Tribes

Bu konu başlığı altında 58 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Aşiret sisteminde dönüşüm-aşiretin kentte aldığı yeni şekiller-Batman örneği

"Aşiret Sisteminde Dönüşüm -Aşiretin Kentte Aldığı Yeni Şekiller- Batman Örneği" başlıklı bu çalışma, Batman il merkezinde ikamet eden aşiret mensuplarının modernleşme ve kentleşme süreciyle nasıl bir değişim geçirdiklerini anlamak amacıyla gerçekleştirilen nitel bir araştırmadır. Aşiretlerin günümüz kent hayatında nasıl bir görünüme sahip olduklarını anlamak için öncelikle aşiretin geçmişte neye benzediği anlaşılmaya çalışılmış ve bu yöredeki aşiret terminolojisi çerçevesinde, aşiret sisteminin "ideal bir tip"i oluşturulmaya çalışılmıştır. Böylece aşiretin tarihsel süreç içerisinde toplumsal olayları yönlendirmedeki etkisi, değişen şartlara karşıkendini konumlandırması ve sosyolojik açıdan bu kavramanın önemi üzerinde durulmuştur. Aynı çerçevede, bu yapının merkezileşme/modernleşme sürecinden ne şekilde etkilendiği de, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki toprak ile ilgili düzenlemeler, iskân politikası ve Tanzimat ile başlayan idarî/siyasî merkezileşme politikaları üzerinden kısaca değerlendirilmiştir. Araştırmanın teorik kısmında ayrıca kentin, kentleşme sürecinin ve kentliliğin sanayileşmeyle birlikte kazandıklarımodern biçimlerinin, tüm kentlilik ve diğer hayat biçimleri aleyhine evrenselleştiği ve diğerlerini sonlandırma sürecinde olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir literatür içerisinde, diğer hayat biçimlerinin de varlığını "bir biçimde" sürdürdüğü ve kentliliğe tek bir "biçimin" model teşkil edemeyeceği düşüncesinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Araştırma alanından edinilen verilerin değerlendirilerek, aşiretin dönüşümünün toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel görünümleri, özellikle gündelik hayata yansıyan boyutları üzerinden bir analize tabi tutulmuştur. Klasik/modernleşmeci sosyal bilim anlayışı, aşiretin, geleneksel zamanlara ait bir toplumsal biçim olduğu ve modern zamanlarda herhangi bir yerinin olmadığıyönündedir. Oysa araştırmamız, aşiretin yaşanan toplumsal ve küresel değişimlerden bağımsız olarak klasik örgütsel yapılanmasını sürdüremediğini; ancak geleneksel dünyayla iç içe geçmiş bulunan değer ve ilişkilerinin de yerini, modern değer ve ilişkilere bırakmadığını göstermiştir. Her iki dünyanın değer ve ilişkileri yan yana VIII yaşanmakta, bazen çatışma halinde ama bazen de uyumlulaşarak sürdürülmektedir. İnsanlar, bir yandan modern bir aidiyet biçimi olan modern ideolojilere kendini nispet etmekte, ama aynı zamanda geleneksel bir aidiyet biçimi olan "aşiret" aidiyetini de sürdürebilmektedirler. Kuşkusuz eğitim, yaş, cinsiyet, kentte kalış süresi gibi değişkenlerin yanı sıra, benimsenen modern ideoloji de aşirete aidiyeti belirleyebilmektedir. Anahtar Sözcükler: Aşiret, kentleşme, modernleşme, gelenek, töre, gündelik hayat

AşiretlerBatmanGelenekler+4
Sıtkı Karadeniz
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan aşiret, şeyh ve ağa oluşumlarının yönetsel sosyoloji açısından incelenmesi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Türkiye genelinde görülmeyen farklı bir sosyal yapı söz konusu. Duverger'in ifade ettiği "devletsiz toplum" modeli yöre insanı tarafından adeta benimsenmiş bulunmaktadır. Çünkü devletin yapamadığını Ağa, Şeyh, Bey gibi bir resmi statüsü olmayan insanlar yapmaktadırlar. Bu da yönetim mekanizmasında kargaşa ve alışık olmadığımız bir anlayışı doğurmaktadır. İşin ilginç tarafı ise yöre insanı yukarıda ifade etmeğe çalıştığımız gibi resmi statüsü olmayan insanlardan memnun olmadığı halde bir aşirete mensup olmayı ve o aşiret reisinin büyüklüğüyle övünmeyi büyük bir erdemlilik olarak görmektedir. Şeyhliğin ve ağalığın oluşturduğu sacayağının diğer bir adımını aşiret olgusu oluşturmaktadır. İşte doğu ve Güneydoğu insanının sosyal yapısı bununla içiçedir. Çünkü halkın sırtından geçinen bu müessesenin insanları, halkı "aşiretçilik" şemsiyesi altında idare etmeye devam etmektedirler. Bu şemsiye "milletleşmenin" önünde bulunan en büyük engel ve gayri resmi bir şekilde kurulan müessesenin en büyük dayanağıdır. Doğu ve Güneydoğu'nun kalkınması için evvela çok büyük miktarda toprak sahibi olan bu ağaların ve şeyhlerin eski anlayışı sürdürmelerinin yerine, sosyal değişmeyi, teknolojik ilerlemeyi ön plana çıkarmaları gerekir. Bu, bölge kalkınmasını daha da kolaylaştıracaktır. Bölgenin kalkınmasında ikinci, belki de en önemli etken zihniyetle ilgilidir. Yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu'yu geriye götüren, kalkınmasını engelleyen zihniyet değişmediği müddetçe bölgede yaşayan insanlar rahat edemeyecektir. Eğer bölgede işsizlik varsa, fakirlik varsa bunun sebebi "girişimciliğin" olmamasıdır. Girişimciliği de önleyen en büyük engel yılların birikimi olan bu zihniyettir. Bunun için eğitim tabana yayılmalı ve bu zihniyetin izalesine gidilmelidir. Ancak bunun çok zaman alacağı açıktır. Diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yıllarında olduğu gibi, kalkınmanın; eğitime ek olarak İktisadi Devlet Teşekküllerinin yörede oluşturulması ile desteklenmesi gerekir. Aynı zamanda yöre özelliğini gözeten bir toprak reformu ile mevcut olumsuz sosyal ve ekonomik yapı olumlu yönde etkilenebilir. Şüphesiz özel Teşebbüsün teşviki de gerekir. Ancak bu teşviklerle 74 yıllık cumhuriyet tarihimizde yeterli değişim bu bölgede sağlanamamıştır.

