi alındı. Katılımcılara uygulama öncesi, sonrası 1. hafta, 1.ay ve 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) araştırıcı tarafından uygulandı. Her iki grupta yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, vücut kitle indeksi, sigara kullanımı ve ağrının sebebi yönünden fark yoktu (p<0,05). McGill Ağrı Ölçeği alt ölçekleri karşılaştırıldığında, tedavi sonrası 1. haftada yaş kupa tedavisi grubunda 4 alt ölçekteki azalma fizik tedavi grubuna göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p<0,05). Tedavi sonrası birinci ay ve üçüncü ayda ise her iki grup arasında fark belirlenmedi (p>0,05). SF-36 Yaşam Kalitesi 8 alt ölçek puanlarında üç aylık tedavi sonucunda fizik tedavi grubunda 4 alt ölçekte, yaş kupa grubunda ise 7 alt ölçekte anlamlı artış saptandı (p<0,05). Tedavi öncesi skorlarla karşılaştırıldığında tedavi sonrası 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği 2 alt ölçekte fizik tedavi alanların ağrı skorlarındaki değişimi anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,16 (GA:1,01-1,44), RE=1,35(GA:1,1-1,41)). Kısa Form 36 ölçeğinde ise fizik tedavi alanlarda ağrı alt skorundaki değişim anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,45(GA:1,12-2,37), ruhsal sağlık alt ölçeğinde ise kupa tedavisi alanlarda skor değişimi 3,72 kat daha fazlaydı (p<0,05) (RE=3,72 (GA:1,69-4,31)). Yaş kupa tedavisi grubunda ağrı 1. haftada belirgin azalırken 1. ay ve 3. ayda stabil seyretti, fizik tedavide ise tedrici bir azalma oldu. Ağrının 1.haftada yaş kupa alanlarda daha fazla azalmasının oluşan vazodilatasyonun kas aktivitesini azaltarak akut dönemde bir rahatlama oluşturduğu, psikolojik rahatlamanın da düşüşte etkisi olduğu düşünülmektedir. Yine, SF-36 ölçeğinde yaş kupa alan grupta daha fazla alt ölçekte iyileşme olmasının, tedavi öncesinde de 3 alt ölçekteki skorlarının fizik tedavi grubuna göre zaten yüksek olması ve fizik tedavi grubunda daha fazla ağrıya işaret eden 'sürekli ağrım var' diyenlerin fazla olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ruhsal sağlığa iyi geldiği belirlenen yaş kupa tedavisinin ilgili branş ile koordineli çalışmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Transkutanöz Elektriksel Sinir Uyarımı, Yaş Kupa Tedavisi, McGill, SF-36

AğrıFiziksel tıpHasta başvurusu+7
Çağrı Burcu Açıkgöz
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jinekolojik abdominal cerrahilerde peroperatif deksmedetomidin verilmesi ile yara yerine levobupivakain infüzyonunun ağrıya etkilerinin karşılaştırılması.

