Tax law
147 theses under this subject heading
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirilmesi
"İnsan" faktörü iktisadi kararların analiz edilmesindeki en temel ve önemi yadsınamaz bir husustur. İnsanı tanımak ve anlamak, insanların iktisadi kararlar alırken ne tür motivasyonlar ile hareket ettiklerini ya da edebileceklerini öngörmek için iktisadın insana bakış açısının da buna göre düzenlemesi gereklidir. "Rasyonellik" açısından bakıldığında; bireylerin vergi ödemekten hoşlandıklarını iddia etmek güçtür, hatta rasyonellik ilkesine göre, mükellefler genellikle vergiyi hoş karşılamamakta bunun sonucunda da vergiye uyum açısından problemler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda varılan sonucun gerçekliği ne kadar doğru yansıttığı sorgulanmalıdır. Zira mükelleflerin diğer bütün konularda olduğu gibi vergiye olan tutumlarını belirleyen hususları yalnızca "rasyonalite" açısından incelemek ne kadar mümkün olabilir? Davranışsal iktisadi yaklaşıma göre mükelleflerin vergiye yaklaşımlarını belirleyen oldukça önemli faktörler vardır. Mükelleflerin vergiye karşı uyum ve dirençlerini analiz edebilmek açısından, davranışsal iktisat literatüründe yapılan çalışmalar, mükelleflerin vergiye uyumunun anlaşılmasında bilişsel yanlılıklarının, dolayısı ile sosyal ve psikolojik unsurların önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada kamu kesiminin, kamu gelirlerinde önemli bir paya sahip olan kurumlar vergisi gelirini elde etmek amacıyla uygulamış olduğu politikalar davranışsal çerçevede değerlendirilip, 2006 yılında kurumlar vergisine yönelik bir reform niteliğinde olan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu sonucunda uygulanan politikaların, mükelleflerin vergiye ve vergi erkine bakışını ne ölçüde biçimlendirdiği ve kurumlar vergisi gelirlerinin reformdan sonra ne ölçüde etkilediği incelenmeye çalışılacaktır.
Vergi kolaylıkları
Vergi kolaylıkları, vergilendirme yetkisini vergi dışı bırakma ya da vergi yükünü azaltma yönünde kullanıldığı yöntemlerin genel adıdır. Geçmişte belirli bir toplumsal gruba imtiyaz tanımak için kullanılan bu yöntemler, günümüzde meşru kabul edilen ekonomik ve sosyal nedenlere dayanılarak anayasal ilkelere uygun şekilde kanunla düzenlenmektedir. Muaflık, istisna ya da indirim şeklinde düzenlenen bu yöntemlerin muhataplarının ekonomik ve sosyal hayatına yönelik kolaylıklar sağladığı, öğretide de bu yöntemlerin vergi kolaylıkları olarak nitelendiği görülmektedir. Tezin ilk bölümünde vergi kolaylıkları kavramı tanımlanmış, benzer kavramlardan farkı ve anayasal vergilendirme ilkeleri bakımından önemi ortaya konulmuştur. Böylece, vergi kolaylıkları kavramının vergilememe yetkisinin kullanılmasını sağlayan yöntemlerin genel adı olduğu ve hukukla sınırlandırılmasının önemi vurgulanmak istenmiştir. Vergi kolaylıklarının vergilememe yetkisinin bir yöntemi olarak hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta düzenlenmesi açıklanarak, konunun ne kadar geniş bir alanı ilgilendirdiği ortaya konmak istenmiştir. Bu amaçla hem Türk hukukunda hem de modern devletlere örnek olan ülkelerin hukukunda konuyla ilgili anayasal gelişmeler ile uluslararası örgütler ve Avrupa Birliği'ndeki uygulamalara yer verilmiştir. Türk Vergi Hukuku'nda vergi kolaylıkları, sosyal ve ekonomik nedenler temelinde ele alınmıştır. Bu kapsamda, vergi kolaylıklarının kanunlarda hangi süreçlerden geçerek nasıl düzenlendiğine, idarenin düzenleyici işlemlerine konu olmalarına ve mahkeme kararlarında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Buradaki amaç, vergi kolaylıklarının anayasal ilkeler çerçevesinde kanunla düzenlenmesinin ve idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin sınırlanmasının önemini izah etmektir.
Vergi idaresi ile vergi yargısı arasındaki yorum farklılıkları
Çalışmanın temelinde vergi hukukunda yer alan kanun hükümlerinin uygulanması için 213 sayılı VUK'un 3. Maddesine göre yorumlaması gerektiği, ancak idarenin yorumlama yaparken de tesis ettiği işlemin yargıya taşınması sonucu yargının da aynı kanun maddesine farklı yorum yapmasının nedenleri üzerinde durulmuş olup, vergi sistematiğinin işlevselliği için bu farklılıkları en aza indirmeyi amaçlayan çözüm yolları sunulmaya çalışılmıştır. Vergi kanunlarının doğru bir şekilde uygulanması için kanun hükümlerinin net bir şekilde yorumlanması gerekmektedir. İdare soyut vergi hukuk kanunlarını somut olaylara en doğru şekilde uygulamayı amaç edinir. Ancak, ilgili soyut vergi kanunları her vergi olayı ile birebir örtüşmeyebilir. İdarenin görev dahilinde işlem tesis etmeme seçeneği olmadığı için ilgili kanun maddesini VUK 3. maddeye göre verginin kanuniliği ilkesine zarar vermeden yorumlayıp uygulayarak işlem tesis etmektedir. Ancak bu yorum işlem tesis edilen tarafın her zaman lehine olamayacağı için hukuk devleti olmanın bir gereği bu durum yargıya intikal edebilir. Yargıda kendi yorumunu yaparak idarenin yaptığı işlemi bozup, karara bağlayabilir. Çalışmanın konusu olan vergi idaresi ve vergi yargısı arasındaki yorum farklılıklarının nedenlerini, yapılan çalışmalar ve örnek yargı kararları kapsamında 2 bölümde anlatılmak istenmiştir. Birinci bölümde, genel olarak yorum kavramını, vergi hukukunda yorumu, çeşitlerini, türlerini, vb. açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, vergi idaresi ile vergi yargısı arasındaki yorum farklılıklarının nedenlerini örnek yargı kararları ile açıklanarak, bu yorum farklılıklarını için çözüm yolları anlatılmıştır. Sonuç bölümünde ise yorum farklılıklarının sebebi ile çözüm yolları izah edilmiştir
Vergi Hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu
Türk vergi hukukunda mükellefler, kanuni ödevlerini esas itibariyle kendileri tarafından yerine getirmesi prensibi öngörülmektedir. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı mükellef veya sorumlular tarafından yerine getirilmesi gereken ancak yerine getirilmeyen vergisel iş ve işlemlerin, kanuni temsilciler tarafından yerine getirilmesi kanuni bir zorunluluk halini almıştır. Bazı durumlarda ise kanuni zorunluluk olmamasına rağmen mükellefin iradi beyanı sonucu iş ve işlemlerinin temsilciler aracılığıyla da görülmesi de mümkün olabilmektedir. Vergi hukukunda gerçek kişiler, tüzel kişilikler, herhangi bir tüzel kişiliği olmayanlar ve Türkiye'de bulunmayan kişiler olmak üzere 4 çeşit temsili gerektirir husus söz konusudur. Vergilendirmeyi gerektiren iş ve işlemlerde bu kişiler her zaman bire bir iş ve işlemlerini takip etmemekte veya edememektedir. Bu iş ve işlemler temsilci dediğimiz kişiler aracılığıyla yürütülmektedir. Bu temsilciler ya iradi olarak belirlenir ya da kanuni düzenleme ile belirlenmektedir. Dolayısıyla vergi idaresi ve mükellef açısından temsilcilerin tespiti ve buna bağlı olarak temsilcilerin cezai sorumluluğu önem arz etmektedir. Bu nedenle vergi hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu bir bütün olarak değerlendirilerek, yasal mevzuat ile uyumlu olmalıdır ve uygulamada tereddüt oluşturmayacak ifadelerle düzenlenmelidir.
Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi ve anayasal vergileme ilkeleri açısından analizi
Türk vergi hukukunda vergilendirme süreci içerisinde mükellef ile idare arasında çeşitli nedenlerden dolayı uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için idari ve yargısal yöntemler kullanılmaktadır. Bunların içerisinde uzlaşma müessesesinin yeri çok önemlidir. Devlet, sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak için vergi toplarken, mükellef ile idare arasında yaşanan sorunları barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını istemektedir. Vergileme sürecinde yaşanan anlaşmazlıkların idari aşamada çözüm yolu olarak kullanılan uzlaşma mekanizması barışçıl çözüm yollarından biridir. Bu çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci ve bu sürece etki eden unsurlar incelenmiştir. İkinci bölümde, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'deki uzlaşma mekanizmasının tarihsel gelişimi ve uygulama sonuçlarının sayısal ve Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türk vergi yargısında istinaf sisteminin değerlendirilmesi
Uyuşmazlıkların çözümünde taraflar adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama beklerken aynı zamanda bunun en kısa sürede gerçekleşmesini umarlar. Ülkemizde 1982 yılına kadar tek dereceli bir yargılama sistemi mevcuttu. Mahkeme tarafından verilen kararın bir üst mahkeme tarafından denetlenemeyeceğinden hataların ve yanlışlıkların tespit edilmesi mümkün olmuyordu. Böyle bir hukuk sisteminde adil bir yargılamadan söz edilemez. Bu olumsuzlukları bertaraf etmek amacıyla 1982 yılında yargı sistemimiz, ilk derece mahkemesi olarak vergi ve idare mahkemeleri üst derece mahkemesi olarak da bölge idare mahkemesi ve Danıştay olmak üzere iki dereceli bir yapıya bürünmüştür. Ancak iki dereceli yargılama sistemi beklenen başarıyı sağlamamıştır. Danıştay'ın iş yükünün artmasına, yargılamanın uzamasına ve asıl görevi olan içtihat birliğini sağlama görevini yerine getirememesine neden olmuştur. Böylece ilk derece mahkemelerinin kararlarını maddi ve hukuki bir denetime tabi tutarak gerekirse kendisi yeniden ikinci bir yargılama yapacak olan istinaf kanun yolu 2014 yılında 6545 Sayılı Kanun ile yargı sistemimize dâhil edilerek yargı sistemimiz üç dereceli bir yapıya kavuşturulmuştur. 2016 yılında fiilen istinaf incelemesi yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada istinaf kanun yolunun getirilme amacı, getirdiği yenilikler, faydaları ve sakıncaları, istinaf usulü, süreci incelenecek olup, bölge idare mahkemelerinin iş yükü ve istinaf kanun yolu düzenlemesinin Danıştay'ın iş yükü üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdari Yargı, İstinaf Kanun Yolu, Adil Yargılama, Bölge İdare Mahkemesi
Vergi Hukuku açısından kişisel verilerin korunması
Kişisel verilerin korunması ve bu hususta verisi işlenen kişilere tanınan haklar, günümüzde önemi gittikçe artan ve ülkeler tarafından çeşitli çözüm önerileri getirilmek istenen konulardan birisini oluşturmaktadır. Nitekim teknolojinin de gelişmesiyle birlikte, kişisel verilerin işlenmesi hem çok daha kolay hale gelmiş hem de işlenen veri sayısı çok daha fazla artmıştır. Çalışma kapsamında, öncelikle kişisel verilerin korunmasına ilişkin kavramsal açıklamalara ve kişisel verilerin korunması hakkının niteliğine ilişkin tartışmalara yer verilmektedir. Kişisel verilerin korunması, küresel bir konu olduğundan, kişisel verilerin korunması hukukunun gelişiminin değerlendirilmesi de önemlidir. Bu çerçevede, mevzuatımıza da etki eden uluslararası kaynaklar ele alınmıştır. Ülkemizde ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa'nın 20. maddesinin 3. fıkrasına eklenen hüküm çerçevesinde, kişisel verilerin korunması bir hak olarak Anayasa'da açıkça yer almaya başlamıştır. 2016 yılında da, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede, çalışma kapsamında 6698 sayılı Kanun'un getirdiği düzenlemelere de ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Söz konusu Kanun ile getirilen düzenlemeler, vergi mükellefleri açısından da önemlidir. Nitekim uluslararası kaynaklara da benzer şekilde, Kanun ile kişisel verileri işlenen gerçek kişilere oldukça önemli haklar tanınmaktadır. Çalışma kapsamında da, vergi mükelleflerinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin hakları, vergi konularına ilişkin istisnalar ışığında ele alınmaktadır.
Vergi Usul Hukukunda elektronik tebligat
Vergilendirme aşamalarından biri olarak tebliğ; mükelleflere, vergisel yükümlülüklerini ve ödevlerini bildirme amacı taşımaktadır. Tarh edilen vergi, tebliğ ile mükellefe bildirilir. Bu bildirim üzerine mükellefin hukuki yollara başvurma süresi başlar. Görüldüğü üzere tebliğ aşaması, mükellef haklarının korunmasında, büyük öneme sahiptir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, günlük hayatın her alanında olduğu gibi vergilendirme aşamalarında da kullanılmasıyla elektronik vergilendirme kavramı, ortaya çıkmıştır. Böylece mükellefler, birçok vergi ödevini internet üzerinden yerine getirebilmektedir. Elektronik vergilendirme faaliyetlerinden biri de vergilendirmeye ilişkin evrakların elektronik ortamda tebliğ edilmesidir. Elektronik ortamda tebliğ usulü, 2010 tarihinde, VUK'a 107/A maddesinin eklenmesiyle yasalaşmıştır. 107/A maddesinin hükmüne göre, elektronik tebliğ usulüne dair çeşitli usul ve esasları belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yetkiye dayanarak, 2015 yılında, 456 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği'ni yayınlamıştır. Elektronik ortamda tebliğ kısaca; VUK'a göre mükellefe tebliğ edilmesi gereken belgelerin, elektronik tebligat sistemi aracılığıyla, muhatabın internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulacak elektronik tebligat adresine, vergi idaresi tarafından iletilmesi olarak tanımlanabilir. Elektronik tebliğ, modern tebliğ olarak da isimlendirilebilir. Elektronik ortamda tebliğ usulünün birçok faydası vardır. Özellikle klasik tebliğ usulleriyle karşılaştırıldığında elektronik tebliğ usulü çok daha işlevseldir. Bunun yanında, düzenlemenin yeni olmasından dolayı birtakım eksikliklerin bulunması normaldir. Çalışmada, elektronik tebliğ usulünün güçlü olduğu yönlerden bahsedildiği kadar eksik yönleri de tespit edilmiştir. Ayrıca, tespit edilen bu eksiklikler hakkında öneriler sunulmaya çalışılmıştır.
Türk vergi hukukunda hata kavramı ve düzeltme yolu
Vergilendirme işlemlerinde yapılan hatalar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile öngörülen düzeltme yolu ile giderilebilmektedir. Düzeltmenin konusunu aynı Kanun ile tanımlanan vergi hataları oluşturmaktadır. Düzeltme yolunun öngörülmesindeki amaç, vergi hatalarının sebebiyet verdiği hukuka aykırılıkların, yargılama yoluna gidilmeksizin hızlı ve pratik bir şekilde giderilmesidir. Ancak düzeltme yoluyla giderilebilecek vergi hatalarının kapsamının belirlenmesine ve düzeltme başvurusunun reddi halinde yargı yoluna başvuru usulünün ne şekilde olacağına ilişkin hususların yanlış değerlendirilmesi halinde, ilgililerin hak kaybına uğraması söz konusu olabilir. İdari aşamada çözüm yöntemi olarak öngörülen bu yola ilişkin olarak; vergi hatalarının kapsamının belirlenmesi, düzeltme başvurusu ile başvurunun reddi halinde yargı organlarına başvuru usulünün incelenmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.
Türk vergi usul hukukunda tebliğ kurumu
Türk vergi hukukunda, verginin tahakkuk etmesi tebliğe bağlanmış olup, vergiye ilişkin yükümlendirici işlemlere karşı başvurulacak yasal yolların süresi tebliğ ile başlamaktadır. Yükümlülerin nezdinde vergisel sonuçların doğması ve verginin tahsil edilebilirliği bakımından son derece önemli bir yere sahip olan tebliğe ilişkin hükümler, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmektedir. Her gün işletilen bu hükümlerin uygulamasında çeşitli sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum çeşitli ihtilaflara yol açmaktadır. Dolayısıyla vergi hukukunda çok sayıda yargı kararının konusunu teşkil etmektedir. Aynı zamanda, sorunların çözümü için zaman zaman yasama organı tarafından mevzuatta değişiklik yapılmaktadır. Özellikle mevzuat ve içtihatta meydana gelen değişikliklere odaklanılan çalışmada, Türk vergi usul hukuku bağlamında tebliğin kavramsal içeriği, kaynakları, hukuki niteliği, unsurları ve yöntemleri ile kendisine bağlanan sonuçlar ele almaktadır. Gümrük vergilerinin tebliği, Vergi Usul Kanunu hükümleri yerine Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanması nedeniyle, çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Vergi hukukunda izaha davet kurumu
Devlet, vergi hukukunda mükellefe birtakım imkânlar sunan çeşitli mekanizmalar yaratarak vergi gelirlerinin hazineye en kısa sürede intikalini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, 2016 yılında 6728 sayılı Kanun ile vergi hukuku sistemimize giriş yapan ve 2017 yılında uygulanmaya başlanan izaha davet kurumu bahsi geçen mekanizmalardan biri olarak ihdas edilmiştir. Özü itibariyle izaha davet kurumu ile vergiyi ziyaa uğrattığından şüphelenilen mükellefler belli koşullar altında konuya ilişkin olarak izahta bulunmaya davet edilmekte ve izahın değerlendirilme sonucuna göre mükelleflere birtakım imkânlar sağlanmaktadır. İzaha davet kurumunun vergi hukukunda yeni bir kurum olması nedeniyle tüm yönleriyle incelenmesi ihtiyacı doğmaktadır. Daha çok yeni bir kurum olmasına rağmen, kurumun 2020 yılında 7194 sayılı Kanun ile birtakım değişikliklere uğraması da bu ihtiyacı pekiştirmektedir. Söz konusu ihtiyacın giderilmesine bir katkı sağlamak adına, izaha davet kurumunun çeşitli yönleriyle incelenmesi ve eleştirel bir değerlendirmesinin yapılması amacını taşıyan bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde izaha davet kurumu hakkında genel bilgilere yer verilmiş olup; öncelikle kurumun işleyiş açısından genel bir çerçevesi çizildikten sonra, izaha davet kurumunun tarihsel süreci, amacı ve hukuki niteliğine ilişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. İzaha davet kurumunun yapısal bir analizine yer veren ikinci bölümdeyse; izaha davet kurumu kapsamı, yetki unsuru, koşulları bakımından inceleme konusu yapılırken, kurumun sonuçları ilgili olduğu ölçüde mükellefler hakları kapsamında da tartışılarak değerlendirilmiştir.
Yunanistan deneyimi ışığında Türk vergi sisteminin Avrupa Birliği'ne uyumu
Bu tezin amacı; Türkiye'nin AB üyeliği halinde, vergi uyumlaştırmasının gelecekteki yönünü analiz etmek, olası uyumsuzlukları göz önüne sermek ve söz konusu sorunların giderilmesine yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaçla, Yunanistan'ın deneyiminden faydalanarak Türkiye için uyum sürecine ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. Tez, Yunanistan incelemesi ile Türkiye'nin üyelik halindeki vergi uyumunun yönünü açığa çıkaran ilk bilimsel çalışmadır. Yunanistan örneğinin seçilmesinde; her iki ülkenin vergiye bakış açısının ve vergi uyumunun benzer olması ile ilgili ülkenin sisteminin rahat incelenebilirliği dikkate alınmıştır. Yunanistan'ın ABAD önünde neredeyse verginin her alanında dava sahibi olması da söz konusu örneğin önemini arttırmaktadır. İlgili davaların Türk bilimsel literatüründe ilk defa kullanılıyor olması literatüre özgün bir katkı sağlamaktadır. Tezde; Avrupa Komisyonu'nun özellikle ülkelerin dolaysız vergi sistemlerinin farklılığından kaynaklanan anormallikleri, vergi uyumlaştırması olmaksızın, ulusal kuralların yakınlaştırılmasıyla ele almaya çalıştığı bulgusu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, üye devletlerin vergi uyumu alanında tam olarak özgür bırakıldığı sonucuna varmak da yanlış olacaktır. Ayrıca tezde incelenen davalardan anlaşıldığı üzere; ABAD kararları vergi uyumunun gerçek lokomotifi niteliğindedir. AB ve ABAD vergilendirme gücünden yoksun olmakla birlikte, vergilendirme üzerine önemli bir düzenleyici kontrol uygularken daha sıkı kısıtlamalar getirmektedir. Bu nedenle, Yunanistan vergi davaları, Türkiye için başta dolaysız vergiler olmak üzere tüm vergilere ilişkin uyumlaştırmanın şekillenmesinde faydalıdır.
Türkiye'de sahte fatura kullanımının önlenmesinde SMMM'lerin rolü ve çözüm yollarının tespiti
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de sahte fatura kullanımının önlenmesinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM)'lerin rolünü belirlemek ve çözüm için yapılması gerekenleri tespit etmektir. Bu amaçla, Adana il merkezindeki Yeminli Mali Müşavirler, Vergi Müfettişleri ve Yetkili Vergi Müfettiş Yardımcılarına anket yöntemi uygulanmıştır. Sahte fatura kullanımının önlenmesinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin rolüne ilişkin bulgulara göre, Y5, Y8, Y15, Y10 ve Y20 yargıları ile ilgili olarak YMM'ler ile Vergi Müfettişlerinin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, Y1, Y12, Y19, Y13 ve Y16 yargıları açısından ise anlamlı bir farklılık bulunduğu görülmüştür. Sahte fatura kullanımının önlenmesinde çözüm yollarına ilişkin bulgular; Y4, Y7, Y11, Y14 ve Y18 yargıları ile ilgili olarak YMM'ler ile Vergi Müfettişlerinin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığını; diğer yargılar açısından ise anlamlı bir farklılık bulunduğunu göstermiştir. Ayrıca, sahte fatura kullanımının önlenmesinde en etkili çözümün vergi denetimlerinde etkinliğin arttırılması olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sahte Fatura Kullanma, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir, Yeminli Mali Müşavir, Vergi Müfettişi.
Teoride ve uygulamada vergi afları
I -> ABSTRACT The purpose of this Ph.D. thesis is to analyze tax amnesties in theory and praotioe. In the first chapter the theoretical basis of tax amnesties is disousaed. "Amnesty", one of the basic concepts of criminal law, has considered important in the field of tax law. But due to the fact of the independency of tax law, the concept has gained an original meaning which widely differs from the meaning in criminal law» In tax law, the amnesty has been used as a tool of revenue administration rather than a way of benevolence, lax amnesties generally offer taxpayers an opportunity to report and pay previously unpaid taxes without incurring some penalties that discovery would normally bring. On the other hand, it is believed that tax amnesties may induce voluntary tax compliance if the amnesty program is designed in accordance with the requirements for success of amnesty. In the second chapter, the structural components of both developed and underdeveloped countries ' tax amnesty programs are examined and compiled yield data for the programs. The third chapter is entirely confined to the tax amnesty practices in Turkey. Turkey promulgated 14 tax amnesty law between the period I960 and 1989 but were not particularly successful. The main reason of Turkish amnesty practices is to help get rid of the backlog of cases facing the courts and tax administration. It can be said that amnesties are a custom of Turkey. For that reason the unsuocessfulness of tax amnesties can bound to this fact as well as the lack of vigorous anti-evasion drive coincide with the amnesty.
Gelir kavramı ve Türk Vergi Hukukunda gerçek gelir
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ GELİR KAVRAMI VE TÜRK VERGİ HUKUKUNDA GERÇEK GELİR M. Erkan ÜYÜMEZ Mali Hukuk Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ağustos 1998 Danışman: Prof. Dr. Fethi HEPER Kamu harcamalarının finansmanında önemli bir yer tutan gelir vergisi, geliri vergilendirmektedir. İktisat ve muhasebe gibi bilim dallarının da çalışma alanına giren gelir kavramı, gelir vergisi bakımından da önemli bir inceleme alanını oluşturmaktadır. Gelir tanımının, vergi hasılatını doğrudan, vergi yükünü dolaylı olarak etkileyebilmesi, gelir kavramının önemini göstermektedir. Vergileme bakımından gelir kavramının önemli niteliklerinden birisi, gelirin gerçek olması ilkesidir. Kural olarak gelir vergisi, geliri gerçek miktarı üzerinden vergilendirmektedir. Ancak hem bazı yasal düzenlemeler hem de ekonomide yaşanan enflasyonun etkileri nedeni ile bu kuralın dışına çıkılabilmekte, gelir gerçek miktarı üzerinden vergilendirilememektedir. Genel olarak, gelir vergisinde gelir kavramının incelendiği bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, gelir kavramı çeşitli bilim dalları ve Türk Gelir Vergisi bakımından çeşitli yönleriyle ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Türk gelir vergisinde, gelirin gerçek olması ilkesi ve gerçek gelirin saptanması konulan ile gelirin gerçek miktarı üzerinden vergilendirilemediği haller incelenmektedir. Sonuç bölümünde ise, çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılarak, önerilerde bulunulmaktadır.
Yargı kararları ışığında özel usulsüzlük cezaları
Vergi kabahat ve cezaları en temelde, vergisel düzenin korunarak hazinenin vergi kaybının önlenmesi amacını gütmektedir. Bu amaç doğrultusunda kanun koyucu tarafından usulsüzlük ve vergi ziyaı kabahatleri düzenlenmiştir. Usulsüzlük kabahatleri mükelleflerin vergiye ilişkin uymaları gereken şekli yükümlülüklere aykırı hareket etmeleri halinde meydana gelen bir kabahattir. Şekli yükümlülüklere aykırılık vergisel sürecin hukuka uygun olarak başlamadığı ve haliyle hukuka uygun olarak da devam etmeyeceği anlamına gelmektedir. Bu bakımdan usulsüzlük kabahatleri önleyici nitelikte bir düzenleme olup, esasen vergi ziyaı kabahatinin doğmasını engelleyen bir tampon görevi görmektedir. Bu tezin konusunu usulsüzlük kabahatleri içerisinde en sık karşılaşılan ve bir bakıma bu kabahatlerin nitelikli hali olarak kabul edilen Özel Usulsüzlük Kabahatleri oluşturmaktadır. Bu tezde vergi kabahat, suç ve cezaları genel hatlarıyla ele alındıktan sonra, vergi kabahatleri özel usulsüzlük kabahatleri özelinde detaylı olarak incelenmiştir. Usulsüzlük kabahatleri içerisinde en karmaşık kanuni düzenlemeye ve belki de bu yüzden en fazla uyuşmazlığa konu olan özel usulsüzlük kabahatleri ilk derece, istinaf ve temyiz mahkemeleri ile Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de limited şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergisel sorumluluğunun değerlendirilmesi
Devletin kamu hizmetlerini yerine getirebilmesi için kamu gelirlerine ihtiyacı vardır. Kamu gelirlerinin büyük çoğunluğunu vergiler oluşturur. Bu nedenle kanun koyucu, vergi borçlarını güvence altına almak amacıyla özel düzenlemeler yapmıştır. Bunlardan biri de kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğuna ilişkin düzenlemedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluklarına ilişkin bazı düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmada çok geniş bir kavrama sahip olması nedeniyle genel olarak vergi hukukundaki sorumluluk hükümlerine değinilmekte ve özellikle vergi sorumlusunun hak ve yetkilerine odaklanılmaktadır. Ayrıca bu düzenlemelerin niteliği, koşulları ve kapsamı incelenmektedir. Bir sermaye şirketi türü olan limited şirket, aynı zamanda vergi ödemek zorunda olan tüzel kişilerden biridir. Limited şirketler Türkiye'deki sermaye şirketlerinin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu nedenle limited şirketlerin vergi borçlarının güvence altına alınmasının ve yasal temsilcilerinin vergi sorumluluklarının incelenmesi önem arz etmektedir. Çalışmada limited şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergisel sorumluluğu, yargı kararları ve hukuki dayanakları açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca seçilen bazı ülkelerdeki vergisel sorumluluğa ilişkin düzenlemeler incelenmiş ve çözüm önerileri getirilmek suretiyle konuyla ilgili sorunlar tartışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Limited Şirket, Kanuni Temsilci, Vergi Sorumluluğu, Sorumluluk
Türkiye'de vergi düzenlemelerinin muhasebe uygulamalarına etkisi üzerine tarihsel bir inceleme
Bireyler bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere birçok faaliyette bulunurlar. Bu faaliyetleri gerçekleştirirken ekonomik araç ve sistemlere gerek duyarlar. Ekonomik araçların çeşitliliği, artan nüfus sayısı ve teknolojik gelişmeler toplum düzeninde bazı gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır. Bu düzenlemelerin içinde vergi düzenlemeleri ve muhasebe düzenlemeleri de yer almaktadır. Ülkemizde Cumhuriyet ilan edildikten sonra birçok alanda değişimler ve gelişmeler yaşanmıştır. Bu değişimlere muhasebe uygulamaları ve vergi uygulamaları da eşlik etmiştir. Bu dönemde ülkemizde yeni vergisel düzenlemeler karşımıza çıkmıştır. Muhasebe uygulamaları da bu dönemde birçok değişiklik yaşamıştır. Çalışmada ülkemizde Cumhuriyet dönemi ile birlikte uygulanan vergi düzenlemelerinin muhasebe uygulamalarına etkisi üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Bu düzenlemeler muhasebe ve vergi uygulamaları arasında etkileşim yaşanmasını sağlamıştır. Muhasebe ve vergi düzenlemelerinin etkileşim içinde olması vergi düzenlemelerinde muhasebenin kendi dinamiklerini dikkate alan maddelere yer verilmesiyle açıklanabilir.
Vergi Ceza Hukukunda pişmanlık ve ıslah
Beyan esasına tabi olup da vergi kaybına ve/veya vergi kaçakçılığına sebep olan vergi mükellefleri için Vergi Usul Kanunu'nda belli şartların varlığı halinde cezadan kurtulma imkânı getirilmiştir. ?Pişmanlık ve Islah? kurumundan yararlanmak isteyen bir mükellef, sebep olduğu hukuka aykırı fiili/işlemi, vergi idaresi bunu haber almadan önce, kendiliğinden, yetkili mercilere bildirmelidir. Bunun ardından kendisine tanınan on beş gün içinde, hiç vermediği bir beyannamesi varsa bunu vermelidir. Daha önceden verdiği yanlış veya eksik bir beyannamesi varsa bunu düzeltmesi ya da eksikliklerini tamamlaması gerekir. Bu beyannamelerle bağlantılı olarak ödeme süresi geçmiş vergilerin de pişmanlık zammıyla birlikte aynı süre içinde ödenmesi şarttır.Temel hatlarıyla bu şekilde düzenlenen pişmanlık ve ıslah, Türk vergi sistemine özgü bir kurum olmayıp benzerlerine başka ülkelerde de rastlanmaktadır. Oldukça yaygın şekilde kullanıldığı anlaşılan bu tür kurumların hem mükellefler hem de vergi idareleri için zaman ve emek kaybını önlemek, iyiniyetli mükellefleri korumak, vergi tahsilâtını arttırmak gibi birçok faydası olduğu düşünülmektedir.
Vergi Hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi
Ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerine göre tarihsel bir gelişmenin sonucu olarak oluşan vergi sistemlerinin, toplumların ekonomik, sosyal, siyasal yapısı değişim göster-dikçe zamanla reforma tabi tutulması kaçınılmaz hale gelmektedir. 1980'li yıllarda hü-kümetler bir yandan kamu harcamaların baskısını kontrol altına alabilmek, bir yandan da vergi sistemlerini daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak ihtiyacı ile reformlar yapmaya yönelmişlerdir. Bu reformlar kapsamında Robert Hall ve Alvin Rabushka tarafından günümüz düz oranlı vergi sisteminin temelleri atılmıştır. Dünya'da düz oranlı vergi sis-temi 1947'de Hong Kong'ta uygulamaya girdikten sonra 1980'li yıllardan itibaren bazı ülkelerin gündemine oturmaya başlamıştır. Bu çalışmada vergi hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi araştırılmıştır. Birinci bölümde vergi sistemleri, vergileme ilkeleri ve vergi tarifeleri incelenmiştir. İkinci bölümde düz oranlı verginin tanımı, tarihsel gelişimi, işleyişi ve esasları, yararları ve eleştirileri ele alınmış, düz oranlı vergi sisteminin optimal vergileme ilkeleri kapsamında artan oranlı vergi sistemi ile karşılaştırılması yapılarak, anayasal iktisat perspektifiyle düz oranlı vergi sistemi anlatılmıştır. Daha sonra zekât kurumu ile düz oranlı vergi sisteminin benzer yanları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, düz oranlı vergi sistemini uygulayan ülkeler tek tek araştırılmıştır. Türkiye'de uygulanan gelir vergisi ve kurumlar vergisi tarifeleri, barındırdıkları muafiyet, istisna ve indirimler anlatılarak Türk vergi sisteminde vergi reformunun gerekliliği ortaya konulmuştur.
Türk Hukukunda yükseköğretimin vergilendirilmesi
Türk hukukunda, yükseköğretim kurumlarına ve öğretim elemanlarına özel bir hukuki statü tanınmıştır. Bu tez kapsamında, öncelikle yükseköğretim kurumlarının ve öğretim elemanlarının hukuki statüleri tespit edilmiştir. Daha sonra, yapılan tespitlere bağlı olarak yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarının gelirleri belirlenmiş ve bu gelirlerin tabi olduğu vergi rejimi ele alınmıştır. Son olarak, yükseköğretim kurumlarının kurumsal olarak vergi hukuku karşısındaki durumları açıklanmıştır.
Sermaye Piyasası Hukukunda örtülü kazanç aktarımı suçu
Örtülü kazanç aktarımı, şirketlerin ilişkili kişilerle yaptıkları her türlü ticari işlemde, işlemin piyasa değerinin üzerinde veya altında bir fiyatla mal veya hizmet alım ya da satımında veya borç-alacak işlemlerinde bulunması, kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılması şeklinde tarif edilmektedir. Örtülü kazanç aktarımı suçu ise, sermaye piyasası hukuku alanında yaygın olarak işlenen ekonomik suçtur. Örtülü kazanç aktarımı suçu kendine özgü yapısı ve hızlı değişen işleniş yöntemleri ile esasen piyasanın etkinliğini ve derinliğini zedeleyen dolandırıcılık fiilinin özel bir türü olarak ifade edilebilecek hileli hareketlerle işlenebilmektedir. Örtülü kazanç aktarımı suçu sermaye piyasasının önemli suç tiplerinden biri olup bu suç halka açık anonim ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarında işlenebilmektedir. Halka açık anonim şirketler ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, yönetim, denetim veya sermaye bakımından ilişkili bulundukları başka şirketlerle veya kişilerle emsallerinden farklı fiyat, ücret veya bedel uygulamak suretiyle örtülü şekilde kârlılığını veya mal varlığını azaltamaz. Buna aykırı davrandıkları takdirde cezai yaptırımlara maruz kalırlar. Bu suç türü ilk defa 1981 yılında düzenlenen SerPK ile hukuk düzenimizde yer edinmiş ve bu düzenlemede örtülü kazanç aktarımı suçunun halka açık anonim ortaklıklar bünyesinde işlenebilmesi hali öngörülmüştü. Uluslararası sözleşmelerde ve yabancı hukuklarda ise örtülü kazanç aktarımı bir sermaye piyasası suç müessesesi değil; vergi hukukuna ilişkin bir müessese olarak kabul edilmiş ve bu alanda ikili veya çoklu anlaşmalar yapılmıştır. Son olarak örtülü kazanç aktarımı hem Kurumlar Vergisi hem de Sigortacılık Kanunun bakımından da yasaklanmış ve yaptırıma bağlanmıştır.
Türk Vergi Hukukunda denetim yolları ve hukuka aykırı deliller
Beyan esasına dayanan vergi sistemimizde, vergiyi doğuran olaya ilişkin gerçek mahiyetin ortaya konulabilmesi açısından vergi denetimlerinin etkin bir şekilde tamamlanması gerekmektedir. Vergi denetimleri aracılığıyla gerçekleştirilen tarhiyata dayanak oluşturması için elde edilen bulguların hukuka uygun olarak sağlanması, çıkabilecek uyuşmazlıklarda idareye eylemleri konusunda haklılık kazandırabilecektir. Türk vergi hukukunda idare ile mükellef arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar konusunda delil önemli bir yere sahiptir. Vergi hukukumuzda vergiyi doğuran olay yemin hariç her türlü delil ile ispat edilebilmektedir. Buradan hareketle, serbest delil ilkesinin benimsenmesinin sebebi, vergilendirmeye ilişkin gerçek mahiyetin ortaya konulması olarak gösterilebilecektir. Ancak, her türlü delilin kullanılabileceğine dair bu ilkenin bazı sınırlamaları mevcuttur. Bu sınırlamalar, maddi gerçeğe ulaşmayı engeller niteliktedir. Vergi yargılamasında hâkim, re'sen araştırma yetkisine sahiptir. Gerek idarenin gerekse mahkemenin araştırma ve incelemelerdeki amacı vergiyi doğuran olaya ilişkin gerçek mahiyeti bulmaya yönelik tüm delillere ulaşmaktır. Vergi hâkimi, delilleri değerlendirirken muhakkak hukuka uygunluk hususunu da dikkate almak suretiyle hukuk devleti olmanın bir gereği olarak idarenin eylemlerinin yargı denetimine tabi olması adına hukuka aykırı delilleri dikkate alamayacaktır. ANAHTAR KELĠMELER: Denetim, Vergi Denetimi, Yoklama, Vergi Ġncelemesi, Arama, Bilgi Toplama, Ġspat, Delil, Hukuka Aykırı Delil
Türk vergi hukukunda gayrimaddi haklar
Günümüz dünyası yaratıcılık, girişimcilik ve bilgi üzerine şekillenmektedir. Bu nedenle fikri ürünler her alanda paydasını arttırmakta ve 21. yüzyılda çoğu ticari işlem maddi mal satışından ziyade fikri ürünler üzerinden gerçekleşmektedir. Söz konusu işlemlere ilişkin gelir ve gider kalemleri ise vergi hukuku alanında kendine yer bulmaktadır. Marka, patent, tasarım, eser gibi fikri ve sınai hakların yanında ekonomik değeri bulunan ticaret unvanı, işletme adı, teknik bilgi ve imtiyazlar gibi kavramlar gayrimaddi hakları meydana getirmektedir. Gayrimaddi hak terimi Vergi Usul Kanunu m. 269'da yer almasına karşın hak sistemi içindeki yeri ve mahiyeti kavranmaya muhtaçtır. Nitekim fikri mülkiyet haklarıyla karıştırılabilmektedir. Çoğunluğu özel hukuk nitelikli haklardan oluşan kavram, muhasebe sistemleri bakımından iktisadi değeri ile ele alınmaktadır. Ancak bazı durumlarda hakkın kullanım süresi, işletmeye faydası ve değeri iktisadi tespite elverişli olmamaktadır. Türk vergi sisteminde gayrimaddi haklar, mükelleflerin hangi konu, sorumluluk veya gelir unsuru kapsamında vergilendirileceğine ilişkin değerlendirmelerde önem arz ederek istisnalara da konu olmuştur. Tam ve dar mükellef açısından tespitlerin yanında hakkın hak sahibi, mirasçılar veya üçüncü kişilerce kullanımı ve işlemlere konu edilmesi halleri de incelemeye muhtaçtır. Her bir vergi türü bakımından vergiyi doğuran olaylar, istisnalar ve vergi sorumluluklarını açıklamak çalışmanın hedeflerindendir.