Social anxiety
90 theses under this subject heading
Geleneksel kadın imgesinden kamusal alan tecrübelerine başörtülü kadın
Bu tez Türk modernleşme hareketinin tartışmalı görünümlerinden biri olan "başörtülü kadın"ın kamusal alana katılma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda ilk modernleşme hareketlerinin başladığı Osmanlı son döneminden 2000'li yıllara kadar geçen sürede yaşanılanlar dönemlere ayrılarak incelenmiştir. İncelemeler sonucunda görülmüştür ki başörtülü kadınların kamusal alanda var olma talepleri yalnızca laik bloğa karşı olmamış dindar hatta İslamcı erkeklere karşı da olmuştur. Bu konuda pek çok tartışma ve çatışma yaşanmıştır. Laik blokmodern toplum yapısını tehdit ettiği gerekçesiyle başörtülü kadını kamusal alanın dışında tutmak istemiştir. Dindar erkekler ise Müslüman bir kadının fıtratına en uygun olanın geleneksel roller (anne ve eş olarak kadın) olduğunu gerekçe göstermişler, yani dinsel gerekçelerle, başörtülü kadının kamusal alanda bulunmasına karşı bazı çekinceler öne sürmüşlerdir. 1980'li yıllarda başörtüsü yasaklarına karşı düzenlenen eylemlerle laik bloğun karşısına çıkmış olan "ikinci nesil örtünen kadınlar", 1990'lı yıllarda İslamcı siyasetin erkekleri ile karşı karşıya gelmişlerdir. 1980'lerde İslamcı hareketin tepkisel tavrının içinde ilerleyen ikinci nesil örtünen kadınlar, 1990'lı yıllarda İslamcı erkeklerin "denetiminden" kurtularak daha sivil bir söylem ortaya çıkarmışlardır. İslamcı erkeklerin kendilerine sundukları geleneksel roller eleştirel bir sorgulama ile ele alınmış; bu rollerin İslam'dan değil ataerkil geleneklerden kaynaklandığı vurgulanmıştır. İslamcı erkekleri eleştirmekten çekinmeyerek bu rolleri reddeden kadınlar, "tebliğ" ve "dava" gibi toplumsal kaygılardan uzaklaşarak daha çok kendileri üzerine düşünmeye başlamışlardır. Nitekim özel ve kamusal alanda karşılaşılan sorunları konuşmak adına pek çok platformun kurulup, konferans ve seminerin düzenlenmesi bu dönüşümün önemli bir göstergesidir
Restoran işletmelerinde tüketicilerin karşılaştığı hizmet hataları ve telafisi
Hizmet işletmeleri için hizmet sunumunu ilk seferde hatasız olarak gerçekleştirmek arzulanan bir hedef olsa da, hizmetlerin benzersiz yapıları nedeniyle bu hedefe ulaşmak oldukça zor olmaktadır. İşletmeler hizmet hataları sonucunda meydana gelen müşteri tatminsizliğini, etkili hizmet telafisi stratejileri uygulayarak gidermeye ve müşterilerin olumsuz ağızdan ağıza iletişimde bulunma, işletmeden hizmet almayı bırakarak başka hizmet işletmelerini tercih etme veya şikâyet etme gibi işletmeyi olumsuz etkileyecek olası davranışlarını önlemeye çalışmaktadırlar. Bu tez çalışmasının amacı, hizmet telafisi tatmininin öncülleri ve ardıllarından oluşan teorik bir model önermek ve bu modeli test etmektir. Çalışmanın özel hedefleri ise algılanan adalet boyutlarının (dağıtım adaleti, süreç adaleti, etkileşim adaleti) telafi tatmini üzerindeki etkisini ve hizmet telafisi tatmininin müşterilerin telafi tatmini ardılları (olumsuz ağızdan ağıza iletişim, değiştirme niyeti ve şikâyet etme niyeti) üzerindeki etkilerini, sosyal kaygının telafi tatmini ve şikâyet etme niyeti arasındaki ilişki üzerinde düzenleyici etkiye sahip olup olmadığını restoran sektöründe yapılacak bir çalışma ile test etmektir. Çalışmada yer alan modeli test etmek için 467 kişiden toplanan veriler PLS-SEM yapısal eşitlik modelleme ile test edilmiştir. Araştırmanın sonuçları dağıtım ve etkileşim adaletinin telafi tatmini üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu, telafi tatmininin ise olumsuz ağızdan ağıza iletişim, değiştirme niyeti ve şikâyet etme niyeti üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğunu, sosyal kaygının da telafi tatmini ve şikâyet etme niyeti arasındaki ilişkiyi düzenleyici rol oynadığını göstermektedir.
Ergenlerin sosyal kaygı düzeyleri, ana-baba tutumları ve ailede görülen risk faktörleri üzerine bir çalışma
ÖZET Ergenlerin Sosyal Kaygı Düzeyleri, Ana-Baba Tutumları ve Ailede Görülen Risk Faktörleri Üzerine Bir Çalışma Zühal ERKAN Doktora tezi,Eğitim Bilimleri Bölümü Danışman: S.Sonay GÜÇRAY Haziran, 2002, 140 Sayfa. Bu çalışmada, ergenlik dönemindeki öğrencilerin sosyal kaygı düzeylerinin (olumsuz değerlendirilmekten korkma ile sosyal kaçınma ve huzursuzluk boyutları) ana baba tutumlarına ve cinsiyete göre değişip değişmediği; sosyal kaygı düzeyi yüksek ve düşük öğrencilerin ailelerinde yer alan risk faktörlerinin neler olduğu; anne ve baba tutumlarını nasıl betimledikleri incelenmiştir. Örneklem, Adana ve İçel'de bulunan resmi genel liselerden seçilen 782 öğrenciden oluşmaktadır. Bu çalışmada, nicel ve nitel veri toplama yöntemleri beraber kullanılmıştır. Araştırmada ergenlerin sosyal kaygı düzeylerini belirlemek için Olumsuz Değerlendirilmekten Korkma (ODK) ile Sosyal Kaçınma ve Huzursuzluk (SKH) Ölçekeleri (Watson Ve Friend,1966); Ana Baba Tutum Envanteri (Eldeleklioğlu, 1996), aile risk faktörleri soru listesi, görüşme formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde çok faktörlü (3x2) varyans analizi; x (ki kare) bağımsızlık testi ve bağımsız gruplar için oran testi (z)'inden yararlanılmıştır. Sosyal kaygı düzeyi yüksek (altı öğrenci) ve düşük (altı öğrenci), toplam 12 öğrenci ile, kendi ana ababa tutumlarını nasıl betimlediklerini ve ailelerinde yer alan risk faktörlerinin neler olduğunu belirlemek için yan yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır Bu araştırmanın sonuçlarına göre, ana-baba tutumlarının ODK Ölçeği puanlan ile SKH Ölçeği puanlan üzerindeki temel etkisi istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Koruyucu -istekçi ve otoriter ana baba tutumlarına sahip öğrencilerin, ODK ve SKH Ölçeklerinden yüksek puan aldıkları, demokratik ana- baba tutumuna sahip öğrencilerin ise ODK ve SKH Ölçeklerinden düşük puan aldıkları gözlenmiştir. Ana baba tutumu vecinsiyet değişkenlerinin ODK ve SKH Ölçekleri puanları üzerindeki ortak etkileri, istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sosyal kaygı açısından boşanma durumu, evde yaşayan birey sayısı, anne ve babanın eğitim durumu, ailenin gelir durumu, ailenin çocuğunu kıyaslama durumu ve ailenin sosyal faliyetlere katılmama durumu risk faktörü olarak gözlenmiştir. 8u çalışmanın nitel veri toplama yöntemlerinden elde edilen sonuçlara göre, sosyal kaygı düzeyi yüksek öğrencilerin ailelerinde, demokratik tutumların oranları düşük; koruyucu ve otoriter ana baba tutumlarının oranın yüksek olduğu; kaygı düzeyi düşük öğrencilerin ailelerinde demokratik tutumların oranları yüksek, koruyucu ve otoriter tutumlarının oranlarının düşük olduğu gözlenmiştir. Ayrıca ilgisiz ana baba tutumu ile dengesiz ve kararsız tutumların da varlığı gözlenmiştir. Görüşme yapılan öğrenciler ise ailelerinde yer alan risk faktörleri, "kardeş kaybı, aile bireylerinden birinin süreğen bir hastalığının olması, ekonomik sarımlar, anne baba arasındaki eğitim farkı, anne baba arasındaki geçimsizlik, babanın alkol alması, kasabada yaşanması, ailenin otoriter ve koruyucu tutuma sahip olması, aile büyüğü ile birlikte yaşanması " şeklinde ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Kaygı; Olumsuz Değerlendirilmekten Korkma; Sosyal Kaçınma ve Huzursuzluk; Ana-Baba Tutumları; Aile Risk Faktörleri.