Bu çalışmada fentanil kullanımına ve cerrahiye bağlı hiperaljezi ve kronik ağrıyı önlemede deksmedetomidin ile levobupivacainin etkinliği araştırıldı. Jinekolojik abdominal cerrahi operasyonu olacak ASA I, II risk grubunda 18-65 yaş arası 75 hasta çalışmaya alındı ve hastalar randomize 3 gruba ayrıldı. Grup D: Deksmedetomidin, grup L: Lokal ve grup K: KontrolTüm gruplara fentanil, propofol, rokuronyum ve sevofluran ile standart genel anestezi verildi. Grup D'ye anestezi indüksiyonundan önce 0,5 mcg/kg deksmedetomidin iv yoldan 10 dk'da ardından 0,4-0,6 mcg/kg/sa infüzyonu verildi. Grup L'ye insizyon alanına katater yerleştirildi. Ardından 10 ml/sa levobupivakain infüzyonu postoperatif dönemde 48. sa'e kadar devam edildi. Grup K'ya anestezi indüksiyondan önce iv 10 ml SF 10 dk'da verildi.Tüm gruplarda digital basınç algometresi ile ağrı eşiği ölçümü preoperatif ve postoperatif 24. ve 48. sa'de ön kol, insizyon, insizyon 2 cm üstü ve insizyon 2 cm altında yapıldı. Postoperatif VAS, ilk analjezik istek zamanı, analjezik tüketimi kaydedildi. Postop 6. ayda ve 12. ayda kronik ağrı gelişip gelişmediği kaydedildi.Postoperatif 24. ve 48. saat VAS değerleri grup D ve grup L'de grup K'dan düşük bulundu (24. saatte sırasıyla 1,20±1,08, 1,10±1,07, 1,96±1,33 ve 48. saatte 0,48±0,85, 1,50±1,06, 0,58±0,83) (p?0,05). Grup D ve grup L'de grup K'ya göre analjezik tüketiminde azalma saptandı (postoperatif 0-24 saatte sırasıyla 97,62±26,55 ml, 93,62±31,82 ml ve 127,94±35,76 ml) (p?0,05). Grup L'nin insizyon ağrı eşik değerleri grup K'dan yüksek bulundu (p?0,05) (24. saatte sırasıyla 873,330±398,410 g, 667±233,57 g ve 48. saatte 909,330±409,77 g, 667,79±233,57 g). Altıncı ayda kronik ağrı gelişmesi grup D, grup L ve grup K'da sırasıyla %22, %25, %63 oranlarında görüldü (p?0,05).Deksmedetomidin ve yara yerine levobupivakain infüzyonunun analjezik ihtiyacını azalttığı, analjezi kalitesini artırdığı ve kronik ağrı gelişimini önlediği bulunmuştur. Hiperaljeziyi önlemede yara yerine levobupivakain ve deksmedetomidin infüzyonunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fentanil, deksmedetomidin, levubupivakain, hiperaljezi, kronik ağrı.

AğrıAğrı eşiğiAğrı ölçümü+7
Pınar Erdaloğlu
Gaziantep University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu tanısı olan kişilerde çocukluk çağı travmaları ile fibromiyalji semptom şiddeti arasındaki ilişkide öfkenin ve ağrı felaketleştirmenin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı fibromiyalji hastalarında çocukluk çağı travmaları ile fibromiyaljiden etkilenme düzeyi ilişkisinde öfkenin ve ağrı felaketleştirmenin sıralı aracı rolünün incelenmesidir. Bu değişkenlerin bir arada incelendiği bir çalışmaya rastlanılmadığı için bu çalışmanın alanyazına katkısı olacağı düşünülmüştür. Çalışmanın örneklemini çeşitli merkezlere tedavi amacıyla başvurmuş fibromiyalji tanısı olan 132 yetişkin hasta oluşturmaktadır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Yeniden Gözden Geçirilmiş Fibromiyalji Etki Anketi (YFEA), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33) Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Türkçe Versiyonu, Sürekli Öfke (SL-ÖFKE) ve Öfke İfade Tarzı (ÖFKE-TARZ) Ölçekleri, Ağrı Felaketleştirme Anketi (PCS-TR) verilmiştir. Aracı modeller oluşturulmadan önce değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda asıl değişkenlere ek olarak çocukluk çağı travmalarının alt boyutlarını içeren modeller oluşturulmuştur. Korelasyon analizinde çocukluk çağı travmaları ile fibromiyaljiden etkilenme düzeyi arasında ilişki bulunmamıştır. Ancak dolaylı etkiler göz önüne alınarak araştırmanın amacı doğrultusunda analizler yürütülmüştür. Aracı analiz bulgularına göre çocukluk çağı travmalarının fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi ağrı felaketleştirme aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmalarının bir türü olan fiziksel istismarın fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi ağrı felaketleştirme aracılığı ile dolaylı olarak gerçekleştirmektedir. Çocukluk çağı travmalarının bir türü olan duygusal ihmalin fibromiyaljiden etkilenme düzeyi üzerindeki etkisi, sürekli öfke ve ağrı felaketleştirmenin sıralı aracı rolüyle dolaylı olarak gerçekleşmektedir. Fibromiyalji hastalarının, fibromiyaljiden etkilenme düzeylerini belirleyen kritik faktörlerden birinin ağrı felaketleştirme olduğu dikkat çekmektedir. Bu araştırma bulgularına göre fibromiyalji hastalarının psikoterapisinde ağrıya dair bilişsel inançların çalışılmasının öncelikli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda fibromiyalji hastalarında öfke azaltmaya yönelik terapi yöntemlerinin kullanılabileceği özellikle de duygusal ihmale maruz kalan hastalarda fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.

