Antimicrobial activity

146 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Uzun süreli kullanılan ilaçların antimikrobiyal etkisinin ve antimikrobiyal ajanlar ile etkileşiminin araştırılması

Kronik hastalıklar; yavaş ilerleyen, 3 ay ve daha uzun süren, birden fazla risk faktöründen kaynaklanan, kişinin yaşam kalitesini etkileyen, sürekli tıbbi destek almasını gerektiren ve günlük yaşamı kısıtlayan durum olarak tanımlanmaktadır. Kronik hastalığı olan kişiler, düzenli ve uzun süreli ilaç kullanmak durumundadır. Bu ilaçlarla birlikte zaman zaman antimikrobiyal ajanlar da kullanılmaktadır. Uzun süreli kullanılan ilaçların potansiyel antimikrobiyal etkinliğinin ve diğer antimikrobiyal ajanlarla olan etkileşimlerinin mikroorganizmaların antimikrobiyal duyarlılıklarını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle uzun süreli ilaç kullanan kişilerde ilaç seçimlerinin, dozlarının ve kombine kullanımlarının ayarlanmasında antimikrobiyal ajanlara duyarlılıklarının da göz önüne alınarak değerlendirilmesi hedeflenmelidir. Çalışmamızda, kronik hastalıklarda uzun süreli ve sıklıkla kullanılan bazı ilaçların antimikrobiyal etkilerinin ve diğer antimikrobiyal ajanlarla etkileşimlerinin araştırılması amaçlandı. Bu ilaçlar; hiperlipidemi tedavisinde kullanılan statin grubu ilaçlardan atorvastatin ve rosuvastatin, hipertansiyon tedavisinde kullanılan beta bloker ilaç grubundan metoprolol ve propranolol, mide koruyucu ilaç grubundan lansoprazol ve esomeprazol olarak belirlendi. Çalışmamızda, Trakya Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'ndan temin edilen standart mikroorganizmalar ve anabilim dalı kültür koleksiyonunda yer alan dirençli izolatlar kullanıldı. İlaçların antimikrobiyal etkisi mikrodilüsyon yöntemi ile saptandı. İlaçların antibiyotiklerle ve birbirleriyle kombine kullanımı ile oluşan antimikrobiyal etki ise dama tahtası yöntemi ile belirlendi. Çalışmamızda, ilaçların antibiyotiklerle birlikte kullanıldığında, bu antibiyotiklerin izolatlara etki eden MİK değerlerini düşürdüğü ve ayrıca dama tahtası yöntemi sonuçlarına göre dirençli E. coli izolatın 3'ünde sinerjik etki gösterdiği tespit edildi. Sonuç olarak çalışmamızda, kronik hastalıkları nedeniyle uzun süreli ilaç kullanan kişilere uygulanacak olan antimikrobiyal tedavilerde kullanılan ilaçların antimikrobiyal ilaçlar ile sinerjik ya da antagonist etkisinin ve bu etkilerin tedavide kullanılan antimikrobiyal ajanların inhibitör konsantrasyonlarına etkisinin de değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Ayrıca, kronik hastalıklarda kullanılan bazı ilaçların dirençli bakteriyel enfekiyonların tedavisinde de potansiyel bir rol oynayabileceği ve bu ilaçların tek başlarına ve antimikrobiyal ajanlarla birlikte duyarlılıklarının araştırılarak tedavide yeni yaklaşımlar geliştirilebileceği düşünülmektedir.

Antimikrobiyal aktiviteAtorvastatinEsomeprazol+5
Alparslan Semih Salan
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı tiyofen tiyosemikarbazon türevlerinin Bizmut(III) halojenür komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve biyolojik özelliklerinin incelenmesi

Tiyosemikarbazonlar ve tiyosemikarbazonların metal kompleksleri sahip oldukları anti-bakteriyel, anti-tümör, anti-kanser, anti-viral, anti-sıtma ve anti-fungal gibi biyolojik aktivitelerinden dolayı önemli bir yere sahiptirler. Bizmut bileşikleri ise tıbbi alanda çeşitli hastalıkların tedavisinde yüzyıllardır yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra alaşımlar, kozmetik gibi farklı alanlarda da kullanıldığı bilinmektedir. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında bazı tiyofen tiyosemikarbazon türevleri olan tiyofen-2-karbaldehit tiyosemikarbazon, tiyofen-2-karbaldehit-N-metil tiyosemikarbazon ve tiyofen-2-karbaldehit-N-etil tiyosemikarbazon'un bizmut(III) halojenürler (BiX3; X: Cl, Br, I) ile reaksiyonları sonucu 6 adet yeni bizmut bileşikleri sentezlenmiştir. Sentezlenen bu bileşiklerin kimyasal yapıları elementel analiz, UV-Vis spektroskopisi, 1H ve 13C-NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, FT-Raman spektroskopisi ile termogravimetrik ve diferansiyel termal analiz yöntemleri ile aydınlatılmıştır. Ayrıca tiyofen-2-karbaldehit-N-metil tiyosemikarbazon, tiyofen-2-karbaldehit-N-etil tiyosemikarbazon'un ve sentezlenen tüm bizmut(III) halojenür bileşiklerinin kristal yapıları tek kristal X-ışını kırınımı analizi ile belirlenmiştir. Bizmut komplekslerin, adenokarsinom (MCF-7) hücrelerine karşı sitotoksik aktiviteleri test edilmiştir. Komplekslerin ve ligandlarının antibakteriyel aktiviteleri, gram negatif türler (Pseudomonas Aeruginosa (ATCC 27853) ve Escherichia Coli (ATCC 25922)) ile gram pozitif türlere (Staphylococcus Epidermidis (ATCC 35984) ve Staphylococcus Aureus (ATCC 25923)) karşı test edilmiştir.

Anorganik kimyaAntimikrobiyal aktiviteBiyolojik aktivite+4
Kadriye Türk
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sentezlenmiş ferrosen temelli iridyum (III) – fosfinit komplekslerinin antioksidan antimikrobiyal, DNA bağlanma ve DNA kırma aktivitelerinin araştırılması

Bu çalışmada yeni sentezlenmiş 8 farklı ferrosen temelli iridyum (III)-fosfinit komplekslerinin antioksidan, antimikrobiyal, DNA bağlanma ve DNA kırma aktiviteleri test edildi. Komplekslerin antioksidan aktivitelerini belirlemek için DPPH(2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl) serbest radikal süpürme, metal şelatlama ve demir indirgeme gücü aktiviteleri çalışıldı. 200.0 mg L-1 konsantrasyonda en yüksek radikal süpürme aktivitesini (% 67.5±2,24) ve demir şelatlama aktivitesini (% 74.6±1,53) 2 nolu kompleks sergiledi. En iyi indirgeme gücü aktivitesine 1 nolu kompleksin sahip olduğu belirlendi. Ayrıca komplekslerin antimikrobiyal aktiviteleri, üç Gram + ve üçGram - bakteri kullanılarak agar disk difüzyon yöntemi ile incelendi. İridyum komplekslerinin Gram + bakterilere karşı daha iyi aktivite gösterdiği tespit edildi. Komplekslerin, Gram + bakterilere karşı 8-15 mm aralığında ve Gram -bakterilere karşı da 0-13 mm aralığında inhibisyonzonu oluşturduğu gözlendi. Komplekslerin DNA bağlanma aktivitesini belirlemek için buzağı timüs DNA'sı (CT-DNA)ve DNA kırma aktivitesini belirlemek için ise pBR 322 plazmid DNA'sı kullanıldı. Her iki aktiviteyi de belirlemek için DNA agaroz jel elektroforez yöntemi kullanıldı. Test edilen komplekslerin tamamının DNA bağlanma aktivitesine sahip olduğu ancak 1,2 ve 8 nolu komplekslerin daha iyi bağlanma aktivitesine sahip olduğu belirlendi. Komplekslerin DNA kırma aktivitesi incelendiğinde, test edilen bütün komplekslerin DNA'nın tek zincirinde kırılmaya neden olduğu belirlendi.