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişki
Günümüzde giderek artan sosyal medya kullanımı ergenler arasında sosyal medya bağımlılığı riskini de ortaya çıkarmıştır. Sosyal medya bağımlılığının düzeyi ve etkileri ile ilgili ergenlerle yapılan çalışmalar olsa da sosyal görünüş kaygısı ya da aleksitimi ile ilişkisini ele alan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu kesitsel ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırma ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmanın örneklemini 15-17 yaş grubunda 756 ergen oluşturdu. Kurum izni, etik kurul izni ve katılımcı onamı alındıktan sonra, veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler "Mann Whitney U Testi", "Kruskal Wallis H Testi", "Dunn-Bonferroni Testi" ile korelasyon ve regresyon analizleri kullanıldı. Çalışma kapsamına alınan ergenlerin yaş ortalamasının 16.04±0.74 olduğu, %57.8'inin kız olduğu belirlendi. Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puan ortalaması 22.35±7.68; Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puan ortalaması 39.63±15.09, Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puan ortalaması 52.38±8.78 olarak saptandı. Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanları arasında pozitif yönlü orta dereceli bir ilişki saptandı (p<0.05). Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ve Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki belirlendi (p<0.05). Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanlarının Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı üzerinde etkili olduğu bulundu (p<0.05). Çalışma bulguları doğrultusunda sosyal medya bağımlılığı ve etkilerine ilişkin farkındalığın arttırılması amacıyla çocuk hemşireleri tarafından ergenler ve ailelerine yönelik eğitim, danışmanlık ve müdahale çalışmaları yürütülmesi önerilmektedir.
Examination of adolescents with different levels of internet addiction in terms of psychological needs according to gender, social anxieties and perception of parental attitudes
The purpose of this study is to reveal about whether or not adolescents' psychological needs according to gender, social anxieties and perception of parental attitudes vary with high and low levels of internet addiction and adolescents' views about the use of the internet. The research is conducted with a survey on 644 high school students, 344 girls and 300 boys who attend 9th, 10th and 11th grades. "Scale of Internet Addiction" (Young, 1996), "Scale of Instinctual Psychological Needs" (Deci and Ryan, 2000), "Scale of Social Avoidance and Distress" (Watson and Friend, 1969) and "Scale of Parental Attitude" (Sümer and Güngör, 1999) are used to obtain data for the research. Additionally, seven students who scored high and eight students who scored low in the "Scale of Internet Addiction" were interviewed using "Semi-Structured Interview Form" developed by the researcher. In the research, whether the psychological needs according to gender, social anxiety levels and perception of parental attitute in different levels of internet addict adolescents vary in a significant degree is examined using two factor variance analysis. The data obtained from high and low level internet addict adolescents by semi-structured interview is used for context analysis. The research showed that adolescents' internet addiction levels and psyhcological needs according to gender (relationship, competence, autonomy) and perception of parental attitudes (acceptance/attention and strict supervision/control) did not differ in a significant degree but there was a differentiation from the point of internet addiction level. Adolescents with low levels of addiction had more autonomy, competence and relationship needs compared to adolescents with high levels of addiction. Moreover, adolescents with low levels of addiction perceived their parents to be more accepting/attending while adolescents with high levels of addiction perceived their parents to be authoritarian. According to their internet addiction levels and gender, there was also significant difference in the social anxiety levels of adolescents. Adolescent girls with low levels of addiction compared to adolescent girls with high levels of addiction and adolescent boys with high levels of addiction compared to adolescent boys with low levels of addiction was observed to be socially more anxious. According to the results of the analysis of interview data, adolescents with high levels of internet addiction were observed to use the internet in earlier ages and more frequently, increasing the time they spend on the internet correspondingly to the technological improvements compared to adolescents with low levels of addiction. Also, while adolescents with high levels of internet addiction was use the internet for social networking and gaming websites, adolescents with low levels of addiction used the internet for doing homework and research. It was observed that adolescents with high levels of addiction had trouble limiting the time they spend and controlling their behaviour, feeling angry and bored when they are not on the internet. Furthermore, they could not detach from the internet in social occasions they encounter. On the other hand, adolescents with low levels of addiction were observed to be better able to restrain themselves about internet and had hobbies and pursuits beside the internet.