Ağrı felaketleştirmeFibromiyaljiKronik ağrı+2
Melek Bilgesu Alıtkan
Ankara Medipol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fizik tedavi uygulanmış kronik bel ağrılı hastalarda cinsiyetin yaşam kalitesi ve ağrı üzerine etkisi

Kronik bel ağrısı bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen tedavisi ve yönetilmesi zor bir hastalık tablosudur. Bu çalışmada kronik bel ağrısı olan hastaların fizik tedavi ile ağrı, kısıtlılık ve yaşam kalitelerindeki değişimin cinsiyete göre karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya kronik bel ağrısı tanısı konulmuş, cinsiyete göre 50 kadın ve 50 erkek hasta olarak gruplandırılmış toplam 100 hasta alındı. Çalışmaya alınan bütün hastalara 15 seans fizik tedavi (TENS, Ultrason, Hotpack) uygulandı. Hastaların yaşam kaliteleri ve bel ağrılarının durumu tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında değerlendirildi. Bel ağrısı şiddeti, yaşam kaliteleri ve bel ağrısı engelliliği anketlerle değerlendirildi. Hastaların VAS skorları tedavi ile anlamlı şekilde düşmüştü (p<0,001). Hastaların Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi toplam puanları tedavi ile anlamlı şekilde düşmüştü (p<0,001). Oswestry anketi toplam puanındaki değişim kadınlarda erkeklerinkinden anlamlı şekilde fazla bulundu (p=0,026). Tüm hastalarda SF-36 ölçeği alt maddelerinin toplam puanı tedavi ile anlamlı şekilde artmıştı (p<0,001). Hem erkekler hem de kadınlar açısından SF-36 ölçeğinin tüm alt boyutlarında tedavi ile anlamlı şekilde artış bulundu (p<0,05). Hastaların SF-36 ölçeği alt boyutlarının puanı değişimleri hesaplanmıştır. Sosyal işlevsellik alt boyutundaki değişim kadınlarda erkeklerden anlamlı derecede fazla bulundu (p=0,025). Sonuç olarak fizik tedaviye alınan kronik bel ağrılı hastaların hepsinin tedaviden fayda gördüğü bulundu. Hastaların ölçümleri ve ölçek puanlarındaki değişimler hesaplandı. Bu durumda SF-36 ölçeğinin sosyal işlevsellik alt boyutu ve oswestry indeksi açısından da kadınların erkeklerden anlamlı şekilde daha fazla yarar gördüğü tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fizik tedavi, cinsiyet, yaşam kalitesi, oswestry