Antimikrobiyal aktiviteAntioksidanlarDNA+1
Kemal Erdem
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Arum rupicola var. rupicola (Araceae)'dan elde edilen ekstraktların biyolojik aktivitlerinin belirlenmesi

Günümüzde kanser ve antimikrobiyal direnç gibi küresel sağlık sorunlarına karşı yeni tedavi ajanlarının keşfi büyük önem taşımaktadır. Tıbbi bitkiler, zengin biyoaktif bileşik içerikleriyle bu keşif sürecinde değerli bir kaynak oluşturmaktadır. Bu tez çalışması ile ülkemizde doğal olarak yetişen Arum rupicola var. rupicola (Araceae)'nin farklı kısımlarından elde edilen ekstraktlar ile biyoaktivite çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca analitik teknikler kullanılarak fitokimyasal profilleme yapılmış ve in silico yöntem olan moleküler kenetlenme ile deneysel veriler de bilgisayar destekli olarak yorumlanmıştır. Biyoaktivite çalışmaları kapsamında antioksidan, antimikrobiyal ve sitotoksisite çalışmaları yapılmıştır. Fitokimyasal profilleme ile tespit edilen bileşiklerle de kanser yolaklarında görev alan ve mikroorganizma yaşamında önemli hücresel mekanizmalarla ilişkili hedef proteinlere karşı bağlanma afiniteleri moleküler kenetlenme yöntemiyle araştırılmıştır. Sonuçlar, bitkinin farklı kısımlarının fitokimyasal profillerinde farklılıklar olduğunu ve buna bağlı olarak ekstraktların değişken biyoaktivitelere sahip olduğunu göstermiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Arum ekstraktlarının çeşitli biyoaktivitelerinin ortaya konmuş olması, bundan sonra yapılacak biyolojik/farmakolojik etkinlik çalışmalarına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma ile bitkisel preparatların ve/veya ekstraktların potansiyellerinin önemi bir kez daha ortaya konmuştur.

Antimikrobiyal aktiviteArum rupicola var. rupicolaMoleküler kenetleme+1
Selim Can Kamalak
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Grafitik karbon nitrür (g-C₃N₄) uygulanan bakterilere ayva (Cydonia oblonga) ve böğürtlen (Rubus fruticosus) ekstraktlarının antimikrobiyal etkilerinin araştırılması

Günümüzde nanomalzemeler, artan bakteriyel direnç sorununa karşı yeni ve etkili çözümler sunmaları nedeniyle önem kazanmaktadır. Yapısal özellikler ile biyolojik yanıt arasındaki ilişkinin anlaşılması hem yeni malzeme tasarımına hem de mevcut uygulamaların geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, g-C₃N₄ belirli koşullar altında termal ve kimyasal tabakalarına ayrılma yöntemleriyle sentezlendi ve elde edilen nanoparçacıklar FT-IR, SEM, BET ile Zeta potansiyel ölçümleriyle karakterize edilmiştir. FT-IR sonuçları, 1200–1600 cm⁻¹ aralığındaki karakteristik titreşimlerin g-C₃N₄ bulk nanoparçacığında daha belirgin olduğunu, 2400 cm⁻¹ bölgesindeki geniş bandın ise tabaka ayrılma işlemleri sonrasında yapısal düzenin zayıfladığını göstermiştir. SEM görüntülerinde, bulk g-C₃N₄'ün heterojen bir yüzey yapısına sahip olduğunu; termal tabakaların ayrılmasında gözenekliliğin arttığı, kimyasal tabakada daha pürüzlü fakat homojen bir morfoloji oluşturduğu; termal-kimyasal kombine edilmiş tabaka ayrılma ile elde edilen nanoparçacıkta yüzey düzenini belirgin olarak iyileştirdiğini ortaya koymuştur. BET analizleri, termal işlemde edilen g-C₃N₄ nanoparçacığının daha yüksek yüzey alanı ve gözenek hacminin olduğunu; buna karşı olarak bulk ve kimyasal tabaka ayrılmasında elde edilen g-C₃N₄ nanoparçacıklarının daha sınırlı adsorpsiyon kapasitesi gösterdiği saptanmıştır. Zeta potansiyeli ölçümleri, bulk, termal ve kimyasal tabaka ayrılmasında, nanoparçacıkların −15 mV düzeyinde kararlı dispersiyon özellikler gösterdiğini, buna karşılık termal-kimyasal kombine edilen tabaka ayrışmasında g-C₃N₄ nanoparçacığın −10.3 mV ile daha düşük kararlılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, ayva ve böğürtlen yapraklarından elde edilen ekstraktların iyileştirici potansiyeli değerlendirilmiş; fenolik analizlerde sırasıyla 1916,37 ve 1746 mg GAE/g değerlerine ulaşan yüksek fenolik içerik belirlenmiş, DPPH ve CUPRAC sonuçları güçlü antioksidan kapasitenin olduğu değerlendirilmiş ve HPLC verileri ile fenolik çeşitlilik saptanmıştır. Diğer bir aşamada, g-C₃N₄ ve türevlerinin, bitki ekstraktlarıyla birlikte veya tek başına 32–0,0625 mg/mL aralığında test edilmesi sonucunda, özellikle termal-kimyasal kombine edilmiş tabaka ayrılmasında elde edilen g-C₃N₄'ün Gram pozitif türlerde 32 mg/mL düzeyinde aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Bitki ekstraktları 2–8 mg/mL aralığında daha güçlü antibakteriyel aktivite göstermiştir; bazı birlikte uygulamalarda ise antagonistik OD artışları gözlemlenmiştir. g-C₃N₄ türevlerinin yapısal düzeni, yüzey özellikleri ve kolloidal davranışının biyolojik yanıtla yakından ilişkili olduğunu, bitki ekstraktlarının ise yüksek fenolik içeriğe bağlı güçlü bir iyileştirici potansiyel olduğu tespit edilmiştir. g-C₃N₄ ve türevlerinin yapısal özelliklerinin antibakteriyel yanıtı doğrudan etkilediğini; özellikle yüzey alanı ve morfolojisi iyileşen nanoparçacıkların Gram pozitif bakterilerde daha belirgin etkili olduğu değerlendirilmiştir. Ayva ve böğürtlen ekstraktlarının yüksek fenolik içerik ve güçlü antioksidan kapasite ile kayda değer bir biyolojik potansiyel sunduğu görülmüş; bazı birlikte uygulamalar antagonistik davranışlar sergilese de belirli koşullarda malzeme–ekstrakt uyumunun artırılabileceği anlaşılmıştır. Bu çalışma, hem g-C₃N₄ tabanlı nanoyapıların biyolojik uygulamalar için geliştirilmesine hem de bitki temelli doğal bileşiklerle desteklenen yeni antimikrobiyal stratejilerin tasarlanmasına yönelik bilimsel temeli güçlendirmektedir.

Antimikrobiyal aktiviteAntioksidan aktivite
Ümran Günter
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Turunç suyu (Citrus aurantium L.) ile marinasyonun tavuk göğüs eti üzerine etkisi

Bu çalışmada farklı konsantrasyonlarda (%25, %50, %75, %100) hazırlanmış acı portakal/ turunç meyve sularını kanatlı göğüs eti ile marine ederek (4℃'de 2, 6 ve 24 saat), marinasyon süreleri sonunda örneklerin fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik değişimleri değerlendirildi. Marinasyon sıvılarında pH, toplam asitlik, briks, toplam fenolik madde, toplam antioksidan kapasite tayinleri yapıldı. Marine edilen etlere pH, toplam asitlik, renk, su tutma kapasitesi, mezofilik aerob bakteri, psikrofilik aerob bakteri, koliform ve maya- küf sayısı analizleri yapıldı. Uygulanan asidik marinasyon sonucunda marine edilen et örneklerinin pH değerleri 24. saatin sonunda kontrol grubunun pH değeri 5,87, %0, 25, 50, 75, 100 konsantrasyonları içinde sırasıyla, 4,69, 4,08, 3,87, 3,66 bulundu. Renk değerlerinde ise süre ve konsantrasyonla doğru oranlı olarak L*(parlaklık), b*(sarılık) değeri yükseldi. a* (kırmızılık) değeri ise marinasyon sıvısı rengine bağlı olarak düştü. 24 saatlik marinasyon süresi sonunda toplam mezofil aerob bakteri sayısı kontrol grubunda 4,26 log bulunurken deneysel gruplarda 2,68 ile 1,83log arasında değişirken, toplam psikrofil aerob sayısı kontrol grubunda 3,71 log bulunurken deneysel gruplarda 2,36+0,15 ile 1,24+0,26 log arasında değişkenlik gösterdi. Koliform bakteri sayısı kontrol gurubunda 3,13 log iken %50, %75, %100 konsantrasyonlarda ise istatiksel olarak tespit edilebilen değerin altına düştü. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde turunç meyvesinin düşük pH değeri, içerdiği fenolik maddeler ve antioksidan kapasitesinin yüksek olduğu, antimikrobiyal etkinliğe sahip olduğu anlaşılmış olup endüstriyel marinasyon amacı ile kullanımının uygun olabileceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Et, marinasyon, acı portakal, antimikrobiyal