Genç yetişkinlerde duygusal yemenin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı duygusal yemenin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Alanyazında henüz yeni bir kavram olan duygusal yeme Türkiye'de yeni bir çalışma alanıdır. Literatürde yeme bozukluğuyla alakalı fazlaca araştırma olup, duygusal yeme ile alakalı sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Uluslararası alanyazında yeme bozukluğu ve duygusal yeme ile alakalı çeşitli araştırmalar olsa da Türkiye'de de duygusal yeme durumuna dikkat çekilmelidir. Türkiye'de duygusal yeme ile sosyal kaygı, stres, anksiyete, depresyon ve kaygı değişkenlerinin birlikte incelendiği çalışmalara rastlanamamıştır bu nedenle, bu değişkenlerin duygusal yeme ile incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre hazırlanan betimsel bir araştırmadır. Bu araştırmada duygusal yeme bağımlı değişken olup, ölçülen diğer değişkenler cinsiyet, diyetisyene başvurma durumu, ilişki durumu, BKİ, kendini kabul, kilo memnuniyeti, eğitim düzeyi, akademik başarı, depresyon, anksiyete, sosyal kaygı bağımsız değişkenlerdir. Gönüllü katılımcılar demografik bilgilerini (yaş, cinsiyet, boy, kilo, eğitim durumu, akademik başarı, romantik ilişki durumu, diyetisyene başvurma durumu, kilo memnuniyeti, kendini kabul) doldurmuşlardır. Veriler yüz yüze ve Google docs aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın çalışma evreni araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-29 yaş aralığında olan 416 genç yetişkin oluşturmuştur. Burada çalışılacak örneklem grubu rastgele iv değil bir amaç bağlamındaki kişilerin seçilmesiyle oluşmuştur. Bu araştırma ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Ölçütün araştırmacı tarafından belirlendiği yöntem ölçüt araştırma yöntemi olarak adlandırılır. Verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi, Bağımsız Örneklem T testi ve One Way Anova, kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, depresyon toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Anksiyete toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Stres toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. DASS 21 ölçeği toplam puanı ve duygusal yeme toplam puanları arasındaki pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Sosyal kaygı toplam puanları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. BKİ ve duygusal yeme değişkenleri arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Duygusal yeme davranışı puanındaki değişimin %37'sinin modeldeki bağımsız değişkenler olan DASS 21, BKİ ve sosyal kaygı tarafından açıklandığını göstermektedir. Duygusal yeme puanlarının cinsiyete göre anlamlı bir fark gösterdiği bulunmuştur. Kadınların duygusal yeme puan ortalamalarının, erkeklere göre anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmüştür. Duygusal yeme puanları ile eğitim durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Duygusal yeme puanları ile akademik başarı, ilişki durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığını ortaya koymuştur. Diyetisyene başvurma değişkenine göre duygusal yeme puanları arasında anlamlı bir farklılık vardır. Daha önce diyetisyene başvurmayanların duygusal yeme puan ortalamaları daha düşük, başvuranların ise duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu görülmektedir. Duygusal yeme ile kilo memnuniyeti değişkeni arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Kilo durumundan memnun olma ve olmama durumları kendi arasında anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Duygusal yeme puanları ile kendini kabul değişkeni arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Kilolu olma ve zayıf olma düzeylerinde çoklu anlamlı farklılıklar vardır. Duygusal yeme puanları ile beden kitle indeksi arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. BKİ düzeylerinde çoklu anlamlı farklar vardır. Duygusal yeme puanları ile depresyon arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Depresyon düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Duygusal yeme puanları ile anksiyete arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Anksiyete düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Duygusal yeme puanları ile stres arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Stres düzeyleri kendi aralarında çoklu anlamlı farklılık oluşturmaktadır.
Ortaokul öğrencilerinin sosyal medya kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin sosyal medya kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Adana ilinin Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam ilçe sınırları içerisindeki Milli Eğitim Bakanlığı' na bağlı devlet okullarının ortaokul kademesinden tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmaya 9 – 16 yaş aralığında, 226 kız 223 erkek olmak üzere toplam 449 öğrenci katılmıştır. Öğrencilere Demir (1997) tarafından geliştirilen "Çapa Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği" ile araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak veriler elde edilmiştir. Verilerin analizinde sosyal medya kullanım saatleri, sosyal medya kullanım amaçları ve sahip olunan sosyal medya hesaplarının sosyal kaygı düzeylerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını anlamak için tek yönlü varyans analizi ANOVA kullanılmıştır. Yapılan araştırmada sosyal ağ kullanım sürelerine ile sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmada 7 saat ve üzeri sosyal ağ kullanan ile sosyal ağ kullanmayan grupların aritmetik ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Söz konusu farklılık 7 saat ve üzeri sosyal ağ kullananların lehine olduğu saptanmıştır. Sosyal ağ kullanım amaçları ile sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide "Fotoğraf paylaşmak", "Video paylaşmak", "Boş zamanlarını geçirmek" amaçları ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. "Yeni arkadaşlar edinmek", "Çevrimiçi sohbet etmek", "Yorum yapmak", "Bilgi edinmek", "Haber paylaşmak", "Oyun oynamak", "Tanıdıklarıyla iletişim kurmak", "Arkadaşlarının ne yaptığını kontrol etmek" amaçları ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kullanılan sosyal medya hesaplarının sosyal kaygı ile ilişkisinde "Youtube", "Tumblr", "Pinterest" hesapları için sosyal kaygı ile anlamlı farklılıkların olduğu bulunmuştur. Ancak "Facebook", "Twitter", "Google +", "Instagram", "Foursquare", "Vine", "Blogspot", "Skype", "Whatsapp" kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Keywords: Sosyal Fobi, Sosyal Kaygı, sosyal medya, sosyal ağlar, ortaokul,
Obez bireylerde sosyal kaygı düzeyi ve sosyal kaygıyı etkileyen etmenler