AğrıBel ağrısıCinsiyet+5
Mustafa Cihan Akça
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik pelvik ağrı skorlamasının preterm eylem ve doğum şekli üzerine olan etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki temel amaç gebelik öncesi dönemde kronik pelvik ağrısı olan olgularda kronik pelvik ağrı skorunun preterm eylem ve doğum şekli ile olan ilişkisinin araştırılmasıdır.Materyal ve Metod: Eylül 2009 - Aralık 2010 arasında, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Gebe Polikliniğine başvuran gebe kalmadan önce kronik pelvik ağrı öyküsü veren ve görsel analog ölçeğe (VAS) göre 6 puan ve üzerini alan 57 olgu araştırma kapsamında değerlendirildi. Tüm olgularda total kronik pelvik ağrı skoru uluslararası pelvik ağrı değerlendirme formuna (UPADF) göre hesaplandı.Bulgular: VAS'a göre ortalama pelvik ağrı skoru term grupta 7.33 ± 1.37, preterm grupta 7.90 ± 1.04 idi (p>0.05). Jinekolojik nedenlere bağlı olarak her iki grup arasında ovulasyon ağrısı skoru ortalaması, dismenore, adet kramplarının seviyesi skoru ortalaması, endometriozis şüphesi sıklığı açısından, preterm grupta daha fazla saptanmıştır (p<0.05, p<0.05, p<0.05, p<0.05, sırasıyla). Ürolojik nedenlere bağlı olarak her iki grup arasında mesane dolu iken ağrı skoru ortalaması, idrar yaparken ağrı skoru ortalaması, acil sıkışıklığınız sizi rahatsız eder mi?? şeklindeki soru ve interstisyel sistit şüphesi sıklığı açısından, preterm grupta daha fazla saptanmıştır (p<0.05, p<0.05, p<0.05, sırasıyla). Kas-iskelet sistemine bağlı olarak her iki grup arasında kas/eklem ağrısı skoru ortalaması, bel ağrısı skoru ortalaması, oturma ile ağrı skoru ortalaması açısından, preterm grupta daha fazla saptanmıştır (p<0.05, p<0.05, p<0.05, sırasıyla). Total ağrı skoru ortalaması, term grupta 38.33 ± 12.94, preterm grupta 52.43 ± 12.60 idi (p<0.01). Grup I'de olguların %72'si vaginal doğum yaparken, grup II'de olguların % 62'si vaginal doğum yaptı (p>0.05). Grup I'de olguların % 28'i sezaryen ile doğum yaparken grup II'de olguların % 38'i sezaryen ile doğum yaptı (p>0.05). Sadece normal doğum yapan olgular değerlendirildiğinde, Grup I'in toplam UPADF ağrı skoru 39.69 ± 12.22 iken grup II'nin (preterm) toplam UPADF ağrı skoru 56.38 ± 10.21 idi (p<0.05).Sonuç: Gebelik öncesi dönemde kronik pelvik ağrı skoru yüksek olan gebelerde preterm doğum oranı daha yüksek olarak bulunmuştur.Anahtar sözcükler: Preterm Eylem, Kronik pelvik ağrı, Sezaryen doğum, İnflamasyon.

Ağrı ölçümüDoğumDoğum-prematür+4
Çağdaş Bayram
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artritli hastalarda uyku kalitesinin hastalığın klinik parametreleri, psikolojik durum ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Giriş ve amaç: Psöriatik artrit (PsA) psöriasis ile ilişkili inflamatuar bir hastalıktır. PsA sinovit, daktilit, entezit ve spondilit ile karakterizedir. PsA hastalarında uyku kalitesi ve bununla ilişkili olarak yaşam kalitesi etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı PsA?nın uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek; uyku kalitesi ile klinik parametreler, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Materyal ve metod: Çalışmaya 41 psöriatik artrit hastası ve 38 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Demografik ve klinik özellikler; yaş, cinsiyet, hastalık süresi, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP) ölçümleri kaydedildi. Hasta grubunda PsA yaşam kalitesi indeksi (PsAQoL), psöriasis alan şiddeti indeksi (PASI) skorları ölçüldü. Generalize ağrı vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. Hasta ve kontrol grubunda anksiyete ve depresyon skorları hastane anksiyete depresyon skalası (HADS) ile uyku kalitesi Pittsburgh uyku kalitesi indeksi ile (PUKİ) değerlendirildi. Bulgular: Psöriatik artritli hastalarda, öznel uyku kalitesi, uykuya dalma süresi, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği, uyku bozukluğu, gündüz işlev bozukluğu ve total PUKİ skoru kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Total PUKİ skoru; anksiyete, generalize ağrı, PsAQoL, entezit, CRP ve ESH seviyeleri ile anlamlı korele idi (p<0,05). Sonuçlar: Psöriatik artiritli hastalarda uyku kalitesi bozulmuştur. PsA tanılı hastalarda uyku bozukluğu özellikle generalize ağrı, anksiyete, entezit, ESH ve CRP seviyeleri ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: Psöriatik artrit, uyku kalitesi, psikolojik durum, generalize ağrı, entezit.