Antimikrobiyal aktiviteEtMarinasyon+1
Sena Çınar
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Rize Anzer yaylası bölgesinden toplanan bal, polen ve propolis numunelerinin fizikokimyasal ve biyolojik aktivitelerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Rize'nin İkizdere ilçesi Ballıköy Yaylasındaki Anzer bölgesinden toplanan bal, polen ve propolis örneklerinin fizikokimyasal ve biyolojik özelliklerini incelemektir. Bu bölge, ekosisteminde 400-500 çiçek türü barındıran, bunların 40-50 tanesinin endemik olduğu bilinen bir yerdir. Toplamda üç bal, sekiz polen ve bir propolis örneği toplanmıştır. Toplanan örnekler, toplam fenolik ve flavonoid içerikleri, DPPH serbest radikal temizleme aktivitesi, FRAP antioksidan aktivite testi, GC/MS analizi ve mineral madde analizi ile değerlendirilmiştir. Antibakteriyel ve antifungal etkiler, Kirby-Bauer disk difüzyon analizi, Minimum İnhibisyon Konsantrasyonu (MIK) ve Minimum Bakterisidal/Fungal Konsantrasyonu (MBK/MFK) analizleri ile değerlendirilmiştir. Ayrıca enzim inhibisyon analizi için UV-Vis ve FTIR analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, bal örnekleri arasında FMB03'ün en yüksek fenolik içeriğe sahip olduğunu, en düşük içeriğin ise FMB02'de olduğunu göstermiştir. Test edilen bal örneklerinde flavonoid içeriği tespit edilememiştir. FMB03 ayrıca en yüksek antioksidan aktiviteyi sergilemiştir. Polen örnekleri arasında FMP08'in en yüksek fenolik içeriğe ve antioksidan değere sahip olduğu, en düşük içeriğin ise FMP04'te olduğu belirlenmiştir. Sekiz polen örneği arasında test edilenler arasında FMB08'in en yüksek flavonoid içeriğe ve antioksidan aktiviteye sahip olduğu, en düşük içeriğin ise FMB01'de olduğu görülmüştür. Propolis örneği FMPR1 diğer iki örneğe göre en yüksek fenolik içeriğe, flavonoid içeriğe ve antioksidan değere sahiptir. Antimikrobiyal analizler, bal ve polen örnekleri arasında farklılıklar olduğunu ortaya koymuş ve bu farklılığın, aynı türden numunelerin bile farklı kovanlardan gelmesinden kaynaklanabileceğini göstermiştir. Genel olarak, bu çalışma Anzer bölgesi arı ürünlerinin özelliklerini ve karşılaştırmalı analizini sunarak, potansiyel sağlık faydaları ve uygulamaları konusunda anlayışımıza katkı sağlamaktadır.

Antimikrobiyal aktiviteAnzer balıPolenler+1
Fatmagül Memiş
Ordu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Stevia rebaudiana Bertoni yaprakları üzerinde kalite kontrol çalışmaları ve biyolojik aktivite araştırmaları

Stevia rebaudiana Bertoni Yaprakları Üzerinde Kalite Kontrol Çalışmaları ve Biyolojik Aktivite Araştırmaları Bu tez çalışmasında, Güney Amerika kökenli, özellikle Paraguay ve Brezilya'ya özgü bir bitki olan Stevia rebaudiana Bertoni üzerinde farmakognozik araştırmalar yapılmıştır. Farklı ülkelerden temin edilmiş olan tohumlardan, Turgutlu, Manisa'da yetiştirilen bitkilerin yapraklarından hazırlanan droglar üzerinde kalite kontrol, miktar tayini çalışmaları ve biyolojik aktivite araştırmaları yapılmıştır. Avrupa Farmakopesi'nde yer alan yöntemler esas alınarak kalite kontrol ve miktar tayini çalışmaları yürütülmüştür. Kurutmada kayıp, total kül, hidroklorik asitte çözünmeyen kül, sülfat külü tayini, X-ray floresans spektroskopisi ile elementel içerik tayini ve yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) ile steviozit miktarı tayin edilmiştir. Ayrıca toplam fenolik madde ve toplam flavonoit miktarı da tespit edilmiştir. Antimikrobiyal aktivite ve antioksidan aktivite sırasıyla mikrodilüsyon yöntemi ile ve DPPH radikali yakalama yöntemi ile belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Stevia rebaudiana, steviozit, antioksidan, antimikrobiyal, HPLC, X-ray floresans spektroskopi

Antienfektif ajanlarAntimikrobiyal aktiviteAntioksidanlar+5
Rahmi Toker
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı endemik bitkilerin antimikrobiyal ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi

Enfeksiyon hastalıkları, mikroorganizmaların insan vücuduna girerek çoğalması ve konak immün cevabı uyarması ile oluşmaktadır. Antibiyotiklerin keşfi ile enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı azalırken mikroorganizmaların direnç geliştirmesiyle tekrar gündeme gelmiştir. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bazı patojen bakteriler için acil olarak yeni antibiyotik ihtiyacını duyurmuştur. Bu nedenle yeni antibiyotik ve alternatiflerin geliştirilmesi bir zorunluluk halini almıştır. Bitkilerde bulunan bazı fitokimyasalların antimikrobiyal aktivite gösterdiğinin anlaşılması ile çalışmalar bu yönde odaklanmıştır. Öte yandan yapılan son çalışmalarda, reaktif oksijen ve nitrojen kaynaklı oksidatif stresin; kanser, diyabet, katarakt, romatoid artrit ve yaşlanma gibi çeşitli inflamatuvar ve dejeneratif hastalıklarda rol oynadığı kanıtlanmıştır. Sentetik antioksidanlar, etkin, stabil ve ucuz olsa da bazı potansiyel yan etkileri mevcuttur. Bitkiler ise antioksidan özelliği bulunan birçok doğal fitokimyasal içermektedir. Bu amaçla birçok bitki ekstresi antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi yönünden araştırılmıştır. Bu çalışmada Kermes Meşesi (Quercus coccifera) (yaprak, dikenli kabuk ve tohum), Sütleğen (Euphorbia rigida) (yaprak), Kayışkıran (Onanis natrix) (yaprak ve çiçek), Karayemiş (Prunus laurocerasus L.) (yaprak ve meyve) ve Işkın (Rheum ribes) bitkilerinin Türkiye'de yetişen endemik türlerinin fenol, flavonoid içerikleri ile antimikrobiyal ve antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi hedeflendi. Çalışma sonucunda, Kermes meşesi yaprak ve tohum ekstrelerinin antimikrobiyal aktivite gösterdiği, tüm bitki ekstrelerinin zengin fitokimyasal içerik ve yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu belirlendi. Ancak bu bitkilerin tıbbi olarak kullanılabilmesi için etken bileşenlerin saflaştırılması veyapı tayini ile ileri düzey çalışmalarının yapılması gerekmektedir.

Antimikrobiyal aktivite
Tuğba Ayhanci
Ege University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vakum ambalajda depolanan tavuk göğüs filetolarının bozulmasını kontrol etmek için erik ekşisi bazlı marinata eklenen linalol ve öjenolün antimikrobiyal etkisi

Araştırmada, vakum ambalajda depolanan tavuk göğüs filetolarının bozulmasını kontrol etmek için erik ekşisi bazlı marinata eklenen linalol ve öjenolün in vitro ve ex situ antimikrobiyal etkisi incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde linalol ve öjenolün sekiz adet gıda kaynaklı referans patojen bakteri suşu üzerine in vitro antimikrobiyal etkinlikleri disk difüzyon ve rezasurin-broth mikrodilüsyon yöntemleri ile belirlenmiştir. Sonuçlar Yersinia enterocolitica ATCC 27729 suşunun her iki aktif esansiyel yağ bileşenine en duyarlı, Pseudomonas aeruginosa ATCC 35032 suşunun ise en dirençli bakteri olduğunu göstermiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise linalol ve öjenolün ex situ uygulamaları için model gıda olarak tavuk göğüs filetoları kullanılmıştır. Vakum ambalaj koşullarında 4 °C'de 9 gün depolanan marine tavuk göğüs filetolarına iki farklı konsantrasyonda (%0.15 ve %0.30) eklenen linalol ve öjenolün antimikrobiyal etkisi incelenmiştir. Örnekler depolama periyodunun 0, 3, 6 ve 9. günlerinde pH değerleri ve mikrobiyolojik (toplam aerob mezofil bakteri (TAMB), Pseudomonas spp., laktik asit bakterileri (LAB), toplam koliform ve maya-küf) açıdan incelenmiştir. Veriler, test edilen mikroorganizmalar arasında TAMB ve Pseudomonas spp.'nin tavuk örneklerinde en baskın mikroorganizmalar olduğunu göstermiştir. Ek olarak aktif esansiyel yağ bileşenlerinin kullanımının bozucu mikroorganizmaların gelişimini geciktirdiği, TAMB ve Pseudomonas spp. sayısını depolamanın 9. gününde kontrol örneğine göre sırasıyla 0.95-2.19 ve 0.75-2.10 log birim azalttığı tespit edilmiştir (p<.000). LAB sayısı ise tüm deneme gruplarında kontrol örneğine göre depolamanın 9. gününde 0.79-1.68 log birim azalmıştır (p<.000). Maya sayısı depolamanın son gününde, kontrol ve diğer gruplara göre öjenol içeren deneme gruplarında önemli ölçüde düşüş sergilemiştir (p<.000). Kontrol ve deneme grupları duyusal özellikler (tat, koku, aroma, lezzet, renk, yumuşaklık, sululuk ve genel beğenilirlik) açısından da incelenmiş ve bulgular tavuk göğüs filetolarına aktif uçucu yağ bileşeni uygulamasının ürüne farklı bir aroma ve lezzet kattığını, öjenol içeren örneklerin tüketici kabulü açısından linalol içeren örneklere göre daha beğenilir olduğunu göstermiştir.