Amaç: Obez bireylerde sosyal kaygı düzeyinin saptanması ve sosyal kaygıyı etkileyen etmenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma grubunu Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi Diyet polikliniğine başvuran, obezite tanısı konulan, 18 yaşından büyük ardışık 100 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan obez bireylerde çok şiddetli sosyal kaygı görülme oranı %47 olarak bulunmuştur. Sosyal kaygı ile anlamlı ilişkileri saptanan depresyon ve anksiyete bozukluğunun görülme oranları sırasıyla %28 ve % 22 olarak bulunmuştur. Ayrıca BKİ düzeyi ve eğitim düzeyi ile sosyal kaygı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuçlar: Obez bireylerde sosyal kaygının sık görüldüğü, depresyon, anksiyete bozukluğu ve BKİ düzeyinin artmasının sosyal kaygıyı arttırıcı etkisi olduğu belirlenmiştir. İlköğretim ve lise mezunları obezlerde, üniversite mezunları obezlere kıyasla sosyal kaygı şiddetinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Transseksüel bireylerde agresyon ve sosyal anksiyetenin travmatik yaşantılarla ilişkisi
Amaç: Cinsel kimlik disfori sendromu (CKDS), kişinin bedensel cinsiyeti ile cinsel kimliği arasında uyumsuzluğun olduğu klinik bir durumdur. Transseksüalite, kişinin cinsiyetinden rahatsız olmasına ek olarak karşı cinse ait hissetme duygusunu da içerir. Cinsiyet disforisi yaşayan kişiler çeşitli düzeylerde ayrımcılık ve şiddetle karşı karşıya kalabilmektedirler. Transseksüel bireylerde sıklıkla yaşadıkları sosyal izolasyon nedeniyle, depresyon, anksiyete, madde kullanımı ve intihar gibi ruhsal bozukluklar sık görülür. Yaşamın erken dönemlerinden itibaren maruz kalınan bu tür travmatik yaşam deneyimleri nedeniyle, transseksüel bireylerde agresif tutum ve davranışların toplumun diğer bireylerine göre yüksek olabileceği ön görülebilir. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği‟ne başvuran 18-65 yaş arası transseksüel bireylerde sosyal kaygı ve agresyon düzeyleri ile travmatik yaşantıları arasındaki ilişki ve transseksüel olmayan bireylerle olan farklılıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Psikiyatri Polikliniğinde yürütülmüş kesitsel bir çalışmadır. Çalışmanın katılımcıları transseksüalite tanılı 100 olgu ve transeksüel olmayan sağlıklı 86 kadın ve erkekten oluşan kontrol grubundan oluşmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu doldurulmuştur. Sosyal anksiyete, agresyon ve travmatik yaşantı varlığını belirlemek için sırasıyla Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Buss-Perry Agresyon Ölçeği ve Travmatik Yaşantılar Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları arasında sosyal kaygı ve sosyal kaçınma puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Transseksüel grupta toplam saldırganlık, fiziksel saldırganlık, öfke ve düşmanlık puanları; ergenlikte yaşanan travma puanları; kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Transseksüel grupta özkıyım girişimi öyküsü ile sosyal anksiyete, sosyal kaçınma, toplam saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke ve düşmanlık puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu gelirlenmiştir. Transseksüel grupta sosyal kaygı ile sosyal kaçınma (r = 0,732, p<0,001), toplam travma (r = 0,474, p<0,001), toplam saldırganlık (r = 0,344, p<0,001) ve düşmanlık (r = 0,344, p<0,001) puanları; sosyal kaçınma ve toplam travma(r = 0,406, p<0,001) puanı; toplam saldırganlık puanı puanı ile fiziksel saldırganlık (r = 0,711, p<0,001), sözel saldırganlık (r= 0,645, p<0,001), öfke (r= 0,818, p<0,001) ve düşmanlık (r= 0,800, p<0,001) arasında pozitif yönde güçlü ilişkiler vardır. Sonuç: Araştırmaların da gösterdiği gibi bilhassa yaşamın erken dönemlerinde yaşanan kötü olaylar hayat boyunca bireylerde iz bırakabilmekte ve travmalara sebep olabilmektedir. Bu durum transseksüel bireylerde özkıyıma kadar varabilen psikiyatrik komorbiditelere ve agresyona neden olabilmektedir. Transseksüel bireylerle çalışırken bu gruba özgü sosyal izolasyon kaynaklı problemlerin bilincinde olunması, ruh sağlığı ve sosyal sorunlarının iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Transseksüalizm, Agresyon, Sosyal Anksiyete, Travma
Çevrimiçi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksleri, benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişki
Bu araştırmada çevrim içi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksi, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 2018/2019 yılında Gaziantep Üniversitesi'nde eğitim/öğretim gören toplam 478 (237 Kadın ve 241 Erkek) öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara; sosyo-demografik bilgi formu, sosyal görünüş kaygısı ölçeği, çevrim içi oyun bağımlılığı ölçeği ve iki boyutlu benlik saygısı ölçeği uygulanmıştır. Tüm veriler, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Veriler, normal dağılım gösterdiği için parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin, çevrim içi oyun oynama süreleri ile çevrim içi oyun bağımlılığı toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu görülmüştür. Buna karşın vücut kitle indeksi ile çevrim içi oyun bağımlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Elde edilen bulgular, ilgili literatür temelinde tartışılmıştır.
Ergenlerin bağlanma stilleri ve sosyal kaygıları ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ergenlerin akıllı telefon bağımlılığı ile bağlanma stilleri ve sosyal kaygıları arasındaki ilişki incelenmektedir. Araştırmanın örneklemi 208 kadın ve 202 erkek olmak üzere toplam 410 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Versiyonu (ATBÖ-KV), Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ),Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteri-Kısa Formu (EABE-KF) uygulanmıştır. Elde edilen veiler SPSS paket programı ile yorumlanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler; cinsiyet, yaş, sınıf, yaşanılan yer değişkenlerine göre karşılaştırmasında bağımsız iki örneklem t testi (independent samples t test); okul başarı durumu ve anne-baba eğitim durumu değişkenlerine göre karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) testi uygulanmıştır. ANOVA testinde gruplar arasında anlamlı farklılık görüldüğünde farkın hangi iki grup arasında olduğunu belirlemek amacıyla Tukey post hoc testinden yararlanılmıştır. Akıllı telefon bağımlılığının, sosyal kaygı ve bağlanma stilleri ile arasındaki ilişkide Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda sosyal kaygıları yüksek olan ergenler ile güvensiz bağlanma stiline sahip olan ergenlerin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin yüksek olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon bağımlılığı, bağlanma stilleri, sosyal kaygı
Bilişsel davranışçı grup terapisi'nin (BDGT) sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) olan üniversite öğrencilerinde anksiyete, ruminasyon ve öz-şefkat düzeyleri üzerindeki etkisi
Bu tezin amacı, bilişsel davranışçı grup terapisinin sosyal anksiyete bozukluğu olan üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete, ruminatif düşünce ve öz-şefkat düzeylerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde öğrenim gören 1200 öğrenciye Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği uygulanmış ve sosyal anksiyete düzeyi en yüksek olan 30 üniversite öğrencisi seçilmiştir. Gerçek deneysel desenlerden ön-test, son-test, izleme ve plasebo desen kullanılmıştır. Seçilen öğrenciler tabakalı seçkisiz olarak deney ve plasebo gruplarına atanmıştır. Deney grubuna BDT grup terapisi, plasebo grubuna ise iletişime dayalı grup terapisi uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği ve Öz-şefkat Ölçeği kullanılmıştır. Deneysel işlemin sonucunda elde edilen bulgular Friedman, Mann Whitney-U ve Wilcoxon işaretli sıralar test teknikleri ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda bilişsel davranışçı grup terapisi uygulanan sosyal anksiyete bozukluğu olan öğrencilerin sosyal anksiyete ve ruminatif düşünce düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Bireylerin öz-şefkat düzeylerinde herhangi bir değişiklik görülmemiştir. Söz konusu sonuçlar ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Sosyal kaygılı ergenlerin kişilerarası ilişki yapılarının okul bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada sosyal kaygı açısından duyarlı dönem olarak kabul edilen ergenlik döneminde bireylerin kişiler arası ilişki yapılarının okul bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Ergenlik dönemi (biyo-psiko-sosyal gelişim ve kimlik gelişimi) açısından bütüncül bir bakış açısı ile yürütülen bu araştırma sosyal kaygılı ergen bireylerin kendilerine, okuldaki önemli diğerlerine ve sosyal rollerine ilişkin bilişsel yapılandırma süreçleri hakkında bilgi sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırmanın çalışma grubu, resmi ortaöğretim kurumlarında 11. ve 12. sınıfa devam eden öğrencilere (n=653) uygulanan Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeğinden alınan en yüksek (N=10) ve en düşük (N=10) puanlara göre oluşturulan iki gruba atanan katılımcılardan oluşmaktadır. Buna ek olarak düşük düzeyde sosyal kaygılı öğrencilere uygulanan Kısa Semptom Envanterinden elde edilen sonuçlarla iki grup arasında sağlıklı bir karşılaştırılma yapılması olanaklı hale getirilmiştir. Nicel çoklu vaka deseni olarak tasarlanan bu araştırmada, Repertuar Ağı Tekniğinden (Kelly, 1955; 1991) yararlanılarak çalışma grubundaki öğrencilerin kendilerine, okuldaki önemli diğerlerine ve okuldaki rollerine ve genel olarak okula ilişkin bilişsel yapılarına ilişkin nitel veriler elde edilmiş ve bu nitel veriler IDIOGRID analiz programı ile çözümlenmiş; buna bağlı olarak yüksek düzeyde sosyal kaygılı katılımcıların benlik saygısı, Benlik Karmaşıklığı ve benlik entegrasyonları açısından nasıl farklılaştığı düşük düzeyde sosyal kaygılı ergen olgularla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, karşılaştırma grubunun aksine çalışma grubunun tamamının sağlıksız benlik entrgrasyonlarına (sosyal yabancılaşma) sahip olduğunu, ayrıca alanyazında yer alan çalışma bulgularının aksine sosyal kaygı ile benlik saygısı ve benlik karmaşıklığı arasında zorunlu bir ilişki olmayabileceğini göstermiştir. Yine bulgular, karşılaştırma çalışma grubunun aksine çalışma grubunun okulla ilişkili yaşantıları bağlamında olumsuz içerikli bilişsel temsillere sahip olduğuna ve olumlu benlik kabulüne sahip olmadıklarına işaret etmiştir. Anahtar Sözcükler: Sosyal Kaygı, Ergenlik Dönemi, Kişisel Yapılar Kuramı, Benlik Entegrasyonu
Lise öğrencilerinin sosyal medya beğenilmeme korkusu üzerinde sosyal kaygı ve mükemmeliyetçi benlik sunumunun rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı lise öğrencilerinde mükemmeliyetçi benlik sunumu, sosyal kaygı ve sosyal medya beğenilmeme korkusu arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma Adana ilinde Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam ilçelerinde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12. Sınıf öğrencilerinden oluşan 632 öğrencinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Toplam 7 farklı liseden veriler toplanmıştır; bunların 6'sı Anadolu Lisesi, 1'i Kız İmam hatip Anadolu Lisesidir. Ergenlerde mükemmeliyetçi benlik sunumuna dair veriler "Çocuk ve Ergenlerde Mükemmeliyetçi Benlik Sunumu Ölçeği" (Akın ve Akın, 2012); ergenlerde sosyal kaygıya dair veriler "Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği" (Aydın ve Sütçü, 2007) ve ergenlerde sosyal medya beğenilmeme korkusuna dair veriler "Sosyal Medya Beğenilmeme Korkusu Ölçeği" (Söner ve Yılmaz, 2019) kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada, ergenlerde mükemmeliyetçi benlik sunumu, sosyal kaygı ve sosyal medya beğenilmeme korkusunun cinsiyete göre anlamlı bir fark gösterip göstermediği t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada değişkenlerin birbirleriyle ilişkisini belirlemek için Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu; mükemmeliyetçi benlik sunumu ve sosyal kaygının, sosyal medya beğenilmeme korkusunu yordayıp yordamadığını test etmek için ise çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre mükemmeliyetçi benlik sunumu, sosyal kaygı ve sosyal medya beğenilmeme korkusu arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki elde edilmiştir. Mükemmeliyetçi benlik sunumu ve sosyal kaygının, sosyal medya beğenilmeme korkusunu yordayıp yordamadığını belirlemek için yapılan Çoklu Regresyon Analizi sonucunda mükemmeliyetçi benlik sunumu ve sosyal kaygının bütün alt boyutlarının sosyal medya beğenilmeme korkusu ölçeği toplam puanını anlamlı düzeyde açıkladığı görülmektedir. Regresyon kat sayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde sosyal kaygı alt ölçeklerinden yalnızca olumsuz değerlendirilme korkusu alt boyutunun; mükemmeliyetçi benlik sunumunun ise bütün alt boyutlarının sosyal medya beğenilmeme korkusu ölçeği toplam puanını anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Kız ergenler üzerinde yapılan regresyon analizlerine göre mükemmeliyetçi benlik sunumu ve sosyal kaygının bütün alt boyutlarının sosyal medya beğenilmeme korkusu toplam puanını anlamlı düzeyde açıkladığı görülmektedir. Regresyon kat sayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde kız ergenlerde sosyal kaygı alt boyutlarından yalnızca olumsuz değerlendirilme korkusunun; mükemmeliyetçi benlik sunumun alt boyutlarından ise mükemmeliyetçi öz yükseltme ve hatanın söylenmemesinin sosyal medya beğenilmeme korkusunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Erkek ergenler için yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise mükemmeliyetçi benlik sunumu ve sosyal kaygının bütün alt boyutlarının sosyal medya beğenilmeme korkusu toplam puanını anlamlı düzeyde açıkladığı görülmektedir. Regresyon kat sayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde erkek ergenlerde sosyal kaygı alt boyutlarından olumsuz değerlendirilme korkusu ve yeni durumlarda korku ve huzursuzluğun sosyal medya beğenilmeme korkusu toplam puanının anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Ayrıca yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre sosyal medya beğenilmeme korkusunu kız öğrencilerin sosyal kaygının bütün alt boyutlarında ve mükemmeliyetçi benlik sunumunun mükemmeliyetçi öz yükseltme ve hatanın gizlenmesi alt boyutlarında daha fazla açıkladığı; erkek öğrencilerin yalnızca mükemmeliyetçi benlik sunumunun hatanın söylenmemesi alt boyutunda sosyal medya beğenilmeme korkusunu daha fazla açıkladığı görülmektedir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal kaygının yordayıcıları olarak duygusal zekâ ve otantiklik
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde duygusal zekâ ve otantikliğin sosyal kaygıyı yordama düzeyleri ve sosyal kaygının bazı demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. İlişkisel tarama modeli kullanılarak yapılan bu araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 386 kız, 217 erkek olmak üzere toplam 603 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Duygusal Zekâ Değerlendirme Ölçeği ve Otantiklik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Veri analizinde ilişkisiz örneklemler için t testi, tek yönlü varyans analizi, Scheffe çoklu karşılaştırma testi, Kruskal Wallis H testi, Mann-Whitney U testi, Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu ve aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre demografik değişkenlerden cinsiyet, sınıf, anne eğitim düzeyi, kardeş sayısı ve aile ortamına göre sosyal kaygı puanları anlamlı şekilde farklılaşırken ailenin ekonomik durumu, en uzun süre yaşanılan yer, baba eğitim düzeyi ve aile yapısına göre anlamlı farklılaşmadığı gözlenmiştir. Sosyal kaygı ile hem duygusal zekâ hem otantiklik arasında olumsuz yönlü, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan aşamalı regresyon analizine göre duygusal zekâ ve otantiklik sosyal kaygının anlamlı birer yordayıcısıdır. Duygusal zekâ sosyal kaygının %21 oranında toplam varyansını açıklarken, otantiklik ise %3 oranında toplam varyansa katkıda bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgulara dönük sonuçlar alanyazın da göz önünde bulundurularak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Kaygı, Duygusal Zekâ, Otantiklik, Üniversite Öğrencileri
Kekemelik nedeniyle takip edilen bireylerin psikososyal durumlarının araştırılması
Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre kekemelik, kişinin ne söyleyeceğini kesin olarak bilmesine rağmen, istem dışı gelişen tekrarlanan ses uzatmaları ve kesilmeleri nedeniyle konuşma ritminde meydana gelen bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Kekemelik bazı psikiyatrik bozukluklarla birliktelik gösterebilmektedir. Türkiye genelinde yapılan bu çalışmada kekeleyen yetişkinlerin, kekelemeyen yetişkinlere kıyasla psikososyal durumlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kesitsel tipte tasarlanan çalışmanın evrenini Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üzeri kekeleyen ve kekelemeyen bireyler oluşturmuştur. Çalışmaya 161 kekeleyen ve 168 kekelemeyen olmak üzere toplam 329 kişi dahil edilmiştir. Araştırma verileri Ekim 2021 ile Ocak 2022 tarihleri arasında online anket formları ile elde edilmiştir. Tüm katılımcılara sosyodemografik anket formu, Beck Depresyon Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulanmıştır. Kekeme bireylerin Beck Depresyon Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği ve Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği puanları kekeme olmayanlara nazaran anlamlı ölçüde daha olumsuz yönde saptanmıştır. Korelasyon analizine göre hasta grubunda Beck Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği pozitif korelasyon gösterirken, Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği ile Beck Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Yetişkin kekeme bireylerde depresyon ve sosyal anksiyete bozukluğu kekelemeyen bireylere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek derecede saptanmıştır. Yetişkin kekeme bireylerin bireysel ve sosyal performansları kekelemeyen yetişkinlere göre yine anlamlı derecede azalmıştır. Bu nedenle kekemelik tedavisinde konuşma terapisine ek olarak eşlik etmesi durumunda psikolojik bozuklukların tedavisi önem arz etmektedir.
Bilişsel davranışçı grupla psikolojik danışmanın üniversite öğrencilerinin sosyal kaygı ve psikolojik esnekliklerine etkisi
Bu araştırmanı amacı, bilişsel davranışçı grupla psikolojik danışmanın üniversite öğrencilerinin sosyal kaygı ve psikolojik esnekliklerine etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma nitel ve nicel araştırmaların birlikte kullanıldığı karma modellerden açıklayıcı desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında yarı deneysel desenlerden ön test, son test eşleştirilmiş kontrol gruplu desen (ÖSKD) kullanılmıştır. Nitel kısmın da ise nitel araştırma desenleri arasında yer alan durum çalışması kullanılmıştır. Çalışma grubu, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü öğrencileri arasından seçilerek oluşturulmuştur. Araştırma verileri, tüm sınıf seviyelerinden toplam 204 öğrenciden toplanmıştır. Araştırmada Leibowitz (1987) tarafından geliştirilen Soykan, Özgüven ve Gençöz (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan "Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği" ve Francis, Dawson ve Golijani Moghaddam (2016) tarafından geliştirilen Karakuş ve Akbay (2020) tarafından Türkçeye uyarlanan "Psikolojik Esneklik Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilere uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler arasından, sosyal kaygı puanı yüksek, psikolojik esneklik puanı düşük olan 15'er öğrenci deney ve kontrol grubuna alınmıştır. Sosyal kaygı düzeyi yüksek, psikolojik esnekliği düşük öğrenciler, ortalama puanın bir standart sapma üstü ve altı alınarak belirlenmiştir. Gruplar belirlendikten sonra deney grubuna bilişsel davranışçı grupla psikolojik danışma uygulaması haftada bir kez olmak üzere 12 hafta uygulanmıştır. Kontrol grubu ile herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Nicel verilerin analizinde Mann Whitney U-Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, deney grubunun sosyal kaygı puanlarının düştüğü, psikolojik esneklik puanlarının ise yükseldiği gözlemlenmiştir. Kontrol grubunun sosyal kaygı ve psikolojik esneklik öntest-sontest puanları arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür. Deney ve kontrol grubunun sosyal kaygı ve psikolojik esneklik sontest puanları incelendiğinde deney grubu lehine anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Yapılan izleme çalışmasında, bilişsel davranışçı grupla psikolojik danışmanın etkisinin 10 hafta sonra alınan izleme ölçümlerinde devam ettiği görülmüştür. Grupla psikolojik danışma uygulamasına katılan katılımcıların görüşleri incelendiğinde bilişsel davranışçı grupla psikolojik danışmanın sosyal kaygı ve psikolojik esneklik üzerinde etkili olduğu görülmüştür.
Sosyometrik bağlamda reddedilen, ihmal edilen ve popüler olan 9-10 yaş çocuklarının depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı çocukların sosyometrik durumlarına göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesidir. Araştırma Adana Çukurova Edebali İlkokulu 9 ve 10 yaş grubu 532 çocuk ile yapıldı. Çocukların sosyometrik statüleri sosyometri testi (Moreno, 1963) ile belirlendi. Sosyometrik statü popüler çocuklar, reddedilen çocuklar, ihmal edilen çocuklar, ihtilaflı çocuklar, ortalama çocuklar ve diğer çocuklar (Gülay, 2008) şeklinde kategorilendirildi. 9-10 yaş çocuklarının sosyometri testi uygulandıktan sonra amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 157 öğrencinin sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyen, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Popüler, reddedilen ve ihmal edilen çocuklara Çocuklar için Sosyal Anksiyete -Yenilenmiş Biçim(Social Anxiety Scale for Children-Revised), Çocuklar için Depresyon (Children's Depression Inventory) ölçekleri uygulandı. Çocukların Sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri karşılaştırıldı. Sosyometrik statülerin yaşa göre anlamlı bir fark olmadığı, cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu, depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı, sosyometrik bağlamda reddedilenlerin depresyon düzeyi popüler çocuklara göre yüksek, ihmal edilenlerin sosyal anksiyete puanlarının popüler öğrencilere göre yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: reddedilme, ihmal edilme, popüler, sosyometri, sosyometrik statü, sosyalleşme, depresyon, sosyal anksiyete
Sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişkinin özel bir eğitim kurumundaki öğrencilerde incelenmesi
Sosyal kaygı, kişinin başkaları tarafından değerlendirileceği bir veya birçok sosyal ortamda belirgin bir şekilde kaygı ya da korku duymasıdır. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda sosyal kaygıda, üstbilişin önemli olduğu görülmektedir. Üstbiliş; kişinin kendi zihnindeki işlevler ile olayların farkında olması ve bu süreçler üzerindeki aktif kontrolünü kapsayan bir sistemdir (Wells 2009).Bu araştırmada, sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişki, özel bir eğitim kurumdaki öğrenciler ile incelenmektedir. Araştırma, 2017-2018 eğitim yılında, özel bir eğitim kurumundaki 67 kadın, 39 erkek, toplam 106 öğrenci ile yapılmıştır. Katılımcılara Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ-30), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Literatüre katkı sağlamanın amaçlandığı bu çalışmada; Liebowitz kaygı alt ölçeği ile Üstbiliş kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçeği arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Liebowitz kaçınma alt ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ve kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ile kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile alt ölçekleri olan kaygı ile kaçınmanın, Üstbiliş ölçeği toplam puanı ile ilişkisine bakıldığında düşük düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeyi ve problem çözme yaklaşımları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeyleri ve problem çözme becerileri arasında ilişki olup olmadığını incelemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Mersin'de öğrenimine devam eden lise öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi ise; Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi, Yusuf Kalkavan Anadolu Lisesi ve Pakize Kokulu Anadolu Lisesinde okuyan toplam 453 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada sosyal kaygı düzeyini belirlemek için "Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği", problem çözme düzeylerini belirlemek için "Problem Çözme Envanteri", öğrencilerin cinsiyet, yaş, sınıf ve ekonomik durumları ile ilgili bilgilerini belirlemek için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi, Pearson moment korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu regresyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, sosyal fobi ölçeğinden alınan puanlar ile problem çözme envanterinden alınan toplam puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuca göre kişinin problem çözme becerilerine olan güvensizlikleri arttıkça sosyal kaygı düzeyleri de artmaktadır.Araştırmanın bir diğer bulgusunda erkekler kadınlardan daha planlı yaklaşım sergilerken, kadınların erkeklerden daha fazla değerlendiren yaklaşım sergiledikleri görülmüştür. Problem çözme becerileri sosyal kaygı düzeyinin anlamlı bir yordayıcısıdır. Son olarak lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeylerinin ve problem çözme toplam puanının cinsiyete göre farklılık göstermediği belirlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinin sosyal medya kaygılarının sosyal medya bağımlılıklarını yordayıcı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada, sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya kaygısı arasındaki ilişki ve sosyal medya kaygısının sosyal medya bağımlılığını yordayıcı rolü incelenmiştir. Araştırmada genel tarama modelinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 2018-2019 eğitim öğretim yılında Harran Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerden tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme metodu ile seçilmiştir. Araştırmaya 382 öğrenci katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Şahin ve Yağcı (2017) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu ve Alkış, Kadirhan ve Sat (2017) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Kullanıcıları İçin Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada sosyal medya kaygı durumları ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisini test etmek için Pearson korelasyon analizi ve sonrasında öğrencilerin sosyal medya kaygılarının sosyal medya bağımlılıklarını yordayıcı rolünü incelemek için çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre; sosyal medya bağımlılığı ile sosyal kaygı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki (.33) olduğu ve sosyal medya bağımlılığı ölçeğinin alt boyutlarından sanal tolerans (.34) ve sanal iletişim (.34) ile en yüksek ilişkinin içerik kaygısı ile olduğu ayrıca öğrencilerin sosyal kaygı alt boyutlarından içerik kaygısının sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal tolerans ve sanal iletişim bağımlılığı üzerinde yordayıcı ve önemli bir rolünün olduğu görülmüştür. Bu bulgular ışığında gençlerin bağımlılık durumuna sebep olabilecek sosyal medya kullanımlarını tetikleyen faktörler ve önleyici unsurların belirlenmesine yönelik çalışmalara öncelik verilmesi önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Sosyal medya bağımlılığı, sosyal kaygı, üniversite öğrencileri
Dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarda ebeveyn tutumlarının çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisi
Günümüzde ebeveynler çocuklarıyla ilgili konularda geçmişe nazaran daha hassas davranmaya başladılar. Bu hassasiyet dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar için çok daha özverili bir şekle dönüşebilmektedir. Ailelerin çocuklarının en küçük bir eksikliğinde bile çok duyarlı olmaları çocukların da belli noktalarda sorunlar yaşamalarına neden olabilmektedir. Özellikle kekemelik başlangıcında ailelerin yeterli bilgiye sahip olmamaları çocuktaki anksiyeteyi artırarak kekemeliğin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Sosyal anksiyete, kekeme çocuklarda çok daha baskın bir şekilde ortaya çıkmakla birlikte ebeveynlerin tutumlarının anksiyeteyi artıran ya da yavaşlatan bir faktör olma ihtimali yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak kekemeliğin hayat boyu devam etmesi veya daha çocuk yaşlarda iken geçmesi yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarını ölçmek ve bu tutumların çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla Malatya'daki ilköğretim çağındaki dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar ve ailelerine yönelik bazı çalışmalar yapılmıştır. Araştırmamıza toplamda 77 dil ve konuşma bozukluğu olan çocuk ve ailesi katılarak gerekli görüşmeler yapılmış; anketler uygulanmıştır. Katılımcı çocukların 59'u erkek, 18'i kız çocuğudur. Çocukların 1'i anaokulu, 8'i 1. sınıf, 32'si 2. sınıf, 21'i 3. sınıf, 9'u 4. sınıf, 6'sı ortaokul öğrencisidir. Araştırmamız "Ebeveyn Tutum Ölçeği", "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" ve "Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği-Yenilenmiş Biçim" ölçekleri kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmalarımız neticesinde ebeveyn tutumlarından otoriter tutumun diğer ebeveyn tutumlarına göre daha etkili sonuçlar doğurduğu bilgisine ulaşıldı. Annenin yaşının ilerledikçe dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklara olan tutumunda pozitif yönde bir değişimin olduğu tespitinde bulunuldu. Gelir seviyesi düştükçe ebeveynlerin daha fazla sorunlar yaşamalarından kaynaklanan dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklardaki sosyal anksiyetenin arttığı yönündeki bulgulara ulaşıldı. Ayrıca ortaokul mezunu babalar ile lise mezunu babalar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Lise mezunu babaların Ebeveyn Tutum Ölçeği puanları daha yüksek bulunmuştur. Babanın ortaokul mezunu olduğu katılımcıların Ebeveyn Tutum Ölçeği ortalamaları babanın lise mezunu olduğu katılımcılardan daha düşüktür. Araştırmalarımızda yapılan bu tespitler ve literatürdeki bilgiler dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olduğunu göstermektedir.
İşiten ve işitme engelli futbolcularda olumsuz değerlendirilme korkusunun anne baba tutumları açısından değerlendirilmesi
Bireylerin doğumundan itibaren ilk iletişim kurdukları anne ve babalarının tutum ve davranışları çocuğun ileriki yıllarda ortaya koyacağı davranış ve tutumlarına şekil verebilmektedir. Anne-baba ile çocuk arasında yaşanan iletişim biçimi, çocuğun duygusal gelişimini etkileyen en önemli faktörlerden biridir.Bu çalışmanın amacı da, işiten ve işitme engelli futbolcuların anne ve baba tutumlarını bireylerin algıladığı biçimiyle inceleyerek, olumsuz değerlendirilmekten korkma düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirerek, işiten ve işitme engelli futbolcular arasında karşılaştırma yapmaktır.Bu amaçla evreni temsil eden büyüklüğe uygun olarak, 380 işiten ve 124 işitme engelli olmak üzere toplam 504 futbolcu araştırmanın örneklemini oluşturmuştur.Araştırma için gerekli verileri toplamada, kişisel bilgi formu, Anne Tutum Ölçeği, Baba Tutum ölçeği ve Olumsuz Değerlendirilmekten Korkma Ölçeği olmak üzere dört tür araç kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, SPSS programı kullanılarak çözümlenmiştir.Araştırmaya katılan işiten futbolcuların, anne baba tutum algılamaları ve olumsuz değerlendirilmekten korkma düzeyleri arasında; Spor yaşı, anne baba eğitim durumu, anne mesleği değişkenlerinde puan ortalamaları arasında fark olsa da istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmadığı (p>0.05), Kardeş sayısı değişkenine göre; anne reddetme, anne baba evlilik durumu değişkeninde; anne aşırı korumacılık ve baba reddetme boyutları, ailede engelli var mı değişkeninde; olumsuz değerlendirilmekten korkma düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05).Araştırmaya katılan işitme engelli futbolcuların, anne baba tutum algılamaları ve olumsuz değerlendirilmekten korkma düzeyleri arasında; Eğitim durumu, spor yaşı, anne baba eğitim durumu, anne baba evlilik durumu, ailedeki engelli kişi, işaret dili bilme değişkenlerinin puan ortalamaları arasında fark olmasına rağmen bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>0.05), kardeş sayısı değişkeninde; anne reddetme algısı, baba duygusal sıcaklık algısı ve olumsuz değerlendirilmekten korkma düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05).Sonuç olarak işiten ve işitme engelli futbolcuların anne baba tutum algılamalarında fark olduğu bunun da kendi anne babalarının işitme engelini kabullenip kabullenmedikleri ile ilgili olduğu fakat sosyal kaygı düzeylerinde fark olmadığı, bunda etkili olan faktörün her iki grubun sosyal yönlerinin spor ile iyileşme gösterdiği ve işitme engelli bireylerin kendi durumları hakkındaki değerlendirmelerini işiten bireylerle değil, kendi içinde yaşadıkları topluluğun bireylerine göre kıyas yapmalarından kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Mediator and moderator roles of mistake rumination, mindful awareness and emotion regulation difficulties in the association of maladaptive perfectionism and social anxiety
Social anxiety disorder is a highly prevalent and debilitating condition, and various cognitive processes, as well as maladaptive perfectionistic tendencies have been associated with the onset and maintenance of social anxiety symptoms. The present study aimed to investigate how mistake rumination; a specific form of post-event rumination is contributing to social anxiety through a two-staged moderated mediation model. Additionally, mindful awareness and emotion regulation difficulties were proposed as potential moderators in the mediation model. Three-hundred and twenty-two participants (229 females, mean age = 35.30, SD= 12.68) from a community sample completed measures of perfectionism, mindful awareness, mistake rumination, difficulties in emotion regulation, and social anxiety on an online survey platform. The data were analyzed through bias-corrected bootstrapping analyses. Mistake rumination demonstrated positive associations with maladaptive perfectionism, emotion regulation difficulties, and social anxiety, while being negatively associated with mindful awareness. Mediation analyses revealed that mistake rumination, while partially mediating the relationship between maladaptive perfectionism and the anxiety dimension of social anxiety measure, was not a significant mediator of the maladaptive perfectionism and the avoidance dimension of social anxiety. Neither of the proposed moderators were significantly interacting with the model. However, post-hoc analyses revealed that emotion regulation difficulties, while partially mediating the relationship between mistake rumination and the fear dimension; completely mediated the relationship between mistake rumination and the avoidance dimension of social anxiety. This is the first study to examine how mistake rumination is contributing to subjective experiences of social anxiety, while further supporting the transdiagnostic aspect of maladaptive perfectionism in social anxiety disorder.