Artrit-psoriatikAğrıKronik ağrı+6
Orhan Gezer
Dicle University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakotomide nötrofil / lenfosit oranının postoperatif ağrıya ve ağrının kronikleşmesi üzerine etkisi

Amaç: Torakotomi sonrası ağrı postoperatif hasta konforu, komplikasyonlar, mortalite ve morbiditeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle torakotomi sonrası ağrı tedavisi oldukça önemlidir. Çalışmamızın amacı toraks cerrahisinde inflamasyon belirteci olan Nötrofil / Lenfosit Oranı (NLO) değerinin postoperatif akut ve kronik ağrı ile ilişkisini araştırmak, ayrıca farklı zamanlarda uygulanan epidural analjezinin preoperatif NLO ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma elektif şartlarda, torakotomi cerrahisi yapılan, 18-75 yaş arası, ASA I-II-III risk sınıfına dahil, onamları alınmış toplam 60 hastada, randomize prospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar randomize olarak 2 gruba ayrıldı: Preemptif analjezi uygulanacak gruba (Grup P) epidural kateterden cerrahi insizyondan 20 dk önce %0.25 bupivakain 0.1 ml/kg bolus yapılıp %0.1 bupivakain 0.1 ml/kg/h hızında 48 saat sürecek infüzyon başlandı. Kontrol grubuna ise (Grup K) epidural kateterden hasta uyandırılmadan 20 dk önce %0.25 bupivakain 0.1 ml/kg bolus yapılıp %0.1 bupivakain 0.1 ml/kg/h hızında 48 saat sürecek infüzyon başlandı. Tüm hastaların preoperatif NLO değerleri, intraoperatif ve postoperatif sistolik, diastolik ve ortalama arteryel basınçları, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonları 5., 30., 60. ve 120. dakikalarda ve ekstübasyondan sonra 2., 4., 8., 12. ve 24. saatlerde kaydedildi. Postoperatif 2., 4., 8., 12. ve 24. saatlerde NRS, solunum sayısı, ek analjezi ihtiyacı kaydedildi. Postoperatif 1. ve 3. aylarda hastalara telefonla ulaşılarak NRS skorları sorgulanarak kaydedildi. Bulgular: Grupların intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreleri değerlendirildiğinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). Gruplar arasında postoperatif kaydedilen NRS değerleri ve ilk 24 saat ek analjezik tüketimi karşılaştırıldığında; Grup P'de Grup K'ye göre postoperatif 2., 4. ve 8. saatlerde NRS değerleri ve ilk 24 saat ek analjezik tüketimi anlamlı derecede düşük tespit edilmiştir. Grup P içerisinde preoperatif NLO< 2 ve preoperatif NLO≥ 2 olan hastalar arasında postoperatif NRS değerleri ve ek analjezik tüketimleri karşılaştırıldığında; iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Ancak Grup K içerisinde preoperatif NLO< 2 ve preoperatif NLO≥ 2 olan hastalar arasında postoperatif NRS değerleri ve ek analjezik tüketimleri karşılaştırıldığında; preoperatif NLO< 2 olan hasta grubunda preoperatif NLO≥ 2 olan hasta grubuna göre postoperatif 2., 4. ve 8. saatlerdeki NRS düzeyleri ve postoperatif ilk 24 saatte tüketilen ek analjezik miktarları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük gözlenmiştir. Kronik ağrı açısından değerlendirildiğinde ise preemptif analjezi uygulanıp uygulanmaması ve preoperatif NLO düzeyinin kronik dönemdeki ağrı düzeyleri üzerinde etkisinin olmadığı görüldü. Sonuç: Preoperatif NLO seviyesi 2 ve üzerinde olan hastalara preemptif epidural analjezi yöntemi uygulandığında, uyandırılmadan 20 dk önce epidural analjezi uygulanan gruba göre postoperatif akut dönemde ağrı skorlarının daha düşük ve analjezik tüketiminin daha az olduğu gözlemlendi. Preoperatif NLO düzeyi 2'nin altında olan hastaların ise postoperatif ağrı düzeyi ve analjezik tüketimlerinin preemptif analjezi uygulanıp uygulanmamasıyla değişiklik göstermediği gözlemlendi. Ayrıca preoperatif NLO düzeyinin ağrının kronikleşmesi ile ilişkisi bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Preemptif Epidural Analjezi, Nötrofil / Lenfosit Oranı, Postoperatif Ağrı, Kronik Ağrı.