Antimikrobiyal aktiviteEsansiyel yağlarGıda mikrobiyolojisi+2
Merva Nur Atasoy
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı sucul makrofitlerin (Pistia stratiotes, Lemna minor ve Myriophyllum spicatum) biyolojik etkinliklerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, biyolojik etkinlikleri hakkında çok fazla bilimsel veri bulunmayan Lemna minor, Pistia stratiotes ve Myriophyllum spicatum makrofitlerinin antioksidan, antimikrobiyal ve antikanserojenik aktiviteleri araştırılmıştır. GC-MS analizinde tüm bitkilerin heksanal, 1-dodesen, (E)-5 tetradesen, çetene, heksahidrofarmesil aseton, 2,4-di-tert-bütilfenol ve fitol bileşiklerini içerdiği tespit edilmiştir. En yüksek fenolik madde içeriği M. spicatum'da 79,70 mg GAE/g olarak bulunmuş ve bunu sırasıyla Pistia stratiotes (yaprak), Lemna minor ve Pistia stratiotes (kök) ekstraktları (79,70- 25,01- 20,44 ve 15,79 mg/GAE g) izlemiştir. M. spicatum ekstraktının DPPH radikalini %80 oranında giderebildiği görülmüştür. IC50 değerleri sırasıyla M. spicatum > L. minor > P. stratiotes (yaprak) > P. stratiotes (kök); 55,88- 159,08- 405,73- 2183,41 µg/ml olarak bulunmuştur. %96 (yaprak) ve %92 (şelatlama) ile en yüksek demir şelatlama P. stratiotes'de tespit edilmiştir. β-karoten-likopen miktarının en fazla olduğu bitki ise L. minor (β-karoten : 0,116 mg/100 ml, likopen: 0,091 mg/100 ml) olarak tespit edilmiştir. MİK çalışmasında 250-500 µg/ml konsantrasyonlarının tüm patojenlerde inhibisyona sebep olduğu belirlenmiştir. Agar difüzyon yönteminde M. spicatum; S. aureus ATCC 25922, S. aureus MRSA, L. monocytogenes, K. pneumoniae, S. infantis ve S. typhimurium, P. stratiotes (kök); E. coli, P. aeruginosa ve C. albicans üzerinde en yüksek inhibisyona neden olmuştur. Kemik kanseri (Saos-2) ve sağlıklı fibroblast (HUVEC) hücreleri ile yapılan kanser çalışmasında tüm bitkilerin kemik kanseri üzerinde sitotoksik, sağlıklı hücrelerde ise zararsız olduğu tespit edilmiştir. En yüksek etkinlik yaklaşık %82 inhibisyon ile P. stratiotes kök esktraktında görülmüştür. Real time PCR ile yapılan apoptoz çalışmasında M. spicatum dışındaki bitkilerde bax, blc2, kaspaz3 ve kaspaz8 ifadelerinde anlamlı bir değişiklik bulunmamıştır.

AntikanserAntimikrobiyal aktiviteAntioksidanlar+3
Sema Yiyit Doğan
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Amanos dağlarında yetişen Thymus kotschyanus var. kotschyanus ve Thymus eigii türlerine ait uçucu yağların kimyasal bileşimlerinin analizi ve biyolojik aktiviteleri

Thymus eigii bitkisinin toprak üstü kısımları Osmaniye ili Bahçe ilçesi Bekdemir köyü 878 m rakımdan toplanmıştır. Thymus kotschyanus var. kotschyanus bitkisinin toprak üstü kısımları ise Osmaniye ili Bahçe ilçesi Radar mevki 1752 m rakımdan toplanmıştır. Toplanan bitkiler laboratuarda havadar bir ortamda kurutulmuştur. Bitkilerin toprak üstü kısımlarından uçucu yağları Clevenger cihazı ile distile edilmiştir. Uçucu yağlar GC/MS ile karakterize edilmiştir. T. eigii bitkisinin uçucu yağ verimi % 1,037 (hacim/ağırlık) olarak tespit edilmiştir. T. eigii uçucu yağının, thymol (% 24,77), carvacrol (% 14), p-cymene (% 10,91), γ-terpinene (% 6,53) ve borneol (% 6,48) bileşenleri bakımından zengin olduğu tespit edilmiştir. T. kotschyanus var. kotschyanus bitkisinin uçucu yağ verimi % 1,654 (v/w) olarak tespit edilmiştir. T. kotschyanus var. kotschyanus uçucu yağındaki ana bileşenlerin carvacrol (% 23,82), thymol (% 17,11), p-cymene (% 9,08) ve γ-terpinene (% 6,09) olduğu tespit edilmiştir. Uçucu yağların antimikrobiyal aktiviteleri disk difüzyon ve makrobroth dilüsyon yöntemleri ile test edilmiştir. Antimikrobiyal yöntemde, uçucu yağlar test mikroorganizmalarına değişik düzeyde antimikrobiyal etkinlik göstermiştir. T. kotschyanus var. kotschyanus ve T. eigii uçucu yağları, Lactuca sativa, Lactuca sativum ve Portulaca oleracea tohumlarının çimlenmesi, kök ve gövde gelişimleri üzerine önemli düzeyde fitotoksik etkilere sahip olduğu belirlenmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteFitotoksiklikLamiaceae+2
Hüseyin İnce
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hatay ilinde doğal yayılış gösteren bazı makromantarların in vitro biyoaktiviteleri

Bu tez çalışmasında Hatay ilinden toplanan Pleurotus ostreatus (Jacq. ex Fr.) P. Kumm., Agaricus arvensis Schaeff., Suillus luteus (L.) Roussel, Cantharellus cibarius Fr., Coprinus comatus (O. F. Müll.) Pers., Fomes fomentarius (L.) Fr., Trametes gibbosa (Pers.) Fr., Laetiporus sulphureus (Bull.) Murrill, Lycoperdon molle Pers., Cerrena unicolor (Bull.) Murrill mantarlarının Fenolik içerikleri, Element içerikleri, Toplam Antioksidan Seviyeleri (TAS), Toplam Oksidan Seviyeleri (TOS), Oksidatif Stres İndeksleri (OSI) ve Antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiştir. Mantarların TAS, TOS ve OSI değerleri Rel Assay kitleri kullanılarak belirlenmiştir. En yüksek TAS değerinin Coprinus comatus'da (5.225±0.086) olduğu görülmüştür. Ayrıca TOS değerleri incelendiğinde en yüksek TOS değerinin Cerrena unicolor'da (20.577±0.270) olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra OSI değerleri incelendiğinde en yüksek OSI değerinin Cerrena unicolor'da (2.151±0.085) olduğu belirlenmiştir. Mantar örneklerinden elde edilen etanol özütlerinin standart mikroorganizmalara karşı üremeyi engelleyici özüt konsantrasyonları agar dilüsyon metodu ile belirlenmiştir. Yaptığımız çalışmada kullanılan mantar özütlerinin mikroorganizmalara karşı farklı konsantrasyonlarda etkili olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca mantar örneklerinin bünyesinde bulunan bazı elementlerin (Cr, Cu, Mn, Fe, Ni, Cd, Pb, Zn) seviyeleri belirlenmiştir. Çalışmamızda mantarların bünyelerinde bulunan element düzeylerinin genel olarak civar illerde yapılan çalışmalardaki literatür aralıklarında olduğu görülmüştür. Fenolik içeriklerinin belirlenmesi amacıyla mantar özütleri SHIMADZU sistem HPLC cihazı ve DAD dedektör kullanılarak Caponio ve ark. (1999)'ne ait yöntem modifiye edilerek çalışılmıştır. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilere göre mantarların bünyesinde acetohydroxamic acid, luteolin, catechin, vanilic acid, syringic acid, resveratrol, fumaric acid, gallic acid, caffeic acid, hydoxycinamic acid, hydroxybenzoic acid, salicylic acid, myricetin, ellagic acid, quercetin, butein ve naringenin varlığına rastlanmıştır.

Antimikrobiyal aktiviteAntioksidanlarElement analizi+2
Yusuf Hatay
Hatay Mustafa Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı oranlarda zeytin karasuyu karıştırılan solucan gübresi ve çiftlik gübresinin mikrobiyal ayrışmaya karşı dirençlerinin belirlenmesi

Farklı oranlarda zeytin karasuyu (KS) eklenmiş solucan (SG) ve çiftlik gübresi (ÇG) uygulamaları ile yapılan bu araştırmada, KS etkisiyle toprakta organik madde (OM) kalıcılığının arttırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, OM:KS oranları, 1:05.5, 1:1 ve 1:2 hazırlanmış ve bu karışımlar 30 gün boyunca tarla kapasitesi nem içeriğinde inkübe edilmiştir. İnkübasyon sonunda oluşan KS eklenmiş SG ve ÇG karışımları saksı topraklarına % 20 oranlarında karıştırıldıktan sonra inkübatör denemesi başlatılmıştır. 0, 15, 30, 60 ,90 ve 120.günlerde yapılan toprak analizleri ile, uygulamaların toprakta CO2, DHA, MBC, OM, pH ve EC'e etkileri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, mikrobiyal özelliklerden CO2, DHA ve MBC değerleri ile toprak organik madde (TOM) içerikleri, SG ve ÇG uygulamaları ile artmıştır. Mikrobiyal toprak özellikleri ÇG uygulamaları ile SG uygulamalarından daha yüksek değerler vermiştir. TOM içerikleri ve EC değerleri SG uygulamalarında ÇG'den daha yüksek sonuçlar vermiştir. KS eklemeleri, toprak mikrobiyal aktivitelerini, sıfır uygulama topraklarına (T0) göre daha fazla arttırmıştır. Bununla beraber DHA sonuçları, KS eklenmiş SG varyant topraklarında daha düşük bulunmuştur. Uygulamalar ve sıfır uygulama toprakları (T0) arasındaki farkların en düşük ve en yüksek genel ortalama değerleri CO2 için 69 g gkt-1 24 sa-1 (T ÇG KS2) ve 132 g gkt-1 24 sa-1 (T SG KS3), DHA için 8 g TPF gkt-1 (T SG KS1) ve 28 g TPF gkt-1 (T ÇG KS3), MBC için 137 g gkt-1 (T SG) ve 475 g gkt-1 (T ÇG) ve TOM için %1.01 (T ÇG KS3) ve %1.70 (T SG) olarak belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, organik gübre ile birlikte uygulanan KS'nin olumsuz etkileri önemli derecede azaltılmıştır. Uygun KS ve OM uygulamaları ile toprak mikrobiyal aktivitesi ve TOM içeriği olumlu gelişmeler gösterebilmektedir.

Antimikrobiyal aktiviteOrganik maddelerSolucan gübresi+1
Nadir Doğru
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ticari potansiyeli olan monofloral balların paketleme ve depolama koşullarının kalite kriterlerine etkisi ve optimizasyonu

Bu tez çalışmasında, ülkemizde yaygın olarak üretilen ve ticari potansiyeli olan monofloral balların (Kestane, Ayçiçek, Geven ve Narenciye balı) endüstriyel paketlenmesi sürecinde maruz kaldığı işlemler (süzme ve ısıl işlemler) balın kalitesine ve biyolojik aktivitesine etkisi araştırıldı. Buna ilaveten söz konusu balların depolama ve rafta maruz kaldığı diğer faktörlerin ( ısı ve ışık gibi) de zamana bağlı olarak kaliteleri üzerine etkileri araştırıldı. Tez çalışmasına konu olan kestane, geven, narenciye ve ayçiçeği balları ülkemizde üretim potansiyeli yüksek olan istasyonlarda TAGEM-17/AR-GE-13 nolu proje kapsamında, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB) himayesinde gerçekleştirilmiştir. Proje kapsamında temin edilen balların çeşitli koşullardaki raf ömürleri ve paketleme sürecinde yapılan işlemlerin raf ömrüne etkisini belirlemek amacıyla her bir numunenin bir yarısı sadece süzme işlemine maruz bırakılırken, diğer yarısı 45oC geçmeyecek koşullarda ısıl işlem uygulanarak süzüldü., Her iki işlemle paketlenen ballar kendi içinde iki kısma ayrılarak saydam cam kavanozlarda bir kısmı doğal haliyle depolama ve raf koşullarına maruz bırakıldı, diğer kısım ise paketleme sırasında uygulanan sıcaklık (<45oC) ve süreye maruz bırakıldıktan sonra depolama koşullarında saklandı. Isıl işlem yapılmış ve yapılmamış olan her bir monofloral bal, oda sıcaklığında (<25oC) ışık gören ve karanlıkta olacak şekilde iki farklı koşulda saklanmıştır. Bal numuneleri depolandığı koşullarda 6 aylık periyotlar halinde olarak fizikokimyasal özellikleri ( pH, Asitlik), Hidroksimetilfurfural (HMF), prolin miktarı, diastaz sayısı, vitamin, antioksidan aktiviteleri ve antimikrobiyal aktiviteleri belirlendi. Yapılan çalışmalar sonunda ayçiçek, geven, kestane ve narenciye ballarının ısı ve ışık görmeden depolanan örneklerinde antimikrobiyal, antioksidan ve fizikokimyasal özelliklerini daha uzun süre koruduğu, ısı ve ışık etkisiyle ballarda besin ve apiterapide kullanılabilme potansiyelinin azaldığı tespit edildi. Analizler sonucunda balların antimikrobiyal etkileri dikkate alındığında raf ömürlerinin maximum 1 yıl; HMF, pH, asitlik ve antioksidan aktivitesi bakımından 18 ay olacağı tespit edildi. Prolin ve diastaz değerlerine göre ayçiçek balında raf ömrünün maksimum 1 yıl; kestane ballarında 18 ay; geven ve narenciye ballarında ise 2 yıla kadar gidebildiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Monofloral Bal, Balın Raf Ömrü, Paketleme Koşulları, Kalite Etkisi, Antimikrobiyal, Antioksidan, Vitamin

AmbalajlamaAntimikrobiyal aktiviteAntioksidanlar+4
Ayşe Sena Engin
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal Bacillus thuringiensis suşlarının bakteriyosin benzeri peptid üretim potansiyellerinin araştırılması

Bacillus thuringiensis (Bt) gram pozitif bir bakteridir ve Cry, Cyt ve Vip proteinleri gibi metabolit üretimi için model bir organizma olduğu düşünülmektedir. Buna ilaveten, Bt'nin antimikrobiyal proteinler de sentezlediği bilinmektedir. Bt'nin biyopestisit ile ilgili proteinleri hakkında çok fazla bilgi olmasına rağmen, Bt bakteriyosinleri hakkında çalışmalar kısmen sınırlıdır. Dolayısıyla bu tez çalışmasında, Bt koleksiyonumuzda bulunan ve zeytin alanlarından toplanıp karakterize edilen yaklaşık 100 adet Bt suşunun bakteriyosin üretme potansiyelleri araştırılmıştır. Bunun için Bt suşları tekrar canlandırılıp, agar spot assay ile indikatör bakteri B.cereus 11778 (ATCC)'e karşı bakteriyosin aktiviteleri taranmıştır. Antimikrobiyal aktivite gösteren suşlardan elde edilen süpernatantların (CFS) antimikrobiyal etkisi kuyu difüzyon assay ile teyit edilmiş ve sadece 9 tanesinin B. cereus'a karşı antimikrobiyal etki gösterdiği saptanmıştır. Bunlar arasından en yüksek inhibisyon zonu gösteren 28Q1 suşu diğer analizlerde kullanılmak üzere seçilmiştir. Bu suşun büyüme eğrisi ve bakteriyosin üretim kinetiği araştırıldığında, büyüme eğrisinin logaritmik fazının başlarında primer metabolit olarak bakteriyosin benzeri peptid (BBP) sentezlendiği, maksimum antimikrobiyal aktivitenin (180 AU/ml) ilk 8 saatte gözlendiği ve 30 saatte aktivitenin tamamen kaybolduğu tespit edilmiştir. CFS çeşitli enzimlerle muamele edildiğinde, Proteinaz K (PK) ve lipazda aktivitenin tamamen kaybolması BPP'nin bir çeşit lipoprotein olduğunu göstermektedir. İlk 30 dakikada CFS'nin antimikrobiyal aktivitesi 300C ve 400C'de maksimumken, 500C'de yarıya inmekte ve 600C'de tamamen yok olmaktadır. Ayrıca, CFS'nin pH aralığının geniş olduğu (pH4-pH10) bulunmuştur. Bt 28Q1 suşu farklı besi ortamlarında büyütüldüğünde, B. cereus'a karşı en yüksek anti mikrobiyal aktivite triptik soy broth'da (TSB) gözlenmiştir. İlaveten, çeşitli organik çözücülerin antimikrobiyal aktiviteyi etkilemediği fakat Triton x-100'ın aktiviteyi arttırdığı kaydedilmiştir. Amonyum sülfat (%80) ile çöktürülen ve diyaliz edilen BBP preparasyonun (BBPP) ve CFS'nin antimikrobiyal etki spektrumu çeşitli bakteriler üzerinde incelendiğinde, sadece B. cereus dahil incelenen tüm Bacillus türleri üzerinde etkili olduğu; buna karşın, diğer Gram+ ve Gram- bakteriler ve Candida albicans üzerinde antimikrobiyal aktivite göstermediği tespit edilmiştir. Ayrıca, kısmi olarak saflaştırılan ve antimikrobiyal aktivite gösteren proteinin moleküler ağırlığının SDS-PAGE ve jel overlay assay yöntemiyle yaklaşık 12 kDa olduğu bulunmuştur. İlaveten, Bt 28Q1 suşunun 16SrDNA ve flagellin hag geni PCR analizlerine göre Bacillus thuringiensis subsp. tochigiensis olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, B. thuringiensis 28Q1 suşundan elde edilen ve geniş pH aralığı ve belirli sıcaklık toleransına sahip olan bakteriyosin benzeri protein (BBPP) besin paketlenmesinde, B. cereus gibi besinlerde toksin üreten ve ishale yol açan bakterilerin büyümesini engellemek için koruyucu veya biyoaktif molekül olarak kullanılma potansiyeline sahiptir. Gelecekte yapılacak protein sekans analizleri ve proteomik çalışmalar BBPP'nin detaylı karakterizasyonuna önemli katkı sağlayacaktır.

Antimikrobiyal aktiviteBacillus thuringiensisBakteriyosinler+1
Sarah Basım Jawad Al- Baghdadı
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı uygulama alanları için nano boyutta bor esaslı malzemelerin sentez ve karakterizasyonu

Günümüzde enerji kaynaklarına olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle fosil yakıtların yerini alabilecek alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik çalışmalar gerek bilimsel gerekse teknolojik açıdan ilgi görmektedir. Fosil yakıtların yerini alabilecek alternatif enerji kaynaklarına bakıldığında güneş; sahip olduğu sınırsız ve temelinde maliyetsiz bir enerji kaynağı olarak ön plana çıkmaktadır. Güneşte gerçekleşen reaksiyonlar sonucu muazzam büyüklükte enerji ortaya çıkmaktadır. Bunun getirisi olarak da yenilebilir enerji kaynakları arasında güneş en yüksek potansiyele sahip olan enerji kaynağıdır. Ülkemiz coğrafi konumu sebebi ile sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli bakımından birçok ülkeye nazaran daha şanslı bir durumdadır. Bu potansiyelden verimli olarak yararlanabilmek söz konusu olduğunda ise güneş pilleri ön plana çıkmaktadır. Güneş enerjisinin kullanımında, güneşten gelen enerjiyi doğrudan elektrik enerjisine çeviren fotovoltaik hücreler (güneş pilleri) mevcuttur. Günümüzde de en çok tercih edilen güneş pili çeşidi tek kristal ve/veya çok kristal silisyum güneş pilleridir. Bu durumun temel nedeni silisyumun doğada oldukça fazla olarak bulunmasıdır. Fakat elde edilme maliyetinin yüksek olması sebebiyle tek ve/veya çok kristal silisyum güneş pilleri yerini organik güneş pillerine bırakmaktadır. Özellikle son yıllarda kullanımı artan boya duyarlı güneş pillerinde(DSSC), yarı iletken TiO2'un, saf halde ve farklı malzemelerle katkılandırılmasıyla özelliklerinin geliştirilmesiyle kullanımı ilgi gören çalışmalar arasındadır. Diğer bir taraftan katkılandırılmış TiO2'in kullanımının en çok ilgi gördüğü alanlardan birisi de antimikrobiyal uygulamalardır. Özellikle virüs ve bakteriler günümüzde insan sağlığını tehdit etmekte ve gün geçtikte direnç kazanıp yeni türlerin oluşmasına sebebiyet vermektedir. TiO2, sahip olduğu antimikrobiyal özellik dolayısıyla mikroplara karşı uygulamalarda kendisine kullanım alanı bulabilmektedir. Ancak, TiO2'in sahip olduğu geniş yasak bant aralığı kullanımını kısıtlamaktadır. Sahip olduğu bant aralığı TiO2'in yalnızca UV ışınları altında aktive olmasına olanak sağlamaktadır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek adına TiO2'in katkılandırılarak kullanımı ilgi görmektedir. Her iki uygulama alanı için de TiO2'in metaller yerine ametallerle katkılandırılması günümüzdeki ilgi çekici konu halini almaya başlamıştır. Özellikle sahip olduğu özelliklerden dolayı bor bu katkı malzemeleri arasında ön plana çıkmaktadır. Bor dünya çapında stratejik öneme sahip olan bir elementtir ve ülkemiz dünya bor rezervlerini yaklaşık %70'ine sahiptir. Özellikle savunma, havacılık, uzay sanayii gibi alanlarda özellikle bor esaslı ürünlerin tercih edilmesi gün geçtikçe artmaktadır. Bu doktora tez çalışmasında bor içeren TiO2 esaslı nano yapılar sentezlenmiştir. Bor kaynağı olarak öncelikle literatürde yaygın olarak kullanılan bor oksit seçilmiştir. Aynı zamanda daha önceden çalışılmamış olan amorf yapılı elementel bor da bor kaynağı olarak ilk defa kullanılmıştır. Başlangıç malzemesi olarak ülkemiz kaynaklarından üretilmiş olan elementel borun kullanımının seçimi; borun ileri teknolojik malzemeler olarak kullanımının yaygınlaştırılmasının sağlanması yönünden çok önemlidir. Ülkemiz bor kaynağı bakımından dünya sıralamasında ikinci sırada yer almaktadır. Doktora tez kapsamında başlangıç malzemesi olarak yine ülkemiz kaynakları ile desteklenmiş bir araştırma projesi ürünü olan amorf borun kullanılıyor olması da borun kullanım alanlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması açısından çok önemlidir. Pavezyum Kimya San. Dış. Ticaret Ltd. Şti.; nano boyutta elementel bor üreten, ülkemizde ilk ve dünyada ise ikinci firmadır. Bor esaslı nano yapıların üretimiyle bor kaynakları ileri teknolojik uç ürünler olarak ülkemiz ekonomisine katkı sağlayacaktır. Farklı bor kaynakları ile katkılanarak sentezlenmiş bor içeren nanoyapılardan elde edilen özellikler karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır. Bor esaslı TiO2 (B-TiO2) nanoparçacıkların yanı sıra nanotüpler de sentezlenmiştir. Sentezleme yöntemi olarak nanoparçacıkların eldesinde sol-jel yöntemi, nanotüplerin eldesinde ise hidrotermal yöntem kullanılmıştır. Elde edilen B-TiO2 nanoparçacıklar ve nanotüplerle kıyas yapabilmek adına saf TiO2 nanoparçacıkları ve nanotüpleri de sentezlenmiştir. Bu şekilde elde edilen B-TiO2 nano yapılar farklı karakterizasyon yöntemleri yardımıyla incelenmiştir. Yapıların morfolojik ve boyutsal özellikleri; SEM ve TEM analizleri yardımıyla incelenmiştir. Faz analizi XRD yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nano yapıların fotovoltaik ölçümleri de gerçekleştirilmiştir. B-TiO2 nanoparçacıklar ve nanotüplerden kararlı kolloidal süspansiyonlar hazırlanmış ve elektrokinetik biriktirme yöntemiyle ITO (indiyum katkılı kalay oksit) kaplı camlar üzerine kaplamalar gerçekleştirilmiştir. Bu kaplamalar SEM yardımıyla incelenmiştir. En son olarak ise sentezlenen nano yapıların antimikrobiyal testleri gerçekleştirilmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteBor
Cansu Noberi
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kükürtlü kayısı diyetinin sıçanlarda gastrointestinal sistem üzerindeki etkilerinin biyokimyasal ve histolojik olarak araştırılması

Bu tez kapsamında Hacıhaliloglu kayısılarının toplanması, kükürtlenmesi ve kükürt düzeyinin belirlenmesi, kükürtlü kayısıların antimikrobiyal düzeylerinin belirlenmesi, bu ekstraktların in vitro özelliklerinin tespiti ve in vivo incelemeler kapsamında ise kükürtlü kayısı ile beslenmenin gastrointestinal sistem, (mide, bağırsak ve karaciğer) açısından biyokimyasal ve histolojik etkilerinin incelenmesi mevcuttur. Bunun için 42 adet Wistar albino cinsi sıçanlar randomize olarak 6 gruba ayrılmıştır. Kontrol, 1500 ppm , 2000 ppm, 2500 ppm, 3000 ppm ve 3500 ppm kükürtlü kuru kayısıyı %10 oranında içeren standart yemle 6 ay süresince beslenmiştir. Altı ayın sonunda sıçanların karaciğer harabiyet biyobelirteçleri olan serum enzimlerinden aspartate aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) enzim seviyeleri tespit edilmiştir. Ayrıca sıçanların karaciğer, mide ve bağırsak dokularında oksidatif stres belirteçleri incelenmiştir. Bu amaçla malondialdehit(MDA), total glutatyon (tGSH), süperoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT), total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) düzeyleri ölçülmüştür. Aynı zamanda karaciğer, mide ve bağırsak dokularının histolojik hasar skorları tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; kükürt oranı farklı kayısıların tüketilmesi ratlarda 1500 ve 2500 ppm arasındaki kükürt miktarının karaciğer, mide ve bağırsak dokularında biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikler oluşturmadığı ancak 3500 ppm kükürt düzeyinin yapısal ve biyokimyasal değişikliklere yol açtığı gösterilmiştir. Ayrıca farklı konsantrasyonlarda hazırlanan kükürtlü kayısı özütlerinin test edilen bir Gram pozitif (S. aureus ATCC 25923), bir Gram negatif (E. coli ATCC 25922) bakteri türü ve ayrıca bir de maya türü (Candida albicans ATCC 90028) üzerine belirgin antimikrobiyal etkilerinin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak 3500 ppm gibi yüksek konsantrasyonlarda kükürtlenen kayısıların karaciğer, mide ve bağırsaklarda yapısal ve biyokimyasal değişikliklere yol açabileceği görülmüştür. Ancak daha düşük konsantrasyonlarda (1500 ppm ila 2500 ppm) kükürtlenen kayısıların güvenli olduğu görülmektedir. Kükürtlenmiş kayısıların doza bağımlı olarak antimikrobiyal aktivitesi mevcut iken bu dozlarda L929 hücre hatlarında sitotoksisitenin bulunmaması, test edilen konsantrasyonlarda sülfürlenmiş kayısıların güvenliğini desteklemektedir.

Antimikrobiyal aktiviteGastrointestinal sistemKayısı+3
Tuğba Doğan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Gümüş ve altın N-heterosiklik karben komplekslerinin sentezi ve özellikleri

Son yıllarda N-heterosiklik karbenler ve bunlardan sentezlenen geçiş metal kompleksleri organometalik kimyada çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu bileşikler güçlü ?-donör zayıf ?-akseptör özelliklerinden dolayı anologları olan fosfin ligantlarından daha iyi aktivite göstermektedir. Ayrıca metallerle oluşturdukları bağlar fosfinlerinkinden daha kuvvetlidir. M-NHC bağı yüksek sıcaklıkta bile bozunmadığı için katalitik reaksiyonlarda oldukça aktiftir. Bu tür bileşikler C-C eşleşme reaksiyonları, hidroformilasyon, olefin metatezi, C-H aktivasyonu ve polimerizasyon reaksiyonlarında katalizör olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra M-NHC kompleksleri tıp alanında da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu bileşiklerin antimikrobiyal etkilerinin yanı sıra eklem iltihabı ve kansere karşı aktif olduğu görülmüştür. Bu nedenle imidazolidin ve benzimidazol karben öncülleri, geçiş metal kompleksleri hazırlanmış ve antimikrobiyal aktiviteleri incelenmiştir.Bulunan sonuçlar üç başlıkta özetlenebilir;1)Tezde 1,3-dialkilbenzimidazolyum tuzları sentezlenmiş (1a-1d), yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.2)Karben öncülleri Ag2O ile etkileştirilerek Ag(I)-benzimidazolidin (2a-h) ve Ag(I)-imidazolidin kompleksleri (3a-b) hazırlanmıştır ve yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.Ayrıca hazırlanan bu Ag(I)-karben kompleksleri [AuCl(PPh3)] bileşiği ile etkileştirilerek Au-NHC kompleksleri (4a-c) hazırlanarak yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır.3)Elde edilen Ag ve Au-NHC komplekslerinin antimikrobiyal aktiviteleri incelenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: N-heterosiklik karben, Ag, Au, imidazolidin, benzimidazol, antimikrobiyal aktivite

AltınAntimikrobiyal aktiviteGümüş+1
Nazan Temelli
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Androctonus crassicauda türü akrep venomu bileşenlerinin antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması

Androctonus crassicauda türü, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde dağılım gösteren ve halk sağlığı açısından önemli bir akrep türüdür. Akrep venomlarının biyoaktif moleküllerin kompleks bir karışımını içerdiği bilinmektedir. Bu çalışmada, Androctonus crassicauda'nın ham venomunun ve bileşenlerinin antimikrobiyal aktivitesi araştırılmıştır. Çalışma kapsamında, akreplerden ham venom elde edilmiş ve Yüksek Performans Sıvı Kromatografisi kullanılarak venomun kromatografik profili belirlenmiştir. Ham venomun antibakteriyel aktivitesi, Bacillus subtilis ATCC 19659, Bacillus spizizenii ATCC 6633 ve Klebsiella pneumoniae NCTC 9633 üzerinde test edilmiş ve biyoaktivitesi belirlenmiştir. Kromatogramdan elde edilen fraksiyonların aktiviteleri Klebsiella pneumoniae NCTC 9633 üzerine odaklanılarak gerçekleştirilmiştir. Venom fraksiyonları sıvı kromatografisi ile her üç dakikada bir toplanmış ve toplan 20 farklı ana fraksiyon elde edilmiştir. Kromatogramdan elde edilen fraksiyonların aktiviteleri dökme agar yöntemi hazırlanan Klebsiella pneumoniae NCTC 9633 içeren petrilere 5 µL olacak şekilde uygulanmıştır. 6–9, 9–12, 18–21, 30–33 ve 33–36. dakikalar arasında elde edilen fraksiyonlarda antimikrobiyal etki gözlemlenmiş olup, sırasıyla 0,7 cm, 0,4 cm, 1,2 cm, 1,8 cm ve 0,6 cm çapında berrak inhibisyon zonları tespit edilmiştir. Daha sonra, etki gösteren fraksiyonlar ileri saflaştırmaya tabi tutularak test edilmiş ve 8,4 dakika alıkonma süreli fraksiyonda 0,5 cm çapında berrak zon gözlemlenmiştir. Saf olarak elde edilen fraksiyon ve 6-9 dakikalar arasındaki fraksiyon Glisin ve Tricine SDS-PAGE jellerine yüklenmiştir. Molekül ağırlığı çok düşük olduğu için jelde gözlenememiştir. Bu çalışmada, A. crassicauda türü akrep venomundan antibakteriyel özelliklere sahip yeni bir fraksiyon belirlenmiştir. Klebsiella pneumoniae, özellikle hastane kaynaklı enfeksiyonlara yol açan bir patojendir. Belirlenen peptid bileşenin, antibiyotik tasarımında yeni bir terapötik yaklaşım sunma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.

AkreplerAntimikrobiyal aktiviteAntimikrobiyal peptidler+1
Zuhal Karbuz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Benzimidazol türevlerinin sentezi ve özelliklerinin incelenmesi

ÖZET Bu çalışma özellikle benzimidazolyum bileşikleri ile ilgilidir ve üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde benzimidazoller ile ilgili literatür değerlendirilmiştir. İkinci bölüm yeni benzimidazolyum tuzlarının sentezi ile ilgilidir. Sentezlenen bu bileşiklerin listesi aşağıda şema I. de verilmiştir. Bu bölüm sentez edilmiş benzimidazollerin in vitro antimikrobiyal (antibakteriyel ve antifungal) aktivite çalışmaları ve bazı 1-sübstitüe benzimidazol türevlerinin asitlik sabiti (pKa) belirleme çalışmalarını da içermektedir. Bu çalışmada sentez edilmiş benzimidazol türevleri arasında 5, 9, 15, 21, 27, 28, 29 ve 30 bileşikleri 12.5-200 fig/mL minimum inhibitor derişimlerinde (MIC) gram pozitif bakteriler, Enterococcus faecalis ve Staphylococcus aureus'a karşı etkili bulundular. Diğer taraftan 5, 9, 27, 29 ve 30 bileşikleri sırasıyla Candida albicans ve Candida tropicalis'e karşı 12.5, 12.5, 50, 6.25 ve 12.5 ug/mL MIC değerlerinde etkili bulundular. Bazı 1-sübstitüe benzimidazol türevlerinin pKa değerleri 4.46-6.70 arasında bulunmaktadır. Son bölüm, elde edilen sonuçların değerlendirilmesi ve tartışmasını içermektedir. Anahtar Kelimeler : Benzimidazol türevleri, antimikrobiyal aktivite, pKa sabitiVI R-X,KOH,EtOH R" N 1.R=CH2CH2OMe,R"=H 2.R=CH2CH2OMe,R"=Me 3.R=CH2CH2OEt,R"=H 4.R=CH2CH2OEtR"=Me 5.R=p-Nitrobenzil,R"=H 6.R=Krotil,R"H 29.R,R'=CH2CH2C6H5,R"=Me,X=Br 30.R,R,=CH2CH2C6H5,Rn=NO2lX=Br R'-X, R" I R' 7.R=CH2CH20Me,R'=Et,R"=H,X=l 8.R=CH2CH20Me,R'=CH2C6H51R,,=HX=CI 9.R=CH2CH2OMe,R,=p-Nitroben2il1R"=HX=CI 10K=CH2CH2OMe,R'R"=MeX=l 11K=CH2CH20Me,R,=EtR"=MeX=l 12.R=CH2CH2OMelR,=izopropj|,R"=Me,X=l 13K=CH2CH2OMe,R,=CH2C6H5lR"=Me,X=CI 14.R=CH2CH20MeF=CH2CH2C6H5,R"=Me,X=Br 1 5.R=C H2C H20Me,R'=p-N it robe nzil, R"= Me,X=CI 16E,R'=CH2CH2OMe,R"=Me,X=CI 17K=CH2CH20Me,R'=CH2CH20Et,R,=Me,X=CI 1 8 R=C H2C H20Et,R,=Et,R,'= H,X=I 19K=CH2CH20EtlR,=CH2C6H5,R"=HlX=CI 20.R=CH2CH2OEt,R'=CH2CH2C6H51R"=H1X=Br 21E=CH2CH20Et,R'=p-Nitrobenal,R"=H,X=CI 22K=CH2CH20Et,R'=KrotilR"=H,X=Br 23 R=C H2C H20 Et,R'R"= Me,X=l 24E,R'=CH2CH20Et,R"=Me,X=CI 25JR=CH2CH20Et,R'=AmR"=Me,X=Br 26E=CH2CH2OEt,R'=KrotilR"=Me,X=Br 27K=CH2CH20Et,R"=CH2C6H5,R"=MeX=CI 28.R=CH2CH20Et,R'=p-Nitrobenzil,R"=IVleX=CI Şema.I. Sentezlenmiş Benzimidazol Türevleri

Antimikrobiyal aktiviteBenzimidazol türevleriSentez
Mine Güven
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
10
Master'sOpen AccessTR

Benzimidazolidin çekirdeği içeren elektronca zengin olefinlerin sentez ve özellikleri

Bu tez üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, elektronca zengin olefinlerle ilgili ve başkalarınca yapılmış çalışmalar değerlendirilmiştir. İkinci kısımda, sentezlenen yeni elektronca zengin olefinler ve bazı türevlerinin sentez metodlan verilmiştir. Bu çalışmada sentezlenmiş elektronca zengin olefinler ve türevleri Şema l'de görülmektedir.CHjCHjPh 00- CHjCHjPh II > "N CHjCHjPh CO ^rXX!> 10 R=CH2CH3 A=0 11 R=CH2CH3. A=S 12 R=CH2CH3 A=Se 13 R=CH2CH3! A=Te 14 R=CH, A=Se CH2CH2Ph N ?)- C=N-Ph CHjCHjPh 2 R=CHjCH3. R'=H. X=l 3 R=CH3. R'=H, X=l 4 R=CH2CH2Ph. R'=H. X=Br 5 R=CH2CH2OCH3, R'=H, X=Br 6 R=CH2CH2OCH2CH3, R=CH" X=Br 7 R=CH2CH3 8 R=CH3 9 R=CH2CH2Ph Anahtar Kelime: Antimikrobiyal aktivite = Antimicrobial activity ; Benzimidazol türevleri = Benzimidazole derivatives ; Olefinler = Olefines

Antimikrobiyal aktiviteBenzimidazol türevleriOlefinler
Orhan Ersin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
20
Master'sOpen AccessTR

Biyoaktif peptid içeren nanofiberlerin elektrospin yöntemiyle elde edilmesi, karakterizasyonu ve biyoaktivitelerinin incelenmesi

Bu tezde, ilaç taşıma platformu olarak kullanılabilecek biyoaktif peptid içeren nanofiberlerin elektrospin yöntemi ile elde edilmesi amaçlandı. Bunun için, Viola biflora bitkisinden elde edilen siklotid peptidleri ve polivinil alkolün (PVA) beraber belirli oranlarda saf su içerisinde çözünmesi ile hazırlanan çözeltilerinden elektrospin yöntemi kullanılarak nanofiberler üretildi. Viola biflora'dan siklotid peptidleri ekstrakte edildikten sonra ilk önce C18 flaş kromatografi ile saflaştırıldı. Bu peptidler, daha sonra ters faz yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (RP-HPLC) ile tekrar saflaştırıldı ve toplanan fraksiyonların molekül ağırlıkları sıvı kromatografisi/kuadrupol-uçuş zamanlı kütle spektrometresi (LC-MS/QTOF) ile karakterize edilerek belirlendi. Elde edilen peptidler %10'luk PVA çözeltisi ile karıştırıldıktan sonra elektrospin yöntemiyle nanofiberler üretildi. Üretilen nanofiberler önce alan emisyonlu taramalı elektron mikroskopi (FE-SEM) ile karakterize edildi ve peptid içeren nanofiberlerin %100 (siklotid/%10 PVA, w/v) oranda olanlarının daha düzenli olduğu görüldü. Peptidlerin nanofiber içerisindeki varlıkları analitik RP-HPLC ile kontrol edildi. Peptid fraksiyonları ve nanofiber çözeltilerindeki peptidlerin aynı alıkonma sürelerine sahip olması üretilen nanofiberlerin peptid içerdiğini kanıtlamış oldu. Nanofiberlerin antimikrobiyal aktivitelerine ise antimikrobiyal duyarlılık testi ile bakıldı. Antimikrobiyal aktivite çalışmaları sonucunda, nanofiberlerin gram pozitif bakteriye (Bacillus cereus) karşı aktivite gösterdiği görüldü. Bu bulgular sonucunda peptid içeren nanofiberlerin üretilebileceği ve ilaç araştırma ve geliştirme çalışmalarında kullanılabileceği görülmüştür.

Antimikrobiyal ajanlarAntimikrobiyal aktiviteNanolif+3
Elif Büşra Baş
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Liposomal incorporation of Satureja Hortensis L. essential oil and in vitro antimicrobial activity on oral microorganisms

The use of nanotechnology in the medical industry, involves the use of carrier systems to provide bioavailability, stability and to effectively deliver antimicrobial agents. The essential oil of Satureja hortensis L. a popular Turkish herb, is known to have high antimicrobial activity due to the presence of carvacrol, thymol and p-cymene. The aim of this study was to incorporate, characterize and determine the antimicrobial efficacy of S.hortensis essential oil, loaded liposomes. Microorganisms tested were: Aggregatibacter actinomycetemcomitans FDC Y4, Prevotella intermedia ATCC 25611, Porphyromonas gingivalis ATCC 33277 and Fusobacterium nucleatum ATCC 25586, S.mutans and C.albicans. EO was extracted from S.hortensis, by hydrodistillation method and incorporated achieved by the Bangham method. Different types of loaded liposome (L1 and L2) formulations were prepared with phospholipid 85 G (P85G), cholesterol (CH) and stearylamine (SA) at different ratios, respectively, (P85G: CH: SA; 7:1:2 and 10:1:4). Liposomal formulations were characterized by Dynamic Light Scattering (DLS) and microscopic methods. The antimicrobial activity of L1 and L2 were examined by the Agar Well Diffusion Assay after 120 h incubation. Statistical analysis of results by way of Tukey, Anova and Dunnet tests. Both L1 and L2 showed antimicrobial effects against all test microorganisms. However, overall characterization and antimicrobial results, revealed L1 to have better properties for use against oral pathogens. A liposomal approach can be useful for containing volatile compounds that have antimicrobial effects on oral microorganisms.Finally, liposomes incorporating S.hortensis L. EO, may be considered as a potential liposomal delivery system in the oral cavity in the future.

Antimicrobial activityPlant extractLiposomes+2
Güler Demirbaş
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00

Related subjects