AğalıkAşiretlerDoğu Anadolu bölgesi+5
İsmail Kıran
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uygur devletleri döneminde Türk-Tibet ilişkileri (8.-13. yüzyıl)

Tarihi devirlerden itibaren birçok Türk devletinin yabancı milletlerle sosyo-kültürel ve siyasi bir takım ilişkileri gerçekleşmiştir. Türk ve Tibetli kavimlerin ilişkileri ise, Xiongnu ve onların çağdaşı olan Qianglara kadar tarihlendirilebilir. Çin kaynaklarında Tibetlilerin ataları olarak Batı Qiangları gösterilmiştir. Alanın uzmanı birçok akademisyen de bu fikri doğrulamıştır. Hunlardan Gök-Türklere, Gök-Türklerden de Uygurlara kadar birçok Türk devletinin yakın komşusu olan Tibetliler, çoğu zaman siyasi, ticari, sosyo-kültürel ve dini olaylarla Türklerle karşı karşıya geldiler. Uygurlar ve Tibetliler özelinde 8. yüzyıldan itibaren siyasi, sosyal ve dinî bir etkileşimin başladığını söylemek mümkündür. 7. yüzyılda devletlerinin siyasi ve kurumsal yapısını tamamlayan Tibetliler, 8. yüzyılla birlikte Uygurların en ciddi rakiplerinden bir oldular. İlk olarak 8. yüzyılda Çin'deki iç isyanlarda karşılaşan Uygurlar ve Tibetliler, zamanla Orta Asya sathında da mücadeleye giriştiler. Günümüzdeki Doğu Türkistan için Uygurlar ve Tibetliler asırlardır mücadele verdiler. Kimi zaman Tibetliler, kimi zaman da Uygurlar Doğu Türkistan'a hakim oldular. Doğu Türkistan'ın haricinde Gansu'da da bir Uygur-Tibet hakimiyet mücadelesi söz konusuydu. Tibet İmparatorluğu'nun ve Uygur Kağanlığı'nın düşüşü 9. yüzyılda gerçekleşti. Bu yüzyılla birlikte Tibet ve Uygur devletleri yine siyaseten birbirlerinin rakibi olarak devam ettiler. Gansu ve Qinghai'da toplanan Uygur ve Tibet göçleri, bu sahalarda komşu oldular ve hatta iç içe yaşadılar. Özellikle Gansu Uygurları döneminde hem dinî hem de siyasi alanda Tibetlilerle etkileşim içerisine girildi. Gansu Uygurları ile 10. yüzyılda siyasi ortamda görülen ve 11. yüzyılda güçlü bir şekilde devletleşen Tangutlar arasında nefes kesen mücadeleler yaşandı. Tangut Devleti, Tibetli bir kavim olarak eski Tibet devletinin bakiyesi üstüne kuruldu. Bu dönemde Uygurlar ve Tibetliler daha çok Tangutlara karşı birlikte hareket ettiler. 11. ve 12. yüzyıllarda bu iki topluluğu birleştiren en temel şey Budizm'di. 13. yüzyılda Moğolların gelişiyle birlikte artık hakimiyetlerini kaybeden Uygurlar ve Tibetliler, zamanla karışarak kaynakların dahi ayıramadığı topluluklar meydana getirdiler.

KavimlerTibetTürk-Tibet ilişkileri+2
Adilcan Gürses
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin kavimlerine çağrıları

Bu tez, peygamberlerin kavimlerine olan çağrılarının incelenmesi ve tahlilini içermektedir ve Kur'an-ı Kerimde nida ifadelerinden "yâ" ifadesinin geçtiği ayetlerle sınırlandırılmıştır. Bu çalışmanın konusu, Kur'an öğretimiyle birebir bağlantılı olmasından dolayı çok önemlidir. Bilindiği üzere bütün davetler, davet ediciyle irtibatlandırılır ve bu tezde, insanların en şereflisi ve en yüce ahlaklılarından olan söz konusu davetçiler Allah'ın nebileri ve resulleridir ki Hâlık (yaratan) onları kendi varlığına işaret etsinler diye göndermiştir. Hz Nuh'tan Hz İsa'ya kadar olan bütün peygamberlerin bahsedildiği otuz dokuz ayetle sınırlandırılan bu çalışma mukaddime, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında kavramların sözlük anlamları verilip ıstılahi tanımları yapılmıştır. Birinci bölümde sadece Hz. Nuh, Hut, Lût ve Salih; ikinci bölümde Hz. İbrahim, İsmail, Yakup, Yusuf ve Şuayb; üçüncü bölümde Hz. Musa, Harun, Süleyman ve İsa peygamberin kavimlerine daveti incelenmiştir. Bu çalışma, ayetlerin, belagat ve nahvi yönüne olduğu kadar onların okuyuş şekillerinin ayetlerin anlamına etkisini zikretmeye de önem vermiş ve nebinin, müşrik olan kavmiyle üslubundaki eğitsel unsurların önemini tespit etmiştir. Tüm bu zikredilenlerde, tanımlayıcı analitik yönteme tabi olunmuştur. Sonuç olarak, peygamberlerin kavimlerine nidalarını içeren ayetlerden; inancı ruhlara aşılamak, kafirlerin sapkınlıklarını reddedip onların hatalı tasavvurlarını düzeltmek ve davetlerinin yumuşak söz, şefkat ve merhamet üzerine kurulu olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Kur'an'ın farklı okuyuşlarının; davet ayetlerinin yorum çeşitliliği üzerindeki etkisine de dikkat çekilmiştir. Yine ayetler ile onlardan öncekiler arasındaki ilişkide icaz şekilleri ve anlam birliğini ortaya çıkmıştır. Kur'an anlamı, enbiyaların kavimlerine hitaplarında bazen farklı surelerde tek bir anlam olarak bulunabilmektedir. Ayrıca Kur'an ayetlerinin tekrarı işiteni sıkmamakta aksine dinleyenin ruhunda yeni anlamlar doğurmaktadır ki bu durum Kur'an'ın belagatından kaynaklanmaktadır. Anahtar kelimeler: Tefsir, Çağrı, Peygamberler, Nebilerin Kavimleri, Davet.

Ruaa Layth Abdulhamid Alabdullah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A study of Raqqa tribes in Syria social, political and economic profiles

This study starts from the premise that a clan or tribe is a political phenomenon first and foremost. Of course, the clan is a social entity it was formed within the social life of human beings and to achieve social needs. It could also be an economic entity or a security institution whose tribal men exchange services and benefits and protect each other in the face of all forms of external danger; The clan is often an ethnic entity as well, because it is based on blood kinship or lineage in origin. Kinship here may be real, or it may be hypothetical, which tribesmen imagine in response to a specific situation. This research aims, through its six chapters, to clarify the tribal structure in the province of Raqqa and explain the basic concepts and differences between tribe and clan, as well as other terms that are often used in their incorrect locations. This research also aims to discuss social changes and tribal customs and traditions that have developed over time, in addition to researching the policies of states, governments and authorities that have successively controlled the province of Raqqa. And exploring the implications and results of these policies on the relationship that linked the state and the tribe since before the collapse of the Ottoman Empire and passing through all the authorities and governments that ruled this region up to the 2011 Syrian uprising, which is still going on to this day, and discussing their very large effects on the structure of the tribe and the relationship of tribe members between them and the relationship with them. Other tribes and the relationship of the tribal community as a whole with the authority and the state.

TribesPoliticsPolitical activities+3
Amar Alhamd
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaziantep'te Beydili aşireti

Oğuzlar, Türk tarihinin en eski devirlerinden beri var olan Türklerin en eski atalarıdır. Oğuzlar, tarihe ilk çıktıkları Orta Asya sahasından dünyaya açılmışlar ve birçok devletler kurmuşlardır. Ancak Oğuzlar iç ve dış sebeplere bağlı olarak dağılmışlar, bulundukları yerleri terk etmişler ya da terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu şekilde göç eden Oğuz kavimleri tarihin akışını değiştirmişlerdir. Göç yolları üzerinde ve göç ettikleri yerlerdeki tezimize konu olan Oğuzların Beydili kolu ise 24 Oğuz boyundan biridir. Bunların çoğunluğu ise bugün Gaziantep ve Suriye dolaylarında yaşamaktadır. Beydili boyu geçmişte olduğu gibi bugün hâlâ sosyo-kültürel yaşamlarını geleneksel olarak devam ettirmektedir. Aynı zamanda tarih boyunca yaşadıkları bu coğrafyaya hem kültürel anlamda etkide bulunurken hem de bölgedeki diğer kültürlerden etkilenmiştir. Bu çalışmada Oğuzların göçleri, Beydililer ve etnik menşeîleri incelenmiştir. Gaziantep Beydili aşireti çoğunlukla Gaziantep'in Araban ilçesi köylerinde yaşamaktadır. Yaptığımız alan araştırmalarında ve aşirete mensup bazı kişilerle konuştuğumuzda, aşiretin bazı geleneklerinin kaybolmasına rağmen birçok geleneklerini devam ettirdikleri görülmüştür. Bunların başında evlenme törenleri gelmektedir. Benzer gelenek (evlenme geleneği) Suriye'deki Beydili aşiretinde de devam etmektedir. Aşiret olarak tarihsel geçmişlerinin aynı olması, coğrafi bölgelerinin yakınlığı Gaziantep Beydilileri ile Suriye Beydililerinin ortak gelenek ve göreneklere bağlı olduklarını göstermektedir. Gaziantep çevresinde yaşayan Beydili aşireti uzun bir zamandan beri yerleşik hayata geçmiş olup tarım ve ticaretle uğraşmaktadır. İncelediğimiz Beydili aşireti, bölgede sosyo-kültürel hayatını canlı bir şekilde devam ettirmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Oğuz Göçleri, Aşiret, Beydili Aşireti, Kültür, Gelenek

AşiretlerBeydili aşiretiGaziantep+2
Fatma Çebiş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

1914-1923 yılları arasında Dersim'de (Tunceli) asayiş

Dersim sancağı dört tarafı nehirlerle çevrili, engebeli araziye sahip bir ada görünümündedir. Burada yaşayan halkın çoğunluğu Alevi mezhebine mensuptur. Coğrafi koşulların elverişsizliği ve mezhep farklılığından dolayı çevreyle iletişimin zayıf olması toplumsal ayrışmayı arttırmıştır. Bununla birlikte engebeli arazinin fazlalığı ve sert iklim koşulları, üretimi sınırlandırmış bu da günlük ihtiyaçların karşılanmasını güçleştirmiştir. Merkezi yönetim bölgeye mutlak anlamda hâkim olamadığı için devlet kurumları ve eğitim müesseseleri yeterince etkin olamamıştır. Her açıdan gelişimin en önemli araçlarından biri olan yollar yapılamamıştır. Yaşanan otorite boşluğu bölgede yeni güçlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bir reisin yönetimi altında örgütlenen ve aşiret adı verilen bu yapılar savunma ve saldırı kabiliyetine sahip olmuştur. Aşiret mensupları temel ihtiyaçlarını karşılamak için çevredeki toplumlara saldırarak insanları katletmiş ve mallarını gasbetmiştir. Aşiretlerin kanun tanımayan asi özelliğine açlık ve yoksulluk da eklenince, zamanla Dersim'de eşkıyalık günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Mevcut durum, Dersim ve yakın çevresinde asayiş hadiselerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Süreklilik arz eden bu saldırıların hedefi olan bölge halkı ise durumdan şikâyetçi olmuştur. Bu çalışmada 1914-1923 yılları arasında Dersim sancağının asayiş durumu ele alınmıştır. Asayiş hadiselerinin yaşanmasında aşiret faktörü, devlet kurumlarının tutumu, savaşların etkisi ve asayişin ihlal edilmesinin gerekçeleri ayrıntılı bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin düzeni sağlamak amacıyla aldığı idari, askeri ve hukuki tedbirler ve bu tedbirlerin aşiretlerin gasp ve soygun eylemlerini engellemedeki yetersizliği, nedenleriyle birlikte değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

20. yüzyılAşiretlerEşkiya+5
Erhan Taş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eskiçağ tarihi perspektifinden peygamberler ve eski kavimler(Hz. Âdem'den Hz. İbrahim'e kadar)

Evren ve ilk insanın varoluşu konusu hakkındaki merak, insanlık tarihiyle başlamış ve halen de devam etmektedir. Peygamberler ve eski kavimler de kâinat ve insanın yaratılışı kadar olmasa da hayli dikkat çekmiş ve önemine binaen çok sayıda peygamber kıssaları yazılmıştır. Bu öneminden dolayı "Peygamberler ve Eski Kavimler" konusu seçilmiştir. Konu çok geniş olduğundan dolayı, Hz. Âdem'den Hz. İbrahim'e kadar olan peygamberler ve kavimleri ele alınmıştır. Bu çalışmada hem kutsal kitaplardaki bilgilerden, hem tarih kaynaklarından ve hem de arkeolojik kazılarda elde edilen bilgi ve belgelerden istifadeye çalışılmıştır. Böylece, arkeolojik bulgulara dayalı yapılan çalışmalarla, kutsal metinlerdeki bilgilere dayalı çalışmaların bir noktada buluşturulması amaçlanmıştır. Konuyla ilgili elde yeterli bilgi, belge bulunmamasına rağmen, en azından doğruya yakın veya yaklaşık bilgilere ulaşılabilmiştir. Gerek bu konuda ve gerekse diğer peygamberler ve eski kavimler konularında çalışmaların yapılmasının gerektiği kanaatindeyiz. Aynı zamanda bu tür çalışmaların, İlkçağ tarihinin sevilmesine de katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Kâinat, Peygamber, Kutsal kitap, Âdem, Tevhit, Kavim.

Dinler tarihiEski ÇağEski Çağ tarihi+4
Resul Şahin
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in Doğu Anadolu'daki aşiret ve tarikatlar üzerindeki faaliyetleri

Anadolu toprakları, tarihin farklı dönemlerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Jeopolitik konumu, coğrafi yapısı, evrensel dinlerin kutsallarını barındırması gibi sebeplerden dolayı daima cazibe merkezi olmuş ve bu konumu bundan sonraki asırlarda da devam edecektir. Bu araştırmada, yaklaşık yüz yıl önce Anadolu'da Milli Mücadele'nin yaşandığı yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geziler düzenleyen İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in hayatı ve bu bölgelerdeki faaliyetleri incelenmektedir. Bu gezilerin amaçları doğrultusunda Noel'in Kürt ve Alevi aşiret liderleri ile yaptığı görüşmelerinden sonra bağımsız bir Kürdistan bölgesi için sunduğu çözüm önerisi üzerinde durulmuştur. Noel'in faaliyetlerine karşın milli mücadele kadrolarının aldığı tedbirler ve Gazi Mustafa Kemal'in bu yönde yaptığı yazışmalar incelenmiştir. Çalışmanın sonunda Noel'in milli mücadeleyi bastırmak için Kürt ve Alevileri kışkırtma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı ve aşiretlerin İngiliz saflarına geçmeyip aksine milli mücadeleye destek verdikleri görülmüştür.

AlevilerAşiretlerDoğu Anadolu bölgesi+7
Sümeyye Esra Avcıl
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyet-i Umûmiyyesi Teşkilât tarihi (1914?1922)

Bu tezde 1913 yılında Dâhiliyye Nezareti bünyesinde teşkil edilen İskân-ı Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyeti'nin genel müdürlüğe dönüşüm süreci ile Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyet-i Umûmiyyesi'nin kuruluşu, binası ilk önce ele alınmıştır.Çalışmanın devamında Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatları ayrıntılı olarak arşiv belgelere dayanılarak işlenmiştir. Merkez teşkilatındaki şubeler ile taşra teşkilatındaki müdürlük ve memurluklar işlenirken karanlıkta kalan kısımlar arşiv belgeleriyle aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu teşkilat içinde çalışanların ele alındığı başlıklarda atama ve görevler aktarılmıştır.Genel Müdürlüğün çalışma yöntemi alt başlıklar halinde anlatılmıştır. Burada iskân hususu, araştırma ve inceleme çalışmaları ile Mondros Mütarekesi sonrasındaki faaliyetler yine belgeler doğrultusunda işlenmiştir.Böylece teşkilat tarihi açısından (Birinci Dünya Savaşı öncesi/esnâsı ve sonrası) üç dönemdeki yapısal durum ortaya konulmaya çalışılmış, kurumun bir sosyal yardım kuruluşu olduğu yönündeki düşünce kuvvetlenmiştir.

Aşair ve Muhacirin Müdiriyyet-i UmumiyyesiAşiretlerGöçler+6
Volkan Marttin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı Devleti'nde Milli Aşireti XVIII.-XIX. yy.

Osmanlı Devleti'nde Milli Aşireti çoğunlukla, Diyarbekir, Mardin, Urfa ve Rakka çevresinde konar-göçer özellik gösteren bir aşirettir. Zamanla üyeleri arasından Diyarbekir ve Mardin voyvodalıkları yürütenler çıkmıştır. Bunun da etkisiyle Mardin ve Urfa-Viranşehir yörelerinde iskân edilen birkısım Milli Aşireti mensubu şehirlileşmişlerdir. Güneyde çölden gelen Urban taarruzuna dayanamayıp dağılan Boz-Ulus Aşiret Birliği sonrasında aşiretleri bu tehdide karşı birleştirme istidadı gösteren Milli Aşireti, bu sayede bünyesine kattığı aşiretlerle biraz daha büyümüştür. Bazı dönemler Osmanlı hükümetiyle yakınlaşan, bazen kendi çıkarına davranıp muhalif hareket eden Milli Aşireti idarecileri olmuştur. Anlaşmazlık yaşanan bu dönemlerde aşiret zayıflamış, dağılmıştır. XIX. yüzyılın sonunda Sultan II. Abdülhamid'in siyasetine uygun davranan Milli Aşireti, Hamidiye Süvari Alayları'na katılarak daha da kuvvetlenmiştir. 1908'de II. Meşrutiyet rejiminin ilanının arkasındaki önemli güç olan İttihad Terakki Cemiyeti, Sultan II. Abdülhamid dönemi iktidar unsurlarını birbir ortadan kaldırmıştır. II. Abdülhamid döneminin önemli destekçilerinden olan Milli Aşireti Reisi İbrahim Paşa da bundan nasibini alarak tasfiyeye uğramıştır. Böylece Milli Aşireti dağılarak yavaş yavaş eski gücünü kaybetmiştir. Anahtar Kelimeler: Milli Aşireti, Hamidiye, Süvari Alayları, Milli İbrahim Paşa

19. yüzyıl8. yüzyılAşiretler+6
Mehmet Rezan Ekinci
Fırat University
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Eş-şuubiyye ve te'sîruhâ alâ'l-akîdeti'l-firaki'l-İslâmiyye

Bu araştırmada Halkçılık tarifi, nasıl ortaya çıktığı ve Halkçılık taleplerinin aşamaları , başından beri araplar ve diğer kavimler arasında istenen uzlaşıdan bahsettim. Özellikle fars halkını ele aldım. Daha sonra kavmiyetçiliğin ortaya çıkmasına sebebiyet veren iktisadi, ictimai siyasi ve dini sebeplere işaret ettim. Diğer bir yönden devlet adamlarının ve yöneticilerin rolünün ne olduğu, diğer bir yandan kavmiyetçilerin islami sulta, firka ve mezheplere tabi okulların ortaya çıkmasındaki etkisini ele aldım. Bunların Kur'an'ı Kerim'in âyetlerini ve hadisleri batıni yorumlarına dayanarak yorumlamaları sonucu Halkçılık bu firkaların akidesi ve nübüvvet inancı üzerinde ne ölçüde etkili olduğu ele alınmıştır. Birçok nassı te'villeri kıyassız olup alimlerin itimad ettiği kurallardan yoksundur. Bunlar ''Her zahirin bir batını var''derler. Bu araştırma çerçevesinde günümüzde var olan kavmiyetçilik ve ortada olan bu durumla nasıl muamelede bulunulacağından bahsettim. Kendi devrinde diğerlerine hürmet, şeref ve akide bakımından müslüman olsun veya olmasın zorluklar yaşatan aşırı taasup olmadan, nasıl muamelede bulunulacağından bahsettim. Anahtar Kelimeler: Halkçılık, proletarya, sapkınlık, akide, Abbasid, Emeviler, Şia

Saleem Jalal Qader
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

H.C. Wels cihan tarihin umumi hatları İstanbul 1927 adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Çalışmamız cihan tarihinin umumi hatları adlı eserin transkripsiyonunu içermektedir. Bu çalışmada insanlık tarihinin önemli bir kilometre taşı olan medeniyetleri ve bu medeniyetlerin tarihi süreçlere katkısını anlattık. Bu çerçevede daha önce çevirisi yapılmamış bu eserin transkripsiyonunu yaparak tarih bilimine katkıda bulunduk. Çalışmamızda Asur, Babil, Mısır, Elen gibi ilk çağ medeniyetlerinin sosyal ve kültürel özelliklerini vurgulamayı amaçladık.Anahtar Kelimeler: Kavimler, Medeniyetler, İskender, Sargon, Kast

AsurlularBabilHelenler+7
Cuma Ali Yılmaz
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mezopotamya kavimlerinde sosyal ve ekonomik hayat (Sumer-Babil-Asur)

Tezimizin konusunu oluşturan Mezopotamya'daki Sosyal ve Ekonomik hayatı değinirken, hukuk ve iktisat alanında yazılmış vesikalardan faydalanarak, mevcut kanunlar, kanun yerine geçen reform talimatnameleri, kira mukaveleleri, hesap listeleri, borç mukaveleleri, ticari antlaşma metinlerini inceleyerek sosyal ve ekonomik hayatı açıklamaya çalıştık. Sosyal hayatı yaşanabilir hale getirmek için ilk düzenlemeleri yapan ve bunu hayata geçiren ilk reformcu Kral Urukagina'dır.(M.Ö. 2350) Bunu Ur-Namnu kanunları, Ana itti?u kanunu, Lipit İ?tar kanunu, E?nunna kanunu, Hammurabi kanunu, Ammi-Şaduqa kanunları Orta Asur kanunları, Yeni Babil kanunu oluşturur.Araştırmamızın birinci bölümünde Sumer-Akad, Babil ve Asur dönemi sosyal yaşamı, toplumsal hayatı ve toplumun en küçük yapı taşı olan Aile hayatı üzerinde durmaya çalıştım. Aile hayatını da incelerken de en çok karşılaştığımız evlenme, boşanma, miras ve evlatlık alma gibi konuları da alt başlıklar halinde ele aldım. Bu başlıkları araştırmamıza eklerken de mevcut kanunları inceleyip, ardından Sumer, Akad, Babil ve Asur'un zamanla birbiriyle etkileşimini, kültürel yakınlaşmayı ve mirasını kanunlar çerçevesinde açıklamaya çalıştım.Araştırmamızın ikinci kısmında ise incelemiş olduğum devletlerin ekonomik faaliyetlerini ele aldım. Bunu da ziraat, hayvancılık, madencilik ve ticaret safhasında alt başlık olarak inceleyip araştırmamıza bir bütünlük kazandırdım.

AileAsurlularBabil+7
Birol Mendires
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı Döneminde aşiretlerin Rakka`ya iskanı (1690-1840)

Bu çalışmada Osmanlı Döneminde Rakka'ya iskân edilen aşiretler incelenmiştir. Bu aşiretlerin siyasi, idari, demografik ve iktisadi yapılan hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti tararından Türkmen Aşiretleri Rakka'ya 17. yüzyıl sonlarından itibaren iskân edilmeye başlanmış ve bu iskân faaliyetleri 18. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiştir. Rakka'ya iskân edilen aşiretlerin her biri hakkında ayrı ayrı bilgiler verilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin iskândaki temel amacı ile iskân faaliyetlerini yürüten devlet görevlileri hakkında önemli bilgiler verilmiştir. Çalışma Giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de, Rakka'nın kısa tarihçesi verilmiştir. İkinci Bölüm'de, Osmanlı Devleti'nin Rakka iskânında takip ettiği temel siyaset değerlendirilmiştir. Üçüncü Bölüm'de, Rakka iskânından sorumlu devlet görevlileri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Dördüncü Bölüm'de, Rakka'ya iskân edilen aşiretlerin her biri hakkında ayrı ayrı bilgiler verilmiştir.1 Beşinci Bölüm'de ise Rakka'ya iskân edilen aşiretlerin demografik ve iktisadi yapıları ile iskânın 20. yüzyıldaki yansımaları ele alınmıştır. Bu çalışma; tablo, liste, harita ve fotoğraflarla zenginleştirilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELİıMELER: Ralcka, Aşiret, Cemaat, İskân.

AşiretlerOsmanlı DevletiRakka+2
Murat Çelikdemir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2001
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siirt ve çevresi Ermeni olayları (1876-1914)

Kadim bir geçmişe sahip olan Siirt, coğrafi olarak bir kısmı Güneydoğu Anadolu bir kısmı Doğu Anadolu bölgesinde bulunan toprakları ile önemli bir kavşak noktasında yer almaktadır. Siirt'in de içerisinde bulunduğu topraklar Selçuklular ve beylikler döneminden sonra uzun süreli Moğol ve Bizans'ın hakimiyeti altında kaldı. Osmanlı Devleti'nin büyük bir devlet olarak ortaya çıkmasından sonra Yavuz Sultan Selim döneminde 24 Ağustos 1514 Çaldıran Savaşı ile Safeviler mağlup edildi. Böylece Siirt'in de içerisinde bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde kesintiye uğrayan Türk hakimiyeti yeniden tesis edildi. 1789 Fransız İhtilali ile tüm dünyada etkisini göstermeye başlayan milliyetçilik, bağımsızlık v.b düşüncelerden Osmanlı Devleti de etkilendi. Geniş bir coğrafyaya hükmeden ve kozmopolit yapısı sebebiyle zaman zaman hakimiyeti altında bulunan bölgelerde vergi hoşnutsuzluğu, eşkiyalık veya yerel yöneticilerden memnuniyetsizlik gibi sebeplerle Osmanlı ülkesinde ayaklanma ve kargaşalar meydana gelmiştir. Fransız İhtilali'nden sonra bu ayaklanmalar ve kargaşalar büyük Avrupalı devletlerinde müdahalesiyle bu dar çerçeveden çıkarak doğrudan siyasi idareye yönelik bağımsızlık ve devlet kurma evresine geçmiştir. Hoşgörü politikası ile tebaasına adalet ile hükmeden Osmanlı Devleti'nde her millet dini inancını, kültürünü ve dilini serbestçe yaşamış ve muhafaza etmişti. Ancak Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı devletlerin de etkisi ile Balkanlarda gayr-i müslim toplumlar arasında başlayan isyanlar sonucu sarsılmaya başladı. Osmanlı Devleti, bu milletlerin muhtariyet ve özerklik gibi tavizler koparmasına engel olamayarak nihayet bağımsızlılarını kazanmaları ile parçalanmaya başlayacaktır. Bu toplumlardan biri de Osmanlı Devleti bünyesinde daha önce hiçbir devletin bünyesinde elde edemedikleri rahatı ve huzuru yakalayan Ermeniler olmuştur. Ermeniler devlete sadakatleri ve bağlılıkları ile Millet-i Sâdıka olarak büyük hizmet etmiş ve Osmanlı Devleti'nin en önemli Hristiyan unsurlarından biri olmuşlardı. Fakat Ermeniler de Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişini fırsat olarak görmüş ve Osmanlı Devleti'nin içerisinde bulunduğu zor durumdan yararlanarak büyük Avrupalı devletlerin de kışkırtmaları sonucunda bağımsızlık hayallerine kapılıp ayaklanmıştır. Ermenilerin bu ayaklanmaları günümüze kadar sürecek bir Ermeni meselesinin başlangıcını teşkil etmiştir. Ermeniler, Osmanlı Devleti'nde çoğunluk teşkil edememişlerdi. Bununla birlikte yoğun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşamışlardır. Siirt'in Bitlis, Sason, Muş, Diyarbakır ve Van gibi en önemli Ermeni olaylarının yaşandığı yerlerin kavşak noktasında yer alması bu olaylardan doğrudan etkilenmesine ve olayların merkezinde yer almasına sebep olmuştur. Buna bağlı olarak Siirt'te de Ermenilerin sebep olduğu olaylar yaşanmıştır.

AşiretlerErmeni ayaklanmalarıErmeni olayları+6
Hakan Özen
Bitlis Eren University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı Devleti'nde Rişvan Aşireti (Hâlikan Oymağı)'nın sosyal ve kültürel hayatı

Anadolu'ya 1071 yılından önce başlayan Türk akınları Malazgirt Zaferinden sonra artmış ve Türkmen aşiretlerinin Anadolu'yu yurt edinmelerine olmuştur. Anadolu'ya gelen aşiretler buraya Orta Asya kültürleriyle beraber gelmiş ve konar- göçer yaşam tarzını benimsemişlerdir. Kışın kışlakta yazın yaylaklarda geçen bu yaşamları süresince birçok zorluk ile baş etmek zorunda kalmışlardır. Bunların içerisinde yerel bir yönetim olan Osmanlı Devleti tarafından yönetilmeleri, yerleşik halk ile münasebetleri ve aralarında çıkan eşkıyalarla baş etmeleri yer almaktadır. Büyük aşiretlerden birisi olan Rişvan Aşireti'nin tarihi sürecini anlattığımız bu çalışmada Rişvan Aşireti'nin Anadoluya yerleşmesi ve Rişvan Aşireti'nin bir oymağı olan Halikân Oymağı'nın yerleştiği alanlar ve sosyo-kültürel tarihi ele alınmıştır. Etrak ve Ekrad terimlerinin belgelerde kullanış şekillerinden hareketle etnik bir kimliği tanımalamak için kullanılmadığı anlaşılmıştır. Anadolu'nun hemen hemen her yerine yayılan büyük bir aşiret olan Rişvan Aşireti'nin Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler içerisinde olduğu, devlete karşı sorumluluklarını yerine getirdiği görülmektedir. Vermiş olduğu vergiler, yaşamış olduğu sancaklar ve yaşam şekilleri belgeler desteğiyle sunulmuştur. Halikân Oymağı'nın sosyal ve kültürel hayatı, sahada yapılan çalışmalar ve belgelerde elde edinilen bilgiler ile sunulurken eski ve şimdiki Türk topluluklarından da örneklerle sunulmuştur. Bütün bu bilgiler neticesinde Halikân Oymağı ve Rişvan Aşireti'nin bir Türkmen aşireti olduğu görülmektedir. Çalışmanın Türk kimlik ve kültür tarihine katkı sağlaması amaçlanmıştır.

AşiretlerKültürOsmanlı Devleti+5
Elif Geçgin
Bolu Abant İzzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akkoyunlu - Karakoyunlu mücadeleleri

151 ÖZET Akkoyunlu - Karakoyunlu Mücadeleleri Akkoyunlu ve Karakoyunlu kabilelerinin adları, besledikleri sürülerin rengiyle alakalıdır. Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da yaylak - kışlak yaparak, yarı göçebe bir tarzda yaşayan bu kabilelerin, geniş bozkırlarda ve yaylalarda ayrı renkte hayvanlar beslemeleri sürülerinin karışmasını engelleyebileceği gibi daha sonra da bu kabilelere ad olmuştur. Bayındır Boyu'na mensup olan Akkoyunlular ile; Yıva Boyuna mensup olan Karakoyunlular, Anadolu'ya Moğol istilası sırasında gelmişlerdir. Moğol istilâsı sırasındaki faaliyetleri tam olarak bilinmemesine rağmen Akkoyunlu ve Karakoyunlular, siyasî sahadaki faaliyetlerine Ebû Said Bahadır Han'ın ölümüyle başlamışlardır. XIV. yüzyıl Anadolusu, siyasî olarak bir değişim ve dönüşüm dönemidir. Bu yüzyılda, Anadolu'daki Moğol hâkimiyeti yıkılmış ve Anadolu'da bir çok beylik ve devlet kurulmuştur. Akkoyunlu ve Karakoyunlular da bu siyasî değişim ve dönüşüm devresinde faaliyetlerine başlamışlardır. Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri, Anadolu'ya gelişlerinden, Karakoyunlular yıkılana dek birbirleriyle mücadele etmişler, "Adâvet-i Kadîme" olarak adlandırılan bu mücadelelerde Anadolu'daki diğer devletlerden de (Timur, Memlûk, Kadı Burhaneddin, Mutahharten) destek almışlardır. Anadolu'nun Türkleşmesi için büyük hizmetler eden Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen aşiretlerinin birbirleriyle olan kıyasıya mücadeleleri büyük bir talihsizliktir.152 Akkoyunlular'ın bilinen ilk reisleri Tur Ali Bey ile Karakoyunluların bilinen ilk reisleri Bayram Hoca zamanında mücadeleler başlamış, bu mücadelelerde bazen Akkoyunlular, bazen de Karakoyunlular üstünlük sağlamıştır. Ancak bu mücadeleler sırasında Anadolu'da bir çok Türk öldürülmüş, bir çok şehir harâb edilmiştir. Akkoyunlu - Karakoyunlu mücadelelerinin elbette bir çok nedenleri vardır. Ancak bu mücadelelerin temellerini, bu devletlerin hâkimiyet anlayışlarında aramak gerekir. Doğu ve Güney Doğu'ya hakim olabilmek için yaptıkları fetihlerle birbirleri aleyhine gelişmeler gösteren Akkoyunlu ve Karakoyunlular, bütün faaliyetlerinde hep birbirlerinin engelleriyle karşılaşmışlardır. Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri arasındaki mücadelelerin boyutları çok büyüktür. Bu düşmanlığın şiddetinden en çok Akkoyunlu ve Karakoyunlu coğrafyasında yaşayan nüfus zarar görmüştür. Akkoyunlu ve Karakoyunlular'ın, ülkelerinin sınırlarını doğuya doğru genişletirlerken idareleri altındaki Türkmenleri de Anadolu'dan alıp bu bölgelere (İran, Irak, Azerbaycan) götürmüşlerdir. Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin Tebriz'i başkent seçerek hakimiyetlerini bu coğrafyaya kaydırmaları sonucu, bu bölgelere göç eden Türkmenler bir daha geri dönmemişlerdir. Akkoyunlu ve Karakoyunlu mücadeleleri, Şeyh Cüneyd'e mürid toplamak için uygun fırsatı vermiş ve Şah İsmail döneminde Anadolu'dan yeni bir göç hareketi de olmuştur ki, bu göç hareketinin temelinde de Akkoyunlu - Karakoyunlu mücadeleleri vardır.

AkkoyunlularAnadoluAşiretler+2
Hasan Akyol
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kafkaslar`da atlı - bozkır kavimleri (M. Ö. 1 bin)

Atlı-bozkır kavimlerinin Kafkasya coğrafyasında tarih sahnesine çıkması yazılı ve arkeolojik kaynaklarca ortaya konulmaktadır. Kafkasya coğrafyasında ortaya çıkan bu kavimler Kimmerler İskitler ve daha sonra Sarmatlar'dır. Adı geçen kavimlerden Kimmerler ve İskitler bu coğrafyalarda ilk olarak M. Ö. VIII y.y., Sarmatlar ise M. Ö. VI y.y. görünmektedirler. Kafkasya coğrafyasını kendilerine yurt edinene bozkır kavimleri burada çeşitli devlet ve kavimlerle siyasi ve kültürel ilişkilerde bulunmuşlardır. Bu devletlerden Asur, Urartu, Babil, Manna (Media), Grek ve Roma vb. yazılı kaynakları adı geçen kavimlerin tarihi ile ilgili çok önemli bilgiler vermektedirler. Atlı-bozkır kavimleri göçebe hayat tarzını benimsemişlerdi. Gerek siyasi ve gerekse de kültürel, ilişkileri bu hayat tazının sağladığı imkanlar çerçevesinde gelişme göstermekteydi. Bozkır kavimleri bu coğrafyada ilk olarak Urartu devleti ile karşılaşmıştır. Urartu krallarının akıllı politikası sonucu Asur devleti ile temasa geçmişlerdir. Bu devletlerle olan siyasi ilişkileri uzun sürmemiş M. ö. VI y.y. değin her iki devlet de adı geçen kavimlerin artan baskıları sonucu ortadan kalkmışlardır. Adı geçen kavimlerin idari ve askeri teşkilatı eski Türk geleneklerine dayanmaktaydı. Bozkır dini inancı geniş coğrafyalarda değişik boyutlara ulaşmaktaydı. Bu topluluklar arasında Güneş ve güneşe tapmak başlıca dini inanç olarak görülmekteydi ayrıca, Şamanizm ve tanrılar alemi de geniş yayılmıştı. Adı geçen toplulukların dili meselesi bu gün dahi bir problem olmaktan kendini kurtaramamaktadır. Ortaya atılan değişik görüşlerin aksine147 Sakız ve Suz çevresinde ele geçirilen çivi yazılı metinlerde geçen Türkçe kelimeler konuya büyük ölçüde açıklık getirmektedir. Ekonomi ve ticari hayat temel olarak bozkır hayat tarzının gereksinimleri üzerine kuruluydu. Sanat anlayışı da esas olarak hayvan tasvirlerine dayanmaktaydı. Burada aslan, boğa, geyik, vahşi kuşlar, at, koyun vb. hayvan tasvirleri ağırlık kazanmaktadır. Kafkasya coğrafyasında ortaya çıkan atlı-bozkır kavimleri ile ilgili yazılı bilgilere Asur, Babil, Urartu, Pers çivi yazılı metinlerinde, Grek tarih yazarlarından; Homer, Herodot, Hipokrat, Polibius, Strabo, Ptolemaios'un vb. eserlerinde rastlanılmaktadır. Bu bilgileri Sarmatlar'ın ortaya çıkması ile Roma tarih yazarlarından; Pompeius, Plinius, Tacitus, Ammianus Marcellinus'un vb. eserleri takip etmiştir. Konu ile arkeolojik kaynaklara ise Kafkasya coğrafyasının hemen her yerinde yapılan kazılar sonucu ulaşılmıştır. Bu kazılar ağılıklı olarak Alman, Rus kısmen de Azeri bilim adamları tarafından sistematik şekilde yapılmıştır.

KafkasyaKavimlerKimmerler+2
Muhabbet Mikayılov
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaöğretim öğrencilerinin aşiretçilik anlayışı ve dini tutum ilişkisinin incelenmesi (Ağrı-Patnos örneği)

Ortaöğretim öğrencilerin aşiretçilik anlayışları ve dindarlık ilişkisini ele alan bu çalışmada, bu ilişki aşiretçilik anlayışına ve dini tutuma ilişkin ölçekler üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Bu ölçeklerden aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği araştırmacı tarafından bu çalışmada kullanılmak üzere geliştirilen "Aşiretçilik Anlayışı Tutum Ölçeği'dir. Dini tutumu belirlemek için ise "Ok Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada bu ölçeklerin yanı sıra öğrencilerin bu tutumlarını etkileyebileceği düşünülen demografik bilgi formu da kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler 09.11.2015 – 0.12.2015 tarihleri arasında Ağrı İli'nin Patnos İlçesinde tabakalı örneklemle seçilen biri imam-hatip lisesi olmak üzere toplam 6 lisede 611 öğrenciye uygulanan anketlerden elde edilmiştir. Veriler "tek faktörlü varyans analizi" ve "bağımsız örneklemler T-testi" ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, demografik değişkenler ve aşiretçilik anlayışı açısından değerlendirildiğinde bazı kategorilerde aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği değerlerinin yüksek çıktığı görülmüştür. Erkek öğrencilerde, İmam-hatip öğrencilerinde, geniş aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi düşük olan öğrencilerde ve köyde ikamet eden öğrencilerde aşiretçilik anlayışının daha yoğun olduğu görülürken kız öğrencilerde, diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde, çekirdek aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi yüksek olan öğrencilerde ve ilçe merkezinde ikamet eden öğrencilerde aşiret anlayışının daha zayıf olduğu görülmüştür. Demografik değişkenler açısından dini tutumlarda da farklılıklar gözlenmiştir. İmam-hatip öğrencilerinde ve kız öğrencilerde dini tutumun daha yoğun olduğu görülürken diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde ve erkek öğrencilerde dini tutumun daha zayıf olduğu görülmüştür. Aşiret anlayışı ve dini tutum ilişkisi arasında ise araştırma örnekleminin bütünü açısından anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ancak imam-hatip lisesi öğrencilerinin hem dini tutum değerlerinin hem de aşiretçilik anlayışı tutum değerlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum bu okulların dini içerikli müfredatının beklediğimizin aksine aşiretçilik anlayışını meşrulaştırma yönünde etkide bulunduğunu düşündürmektedir.

AidiyetAğrı-PatnosAşiretler+4
Mehmet Özkaya
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haydaranlu Aşiretine dair H.1189-1249/M.1775-1833 tarihli Osmanlı arşiv vesikalarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bu çalışmamızın temelini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sınır uçlarında yaşayıp Osmanlı- İran arasında zaman zaman yapmış oldukları yer değişiklikleri sonucu iki ülke arasındaki ilişkileri geren Haydaranlı Aşireti incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışma yapılırken Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alınan belgelerin Transtkripsiyonu yapılıp herbiri hakkında bir özet verilmiş ve çalışmanın sonunda konuyla alakalı genel bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece Haydaranlı Aşireti'nin Osmanlı, İran ve bölgede bulunan diğer aşiretler ile ilgili genel ilişkisi saptanmıştır. Konuyu daha anlaşılır bir durumda izah etmek ve gelişen olayların arka planını daha net görebilmek için Anadolu'nun tarih seyri içerisindeki Türkleşme sürecine kısaca değinilmiş olup aşiretlerin siyasal, sosyal ve iktisadi boyutları irdelenmiştir. Ayrıca hem Osmanlı Devleti'nde hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde aşiretlerin gücünü kırmaya yönelik yapılan toprak reformları ve bu reformların aşiretler üzerindeki olumlu ve olumsuz yönlerine değinilerek konu açıklanmaya çalışılmıştır.

Arşiv belgeleriAşiretlerDoğu Anadolu bölgesi+6
Narin Demir Erdemci
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Miran aşireti ve Mustafa Paşa

Bu tez çalışmasında bölgede önemli bir güç olan aşiretleri tanımak ve aşiretlerin yapılanmalarını anlamak; Hamidiye Alayları'nın bölgede güvenlik ve devlet otoritesini sağlamak için kurulmasına rağmen, alayların zaman zaman kontrolden çıkarak aşiretler arası bir güç savaşına dönüşmesinde Mustafa Paşa şahsında Miran Aşireti'nin rolünü ortaya koymak; Miran Aşireti'ni tanıyarak tarihsel rolünü ve bölgeye etkilerini ortaya çıkarmak. Mustafa Paşa'yı tanımak ve bölgedeki rolü ve etkisini ortaya çıkarmak; Miran Aşireti ve Mustafa Paşa'nın Hamidiye Alayları içindeki rolünü ortaya çıkarmak; konuyla ilgili mevcut literatür boşluğunun doldurmak amaçlanmıştır. Birinci bölümde aşiret, eşkıyalık ve Hamidiye Alayları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu hususta Kürtlerdeki aşiret yapılanmasına ve aşiretlerin bölge üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Bunun yanında eşkıyalık kavramı ve faaliyetlerine değinilerek aşiret ve eşkıya arasındaki bağlar tartışılmıştır. Son olarak da Hamidiye Alayları'nın kurulması, amaçları ve bölgedeki etkilerine değinilerek alayların aşiret ile eşkıya üzerindeki etkileri incelenmiştir. İkinci bölümde ise Miran Aşireti ile Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa işlenmiştir. Miran Aşireti'nin yapısı, etki alanı açıklanarak Mustafa Paşa şahsında nasıl bir bölgesel güç haline geldiği ele alınmıştır. Özellikle Mustafa Paşa'nın aşiret reisi olmasının yanında, aynı zamanda eşkıyalık faaliyetleri yürütmesine ve son olarak da kendisinin Hamidiye Alayları'na katılmasına değinilerek kendisinin faaliyetleri ve bunların yankıları ele alınmaktadır. Çalışmamızda detaylı bir literatür taraması yapılıp Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nden Miran Aşireti ve aşiret reisi Mustafa Paşa ile ilgili birçok belgenin çözümlemesi yapılmıştır. İncelenen kaynaklar neticesinde Hamidiye Alayları'nın amaçlarına büyük ölçüde ulaşarak bölgenin Osmanlı Devleti'nin elinde kalmasını sağladığı, Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa'nın devletin vermiş olduğu gücü kötüye kullanarak hâkimiyetini pekiştirdiği ortaya çıkmıştır.

AşiretlerHamidiye AlaylarıKürtler+4
Ahmet Uçmaz
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

19. yüzyılda Teke Yöresi Yörüklerinin sosyo-ekonomik durumu

Osmanlı Coğrafyasında Batı Akdeniz Bölgesinde yer alan Teke Yöresindeki Yörüklerle ilgili yapılmış olan bu tez çalışmasında on dokuzuncu yüzyılda yörede konargöçer hayatı sürdüren oymak ve obaların sosyo-ekonomik durumları arşiv belgelerinden yararlanılarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Yörede yer alan oymak ve obalar ile bunların idari ve sosyal yapıları ele alınırken ayrıca yerleştikleri alanlar belirlenmiştir. Geleneksel yaylak ve kışlak hayatını devam ettiren Yörüklerin mekan anlayışları içerisinde yaylak, kışlak ve güzlek alanları ile kullandıkları göç yolları ve konaklama merkezleri yanında göç anlayışları ayrıntılı olarak tez içerisinde yer almaktadır. Aynı zamanda kullandıkları mesken türleri ile eşyalardan ayrıntılı olarak bahsedilmiştir. Ondokuzuncu yüzyılda yörede azımsanamayacak derecede hane ve nüfusa sahip olan Yörükler, zoraki bir iskana tabi tutulmadıkları gibi zaman içerisinde tedricen kendiliklerinden yerleşmişlerdir. Vergi ve asker kaynağı bakımından ciddi bir potansiyele sahip olan Yörükler, yetiştirdikleri hayvanlar ve yaptıkları ziraatla elde ettikleri ürünler üzerinden vergilerini ödeyip askeri hizmetlerini yerine getirirlerken artan vergi yüküne ve sürekli asker taleplerine karşı taşradaki idarecilerle yaşadıkları anlaşmazlıklar da bulunmaktadır. Bunların yanında yerleşik ahali ile yaşadıkları çatışmalarda ise ekili alanlara verilen tahribat ile yaylak ve kışlak anlaşmazlıkları başta gelirken yine yerleşik ahali ve birbirleri ile arazi anlaşmazlıkları yanında alacak ve borç meseleleri gibi çeşitli nedenlerle çıkan sorunlar söz konusudur. Yetiştirdikleri hayvanlar ve yaptıkları ziraatla ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağladıkları gibi saray ve ordu başta olmak üzere bulundukları sancaklar ile çevrelerinin, gıda ve hammadde ihtiyaçlarını karşılamışlar hatta besledikleri yük hayvanları ile taşımacılık alanında önemli rol oynamışlardır. Kültürel olarak aile anlayışlarından beslenme ve giyim kuşam alışkanlıklarına hatta dericilik ve dokuma alanına kadar eski Türk kültürünü aralarında yaşatmaktadırlar. Aynı zamanda zengin bir halk müziği birikimine de sahip olan Teke Yörükleri, bütün bu kültürel birikimlerini uzun yıllar yörede korudukları gibi geleneksel sosyo-kültürel yapıları içerisinde Türk kültürüne bağlılıklarını sürdürmektedirler.

19. yüzyılAşiretlerOymaklar+4
Mehmet Ak
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karahisar-ı Sahib Sancağı'na bağlı Han- Barçın ve Sandıklı kazalarındaki aşiretlere ait 1721 Numaralı Nüfus Defterinin değerlendirilmesi ve transkripsiyonu (H.1256/M.1840-1841)

Osmanlı Devleti tarihine yönelik araştırma yapılırken başvurulacak yazılı arşiv kaynakları içerisinde Nüfus Defterleri önemli bir yer tutar. Nüfus defterlerinde beşeri unsurlar, zaman ve mekan birlikteliği bir arada yer aldığı için demografik özelliklerin ve şehir tarihinin aydınlatılması bakımından oldukça önemlidir. Osmanlı Devleti'nde gerçek anlamda ilk nüfus sayımı II.Mahmud zamanında yapılmıştır. Yapılan bu sayımda özellikle askere alımlar için Müslümanlar, vergiler için Müslümanların yanında gayrimüslimlerin de kayıtları tutulmuştur. Daha önce yapılan sayımlar daha çok vergi mükelleflerini tespit amacıyla yapıldığından nüfus tespiti açısından yetersiz kalmıştır. Bu çalışmada, 1840-1841 yılı itibariyle Han-Barçın, Sandıklı kazalarındaki aşiretlerin, erkek Müslüman nüfusu hakkında bilgi verilmiştir. Aşiret nüfusu ve bu nüfusun fiziki özellikleri, yaşları, tespit edilip, elde edilen bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Han-Barçın, Sandıklı, Nüfus, Aşiret, 1721 Nüfus Defteri.

19. yüzyılAşiretlerKarahisar-ı Sahib+4
Hakan Emren
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
21

İlgili konular