Ağrı-postoperatifKronik ağrıNötrofil/lenfosit oranı+1
Taha Semerci
Karadeniz Technical University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda kinezyofobinin yaşam kalitesi, ağrı ve anksiyete üzerine etkisinin beyin manyetik rezonans görüntüleme bulguları eşliğinde incelenmesi

İnme geçiren kişilerde birçok sebebe bağlı olarak yaşam kalitesi olumsuz etkilenir. Bu olumsuzluk da halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkar. Bu çalışma, inmeli hastalarda kinezyofobinin; depresyon, anksiyete, ağrı ve yaşam kalitesine olan etkisini belirlemek ve sonuçları, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) bulguları eşliğinde incelemek amacıyla planlandı. Sosyodemografik veriler kaydedildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek amacıyla Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), ağrıyı değerlendirmek amacıyla VAS (vizuel analog skalası), emosyonel durum için Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), yaşam kalitesini değerlendirebilmek için de İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (İÖYKÖ) uygulandı. Hastaların MRG bulguları, Volbrain uygulaması ile hacimsel olarak değerlendirildi. Volbrain raporu ile elde edilen verilerden, corpus amygdaloideum ve hippocampus hacimleri çalışmaya dahil edildi. Modifiye Rankin Skalası'na (MRS) göre 2 ve daha az puan alan 26 inmeli hasta çalışmaya dahil edildi. Değerlendirilen hastaların kinezyofobi puanlarının ortalaması 43,880 ± 7,804 bulundu. Kinezyofobi değerleri; ağrı, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi değerleri ile incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P<0,05). Corpus amygdaloideum hacmi ve hippocampus hacmi ile bu değişkenler arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak inmeli hastalarda, yaşam kalitesine etki eden birçok faktör vardır. Bu faktörlerden kinezyofobi de mutlaka değerlendirilmesi gereken bir parametredir. Corpus amygdaloideum hacmi ile diğer değişkenleri incelemek amacıyla daha düşük kesit kalınlığındaki MRG sonuçları ile kontrol grubunun da dahil edildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AnksiyeteAğrıCorpus amygdaloideum+7
Banu Çiçek Doğan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoga yapan bireylerde servikal bölge taktil duyu keskinliği ve vücut farkındalığının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, düzenli yoga yapan sağlıklı bireyler ile yoga yapmayan sağlıklı sedanter bireylerin, servikal bölge taktil duyu keskinliğini ve vücut farkındalığını karşılaştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya dahil edilen 18-35 yaş arası 60 bireyden 30'u en az 6 aydır düzenli vinyasa ve hatha yoga yapan birinci grubu; yaş, cinsiyet, beden kütle indeksi bakımından eşleştirilmiş diğer 30 sağlıklı sedanter birey ise ikinci grubu oluşturdu. Taktil duyu keskinliğini objektif olarak değerlendirmek amacıyla her iki grubun servikal bölgede C7, C5, C3, C1 ve T1 segmentlerine, dijital kaliper ile iki nokta ayrım duyu (2NAD) testi ölçümü yapıldı. Vücut farkındalığını ölçebilmek için ise Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması yapılmış Vücut Farkındalık Anketi (VFA) kullanıldı. Elde edilen veriler, SPSS 22.0 kullanılarak analiz edildi. Grupların 2NAD verileri arasındaki fark incelendiğinde, yoga yapanların, yapmayan bireylere göre servikal bölgedeki 2NAD eşiklerinin daha düşük çıktığı görüldü (p<0,001). Grupların VFA toplam skorları arasındaki fark incelendiğinde ise yoga yapanlarda vücut farkındalığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Bununla birlikte, yoga yapma süresi ile vücut farkındalığı arasında pozitif yönde bir korelasyon bulundu (r=0,567, p<0,001). Ayrıca, yoga yapma süresi ile 2NAD eşikleri arasında servikal bölgede ölçüm yapılan tüm segmentlerde negatif yönde korelasyon bulunurken (p<0,001); en büyük korelasyon C7 segmentinde (r=-0,844, p<0,001), en düşük korelasyon C3 segmentinde bulundu (r=0,669, p<0,001). Sonuç olarak; yoga uygulamalarının fizyoterapi programlarına eklenmesi, vücut farkındalığını ve taktil duyu keskinliğini artırarak, ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerinde pozitif yönde bir etki sağlayabilir. Benzer çalışmaların uzun izlem periyotlarını içerecek şekilde yapılması bu uygulamaların sonuçları hakkında daha fazla bilgi verecektir.

AğrıBedensel farkındalıkBiyopsikososyal yaklaşım+4
Hazal Sarak Küçükosmanoğlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects